1541.
aslında gece bin arkadaşa bedeldi. koşulsuz dinliyor cevabını yüreğime veriyordu.
devamını gör...
1542.
derin bir uykuya dalmak istiyorum
sabahı kötü olsa bile
akan uykumu tutmak istiyorum

bakmayın gözlerimin fersizliğine
zihnimde dağları delebiliyorum

şu kalem denen nane de olmasa
neyse

soğuk sularda
tir tir titremek istiyorum

gücüm kendime yetmiyor
düştükçe düşüyorum

sağlam yumruklara ihtiyacım var
kafaya bir sol kroşe
karın boşluğuna bir aparkat

kalbe olmaz
maazallah ölürüm
canım kıymetli*

elbette on olmadan da
kalkmak istiyorum
öptüğüm yerden

en son nerede öpmüştüm seni?

bak gördün mü tüm ciddiyeti bozuldu şiirin!
devamını gör...
1543.
seni tanımadığım renklere boyamışlar ya da sen bu renklerle kendini donatmışsın öyleyse ya daha yakınlaşmalı ya da olabildiğince uzaklaşmalı. mesafeyi koruyabilmek mümkün değil.

mat renkler ya da ara renkler değiliz.. doğanın insanlığa sunmadığı, belki eskaza bir kelebeğin kanatlarında rastlanabilecek cinsten renkler bunlar.. sende bilirsin ki kelebeğin ömrü kısadır, o renkleri görebilen insanoğlu da nadirdir. seni de beni de görmek bu kadar zorken, karşılaşmamız tam bir delilik olsa gerek. ya ben gelmeliyim ya sen, ya da ikimizde bilinmezliklerle başka bir imgelem kurmalıyız.

yakın durmak öyle zor ki bu hayat karmaşasında ve biz öyle tırtılımsı bir hayat yaşıyoruz ki, kelebek olduğumuzda buluşmaya ömürlerimiz yeter mi, aklımız başka yolculuklara akar mı bilinmez.

sadece cümlelerde çarpışmak mümkün gibi. öyleyse daha fazla yazmalı, yaşamın çıkmazlarını sözcüklerin sihriyle yıkmalı..

ben bu satırları hayatım boyunca hiçbir zaman birlikte olamayacağım ve aşık olduğum kıza yazmıştım ve bu satırları hiçbir zaman okuyamayacağını bildiğim için rahatlıkla yazıyorum.
devamını gör...
1544.
gün geçtikçe içimdeki boşluk büyüyor kocaman oluyor. yakında beni de yutacak içine. bu öyle bir kara delik ki ruhuma hançerleri saplıyor. içim kan ağlarken dışımda her şey güllük gülistanlıkmış gibi yapmaktan yoruldum da birazcık..
bazen insan istiyor ki, karşımdaki insana anlatmadan anlasın beni. ama ne büyük ne saçma bir istek öyle değil mi?
velhasıl diyeceğim o ki.. bu hayata karşı ne hevesim ne de umudum kaldı. sadece bekliyorum o kara deliğin beni yutmasını.. belki o gün yakındır...
devamını gör...
1545.
bugün kendimi, hep defter kitap kontrolü yapan kitap defterin olmayınca da bir ton azar yediğin hocanın, sınav haftasın bittikten sonra yazılı sorunca unuttum demesi gibi hissettim. herkesin küçükken aşık olduğu hoşlandığı ama kendisinden en az 15 yaş büyük olan ya karşı komşusu yada herhangi biri vardır ya benim o eczanedeki gökhan abimdi. hep aynı eczaneye giderdik oradakiler babaannemi ve beni bilirlerdi gökhan abi saçları uzun esmer bir abiydi gözümde de çok yakışıklı gelirdi, bugün aynı eczaneye girdik gökhan abinin orda olduğunu biliyordum çünkü bu konudan babaannemin haberi vardı ve konuşmuşlar gökhan abi ile gülüşmüşler çocukluk işte, evliymiş kendisi * bugün de annemle, annemin ilaçlarını almaya girdik gökhan abi ilk başta tanıyamadı sisteme girince soyadından tutturdu aa işte hoş geldiniz hypnos'da gözümüzün önünde büyüdü falan ben onun 4 yaşından beri biliyorum küçücüktü diye konuşurken bende sizi biliyorum iyisinizdir inşallah diye karşılık verdim konuştuk biraz utansam ve içimde bir burukluk olsa da konuşmak içimdeki küçük kızın mutlu olması da istemsiz sırıtmama neden olmadı değil.
devamını gör...
1546.
her ne zaman pencereyi açsam diyordu; oksijensiz kalmak tehlikesiyle beyinsizliğe maruz kalma tehlikesi arasında kalıyorum ve hangisinin zararlı olduğuna kesinkes kanaat getiremedim. gerçekten de beyinsizce konuşan basit insanların basit sözleri kadar insanı yıpratan bir şey yok; diğer yandan oksijen yetersizliği de gerçekten iyi hissetirmiyor. pencereyi açıp salak insanların boş muhabbetleri ve kahkahalarına kendimi maruz bırakmalı mıyım yoksa yeterince oksijen almamayı tercih ederek günü devam mı ettirmeliyim diye düşünürüm ve her zaman oksijensizliği tercih ederim, diyordu.
devamını gör...
1547.
insan bilmeden, bilmediği birisine mevsimler biriktirirmiş içinde,
başka nasıl açıklanır ki normalde durgun bir insanken sen,
o dünyanın bütün renklerini senin gördüğün gibi görsün diye ona anlatma çabanı...
"mavi bir gökyüzü" demiyorsun mesela, "muhteşem" diyorsun, "bak bulutlar ne güzel!"
ya da sonbahar o kadar da hüzünlü gelmiyor, dökülen yapraklar güzel bir fotoğrafın aksesuarı oluveriyor bir anda.
hatta çocuksu bir sevinç kaplıyor içini, o yapraklara basıyorsun onunla yürürken belki.
yani sen de ona doğuyorsun, batıyorsun, yağıyorsun ve esiyorsun...
sadece ona!
sadece onun yaptıkları önemli oluyor gözünde,
sadece onun ağzından seninle ilgili çıkan kelimeler...
sadece onun nasıl olduğu ilgilendiriyor seni; hasta mı, üşümüş mü, keyfi yerinde mi yoksa münasebetsizin birisi canını mı sıktı?
eve gidebildi mi? yolda fena bir şey oldu mu acaba diye kendinden önce onu düşünüyorsun, gereksiz evhamlar yapıyorsun.
deli bir merak ile hani çocuklar her şeyi öğrenmek ister ya onu bilmek istiyorsun...


turgut uyar "o çiçek açmamışsa mevsimi sen değilsindir. " diyor ya hani çok haklı!
ve cahit zarifoğlu ne güzel söylüyor; "onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir."

çok kısa iki benzer söz ama özettir bunlar lafın gediğine konduğu, üstüne başka söz gerektirmeyen ve de canını yakan muhatabının...

bazen olamıyorsunuz çünkü! bazen olamazsınız.
olamadığınızı bildiniz mi sessiz sessiz gidiniz efendim. herkes için en doğrusudur...


vazgeçtim... *
devamını gör...
1548.
ve ben yine yollardayım. yollar, iyi ki var... bir çanta, üç-beş parça kıyafet ve önüme gelen ilk otobüs; ısparta.
eğirdir gölü ve çevre yerleşimini yol üstünde bir kaç kere görmüştüm. şimdi, kendimi dağıtıp, toplamak için oraya gidiyorum. yollar iyi ki var. ne derler bilirsiniz "yolcudur abbas". kendimle bir ufak meselem var, çözüp geleceğim.
devamını gör...
1549.
bugün bir sezon finali niteliğindeydi hayatım. bazı defterler kapandı, kendi içimde hesaplarımı verdim, sezarların hakları teslim edildi enfes müzkler eşliğinde. tüm bunları roadtrip yaparken gerçekleştirdim. ölüm korkusunu yeniden yaşadım. oralardan dönüpte bu hayatın hakkını veremezsem büyük yazıklar olur. işbu sebeple özüme dönmenin vakti geldi. önce bi en dibe batayımda, kalkacağımı biliyorum nasılsa rahatlığı vardı hep. bunu değiştirebilir miyim bilmiyorum. emin olduğum bir şey varsa artık kalkma zamanı.

yeni sezon başlasın!
devamını gör...
1550.
kopamayan, takıntılı, bağlanma sorunu olan bir insanım sanırım. bunu neye dayanarak söylüyorum tam emin değilim. belki içimdeki mükemmeliyetçilik duygusu belki de kaybetmeyi sindirememe… kaybetmek derken; bu akşam işten çıkınca beni eve hızlıca ulaştıracak aracı yakalamak için koştururken her günkü ritüelim gereği anneme ben çıktım bilgisini verdim. sanki neden veriyorsam? neden mi veriyorsun? bu dünyada seni önemseyen insanlar listesinin başında annen yazıyor kızım… öyle şeyler deme, saçmalama…

bu bilgi haricinde işle alakalı kısa bir iletişim daha oldu. bu konuşmaları telefonla yaparken elbette kulaklık kullandım. elim kolum zaten dolu. telefonu kulağıma dayamam için ekstra bi kol daha gerekiyor. sonrasında ne oldu hatırlamıyorum. eve geldim kulaklık yok. arama çalışmalarım minibüsten indikten sonra başladı. ne yaşarsam yaşayayım geriye dönüp karanlık noktalara ışık tutmayı çok severim. yine aynısını yapmaya çalıştım. bu sefer ışığın gücü kalmamış, pili bilmiş, tozlanmış. halbuki yarım saat öncesi.

eve geldim anneme ve abime durumu anlattım. her ikisinin tepkisi aynı: “ ammaaaaannn üzülme güzelim, yenisini alırız.” ben yenisini istemiyorum ki. hem yeni “bazen” güzel gelmiyor. hele ki kaybettiğim bir şey söz konusu olunca. kendime kızıyorum. kendimi cezalandırıyorum. kendimle alıp veremediğim ne bilmiyorum. eşyalara, insanlara, anlamlara * anlam yüklemek beni çok yoruyor artık. bir şeylerin ters gitmesinden yoruldum. zihnimin bu kadar dağınık ve karışım olmasından yoruldum. yapmam gerekenleri unutmaktan yoruldum. kendimden yoruldum.

son olarak; kaybetmeyi sevmediğimi hissetmekten yoruldum…

bu arada beni eve hızlıca ulaştıracak araca da yetişemedim. ama içimdeki koşturma ve telaş duygusu her daim var. geç kalmış olmak beni alabora ediyor. yine de geç kalıyorum; bazen otobüse, bazen hayata, en çok bir insana…
devamını gör...
1551.
bilinçsizce dökülüyor sözcükler parmak uçlarından. tek tek intihar ediyor düşlerim, her kalem tutuşumda. ne bir gözyaşı dökülüyor ne de yas tutuluyor ardımdan. derin, sonsuz bir karanlık yerleşiyor ruhuma..
devamını gör...
1552.
bir ben var ki;
hayatın kıyısında,
cehennemin kapısında,
ateşin satışında,
ölümü bekliyor,
ömrünün yarısında,
bir sen var ki;
sessiz cigligimda,
ecel gibi sağımda,
bir bıçak gibi canımda,
zehir gibi kanımda...
bir sen var ki imkansız,
ne yanımda,
ne de yarinimda.
devamını gör...
1553.
özlemedim de çok göresim geldi seni, sevdiceğim.
devamını gör...
1554.
siz hiç içiniz kan revan içindeyken gülümsemek zorunda kaldınız mı?

haykırarak bağırmak isterken sözünüzü yutkunarak yuttunuz mu?

ben bugün bunu yaşadım bilmem kaçıncı kez.

üzülemiyorum bile artık, ne mutluluk ne üzüntü ikisi de yok ben de. bu hale nasıl geldim ben de bilmiyorum, bildiğim tek şey yoruldum sözlük.

beklemekten, umut etmekten her şeyden.

keşke beni bu kadar güçlü yaratmasaydın rabbim diyorum bazen.

hani dağına göre kar verirmiş derler ya belki öyledir.

ama dağın dili yok belki dile gelse benden çok daha fazlasını dillendirecek, benim dilim var ama sadece yoruldum demeye dönüyor.
devamını gör...
1555.
mutluluk nerede anne? nereye koyduysan oradadır deme sakın, nereye koyduğumu bilmiyorum anne.
mutlu nasıl olunur anne? ölmeden önce mutlu olabilecek miyim anne? insanları kafaya takmamayı neden öğretmedin bana anne?
devamını gör...
1556.
ey ahali ne olacak bu ülkenin hali.
devamını gör...
1557.
neyi istesek olmamaya yemin etmiş gibi sanki.
devamını gör...
1558.
öldür beni
tam da şu an
ellerim ellerinde
başım omuzunda
kokun burnumdayken
hem ellerinden
hem de yamacında olsun
son nefesimi verişim
başım gömülsün boynuna
ellerim ellerinden kayarken
sımsıkı tut ellerimi
son kez
küçük bir kelebeğin
hayatına girip çıkışı gibi
güzel ama acı bir gülümseme kaplasın
yıllar çizgili yüzünde...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
1559.
günler geçiyor da ben kenarından izliyormuşum gibi. her şeymişim de bir yandan hiçbir şeymişim gibi. nedenini bir türlü bulamadığım bir sıkıntı var uzun bir süredir. tam kaburgalarımın ortasında ,yerini de biliyorum ama nedenini bilmiyorum. görünürde iyiyim de , gerçekte nasılım bilmiyorum. kimseyi huzursuz etmemek adına gülümsüyorum sürekli; ama derinde, kıyıda beni rahatsız eden ulaşamadığım bir nokta var. sanki ona dokunsam her şey iyi olacak ama ne yaparsam yapayım, ulaşamıyorum.

gündelik rutinlerin arasındayım. ne istediğimi de tam bilemiyorum. kendime her gün, ertesi gün unutacağım sözler veriyorum. kendimle sorunum nedir bilmiyorum. ama bulmak için çabalıyorum.
devamını gör...
1560.
herkesin içinde aynı umut
bir gün düzelecek
bir gün rahat nefes alacağız

bir gün
bir kış günü
kapkaranlık gecede
ıssız caddede yürüyen adamı
mutlu hayal edeceğiz
daha değil ama
dedim ya bir gün diye

bir gün her şey yoluna girecek
doksan artıda gol olmuş da
finale çıkmış gibi
finalde kaybedeceğiz belki
ama üzülmeyeceğiz

peki ya o bir gün
hiç gelmezse
işte bunu kafandan at

biraz mutluluk mu istiyorum
bilemiyorum

bir nefes kadar yakın
bir ufuk kadar uzak...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim