normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
161.
senin adını yazmamak için alfabeden 4 harfi çıkardım, olmadı.
elime geçen tüm kalemleri kırdım, olmadı.
erişime kapattım her bir detayını, olmadı.
kahve'ye tövbe çektim içimde o kelime sen diye, olmadı.
sabah uyanınca ilk iş elimi telefona atıp seni sevmeyi bıraktım, olmadı
bir de üstüne bahar geldi diyorlar, bu hiç olmadı!
elime geçen tüm kalemleri kırdım, olmadı.
erişime kapattım her bir detayını, olmadı.
kahve'ye tövbe çektim içimde o kelime sen diye, olmadı.
sabah uyanınca ilk iş elimi telefona atıp seni sevmeyi bıraktım, olmadı
bir de üstüne bahar geldi diyorlar, bu hiç olmadı!
devamını gör...
162.
uzun zamandır yazmak istiyordum içten içe ancak ne o gücü bulabiliyordum kendimde ne de o motivasyonu. aslına bakarsanız şu anki yazma nedenimi de tam olarak bilmiyorum. günün akışında “aklımın boş olduğu günlerden biri” diye adlandırsam da bugünleri, o kadar iyi biliyorum ki içten içe her şeyi arkalara hapsedip önümdekini bitirme içgüdümün canlılığını, artık son damlasına varmışımdır belki de.
açıkçası yazdığım cümleyi tekrar okumayacağım için oldukça devrik, yazım yanlışları olan cümleler kurmuş bulunabilirim. okuyacak biri yoktur diye düşünüyorum genelde ama, ola ki okuyan biri çıkarsa şimdiden belirtmek istiyorum.
bu benim karalama defterimden alıntı bir bölüm ve kimseye herhangi bir şey anlatmak için yazmıyorum. teşekkürler.
her şeyim tam desem dahi, zihnimden ziyade kalbimi (?) oyalayamadığım bir dönemdeyim. geçirdiğim yıllar, süreçler ve yaşım itibarı ile hormonlarımın eskisine nazaran daha normal seviyelerde olmasından dolayı son birkaç aydır kendimi daha farklı görebiliyordum dışarıdan baktığımda.
şu yaşıma kadar asla olduğum yere, yaşa ait hissedemeyip hep o ait olduğum yeri aramaya yönelik yapsam da planlarımı, bugünlerde o kadar çok “sanırım olmak ve kalmak istediğim yaş aralığı bu” dedim ki, alışmış olduğum aranan kişilik modelimden biraz olsun sıyrıldığım için adeta çırılçıplak kaldım ortada.
kendimi psikolojik olarak koruyabilmeyi öğrenmişim örneğin yıllar içinde, ait olduğum yeri koruyabiliyorum artık.
tabii ki istediğim ben ve olduğum ben arasında oldukça fark var ancak, sanki şu an o denli memnunum ki şu halimden, istediğim şeylerin daha fazlasına kavuştuğumda (hepsi olabilirliği olan şeyler, imkansıza oynamıyorum ve bahsim aklımdaki “bluesther modeli” değil.) çok çok daha memnun ve huzurlu olacağımı bildiğim halde şu an nefes alabildiğimi fark ettiğim için burada da kalabilirim diyorum.
evet, yaşadığımı hissettiğim anları dahi unuttum, ki bu hissi tedavi edebileyim.
içimdeki boşluk yıllar sonra o kadar farklı bir boşluk ki, bu sefer beynimin içinde bir yerde değil. bu sefer iman tahtamın tam ortasında, nefes almamı da engelliyor çoğu zaman.
örneğin yarın için randevu aldım dahiliye doktorumdan. bu nefes aldıktan broşlarımın yapıştığını zannettiğim, sanki içimdeki boşluğun bir kısmının artık ciğerlerimi sakin sakin yemeye başladığını hissettiğim midemi bulandıran his için. gidip gitmeyeceğimi bile bilmiyorum şu an, yalnızca gerçek olup olmadığını öğrenmek istiyorum çünkü. vakalar bu haldeyken bu denli önemsiz bir şey için hayatımı/hayatımızı tehlikeye atmak istemiyorum.
inanın bilmiyorum ne yaparım. muhtemelen gitmeyeceğim.
öyle bir boşluk ki bu arada nükseden, sanki birileri iyileştikçe geçmişe saplanıp kalıyorum. sanki kendimi hiçbir zaman bulamayacağım, sanki kişisel menkıbem elimde yitip gideceğim…
geçen yıl bu zamanlarda da aynısını yapıyordum. yine yapıyorum, yapmamak için kaçtım haftalarca. bugün çok yorulmuşum, durmak zorunda kaldım.
madem burada kaldıysam, neden bu kadar acıyor göğsüm? midem neden bulanıyor?
ben burada kaldıysam, tüm güzel hisler için kaldım. yaşamak ve yaşadığımı hissetmek için kaldım. sorgulamalarımın ardı arkası kesilmese dahi onlara önemle dinleyip her birini cevapsızlığıyla sevmek için kaldım.
kaldım ve tutundum sıkı sıkı. hala da tutunuyorum ama bu sefer ellerim kaymıyor. bu sefer rüzgar o denli hızlı esiyor ki, esintiye kapılanlar bana çarpa çarpa beni yok ediyor.
ben ellerimi bırakabileceğimi sanmıyorum ama ellerimin gücü yitene kadar ben kişiliğinin kalacağına emin değilim.
ölüm zamanım geldiğinde bırakabileceğim bir parmağım olacağına emin değilim.
bu boşluk hiçbir zaman dolmayacak, bunu çok iyi biliyorum. kendimi topyekün zamanlar çerçevesinde istediğim kadar kabul edeyim, istediğim kadar etrafımdaki insanları olduğu gibi sevip savaşmayı bırakayım, hayatı tam anlamıyla akışına bırakayım veya tam tersini yapayım, bir elimle tutunup diğer elimle dizginleri tutayım, sevileyim, aşık olayım…
belki arada bir olduğu gibi o boşluğu görmezden gelebileceğim kadar mutlu, heyecanlı olacağım. ancak o yine beni ne yapıp ne edip bulacak ve biz birbirimizi yok edeceğiz.
kendimle yüzleşmekten çok korkuyorum. o yüzden ne yazdıysam hepsi ikinciye okumadığım cümleler.
alıntı yapıp burada paylaşmamın sebebi ise az sonra kağıtlarımı çöpe atacağım, bu en yakın tarihli olduğu için saklamak istiyorum.
artık kendimi unutmak istemiyorum ya da kendim olduğunu düşündüğüm kişiye içtenlikle inanmak istiyorum.
açıkçası yazdığım cümleyi tekrar okumayacağım için oldukça devrik, yazım yanlışları olan cümleler kurmuş bulunabilirim. okuyacak biri yoktur diye düşünüyorum genelde ama, ola ki okuyan biri çıkarsa şimdiden belirtmek istiyorum.
bu benim karalama defterimden alıntı bir bölüm ve kimseye herhangi bir şey anlatmak için yazmıyorum. teşekkürler.
her şeyim tam desem dahi, zihnimden ziyade kalbimi (?) oyalayamadığım bir dönemdeyim. geçirdiğim yıllar, süreçler ve yaşım itibarı ile hormonlarımın eskisine nazaran daha normal seviyelerde olmasından dolayı son birkaç aydır kendimi daha farklı görebiliyordum dışarıdan baktığımda.
şu yaşıma kadar asla olduğum yere, yaşa ait hissedemeyip hep o ait olduğum yeri aramaya yönelik yapsam da planlarımı, bugünlerde o kadar çok “sanırım olmak ve kalmak istediğim yaş aralığı bu” dedim ki, alışmış olduğum aranan kişilik modelimden biraz olsun sıyrıldığım için adeta çırılçıplak kaldım ortada.
kendimi psikolojik olarak koruyabilmeyi öğrenmişim örneğin yıllar içinde, ait olduğum yeri koruyabiliyorum artık.
tabii ki istediğim ben ve olduğum ben arasında oldukça fark var ancak, sanki şu an o denli memnunum ki şu halimden, istediğim şeylerin daha fazlasına kavuştuğumda (hepsi olabilirliği olan şeyler, imkansıza oynamıyorum ve bahsim aklımdaki “bluesther modeli” değil.) çok çok daha memnun ve huzurlu olacağımı bildiğim halde şu an nefes alabildiğimi fark ettiğim için burada da kalabilirim diyorum.
evet, yaşadığımı hissettiğim anları dahi unuttum, ki bu hissi tedavi edebileyim.
içimdeki boşluk yıllar sonra o kadar farklı bir boşluk ki, bu sefer beynimin içinde bir yerde değil. bu sefer iman tahtamın tam ortasında, nefes almamı da engelliyor çoğu zaman.
örneğin yarın için randevu aldım dahiliye doktorumdan. bu nefes aldıktan broşlarımın yapıştığını zannettiğim, sanki içimdeki boşluğun bir kısmının artık ciğerlerimi sakin sakin yemeye başladığını hissettiğim midemi bulandıran his için. gidip gitmeyeceğimi bile bilmiyorum şu an, yalnızca gerçek olup olmadığını öğrenmek istiyorum çünkü. vakalar bu haldeyken bu denli önemsiz bir şey için hayatımı/hayatımızı tehlikeye atmak istemiyorum.
inanın bilmiyorum ne yaparım. muhtemelen gitmeyeceğim.
öyle bir boşluk ki bu arada nükseden, sanki birileri iyileştikçe geçmişe saplanıp kalıyorum. sanki kendimi hiçbir zaman bulamayacağım, sanki kişisel menkıbem elimde yitip gideceğim…
geçen yıl bu zamanlarda da aynısını yapıyordum. yine yapıyorum, yapmamak için kaçtım haftalarca. bugün çok yorulmuşum, durmak zorunda kaldım.
madem burada kaldıysam, neden bu kadar acıyor göğsüm? midem neden bulanıyor?
ben burada kaldıysam, tüm güzel hisler için kaldım. yaşamak ve yaşadığımı hissetmek için kaldım. sorgulamalarımın ardı arkası kesilmese dahi onlara önemle dinleyip her birini cevapsızlığıyla sevmek için kaldım.
kaldım ve tutundum sıkı sıkı. hala da tutunuyorum ama bu sefer ellerim kaymıyor. bu sefer rüzgar o denli hızlı esiyor ki, esintiye kapılanlar bana çarpa çarpa beni yok ediyor.
ben ellerimi bırakabileceğimi sanmıyorum ama ellerimin gücü yitene kadar ben kişiliğinin kalacağına emin değilim.
ölüm zamanım geldiğinde bırakabileceğim bir parmağım olacağına emin değilim.
bu boşluk hiçbir zaman dolmayacak, bunu çok iyi biliyorum. kendimi topyekün zamanlar çerçevesinde istediğim kadar kabul edeyim, istediğim kadar etrafımdaki insanları olduğu gibi sevip savaşmayı bırakayım, hayatı tam anlamıyla akışına bırakayım veya tam tersini yapayım, bir elimle tutunup diğer elimle dizginleri tutayım, sevileyim, aşık olayım…
belki arada bir olduğu gibi o boşluğu görmezden gelebileceğim kadar mutlu, heyecanlı olacağım. ancak o yine beni ne yapıp ne edip bulacak ve biz birbirimizi yok edeceğiz.
kendimle yüzleşmekten çok korkuyorum. o yüzden ne yazdıysam hepsi ikinciye okumadığım cümleler.
alıntı yapıp burada paylaşmamın sebebi ise az sonra kağıtlarımı çöpe atacağım, bu en yakın tarihli olduğu için saklamak istiyorum.
artık kendimi unutmak istemiyorum ya da kendim olduğunu düşündüğüm kişiye içtenlikle inanmak istiyorum.
devamını gör...
163.
"gözlerinden akan altın ikhor her şeyi açıklar nitelikteydi. damarlarında dolaşan, onu o yapan sıvının gittikçe daha çok ısındığını hissediyordu. ellerini yavaşça göğe kaldırdı. daha önce hiç bu kadar hızlı atmayan kalbi bir anda parçalanacak gibiydi. güneşin sonsuz ışınları çevrelemişti onu. biliyordu, o da buradaydı. derin bir nefes aldı ve içindeki yücelikle işlenmiş, aydınlıkla boyanmış canavarı serbest bıraktı."
yazasım geldi.
yazasım geldi.
devamını gör...
164.
…
çocuğun içini huzur kapladı. sebebi , servi ağaçlarından dökülüp yeşil dallar arasından geniş maviliğe doğru savrulan polenler değildi. zaten onların ismi polen de değildi. pamuktu.
huzurunun ve mutluluğunun sebebi, ilerde bir taşın üstünde bastonuna dayanıp oturan ve yayılan iki koyununu izleyen mahallenin yaşlı adamına biraz sonra yapacağı iyiliklerdi. dakikalarca onu izlemişti.
yalnız ve yaşlı bir adam…
belki çok fakirdir diye söylenerek hızla mutfağa koştu.
‘’dişleri yoktur’’ diye düşündü, çünkü yaşlıların dişleri olmazdı.
bir bardak süt ve ekmek içi…
ihtiyar adamın yanına gidip sütü ve ekmeği ona verdi. adamcağız minnet duygusuyla çocuğa bakarken cebinden kanlı bir mendil çıkardı ve ağzını sildi. hastaydı.
‘’sen ölecek misin?’’ diye sordu çocuk.
‘’sen dua edersen ölmem’’ dedi yaşlı adam.
yaşlı adam diğer sene servi ağaçlarından gökyüzüne doğru savrulan o pamukları göremedi.
‘’tanrı beni duymadı’’ diye düşündü çocuk. gözleri doldu.
…
çocuk, sırtı parçalanmış ölü tavşanını komşularının bahçesinde toprağa yarı gömülü halde buldu. hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı. koca kulak bir haftadır en iyi arkadaşıydı. diğer arkadaşları onu öldürmüştü.
meğer köpekler tavşanları sevmezmiş, o gün öğrendi.
suçluluk duyuyordu. keşke beni parçalasalardı diye düşünerek sessizce ağladı. tavşan ‘ekşi’ kokuyordu, toprak da öyle. buna anlam veremedi.
toprağa düşen yağmur taneleri burnuna ekşi kokular taşıyordu. ihmalinin bedelini en sevdiği arkadaşını kaybederek ödemişti. onu tekrar canlandırması için tanrıya dua etti.
hiçbir şey olmadı.
‘’tanrı beni duymadı’’ diye düşündü çocuk, gözleri doldu.
…
o günden sonra kimseden bir şey isteyemedi. küsmekten korktu.
bir morg odasından çıktığında , bir mezarlık ziyaretinde , insanların ve tabiatın karanlık yüzlerine tanık olduğunda , bir kadını sevdiğinde , parmağı bir silahın metal tetiğini okşadığında ya da bir barda kravatını gevşetip kafayı çektiğinde …
tanrı ona seslendi.
çocuk, tanrıyı duymadı.
çocuğun içini huzur kapladı. sebebi , servi ağaçlarından dökülüp yeşil dallar arasından geniş maviliğe doğru savrulan polenler değildi. zaten onların ismi polen de değildi. pamuktu.
huzurunun ve mutluluğunun sebebi, ilerde bir taşın üstünde bastonuna dayanıp oturan ve yayılan iki koyununu izleyen mahallenin yaşlı adamına biraz sonra yapacağı iyiliklerdi. dakikalarca onu izlemişti.
yalnız ve yaşlı bir adam…
belki çok fakirdir diye söylenerek hızla mutfağa koştu.
‘’dişleri yoktur’’ diye düşündü, çünkü yaşlıların dişleri olmazdı.
bir bardak süt ve ekmek içi…
ihtiyar adamın yanına gidip sütü ve ekmeği ona verdi. adamcağız minnet duygusuyla çocuğa bakarken cebinden kanlı bir mendil çıkardı ve ağzını sildi. hastaydı.
‘’sen ölecek misin?’’ diye sordu çocuk.
‘’sen dua edersen ölmem’’ dedi yaşlı adam.
yaşlı adam diğer sene servi ağaçlarından gökyüzüne doğru savrulan o pamukları göremedi.
‘’tanrı beni duymadı’’ diye düşündü çocuk. gözleri doldu.
…
çocuk, sırtı parçalanmış ölü tavşanını komşularının bahçesinde toprağa yarı gömülü halde buldu. hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı. koca kulak bir haftadır en iyi arkadaşıydı. diğer arkadaşları onu öldürmüştü.
meğer köpekler tavşanları sevmezmiş, o gün öğrendi.
suçluluk duyuyordu. keşke beni parçalasalardı diye düşünerek sessizce ağladı. tavşan ‘ekşi’ kokuyordu, toprak da öyle. buna anlam veremedi.
toprağa düşen yağmur taneleri burnuna ekşi kokular taşıyordu. ihmalinin bedelini en sevdiği arkadaşını kaybederek ödemişti. onu tekrar canlandırması için tanrıya dua etti.
hiçbir şey olmadı.
‘’tanrı beni duymadı’’ diye düşündü çocuk, gözleri doldu.
…
o günden sonra kimseden bir şey isteyemedi. küsmekten korktu.
bir morg odasından çıktığında , bir mezarlık ziyaretinde , insanların ve tabiatın karanlık yüzlerine tanık olduğunda , bir kadını sevdiğinde , parmağı bir silahın metal tetiğini okşadığında ya da bir barda kravatını gevşetip kafayı çektiğinde …
tanrı ona seslendi.
çocuk, tanrıyı duymadı.
devamını gör...
165.
ben bugün iftira atılmış bir insanın elinden ekmeğinin alınmasına şahit oldum. hırsızlık yapmadı. işini aksatmadı. para karşılığı iş yerinden biriyle birlikte olmadı. görevini layıkıyla yapmaya çalıştı. dikkatliydi, soğukkanlıydı ve saygılıydı.
ben bugün insan nefsinin ne leş bir şey olduğunu gördüm. hırsın, şehvetin nefse zulmünü... insanın insana zulmüne şahit oldum. yakayı kurtarmak için yapılan riyakarlığı, güçlünün güçsüzü nasıl ezdiğini, namussuzluğun namusun karşısında nasıl da yükseldiğini gördüm.
içim acıdı...
ben bugün insan nefsinin ne leş bir şey olduğunu gördüm. hırsın, şehvetin nefse zulmünü... insanın insana zulmüne şahit oldum. yakayı kurtarmak için yapılan riyakarlığı, güçlünün güçsüzü nasıl ezdiğini, namussuzluğun namusun karşısında nasıl da yükseldiğini gördüm.
içim acıdı...
devamını gör...
166.
kördüğüm halka halka büyüyor ruhumun girdaplarında.
pencereden gökyüzüne bulutları toplamaya gidiyorum.
kıyılarıma vuran yorgun karanlık elimden tutuyor.
bulutlar yıldızlarla fidan dikiyorlar, gölgesine beni bekliyor fidanlar.
ağlak yağmur damlaları yatay yağıyor, rüya gemileri üzerinde onsuz diyarlara yolculuk ediyor.
kanatlarında papatya yetiştiren kuşlar aşk şiirleri saklıyor ötüşlerine.
yarın düne gebe, toprak kokusu evim. sensizlik bağırıyor bastığım yerler, dağlar pamuk oluyor akıyor nehirler boyunca. küllerin dolaşıyor ince ince damarlarımda. yaralarım, tarlalarda kalp yetiştirir her bir ruhuma.
pencereden gökyüzüne bulutları toplamaya gidiyorum.
kıyılarıma vuran yorgun karanlık elimden tutuyor.
bulutlar yıldızlarla fidan dikiyorlar, gölgesine beni bekliyor fidanlar.
ağlak yağmur damlaları yatay yağıyor, rüya gemileri üzerinde onsuz diyarlara yolculuk ediyor.
kanatlarında papatya yetiştiren kuşlar aşk şiirleri saklıyor ötüşlerine.
yarın düne gebe, toprak kokusu evim. sensizlik bağırıyor bastığım yerler, dağlar pamuk oluyor akıyor nehirler boyunca. küllerin dolaşıyor ince ince damarlarımda. yaralarım, tarlalarda kalp yetiştirir her bir ruhuma.
devamını gör...
167.
-efor, efor ve daha çok efor, bu sayede eksikliklerimi daha rahat görüyorum.
-neyi bildiğimden çok neyi bilmediğim, şu dönemde çok daha ciddi bir bilgi haline geldi.
-ne kadar böyle devam etmeli 'zaman' gösterecek, umarım yeterli olur.
-limite yaklaşmanın verdiği hissiyat ve limiti parçalama isteği paha biçilemez.
-bir dakika duraksamak istemiyorum ama ihtiyacım da var, dikkatli olmalıyım.
-her tasdik bir hayale neden oluyor, bunu bir engel haline getirmemeliyim.
-tek yürümenin faydasını tüketmek üzereyim.
-kalabalığa ihtiyaç duyabileceğimi düşünmezdim.
-tek endişemin üstüne gidip onu test etme vakti yakın.
-pek çok düşünceye karşı umutsuzluk göstermemem takdire şayan.*
-neyi bildiğimden çok neyi bilmediğim, şu dönemde çok daha ciddi bir bilgi haline geldi.
-ne kadar böyle devam etmeli 'zaman' gösterecek, umarım yeterli olur.
-limite yaklaşmanın verdiği hissiyat ve limiti parçalama isteği paha biçilemez.
-bir dakika duraksamak istemiyorum ama ihtiyacım da var, dikkatli olmalıyım.
-her tasdik bir hayale neden oluyor, bunu bir engel haline getirmemeliyim.
-tek yürümenin faydasını tüketmek üzereyim.
-kalabalığa ihtiyaç duyabileceğimi düşünmezdim.
-tek endişemin üstüne gidip onu test etme vakti yakın.
-pek çok düşünceye karşı umutsuzluk göstermemem takdire şayan.*
devamını gör...
168.
burası zaten dönemsel günlüğüm gibi o yüzden bu başlığı sonuna kadar kullanacağım bilginiz olsun.
devamını gör...
169.
çok istemene rağmen istenmediğin zamanlar olur ya işte o zamanki duygu hiçbir yerde yok.
bir insan bir yerde istenmiyorsa orası onun için bitmiştir. bir daha oraya gitmek istemez. karşı taraf istese de kalbi o yüzden kırılan biri bir daha oraya gitmek istemez gitse bile kalbi kırıktır hep.
bir insan bir yerde istenmiyorsa orası onun için bitmiştir. bir daha oraya gitmek istemez. karşı taraf istese de kalbi o yüzden kırılan biri bir daha oraya gitmek istemez gitse bile kalbi kırıktır hep.
devamını gör...
170.
kendi dediğine kendisi de inanmayan bir kişi başlığı.
devamını gör...
171.
çok sevdiğim halde beni yanında istemedi başka şeyleri bahane etti gönderdi beni. işte bana o çok koydu. bir gece yarısı uykum olmasına rağmen bu kalp kırıklığı yüzünden uyuyamam. içimde bir ağlama hissi var ki yapamıyorum. güçsüz görünmek istemiyorum kimseye...
devamını gör...
172.
reçine. at kılı. kavak ağacı. reçine. yorgan. çiş. reçine. yumurta. mutlu. sigara. reçine. çekirdek. tabak. kızgın. git. gideme. vazgeç. vazgeçeme. alış. alışama. sev. seveme. git. gideme. reçine. böcek. iğde çiçeği. ıhlamur.
incir ağacında sallanıp duran bir çocukluğu kurtarmak için emek. başarısız. ağaç kesilir. birinin penceresindeki dalları karlı erik. kökleri zihnine çullanmış ağaç. bir gün ağaç olmak için mi köklerinden kurtulmak isteyecek? şaşılırdı buna.
"okuyabilsek çok ilginç olabilirdi bence."
incir ağacında sallanıp duran bir çocukluğu kurtarmak için emek. başarısız. ağaç kesilir. birinin penceresindeki dalları karlı erik. kökleri zihnine çullanmış ağaç. bir gün ağaç olmak için mi köklerinden kurtulmak isteyecek? şaşılırdı buna.
"okuyabilsek çok ilginç olabilirdi bence."
devamını gör...
173.
sarkacımdan asıldım
o nedenle sabit muhtıralar veriyor zaman
kahvenin köpüğünden
az sonra gemi bile geçer
insan hiçliğe bi davransa
sigortası atmazdı tutankhamun'un
o nedenle sabit muhtıralar veriyor zaman
kahvenin köpüğünden
az sonra gemi bile geçer
insan hiçliğe bi davransa
sigortası atmazdı tutankhamun'un
devamını gör...
174.
benim karalama defterimde şiirler, yazılar falan yok. eğer buraya fotoğraf atmayı bilseydim eskiz defterimden güzel bir çizimle tanımımı tamamlamak isterdim. kısmet değilmiş.
devamını gör...
175.
bazen yaşadıklarımız bedenen ve zihnen bizi zorlar..
tam o sınır işte soyutlandığım nokta.. bir dalga sesi duymak isterim, sıcak bir güneş son ışıklarını saçlarımda eritsin, mevsim farketmesin..sadece bir rüzgar essin en ılığından ve burnuma tuzlu bir deniz kokusu gelsin, hep tanıdığımı hissettiğim o ses küçük bir melodi mırıldansın günlerce sesi kulağımda kalsın uzun uzadıya çalsın o yumuşacık tınısı.. içimi ısıtan tebessüm. bir yağmur yağsın, delirmişçesine gökyüzünden düşen başıboş damlalar her gün insanların birbirine karışması gibi birbirlerini düşünmeden savrulsun, hiçbir damla bir diğerini düşünmeden dökülsün.. toprağı dövercesine yağan yağmurdan sonra süzülsün ince bir toprak kokusu havaya yükselsin.. kokuyu görmek olsun amacım gözlerimi kapatıp kokuyu hissedebilmek.. hiç tanımadığın birinin kokusunu..
şimdi bir kış günü olsun buz gibi bir ankara soğuğu yüzüklerimden başlasın dondurmaya ellerimi, içime çektiğim nefesin soğuğu göğüs kafesimi doldursun camın tuzla buz olması gibi .. eski bir sokakta küçücük bir dükkan..sıcacık bir salep kokusu tüm sokağa yayılmış, bir bardak salep üzerine serpilen tarçının kokusu beni alıp götürsün eski bir anıya.. her yudum ısıtsa içimi sakin bir heyecan duysam.. kimsenin olmadığı bu boş sokakta kirpiklerime düşse ilk kar tanesi.. kulağımda o hiç tanımadığım yıllardır içimde var olan tanıdık ses .. bir ses nasıl bu kadar tertemiz olabilir soyut ama bir o kadar gözlerimin önüne serilen o ses, tüm ihtimalleri sonlandırabilecek güzellikte ama asla olmayacak olanı beklemek gibi bir ses.. en sevdiğim şarkıyı en hüzünlü günümde dinlemek gibi sadece o ses var ötesi yok. yürüyorum kar taneleri birbiri ardına düşüyor bazıları bir kuş tüyü estetiğinde adeta süzülüyor. öyle çok yağıyor ki hepimiz dünya kar küresinde sallanmış ve bir yere oturtulmuş gibiyiz.. dönüyoruz. yürüyorum bu eski sokak beni cezbediyor en sevdiğim şey çıkıyor karşıma kokularını tarif edemediğim eski binlerce kitap binlerce anı..küçük bir zil sesiyle aralıyorum kapıyı sahafta tüm kitaplar bir şey fısıldıyor, elime hangisini alsam anlatacak çok şeyi var duyuyorum. sayfaları hızlıca karıştırırken o eski paha biçilmez anıların dokusunu hissediyorum bazen notlar ,bazen kurutulmuş bir çiçekle karşılıyor beni...sonsuz mutluyum başka hayatlarla buluştuğum bu noktada..
yazacak çok şeyim var ama bazen sadece susmak gerek bazen kör olmak bazen o sese kulağını kapamak.. onun farklı olduğunu düşündüğümüz o an aslında herkes gibi sıradan olduğunu görmek, herkes kadar kendine düşkün, bencilliğin tüm oluşan o güzel bağı yıkması. keşke bu kadar sığ olmasa gerçeklikler. ama bazen bu kadardır işte size gösterilenin altında yatan sadece bu kadar dahası yok.
tam o sınır işte soyutlandığım nokta.. bir dalga sesi duymak isterim, sıcak bir güneş son ışıklarını saçlarımda eritsin, mevsim farketmesin..sadece bir rüzgar essin en ılığından ve burnuma tuzlu bir deniz kokusu gelsin, hep tanıdığımı hissettiğim o ses küçük bir melodi mırıldansın günlerce sesi kulağımda kalsın uzun uzadıya çalsın o yumuşacık tınısı.. içimi ısıtan tebessüm. bir yağmur yağsın, delirmişçesine gökyüzünden düşen başıboş damlalar her gün insanların birbirine karışması gibi birbirlerini düşünmeden savrulsun, hiçbir damla bir diğerini düşünmeden dökülsün.. toprağı dövercesine yağan yağmurdan sonra süzülsün ince bir toprak kokusu havaya yükselsin.. kokuyu görmek olsun amacım gözlerimi kapatıp kokuyu hissedebilmek.. hiç tanımadığın birinin kokusunu..
şimdi bir kış günü olsun buz gibi bir ankara soğuğu yüzüklerimden başlasın dondurmaya ellerimi, içime çektiğim nefesin soğuğu göğüs kafesimi doldursun camın tuzla buz olması gibi .. eski bir sokakta küçücük bir dükkan..sıcacık bir salep kokusu tüm sokağa yayılmış, bir bardak salep üzerine serpilen tarçının kokusu beni alıp götürsün eski bir anıya.. her yudum ısıtsa içimi sakin bir heyecan duysam.. kimsenin olmadığı bu boş sokakta kirpiklerime düşse ilk kar tanesi.. kulağımda o hiç tanımadığım yıllardır içimde var olan tanıdık ses .. bir ses nasıl bu kadar tertemiz olabilir soyut ama bir o kadar gözlerimin önüne serilen o ses, tüm ihtimalleri sonlandırabilecek güzellikte ama asla olmayacak olanı beklemek gibi bir ses.. en sevdiğim şarkıyı en hüzünlü günümde dinlemek gibi sadece o ses var ötesi yok. yürüyorum kar taneleri birbiri ardına düşüyor bazıları bir kuş tüyü estetiğinde adeta süzülüyor. öyle çok yağıyor ki hepimiz dünya kar küresinde sallanmış ve bir yere oturtulmuş gibiyiz.. dönüyoruz. yürüyorum bu eski sokak beni cezbediyor en sevdiğim şey çıkıyor karşıma kokularını tarif edemediğim eski binlerce kitap binlerce anı..küçük bir zil sesiyle aralıyorum kapıyı sahafta tüm kitaplar bir şey fısıldıyor, elime hangisini alsam anlatacak çok şeyi var duyuyorum. sayfaları hızlıca karıştırırken o eski paha biçilmez anıların dokusunu hissediyorum bazen notlar ,bazen kurutulmuş bir çiçekle karşılıyor beni...sonsuz mutluyum başka hayatlarla buluştuğum bu noktada..
yazacak çok şeyim var ama bazen sadece susmak gerek bazen kör olmak bazen o sese kulağını kapamak.. onun farklı olduğunu düşündüğümüz o an aslında herkes gibi sıradan olduğunu görmek, herkes kadar kendine düşkün, bencilliğin tüm oluşan o güzel bağı yıkması. keşke bu kadar sığ olmasa gerçeklikler. ama bazen bu kadardır işte size gösterilenin altında yatan sadece bu kadar dahası yok.
devamını gör...
176.
şu an çok mutluyum. güzel bir yemek yedim, hava kapalı ve çok güzel, kulağımda güzel bir şarkı* çalıyor.
bir iki sene öncesi olsa bunlar bana çok sıradan gelirdi. sanırım durum giderek kötüleştiğinden böyle ufak şeyler bile insana bulunamaz geliyor.
bir iki sene öncesi olsa bunlar bana çok sıradan gelirdi. sanırım durum giderek kötüleştiğinden böyle ufak şeyler bile insana bulunamaz geliyor.
devamını gör...
177.
karalama diyo ama?
olumsuz emir cümlesi mi, emin olamadım. şöyle küçük küçük karalasam kim anlar ki?
hiç!
iki satır daha yazar giderim, kimse anlamaz bile burada olduğumu. ne dicektim ben, onu unutmadan yazayım.
günaydın.
gününe böyle dokunmama izin var mı?
anca bu geliyor elimden çünkü, bir sürü harf, bir sürü kelimeye gebe ama aklıma yetişemiyor, gönlüme erişemiyor.
bakiym bi? daha yazarım ya, anlamazlar.
anlamazlar mı sahi?
emin misin bundan kadın?
oysa ben anlarım ve eminim.
günaydın.
olumsuz emir cümlesi mi, emin olamadım. şöyle küçük küçük karalasam kim anlar ki?
hiç!
iki satır daha yazar giderim, kimse anlamaz bile burada olduğumu. ne dicektim ben, onu unutmadan yazayım.
günaydın.
gününe böyle dokunmama izin var mı?
anca bu geliyor elimden çünkü, bir sürü harf, bir sürü kelimeye gebe ama aklıma yetişemiyor, gönlüme erişemiyor.
bakiym bi? daha yazarım ya, anlamazlar.
anlamazlar mı sahi?
emin misin bundan kadın?
oysa ben anlarım ve eminim.
günaydın.
devamını gör...
178.
çok garip fakat bazen kendimi bir yanılsama olarak görürüm. sanki geçmişte bir yerlerde bir trafik kazası geçirmişim gibi hissettirir. yerde üzerinde gazeteyle örtülmüş bir ceset bana ait olan. hatta durun bir saniye ben de ordayım. bir sigara elimde ve yoldan geçiyorum. kazayı görüyorum ve cık cık çok yazık.. diyerek devam ediyorum. artık eski ben orda yitip gitmiş gibi. zamanda ani bir kırılma yaşanmış gibi. orda bir şeyler.. 27.cadde'de bir kaza olmuş olamaz mı.. orada bir şeyler var.
something in the way... hmmm ğmmm hmm.
something in the way... hmmm ğmmm hmm.
devamını gör...
179.
güzel insan aramakla insandaki güzelliği aramak arasında derin bir fark var. “güzel insan” dediğimizde göreceli bir kavramdan bahsederken “insandaki güzellik” dediğimiz zaman iş bambaşka bir boyuta taşınıyor.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
devamını gör...
180.
çocukken girilmesi yasak salona gizlice dalıp o sahte kristallerin duvarlarda renklere dağılmasını çocuk ellerimle yakalamaya çalışırken ki his işte.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4