normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
4561.
4562.
öyle çaresiz bırakıyorsun ki beni,
öyle aralamışsın kapını
ne girebileceğim kadar geniş
ne vazgeçebilecegim kadar dar.
öyle aralamışsın kapını
ne girebileceğim kadar geniş
ne vazgeçebilecegim kadar dar.
devamını gör...
4563.
hayat bazen dünyaya erkek olarak gelip, daha sonra türlü plastik cerrahi operasyonlar geçirdikten sonra cinsiyet değiştiren eşcinsel kişinin “erkek olsam nasıl görünürdüm” diye yaptığı paylaşım kadar saçma olabiliyor.
devamını gör...
4564.
kaç gündür çok üzgünüm sözlük :( ferdi tayfur öldü. anılarımdan en güzellerinin eksildiğini hissediyorum. filmleriyle, şarkılarıyla büyümüştüm. aşırı üzgünüm diyecek başka sözüm yok.
devamını gör...
4565.
algoritma kurbanıyım, ınstagramdan geliyorum.
arka arkaya bir kaç videoya denk geldim, çok doldu içim bir kaç kelam etmek istedim.
reelde sanalda acılarla dolu, küçük çocuklar, yaşlı insanlar, çalışan kesim hepsi sıkıntıda herkes mutsuz.
hali vakti yerinde olan birisinin çocuğu oyuncaklarıyla oynarken kağıt toplayarak hayatta kalmaya çalışan birisinin çocuğunun onu nasıl bir istek ve çaresizlik içinde izlediğini gördüm.
lokmam boğazıma dizildi, yutamadım. oğlum yanımdaydı ona sarılmak geldi içimden, onu da yapamadım. çok ağır geldi bu video, sırtıma iki öküz aldım yokuş yukarı tırmanıyorum sanki.
bu dünyada adalet yok, bir gün bunun olacağına dair en ufak bir ümidim de yok.
evet birileri bu dünyanın gerçekten tadını alıyor, ama çoğunluk her alanda göçük altında kalmış gibi.
düşünüyorum da, herkese karşı adil olan tek şey ölümün kendisi. en azından kimseye iltimas geçmiyor. düşünün yani bu yaşadığımız alemdeki en adil şey aklımıza gelince bir çoğumuzu titreten ölüm yani.
öyle boktan bir düzen, öyle rezil bir hâl.
oysa hepimize tatmak için verilmiş bu yaşam hakkı, kiminin çilesi kiminin eğlencesi olmuş.
itirazım var(!) ama elden bir şey de gelmiyor. arada derede ufak tefek bir şeyler yapabiliyorsak ne âlâ bu da kendimce bir başkaldırı.
sabaha kadar yazabilirim bu hususta ama, faydası yok.
artık bu işkence halini kaldıramıyorum, bunu kendim için de söylemiyorum çok şükür yaradana pek bi yokluk görmedim. ama görenlerin acısını çaresizliğini kalbimin tam ortasında hissedebiliyorum. şu durumda bile ben rahatsız olabiliyorsam yaşayana sorsan ne der kim bilir ...
arka arkaya bir kaç videoya denk geldim, çok doldu içim bir kaç kelam etmek istedim.
reelde sanalda acılarla dolu, küçük çocuklar, yaşlı insanlar, çalışan kesim hepsi sıkıntıda herkes mutsuz.
hali vakti yerinde olan birisinin çocuğu oyuncaklarıyla oynarken kağıt toplayarak hayatta kalmaya çalışan birisinin çocuğunun onu nasıl bir istek ve çaresizlik içinde izlediğini gördüm.
lokmam boğazıma dizildi, yutamadım. oğlum yanımdaydı ona sarılmak geldi içimden, onu da yapamadım. çok ağır geldi bu video, sırtıma iki öküz aldım yokuş yukarı tırmanıyorum sanki.
bu dünyada adalet yok, bir gün bunun olacağına dair en ufak bir ümidim de yok.
evet birileri bu dünyanın gerçekten tadını alıyor, ama çoğunluk her alanda göçük altında kalmış gibi.
düşünüyorum da, herkese karşı adil olan tek şey ölümün kendisi. en azından kimseye iltimas geçmiyor. düşünün yani bu yaşadığımız alemdeki en adil şey aklımıza gelince bir çoğumuzu titreten ölüm yani.
öyle boktan bir düzen, öyle rezil bir hâl.
oysa hepimize tatmak için verilmiş bu yaşam hakkı, kiminin çilesi kiminin eğlencesi olmuş.
itirazım var(!) ama elden bir şey de gelmiyor. arada derede ufak tefek bir şeyler yapabiliyorsak ne âlâ bu da kendimce bir başkaldırı.
sabaha kadar yazabilirim bu hususta ama, faydası yok.
artık bu işkence halini kaldıramıyorum, bunu kendim için de söylemiyorum çok şükür yaradana pek bi yokluk görmedim. ama görenlerin acısını çaresizliğini kalbimin tam ortasında hissedebiliyorum. şu durumda bile ben rahatsız olabiliyorsam yaşayana sorsan ne der kim bilir ...
devamını gör...
4566.
tanri kompleksi, fazla erkeksi,
herkes pisti terk etsin
herkes pisti terk etsin
devamını gör...
4567.
bir zamanlar uzak bir dağ köyünde bir zen ustası ve öğrencisi yaşarmış. bir gün öğrencisi ustasına sormuş:
-usta hayatın anlamını arıyorum ne yapmalıyım?
usta gülümsemiş ve öğrencisini bir tepeye çıkarmış. aşağıdaki manzarayı göstererek şöyle demiş:
--bu dağ, bu ağaçlar, bu toprak. her şey kendi yerinde, olduğu gibi.
eğer hayatı anlamaya çalışıyorsan bu dağ gibi ol. huzurlu, sabırlı ve anı yaşa.
öğrenci tekrar sormuş;
-peki usta bu anlamı nasıl bulacağım?
usta cebinden bir taş çıkarıp yere bırakmış. bir süre taşı izleyip şöyle demiş;
-- taş buradadır. çünkü var olması gerektiği yer burasıdır. taş kendini aramaz, var olur. sen de hayatını taş gibi yapmalısın. arama, ol.
öğrenci biraz düşündükten sonra, anlamış: anlam, ne aramakta ne de bulmakta. o, sadece “olmak”tadır.
-usta hayatın anlamını arıyorum ne yapmalıyım?
usta gülümsemiş ve öğrencisini bir tepeye çıkarmış. aşağıdaki manzarayı göstererek şöyle demiş:
--bu dağ, bu ağaçlar, bu toprak. her şey kendi yerinde, olduğu gibi.
eğer hayatı anlamaya çalışıyorsan bu dağ gibi ol. huzurlu, sabırlı ve anı yaşa.
öğrenci tekrar sormuş;
-peki usta bu anlamı nasıl bulacağım?
usta cebinden bir taş çıkarıp yere bırakmış. bir süre taşı izleyip şöyle demiş;
-- taş buradadır. çünkü var olması gerektiği yer burasıdır. taş kendini aramaz, var olur. sen de hayatını taş gibi yapmalısın. arama, ol.
öğrenci biraz düşündükten sonra, anlamış: anlam, ne aramakta ne de bulmakta. o, sadece “olmak”tadır.
devamını gör...
4568.
yaklaşık 3 aylık derin bir bunalımın ardından nihayet kendime gelmeye başladım. öyle zor bir dönemdi ki benim için. kendimle sert bir yüzleşme yaşadım, altından kalkamadım bir süre. beni bu kadar çok sarsan şey de buydu zaten. meğer benim asla kabullenmediğim, kabullenmek istemediğim ne çok gerçek varmış. insanlara tutunmak için ne kadar çok bahane üretiyormuşum. içimdeki boşluğu hep başkalarıyla doldurmaya çalışıyormuşum. her daim emek veren, çok seven, bir şeyleri feda eden taraf benmişim. her şey bu yüzden bu kadar zormuş meğer.
bu 3 ayın 2 ayı istisnasız her gün ağlamakla geçti. ilk başlarda ağladığım belli bir şey vardı evet ama sonrasında durduk yere ağlama atakları geçirmeye başladım. otobüste, banyoda, ders çalışırken, yemek yerken... sonra çok sigara içmeye de başladım, öyle ki bazen günde 2 pakete kadar. baya da yalnızlaştım. bir gün kendimi o kadar kötü hissettim ki sadece yanımda biri olsun istedim. yaklaşık 15 kişiye yazdım buluşmak için, konuşmak için. hiçbiri müsait değildi. ben olsaydım iki elim kanda olsa bir çaresini bulurdum mesela. bunu düşünüp üzüldüm bir süre. herkesin iyi ve kötü her gününe yetişip de günün sonunda telefona kimse çıkmayınca, kimse sizi dinlemek istemeyince baya bir koyuyor normal olarak.
sonra bir de bir zamanlar çok sevdiğim, uğruna hayalimi ertelediğim ama artık bakarken midemin bulandığı bir insanı, beni bu kadar tetikleyip boşluğa düşüren kişiyi her gün görmek zorunda olmam vardı tabi. o ve onun storyler üzerinden yaptığı göndermeler, aklımdan asla çıkmayan o son konuşma, bana reva gördüğü şey... çok kalp kırıcıydı. diyeceksiniz ki neden takipten çıkmadın değil mi? haklısınız. ama saplantı haline getirmekten çok korktum. o yüzden oluruna bırakmıştım. zaten çok da iplemediğimi anlamış olacak ki kendisi çıktı takipten. ben de engelledim. o kadar rahatladım ki anlatamam. çok şükür dedim, dünya varmış.
gerçekten bütün duygularımın köreldiği ve sadece günü kurtarmak için yaşadığım bir süreçti bu. insan allah'a sabah olmasın diye dua eder mi? ben ediyordum işte. içimde hiçbir istek, azim, tat yoktu. bunlar çok büyük nimetmiş arkadaşlar. hissedebilmek gerçekten çok büyük bir hediyeymiş. olumlu duyguları geçtim üzüntü, kırgınlık, öfke falan bile yoktu içimde, samandan farksızdım yani anlayacağınız. yapabildiğim tek şey ağlamaktı, onun da nedenini bile bilmiyordum artık. sonra destek almak istediğime karar verdim. konuyu anneme açtım. durumun ciddiyetinin farkındaymış zaten, ne gerekirse hallederiz beraber sen rahat ol dedi.
işte attığım bu küçük adım beni gerçekten toparladı. ilk başta psikoloğa gideyim falan diyordum ama son anda başka bir şey denemeye karar verdim, daha farklı bir yöntem. ne olduğunu paylaşmayacağım ama inanmayan ya da gerçekten istemeyen bir insanın fayda görebileceği bir şey değil. öyle işte. bana çok iyi geldi. çok şükür kısa sürede toparlandım. şu an sadece kendimi düşünüyorum ciddi manada, olması gereken buymuş zaten.
bütün arkadaşlarımla da arama mesafe koydum. mesajlara, aramalara falan da bakmıyorum. inat olsun diye değil, içimden gelmiyor artık. hiçbir anlam ifade etmiyor benim için. gerçekten umrumda değil çünkü. kendimle daha fazla vakit geçirmeye başladım ama bu sefer gerçekten keyif alarak. alışveriş yapıyorum, kahve içiyorum, yürüyorum... tek ihtiyacım olan şey kendime yetebilmekmiş. insanlara yetişme telaşından kendimi unutmuşum. anın tadını çıkarmak gerçekten harika bir şeymiş, insan kendi hissetmeyene kadar anlamıyor.
gerçekten çok iyiyim. enerjim de keyfim de gayet yerinde. sigarayı çok çok az içiyorum merak etmeyin. okulu da biraz gevşettim, öyle ki hayatımda ilk kez bir dersten kalacağım galiba. olsun, canımdan kıymetli değil düzeltirim. boşvermeyi ben de hak ediyorum.
haftaya bugün doğum günüm. sıfır heyecan. kendimden eminlik var sadece. hayatımın dönüm noktası olacağına emin olduğum bir dönem. yeni bana merhaba, eskiye elveda diyeceğim. tek başıma kutlayacağım yüksek ihtimalle. bilmiyorum. karar verme işini son ana bıraktım. umarım daha dolduracak çok sayfam vardır.
bu 3 ayın 2 ayı istisnasız her gün ağlamakla geçti. ilk başlarda ağladığım belli bir şey vardı evet ama sonrasında durduk yere ağlama atakları geçirmeye başladım. otobüste, banyoda, ders çalışırken, yemek yerken... sonra çok sigara içmeye de başladım, öyle ki bazen günde 2 pakete kadar. baya da yalnızlaştım. bir gün kendimi o kadar kötü hissettim ki sadece yanımda biri olsun istedim. yaklaşık 15 kişiye yazdım buluşmak için, konuşmak için. hiçbiri müsait değildi. ben olsaydım iki elim kanda olsa bir çaresini bulurdum mesela. bunu düşünüp üzüldüm bir süre. herkesin iyi ve kötü her gününe yetişip de günün sonunda telefona kimse çıkmayınca, kimse sizi dinlemek istemeyince baya bir koyuyor normal olarak.
sonra bir de bir zamanlar çok sevdiğim, uğruna hayalimi ertelediğim ama artık bakarken midemin bulandığı bir insanı, beni bu kadar tetikleyip boşluğa düşüren kişiyi her gün görmek zorunda olmam vardı tabi. o ve onun storyler üzerinden yaptığı göndermeler, aklımdan asla çıkmayan o son konuşma, bana reva gördüğü şey... çok kalp kırıcıydı. diyeceksiniz ki neden takipten çıkmadın değil mi? haklısınız. ama saplantı haline getirmekten çok korktum. o yüzden oluruna bırakmıştım. zaten çok da iplemediğimi anlamış olacak ki kendisi çıktı takipten. ben de engelledim. o kadar rahatladım ki anlatamam. çok şükür dedim, dünya varmış.
gerçekten bütün duygularımın köreldiği ve sadece günü kurtarmak için yaşadığım bir süreçti bu. insan allah'a sabah olmasın diye dua eder mi? ben ediyordum işte. içimde hiçbir istek, azim, tat yoktu. bunlar çok büyük nimetmiş arkadaşlar. hissedebilmek gerçekten çok büyük bir hediyeymiş. olumlu duyguları geçtim üzüntü, kırgınlık, öfke falan bile yoktu içimde, samandan farksızdım yani anlayacağınız. yapabildiğim tek şey ağlamaktı, onun da nedenini bile bilmiyordum artık. sonra destek almak istediğime karar verdim. konuyu anneme açtım. durumun ciddiyetinin farkındaymış zaten, ne gerekirse hallederiz beraber sen rahat ol dedi.
işte attığım bu küçük adım beni gerçekten toparladı. ilk başta psikoloğa gideyim falan diyordum ama son anda başka bir şey denemeye karar verdim, daha farklı bir yöntem. ne olduğunu paylaşmayacağım ama inanmayan ya da gerçekten istemeyen bir insanın fayda görebileceği bir şey değil. öyle işte. bana çok iyi geldi. çok şükür kısa sürede toparlandım. şu an sadece kendimi düşünüyorum ciddi manada, olması gereken buymuş zaten.
bütün arkadaşlarımla da arama mesafe koydum. mesajlara, aramalara falan da bakmıyorum. inat olsun diye değil, içimden gelmiyor artık. hiçbir anlam ifade etmiyor benim için. gerçekten umrumda değil çünkü. kendimle daha fazla vakit geçirmeye başladım ama bu sefer gerçekten keyif alarak. alışveriş yapıyorum, kahve içiyorum, yürüyorum... tek ihtiyacım olan şey kendime yetebilmekmiş. insanlara yetişme telaşından kendimi unutmuşum. anın tadını çıkarmak gerçekten harika bir şeymiş, insan kendi hissetmeyene kadar anlamıyor.
gerçekten çok iyiyim. enerjim de keyfim de gayet yerinde. sigarayı çok çok az içiyorum merak etmeyin. okulu da biraz gevşettim, öyle ki hayatımda ilk kez bir dersten kalacağım galiba. olsun, canımdan kıymetli değil düzeltirim. boşvermeyi ben de hak ediyorum.
haftaya bugün doğum günüm. sıfır heyecan. kendimden eminlik var sadece. hayatımın dönüm noktası olacağına emin olduğum bir dönem. yeni bana merhaba, eskiye elveda diyeceğim. tek başıma kutlayacağım yüksek ihtimalle. bilmiyorum. karar verme işini son ana bıraktım. umarım daha dolduracak çok sayfam vardır.
devamını gör...
4569.
gecenin bir yarısı kalbimin sesini dinliyorum kulaklarımı sağar edercesine tik tak tik tak. buda benim ruhumun terapisi. bir film izlemek ya da bir müzik dinlemek gibi değil. geçmiş uzunca bir hayat ve aklıma gelen bir kaç kırıntı şey. mutluluk ve pişmanlık. ikiside var. kimseninki mükemmel değilde ısrarla sınırsız mutluluğun peşinden koşmakta yoruyor insanı. sigarada tıkıyor insanı. alkolü bıraktım. uykusuz bir bedenim uyanık bir zihnim var. hepinizmi böyle lan.
devamını gör...
4570.
kafamın içi karalama defteri oldu.. karalayacak hiçbir yer kalmadı.. şimdi siyah bir defter..
devamını gör...
4571.
en sevdiğim rüyalardan birini gördüm bugün. köy okulumu… anasınıfından 8. sınıfa kadar canım köyümün okulunda okudum ben ve özlemimden olsa gerek arada sırada rüyalarıma girer. hep çocukken olduğumuz gibi görürüm arkadaşlarımı da öğretmenlerimi de okulumu da.. öğretmen olduğum için de beni bir başka etkiliyor sanırım. şimdi okul yıkık dökük kimsesiz ama eskiye dönülebilir bir halde. bu sefer rüyamda şimdiki yaşımdaydım ve birden kendimi okulda buluyordum. okul tertemiz ve sıcaktı. sınıflardan çocuk sesleri geliyordu . bir müdür yardımcısı ile karşılaştım ve ağlamamı durduramadım adam gülümseyerek da okulu gezmem gerektiğini söyledi. tam üst kata da çıkacaktım ki uyandım… her güzel şeyin bir sonu oluyormuş gerçekten bir rüya beni ancak bu kadar etkileyebilir. geçmişe olan özlemim çok fazla, okuluma, çocukluğuma olan özlemim çok fazla. üstelik çok mükemmel bir geçmiş olmamasına yokluklarla dolu olmasına rağmen… bir gün çok zengin olursam* o okulu düzeltip köylülerin işine yarayacak bir hale getiririm belki.
devamını gör...
4572.
kalbi kirli insanların bu kadar çok olduğu bir zamanda büyütmek ne zor iştir çocukları. dindar bir nesil yetiştirmek için bunca çabadan sonra bütün yürekler pislik içinde..
bazen düşünüyorum da özdemir asaf'ın dediği gibi,
çokça yağmur yağsa temizlenir mi acaba şu dünya?
bazen düşünüyorum da özdemir asaf'ın dediği gibi,
çokça yağmur yağsa temizlenir mi acaba şu dünya?
devamını gör...
4573.
dağınık bir düşünceler silsilesi
aşk üzerine
insanın kendini bir aşk içinde görme isteği, birine aşık olma, onunla hayalinde kurduğu gibi günler geçirme , o bilinen şiirlerdeki gibi sevilme isteği... ne üzücü değil mi?
galiba bizi dışarıda gördüğümüz ilişkilere özenerek bakmamız, her şeyi kusursuz sanma meylimiz, aşkın bizi kesinlikle bulması gerektiği düşüncemiz yönetiyor. mesela ben şu an birinin bana tutku dolu gözlerle bakmasını, beni sevdiğini göstermesini, söylemesini, sevdiğim beğendiğim şeyleri bilip küçük şeylerle beni mutlu etmesini o kadar isterdim ki. böyle diyince olabilirmiş gibi geliyor ama herkes veremiyor bunları işte.
hayal kırıklıklarıyla dolu bir dünya. umutsuz bir nesil, birbirinin yaralarını sarmaya değil üstüne tuz dökmeye alışkın bir toplum. kendimi yapayalnız hissediyorum. kendime uygun kişiyi ararken basitlesmiş hissediyorum. böyle şeylerin kendiliğinden olması gerekmiyor muydu diyorum. yine hayalimde yarattığım bir ideal. şaşırmadım. sevmek, sevilmek bu kadar zor olmamalı. hepimiz istiyoruz aynı şeyleri, şefkati, anlayışı, güzel bakışı, tatlı sözü, gün sonunda yorgunluğumuzu bırakabileceğimiz bir sarılmayı.. hayat yeterince zorken birbirimize sığınacağımız insanı bulmayi hepimiz istiyoruz.
o zaman neden bulamıyoruz?
aşk üzerine
insanın kendini bir aşk içinde görme isteği, birine aşık olma, onunla hayalinde kurduğu gibi günler geçirme , o bilinen şiirlerdeki gibi sevilme isteği... ne üzücü değil mi?
galiba bizi dışarıda gördüğümüz ilişkilere özenerek bakmamız, her şeyi kusursuz sanma meylimiz, aşkın bizi kesinlikle bulması gerektiği düşüncemiz yönetiyor. mesela ben şu an birinin bana tutku dolu gözlerle bakmasını, beni sevdiğini göstermesini, söylemesini, sevdiğim beğendiğim şeyleri bilip küçük şeylerle beni mutlu etmesini o kadar isterdim ki. böyle diyince olabilirmiş gibi geliyor ama herkes veremiyor bunları işte.
hayal kırıklıklarıyla dolu bir dünya. umutsuz bir nesil, birbirinin yaralarını sarmaya değil üstüne tuz dökmeye alışkın bir toplum. kendimi yapayalnız hissediyorum. kendime uygun kişiyi ararken basitlesmiş hissediyorum. böyle şeylerin kendiliğinden olması gerekmiyor muydu diyorum. yine hayalimde yarattığım bir ideal. şaşırmadım. sevmek, sevilmek bu kadar zor olmamalı. hepimiz istiyoruz aynı şeyleri, şefkati, anlayışı, güzel bakışı, tatlı sözü, gün sonunda yorgunluğumuzu bırakabileceğimiz bir sarılmayı.. hayat yeterince zorken birbirimize sığınacağımız insanı bulmayi hepimiz istiyoruz.
o zaman neden bulamıyoruz?
devamını gör...
4574.

özellikle yavru kedi geldikten sonra psikolojim iyiden iyiye bozuldu. ilkini psikolojime iyi gelsin diye sahiplenmiştim sonrasında yaşananlar ise bana hayatı sorgulattı.
işe gidiyorum uyuyorlar, geliyorum yine uyuyorlar. tüm gün baba oğul oyun oynayıp uyuyorlar. yedikleri önünde yemedikleri arkalarında. tuvaletlerini de temizletiyorlar üstelik. büyük olana kısırlaştırılmadan önce eve karı getiriyorduk. lan bu krallığı bana babam yapmadı a..k.. çiftleşip uyuyordu.
çok isterdim bir çocuğumun olmasını, ekmek elden su elden yaşamayı. ama bu uyumak, yalanmak, oyun oynamak, mama yemek ve tekrar uyumak olan iki tane iti her gün gördükten sonra bu dünyaya çalışmak ve mutsuz olmak için gelen eşşeğin ben olduğumu bir tokat misali suratıma suratıma vuruyorlar.
keşke kedi olsaydım.
devamını gör...
4575.
zamanın berinde bir zamanlar bir kral varmış. bu kral her kral gibi sert mizaçlı acımasız yav.ş.ın tekiymiş. on tane vahşi köpeği varmış. insanları cezalandıracağı zaman bu köpeklerin önüne atar ve parçalanmalarını izlermiş. yine bir gün bu kralın hizmetçilerinden bir tanesi bir kusur işlemiş. kral derhal hizmetçinin köpeklere yem edilmesini emretmiş. hizmetçi efendim beni bağışlayın desede kral merhamet göstermemiş hizmetçi bari bana on gün mühlet verin sonra cezalandırın deyince kral kendinden beklenmeyen bir şey yapmış ve sana on gün mühlet veriyorum demis. hizmetçi köpekleri eğiten adamı bulmuş ve köpeklerin eğitimini on gün üstlenmek istediğini söylenmiş. üstelik bu hizmeti karşılıksız yapacağını ve beş gümüş vereceğini söylemiş. bakıcı canıma minnet der gibi bir bakış atarak teklifi kabul etmiş. hizmetçi her gün köpeklerin yiyeceğini verir ve onların başını okşayıp sevgi gösterirmiş. eski bakıcı gibi köpeklere gaddar ve zalim davranmazmış. nihayet on gün süre dolunca kral infazın yerine getirilmesini istemiş. hizmetçi köpeklerin önüne atılmış. ama garip şeyler olmaya başlamış. köpekler hizmetçiyi parçalamak yerine ayak uçlarına kadar gelip hizmetçinin ayaklarını yalamaya başlamışlar. kral şaşkın neler oluyor bu köpeklere deyince hizmetçide taşı gediğine koymanın tam zamanı diyerekten, efendim size on yıldır hizmet ederim fakat tek bir yanlışımda beni cezalandırmak istediniz ve vahşi köpeklerin önüne attınız. ben onlara yalnızca on gün hizmet ettim ve bu hizmetimi unutmadılar beni parçalamak yerine sevgi ve merhamet gösteriyorlar demiş. hikaye bu kadar. kral affetmişmi affetmemişmi orasını bilmiyorum. ben sadece hikayenin ana fikrine değindim. insanoğlu çoğunlukla yapılan iyilikleri bir çırpıda silen ve görmezden gelen bir yapıya sahiptir.
devamını gör...
4576.
ben kimseyi karalamam. evet.
devamını gör...
4577.
her gün, olur bir gün, özlenir.
yoo. yani güzel durdu öyle söyleyince tabi ama, sanki böyle şeyli gibi, kendinden tevriyeli çatal bıçak setiymişcesine canısı. ama dii. yazıyorum, ihtimaldir ki sarhoşum, ondan. sessizliği bozmak niyetim dii.
akışımı kaybetmişim, bulan olursa cenk bahçe, muhabbet sokağı numara doksan. içim ürperiyor, ya evren yoksa? var gibi-yim. bi yerde, bi şekilde. içeride hâlâ yaşıyor gibi, cenk, nimo, bart, zart, zurt. içeride hâlâ yaşıyor gibi, sen, diğeri, öbürü (not -sü). çıkaları yok gibi, bi var gibi, sonra yine yokmuşcasına. arada kafayı uzatıp çıkalım mı diyorlar, oturun oturduğunuz yerde. kıt o-tur. yok gibiyim, varlığın tanımını yapabilmekten çok uzak. ama iyiyim, diyelim olalımdan hallice. hiç üveys-el karani’de haşlama yedin mi? ihtimalini öpeyim. türkçeyi gereksiz iyi kullanan kürt şairleri de.
neyse. haydi artık gidelim bu kahırdan, ışık söndü, ayaz bastı; gördüm. anı-yanlar nerden diye sormadan, terk edelim sokağını, döndüm.
iddialı bir söylem oldu, ama bi yere değil; kendi üzerime. sekizi de döneyim, dönebilirsem. salını da salını da düştüm içime, hadi çıkarı çıkarabilirsem.
yoo. yani güzel durdu öyle söyleyince tabi ama, sanki böyle şeyli gibi, kendinden tevriyeli çatal bıçak setiymişcesine canısı. ama dii. yazıyorum, ihtimaldir ki sarhoşum, ondan. sessizliği bozmak niyetim dii.
akışımı kaybetmişim, bulan olursa cenk bahçe, muhabbet sokağı numara doksan. içim ürperiyor, ya evren yoksa? var gibi-yim. bi yerde, bi şekilde. içeride hâlâ yaşıyor gibi, cenk, nimo, bart, zart, zurt. içeride hâlâ yaşıyor gibi, sen, diğeri, öbürü (not -sü). çıkaları yok gibi, bi var gibi, sonra yine yokmuşcasına. arada kafayı uzatıp çıkalım mı diyorlar, oturun oturduğunuz yerde. kıt o-tur. yok gibiyim, varlığın tanımını yapabilmekten çok uzak. ama iyiyim, diyelim olalımdan hallice. hiç üveys-el karani’de haşlama yedin mi? ihtimalini öpeyim. türkçeyi gereksiz iyi kullanan kürt şairleri de.
neyse. haydi artık gidelim bu kahırdan, ışık söndü, ayaz bastı; gördüm. anı-yanlar nerden diye sormadan, terk edelim sokağını, döndüm.
iddialı bir söylem oldu, ama bi yere değil; kendi üzerime. sekizi de döneyim, dönebilirsem. salını da salını da düştüm içime, hadi çıkarı çıkarabilirsem.
devamını gör...
4578.
ehliyet kursundaki ilk dersimin 10. dakikasından sonrasına tampon birkaç yerden bağlanmış olarak devam etmek zorunda kaldık.babam hep söylenirdi gel bizim arabada azcık alıştırma yap diye yapmadıysam bir bildiğim varmış demek ki. bugün anlamış oldu.
devamını gör...
4579.
bir müzik duyarsın inceden, ağır ağır çalar kafanda. genellikle bu dans ettiren, motive eden 9/8’lik oynak ritimli müziklerden değildir. insana ruhunun ne denli ağır olduğunu hissettiren “cenaze marşı” edasında bir müziktir. bir bakıştan, bir hareketten tetiklenir ve seni “ne yapıyorum ben burada”, “ ne olacak bunun sonu” ya da “nasıl bir hayattır bu” şeklinde düşündürür. hayatı sorgularsın yani, kısa metrajlı bir film gibi yaşadıkların gözlerinin önüne gelir. işte o müziği hep duyuyoruz.
adaletsiz bir durum oluyor, plak pikaba yerleşip dönmeye başlıyor. haksızlığa uğruyoruz çalıyor. yetişemiyoruz, kaybediyoruz, geç kalıyoruz, devam ediyor. zihnimizi böylelikle boşaltmış oluyoruz. belki bir sigara yakıp denize bakıyoruz o melodiyle. belki de ağlıyoruz. boyun büküyoruz, böyle gelmiş böyle gidecek diyoruz. bir mezar taşında adımız yazana kadar bu yalan dünyayı omuzlarımızda taşıyacağız, biliyoruz.
yaşamak için bir nedenimiz olması gerek. bu dünyaya zevk içinde yüzmeye mi geldik? dert okyanuslarında boğulmaya mı geldik? ikisi de değil işte. öleceğimizi bilerek geldik buraya. ama öleceğimizi bilerek yaşamıyoruz. bazıları yemeye, bazıları sevişmeye, bazıları gezmeye geldiğini sanıyor. her şeye sahip olmak için çalışıyor, ya da her şeye sahip olma uğruna ölüp gidiyor. her şeye sahip olduğunda ne oluyor peki? uçsuz bucaksız bir boşluk. her şeye sahip olduğunda seni şeytan bir dağın başında bekleyecek işte. ondan sonra adam öldürmek nasıl bir histir denemek isteyeceksin. eroin kafası nasıldır denemek isteyeceksin. bir hayatı mahvetmek nasıl bir histir bunu denemek isteyeceksin ve başaracaksın da. sonunda da tahtalıköyü boylayacaksın. ne uğruna geçip gittin buralardan, neler yaptın dersen. sadece nefsini coşturdun yaşamadın ki.
californication diye bir dizi vardı gençlik zamanlarımda çok defa izlemiştim. kaliforniya’da, los angeles’ta geçer dizi ve içinde her türlü iğrençliği barındırır. ama hepsi yaşanmış olaylardır. adam multimilyonerdir her şeye erişimi vardır. ama nasıl ölür bilir misiniz? erotik asfiksiden ölür. ölümünü görenler kahkaha atar o derece saçma sapan bir ölümdür. çünkü adamın artık ulaşacak bir amacı yoktur. günahlar şehrinde kendini heyecanlandıracak bir şey kalmamıştır.
kendinizi neye yönelttiğiniz hangi yoldan geçtiğiniz veya geçeceğiniz o kadar önemlidir ki. inancınız olsa da olmasa da erdemli bir yolu seçmeniz gerekli. inançlıysanız kimseye düşmanlaşmadan yaşamanız, hoşgörülü olmanız lazım. inançsızsanız da öyle inançlılara nefret duymamanız gerekli. herkes kendinden mesulse ve herkes kendi hesabını verecekse bu böyle olmalıdır. inançlı kesim şunu unutuyor öyle bir ailede ya da ülkede doğarsın ki ateizmden başka bir şansın olmaz. ya da yahudi doğarsın, hristiyan doğarsın, budist doğarsın. bunu sen seçmedin ki. doğdun ve genellikle müslüman bir coğrafyada doğdun o yüzden müslüman oldun. inançsız kesim de inançsız bir ailede doğdu veya çevresinden etkilendi de inancını kaybetti. iyi örnekler ve kötü örnekler hayatta her zaman karşımıza çıkar.
bir insanın öğretmeni kötüyse o dersi de kötüdür. matematik öğretmeninin yaklaşımı, öğretme tarzı, diyaloğu nasılsa o derece dersi sever ve öğrenirsin sonuçta. bu da böyle bir şeydir. dini insanlara kötü örneklerle aktardıklarından her müslüman cadı gibi gözüküyor inançsızlara. ya da her inançsız ne kadar ahlaklı olursa olsun sırf içki içtiği için taşlanmalı olarak algılanıyor inançlı kesim tarafından. iki kutba ayırmışlar insanlığı ve onlar birbiriyle çatışıyor. bu savaşın galibi yoktur oysa. öldüğümüzde doğrusu neymiş anlayacağız. ama o zamana dek kimseye hayatı zindan etmemeliyiz. suç bireyseldir, inanç bireyseldir. bunu anlayabilmeliyiz.
o cenaze marşını her zaman duyacağız kulaklarımızda. vazgeçmek isteyeceğiz, içimizdeki biraz umut kırıntısı vazgeçirmeyecek. uzaklara dalacağız, yaşanan ve yaşanmayan şeyleri düşüneceğiz. sonra işimize devam edeceğiz. o müzik çalıyorsa mola zamanıdır. tank dolmuştur ve musluğu açıp biraz boşaltmak gerekiyordur.
böyle gelmiş, böyle gider diye bir şey olamaz. sen kendini değiştireceksin ve dünyanın değiştiğini göreceksin. herkes kapısının önünü süpürse mahalle ne kadar temiz olurdu değil mi?
adaletsiz bir durum oluyor, plak pikaba yerleşip dönmeye başlıyor. haksızlığa uğruyoruz çalıyor. yetişemiyoruz, kaybediyoruz, geç kalıyoruz, devam ediyor. zihnimizi böylelikle boşaltmış oluyoruz. belki bir sigara yakıp denize bakıyoruz o melodiyle. belki de ağlıyoruz. boyun büküyoruz, böyle gelmiş böyle gidecek diyoruz. bir mezar taşında adımız yazana kadar bu yalan dünyayı omuzlarımızda taşıyacağız, biliyoruz.
yaşamak için bir nedenimiz olması gerek. bu dünyaya zevk içinde yüzmeye mi geldik? dert okyanuslarında boğulmaya mı geldik? ikisi de değil işte. öleceğimizi bilerek geldik buraya. ama öleceğimizi bilerek yaşamıyoruz. bazıları yemeye, bazıları sevişmeye, bazıları gezmeye geldiğini sanıyor. her şeye sahip olmak için çalışıyor, ya da her şeye sahip olma uğruna ölüp gidiyor. her şeye sahip olduğunda ne oluyor peki? uçsuz bucaksız bir boşluk. her şeye sahip olduğunda seni şeytan bir dağın başında bekleyecek işte. ondan sonra adam öldürmek nasıl bir histir denemek isteyeceksin. eroin kafası nasıldır denemek isteyeceksin. bir hayatı mahvetmek nasıl bir histir bunu denemek isteyeceksin ve başaracaksın da. sonunda da tahtalıköyü boylayacaksın. ne uğruna geçip gittin buralardan, neler yaptın dersen. sadece nefsini coşturdun yaşamadın ki.
californication diye bir dizi vardı gençlik zamanlarımda çok defa izlemiştim. kaliforniya’da, los angeles’ta geçer dizi ve içinde her türlü iğrençliği barındırır. ama hepsi yaşanmış olaylardır. adam multimilyonerdir her şeye erişimi vardır. ama nasıl ölür bilir misiniz? erotik asfiksiden ölür. ölümünü görenler kahkaha atar o derece saçma sapan bir ölümdür. çünkü adamın artık ulaşacak bir amacı yoktur. günahlar şehrinde kendini heyecanlandıracak bir şey kalmamıştır.
kendinizi neye yönelttiğiniz hangi yoldan geçtiğiniz veya geçeceğiniz o kadar önemlidir ki. inancınız olsa da olmasa da erdemli bir yolu seçmeniz gerekli. inançlıysanız kimseye düşmanlaşmadan yaşamanız, hoşgörülü olmanız lazım. inançsızsanız da öyle inançlılara nefret duymamanız gerekli. herkes kendinden mesulse ve herkes kendi hesabını verecekse bu böyle olmalıdır. inançlı kesim şunu unutuyor öyle bir ailede ya da ülkede doğarsın ki ateizmden başka bir şansın olmaz. ya da yahudi doğarsın, hristiyan doğarsın, budist doğarsın. bunu sen seçmedin ki. doğdun ve genellikle müslüman bir coğrafyada doğdun o yüzden müslüman oldun. inançsız kesim de inançsız bir ailede doğdu veya çevresinden etkilendi de inancını kaybetti. iyi örnekler ve kötü örnekler hayatta her zaman karşımıza çıkar.
bir insanın öğretmeni kötüyse o dersi de kötüdür. matematik öğretmeninin yaklaşımı, öğretme tarzı, diyaloğu nasılsa o derece dersi sever ve öğrenirsin sonuçta. bu da böyle bir şeydir. dini insanlara kötü örneklerle aktardıklarından her müslüman cadı gibi gözüküyor inançsızlara. ya da her inançsız ne kadar ahlaklı olursa olsun sırf içki içtiği için taşlanmalı olarak algılanıyor inançlı kesim tarafından. iki kutba ayırmışlar insanlığı ve onlar birbiriyle çatışıyor. bu savaşın galibi yoktur oysa. öldüğümüzde doğrusu neymiş anlayacağız. ama o zamana dek kimseye hayatı zindan etmemeliyiz. suç bireyseldir, inanç bireyseldir. bunu anlayabilmeliyiz.
o cenaze marşını her zaman duyacağız kulaklarımızda. vazgeçmek isteyeceğiz, içimizdeki biraz umut kırıntısı vazgeçirmeyecek. uzaklara dalacağız, yaşanan ve yaşanmayan şeyleri düşüneceğiz. sonra işimize devam edeceğiz. o müzik çalıyorsa mola zamanıdır. tank dolmuştur ve musluğu açıp biraz boşaltmak gerekiyordur.
böyle gelmiş, böyle gider diye bir şey olamaz. sen kendini değiştireceksin ve dünyanın değiştiğini göreceksin. herkes kapısının önünü süpürse mahalle ne kadar temiz olurdu değil mi?
devamını gör...
4580.
31
evet.
evet.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
4
