normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
2881.
cebinin derinliklerinden anahtarlarını çıkarmak için elini cebine attığında bir süre anahtarlarını bulmak için uğraştı. bu uğraş ona kalbinin ve düşüncelerinin derinliklerinden bulup çıkarmak istediği bazı kötü anılarını hatırlatmıştı. keşke her şey o anahtarı bulup çıkardığı gibi kolay olsaydı. öyle çok isterdi ki kalbinden ve düşüncelerinden de bir çırpıda bazı şeyleri öyle çıkarıp atabilmeyi. anahtarlarını çıkardığında dudaklarının arasındaki sigarasından son bir nefes alıp sigarasını söndürdü.
apartman kapısını açtıktan sonra geriye dönüp bakmadan kapıyı hafifçe ittirip kapadı. bu hareketi ona geriye dönüp bakmadan kapattığı onu rahatsız eden bazı kapıları hatırlatmıştı. tebessüm ederek yavaş adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı. merdivenleri çıkarken de bu yavaş adımlarını hayatındaki gidişata benzetmişti. son zamanlarda yaptığı her hareketi bazı metaforlarla ilintilendiriyordu.
apartmanının kapısına geldiğinde kapıyı açmak için anahtarları denemeye başladı. bir türlü tek seferde kapıyı açan asıl anahtarı bulamıyordu. gerekli gereksiz bir sürü anahtarı anahtarlığında tutmasının sonucuydu bu. hayatı da bu metafora benzetiyordu işte. gerekli gereksiz bir sürü kişiyi hayatında barındırıyor ama ona kapıları açacak olan asıl anahtarları bulmakta hep zorlanıyordu. bu düşünceler arasında usulca evine girdi. günün getirmiş olduğu yorgunluk sanki eve adımını atar atmaz vücuduna tesir etmişti.
odasına girdiğinde derin bir ürperti ile birlikte korku yaşadı. karşısında kanlı canlı bir şekilde oturan kendisiyle karşılaşmıştı. rüya mı görüyordu yoksa deliriyor muydu? karşısında oturanlar yine kendisiydi ama birinin yüzü yorgun, gözaltları şiş ve sanki bir kavgadan çıkmışçasına soluktu. diğeri ise onun aksine bembeyaz ve tertemiz yüzüyle gözlerinin içi parıldar bir haldeydi. yorgun gözüken hemen konuşmaya başladı. ‘’ benden kaçmak istesen de asla kaçamayacaksın. ben senin dününde var olduğum gibi şimdi de şuanındayım ve yarınında da olacağım. beni yok saymaya çalıştıkça ben senin hep bir adım arkandan gelmeye devam edeceğim. ansızın karşına çıkan bir fotoğraf karesinde, yolculuk yaptığın esnada dinlediğin müzikte, izlerken gördüğün bir film karesinde hep ben sana kendimi hatırlatacağım. çünkü ben senin geçmişinim. ‘’ diyordu.
bunu tebessümle dinleyen yanındaki ışıltılı gözleriyle konuşmaya başladı. ‘’ hayır, sen onu sadece beni inşa etmek için kullanacaksın. o, sadece dersler çıkardığın bir öğretici. onu sürekli yanımızda taşımak zorunda değiliz. gülmek istiyorsan onu bir kenara bırakıp öğrettiklerine teşekkür edip yolumuza birlikte devam edeceğiz. çünkü ben senin geleceğinim. ‘’ diyordu. yorgun ve solgun yüzüne inat konuşmaktan geri kalmamaya inat edercesine geçmişi yine söz aldı. ‘’ sadece gülüyorum, onu yani geleceğini inşa etmek için bile bana yani geçmişine ihtiyacın varken beni yok sayarak yoluna nasıl devam edebilirsin ki? ‘’ dedi. aynı zihnindeki gibi burada da geçmişi sürekli konuşuyor geleceğe söz hakkı vermiyordu.
gelecek ise umut dolu bakan gözleriyle ‘’ geçmiş sadece kırılmış bir ayna, sen onların parçalarını birleştirmeye çalıştıkça sadece kendine zarar verecek ve ellerini keseceksin. bir türlü doğru görüntüyü bulamadığın gibi kendini de bulamayacaksın ve bu seni mahvedecek. ama ben yani geleceğin seni özgürleştirecek ‘’ dedi ve her ikisi de birden ortadan kayboldu.
uyandığında, saat henüz asıl uyanması gereken saat değildi. yatağında oturup bu tuhaf rüyasını düşündü. bu bir kabus muydu, yoksa…? kötü rüyalara kabus adını veren insanlar iyi ve güzel
rüyalara neden sadece güzel demekle yetinmişlerdi? bu düşünceler arasında yatağından kalktığında ilk adımlarını geleceğe doğru atmaya karar vermişti. rüyasında da söylediği gibi; geleceği onu özgürleştirecekti…
apartman kapısını açtıktan sonra geriye dönüp bakmadan kapıyı hafifçe ittirip kapadı. bu hareketi ona geriye dönüp bakmadan kapattığı onu rahatsız eden bazı kapıları hatırlatmıştı. tebessüm ederek yavaş adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı. merdivenleri çıkarken de bu yavaş adımlarını hayatındaki gidişata benzetmişti. son zamanlarda yaptığı her hareketi bazı metaforlarla ilintilendiriyordu.
apartmanının kapısına geldiğinde kapıyı açmak için anahtarları denemeye başladı. bir türlü tek seferde kapıyı açan asıl anahtarı bulamıyordu. gerekli gereksiz bir sürü anahtarı anahtarlığında tutmasının sonucuydu bu. hayatı da bu metafora benzetiyordu işte. gerekli gereksiz bir sürü kişiyi hayatında barındırıyor ama ona kapıları açacak olan asıl anahtarları bulmakta hep zorlanıyordu. bu düşünceler arasında usulca evine girdi. günün getirmiş olduğu yorgunluk sanki eve adımını atar atmaz vücuduna tesir etmişti.
odasına girdiğinde derin bir ürperti ile birlikte korku yaşadı. karşısında kanlı canlı bir şekilde oturan kendisiyle karşılaşmıştı. rüya mı görüyordu yoksa deliriyor muydu? karşısında oturanlar yine kendisiydi ama birinin yüzü yorgun, gözaltları şiş ve sanki bir kavgadan çıkmışçasına soluktu. diğeri ise onun aksine bembeyaz ve tertemiz yüzüyle gözlerinin içi parıldar bir haldeydi. yorgun gözüken hemen konuşmaya başladı. ‘’ benden kaçmak istesen de asla kaçamayacaksın. ben senin dününde var olduğum gibi şimdi de şuanındayım ve yarınında da olacağım. beni yok saymaya çalıştıkça ben senin hep bir adım arkandan gelmeye devam edeceğim. ansızın karşına çıkan bir fotoğraf karesinde, yolculuk yaptığın esnada dinlediğin müzikte, izlerken gördüğün bir film karesinde hep ben sana kendimi hatırlatacağım. çünkü ben senin geçmişinim. ‘’ diyordu.
bunu tebessümle dinleyen yanındaki ışıltılı gözleriyle konuşmaya başladı. ‘’ hayır, sen onu sadece beni inşa etmek için kullanacaksın. o, sadece dersler çıkardığın bir öğretici. onu sürekli yanımızda taşımak zorunda değiliz. gülmek istiyorsan onu bir kenara bırakıp öğrettiklerine teşekkür edip yolumuza birlikte devam edeceğiz. çünkü ben senin geleceğinim. ‘’ diyordu. yorgun ve solgun yüzüne inat konuşmaktan geri kalmamaya inat edercesine geçmişi yine söz aldı. ‘’ sadece gülüyorum, onu yani geleceğini inşa etmek için bile bana yani geçmişine ihtiyacın varken beni yok sayarak yoluna nasıl devam edebilirsin ki? ‘’ dedi. aynı zihnindeki gibi burada da geçmişi sürekli konuşuyor geleceğe söz hakkı vermiyordu.
gelecek ise umut dolu bakan gözleriyle ‘’ geçmiş sadece kırılmış bir ayna, sen onların parçalarını birleştirmeye çalıştıkça sadece kendine zarar verecek ve ellerini keseceksin. bir türlü doğru görüntüyü bulamadığın gibi kendini de bulamayacaksın ve bu seni mahvedecek. ama ben yani geleceğin seni özgürleştirecek ‘’ dedi ve her ikisi de birden ortadan kayboldu.
uyandığında, saat henüz asıl uyanması gereken saat değildi. yatağında oturup bu tuhaf rüyasını düşündü. bu bir kabus muydu, yoksa…? kötü rüyalara kabus adını veren insanlar iyi ve güzel
rüyalara neden sadece güzel demekle yetinmişlerdi? bu düşünceler arasında yatağından kalktığında ilk adımlarını geleceğe doğru atmaya karar vermişti. rüyasında da söylediği gibi; geleceği onu özgürleştirecekti…
devamını gör...
2882.
yine bir alegori.. yusuf has hacib göreve.......
devamını gör...
2883.
ilk girdiğim günden beri hayatım çok değişti. mimarı benim. tuğlalar sağlam yine de depremler olur ve sallanabilirim.
ama herhalde daha yıkılmam.
çok uzatmayayım.bir tane sigaram kalmış. ne yazarken yeter ne ikinci defa okurken.
ama bu demek değil ki artık uzun tanım girmem. girerim. beni yıldıramazsınız.
gidip sigara alayım.
ama herhalde daha yıkılmam.
çok uzatmayayım.bir tane sigaram kalmış. ne yazarken yeter ne ikinci defa okurken.
ama bu demek değil ki artık uzun tanım girmem. girerim. beni yıldıramazsınız.
gidip sigara alayım.
devamını gör...
2884.
merhaba sözlük.
çok karışık gidiyor şuan nasıl anlatsam bilemiyorum.
herşeyin farkındayım ama kabul edemiyorum.
şaka gibi geliyor.
etrafımda bir sürü olay oluyor, yeni insanlar tanıyorum ve ben bir yerde huzursuz hissedersem mutlu olamıyorum.
zorunda olmak çok zor bilmem anlatabiliyor muyum?
sınav deneme girdim.
hedeflediğim yere çok uzağım şuan.
tamam yolun başı onu da biliyorum ama içimde sıkıntı var. her gece yatağa yattığımda yarım saat yuvarlanıyorum.
coğrafyacı sordu dedi ki sizce ilerki teknolojik çağında ne olacak sizce dedi.
diyemedim ki hocam ben daha önümü göremiyorum ne 50 yılından bahsediyorsunuz.
harbi o kadar bilinmez bir dönem ki benim için. çalışıyorum ama neye çalışıyorum? kime? ne olmak istiyorum? kim olmak istiyorum? hangi meslek? nerede?...
gözlerim doluyor, ne yapacağımı bilmiyorum.
ne yapıcam ben sözlük?
tamam öküz gibi çalışıcam.
önümü göremediğim bir gelecek için.
öküz gibi çalışcam.
çok karışık gidiyor şuan nasıl anlatsam bilemiyorum.
herşeyin farkındayım ama kabul edemiyorum.
şaka gibi geliyor.
etrafımda bir sürü olay oluyor, yeni insanlar tanıyorum ve ben bir yerde huzursuz hissedersem mutlu olamıyorum.
zorunda olmak çok zor bilmem anlatabiliyor muyum?
sınav deneme girdim.
hedeflediğim yere çok uzağım şuan.
tamam yolun başı onu da biliyorum ama içimde sıkıntı var. her gece yatağa yattığımda yarım saat yuvarlanıyorum.
coğrafyacı sordu dedi ki sizce ilerki teknolojik çağında ne olacak sizce dedi.
diyemedim ki hocam ben daha önümü göremiyorum ne 50 yılından bahsediyorsunuz.
harbi o kadar bilinmez bir dönem ki benim için. çalışıyorum ama neye çalışıyorum? kime? ne olmak istiyorum? kim olmak istiyorum? hangi meslek? nerede?...
gözlerim doluyor, ne yapacağımı bilmiyorum.
ne yapıcam ben sözlük?
tamam öküz gibi çalışıcam.
önümü göremediğim bir gelecek için.
öküz gibi çalışcam.
devamını gör...
2885.
kalem ruha yoldaş olur vakit gece
hüzün sabrın hududunu geçince
kalp konuşur sessiz sessizce...
hüzün sabrın hududunu geçince
kalp konuşur sessiz sessizce...
devamını gör...
2886.
iş yerinde, trafikte, evde hatta bugün pazarda domates seçmeme izin vermeyen abinin tezgahında her şey. neden bu kadar zor, anlamıyorum. kolay olması gereken her şeyi özenerek zorlaştıran insanlar tarafından çevrelenmiş olmaktan çok ama çok sıkıldım.
şu anasını sattığımın dünyasında siz benim karşıma aile dizilimi misali nasıl çıkabiliyorsunuz? zeytin ağacı izleyen gelip bana bi terapi yapsın, gülseren buğdayıcıoğlu izleyene de okayim.
karpuzlar seçmeceydi yalnızca hanny*.
aynı acılardan geçmemiş olsak bile aynı duygularda neden buluşamaz ki insan, anlamış değilim.
bütün sıkıntı aslında kendi penceremizden bakmaktan sıyrılmayı denememekten geçiyor. dünyanın merkezi çok kasıyor, turunu tamamlayan çıksın.
çok sorgulamayacaksın, sorgularsan kafayı kırarsın demişti cübbeli ahmet hoca efendi hazreti muhammedi. çok mantıklı oğlum, sizde sorgulamayın. sorgulamamayı, dümdüz gidebilmeyi öğrenebilmem vakit aldı. bak işte bütün sihir bozuldu, sorgu melekleri karşımda bana gülümsüyorlar.
derin olamamak, derinleşememek aslında sığ görünmeyi tercih etmekti hepsi. derine dalmayı sinüzit belasından kurtulmak için yapmayı planlıyorum. yüzeyde derinleşebilmeyi becerebilmekti aslolan. illa göze göze sokulacak. bak ben gemi enkazına kadar indim, havyar seversen çıkarayım diyecekler. enkaz belgesellerden bihaber takıla-dursunlar.
tuhaf bir yaz geçiyor. inkar ediyorum ama özledim, dağın en tepesinde denize karşı yumuşak içim buzsuzunu özledim. gün batımına yetişebilmek için akşam güneşinin bana vurduğunu kanıtlamaya erindiğim* yazları özledim. ölüm sessizliğini yaşadığım yazları özledim.
sabah sevişmesini dikip atacak manzara karşısında flu gibi'yi dinlemeyi özledim.
bütün keşmekeşliğe, kokuşmuşluğa ve zorluklara rağmen hayatı yaşamayı sevmeye çaba harcamayı öğrendiğinizde sizleri ağırlamaktan mutluluk duyacağım.
buradan
şu anasını sattığımın dünyasında siz benim karşıma aile dizilimi misali nasıl çıkabiliyorsunuz? zeytin ağacı izleyen gelip bana bi terapi yapsın, gülseren buğdayıcıoğlu izleyene de okayim.
karpuzlar seçmeceydi yalnızca hanny*.
aynı acılardan geçmemiş olsak bile aynı duygularda neden buluşamaz ki insan, anlamış değilim.
bütün sıkıntı aslında kendi penceremizden bakmaktan sıyrılmayı denememekten geçiyor. dünyanın merkezi çok kasıyor, turunu tamamlayan çıksın.
çok sorgulamayacaksın, sorgularsan kafayı kırarsın demişti cübbeli ahmet hoca efendi hazreti muhammedi. çok mantıklı oğlum, sizde sorgulamayın. sorgulamamayı, dümdüz gidebilmeyi öğrenebilmem vakit aldı. bak işte bütün sihir bozuldu, sorgu melekleri karşımda bana gülümsüyorlar.
derin olamamak, derinleşememek aslında sığ görünmeyi tercih etmekti hepsi. derine dalmayı sinüzit belasından kurtulmak için yapmayı planlıyorum. yüzeyde derinleşebilmeyi becerebilmekti aslolan. illa göze göze sokulacak. bak ben gemi enkazına kadar indim, havyar seversen çıkarayım diyecekler. enkaz belgesellerden bihaber takıla-dursunlar.
tuhaf bir yaz geçiyor. inkar ediyorum ama özledim, dağın en tepesinde denize karşı yumuşak içim buzsuzunu özledim. gün batımına yetişebilmek için akşam güneşinin bana vurduğunu kanıtlamaya erindiğim* yazları özledim. ölüm sessizliğini yaşadığım yazları özledim.
sabah sevişmesini dikip atacak manzara karşısında flu gibi'yi dinlemeyi özledim.
bütün keşmekeşliğe, kokuşmuşluğa ve zorluklara rağmen hayatı yaşamayı sevmeye çaba harcamayı öğrendiğinizde sizleri ağırlamaktan mutluluk duyacağım.
buradan
devamını gör...
2887.
öyle anlar oluyor ki konuşup içimi dökmek istiyorum. içimde büyüttüğüm, aşamadığım, beni derinden üzen şeyler hakkında konuşup rahatlamak istiyorum. ama kime ne zaman ihtiyaç duysam o an bulamıyorum. o anının üstesinden geldikten sonra herkes etrafımda ama en savunmasız hissettiğimde an herkes görünmezlik pelerini geçiyor sırtına.
devamını gör...
2888.
klişeler dünyası. saçma olguların havada uçuştuğu ucuz bir yapım. edebiyattan uzak basit cümlelerin acımasızlığı. sonra neden sorusunun yalnız kalışının faydasız beklentisi. birilerini sadece hatırlamak oluyor olmak için sonunda olamamak.
belki de bütün bunların sürecinin tadına varmak… kaldı ki başka çıkış noktası yok. sadece ve sadece bir masa bir bilgisayar ve parmakların hareketinden doğan iç çöküşün beyaz sayfa üzerinde dalgalanması gibi. bir telefonu beklemek. aşkı beklemek ama sürekli bir şeylerin olabileceği umuduyla sonrasında yıkılmanın sana ne kadar zarar verdiğini bilememek. hedefler koyup alaşağı etmek. sonra neden özgüvenim düşük demek. bir beyaz yakalının patronuna duyduğu sevgi gibi mi. yani neredeyse imkansız.
belki de bütün bunların sürecinin tadına varmak… kaldı ki başka çıkış noktası yok. sadece ve sadece bir masa bir bilgisayar ve parmakların hareketinden doğan iç çöküşün beyaz sayfa üzerinde dalgalanması gibi. bir telefonu beklemek. aşkı beklemek ama sürekli bir şeylerin olabileceği umuduyla sonrasında yıkılmanın sana ne kadar zarar verdiğini bilememek. hedefler koyup alaşağı etmek. sonra neden özgüvenim düşük demek. bir beyaz yakalının patronuna duyduğu sevgi gibi mi. yani neredeyse imkansız.
devamını gör...
2889.
önceleri (yani daha eski yıllarda) ilk defa özel bir yemeğe çıkacağınız kişiyle mekanın da daha özel, romantik falan olmasını bekliyorsunuz. her şey sadeleştikçe görüntünün de çok çok önemli olmadığını kavrıyorsunuz. hem ne gerek var aceleye vs. , ağırdan almak insanı da olgunlaştıran ve dinginleştiren bir his cidden.
her şeyin zamanı kendi içerisindeki eylem haliyle gelir zaten.
geçen haftasonu ilk özel yemek için kaliteli bir pizzacıya gittik, aşırı hoştu, abartı olan hiçbir şey yoktu ve akşamın sonunda karşılıklı rahatlık, özgürlük ve dinginlik hissediliyordu cidden.
kişi bazında özel olarak değil ama durumun bu halde şekillenmesinin hastası oldum!
şimdi sıra yine haftasonu beraber yapılacak bisiklet turunda! bu kadar kolay işte, saçma sapan sözde olgun ama ergen davranışlara yer vermek yok, saygı var ve artık umuyorum ki sevgi de yavaş yavaş şekillenecek. (olmaması için bir neden göremiyorum)
özgür ve rahat hissettiğim her yerde olurum ve olacağım, gerisine izin vermeyeceğim, kim ve ne olursa olsun karşımdaki.
herkes hak ettiğini yaşasın.
her şeyin zamanı kendi içerisindeki eylem haliyle gelir zaten.
geçen haftasonu ilk özel yemek için kaliteli bir pizzacıya gittik, aşırı hoştu, abartı olan hiçbir şey yoktu ve akşamın sonunda karşılıklı rahatlık, özgürlük ve dinginlik hissediliyordu cidden.
kişi bazında özel olarak değil ama durumun bu halde şekillenmesinin hastası oldum!
şimdi sıra yine haftasonu beraber yapılacak bisiklet turunda! bu kadar kolay işte, saçma sapan sözde olgun ama ergen davranışlara yer vermek yok, saygı var ve artık umuyorum ki sevgi de yavaş yavaş şekillenecek. (olmaması için bir neden göremiyorum)
özgür ve rahat hissettiğim her yerde olurum ve olacağım, gerisine izin vermeyeceğim, kim ve ne olursa olsun karşımdaki.
herkes hak ettiğini yaşasın.
devamını gör...
2890.
sanki önümde bir eşik var ve onu geçince her şey yoluna girecek gibi. bu eşiğin de bulunduğum ortamı değiştirmek olduğunu biliyorum. çok yakında daha sevdiğim bir iş teklifini kabul edip heyecanla yeni bir ortama alışacak gibiyim. bu da tüm hayatıma yansıyacak ve diğer güzellikler de peşi sıra gelecek gibi.
devamını gör...
2891.
"bir uzun yoldan geldim ardım bomboş"
bazen karşıma çıkan cümleler öylece düşündürüyor beni. bakıyorum ardıma, kocaman bir yığın var ama içi bomboş. hiç mi bir şey katmadım kendime bu yol boyunca? etrafıma bakamadan öylece yürüyüp durdum mu? aslında hayır. iyisi ve kötüsüyle çok şey kattım heybeme, tek suçum heybemin altının delik olduğunu fark etmememdi.
"gidecek hiçbir yer yok, ama bir yere varmak lazım ."
bu uzun yolda bir şeylerin farkına varmaya başlayınca gidecek bir yeriniz olmadığını da fark ediyorsunuz. sonra "madem varacak yerim yoktu, ne diye yürüdüm bu kadar?" diye sorgulayıp, kendinizi suçlamaya başlıyorsunuz. aslında hiç gerek yok buna. hepimiz* bu dünyada yolcuyuz, ve devamlı bir yollarda yürüyüp duracağız. elbet yolun sonu bir yere varacak, ve biz sonu göreceğiz. her zaman dediğim gibi, biz şaşıran yolcularız umut yollar yanılmasın.
"sen hüzünlüsün diye dünya durup sana yol vermeyecek."
benim için en etkili olanı bu sanırım. hüzün sırtımdan hiç eksik olmaz, ardım sıra sürür dururum onu da. çok gülerim, buna rağmen en alakasız anlarda "ah be" deyip dalıp gitmeme engel olamam.* bir derdim mi var? yok. işin içinden çıkamadığım şeyler mi oluyor? evet ama umrumda değil. yani anlayacağınız hüznüm kronikleşmiş benim, o olmazsa eksik olurmuşum. bütün duygularımı besler hale gelmiş. bir süre önceye kadar bu beni hareketsiz kılardı, şimdi ise tam tersi. içimdeki hüzün ile yapıyorum çoğu şeyi, ve bu bir şeyleri güzelleştirmeye başladı. tek üzüntüm dünya durup yol versin diye fazlaca beklemiş olmam.*
her şey halledilir dedim ama çabasızlık halledilmiyor sanırım. çabalamaya değer olmamak, hep tek taraflı çabalamak çok acı. yine de bu karmaşadan kurtulmanın da bir yolu vardır muhakkak.
yazımın sonunu çok alakasız bir şekilde bitirmek istiyorum. aslında benim için anlamlı ama yazının içeriği için anlamsız. gerçi yazı komple anlamsız ama olsun.*
"gönül tandırında bir aş pişiyor, yanan ciğer midir, yürek mi bilmem."
bazen karşıma çıkan cümleler öylece düşündürüyor beni. bakıyorum ardıma, kocaman bir yığın var ama içi bomboş. hiç mi bir şey katmadım kendime bu yol boyunca? etrafıma bakamadan öylece yürüyüp durdum mu? aslında hayır. iyisi ve kötüsüyle çok şey kattım heybeme, tek suçum heybemin altının delik olduğunu fark etmememdi.
"gidecek hiçbir yer yok, ama bir yere varmak lazım ."
bu uzun yolda bir şeylerin farkına varmaya başlayınca gidecek bir yeriniz olmadığını da fark ediyorsunuz. sonra "madem varacak yerim yoktu, ne diye yürüdüm bu kadar?" diye sorgulayıp, kendinizi suçlamaya başlıyorsunuz. aslında hiç gerek yok buna. hepimiz* bu dünyada yolcuyuz, ve devamlı bir yollarda yürüyüp duracağız. elbet yolun sonu bir yere varacak, ve biz sonu göreceğiz. her zaman dediğim gibi, biz şaşıran yolcularız umut yollar yanılmasın.
"sen hüzünlüsün diye dünya durup sana yol vermeyecek."
benim için en etkili olanı bu sanırım. hüzün sırtımdan hiç eksik olmaz, ardım sıra sürür dururum onu da. çok gülerim, buna rağmen en alakasız anlarda "ah be" deyip dalıp gitmeme engel olamam.* bir derdim mi var? yok. işin içinden çıkamadığım şeyler mi oluyor? evet ama umrumda değil. yani anlayacağınız hüznüm kronikleşmiş benim, o olmazsa eksik olurmuşum. bütün duygularımı besler hale gelmiş. bir süre önceye kadar bu beni hareketsiz kılardı, şimdi ise tam tersi. içimdeki hüzün ile yapıyorum çoğu şeyi, ve bu bir şeyleri güzelleştirmeye başladı. tek üzüntüm dünya durup yol versin diye fazlaca beklemiş olmam.*
her şey halledilir dedim ama çabasızlık halledilmiyor sanırım. çabalamaya değer olmamak, hep tek taraflı çabalamak çok acı. yine de bu karmaşadan kurtulmanın da bir yolu vardır muhakkak.
yazımın sonunu çok alakasız bir şekilde bitirmek istiyorum. aslında benim için anlamlı ama yazının içeriği için anlamsız. gerçi yazı komple anlamsız ama olsun.*
"gönül tandırında bir aş pişiyor, yanan ciğer midir, yürek mi bilmem."
devamını gör...
2892.

ben basit bir insanım. bu fotoğraf kadar kusurlu, fotoğraftaki kadar en az. makrome bir dream catcher ama mesela oturduğunuz bahçe masasının manzarasını bölen. bir miktar ayrıksı ve/dahi saçma ama neden olmasın denecek kadar fit olabilen ortama. iddiasız biriyim ben. hırslarım da keskin duygularım da yok pek. elbette bam tellerim var, kimin yok ki, ne var ki kendime haksızlık ettiğimi düşünmeme sebep olacak şekilde bazı bazı, bastırıyorum çoğunu. n’olmuş öğlenin 3’ünde sarhoşsam mesela? n’olmuş beni yeni yeni tanımakta olan adamı ben biraz yalnız kalmak istiyorum diyerek masadan yollamışsam ne düşüneceğini umursamadan? basit, hissettiği, düşündüğü, var olduğu gibi olan biri olmasam böyle mi olurdu? ben? hayatım?
şu objenin varlığı bana asıl benin anlamını hatırlatıyor. çok net bir şekilde hem de. hem üzüyor beni hem tatmin ediyor. ben gibi. ve hayatıma dahil ettiğim gelmiş geçmiş herkes gibi.
devamını gör...
2893.
2894.
birkaç ay içerisinde fotoğraflarıma ve şiirlerime kalıcı bir yer bulup sevdiklerimi birbirlerine emanet ettikten sonra bu hayata veda edeceğim. yaşamak yükü ağır geldi. bana verilen hayatı, şansı kaldıramıyorum artık. boğazıma düğümlenenlerden yoruldum. herkes bir yerini buldu da ben fazlalık kaldım. bu da benim son mektubum olsun size.
devamını gör...
2895.
nerden başlamam gerektiğini bilmiyorum veya anlatmak istediklerimi gerçekten anlatabilecek miyim onu da bilmiyorum.
bazı günler oldu; kendimi herkesten soyutlayıp tek başıma yalnızlığıma sığınmak istedim, bazı günler oldu, sevdiğim bir insana sığınmak istedim.
bazen her şeyden bıktım ve hayatımı sorgulamaya başladım, bazense hayata sıkı sıkı tutunup bırakmama kararı aldım.
bazı günlerde her şey boşmuş gibi hissettim bazı günlerde ise daha iyisi olsun diye uğraştım.
bazen hayatıma insanlar almayı denedim, bazense hayatımdan insan çıkarmayı denedim.
bazı günler çok ağlarken, bazı günler gözümden yaş gelene kadar güldüm.
bazen çok masum bir çocukken, bazen aklından hiçte masum fikirler geçmeyen bir çocuk oldum.
bazen her şeyi haykırmak, içimdekileri dökmek istedim bazense her şeyi içime içime yaşamayı istedim.
bazı günler oldu kimsenin yanımda olmadığını fark ettim ve bazı günler oldu sevdiklerimin hep yanımda olduğunu fark ettim.
bazen yaşadığım şeyler için kendimi suçladım, bazense yaşanılan şeyler için suçlu aradım.
bazen küçük bir çocukken bazen olgun bir insan oldum.
bazı günler çok hayal kurdum, bazı günler hiç hayal kurmadan gerçeklerle yaşadım.
bazı günlerde kendimi kitaplara sığınırken buldum, bazı günlerde ise sığınacak bir yer ararken buldum kendimi.
bazen gerçekten kazandığımı fark ettim, bazense kaybettiğimi anladım.
bazı günlerde aradığımı gerçekten buldum sandım, bazı günlerde ise aradığım şeyin ne olduğunu bile bilmediğimi fark ettim.
bazen mutluluğu takip etmeyi denedim, bazende mutluluğunu bana gelmesini bekledim.
bazı günler etrafıma gülücük saçarken bazı günler etrafımı öfke,üzüntü saçtım.
bazen herkes için güzel şeyler yaptım, bazense kötü olduğunu bile bile herkese karşı bir şeyler yaptım.
bazı günler oldu ani kararlar aldım ve bazı günler oldu aldığım kararların pişmanlığını yaşadım.
-a.ş-
bazı günler oldu; kendimi herkesten soyutlayıp tek başıma yalnızlığıma sığınmak istedim, bazı günler oldu, sevdiğim bir insana sığınmak istedim.
bazen her şeyden bıktım ve hayatımı sorgulamaya başladım, bazense hayata sıkı sıkı tutunup bırakmama kararı aldım.
bazı günlerde her şey boşmuş gibi hissettim bazı günlerde ise daha iyisi olsun diye uğraştım.
bazen hayatıma insanlar almayı denedim, bazense hayatımdan insan çıkarmayı denedim.
bazı günler çok ağlarken, bazı günler gözümden yaş gelene kadar güldüm.
bazen çok masum bir çocukken, bazen aklından hiçte masum fikirler geçmeyen bir çocuk oldum.
bazen her şeyi haykırmak, içimdekileri dökmek istedim bazense her şeyi içime içime yaşamayı istedim.
bazı günler oldu kimsenin yanımda olmadığını fark ettim ve bazı günler oldu sevdiklerimin hep yanımda olduğunu fark ettim.
bazen yaşadığım şeyler için kendimi suçladım, bazense yaşanılan şeyler için suçlu aradım.
bazen küçük bir çocukken bazen olgun bir insan oldum.
bazı günler çok hayal kurdum, bazı günler hiç hayal kurmadan gerçeklerle yaşadım.
bazı günlerde kendimi kitaplara sığınırken buldum, bazı günlerde ise sığınacak bir yer ararken buldum kendimi.
bazen gerçekten kazandığımı fark ettim, bazense kaybettiğimi anladım.
bazı günlerde aradığımı gerçekten buldum sandım, bazı günlerde ise aradığım şeyin ne olduğunu bile bilmediğimi fark ettim.
bazen mutluluğu takip etmeyi denedim, bazende mutluluğunu bana gelmesini bekledim.
bazı günler etrafıma gülücük saçarken bazı günler etrafımı öfke,üzüntü saçtım.
bazen herkes için güzel şeyler yaptım, bazense kötü olduğunu bile bile herkese karşı bir şeyler yaptım.
bazı günler oldu ani kararlar aldım ve bazı günler oldu aldığım kararların pişmanlığını yaşadım.
-a.ş-
devamını gör...
2896.
değişim ve insan arasındaki bağı çözebilen bir kurallar sistemi olsaydı… mutlaka tıkanırdı. olgunlaşma ve bedensel değişimin, çevreyle etkileşimini bağdaştırabilecek kadar aciz bir sisteme dayalı olmasaydı her şey…
yaşadığı yerin ve beyninin tamamını kullanamayan insan ve onun değişimi! 1994 yılında kolombiya-ingiltere maçında kolombiyalı kaleci topu ayaklarıyla kurtardı. her şey değişti. beklenenin dışında hareketler hız kazandı. o bir ışıktı, herkesin gözünü aldı. değişime inanma ışığı…
hayal diye bir avuntu var. o kadar güçlü bir avuntu ki, binlerce ihtimalin gerçekleşme yüzdesini hesaplatır. hesap makinesi ile dolaşan insanlar türetiyor hiç durmadan. matematik hayatları ele geçiriyor. her şeyi hesaplama zorunluluğu geliyor. insan vicdanı ile hesaplaşıyor. çıkanı kendine bölüp, yalnızlığı ile çarpınca sonuç hayal kırıklığı oluyor. hayal kırıklığı bir ışık oluyor. değişimi simgeleyen bir ışık! yeni bir umudun başlangıç noktası! ve bu vazgeçilmez dizge sıralanıp gidiyor. insan ve değişim iç içe giriyor her pozisyonda, önde, arkada, kucakta, omuzda, ensede, kulakta, ağızda…
geleceğin belirsizliği başka bir ışık oluveriyor bu sırada. kimse bilmiyor, herkes yalan söylüyor. bilinmezlik denklemi çözemiyor matematik. insan tıkanıyor, boğuluyor. matematik sonsuz diyor, insan sıçtım diyor. bu ikilem arasında hiçbir bağ kurulamıyor ve bu noktada beynin, hayal ile gerçeği darmadağın eden düşünceleri ışığa dönüşüyor. sızıntı şeklinde başlıyor ve sonra karanlık içinde bile güneş var dedirtebiliyor.
yalan! hiçbir insan canlısının vazgeçemediği beş harfli bir olgu! çeşitli boyutlar ve renklere uygun görülmüş sonsuzluk tarifi. matematiğin terk ettiği beyinlerin uğradığı işgal… etrafımız kuşatıldı! teslim olun! yoksa size yalan söylerim! güzel günlerin, iyi niyetli insanların ve düzgün bir yaşantının tarifini yaparım. maddesel olan her şeyi sunarım size!
gerçekleri yaşayıp yalanları söylerken ya da gerçeklerin sır, yalanların aleni olduğunu düşünürken, güven, sönmüş bir kuyruklu yıldız gibi karanlığa gömülüyor. güvensiz olan bir başına kalmaya zorlanıyor ve bu zorunluluk kimilerini hasta, kimilerini yok ediyor.
en az yalan söyleyen, ölüme en yakın olandır. sonrasının olmadığı bir gerçektir. gerçek ışıktır. bütün yalanları aydınlatan bir ışık! o halde uzatmaya gerek yoktur. gerçek, ölümle gelir, yalan, doğumla başlar.
adım, cübeyr! bu ismi ben buldum! arapça kökenli, küçük kahraman dilimizdeki karşılığı… yalan hep devam eder.
yaşadığı yerin ve beyninin tamamını kullanamayan insan ve onun değişimi! 1994 yılında kolombiya-ingiltere maçında kolombiyalı kaleci topu ayaklarıyla kurtardı. her şey değişti. beklenenin dışında hareketler hız kazandı. o bir ışıktı, herkesin gözünü aldı. değişime inanma ışığı…
hayal diye bir avuntu var. o kadar güçlü bir avuntu ki, binlerce ihtimalin gerçekleşme yüzdesini hesaplatır. hesap makinesi ile dolaşan insanlar türetiyor hiç durmadan. matematik hayatları ele geçiriyor. her şeyi hesaplama zorunluluğu geliyor. insan vicdanı ile hesaplaşıyor. çıkanı kendine bölüp, yalnızlığı ile çarpınca sonuç hayal kırıklığı oluyor. hayal kırıklığı bir ışık oluyor. değişimi simgeleyen bir ışık! yeni bir umudun başlangıç noktası! ve bu vazgeçilmez dizge sıralanıp gidiyor. insan ve değişim iç içe giriyor her pozisyonda, önde, arkada, kucakta, omuzda, ensede, kulakta, ağızda…
geleceğin belirsizliği başka bir ışık oluveriyor bu sırada. kimse bilmiyor, herkes yalan söylüyor. bilinmezlik denklemi çözemiyor matematik. insan tıkanıyor, boğuluyor. matematik sonsuz diyor, insan sıçtım diyor. bu ikilem arasında hiçbir bağ kurulamıyor ve bu noktada beynin, hayal ile gerçeği darmadağın eden düşünceleri ışığa dönüşüyor. sızıntı şeklinde başlıyor ve sonra karanlık içinde bile güneş var dedirtebiliyor.
yalan! hiçbir insan canlısının vazgeçemediği beş harfli bir olgu! çeşitli boyutlar ve renklere uygun görülmüş sonsuzluk tarifi. matematiğin terk ettiği beyinlerin uğradığı işgal… etrafımız kuşatıldı! teslim olun! yoksa size yalan söylerim! güzel günlerin, iyi niyetli insanların ve düzgün bir yaşantının tarifini yaparım. maddesel olan her şeyi sunarım size!
gerçekleri yaşayıp yalanları söylerken ya da gerçeklerin sır, yalanların aleni olduğunu düşünürken, güven, sönmüş bir kuyruklu yıldız gibi karanlığa gömülüyor. güvensiz olan bir başına kalmaya zorlanıyor ve bu zorunluluk kimilerini hasta, kimilerini yok ediyor.
en az yalan söyleyen, ölüme en yakın olandır. sonrasının olmadığı bir gerçektir. gerçek ışıktır. bütün yalanları aydınlatan bir ışık! o halde uzatmaya gerek yoktur. gerçek, ölümle gelir, yalan, doğumla başlar.
adım, cübeyr! bu ismi ben buldum! arapça kökenli, küçük kahraman dilimizdeki karşılığı… yalan hep devam eder.
devamını gör...
2897.
değişim her zaman zor ve sancılı bir süreç. bu yüzden insan bu acıyı sadece kendisi istediği için çekmeli. başkası uğruna geçirilen değişimler kalıcı olamaz , çekilen acı boşa olur . kendimizi başka bir noktaya taşımak için değişmek istemeliyiz ya da kendimizle mutluysak başkalarının değişim taleplerine boyun eğmemeliyiz. insan yola sürüklenerek çıkarsa yolda kalır , ancak kendi içinden gelen güç ve istekle yolun sonuna kadar gider .
devamını gör...
2898.
mavi kırlangıçların ve bilhassa yakut rengi kelebeklerin kanat çırpışları zerk edilmişti ruhuma. o sabah içim içime sığmıyordu. kalbim aklımın tahayyül sınırlarını zorluyordu. ince ve şeffaf bir balon tabakasından izliyordum hayatı. yalnızlıktan kurtulmaya bir dokunuş yetecek. dokunsam patlayacak dokunsam bitecek belki de çocukluğum ellerimden tutup beni çiçek tarlalarına götürecekti. ama yok ben öyle korunmasız öylesine savunmasız çıkamam o balondan. önümde ömrümün dolaşmaya yetemeyeceği kadar büyük bir gökyüzü var. hasta ruhumun çığlığı yankılanacak orada. ben ki nasıl terkedilmişsem kalabalıklardan. çığlıklarım tırmalayacak kalabalığın kulaklarını. işte o zaman bir kırlangıç çığlığı kadar tiz olacak sesim ve ölmeye yakın bir kelebeğin kanatlarını teslim edişi gibi teslim edeceğim ruhumu...
ydd
ydd
devamını gör...
2899.
buraya yazanları okumayan, okuyup alay edenler varmış.
ah ne kadar pamuk hayatlar yaşıyorsunuz siz. ayağınıza taş gelmesin. hiç sevdiniz mi?
severken bir gün arayıp ulaşamadığınız oldu mu?
defalarca ulaşamayıp bir gün canı isteyince telefonu açıp anasına bacısına küfür etmiş gibi alo dediler mi?
ne oldu neyin var dediğiniz zaman hastayım deyip iki hafta sonra instagramda evlendiğini gördünüz mü?
o gün doğum gününü kutlamak için heyecanla plan yapıp, el ele sinemaya gidip gecesinde ben yapamıyorum artık. bir ilişkiyi kaldıracak gücüm yok dediler mi?
yıllarca sevgili olup ayrılık kararı alıp gerzek gibi üzülür diye o ilişkinin içinde daha yıllarca kaldınız mı?
çok b.ktan dertler değil mi?
tamam sen yazma.
alay etmeye devam et.
güçlü şey seni.
ah ne kadar pamuk hayatlar yaşıyorsunuz siz. ayağınıza taş gelmesin. hiç sevdiniz mi?
severken bir gün arayıp ulaşamadığınız oldu mu?
defalarca ulaşamayıp bir gün canı isteyince telefonu açıp anasına bacısına küfür etmiş gibi alo dediler mi?
ne oldu neyin var dediğiniz zaman hastayım deyip iki hafta sonra instagramda evlendiğini gördünüz mü?
o gün doğum gününü kutlamak için heyecanla plan yapıp, el ele sinemaya gidip gecesinde ben yapamıyorum artık. bir ilişkiyi kaldıracak gücüm yok dediler mi?
yıllarca sevgili olup ayrılık kararı alıp gerzek gibi üzülür diye o ilişkinin içinde daha yıllarca kaldınız mı?
çok b.ktan dertler değil mi?
tamam sen yazma.
alay etmeye devam et.
güçlü şey seni.
devamını gör...
2900.
ah be oğlum tam zamanıydı şimdi. yıldırım nikahıyla evlenir ikametini benim olduğum yere aldırır hemen gelirdin yanıma. nolurdu yardım etseydin sana çok ama çok ihtiyacım var şu an. saplandım kaldım ben senin beni bıraktığın zamanda. baksana hiçbir şeye hevesim yok
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2