normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
4281.
içimden geçenlerin geçecekleri yollar, sanırım kapalı. yollarının açılmasını bekliyorum.
sadece duvarda asılı olan saat sesinin duyulduğu, bekleme salonunda gibiyim. belki sessizlik kendi sessizliğinden sıkılırsa, ortaya karışık gürültülü muhabbet atar diye beklentim var. kimbilir onunda içi doludur.
orta belki biraz ilerisi yaşta olmam sebebiyle gün içinde ben dışında takılıyorum. aynısından günler yaşıyorum. ne eksik ne fazla. "banada aynısından" ile başlayan cümleleri kullanmak istemiyorum.
etkisi fazla olan sıkıntıdan patlamam neticesinde cümlelerim herbir tarafa yayılmış durumdalar.
harflerimse tuz buz olmuş haldeler. arada olan kelimelerime oldu.
şimdilik bunlar.
sadece duvarda asılı olan saat sesinin duyulduğu, bekleme salonunda gibiyim. belki sessizlik kendi sessizliğinden sıkılırsa, ortaya karışık gürültülü muhabbet atar diye beklentim var. kimbilir onunda içi doludur.
orta belki biraz ilerisi yaşta olmam sebebiyle gün içinde ben dışında takılıyorum. aynısından günler yaşıyorum. ne eksik ne fazla. "banada aynısından" ile başlayan cümleleri kullanmak istemiyorum.
etkisi fazla olan sıkıntıdan patlamam neticesinde cümlelerim herbir tarafa yayılmış durumdalar.
harflerimse tuz buz olmuş haldeler. arada olan kelimelerime oldu.
şimdilik bunlar.
devamını gör...
4282.
yaşamın getirdikleri kadar götürdükleri de bir hayli çok oluyor. bazen sığmıyor insanın içine bu kayıplar akıp gidiveriyor gözünden. yaşam denilen bu boş gürültüde anlamlı bir şeyler duymak değil mi amacımız? neden duyduklarımızla yetinmiyoruz o zaman? hep daha fazlası, daha iyisi daha çoğu, ne zamana kadar bu yarış ?
devamını gör...
4283.
muhtemelen her şey böyle sıradan, diğerlerinden pek de farksız olmayan bir günde başladı. kendimi hissedemediğim, etime kemiğime işleyen bir esriklik anında. evet evet böyle olmalı; eskimiş ve yorgun ruhlar gezerken misafir oldular boş buldukları beynimde. kuruyemiş çıtırtıları, yağlı yemek kokuları, çocukların sümüklü ağlayışları, çamaşır tutmayan bezgin plastik mandallar, karantinaya mahkum paslı objeler, gıcırdayan somya telleri, dans eden karınca sesleri, kutudaki hapsolmuşlar, panjur aralığından gülümseyen güneş, sağır uşaklar korosunun şarkıları, burun sızısı, kanayan dudak yaraları ve o ölü deriden farksız duvarların ardındaki gözleri bulmaya yeminli üç numaralı ağlak sonbahar kişisi... pek tabi ki anlamadın bunları da. her anlayış sandığın o aldanış anlarında şırıngasız zamanı içine çekince bir garip oluyorsun sıklıkla.
kendimi yakın hissettiğim iddiasız şeyleri severim. rahmetli kaktüsüm joelbob ya da gölgesinden beslenen bir ortanca çiçeği daha çekici... sıkılıyorum gösterişli şeylerden. sıkılmayı düşünmek bile sıkıyor beni fakat çekip gitmek gelmiyor içimden. hoş cesaretim isteğimden daha baskın gelse nereye gideceğim de belli değil ki!.. bugün hiç bakmak istemediğim haber satırlarında keskinliği ile bir etten daha fazlasını doğrayıp dilim dilim yapacak yeni bir şey var mıydı acaba? meraklı olduğuma bakma sen, belki göz ucuyla bakacağım günün sonunda. hayat, dengesizlik kipinin üstünde sallantıdaki bir cambaz gibi değil mi sence de? herkesin gözünde aynı iyi giyimli malum kişi olamasa da... dinlenmeye, dindirmeye çalışmalıyım; neyi dindireceksem artık!
çat kapı gelenler neden çat kapı gitmiyorlar? inatçı arsızlar neden çekilmesini bilmiyorlar? kötü kalpli çocuklara öykünen cani akıllar neden on binlerce ruh ağırlığını üzerlerinde taşıyıp bir türlü koltuklarından kalkmıyorlar? tek bir hayat üstünde şekillendiğime inanmak istiyorum. istiyorum da neden bir boyuttan diğerine seksek oynuyorum? ötekilerin mesai saatlerine sığdıramıyorum performansımı, çöktüğüm zamanlarda da düşmüyorlar yakamdan. beceri istiyor yaşamak. gündelik zekalar, pratik çözümler ve kişisel gelişimlerle kas yapıyorum da kas erimesiyle beraber ruhumun rendelenmesi kaçınılmaz kabus olarak duruyor karşımda; "boşveeeer, kasma kendini..." dedikçe birileri... maymundan değil de balıktan gelmiş olabilir miyiz? yüzmeyi niye becerebiliyoruz da daldan dala konamıyoruz mesela? doğumum ıslak, hüzünlerim ve sevişmelerim bir miktar yapışkan, sulu.... ya ölümüm? ölümümüz hep aynı toprağa çıkıyor nasıl olsa... balıktan korkan biri olarak çabucak atıyorum kafamdan bu düşünceleri!
cümlesine yabancı olduğum el için ağlayan yüreğim neden bu denli yorgun, içindeki hazineler ne zamandır kayıp? rutinin cazibesi gibi görünen gündeliklerim olmasa, bu arızlarımı nasıl saklardım bilmiyorum. ağır ağır kaçan akrep ile inatla peşinden koşan yelkovanın aşkı bitmiyor mesela. kavuşma anlarında kimileri dilek tutuyor; ben ise yıldızların kaymasını bekliyorum hâlâ... bir mecburiyet silahı varmış da beynime doğrulmuş sanki. vursana diyorum, eh hadi ne duruyorsun vursana! "ben yapamam bunu, yapamıyorum, sen yapabilsen bari..." oturup ağlayan ağır kurşuni cüceler var gibi geliyor bazen omuzlarımda; bize engel olan ve sakın yapma diye fısıldayan. önce sağa, sonra sola; tüm o ağır yüklerine selam verip devam ediyorum hayata. şimdi değil ama belki sonra...
kendimi yakın hissettiğim iddiasız şeyleri severim. rahmetli kaktüsüm joelbob ya da gölgesinden beslenen bir ortanca çiçeği daha çekici... sıkılıyorum gösterişli şeylerden. sıkılmayı düşünmek bile sıkıyor beni fakat çekip gitmek gelmiyor içimden. hoş cesaretim isteğimden daha baskın gelse nereye gideceğim de belli değil ki!.. bugün hiç bakmak istemediğim haber satırlarında keskinliği ile bir etten daha fazlasını doğrayıp dilim dilim yapacak yeni bir şey var mıydı acaba? meraklı olduğuma bakma sen, belki göz ucuyla bakacağım günün sonunda. hayat, dengesizlik kipinin üstünde sallantıdaki bir cambaz gibi değil mi sence de? herkesin gözünde aynı iyi giyimli malum kişi olamasa da... dinlenmeye, dindirmeye çalışmalıyım; neyi dindireceksem artık!
çat kapı gelenler neden çat kapı gitmiyorlar? inatçı arsızlar neden çekilmesini bilmiyorlar? kötü kalpli çocuklara öykünen cani akıllar neden on binlerce ruh ağırlığını üzerlerinde taşıyıp bir türlü koltuklarından kalkmıyorlar? tek bir hayat üstünde şekillendiğime inanmak istiyorum. istiyorum da neden bir boyuttan diğerine seksek oynuyorum? ötekilerin mesai saatlerine sığdıramıyorum performansımı, çöktüğüm zamanlarda da düşmüyorlar yakamdan. beceri istiyor yaşamak. gündelik zekalar, pratik çözümler ve kişisel gelişimlerle kas yapıyorum da kas erimesiyle beraber ruhumun rendelenmesi kaçınılmaz kabus olarak duruyor karşımda; "boşveeeer, kasma kendini..." dedikçe birileri... maymundan değil de balıktan gelmiş olabilir miyiz? yüzmeyi niye becerebiliyoruz da daldan dala konamıyoruz mesela? doğumum ıslak, hüzünlerim ve sevişmelerim bir miktar yapışkan, sulu.... ya ölümüm? ölümümüz hep aynı toprağa çıkıyor nasıl olsa... balıktan korkan biri olarak çabucak atıyorum kafamdan bu düşünceleri!
cümlesine yabancı olduğum el için ağlayan yüreğim neden bu denli yorgun, içindeki hazineler ne zamandır kayıp? rutinin cazibesi gibi görünen gündeliklerim olmasa, bu arızlarımı nasıl saklardım bilmiyorum. ağır ağır kaçan akrep ile inatla peşinden koşan yelkovanın aşkı bitmiyor mesela. kavuşma anlarında kimileri dilek tutuyor; ben ise yıldızların kaymasını bekliyorum hâlâ... bir mecburiyet silahı varmış da beynime doğrulmuş sanki. vursana diyorum, eh hadi ne duruyorsun vursana! "ben yapamam bunu, yapamıyorum, sen yapabilsen bari..." oturup ağlayan ağır kurşuni cüceler var gibi geliyor bazen omuzlarımda; bize engel olan ve sakın yapma diye fısıldayan. önce sağa, sonra sola; tüm o ağır yüklerine selam verip devam ediyorum hayata. şimdi değil ama belki sonra...
devamını gör...
4284.
daha iyisini alma imkanımız olunca eski eşyaları nasıl atıyorsak, daha iyisi karşımıza çıkınca hayatımızdaki eski insanları da atıyoruz. fıtratımızda var.
devamını gör...
4285.
karalama defterimin üstünde takla attım boynum kırıldı
devamını gör...
4286.
…çünkü sen benim aşk hikayemsin; sen benim melodimin eksik notası, hayatımın büyük harfi ve noktasısın. çünkü ben:
“sana baktıkça güzelleştim.
çiçek oldum,
çocuk oldum,
aşık oldum.”
“sana baktıkça güzelleştim.
çiçek oldum,
çocuk oldum,
aşık oldum.”
devamını gör...
4287.
- diyelim ki, bir lokma bir hırka felsefesini benimsedik. bu durumda bir akşam yemeği için yanımızda kaç tane hırka olmalıdır?
- avrupa'ya para karşılığı adam kaçırmaya başladığım ilk günlerde tekerlekli valizler yoktu. ben de, taşıması kolay olsun diye kaçırılacak adamları ikiden fazla parçaya böler öyle yerleştirirdim valizlere. her seferinde iki insan taşıdığım o günlerde bir gün valizlerin içinden dört yerine beş buçuk kol çıkmıştı. tek kolun sahibini bulduk dört yıl sonunda ama o yarım kol hala buzlukta sahibini bekler durur.
-bana balık verme, balık tutmayı öğret... (çin atasözü)
bana balık ver, rakıyı tazele, buz da bitmiş... (türk atasözü)
-uzun yıllar önce, üniversitedeyken okul çıkışı "kıraathane"ye gider, briç oynardık. kağıtlar karıştırılır, kaderimizi yar diye yanımızdakine uzatılır, sonra dağıtılırdı. bir gün, artık nasıl karıştırmışsam kağıtları, geçen hafta aynı kıraathaneye gittim, arkadaşlar hala sıraya koymaya çalışıyorlar
- bakkallık yaptığım günlerde akşam eve giderken dükkanın kapısına on tane şifreli asma kilit takardım. şifreleri asla unutmazdım ama bir keresinde hangi şifre hangi kilide ait onu unuttum da tüm şifreleri tek tek deneyip dükkanı açmam bir saatimi almıştı.
- avrupa'ya para karşılığı adam kaçırmaya başladığım ilk günlerde tekerlekli valizler yoktu. ben de, taşıması kolay olsun diye kaçırılacak adamları ikiden fazla parçaya böler öyle yerleştirirdim valizlere. her seferinde iki insan taşıdığım o günlerde bir gün valizlerin içinden dört yerine beş buçuk kol çıkmıştı. tek kolun sahibini bulduk dört yıl sonunda ama o yarım kol hala buzlukta sahibini bekler durur.
-bana balık verme, balık tutmayı öğret... (çin atasözü)
bana balık ver, rakıyı tazele, buz da bitmiş... (türk atasözü)
-uzun yıllar önce, üniversitedeyken okul çıkışı "kıraathane"ye gider, briç oynardık. kağıtlar karıştırılır, kaderimizi yar diye yanımızdakine uzatılır, sonra dağıtılırdı. bir gün, artık nasıl karıştırmışsam kağıtları, geçen hafta aynı kıraathaneye gittim, arkadaşlar hala sıraya koymaya çalışıyorlar
- bakkallık yaptığım günlerde akşam eve giderken dükkanın kapısına on tane şifreli asma kilit takardım. şifreleri asla unutmazdım ama bir keresinde hangi şifre hangi kilide ait onu unuttum da tüm şifreleri tek tek deneyip dükkanı açmam bir saatimi almıştı.
devamını gör...
4288.
madem öyle anonim oluşumla beni tanıyacaksınız. en kötü ihtimalle hesabı kapatır başka bir hesapla devam ederim..
olmak istediğim kadar kötü birisi olamadım, planladığım hiç bir ** yı gerçekleştiremedim. korktuğum şey rab 'miydi yoksa insanlar mı bilmiyorum evet bunun ne olduğunu siz bilmeyeceksiniz fakat önemi yok, açık açık yazmak istemiyorum. ben bunu yapacak bir insan olamadım hiç bir zaman. peki neden bunu yapmak istedim biliyor musunuz? çünkü insanların beni umursamaması, ciddiye almayışı, kendimi onlar karşısında sadece ve sadece teorik bilgide üstün gördüm. ilkokuldan beri ezildim akabinde bende hep kendi içimde yaşadım ve doldum doldum doldum doldum ta ki lise bitene kadar doldum be sözlük.. ben 8. sınıfa kadar konuşmuyordum 7. sınıfta konuşmadığım için bir "sözde" öğretmen bana yastık lakabını takmıştı bana diyordu ki; "sen yastıksın be! öyle en arkaya geçmiş köşede sessiz sessiz yastık gibi duruyorsun." hala bunu düşünüp ağlıyorum sözlük. ya da arkadaşlarımın beni aşağılayıp dövmesi beni çöküşe sürüklediler hayatım olay yeri oldu sözlük.. sonucunda ne mi oldu? usta bir manipülatör doğdu. psikolojiyi iyi bilen bir canavara dönüştürdüler, canavar diyorum çünkü ister istemez kötüleşmiştim artık, acıdan kötülük doğuyor. artık ben insanların kalbini kırıyorum sözlük, ben bunu hiç sevmeden yapıyorum. eğer bunu yapmazsam onlar bana yapacakmış gibi hissediyorum. kimseye güvenim ve ya tahammülüm kalmadı. herkes bana saldırıp dövecekmiş gibi geliyor, azarlayacaklarmış gibi hissediyorum. evet sözlük ben kimim biliyor musunuz? ben katil toplumun maktul katiliyim...
olmak istediğim kadar kötü birisi olamadım, planladığım hiç bir ** yı gerçekleştiremedim. korktuğum şey rab 'miydi yoksa insanlar mı bilmiyorum evet bunun ne olduğunu siz bilmeyeceksiniz fakat önemi yok, açık açık yazmak istemiyorum. ben bunu yapacak bir insan olamadım hiç bir zaman. peki neden bunu yapmak istedim biliyor musunuz? çünkü insanların beni umursamaması, ciddiye almayışı, kendimi onlar karşısında sadece ve sadece teorik bilgide üstün gördüm. ilkokuldan beri ezildim akabinde bende hep kendi içimde yaşadım ve doldum doldum doldum doldum ta ki lise bitene kadar doldum be sözlük.. ben 8. sınıfa kadar konuşmuyordum 7. sınıfta konuşmadığım için bir "sözde" öğretmen bana yastık lakabını takmıştı bana diyordu ki; "sen yastıksın be! öyle en arkaya geçmiş köşede sessiz sessiz yastık gibi duruyorsun." hala bunu düşünüp ağlıyorum sözlük. ya da arkadaşlarımın beni aşağılayıp dövmesi beni çöküşe sürüklediler hayatım olay yeri oldu sözlük.. sonucunda ne mi oldu? usta bir manipülatör doğdu. psikolojiyi iyi bilen bir canavara dönüştürdüler, canavar diyorum çünkü ister istemez kötüleşmiştim artık, acıdan kötülük doğuyor. artık ben insanların kalbini kırıyorum sözlük, ben bunu hiç sevmeden yapıyorum. eğer bunu yapmazsam onlar bana yapacakmış gibi hissediyorum. kimseye güvenim ve ya tahammülüm kalmadı. herkes bana saldırıp dövecekmiş gibi geliyor, azarlayacaklarmış gibi hissediyorum. evet sözlük ben kimim biliyor musunuz? ben katil toplumun maktul katiliyim...
devamını gör...
4289.
sesimi duyduğuna inanıyorum. her gece senden bir dileğimi istiyorum. dua ediyorum. belki burayı okuyan birinin dileğimi olsun diye içinden geçirir diye düşündüm. hadi bu gece kabul et şu duamı. buna ne kadar ihtiyacım olduğunu sen de iyi biliyorsun. hadi bu gecelik, bak son isteğim olacak senden. kabul et hadi yalvarırım.
devamını gör...
4290.
insanın aklına gelmeyen başına gelir derlerdi doğruymuş. aklımızdan geçmeyen başımıza geldi... babam bir süredir kanserle savaşıyor. o kadar sağlıklı bir insandı ki. hayatı boyunca enderdir hastaneye gittiği de. hiç aklıma gelmez... hani yakıştıramazsınız ya konduramazsınız hasta olduğuna dâhi inanmazsınız. bu o kadar zor ki. kabullenmek... her ne kadar kabullenmiş gibi göstersem de kendimi kabullenemedim galiba ...
çok zormuş... bildiğim ve öğrendiğim tek şey bu. insan işin içine girince çok daha iyi anlıyor bazı şeyleri. hiç öğrenmek istemezdim oysa. bu duygu o kadar garip bir duygu ki tarifi çok zor. babam şehirdışında tedavi görüyor ödüm kopuyor her şeyden... o kadar çok kanser hastalarının videoları denk geliyor ki yüreğim dayanmıyor. bilmiyorum bir anda hayatımız değişti. onlar bir anda şehir dışına çıktılar ben evde kalıp kardeşlerime bakıyorum felan. ben nasılım hiç bilmiyorum. iyiyim diyorum ama iyi miyim bilmiyorum. o kadar yıprandık ki ayakta kalabilmek çok zor. psikolojik olarak çökük durumdayım. kendimi hiç iyi hissetmiyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor bazen kimseyi görmek, duymak, konuşmak... o kadar sosyal bir insandım ki ondan geriye hiçbir şey kalmadı.
neyse... yazacak çok şey var ama devam edersem daha çok ağlayacağım... ne olur sevdiklerinizin kıymetini bilin.
bu an o kadar kısa bir anki.
ne zaman nereden ne çıkacağı belli olmuyor.
hayat her şeyi alıp götürüyor ve siz sadece bakmakla kalıyorsunuz.
kendinizi sevin önce sonra sizi sevenleri.
allah'ım bütün hastalara şifa versin, kimin ne derdi varsa ona yardım etsin... kimseyi sağlığıyla, sevdiğiyle sınamasın.
hic kimse onkoloji nedir, pet nedir, kemoterapi nedir, kemoterapi yan etkileri nedir, kemoterapi yan etkilerinin azaltılması için ne yapılmalıdır bilmesin... bu konuda cahil kalın...
çok zormuş... bildiğim ve öğrendiğim tek şey bu. insan işin içine girince çok daha iyi anlıyor bazı şeyleri. hiç öğrenmek istemezdim oysa. bu duygu o kadar garip bir duygu ki tarifi çok zor. babam şehirdışında tedavi görüyor ödüm kopuyor her şeyden... o kadar çok kanser hastalarının videoları denk geliyor ki yüreğim dayanmıyor. bilmiyorum bir anda hayatımız değişti. onlar bir anda şehir dışına çıktılar ben evde kalıp kardeşlerime bakıyorum felan. ben nasılım hiç bilmiyorum. iyiyim diyorum ama iyi miyim bilmiyorum. o kadar yıprandık ki ayakta kalabilmek çok zor. psikolojik olarak çökük durumdayım. kendimi hiç iyi hissetmiyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor bazen kimseyi görmek, duymak, konuşmak... o kadar sosyal bir insandım ki ondan geriye hiçbir şey kalmadı.
neyse... yazacak çok şey var ama devam edersem daha çok ağlayacağım... ne olur sevdiklerinizin kıymetini bilin.
bu an o kadar kısa bir anki.
ne zaman nereden ne çıkacağı belli olmuyor.
hayat her şeyi alıp götürüyor ve siz sadece bakmakla kalıyorsunuz.
kendinizi sevin önce sonra sizi sevenleri.
allah'ım bütün hastalara şifa versin, kimin ne derdi varsa ona yardım etsin... kimseyi sağlığıyla, sevdiğiyle sınamasın.
hic kimse onkoloji nedir, pet nedir, kemoterapi nedir, kemoterapi yan etkileri nedir, kemoterapi yan etkilerinin azaltılması için ne yapılmalıdır bilmesin... bu konuda cahil kalın...
devamını gör...
4291.
yurt dışından bayan bir akrabamızın kız arkadaşı beni beğenmiş. genel olarak evlenmek istiyormuş. tek çocuğu var. benim yaşlarımda bir kadın işte.
şu an askerlik arefesi çocuklu bir kadınla evlenilir mi ? vatandaşlık almak için iyi bir fırsat olsa da yurt dışına gidip tutunmaya çalışmak mantıklı mı ?
askerde kalmak ve çocukluk hayalim olan mesleği yapmak mı ?
hiç derdim yokmuş gibi kafamda deli sorular. orada kazanacağım para ile hayalimdeki poligonu türkiye ye gelip açabilirim. ama yıllarca orada suriyeli muamelesi görmeye değer mi ?
tüm gece bunu düşündüm, düşünüyorum. bir yanim git diyor bir yanım her ne kadar boktan da olsa burası senin vatanın diyor. yıllar önce bı hdp linin kafasinda bira şişesi patlatan milliyetçi yanım ise ortalığı siyasal islamcılara mı bırakacaksın diyor. hoff.
şu an askerlik arefesi çocuklu bir kadınla evlenilir mi ? vatandaşlık almak için iyi bir fırsat olsa da yurt dışına gidip tutunmaya çalışmak mantıklı mı ?
askerde kalmak ve çocukluk hayalim olan mesleği yapmak mı ?
hiç derdim yokmuş gibi kafamda deli sorular. orada kazanacağım para ile hayalimdeki poligonu türkiye ye gelip açabilirim. ama yıllarca orada suriyeli muamelesi görmeye değer mi ?
tüm gece bunu düşündüm, düşünüyorum. bir yanim git diyor bir yanım her ne kadar boktan da olsa burası senin vatanın diyor. yıllar önce bı hdp linin kafasinda bira şişesi patlatan milliyetçi yanım ise ortalığı siyasal islamcılara mı bırakacaksın diyor. hoff.
devamını gör...
4292.
herkesin yapması gereken bir aktivite,
sınırlı veya üzgünken çok iyi geliyor
sınırlı veya üzgünken çok iyi geliyor
devamını gör...
4293.
içim acıyor ve bunun pek tarifi yok
devamını gör...
4294.
süperim ya.
bayılıyorum kendime.
bayılıyorum kendime.
devamını gör...
4295.
dua ederken adını söylemedim
devamını gör...
4296.
beni çağıran bir ses var duymazdan geldiğim. bir ses, tanıdık ve içten. sanki ilk günden beri peşimden seslenen, rüyalarımda benimle konuşan... ben aynı hayatı defalarca yaşadım: hep aynı yarayı dağladım, aynı sevgiye sarıldım. ama ses hep oradaydı. ne zaman yaklaşsam bir denize, bir kayalığa... yükselen bir ses, haykıran bir ses, çağıran... duymazdan geliyorum ama varlığıyla var olduğumu da bildiğim bir ses. geleceğimi biliyor, önünde sonunda onu duyacağımı. susmuyor bu yüzden, bırakmıyor peşimi. ve biliyorum onu dinleyeceğim konusunda bana yürekten inandığını.
devamını gör...
4297.
parmak izlerini sildi yavaşça. "aslında sen haklısın" dedi ayna. "ben de haklıyım" diye ekledi sonra. “ve evet üzgünüm ama onlar da..." gözlerinin içine baktı uzun uzun; ardında unuttuklarını görmeye çalıştı. yüzüne yapışan halkalarla oynadı. sıkıca tutunamıyorlardı artık. terk etme zamanlarının yaklaşmış olmasına canı sıkıldı; kabullenemiyordu. -oysa ki yeterince olmuşlardı... yüz yirmi adım, üç yüz dört saniye, tek bir adam ve aynı hikaye. gün aydınlandığından beri devam ederken, sadece tek bir cümleye eşlik ettiğini anımsadı. -bir zamanlar çocukken... tatil dönemleriydi. sabahları düşlerinden uyandıran reçel kokusu, sıcaktan çatlamış parkelerin arasında beliren karıncalar, güneşin kollarında dans eden zerrecikler, küskün kuş, uyuklayan sarman, büyük dedenin cebinden çıkan taşlaşmış şekerler, hep bir sonraki güne bırakılmış boş defter, sepetteki yorgun askerler ve yaşlı ağaç... yeniden görebilecek miydi? sızlayan dizine dokundu. ilk kez ne zaman düştüğünü hatırlayamadı. diğer birçok ilk gibi bunu da unutmaya başlamıştı. -zamanın izleri... düşüncelere daldıkça bunalıyor, içini daha büyük sıkıntılar kaplıyordu. planlayıp yapılamayanlar, hiç hesapta yokken karşılaşılan durumlar, hayatından çekip gidenler, dahil olmak isteyenler, gerçekleşmeyen sözler, sonsuzluğa karışan tüm o söylenenler... -boşluk! hep aynı çıkışsızlıktı bu... daralan duvarlardan kaçmaya karar verdi. nefes almaya ihtiyacı vardı ve kendisine neyin iyi geleceğini biliyordu. -büyük kapıyı ikiye bölen derin mavi çizgi. dalga sesleriyle güneşi uğurlamak için toparlandı. bu anı sanki defalarca kez yaşamış gibiydi. cebindeki notları okumadan çöpe attı. gri ceketini giydi ve ardında bir gölgeden daha fazlasını bırakıp çıktı.
devamını gör...
4298.
bugün, bir tanıdıkla görüştüm. arkadaş sayılmayız, birlikte çalışıyoruz. elinde bir marteniçkayla geldi. iplerden yapılma bir bileklik. leylek görünce bir ağaca bağlıyormuşum falan filan. göçmenlerin dilek eğlencesi yani.
elime aldım, bileğime takmadan dilek tutmam lazımmış. kızın yüzüne baktım, marteniçkaya baktım.
e hadi, dileyin, dedi.
benim aklıma dilek gelmedi. şişeden cin çıksa içine geri sokarım herhalde. her şeyi gelişine vurmaya o kadar alışmışım ki, bana bi' kal geldi.
sağlık falan, dedim. işte sağlık olsun da, gerisi...şey dedim. hallolur ya. daha mutlu da olabilirim, o da mantıklı, dedim. ikisi yeter bana, gerisini...hallederiz, diye düşündüm.
ya sana dilek dile, denmiş. niye kainat kraliçesi konuşması gibi sağlık, mutluluk, dünya barışı masalı okuyorsun ve rikkat? benim gelecekle ne derdim var, çözemedim. öyle kahreden bir geçmişim de yok hani. normal, 90'lar çocuğu. standart yani. kıyamet yarın kopuyor deseler, israfil boruyu hangi makamda çalacakmış? diye düşünürüm. bu nasıl bir gamsızlık, nasıl bir olur gider kafası? vallahi sıkıldım, billahi sıkıldım, tillahi sıkıldım.
elime aldım, bileğime takmadan dilek tutmam lazımmış. kızın yüzüne baktım, marteniçkaya baktım.
e hadi, dileyin, dedi.
benim aklıma dilek gelmedi. şişeden cin çıksa içine geri sokarım herhalde. her şeyi gelişine vurmaya o kadar alışmışım ki, bana bi' kal geldi.
sağlık falan, dedim. işte sağlık olsun da, gerisi...şey dedim. hallolur ya. daha mutlu da olabilirim, o da mantıklı, dedim. ikisi yeter bana, gerisini...hallederiz, diye düşündüm.
ya sana dilek dile, denmiş. niye kainat kraliçesi konuşması gibi sağlık, mutluluk, dünya barışı masalı okuyorsun ve rikkat? benim gelecekle ne derdim var, çözemedim. öyle kahreden bir geçmişim de yok hani. normal, 90'lar çocuğu. standart yani. kıyamet yarın kopuyor deseler, israfil boruyu hangi makamda çalacakmış? diye düşünürüm. bu nasıl bir gamsızlık, nasıl bir olur gider kafası? vallahi sıkıldım, billahi sıkıldım, tillahi sıkıldım.
devamını gör...
4299.
hayat bazı şeylerin ne kadar geçici ve gereksiz olduğunu bize zaman zaman acı bir şekilde öğretiyor. biz bütün hırslarımız, büyük büyül plan ve arzularımızla sağa sola çatıp debelenirken bize rahat ol komutunu bir ilkokul beden öğretmeninin tekdüzeliğiyle gözünü kırpmadan verebiliyor.
bundan birkaç yıl öncesi. avukatlığımın ilk zamanları. bir çocuğun cinsel istismarı dosyasında yargılanan şahsın avukatıyız. aldığım ilk ve son cinsel dosya. müvekkil istanbulda ve cezaevinde tutuklu. maddi durumları kötü. babası bir vesile ulaşmış bize, ortalamanın altı bir vekalet ücreti ile anlaşıyoruz gariban deyip. dosyayı alır almaz genç avukatlığın verdiği heves ve heycanla lehimize deliller toplamaya çalışıp, karşı tarafın beyanları arasında çekişkiler arıyoruz. müvekkil ben bir şey yapmadım abi diyor görüştüğümüzde, yeminler ediyor, inanıyoruz. savcının kapısını aşındırıyoruz, iddianame düzenleniyor, mahkemenin kapısını bu sefer yol ediyoruz.
tabi baba gariban, arıyor sürekli bizi. oğluma iftira ediyorlar diyor, benim oğlum masum. baba yüreğidir diyorum teskin etmeye çalışıyorum, ağlıyor. üç evladı var burda perperişan oldular ne zaman çıkacak bu çocuk diyor. avukatlığıma laf ediyor, aylar geçti çıkartamadınız, yapamıyorsunuz diyor. baba yüreği yangın tabi biz de genciz, haşarıyız, alev alev gözümüz anlamıyoruz. o bana bunu söyledikçe ben de ona yükleniyorum, adliye kapısından girmediğini, işlerin nasıl yürüdüğünü bilmediğini söylüyorum, sesimi yükseltiyorum. adı ahmet, ahnet amca. ben hiddetlendikçe o ağlıyor, burda perperişanım bu yaşımda un çuvalı taşıyıp hem kendine hem onub çocuklarına bakıyorum deyip hüngür hüngür ağlıyor. allah aşkına çıkarın oğlumu o suçsuz vallahi ona iftira ediyorlar diye feryad ediyor. ahmet amca, 60 yaşlarında. ben dde ona yükseldiğim için duygulanıyorum bu sefer üzülüyorum, helallik istiyorum. zirveye çıkan duygular ve hisler sönüyor yavaşça, birbirimize dua ederek kapatıyoruz telefonları. oğlunu çıkaracağız diyorum. buna karşılık 1000 lira borcu kalmış ahmet amcanın vallahi ödeyeceğim diyor.
günler günleri kovalıyor sonra. 2021’in tatlı bir eylülünde müvekkil tahliye oluyor. on ay içerde kaldıktan sonra. ahmet amcayla yıldızlarımız barışıyor, dakikalarca teşekkür edip dua ediyor bana. halen sesimi yükseltmiş olmanın mahçubiyetini yaşıyorum, vazifemiz diyorum ancak çıkarabildik. bizim unuttuğumuz 1000 lirayı birkaç hafta sonra gönderiyor.
müvekkilin yargılaması devam ediyor tabi. 2024’ün ocak ayına kadar sürüyor yargılama. atk raporları, tanık beyanları, bilirkişi raporları derken müvekkil beraat ediyor. hepimizn inandığı o gerçeği mahkemeler tasdik ediyor.
duruşma çıkışı heyecanla arıyorum müvekkili. beraat ettin osman diyorum, sevinçten ne yapacağını ne diyeceğini şaşırıyor. binbir dua binbir şükür cümlesi. binlerce kez teşekkür ediyor. onun teşekkürleri bitince araya giriyorum. osman diyorum, babanı aradım telefonu kapalıydı. abi diyor yutkunarak; babam sizlere ömür beş ay önce kaybettik, kanserden. yutkunma sırası bana geliyor. osman diyorum tekrar, bu haberi babana vermeyi öyle çok isterdim ki. oğlun masum ahmet amca mahkemeler de kanıtladı bunu demeyi çok isterdim. ben de diyor osman, ben de çok istersim abi. ama merak etme gidip mezarına söyleyeceğim, selamını ileteceğim abi. gözlerim sulanmaya başlıyor, birkaç saniye sessiz kalıyorum. osman diyorum, babanla çok kavga ettik çok dertli bir adamdı, ben her duruşmaya gidip geldiğimde bu anın hayalini kurdum, gururlanarak bize çok kızdın ama bak çocuğunub masumiyetini ortaya çıkardık işte diyeceğim günün hayalini kurdum, nasip değilmiş, nasip değilmiş.
birkaç içli cümleden sonea kapıyoruz telefonu. gözlerim boşlukta asılı kalıyor bir süre. en son iki yıl önce duyduğum o ses kafamın içinde yankılanıyor. hiç görmedim ahmet amcayı. ama tek bir kez bir ses o iki yılın ardından sadece adımla seslense işte bu ahmet amca derim tereddütsüz. öyle içime yerleşiyor o feryat dolu ses.
işte böyleymiş biraz hayat. belki bir boşluktur da sadexe biz bazı kısımlarını dolduruyoruzdur bir süre. bize birçok şeyin boş olduğunu birçok planın ve hayalin de nasıl boşa düşeceğini bir şekilde öğretiyormuş. naparsın bizim de yaşadığımız hayattır işte. zaman zaman birkaç dizede teselli aradığımız kocaman bir boşluk:
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
bundan birkaç yıl öncesi. avukatlığımın ilk zamanları. bir çocuğun cinsel istismarı dosyasında yargılanan şahsın avukatıyız. aldığım ilk ve son cinsel dosya. müvekkil istanbulda ve cezaevinde tutuklu. maddi durumları kötü. babası bir vesile ulaşmış bize, ortalamanın altı bir vekalet ücreti ile anlaşıyoruz gariban deyip. dosyayı alır almaz genç avukatlığın verdiği heves ve heycanla lehimize deliller toplamaya çalışıp, karşı tarafın beyanları arasında çekişkiler arıyoruz. müvekkil ben bir şey yapmadım abi diyor görüştüğümüzde, yeminler ediyor, inanıyoruz. savcının kapısını aşındırıyoruz, iddianame düzenleniyor, mahkemenin kapısını bu sefer yol ediyoruz.
tabi baba gariban, arıyor sürekli bizi. oğluma iftira ediyorlar diyor, benim oğlum masum. baba yüreğidir diyorum teskin etmeye çalışıyorum, ağlıyor. üç evladı var burda perperişan oldular ne zaman çıkacak bu çocuk diyor. avukatlığıma laf ediyor, aylar geçti çıkartamadınız, yapamıyorsunuz diyor. baba yüreği yangın tabi biz de genciz, haşarıyız, alev alev gözümüz anlamıyoruz. o bana bunu söyledikçe ben de ona yükleniyorum, adliye kapısından girmediğini, işlerin nasıl yürüdüğünü bilmediğini söylüyorum, sesimi yükseltiyorum. adı ahmet, ahnet amca. ben hiddetlendikçe o ağlıyor, burda perperişanım bu yaşımda un çuvalı taşıyıp hem kendine hem onub çocuklarına bakıyorum deyip hüngür hüngür ağlıyor. allah aşkına çıkarın oğlumu o suçsuz vallahi ona iftira ediyorlar diye feryad ediyor. ahmet amca, 60 yaşlarında. ben dde ona yükseldiğim için duygulanıyorum bu sefer üzülüyorum, helallik istiyorum. zirveye çıkan duygular ve hisler sönüyor yavaşça, birbirimize dua ederek kapatıyoruz telefonları. oğlunu çıkaracağız diyorum. buna karşılık 1000 lira borcu kalmış ahmet amcanın vallahi ödeyeceğim diyor.
günler günleri kovalıyor sonra. 2021’in tatlı bir eylülünde müvekkil tahliye oluyor. on ay içerde kaldıktan sonra. ahmet amcayla yıldızlarımız barışıyor, dakikalarca teşekkür edip dua ediyor bana. halen sesimi yükseltmiş olmanın mahçubiyetini yaşıyorum, vazifemiz diyorum ancak çıkarabildik. bizim unuttuğumuz 1000 lirayı birkaç hafta sonra gönderiyor.
müvekkilin yargılaması devam ediyor tabi. 2024’ün ocak ayına kadar sürüyor yargılama. atk raporları, tanık beyanları, bilirkişi raporları derken müvekkil beraat ediyor. hepimizn inandığı o gerçeği mahkemeler tasdik ediyor.
duruşma çıkışı heyecanla arıyorum müvekkili. beraat ettin osman diyorum, sevinçten ne yapacağını ne diyeceğini şaşırıyor. binbir dua binbir şükür cümlesi. binlerce kez teşekkür ediyor. onun teşekkürleri bitince araya giriyorum. osman diyorum, babanı aradım telefonu kapalıydı. abi diyor yutkunarak; babam sizlere ömür beş ay önce kaybettik, kanserden. yutkunma sırası bana geliyor. osman diyorum tekrar, bu haberi babana vermeyi öyle çok isterdim ki. oğlun masum ahmet amca mahkemeler de kanıtladı bunu demeyi çok isterdim. ben de diyor osman, ben de çok istersim abi. ama merak etme gidip mezarına söyleyeceğim, selamını ileteceğim abi. gözlerim sulanmaya başlıyor, birkaç saniye sessiz kalıyorum. osman diyorum, babanla çok kavga ettik çok dertli bir adamdı, ben her duruşmaya gidip geldiğimde bu anın hayalini kurdum, gururlanarak bize çok kızdın ama bak çocuğunub masumiyetini ortaya çıkardık işte diyeceğim günün hayalini kurdum, nasip değilmiş, nasip değilmiş.
birkaç içli cümleden sonea kapıyoruz telefonu. gözlerim boşlukta asılı kalıyor bir süre. en son iki yıl önce duyduğum o ses kafamın içinde yankılanıyor. hiç görmedim ahmet amcayı. ama tek bir kez bir ses o iki yılın ardından sadece adımla seslense işte bu ahmet amca derim tereddütsüz. öyle içime yerleşiyor o feryat dolu ses.
işte böyleymiş biraz hayat. belki bir boşluktur da sadexe biz bazı kısımlarını dolduruyoruzdur bir süre. bize birçok şeyin boş olduğunu birçok planın ve hayalin de nasıl boşa düşeceğini bir şekilde öğretiyormuş. naparsın bizim de yaşadığımız hayattır işte. zaman zaman birkaç dizede teselli aradığımız kocaman bir boşluk:
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
devamını gör...
4300.
geçmiş zamanlara hapsolan zihnimle yaşamaya çalışıyorum.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2