normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1281.
beni ilk gördüğünden beri ona maruz kalacağım için benim adıma üzülmüş. gülüp geçtim. gözlerimizin içi gülerken, kendimle konuşuyorum içerden; maruz kalmak ne kelime aşk olsun. oldu mu olmadı mı anlayamadım. aklımın birinde kalmasını sevmiyorum, bunu yeni görüyorum. çocuklarım hastayken aklımın onlarda kalmasına alışığım. elim işte, yüzüm asık, aklım onlarda oluyor. üçüncü bir şahsı bu kadar düşünmeye, aklımda kalmasına alışık değilim. tedirginim. lütfen çıkar mısın oradan? çıkmıyorsun. pekala. senden vaz geçiyorum.
benim aklım bana yetmiyor, sen çok fazlasın. onca işin gücün arasında aklımda süregelen bir açlığı tetikliyorsun. kendimi sorguladım ben. kapattım bu defteri dedim. sen dünyadan bihaber, beni gördüğünde gözlerinin içiyle gülüyorsun. etkiye tepki ve henüz aldığım karara alışma sürecine bile giremeden bende karşılık veriyorum.
bakma öyle! kalbimin orada olduğuna, hala sevebilme potansiyelim olduğuna inandırma beni! umut verme bana. canım acır, gülme başkasına. seni düşünmek istemiyorum.
evimi bir süredir otel gibi kullandığım için, bu kadar yorgun olduğum için kendime kızıyorum. sabahın köründe sorumluluklarım tarafından aranmak, mesaj, mail görmek istemiyorum. gözüme perde çekme! ben karanlığımı konfor alanım kabul etmişken üstelik. beyaza çekmek için, beni güldürmeyi sevdiğini söyleme! gri alana sürükleme aklımı. bilmiyorsun, orayı hiç sevmem.
seni sevmek üzereyim. yapma. aralamaya çalışma kalbimin kapısını. zamanım yok; yaşamak için. işten gelip evimi toplamak için. okkalı yemekler yapıp sindire sindire yiyebilmek için. ayaklarımı koltuğuma uzatıp dinlenmek için. uyumak için. gözlerimi kırpmadan düşünmekten yorgunum. çık aklımdan. ben rutinime döneyim. robot hayatıma devam edeyim. mümkünse sensiz, sessiz ve yalnız. canım sıkılsın, acısın. düzenimi bozma lütfen. dünyanın tüm güzellikleri seninle olsun yeter ki aklımı bana geri ver. çok dağıldım, toparlanamıyorum.
jezabel; sende en az benim kadar ahmaksın.
benim aklım bana yetmiyor, sen çok fazlasın. onca işin gücün arasında aklımda süregelen bir açlığı tetikliyorsun. kendimi sorguladım ben. kapattım bu defteri dedim. sen dünyadan bihaber, beni gördüğünde gözlerinin içiyle gülüyorsun. etkiye tepki ve henüz aldığım karara alışma sürecine bile giremeden bende karşılık veriyorum.
bakma öyle! kalbimin orada olduğuna, hala sevebilme potansiyelim olduğuna inandırma beni! umut verme bana. canım acır, gülme başkasına. seni düşünmek istemiyorum.
evimi bir süredir otel gibi kullandığım için, bu kadar yorgun olduğum için kendime kızıyorum. sabahın köründe sorumluluklarım tarafından aranmak, mesaj, mail görmek istemiyorum. gözüme perde çekme! ben karanlığımı konfor alanım kabul etmişken üstelik. beyaza çekmek için, beni güldürmeyi sevdiğini söyleme! gri alana sürükleme aklımı. bilmiyorsun, orayı hiç sevmem.
seni sevmek üzereyim. yapma. aralamaya çalışma kalbimin kapısını. zamanım yok; yaşamak için. işten gelip evimi toplamak için. okkalı yemekler yapıp sindire sindire yiyebilmek için. ayaklarımı koltuğuma uzatıp dinlenmek için. uyumak için. gözlerimi kırpmadan düşünmekten yorgunum. çık aklımdan. ben rutinime döneyim. robot hayatıma devam edeyim. mümkünse sensiz, sessiz ve yalnız. canım sıkılsın, acısın. düzenimi bozma lütfen. dünyanın tüm güzellikleri seninle olsun yeter ki aklımı bana geri ver. çok dağıldım, toparlanamıyorum.
jezabel; sende en az benim kadar ahmaksın.
devamını gör...
1282.
güneş her gün gidip yeniden gelse de, asla tekrarı ve telafisi olmayan şey; zaman=hayat!
devamını gör...
1283.
ağacı kökünden..
devamını gör...
1284.
sevgi seninle her şey arasındaki köprüdür
mevlana
mevlana
devamını gör...
1285.
iyisini, en iyisini hak ediyorsun;
çünkü bu berbat dünyada kendine karşı dürüst olan birkaç kişiden birisin ve gerçekten önemli olan tek şey de bu.
frida kahlo
çünkü bu berbat dünyada kendine karşı dürüst olan birkaç kişiden birisin ve gerçekten önemli olan tek şey de bu.
frida kahlo
devamını gör...
1286.
ve hala,
bunca zamandır
güneş bir kere olsun dünyaya
''bana borçlusun'' demedi.
görüyor musun?
böylesi bir sevgi
nelere kadir?
tüm gök yüzünü aydınlatıyor
mercan dede
bunca zamandır
güneş bir kere olsun dünyaya
''bana borçlusun'' demedi.
görüyor musun?
böylesi bir sevgi
nelere kadir?
tüm gök yüzünü aydınlatıyor
mercan dede
devamını gör...
1287.
kalp denizdir, dil kıyı.
denizde ne varsa kıyıya o vurur.
mevlana
denizde ne varsa kıyıya o vurur.
mevlana
devamını gör...
1288.
dünyanın deneme tahtası gibiydik; başka insanların hatalarının bedelini de bilinmeyen sebeplerden dolayı bizlere ödetiyorlardı.
devamını gör...
1289.
devamını gör...
1290.
bugün derste hoca sınav yapacağını söyledi. herkes bakıyor sosyolojiyle alakalı şeylere, dedim neyse boş kağıt veririz ne olacak. üç soru yazdırdı.
1.) ben kimim?
2.)sahip olmak istediğim şeyler
3.) neye sahip olmak istiyorum
ben yine bir şey yazamadım. benim için o kadar zor bir sınavdı ki. kağıdı dolduran verdi. benim ki ise hala boştu. insanlara bakarak karaladım bir şeyler mutluluk, para ıvır zıvır falan. ama gerçekten ben kimim, ben ne istiyorum, ben neden bunlara bir cevap bulamıyorum, neden hayata sadece para yemek için ve aileme yük olmak için gelmişim gibi hissediyorum, neden hiçbir şey için çabam hırsım yok. çok korkuyorum her şeyin böyle devam etmesinden.
1.) ben kimim?
2.)sahip olmak istediğim şeyler
3.) neye sahip olmak istiyorum
ben yine bir şey yazamadım. benim için o kadar zor bir sınavdı ki. kağıdı dolduran verdi. benim ki ise hala boştu. insanlara bakarak karaladım bir şeyler mutluluk, para ıvır zıvır falan. ama gerçekten ben kimim, ben ne istiyorum, ben neden bunlara bir cevap bulamıyorum, neden hayata sadece para yemek için ve aileme yük olmak için gelmişim gibi hissediyorum, neden hiçbir şey için çabam hırsım yok. çok korkuyorum her şeyin böyle devam etmesinden.
devamını gör...
1291.
öfff ne güzel aldatmalı bir sürü güzel başlık açacaktım. sonra öğrendim ki kavga varmış. baktım kavga desen kavga değil. üç beş atışmışlar.
devamını gör...
1292.
kaçıyoruz, ne kovalayanımız var ne yetişmeye çalıştığımız bir yer. üstünüze alınmayabilirsiniz, biraz içsel yergi yapacağım. asla duramadığım bir düşünce eylemi içindeyim. yatıyorum kalkıyorum ancak asla kapanmayan sonsuz hafızası olan bir makine var sanki… sürekli yine sonu olduğu dışında her şeyi planlıyor yapıp yıkıyor imgeleri. senaryolar kuruyor, mevcuttakileri tekrar oynatıyor. yolların haritasını çiziyor yeni yollar ekliyor. arada sıkılıyor da kendinden, başkalarının makinelerini izliyor, öğreniyor. bunca devamlı işi yaparken hem motivasyonu asla bitmiyor hem de kaçamaklar arıyor.
suyu çok severim her anlamda. sesinin ayrı bir güzelliği var. gece yarısı yağan yağmur damlalarının, gündüz deniz kenarında sahile vuran dalgaların ve daha fazlası… hep duru tanıdık bir hissi olur ve dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dilde konuşursanız konuşun suyun sesi değişmez. işte sanıyorum ki bu sebepten olacaktır ki su sesine çok sığınıyorum. ne demek mi istiyorum? elbette yaptığınız bir şey var, en güzel fikirler duş alırken gelmez mi? icat noktası gibi. üzülerek söylüyorum ki yergim bununla sınırlı kalmıyor. çevreci bir insanım lütfen bir anlığına negatif düşüncelerinizi kaybedin. el yıkamak, bulaşıklarla uğraşmak gibi basit, monoton meşgalelerde düşünüyorum en çok. dalıp gidiyor ve hayattan kaçarken minik uyuşturucu seslere tutunuyorum. ama bizim makine durmuyor tabi en verimli dakikalarını yaşıyor. çok büyük bir tezatlık yok mudur bu durumda hem kaçış hem durma noktası… kaçma eylemi daha ağır gibi, düşününce ve yergiye dönüşünün ana sebebi de bu olsa gerek. bu yalnızca içsel bir yergi olmaktan çıkıyor bu durumda, hepimizin yetişmekte olduğu bir kaçış noktası var. sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışıyor, bitmeleri için dakikalar sayıyoruz. çalıştığınız işi, gittiğiniz okulu, belki gündelik bir işinizi düşünün. yakın geçmişte yaşadığınız herhangi zaman donduran eylem. sürekli saate bakmaz mıyız? zaman geçse de bitirsek. tamamlama isteği… halbuki neye yetişmeye çalışıyorsak. bir sıkıcı görevi bitiriyor bir sonrakiyle hayatımızı sömürmeye devam ediyoruz. zaman geçiyor görevler tekrar ediyor ve biz sürekli kaçıyoruz. bir yere yetişeceğimiz de yok anladığım kadarıyla, akıntıda suyla sürükleniyoruz. akışın devamı için karşı konulamaz bir bacak çırpışı. anlamsız bir çırpış, akıntı zaten bizi götürecek. tamam bunca konuştuk, sizi de okurken bitirme (kaçma) isteği ile doldurmuş olabilirim. uzun lafın kısası bazen başınızı suya yaslayıp akıntıyı hissetmek, çevreye duyarlanmak, güzellik ve doğallığın tadını çıkarmalı. çok düşünmeden akışa kapılmalı. e böyle olunca doğru bir yol ya da yöntem benim nezdimde henüz yok. bulamadığımdan karalamaya yermeye geldim. iyi akışlar dilerim!
suyu çok severim her anlamda. sesinin ayrı bir güzelliği var. gece yarısı yağan yağmur damlalarının, gündüz deniz kenarında sahile vuran dalgaların ve daha fazlası… hep duru tanıdık bir hissi olur ve dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dilde konuşursanız konuşun suyun sesi değişmez. işte sanıyorum ki bu sebepten olacaktır ki su sesine çok sığınıyorum. ne demek mi istiyorum? elbette yaptığınız bir şey var, en güzel fikirler duş alırken gelmez mi? icat noktası gibi. üzülerek söylüyorum ki yergim bununla sınırlı kalmıyor. çevreci bir insanım lütfen bir anlığına negatif düşüncelerinizi kaybedin. el yıkamak, bulaşıklarla uğraşmak gibi basit, monoton meşgalelerde düşünüyorum en çok. dalıp gidiyor ve hayattan kaçarken minik uyuşturucu seslere tutunuyorum. ama bizim makine durmuyor tabi en verimli dakikalarını yaşıyor. çok büyük bir tezatlık yok mudur bu durumda hem kaçış hem durma noktası… kaçma eylemi daha ağır gibi, düşününce ve yergiye dönüşünün ana sebebi de bu olsa gerek. bu yalnızca içsel bir yergi olmaktan çıkıyor bu durumda, hepimizin yetişmekte olduğu bir kaçış noktası var. sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışıyor, bitmeleri için dakikalar sayıyoruz. çalıştığınız işi, gittiğiniz okulu, belki gündelik bir işinizi düşünün. yakın geçmişte yaşadığınız herhangi zaman donduran eylem. sürekli saate bakmaz mıyız? zaman geçse de bitirsek. tamamlama isteği… halbuki neye yetişmeye çalışıyorsak. bir sıkıcı görevi bitiriyor bir sonrakiyle hayatımızı sömürmeye devam ediyoruz. zaman geçiyor görevler tekrar ediyor ve biz sürekli kaçıyoruz. bir yere yetişeceğimiz de yok anladığım kadarıyla, akıntıda suyla sürükleniyoruz. akışın devamı için karşı konulamaz bir bacak çırpışı. anlamsız bir çırpış, akıntı zaten bizi götürecek. tamam bunca konuştuk, sizi de okurken bitirme (kaçma) isteği ile doldurmuş olabilirim. uzun lafın kısası bazen başınızı suya yaslayıp akıntıyı hissetmek, çevreye duyarlanmak, güzellik ve doğallığın tadını çıkarmalı. çok düşünmeden akışa kapılmalı. e böyle olunca doğru bir yol ya da yöntem benim nezdimde henüz yok. bulamadığımdan karalamaya yermeye geldim. iyi akışlar dilerim!
devamını gör...
1293.
kovun ulan beni. kovun da tazminatımı alayım da siz de rahata erin, ben de.
aylardır mobbinginize direniyorum, öz güvenimden ve size itaat etmediğimden dolayı "ulan dexter açık verse" diyip de kovaladınız.
2-3 görüşe buldunuz, oradan yürüyün güzel güzel. kaldı ki onlarda da karşı kişiden gelen en ufak bir şikayet yok ve "küçümseyici" tavır yok
ancak müdürlerime, takım liderlerine göre var. siz siz olun, duruşunuzdan asla taviz vermeyin. ben tek, siz hepiniz diyin.
ben aylardır bunu yapıyorum ama çok yoruldum. uykusuz geceler, aftlar, sivilceler, saçlarda birkaç beyaz tel artışı, sinirden baş ağrıları ve bu firma dışarıdan "kurumsal" bir firma dostlar.
neredeyse her görüşmemi dinleyip açık arıyorsunuz sırf 3 kuruş tazminatı vermemek için, hoş ben iş bulunca sizden anında kopacağım ama ilk önceliğim sizin kovmanız ve benim tazminat alıyor olmam.
özel sektör böyle bir şey arkadaşlar istisna firmalar hariç, en kurumsal gözüken her firmanın yöneticileri bile böyle basiretsiz çıkabiliyor.
benimle uğraştıkları kadar, kendi işleriyle uğraşsalar çok daha başarılı olabilirlerdi. neticede ben giderim, x gelir. vizyon böyle bir şeydir.
ama kendilerine teşekkür ediyorum. nasıl "yönetici" olunmayacağını öğrettiler bana. elemanı kaybetmek çok kolay eğer olur da ben o mevkilere ilerleyen yıllarda gelirsem elemanı kaybetmemek adına her şeyi yapacağım.
2 yıllık en kıdemli elemanına "neden böylesin, ne karın ağrın var senin?" diye sormaya tenezzül dahi etmeyen yöneticiler var şirkette.
iş hayatı bu ülkede, aynı akp gibi. her şirkette biat etmezsen, hain oluyorsun aynı benim gibi.
aylardır mobbinginize direniyorum, öz güvenimden ve size itaat etmediğimden dolayı "ulan dexter açık verse" diyip de kovaladınız.
2-3 görüşe buldunuz, oradan yürüyün güzel güzel. kaldı ki onlarda da karşı kişiden gelen en ufak bir şikayet yok ve "küçümseyici" tavır yok
ancak müdürlerime, takım liderlerine göre var. siz siz olun, duruşunuzdan asla taviz vermeyin. ben tek, siz hepiniz diyin.
ben aylardır bunu yapıyorum ama çok yoruldum. uykusuz geceler, aftlar, sivilceler, saçlarda birkaç beyaz tel artışı, sinirden baş ağrıları ve bu firma dışarıdan "kurumsal" bir firma dostlar.
neredeyse her görüşmemi dinleyip açık arıyorsunuz sırf 3 kuruş tazminatı vermemek için, hoş ben iş bulunca sizden anında kopacağım ama ilk önceliğim sizin kovmanız ve benim tazminat alıyor olmam.
özel sektör böyle bir şey arkadaşlar istisna firmalar hariç, en kurumsal gözüken her firmanın yöneticileri bile böyle basiretsiz çıkabiliyor.
benimle uğraştıkları kadar, kendi işleriyle uğraşsalar çok daha başarılı olabilirlerdi. neticede ben giderim, x gelir. vizyon böyle bir şeydir.
ama kendilerine teşekkür ediyorum. nasıl "yönetici" olunmayacağını öğrettiler bana. elemanı kaybetmek çok kolay eğer olur da ben o mevkilere ilerleyen yıllarda gelirsem elemanı kaybetmemek adına her şeyi yapacağım.
2 yıllık en kıdemli elemanına "neden böylesin, ne karın ağrın var senin?" diye sormaya tenezzül dahi etmeyen yöneticiler var şirkette.
iş hayatı bu ülkede, aynı akp gibi. her şirkette biat etmezsen, hain oluyorsun aynı benim gibi.
devamını gör...
1294.
kalem… yazmak, çizmek, karalamak için kullanılan bir alet, yardımcı. kimi zaman açılır, kimi zaman tükenir. açılırken kalemtraşta kalan kırık kalem uçlarına inat insanın ve kalemin içinde hep bir umut vardır.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
devamını gör...
1295.
baharın habercileri kıyametin dünyanın doğuşu olduğunun farkında değildi.
dünya doğum sancılarını insanlara afetlerle gösteriyordu günden güne.
bir bebeğin ilk defa çıkardığı seslere benziyordu bütün sesler.
şimdi zaman akmayı bilmeyen suyun keman silüetinde geçmişten arkadaşlarıyla buluşmasını bekliyordu.
insanoğlu ki insansa yavrusunu daha güzel yetiştirmek için can atar. dünya da bu çabadaydı.
sırf o beşiğini sevsin diye ;
gökyüzü koyu moru çuvalına koymuş
toprak aidietini ayaklarına bağışlamış
ölülerin marşı adım sesleri olmuştu
ağaçlar dallarını kuşların kalemtıraşıyla açıp yıldız uçlarıyla insanların hayallerini yapraklarına çizmeye başlamıştı
her şey durmaya ve durmamaya ant içmişti ; ben bile plan yapmayı bırakıp bu güzelliklerden hangisini daha önce
izleyeceğimi düşünüp plan yapmaya başlıyordum.
sahi hakkı var mıydı bu kişinin bu kadar güzel ikilemlere düşürmeye bizi
ya da gerçekten hak ediyor muyduk bu kadar güzelliği bir arada izlemeyi
şaşırıyorum doğrusu.
hani insanlara siyaseti bıraktırmayı nasıl başarmıştı
arkamızda birçok kazanç, kayıp, hırs, kin, nefret yükü, hazineler kalmıştı
azınlıkların sesi hümanizm naraları ile doluydu çünkü milliyetçiliğe gerek kalmamıştı
seçimler iptal edilmiş kıtalar tek parça olmuş; bulutlar bile kendi yönetiminde bu kişinin kurduğu düzene yani ayaklarına*
tarihlerinin en büyük devrimini yapıp tek parça halinde yangınlara koşmuştu.
ve ben tüm gururumu ve yüksekliklerimi bir kenara bırakıp kendi siyasetimden vazgeçerek daha fazla anlatmalıyım sana benden arta
kalan zamanın kalmadığını ve senle dolduğunu.
kum saatine yelkovan ve akrebin sıkıştığını anlatmalıyım.
dipsiz sulardaki en yüksek kayaya basarak yüzmeyi bilmezken nefes aldığımı, 2000 yaşında olduğumu anlatmalıydım ve senden dilenmeliydim yıllarımı.
bu kadar basit olmamalıyım bu kadar az kalmamalıyım biliyorum.
her gün daha çok biliyorum.
senin için her gün daha çok azalacağımı her gün daha çok olacağından daha iyi biliyorum.
bu dünyaya yetebilmeliyim.
içsel sanrılarımın, baş ağrılarımın nihayetini vermeliyim, bu kadar güzelliğe layık bir şekilde haykırmalıyım insanlara.
dünyanın bu hale neden geldiğini, nasıl geldiğini, nereye gideceğini anlatmalıyım.*
insanlara dünyanın doğurduğu bu bebeye kendimizden daha iyi bakmamız gerektiğini anlatmalıyım.
nasıl sussam nasıl sussam
nasıl bağırsam nasıl bağırsam
çıplaklığının mahcubiyetiyle
pamuk vücudunun sevgisiyle
nasıl sussam nasıl bağırsam
gören parmak uçlarını
bulut paylaştıran ayaklarını
ruh pencerelerinin pervazını
nasıl bağırsam nasıl bağırsam
barış getiren sesini
kulağında dolaşan tınıları
kafanda dolaşan tilkileri anlatmadan
nasıl sussam nasıl sussam
ben yeni ikilemlerimle
bilemedim ki ne yapacağımı
hem bir başıma da kaldım
şimdi ben
nasıl sussam nasıl bağırsam
*1: adımları bulutları gökyüzüne paylaştırırdı
*2: anlatamadım
dünya doğum sancılarını insanlara afetlerle gösteriyordu günden güne.
bir bebeğin ilk defa çıkardığı seslere benziyordu bütün sesler.
şimdi zaman akmayı bilmeyen suyun keman silüetinde geçmişten arkadaşlarıyla buluşmasını bekliyordu.
insanoğlu ki insansa yavrusunu daha güzel yetiştirmek için can atar. dünya da bu çabadaydı.
sırf o beşiğini sevsin diye ;
gökyüzü koyu moru çuvalına koymuş
toprak aidietini ayaklarına bağışlamış
ölülerin marşı adım sesleri olmuştu
ağaçlar dallarını kuşların kalemtıraşıyla açıp yıldız uçlarıyla insanların hayallerini yapraklarına çizmeye başlamıştı
her şey durmaya ve durmamaya ant içmişti ; ben bile plan yapmayı bırakıp bu güzelliklerden hangisini daha önce
izleyeceğimi düşünüp plan yapmaya başlıyordum.
sahi hakkı var mıydı bu kişinin bu kadar güzel ikilemlere düşürmeye bizi
ya da gerçekten hak ediyor muyduk bu kadar güzelliği bir arada izlemeyi
şaşırıyorum doğrusu.
hani insanlara siyaseti bıraktırmayı nasıl başarmıştı
arkamızda birçok kazanç, kayıp, hırs, kin, nefret yükü, hazineler kalmıştı
azınlıkların sesi hümanizm naraları ile doluydu çünkü milliyetçiliğe gerek kalmamıştı
seçimler iptal edilmiş kıtalar tek parça olmuş; bulutlar bile kendi yönetiminde bu kişinin kurduğu düzene yani ayaklarına*
tarihlerinin en büyük devrimini yapıp tek parça halinde yangınlara koşmuştu.
ve ben tüm gururumu ve yüksekliklerimi bir kenara bırakıp kendi siyasetimden vazgeçerek daha fazla anlatmalıyım sana benden arta
kalan zamanın kalmadığını ve senle dolduğunu.
kum saatine yelkovan ve akrebin sıkıştığını anlatmalıyım.
dipsiz sulardaki en yüksek kayaya basarak yüzmeyi bilmezken nefes aldığımı, 2000 yaşında olduğumu anlatmalıydım ve senden dilenmeliydim yıllarımı.
bu kadar basit olmamalıyım bu kadar az kalmamalıyım biliyorum.
her gün daha çok biliyorum.
senin için her gün daha çok azalacağımı her gün daha çok olacağından daha iyi biliyorum.
bu dünyaya yetebilmeliyim.
içsel sanrılarımın, baş ağrılarımın nihayetini vermeliyim, bu kadar güzelliğe layık bir şekilde haykırmalıyım insanlara.
dünyanın bu hale neden geldiğini, nasıl geldiğini, nereye gideceğini anlatmalıyım.*
insanlara dünyanın doğurduğu bu bebeye kendimizden daha iyi bakmamız gerektiğini anlatmalıyım.
nasıl sussam nasıl sussam
nasıl bağırsam nasıl bağırsam
çıplaklığının mahcubiyetiyle
pamuk vücudunun sevgisiyle
nasıl sussam nasıl bağırsam
gören parmak uçlarını
bulut paylaştıran ayaklarını
ruh pencerelerinin pervazını
nasıl bağırsam nasıl bağırsam
barış getiren sesini
kulağında dolaşan tınıları
kafanda dolaşan tilkileri anlatmadan
nasıl sussam nasıl sussam
ben yeni ikilemlerimle
bilemedim ki ne yapacağımı
hem bir başıma da kaldım
şimdi ben
nasıl sussam nasıl bağırsam
*1: adımları bulutları gökyüzüne paylaştırırdı
*2: anlatamadım
devamını gör...
1296.
kimseye bir gram saygı göstermemek gerek diye düşünüyorum son zamanlarda. kişi kendi nasıl isterse öyle yaşamalı hatta bu durum başkasına duygusal eziyet ediyor olsa bile. bu karşıdakinin problemidir. kendimi geçen gün "hata yaptıysam bile özür dilemem. " diyen adam gibi hissettim bu yazdıklarımdan sonra. sanırım sinir sistemim çöküyor bazı ahlâkî değerlerimi de beraberinde götürüyor.
devamını gör...
1297.
dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim... ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum... * mevlana celaleddin-i rumi"
devamını gör...
1298.
sadece çok özlüyorum ama hissettiğim duyguları ne yazıya dökebiliyorum ne de açıklayabiliyorum sadece özlemek duygusunu çok derin yaşıyorum. çok yakınımda ama bir o kadarda uzağımda sanki.
devamını gör...
1299.
son biramı aldım.
size yazmıyorum iyi mi?
bu karalama bana ve sadece bana ait.
kendime yazıp kendime yayınlayacağım.
hadi bakalım.
o yüzden aksın bakalım bu akşam bilinç ve bilinçdışı dimağımdan neler dökülecek masaya ortaya karışık havluların dantelleri gibi kafam güzel değil hadi siz de biliyorsunuz noktalama işareti kullanırsam bunların bir anlamı olmayacak çünkü yavşaklar var bazı bazı aramızda bazı bazen biz çileden çıkarken ve durmaya çalışıyoruz dimdik düsturumuzla adalet duygumuzla insanlığımızla oysa yaptığımız iki kerpiçten bina ve kimseye bir faydası olmayan beton yığınları arasında birileri tatmin olsun diye oturduk kıçımızın üzerine kıçımızın altında keten helvalar içlerinde dondurma da yok öyle kuru kuru işte hayat akarken sonsuz biçimde döngüler halinde düşünceler akarken şimdi biliyorum gözleriniz kanadı ve muhtemelen şu yazdığım yazacağım ve hatta bakın bitti dediğim cümlenin ayırdına varmadan bir bakmışsın sabah olmuş sonra kuşlar falan ötüyor gün doğuyor ama kime doğuyor bunca açlık bunca kıyamet bunca delilik arasında sıcak pijamamın pamukları arasında küçük şımarık ben ne derdimden bahsedebilirim ki hangi öyküyü yazmaya kalksam da insanlık tarihinde bulunmamış derdin anlatımını sizlere sunacağım soru işareti yok işte bak burada devam ediyor cümleler kendi halinde kendi halinde bir bira ya da bir sigara ya da bir bira ve çokça sigara arasında kaybolmuş susuzluğumun derdine mi düşeceğim şimdi siz söyleyin ahlak nedir diye şimdi siz karar verin bu düzenin içinde zikilmeden nasıl çıkarım diye itin götüne sokulmadan itlerin peşinde itlerin önünde itlerin üstünde nasıl bir hayat kuracağız da itleri tenzih ederek barınaklara sığınacağız. sorarım size?
size yazmıyorum iyi mi?
bu karalama bana ve sadece bana ait.
kendime yazıp kendime yayınlayacağım.
hadi bakalım.
o yüzden aksın bakalım bu akşam bilinç ve bilinçdışı dimağımdan neler dökülecek masaya ortaya karışık havluların dantelleri gibi kafam güzel değil hadi siz de biliyorsunuz noktalama işareti kullanırsam bunların bir anlamı olmayacak çünkü yavşaklar var bazı bazı aramızda bazı bazen biz çileden çıkarken ve durmaya çalışıyoruz dimdik düsturumuzla adalet duygumuzla insanlığımızla oysa yaptığımız iki kerpiçten bina ve kimseye bir faydası olmayan beton yığınları arasında birileri tatmin olsun diye oturduk kıçımızın üzerine kıçımızın altında keten helvalar içlerinde dondurma da yok öyle kuru kuru işte hayat akarken sonsuz biçimde döngüler halinde düşünceler akarken şimdi biliyorum gözleriniz kanadı ve muhtemelen şu yazdığım yazacağım ve hatta bakın bitti dediğim cümlenin ayırdına varmadan bir bakmışsın sabah olmuş sonra kuşlar falan ötüyor gün doğuyor ama kime doğuyor bunca açlık bunca kıyamet bunca delilik arasında sıcak pijamamın pamukları arasında küçük şımarık ben ne derdimden bahsedebilirim ki hangi öyküyü yazmaya kalksam da insanlık tarihinde bulunmamış derdin anlatımını sizlere sunacağım soru işareti yok işte bak burada devam ediyor cümleler kendi halinde kendi halinde bir bira ya da bir sigara ya da bir bira ve çokça sigara arasında kaybolmuş susuzluğumun derdine mi düşeceğim şimdi siz söyleyin ahlak nedir diye şimdi siz karar verin bu düzenin içinde zikilmeden nasıl çıkarım diye itin götüne sokulmadan itlerin peşinde itlerin önünde itlerin üstünde nasıl bir hayat kuracağız da itleri tenzih ederek barınaklara sığınacağız. sorarım size?
devamını gör...
1300.
korkmuştum sizi okumaya
cesaret edememiştim
dedim ki durun
daha değil
sonra yine korktum
dedim ki
biraz daha
şimdi her satırda
her imgede
senden bir parça
seni yaşatmaya
seni yazmaya
bir sebep
kitaplar
bahane değiller mi hem
şarkılar gibi
bana bakan bal rengi
bir çift göz gibi
hatırlamaya...
cesaret edememiştim
dedim ki durun
daha değil
sonra yine korktum
dedim ki
biraz daha
şimdi her satırda
her imgede
senden bir parça
seni yaşatmaya
seni yazmaya
bir sebep
kitaplar
bahane değiller mi hem
şarkılar gibi
bana bakan bal rengi
bir çift göz gibi
hatırlamaya...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2