2561.
kulaklık olmadan müzik dinlemeyi sevmiyorum artık.
şu an şarjı bitti birinin diğerinin de bi tarafından ses gelmiyor.
şu an kulaklık olmadan dinliyorum.

"bu akşam ölürüm
beni kimse tutamaz
sen beni tutamazsın
yıldızlar tutamaz
bir uçurum gibi düşerim gözlerinden
gözlerin beni tutamaz."

bu şarkı bi zamanlar (galiba 90 lı yıllarda) yasaklanmış, birisi intihar etmiş bu şarkıdan dolayı. arkadaşımın annesi demiş arkadaşıma.
yok intihar etmiyorum ben, dinleyesim geldi.
ölmedim ama yaşıyor da sayılmam, diyorum arada. abartıyorum galiba.

üzülüyorum elimde değil. üzülme diyorum kendime, üzülüyorum yine de.
eskisi gibi değil, içim acımıyor ama ağlıyorum.
ağlamasam zaten içim hapishane gibi oluyor, o içimde bana sıkıntı veren her neyse onun çıkması lazım o da ağladım mı çıkıyor, boş verin ağlayalım, güleriz de.
gülüyor, mutlu da oluyorum.
öyle dipsiz kuyularda değilim yani.

"bir an gelip de küllenince
yüreklerimiz dinlenince
başka sevgilerde teselli bulunca
işte biz o gün düşüneceğiz.
...
etrafımızı sarıverecek
bir boşluk ki asla bitmeyecek
herşey bir anda anlamsız gelecek
işte biz o gun tükeneceğiz
işte biz o gun tükeneceğiz
işte biz o gun tükeneceğiz. "

bu şarkıyı hissediyorum, ağlattı beni.

" başka sevgilerde teselli bulunca... "
ne bileyim yani, bu kadar hızlı olmamalıydı.
bu sevginin bitmişliğinin ızdarabını tek başıma çekmemeliydim.
ama hep tektim, her üzüntü de öyleydi.
geçti gitti, biliyoruz.
beni asıl değişik yapan ne saygısız, hadsiz, kırıcı sözler ne de ayrılık.
bunlar değil. bir ay kısa değil mi başkası ile yemek için.
o kişi ile mi yani?
olsun olsun mutlu ol da niçin bana dedin bunu?
biliyordum, bitti ama bu kadar erken.
ne bileyim değişik.
parktaki kız için de bana sinir olup bir şeyler yaşama niyetini diyen de sendin, eee bu senin için olağan demek ki.
bi hatrın vardı o da dün yok oldu.
ciddi manada.
sanki bir hiçmiş gibi.
hayırlısı tabii o ayrı da.
bunu unutmam ben bir ömür galiba.
böyle de bir şey yaşamamıştım hiç nerden bileyim.
vay beee!

"ben sigara dumanının altında
yana yana en sonunda kül oldum
sen kibritin hiç yanmayan ucunda
birinin hayatından geçmiş oldun."

kül olmadım ama kül olan şeyler değerli, güzel şeylerdi.
çok şey öğrendim teşekkür ederim.
ha bi de hatadan ibaret olduğunu öğrendim.*
mutluluklar dilerim.
gidip beddua edecek değilim, gerek yok.
değmez.
end.
devamını gör...
2562.
balkonda sakince, son nefeslerimi zehirlemek istercesine içtim sigaramı. yer çekiminin tüm ağırlığının bastırdığı adımlarla ilerledim banyoya. bu senaryo eskilerden tanıdık geliyor. asırları devirmişliğin ve tarihin tozla kaplanmış sarı yapraklarının arasından fısıltılar ulaşıyor kulağıma. aynanın karşısına geçtim. yüzümde bir gariplik var. tanımadığım, tanımlayamadığım bir şeyler… soğuk fayansların üzerine yavaşça oturdum. gözlerim orgazm olmuşcasına boşalmaya başladılar. hiçbir damlasını durduramadım. yavaşça yere serildim. kalbim hiç çarpmadığı kadar hızlı çarpıyor, nabzım “ben hala buradayım” dercesine çığlıklar atıyordu sanki. içimde büyük yıkımların olduğu birinci iç dünya savaşı başlamıştı. daha önce diplomasiyle halledilmeye çalışılan haksız rekabet patlak vermişti sonunda. bir kamyonun tekerinin patlamasıyla yoldan çıkışı gibi bilindik ama beklenmedik bir olaydı bu… kullanılan silahlar yıkımın büyüklüğünü arttıracak denli yeniydi. ardından bir süre ateşkes oldu. bilincim kendini yitirmeyi ve arabuluculuk yapmayı tercih etti. gözlerimi açtığımda ise her şey çoktan bitmişti…
büyük soykırımların ve bombardımanların ardından oluşan ölüm sessizliğine benzeyen bir sessizlik vardı içimde. kalbim bütün bedenimi top ateşlerine tutmuyor, nabzımın çığlıkları duyulmuyordu artık. herkes belirsizliğin sessizliğine gömülmüştü sanki. yavaşça kalktım yerden. bir şeyleri yitirdiğimin, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının bilinciyle sarsıldı adımlarım. belki de imzalanan antlaşmalarla çoktan kaybetmiştim benliğimin topraklarını. sevdiğim yerler, sevdiğim şarkılar, sevdiğim, en sevdiğim insanlar eskisi gibi değillerdi artık. içimdeki ateşli silahların patlamasıyla yok olmuştu hepsi. bu sessizlik kaybın kabullenişiydi. ateşkes sürecinde geçen süre ise daha önce yitirdiklerimin kabullenilemez çırpınışlarından başka bir şey değildi şüphesiz. yine içimdeki sevgi ve bağlılığın akıl almaz tutkusu karşısındaki olumsuzlukların hacmini yenmeyi başarmıştı. bunu kabullenmesi zordu. yaşamımın otobiyografik ansiklopedisine özenle yazdım hepsini. ansiklopedide bu tarihten itibaren birçok tanım anlamını yitirdi. doğru ve yanlış yer değiştirdi. realite ne olduğunu unuttu, kendi septikliğinin içinde boğuldu.

içimdeki tutkunun kelimelere dökülme çabasıyla baktım kendime. adımın anılmadığı, daha önce kaldırım taşlarına kokumun sinmediği, bir kenar mahalledeki çay ocağında çay-sigara içmediğim şehirlerde özgürleşme isteği yazılıydı kanlı mürekkepler dolan sayfalarda.

gelecek, geçmişten daha korkunç sanılır. insan bilmediğinden korkar ama bildiğinden de bir türlü sıyrılıp yalınlığına, sadeliğine ve var oluşuna dönemez. çok bilmişliğin kibrine yenilip durur. gelecekten, aslında zamanı geldiğinde geçmiş olacağı için korkulur. asıl korkulması gerekense geleceğin geçmişe dönüştüğü zamanlarda her şeyi geride bırakamama tutumudur. hiçbir şey geride bırakılmadan yeni beraberliklerin kurulamaması yıkar insanlığın kaderini.

bütün olasılık ve var sayımlarım matematiğimin kötü olduğunu ispatlamaya çalışırcasına yanlış çıkıyordu. kimi zaman cevap anahtarının yanlış olduğu kanısıyla avutmaya çalışıyordum kendimi. 180 derecelik bir açıyla dümenimi kırıp bambaşka bir rotada akıntıya kapılma hissiyatıydı bu.
vardığım kıtada ya köklerimi yerin bilinmez derinliklerine doğru salacak ya da içten içe çürüyüp yok olacaktım zihnimin çorak topraklarında.

yazdıklarımı ölü bir kabilenin diliyle yazıyorum. bazen aşık olduğum adamın bile beni anlayamamasını buna yoruyorum. işimi iyi yapmanın getirdiği dalaveralarla bazen o bile anlamıyor ona yazdığım cümleleri. güvensiz özgürlüğün onun olan tarafıyla, yani güvenli sularına çekildiğimin daha farkında değil. farkına vardığı günler de gelecek, bunu bilmenin rahatlığını yaşıyorum. cam bir şişenin içine koyuyorum bu ince ansiklopediyi. tüm etimologlar ve linguistler buluşsunlar. büyük bir çağrı bu. sirenler çalınsın anonslar yapılsın. koca bir tarihi gömüyorum mavi suların altına!
devamını gör...
2563.
seni tek kelime ile anlatmaya çalışsam özlemek derdim sana. seni neden tek kelimeyle anlatmaya çalışırım bilmiyorum. seni tek kelimeyle anlatamam zaten ben. beklentimi en aza indirgiyorum, başarısız sevme-sevilme girişimleri sonucunda dibine kadar inanmanın vermiş olduğu inanılmaz zarar ile 'inanıyorum ama olmazsa da olmaz' diyebilmek için böyle yapıyorum. içimde neler dönüyor bilsen. fakat en beklemediğim anlarda farklı bir dünya açışın benim için çok önemli. kavuşacak mıyız? seninde inancın sallantıda belki. bilmiyorum. ben sadece korkuyorum. ben istiyorum ya. gerçekten çok istiyorum yani. ve çok istediğim şeyler öyle güzel olmaz ki. sanki ben kazandığımda biz ayrılmış oluruz gibi geliyor bilmiyorum. bir aksilik olacak gibi anladın mı?
bu yüzden uykular haram. önce pişman oldum itiraf edeyim. çünkü benim gücüm yoktu bir ilişki için harcayacak. ama durduramadım.
çok seviyorum.
en son çok sevdiğimde ölüme bir adım daha yaklaşmıştım.
şimdi n'olacak sevgilim?

ben sadece sevilmek istiyorum. içten bir şekilde. çıkarsız. çıkarsız sevilmek. ben uzun zamandan sonra birine yazıyorum böyle. bu benim için ne demek bilemezsin. ama toparlayacağım biliyorum. yapacağım olacak. biliyorum
ben seni unutmaya çalışmak istemiyorum.
sadece bunu biliyorum artık. ben sevilmek istiyorum. sevmek. mutlu olmak. mutlu etmek. sen üzülecek bir insan da değilsin. düşündüm bunu da. üzer miyim dedim. ben seni üzemem. sana kıyamam. bir öpücük kondurdum farz et. kendinde kusur sayıpta beğenmediğin her şeye...
devamını gör...
2564.
dünyada ki en büyük yalnızlık insanın kendiyle baş başa kalmasıymış. keşkelerin seni yiyip bitirir, kendini sokaklara atsan da gece yarıları dönüp geleceğin yer yine kendi karanlığındır. mutlu görünmek istersin, içten içe imrenirsin kağıt toplayan çocuklara, şimdi hangi evren kucaklar seni kim teselli edebilir, yaşadığın hayatın ağırlığını kim hafifletebilir, korkuların içini sarar boğulursun yalan kahkahalarında. çağre ararsın deliliğine ne kadar normal görünsende, bir yerde okumuştum haline şükreden insanlar kendini hep başka acılarla kıyaslar ve iğrenç bir haz alır onlar kadar acı çekmediği için, iyi bir şey yapmış olmalıyım der bir tarafın bunlar başıma gelmedi bak sağlıklıyım bak param var. aslında evrenin saçma karmasını anlamamışsındır özünde, mutluluk nedir paran olması sağlıklı olmak mı? belki mutlu olmak için bunlar gereklidir, ama sen neden mutsuzsun o zaman neden başkasının hayatını izliyor gibi hissediyorsun hayatına baktığında, kim bu aynada ki yüz sen kimsin seni sen yapan nedir. sonra düşünürsün sonu var ölüm var yok olup gideceksin hiç bir bilinç kırıntısı kalmayacak sende belki gerçek mutluluk hiçliktir.
devamını gör...
2565.
bazen istemeden kırıyoruz insanları. koklamak isterken bir çiçeği yanlışlıkla koparıyoruz.
bazen hayaller kuruyoruz duysa belki asla o hayalin içine katılmayacak kişilerle ilgili hayaller.

bazen sevdiğimiz kişiden nefret mi ediyoruz. nefret mi o değil asla degil de.
nerden çıktı lan şimdi bu. neden düşünüyorum neden özlüyorum. ne kadar güçsüzüm.
devamını gör...
2566.
“benim sonum senle, bilirim.”
devamını gör...
2567.
küskünlüğümün sebebini bulmaya geldim. kafamı kaldırdım ki duvarımda bir böcek bana bakıyor. sakin bir ses tonuyla kapat lan müziği dedi. lan kelimesini kullanması pek hoşuma gitmese de dinledim işte. kapattım müziği. saatimi altı dakikaya kurdum ve başladım yazmaya.

sürekli bir kadının ve bir adamın hikayesini yazmaktan sıkılmıştım açıkçası. işin aslı artık ne kadın ne de adam umurumda değildi. bunu böceğe söylemem gerekiyordu. kaldırdım kafamı ama böcek orada değildi. sigaramın üzerine konmuştu. bıraksana lan artık şu sigarayı dedi yine aynı sakin ses tonuyla. bu sefer sinirlerim bozuldu. hem bu kadar kaba hem de sakin olmasına hayret ediyordum bir yandan. bense korkak bir şekilde bırakmayacağım dedim. cevap vermedi ve çakmağımın üzerine iki kanat çırpışıyla konuverdi. ve ben yazmaya devam ettim.

bu sefer bir kadın ve bir adamın öyküsünden çıkıp bir çocuğun öyküsünü yazmaya karar verdim ama çocuğun bana oldukça küskün olduğunu fark ettim. sırtını dönmüş konuşmuyordu benimle. sonra hop dedim kendi kendime. madem çocuk konuşmuyor ona belki de bir dondurma almam gerekiyor gönlünü almak için. gerçi neden gönlünü alıyorum onu da bilmiyordum ya. ben hata yapmadım ki? yapanlar utansın. utanacaklar burada değil dedi böcek çakmağımın üzerinden.
ses sus dedim öfkeli. sanırım o da öfkelenmiş olacak bu sefer kanatlarını iyice açarak çakmağımın yanında duran bira kutusunun kapağına kondu.

gireyim mi lan içine dedi.

seni kaba pezevenk ne bok yiyorsan ye dedim.

ağzımdaki sigaradan bir fırt çektim ve sonra bira kutusunun içine attım sigarayı.
devamını gör...
2568.
buraya arada bir geliyorum. durum güncellemesi yapıp gidiyorum.

"içim sıkılıyor!" diye delirmek üzereydim. o sıkkınlık geçti. hayat bir şekilde rayına giriyor işte. su gerçekten de akıyor, yolunu buluyor.

bence bu ara fena gitmiyorum. inanılmaz uyuşuk halime bir son verdim. kalktım, toparlandım. içinden çıkamadığım yatağı toplamışım, üstündeki yastıkları kabartmışım, evimin camlarını açmışım da içeri bahar dolmuş gibi bir hal.

günlerden cuma değil daha, henüz o havaya gelemedim ama en azından perşembe. en azından "yarın son iş günü, sonra rahatız" kafasına geldim. sanki eriğin çıkmasına çok az kaldı, sanki en sevdiğim dizinin yeni sezonu gelecek, sanki en sevdiğim yazarın yeni kitabının eli kulağında, sanki uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla buluşacağım birkaç gün sonra. hiçbiri hemen şimdi değil ama şafak da doğan güneş. biraz daha sabredebilirsem, o zar zor çıktığım yatağa bir kez daha yapışmazsam ortalık düzelecek.
devamını gör...
2569.
"zaman geçer, anılar silinir, duygular değişir, insanlar ayrılır ama kalpler asla unutmaz."


kalpler asla unutmaz. hep saklı kalır solunda bir acı. hatırlatır sana herşeyi yaşanmışlıkların en ufak zerresi. unutmak istersin unutamazsın. bitsin artık dersin bittiğini de göremezsin. kör olursun bir nevi göremezsin yada görmek istemezsin. kafana vura vura anlatırlar. yüreğin yana yana susarsın. unutursun eski duygularını. yeni duyduğun hislerle. sonra bir anın çıkar karşına "ben dersin, nasıl unuttum bana yaşattıklarını. oysa yemin etmiştim bunları bana tekrardan yaşatmalarına izin vermeyeceğime dair." bu hayatta yaptıkların kadar yaşatırlardı sana acıları. yüreğin sızlardı. kalbin eline verilirdi. ama sen asla bildiğin yoldan ezberlediğin yoldan şaşmazdın. susmaktı ezberim. içim yana yana belli etmemekti. yüreğin delik deşik sen o delikleri kendin kapatırsın. dıştan nasıl gözüktüğümü bilemem.
umursamaz mı ?
uslanmaz mı ?
yoksa acımasız mı ?
...

“insanın kalbinden daha büyük çöl, insanın kalbinden daha derin göl var mı ki? yangın da burada, yağmur da….”

ikilemler yüreğime kor lavlar halinde yağıyordu bazen. bazense o kadar yağmurluydu ki yüreğim gözlerime yansırdı selleri... bazen bazı şeyler olur. çok şey olur. anlatmak istemezsin kimseye. aslında kendine dahi anlatmamış, anlatamamışsındır. öyle bir yerdeyim ki hiçbir sokağın adı yok. ne tarafa baksam farklı farklı yerlere çıkan bazen de bir çıkmaza sürükleyen kapılar. içlerine girmek istiyorum yapamıyorum. bakmakla kalıyorum. sonra bakıyorum ne gidebiliyorum geldiğim yere doğru ne kalıyorum bir yerde. duruyorum oturuyorum o adsız sokakların ortasında açık kapılardan ışıklar sızıyor. ben karanlık sokak ortasında oturup izliyorum. yalnız başıma. sonra yağmur yağıyor yüreğime ama kapı ardındakiler bunu göremiyor. ıclerinde bulundukları aydınlıktan çıkmak istemiyorlar. kim ister ki aydınlıktan karanlığa geçmeyi. kim aslında yüreğindeki ışığı gerçekten söndürüp. ordaki beni görmeye çalıştı. hiç kimse...
şimdi kimsenin bana ne vicdansız ne de kötü demeye hakkı var. kimse kırılmasın diye kırk yerimden kırılan inceliğim kötü olarak adlandırılamaz. ellerim titriyor. yüreğim yanıyor. evdekiler beni görüyor siliyorum gözyaşlarımı gülüyorum. yüreğim yanıyor içimde yangınlar var gülüyorum. sonra susuyorum ağzımı açamıyorum. elim gidiyor telefona ama kimseyi arayamıyorum. arayacağım kimsem yok. ben kendi kendimi teselli ediyorum. ben kendi kendimleyim. ben hep benimdim. yüreğim hep bendeydi. yüreğimi emanet edebileceğim kimse yok. anlaşılmamış olsam dahi anlamaya çok çalıştım etrafımı. vardım ama başkaları için. düşünüyordum ama hep başkaları için. ben asla kendim için düşünmedim, düşünemedim. bir başka ezberim de buydu. beni anlamıyorlardı yazmam gerekiyordu yazıyordum. ben varım ya diyorlar sözde. siz ne zaman vardınız ? başınız hep dikti. hiç başınızı önünüze eğip ellerini dizlerinde kavuşturan beni gördünüz mü ?
hayır! odağınız kendinizdiniz. hep. her daim...
soğuyorum artık yüreğim buz kesildi. hiçbir şey olmamış gibi davranıyorum oluruna bırakıyorum. anlamayacaklarını biliyorum. anlaşılmaya muhtacım ama bunun olmayacağını bildiğim için beklemiyorum. ben artık kimseden hiçbir şey beklemiyorum ! beklemeyeli çok oldu aslında ama bunu da anlamadılar. düşündükleri kendileriydi her zaman söze gelince. " anlıyorum " lar başlıyor. gülüyorum şuan "siz neyi anladınız ? yada bu yalanı kendinize ne kadar dillendirdiniz." sizin de ezberiniz bu anladığınızı iddia ediyorsunuz. ama sadece iddia ediyorsunuz bu kadar...
hissettiklerimi tam olarak anlatamam ama şöyle diyebilirim. kalbiniz camdan, o cam kırılıyor. bin parça oluyor. kırıkları içinize batıyor. içiniz kanıyor. kanlar içinize doğru akıyor. bu dışınıza dahi yansımıyor. yansıtmak istemiyorsunuz. yansıtmıyorsunuz. ıcinizde olup bitenleri kimse görmüyor. kimse içinizi okuyamıyor. sonra kapatıyorum gözlerimi sus diyorum yüreğime sus da görmesinler.
dışıma tutamadığım birkaç damla gözyaşı dökülüyor. tuttuklarım içime doğru dökülüyor. bu yüzdendir suskunluğum. içimi dinliyorum. içimdeki yangınlara sellerin akmasını bekliyorum. dinliyorum...
hep ağzımdan çıkmayan ithamlarla suçlandım. ben sizin gördüğünüz, görmek istediğiniz kişi değilim. ben gördüğünüz ama görmezden geldiğinizim.
o üzülmesin bu kırılmasın diye diye bi hâl oldum. hiçbir zaman kendim için bir karar da almadım aslında. yapamadım bunu alıştım da sanırım yönlendirmelere. çünkü karar bana kalsaydı dahi onların vereceği kararı düşünerek hareket ederdim yine. içimde onların sesleri yankılanıyor. o seslere uyuyorum. bu hep böyleydi.
şuan içimde çok ses yankılanıyor bu sesleri müziğin sesi dindiremiyor. kalbim kapana kısılmış. o sesleri dinliyor. büzülüyor, küçülüyor. tam ayağa kalkacağı sırada o seslerin sahipleri alıyorlar ellerine kırdıkları kırıklarımı çizik atıyorlar durmadan. yaralar açıyorlar içimde. sesimi dahi çıkartamıyorum. sahi neydi o söz "en sevdiklerimizin açtığı yaraları başkası dikemez ki..."
en sevdiklerimizin açtığı yaraları ne en sevdiklerimiz ne de başkası diker. o yaraları biz dikeriz. mecburuz buna. yada mecburum. ah ne çok fırtınalar kopmuş yüreğimde kimseye göstermediğim. ah ah. . .

. . .
devamını gör...
2570.
evet internet kablosunu sonunda yaptırabildim
yarın da turknet'e geçiyorum.
böyle bazı yapmam gerekenleri yapabildiğim zaman diyorum ki ah ne güzel yetişkin gibi davranabiliyorsun demek.
yavaş yavaş bazı eşyalarımı aileme verdim bazılarını eskiciye hurdacıya veriyorum
satmaya çalıştığım mobilyalar vs var.
hepsini hallettikten sonra evi temizleteceğim diyordum ama evin gerçekten artık temizlenmesi şart oldu
onu da yapıp rahatlayacağım bir hale gireceğim.
artık salonda yatmak yerine yatak odasına geçiş yapacağım günleri bekliyorum.
hep kısa süreli bakıyordum bir şekilde evden ayrılacaktım. baktım olmuyor ne kadar sürerse sürsün ne gerekiyorsa yapacağım artık kesin bir şeyler olur ve yapamam diye söyleyemediğim birtakım durumlardan da geçebilirsem sanırsam işime gücüme bakabilirim. aklımın kalmayacağı bir şekilde hayatıma devam etmek istiyorum zira.
çok bekledim. daha fazla kenarda durup izlemeyeceğim!
devamını gör...
2571.
insanlardan tiksiniyorum
devamını gör...
2572.
çok garip bazı şeylerin değişmemesi.
mesela yazdığım satırları en iyi benim hissetmem. siz istediğiniz kadar anlayın. ne kastettiğimi tam olarak anlayabilir misiniz?

gerçi şurada sosyal meselelere bakışını çok sevdiğim dolayısıyla kendisini de sevdiğim harun tekin berna moran'ın bir kitabından bahsediyor. kitap eleştiri üzerine ve kitapta bir şiirin bir eleştirmen tarafından aslında şairden daha iyi anlaşıldığı ve/veya daha iyi anlatıldığından falan bahsediyor.*

duyunca garipsemiştim. yani şiiri yaratandan daha iyi nasıl anlayabilir başka biri? eğer öyleyse bu nasıl bir yaratmadır?
hayır düşünsene bir şiir yazıyorsun ve elin adamı çıkıyor senin şiirini senden daha iyi anlıyor ve anlatıyor.
gerçekten garip ve ürkütücü.
ee ne oldu şimdi bizim şair şiiri doğru dürüst içinde duyamadan mı yazdı?
neyse kitabı okumadan bu kadar laf etmek doğru değil.

yeri gelmişken belirtelim harun tekin'in kitap önerilerine de bakabilirsiniz.
ne yaptığının farkında olan mütevazı ve gerçekçi insanlara bayılıyorum. adamın içinde belki kıyametler kopuyor ama çizgisini gram aşmıyor.
evet egoist insanları da bir o kadar sevmem. nerede duracağını bilmeyen kendisini her konunun uzmanı addeden insanlar. bilgi kirliliğine yol açıyor böyleleri.
o yüzden farklı bir harun tekin var orada.

evet bazı şeyler değişmiyor ama bunu fark ettiğinizde belki siz değişiyorsunuz. olaylara bakışınız mesela.

mesela insanlar bir şeylere inanmaya tapmaya devam ediyor ne kadar saçma da olsa. siz mesela inanmıyor musunuz o şeylere? diyorsunuz ki içinizden, belki siz de inanıyordunuz bir zamanlar, haddi len ordan! hani ne oldu o büyük anlamlar tumturaklı laflar? puf oldu gittiiii.

o değil de ne kadar yavaş öğreniyoruz?
hem de kısacık bir çizgimiz varken. kazma olmaya da nasıl özeniyoruz?

elbet sizde de vardır bir kazmalık, hepiniz her zaman baltanın ucuna sap olmuyorsunuz ya?

yani bu yazının tek kazması ben olmayayım değil mi?
devamını gör...
2573.
hangi şarkının içine sakladım, bilmiyorum. hangi şarkının ardına sakladın, bilmiyorum. ne zamandır hangi şarkıdayım, bilmiyorum...
üff bu da değil sanki

belki sesi açmalıyım, belki bavulu...
devamını gör...
2574.
sabahın köründe uyandıran biyolojik saatimi ve alka seltzer almayan kafamı ve sıcağı ve nemi ve yakınlarda zıgara alacak yer olmayışını ve dışarı çıkmak zorunda olmamı en kısa zamanda hakkın rahmetine kavuşturmak istiyorum. bu kadar ve'yi de sırf bilge karasu sinirlensin diye yazdım öte tarafta burayı okurken..
devamını gör...
2575.
sana hem o kadar çok şeyi anlatmak istiyorum ki, belki saatler sürer tamamlamam yine de eksik kalır, hem de kafa atmak istiyorum, saygılar.
devamını gör...
2576.
aklımda başka bir karalama vardı ama onu sonra yazayım.
ben senin yerinde olsam kalbine birini almadan ne yapar ne eder yanına gelirdim, kendimi affettirirdim.
alırdım karşıma seni anlat derdim, ağla derdim, ben ne eşeklik etmişim söyle iki gözüm, kalbim derdim. ellerimle gözyaşlarını silerdim, ben ne yapayım nasıl yapayım bilemedim şaşırdım derdim.
seni kaybetmekten korktum, aptallık ettim, gel yanıma elimden tut, bırakma beni, şu hayata inat gel, gülüşümden öp, sen seviyorsun ya gülüşümü, derdim.
seviyorum da doğrudur.
ben anlamadım seni üzdüm affet beni, seni çok seviyorum derdim.
düzeltelim hatalarımızı, biz en uzakta olsak da kalbin gurbetliğini yapmayalım derdim.
sonra ben anlatırdım biraz da.
bak sen de şurda şurda kırdın beni, sen de kırıldın biliyorum ama inan senden yanır kalım yok ben de paramparçayım derdim.
nerde kötü hissettirip kalbini kırdıysam her zerresini öperdim, onarırdım, inan bana, ne olursa olsun senleyim, evet iflah olmaz bir adamım ama sensiz olmuyor bu hayat derdim. düzeltelim üzüldüğümüz her noktayı, inan bana benleyken kuşlar kadar özgür, sıcacık bir yuva huzuru olacak söz lan kalbimdeki sana en büyük söz derdim.
ben ne yapardım, ben de kıyamazdım sana.
benim gönlümde kimse yok, seni sevdiğimin izleri var derdim,susardım.
iyi ki geldin derdim.
emin misin derdim.
o güzel gözlerine gözlerim yaşlı bakardım, sen onu görünce sen de ağlardın belki.
sarılırdık kocaman, tüm dünyadaki her şeyi bırakıp, unutup sarılırdım sana.
ruhumla, kalbimle...
belki o zaman bi ihtimal olabilirdi ama sen bunları yapacak kadar ne inanıyorsun bana ne de kendine.
izler kalır, unutulunca da yaralar sarılır.
pes etmemeliydin, bizi bu hale neler getirdi apaçık biliyorsun.
sen bilmesen de seni bekleyeceğim ama kalbim ölünceye dek.
bilmiş ol can çekişiyor.
olmasa da olmaz boş ver.
git mutlu ol, hep öyle dedim zaten.
başka kollarda başkalarının gülüşüne karışacaksın demek, git karış.
ben istemiyorum dedim de başkasına mı gideyim dedim, bekliyorum, duruyorum.
sen farklı tür gel diye.
sen bunları bilmeyeceksin. bilme.
bilirsen hak edersin zaten.
adımlarım tükendi olmazsa da olmasın.
seni benden çok sevenlere nasip ol.
devamını gör...
2577.
buraya illa ki karamsar, melankolik, can sıkıcı şeyler yazmak zorundalığı yoktur diye tahmin ediyorum..
bazı dönemler insanın içi sıkılıyor, motivasyonsuz ve tembellik içerisinde hissedebiliyor.
sonra bir bakıyorsunuz ertesi gün ''dipçik'' gibisiniz.
her şeyden önce insanın bir kendini tanıyabilmesi gerekiyor bu konuda.
niye ruh ve beden sağlığım bu şekilde? tanıyorsan çözümü kolaylaştırıyorsun. öbür türlü kafanda düşünceler, ne yapacağını bilmezlikler vs.
şimdi nereye bağlayacağım ona gelmek üzereyim.
alkol konusunda tam bir sosyal içiciyim. yani anca özel gün olacak ya da belki kırk yılda bir arkadaşlarla keyifli sohbet olacak da ona eşlik edecek 1 kadeh bir şeyler vs.
geçtiğimiz hafta sonu geleneksel yaşgünü kutlamalarım için az birazcık eğlendik, en son sanıyorum ki yılbaşında alkol almış biri olarak çok abartmak istemedim, irademe hakimimdir gayet ve 2 adet bira içtim, artı geç yattım.
tabii ertesi gün az uyumanın vermiş olduğu etkiyle neredeyse tüm günü yatarak geçirdim, çaptan düşmemek için bir şeyler yedim vs. alkolün çok bir etkisi olmadı çünkü her zaman uyguladığım ''bol su iç'' felsefesi işe yaradı tabii ki.
ama vücut disipline ve onun getirdiği rutine öyle alışmış ki; 1 gün geç yatsam ve cozutsam bile etkisi 2-3 gün sürüyor.
dün salı olmasına rağmen özellikle öğleden sonra bir bitkinlik çöktü ama yok böyle bir şey. dakikalar saat gibi geliyor, bir an önce eve gitsem de duş alıp uyusam diye düşünüp duruyorum.
neyse eve gidip rahatladık, bir güzel uyku çektik veeee sabah bir kalktım aynen ''dipçik''gibiyim!
bir prenseslikler, bir kendine bakmalar falan *
dedim kırmızı straples bluzumu ve eteğimi mi giysem? ne soruyorsun yahu giy tabii!! yüzünü temizle, tonik kullan, serumu iyice yedir hücrelerine kadar girsin o c vitamini! kremini sür, süslen püslen, tak takıştır, tammm bir kraliçe gibi işine git, dimdik yürü sokaklarda! hah! aynen böyle oldu işte.. yani diyeceğim o ki; uykunuzu iyi alın, eğlenip cozutuyorsanız bile, sonraki günlerde iyice bir dinlenin enerji kazanın ki kendiniz dahil kimse sizin motivasyonunuzu düşüremesin!
evet aynen öyle; bugün tammmm bir kraliçeyim, yarına allaakerrim!! *
devamını gör...
2578.
sıkılıyorum, daralıyorum, isyan ediyorum isyan. şu bi kaç gündür bunaldım iyice, eski sıkıntılar boğuyor beni. normalde böyle biri de değilim, enerjik yerinde duramayan bi tipim. noldu bana aga, skillerimi kaybettim sanırım.
devamını gör...
2579.
bazen seni düşünüyorum, uzakta oluşunu. uzak aynı zamanda yakın da demekmiş. hatta ne kadar uzak o kadar yakın. hatta yakın olmak için uzak.
devamını gör...
2580.
benim için ne çok şey ifade ettiğini anlatmaya kelime dağarcığım yeter mi gerçekten bilmiyorum.

güzelliğin tanımını yapmaya kalksam, sen geliyorsun gözümün önüne. yalnızlıkta seni düşünmek kadar büyük bir sevinç yok. senden uzak aldığım her soluk ihanet gibi hayata. sadece sevmek değil bu. bütün bir dünyasın. gözyaşıyla, şiirle, şarkıyla. beş harf benim düştüğüm güzellik. başımı buluta değdiren, sözümü güzelleştiren.

derin uçurumlar üzerinden sevdin beni. güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim. kurumaya yüz tutmuştu dallarım, can suyu oldun bana, ömrüme ömür verdin. nasıl sevmem seni.

yüzümü çevirmek istediğim zamanlar da oldu. sonra anladım ki bu mümkün değil. tek isteğim, tek beklentim bana olan dürüstlüğün. tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. gerisi laf-ı güzaf. geleceği olmayan bir hayal bizimki. olsun. dünya seninle dönsün, çiçekler seninle açsın. varsın sonu gelsin. ikimiz de biliyoruz bu hikayenin yazgısını. varlığını bilmek bile yetti bana.

belki şaşırıyorsun bazı sözlerime, belki abartılı bile geliyor olabilir ki öyle değil. içimden geldiği gibi seviyorum seni ben. içine en ufak bir hile karıştırmadan. kimsenin kimseyi anlamadığı bu dünyada sesime ses buldum yanımda. öyle çok büyük umutlarım da olmadı benim. koşullar beni oluşturdu, şimdi bakıyorum da, var olmaya seninle başladım gibi geliyor. bu da abartılı gelmesin sana. kuruyan dalları hatırla.

"seni seviyorum" ne kadar içi boş kelime konu sen olunca. dünyanın bütün dillerini bilsem de anlatabilsem ne kadar sevdiğimi. başka sözcükler bulana dek; seni seviyorum yalnızca.

not: sevmeyi özledim galiba.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim