2161.
çok işim var. ağzıma kadar işe gömülmüş durumdayım.
boğuldum ey ahali.
devamını gör...
2162.
bugün çok zor bi gündü. kabusla uyandım resmen. hatırlamıyorum da ne gördüğümü. uykumu alamadım hiç. uyandığımda yine kar yağmıştı ki bu yılın yazı gelmeyecek anladık onu. buz gibi bir hava. martlar böyle olmaz normalde. yani kar yağan bir mart hatırlamıyorum. olmuştur muhakkak ama aklıma gelmiyor. öyle keskin bir soğuk var ki. uyusam bikaç hafta uyuyabilirmişim gibi geliyor.
devamını gör...
2163.
ait olduğum yeri bir türlü bulamadım. nereye gitsem oraya oturmamış bi parça gibi hissediyorum. kendi evim de dahil. okulum, zevk vermiyor, insanları gözlüyorum. samimiyetlerini kalbimde hissedemiyorum çoğu zaman. günlerim ardı ardına geçiyor hayatımın en güzel yılları gözümün önünde akıyor da ben sadece izliyorum zannediyorum bazen. bir şeyler için çabalamak istiyorum ama ne için çabalayacağım? sonra biri çıkıyor güzel hissiyatlar alıyorum, o da alıyor zannediyorum. bakıyorum sonra o kadar zor birisi ki. zaten zor olan hayatıma yeni bi zorluk katmaya gelmiş gibi. ben güzelliklere gitmek istiyorum. bu ölümse ölüm, yaşamaksa yaşamak. artık bir yere varayım. yolda olmak da istemiyorum. bekleye bekleye hangi otobüsü beklediğimi unuttum. biri tutsun elimden artık yolu göstersin istiyorum. bi yol ayrımına sapayım. hayatım kökünden değişsin, kaliteli insanlar tanıyayım. samimiyeti göğüs kafesimde hissedeyim nefes alayım artık. boğuluyorum.
devamını gör...
2164.
çıldırmak üzere olan bir yazarın serzenişleri... bu yazıyı yazarken klavyenin mikrofonu kullanarak yazma özelliği ile yazıyorum çünkü artık yazmaya karşı olan hevesimi de kaybettim. heves yerine başka bir kelime ile tanımlanabilirdi bu ama ara ki bulasın. çıldırmamak çıldırmamak çıldırmamak saçma sapan bir ruh hali gerçekten artık böyle sabredip bir şeylerin düzelmesini beklemek hani bilsem ki sabret sen o şey düzelecek deseler, istemiyorum ya yani böyle bilerek isyan etmeyi seçmek istiyorum hani bilsem ki şöyle net bir şey olsa, şöyle olsa: 165 gün sabret bu şey düzelecek, istediğinden daha iyisine kavuşacaksın. garanti verseler bunun hakkında derim ki alın o garantiyi münasip yerinize sokun bana şu isyankarlığımı geri verin topunuzun allah belasını versin derim.
devamını gör...
2165.
mutlu olduğum anlar;

5 yaşımda oyuncak ütü alınmıştı.

7 yaşında bembeyaz bir ilkbahar güneşinde okuldan çıkıp tek başıma eve gelmiştim.

12 yaşımda bir cuma öğleden sonrası pencereden iceriye dolan kış güneşi eşliğinde jules verne okumuştum.

lise stajinda maaş alınca caminin önünden korsan kitap ve kaset alırdım.

universite'nin ilk yılında yurt mescidinde öğlen namazını kılıp secdede ağlamıştım.

göreve ilk başladığımda güzelbahçe sahilinde denize karşı sigara içmiştim.

doğumdan sonra uyandırma odasında hayatımın en güzel uykusunu uyumuştum.

evin kredisi bittiğinde kendime altın yüzük ve bileklik almıştım.

ilk kez yalnız başıma istanbul'a gidip vapurda sadece galata kulesini izleyerek içimden avaz avaz şarkı söylemiştim.

kız kulesine bakarak kahve içmiştim.



ne katıldığım ilk doğumgünü ne ilk öpüşme ne doğum masasında "işte bak bu senin çocuğun" dedikleri anlar ne çocukların bana sarıldığı dersler ne de bir başkası.gerçekten ama gerçekten huzur dolu bir mutluluk yaşadığım anların hepsinde hep yalnızdım. insan demek hep beklenti hep sorumluluk. insan demek kimi zaman yetersizlik kimi zaman kendinden, kendi duygularından şüphe. insan demek kimi zaman fedakarlık kimi zaman sabır kimi zaman öğrenilmiş çaresizlik kimi zaman toplum kuralları kimi zaman aidiyet ihtiyaci.

sevmeyi biliyorum. karşılıksız sevmeyi, güvenmeyi, işbirliği yapmayı, fedakarlığı ya da sabırlı olmayı gerçekten biliyorum. yine de mutluluk hep yalnızlık sokağımdan geciyor. bilmem ki rotayı doğru mu hesaplıyor?
devamını gör...
2166.
hayal etmekten vazgeçiyorum , mutluluktan vazgeçiyorum , beklemekten vazgeçiyorum , umut etmekten vazgeçiyorum ....

şu fani yaşamımızda neden böyle olur ki a dostlar? bir türlü olmuyor işte bazı şeyler. ama insanız nihayetinde şaşırmamak lazım dünya denen lanet alemde. hani çocukken gökyüzünü izleriz , çok güzeldir fakat büyüdükçe anlamsız bulut topluluğu olur. hayat dediğimiz şeyde tam olarak böyle. olsun alışkınım ben. şu fani dünyada her şey tek olarak deģil dimi ? milyarlarca insan... herkes farklı farklı . ancak uygun şekilde ise anlamlı. peki ya duygular ? bu yüzyılda duygulara yer yokmuş . o çok belli. duygular zaaftır , kolay kazanılan para gibidir ; çabuk harcanır. eskidenmiş duyguların anlam bulduğu ruhlar , şimdilerde ise solan bir çiçek gibi toprak olur ruhlar. ve bazen kasketi alıp çıkmak lazımdır dünyadan. gidilecek yer ise bellidir ; soğuk bırakılan kalptir. odun atmak lazımdır ki ısınsın. eğer kalbimizde soğuk kalırsa ne yaparız değil mi dostlar ? kalbimiz bizim evimizdir. içine bazen dünyalar sığabilirken bazen de biz bile sığamayız. ancak kalp vefatıdır , unutmaz ve yine kucaklar.
devamını gör...
2167.
az önce eski yazılarımı okuyordum. teee 2016'da birine çok pis saydırmışım. kim olduğunu hatırlayamadım ama bugün de böyle beni ayar edenler çıkıyor. sizleri de unutmak dileğiyle...
o eski yazımın da bir kısmını koyayım buraya.
kim bu yahu? ay aşırı merak ettim.*

''tamam, anladık biz seni şekerim! kimse de çekemiyor hani seni. hani ya sen, el atmazsan bu işlere kuyunu kazıyacaklar arkandan ama neyse ki sen onlardan önce davranıp hepsinin kuyusunu kazıyorsun bir bir.
ama o nasıl bir kuyu kazmaktır? millet, inan olsun, meseleyi çakmakla çakmamak arasında gidip geliyor devamlı. ama çaksalar ne! sen –büyük bir yüzsüzlük örneğiyle- yapıştırıverirsin cevabı. dev yüzsüzlük adeta... geçelim gerçi bunları. sen bugüne bugün lafı gediğine koyma uzmanısın de mi?
gerçi, pardon ya! senin uzmanı olmadığın bir alan var mıydı? ay, benimki de soru mu şimdi! tabi ki de yok. sen en büyüksün ve de en mükemmel. ve en güzelsin sen. herkes de sana âşık! ama bu kadar da mükemmellik olmaz ki. ‘’herkesler’’ ne yapsın!
suratına tükürülse, kendini beş yıldızlı bir otel odasında duş alıyor sanırsın. böyle iyimserlik bu zamanda zor... senin için temiz. ama hepimizinki pis.
bu paklığını kirletmeden iyi dolanıyorsun yalnız aramızda. ama sende manevralar da sağlam şimdi, yüz seksen derecelik dönüşler de. iyi kıvırmalar! ki hep temiz kal.
hadi bu manevra işini çözdük de çözmesine; üzüm üzüme baka baka kararır derler. gözünü dikmiş hepimizi röntgenlerken nasıl kararmadın anlayamadım ama bak bunu? çözemedim.
ha! bak şimdi aklıma geldi de. senin bir sözün vardı: ‘’çok konuşur ve ne kadar bilgili olduğunu gösterirsen parlarsın. bu yüzden düşmanın da çok olur.’’
acaba sen de o cesur ruhunla parlamayı göze aldığından ve tabii çok konuştuğundan, bu bakma yoluyla aldığın ‘karartan zehri’ geri üzerimize mi püskürtüyorsun. hem de kat be kat daha fazlasıyla. öyleyse devam et! aferin! üzerimize karartılar at ki sen temiz kalasın.''

günün notu: luine'nin bu aralar canı sıkkındı. içi biraz umut dolsun diye eski yazılarını okumak istedi ama bu yazısıyla karşılaştı.
ya teh sizi ya! kötü, pis insanlar! kami-sama sizi bildiği gibi yapsın!
devamını gör...
2168.
beyhan budak dinliyorum, şunu farkettim : benim psikolojim bozulmuş.
evet evet ilişki kaynaklı alt üst olmuşum.
dağıldım bu doğru, güzel insan!
ve şimdi merdivenlerden dans ede ede inip beyhan budak kitabı almaya gidiyorum..
devamını gör...
2169.
yalnız olmak en iyisiydi. kimseyi üzmemek, endişelendirmemek. belki de yalnız kalmayı hakediyordumdur. belki de herkes yalnız kalmalıdır.
devamını gör...
2170.
hayal olmasaydı hayat olur muydu?
sonuçta hayal etmeden bugünlere gelmemiz ne kadar mümkün olabilirdi? sanatta, bilimde, felsefede hayallerin ürünleri insanlığı bu noktaya getirdi. bundan sonra da yine hayal edebildiğimiz ölçüde ilerleyebileceğiz. peki içinde bulunduğumuz durum, yaşadığımız coğrafya buna ne kadar elverişli?
düşündükçe içim daralıyor bu sorunun cevabını.
devamını gör...
2171.
emrivaki işlerden ve iki ayağımın bir pabuça sokulmasından nefret ediyorum. bazı şeylere mecbur bırakıldığım için, yatıp uyumak geliyor. özgürlüğüm elimden alınıyor gibi hissediyorum ve stres yapıyorum. bu yüzden de çat kapı gelen insanları da sevmiyorum. genel anlamda misafir pek sevmiyorum galiba. şimdi bir gün önce ankara'daki akrabağlar annemi aramış e biz size sabah kahvaltısına geliyoruz diye, aman allahım evde temizlik diz boyu artı olarak pazartesi günü sınavlarım başlıyor yani.. yok vallahi misafir sevmiyorum.
devamını gör...
2172.
el ele sahilde dolaşıyorlardı. yüzlerindeki tatlı tebessüm birbirlerinin kalbine ilmek ilmek işlenmişti. kim bilir ne düşünüyorlar? aman boş ver, baksana iki aşık mesut...
bu az görülen bir olaydır coğrafyamızda.
denizin dalga sesleri eşliğinde aşk için gülüşmeler bir şarkının en güzel yeri gibiydi. ahh, aman allah ım! bu dünyada en güzel olay, sevgiyle güzelleşen yüzler olmalıydı.
sakince minik çakıl taşlarının üzerine oturdular. bi bakış, bi gülüş, sonra yine bakış... bu bakışlarda neler var kim bilir? anca kalbine sevdiğini alırsa anlar. o da zor madden ama. mannen zaten kalbi onun elleri, gülüşü, onunla olduğu için mutluluğuyla dolu desem az dolup taşmış gamzelerinden belli.
eğilip kulağına bir şey fısıldadı :"doyasıya sevebildiğim tek insansın..."
devamını gör...
2173.
son, on gün.
devamını gör...
2174.
/hep diyorum, yine söylüyorum. içimde hep yarım kalmış bir şeyler var. bu o kadar garip, anlatması o kadar zor bir şey ki…
gözlerimin ardında hep bir dert, hep bir gam. içimdeki bir yer hep küskün. küçük bir çocuğun küskünlüğü ama bu. annesine küsüp yine anne diye ağlayan çocuklar gibi o yanım. mantığı yok, hisler çok!
mantık aramıyorum artık. yok çünkü farkındayım. mantığımı kenara bırakalı uzun zaman oluyor. mantıklı yaşayınca bu hayat çekilmiyor. hislerimin kapısını çalıyorum. bir mahzene açılıyor sanki kapı. içerisi karanlık çoğunlukla. kırıklıklar çok, camlar yok. bazen nefes alacak hava yok. giden çok, içerisi boş. köşede tek kişi var. ağzında sadece ona ait olan bir şarkı. kuşlar susuyor o an. ırmaklar bırakıyor akmayı, dünya dönmüyor bir süre. sonra mahzenin kapısı kapanıyor yavaş yavaş. geride eski bir kapıdan başka bir şey kalmıyor/

işin garip yanı şu ki, içeride neler olduğunu, neler yaşandığını ben bile bilmiyorum. kim bilir? belki güneş vurunca bir bir açılır, açılmaz sandığımız kapılar.
devamını gör...
2175.
daha dolu şeyler yazmak isterdim ama olduğu kadar. kaderin cilvesinde nâzenin takılan bir genç... yaş alıp gidiyor başı. rüya alemi ile benzer bir alem, her şey hem çarçabuk gerçekleşiyor hem de imkansız. insanın kendi yolu denen bir şey de var sanırım. bazı alışkanlıklara yaslanarak düşününce içinden çıkamıyor insan. bazı şeylerim hiç değişmeyecek mi diyor mesela kendine. ruhani bir varlık olmak ile tamamen bir ceset olmak arasındaki ince boşluk. süzülüyorum o boşlukta. neyi eleştirsem, neyi yargılasam mukabele-i bi'l misil başıma geliyor. karma çalışıyor, kozmik borçlar öde öde bitmiyor.

hani diyorsun bir yandan ev, araba, birikim? pasif mi kaldık çok ne? herkes sevgili yapmış bir de rezilce ayrılmışlar ağlak ağlak edebiyat yapıyorlar. ben de şunu anlamıyorum bak, al işte, eleştirdim, yargıladım, neden başıma gelmiyor beni terk edecek bir sevgili? kozmosa fake de atamıyoruz karşiiimmm. içimdeki irinleri de döküyorum bu arada, pislikleri, aşağılık komplekslerimi, kıskançlık, hamlık, çiğlik ve pişmemişliklerimi. daha fazlasına layık olan var da sanki. neyse iyice çirkinleşmeden bu paragrafa da son veriyorum. içimden bir ses geberin diyor bak bunu da demeden geçmiyorum, kıymetimi bilin.

ondan sonra, hayaller var her şeye rağmen. bir de gerçekten dost birkaç arkadaş. allah razı olsun varlar. bir de dört büyük halife olsaydı daha iyi olacaktı, yanına bir birim farkla imam-i azam ebu hanife'ye de hayır demezdim, şekersiniz, seviliyorsunuz*

bazen kendime fazlasıyla yetiyorum lan. evrim, mücadele, merhamet ve bilgelik. derin ruhani bilgelik. bir yandan geniş evler, sıfır bir otomobil, sıfır eşyalar, en afillisinden sosyal bir unvan... bir de kendimin (farklı yönleri ile bezenmiş) dişil versiyonu.

elimde hiçbiri yok. olsa kıymetini bilirdim diyorum... tıpkı cem yılmaz'ın nimet abla gişesinde kuyruk oluşturan insanların mikrofon uzatilinca "büyük ikramiyeyi kazanınca ne yapacaksınız?" diye sorulduğu zaman cevaben: "fakirlere, ihtiyacı olanlara yardım edeceğim" diyen insanları nitelendirdiği "işte o, yukarıyı bağlamaya çalışıyor" dediği gibi, ben de yukarıyı kandırmaya çalışıyorum, allah'ım diyorum, olsa kıymetini çok iyi bileceğim de sen vermiyorsun ya rabbul alemin ben ne yapayım aciz kulun...

ilham bitti...
devamını gör...
2176.
yıllar sonra ilk defa kazağını aldım yatağıma. üniversitede o olmadan yanımda uyumazdım. yıkanmadı hiç, kokun hala üstüne gelir bana. kazağın bile evim benim.
devamını gör...
2177.
uzun uzun yazmaya , herhangi bir şeyi icra edecek pek gücüm pek yok gibi artık. uzun uzun burada yalnızlıktan dem vurmayacağım ya da dünyanın bayağılaşmasından bahsetmeyeceğim. sadece kelimeler ile son kez dans edeceğim ama burada.

şu günlerde defaatle hayatı sorguladım ve sorgulamaya devam ediyorum. hayat berbat. olumlama yapabilecek bir zihne şuan sahip deģilim maalesef. varolan neyse onun üzerinden yaşamımı sürdürürüm. polyanna gibi olamıyorum. ben şunu düşünüyorum dünya ile ilgili: farkındalığın arttıkça içimdeki acı da artıyor. farkında olmak acı verici. nasıl denir bilemiyorum ama hiçbir şey gerçek değil gibi. dünya yıkım üzerine kurulu. sevgiler bile değer görmüyor bu yüzyılda. sevmek diye bir şey yokmuşta sadece ama sadace kötülük hakim gibi dünyada . evrensel bir mutluluk hayal. biz buyuz. heves mi ettik , hayal mi kurduk hemen paramparça oluyor. milyarlarca evde akşamları yalnız oturan insanlar var. yalnızlık gölge gibi de peşimizi bırakmıyor. oysa ki böyle olmak zorunda değil. sevmek bile insanlara sahte geliyor. çünkü sahteliğe o kadar alışmışız ki... kıymetini bilmediğimiz ve yine bizi bir şekilde bekleyen güzel şeylerde var dünyada. sevginin hüküm sürdüğü dünyalarda olmalı ama önce bulmalıyız oraları...

bütün bu dünyadaki karmaşa da kadim dostum yalnızlığım beni bekliyor yine.

şimdi uzaklara gitmek lazım
devamını gör...
2178.
> eğer bir silahın olursa yakalanma ihtimali olmakla birlikte belki bir banka soyabilirsin. ama bir bankan olursa binlerce kişiyi soyabilirsin. üstelik yakalanma ihtimalin hiç yok...
devamını gör...
2179.
sözlüğe yatırımcı aranıyor ben de kendime.
kendi kendime yatırıyorum kendimi.
bakalım ne zaman yatıracaklar bana.
devamını gör...
2180.
sana söylediklerimi kafana takma ne olursun diyor şarkıda.
kendine söyleyince bu cümleyi çok garip kaçmıyor mu?
ama ara ara söylemek de gerekiyor. kendi iç sesimizin saçmalığını sürekli dinlemek yıpratıcı olabilir. hatta yıkıcı bile olabilir.
bu aralar işte bununla mücadele ediyorum.
iç sesin tüm olumsuz buyruklarını bir bir alaşağı etmeye çalışıyorum.
başarılı olacak mıyım belli değil.
her konuştuğunda iğne gibi saplıyor kelimeleri.
kelimeler bile utanıyor biliyor musunuz?
insan kendi kendine bunu söyler mi diyorlar. havada uçuşup kaçmaya çalışıyorlar.
odamın serinliğinden bir yere gidemiyorlar. duvarlar hapis.
yatağımın üzerine uzanıyorum sonra, sırtüstü.
nefesimi dinliyorum.
bu ayaklar benim... bu kollar benim diyorum. bu zihin benimken bu başına buyrukluk neden.
sorular anlamsız.
nefes al nefes ver.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim