normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1801.
her okuduğumda yeniden yaşanan acılar defteri.
devamını gör...
1802.
bazı şeylerin farkına varınca insan; dünyanın,hayatın,yaşamanın mantıksızlığını anlıyo. işte o zaman başlıyo gerçek hikaye. aşklar,savaşlar,inişler,çıkışlar. hepsi boş,hepsi cılız. nokta koymalı bunlara. ama nasıl?
devamını gör...
1803.
düşündükçe ürperirir sorarım,
yüreğime merhameti kim yazdı?
ecel olsa yine hayra yorarım,
aşk denilen kıyameti kim yazdı?
özlemiyle nice güller solduran,
hasreti de vuslatı da olduran;
kimdi gönlü sevda ile dolduran?
mucizeyi, kerameti kim yazdı?
gizli kalmak taktirinse huyunsa,
neyleyim gök dile gelse soyunsa?
hayat denen bir eğlence oyunsa,
perde perde nedameti kim yazdı?
günler; haftalara intibak sağlamaksa,
müstesna fıtratı olan bir cuma varsa,
bunca manidar, türrehat cumayaysa,
ağdalı ihtirası olan bu hikayeti kim yazdı?
yüreğime merhameti kim yazdı?
ecel olsa yine hayra yorarım,
aşk denilen kıyameti kim yazdı?
özlemiyle nice güller solduran,
hasreti de vuslatı da olduran;
kimdi gönlü sevda ile dolduran?
mucizeyi, kerameti kim yazdı?
gizli kalmak taktirinse huyunsa,
neyleyim gök dile gelse soyunsa?
hayat denen bir eğlence oyunsa,
perde perde nedameti kim yazdı?
günler; haftalara intibak sağlamaksa,
müstesna fıtratı olan bir cuma varsa,
bunca manidar, türrehat cumayaysa,
ağdalı ihtirası olan bu hikayeti kim yazdı?
devamını gör...
1804.
bugün tam 2 sene oldu mustafa gittiğin.
bu 2 sene tamamen hayatımdan silinsin ve o gece ben öleyim isterdim, isterim, isteyeceğim yaşam boyu. seni ben abinin arkadaşından gelen sesinden, abininle çektirdiğin fotoğraflardan, abinin anlattıklarından tanıdım. belki sen beni bilmedin bile abin ketumdur bilirsin. ben seni bildim abin hastalığını anlattı, sen hastasın diye onu istemem sandı. ben hep istedim onu. isterken sen de olsaydın keşke. biliyor musun sen gittikten sonra dünya tamamen değişti, ben değiştim annen baban ablaların en çok da abin değişti. bizi senin ölümün ayırdı demek sana haksızlık olur bizi benim ölümüm ayırsaydı keşke. benden nefret ediyor biliyor musun artık?
şimdi seni almaya gelecekler, ben telefonun başında bekledim elem ablam telaşla söylemiş durumu iyi demesini. mustafa sen öldün ya geride bıraktığın kimse sensiz nefes almıyor. gitmesen mustafa kalsan olmaz mı ablacım?
bu 2 sene tamamen hayatımdan silinsin ve o gece ben öleyim isterdim, isterim, isteyeceğim yaşam boyu. seni ben abinin arkadaşından gelen sesinden, abininle çektirdiğin fotoğraflardan, abinin anlattıklarından tanıdım. belki sen beni bilmedin bile abin ketumdur bilirsin. ben seni bildim abin hastalığını anlattı, sen hastasın diye onu istemem sandı. ben hep istedim onu. isterken sen de olsaydın keşke. biliyor musun sen gittikten sonra dünya tamamen değişti, ben değiştim annen baban ablaların en çok da abin değişti. bizi senin ölümün ayırdı demek sana haksızlık olur bizi benim ölümüm ayırsaydı keşke. benden nefret ediyor biliyor musun artık?
şimdi seni almaya gelecekler, ben telefonun başında bekledim elem ablam telaşla söylemiş durumu iyi demesini. mustafa sen öldün ya geride bıraktığın kimse sensiz nefes almıyor. gitmesen mustafa kalsan olmaz mı ablacım?
devamını gör...
1805.
eskiden bu başlığa karalayacak karmaşık ama gördüğümde beni düşlere daldıran garip rüyalarım olurdu.
oyuncağı elinden alınmış bir çocuğum şuan.
eski rüyalarımı geri istiyorum.
kabuslardan nefret ediyorum. korkuyorum, bunun bir sonu yok mu?
oyuncağı elinden alınmış bir çocuğum şuan.
eski rüyalarımı geri istiyorum.
kabuslardan nefret ediyorum. korkuyorum, bunun bir sonu yok mu?
devamını gör...
1806.
bu gece uykunun bölünmesi kadar kötü birşey yok. bütün günüm çok isteksiz ve sinir bozucu geçecek artık.
devamını gör...
1807.
yaptığın iş 'te sürekli aynı şeyleri yapmak, kendini tekrar etmek bende sonsuz bir girdabın içinde kaybolmak ile eşdeğer bir duygu yaratıyor. sürekli içimde zincirleri kırmak, bundan kurtulmak konusunda kabaran hislerle ve düşüncelerle savaşırken buluyorum kendimi.maalesef şimdilik bir çözüm bulamadım. palyatif bir çözüm olarak kendimi biraz daha spora ve hobilerime verdim. çünkü iş içinde fazla oyalanınca mutsuzluğun gölge gibi beni takip ettiğini hissediyorum.
bunun negatif etki leri benim kadar çevreme de oluyor tabii ki. benden yardım bekleyenler, ortak bişeyler yapmayı ümit edenler hayal kırıklığına uğruyor, "hani birlikte yapacaktık? serzenişinin arkasından benim yüzümdeki soğuk ifadeyi görünce biraz daha umutsuzluğa düşüyorlar!!!. emekli de olamayacağıma göre ( malum yaş durumu) , yaşamış olduğun bu tükenmişlik sendromu (psikolog değilim ama şuan yaşadığım durumun bana göre tanımı bu) için bir çözüm bulsam iyi olacak.
şuan yaşadığım, bunları kaleme almadan hemen öncesinde buraya yazma hissini doruklara çıkaran hissiyatı burada satırlara dökmek istiyorum. en basitinden cv imi güncelliyordum -ki olası proje başvurularında kullanılsın- ve aman yaa bunu yazsam ne olur yazmasak ne olur tarzı bir söylemim ve yaklaşımım, sonuçlanmayan veya tam da olanı yansıtmayan bir cv ortaya çıkmasına sebep olduve dahi bu da iş ile ilgili yaşadığım soğukluğun daha da tuzu biberi oldu. bu sanki tanıdığını düşündüğün, geceyi birlikte geçirdiğin birine, sabah ondan önce uyanıp kalkıp baktığında bu ne yaa, bu kim şeklinde hissettiğin soğukluk gibi.
bakalım, bulacağız bir yolunu...
teşekkürler sevgili sözlük, dinlediğin için...
bunun negatif etki leri benim kadar çevreme de oluyor tabii ki. benden yardım bekleyenler, ortak bişeyler yapmayı ümit edenler hayal kırıklığına uğruyor, "hani birlikte yapacaktık? serzenişinin arkasından benim yüzümdeki soğuk ifadeyi görünce biraz daha umutsuzluğa düşüyorlar!!!. emekli de olamayacağıma göre ( malum yaş durumu) , yaşamış olduğun bu tükenmişlik sendromu (psikolog değilim ama şuan yaşadığım durumun bana göre tanımı bu) için bir çözüm bulsam iyi olacak.
şuan yaşadığım, bunları kaleme almadan hemen öncesinde buraya yazma hissini doruklara çıkaran hissiyatı burada satırlara dökmek istiyorum. en basitinden cv imi güncelliyordum -ki olası proje başvurularında kullanılsın- ve aman yaa bunu yazsam ne olur yazmasak ne olur tarzı bir söylemim ve yaklaşımım, sonuçlanmayan veya tam da olanı yansıtmayan bir cv ortaya çıkmasına sebep olduve dahi bu da iş ile ilgili yaşadığım soğukluğun daha da tuzu biberi oldu. bu sanki tanıdığını düşündüğün, geceyi birlikte geçirdiğin birine, sabah ondan önce uyanıp kalkıp baktığında bu ne yaa, bu kim şeklinde hissettiğin soğukluk gibi.
bakalım, bulacağız bir yolunu...
teşekkürler sevgili sözlük, dinlediğin için...
devamını gör...
1808.
maniden sonra ki o ciddi düşüş dönemindeyim. ailem ile yaşadığım sorun sonrası daha da dibe vurmaya başladım. henüz son aşamada değilim ancak ara ara zaten yaşayacağımı yaşadım artık bırakıp gitme zamanı geldi gibi düşüncelere kapılıyorum. bu hislerin beni ele geçirmemesi için elimden geleni yapıyorum. intihar etmem ama bir kaybolursam her şeyi mahvedebilirim. alkol ve maddeden 3 gündür uzağım. cidden çok zorlanıyorum. sadece kafamın güzel olmasını ve kaybolmak istiyorum. telefon olmasın kimse merak etmesin beni istiyorum. 10 gündür çok güzel gidiyordu her şey. sevdiğim insanlar ile deli gibi eğlendim. hayattan zevk almaya başlamıştım tekrar. hep böyle oldu hayatım. ne zaman mutlu olsam kötü bedeller ödedim. bu süreci yaşamaktan çok sıkıldım artık. biliyorum yine yeneceğim daha da güçlü bir şekilde bu dönemden çıkacağım. eskiden sıkıntıdan bile keyif alan bir insandım ama artık bir zevki kalmadı. eve geçince acaba çay mı demlesem yoksa kendimi mi assam? siz olsanız ne yapardınız?
devamını gör...
1809.
zihinler de, kadehler kadar dolu.
devamını gör...
1810.
kül rengi bir hava ve gözlerim uçurumlar kadar sakin. sokaklar hayaletten geçilmiyor. oyun bitmiş.
gizlenmişim gölgelere ve yürüyorum.
parmaklarımda cehennem bir sigara, caddeler boş, yıldızlar yerlere inmiş.. artık adım bile yok.
gizlenmişim gölgelere ve yürüyorum.
parmaklarımda cehennem bir sigara, caddeler boş, yıldızlar yerlere inmiş.. artık adım bile yok.
devamını gör...
1811.
gecenin yalnızlığında ecel atının bir gün benim için gelmesi dileğiyle...
devamını gör...
1812.
içinizden bir ağaç geçtiğini hayal edin.
ayak tabanlarınızdan giriyor dalları ilkin. o ilk temas çok keskin, çok yabancı, çok korkutucu. ama engel olunamaz da aynı zamanda. kısım kısım ilerlemesi de içinizde. aklınız çıkıyor ama nafile. canınızı çok yakıyor kendine yol bulmaya çalışırken içinizde.
sert, acımasız; ve evet doğru, çok acılı. artacak da bu acı daha, biliyorsunuz üstelik. bazen siz galip geliyor, kırıyorsunuz birkaç dalını ama çoğunlukla o kazanıyor savaşı. yavaş yavaş ilerliyor bedeninizde. kasıklarınızdan da girdiğinde, artık geriye dönüş olmadığını kavrıyorsunuz. evet en zoru bu diyorsunuz. bundan daha fazlası olamaz. buraları geçtiğinde, yoluna devam ederken işim kolaylaşacak. sıkmam gerek dişimi. tüm varlığı ile; dalları ve gövdesiyle, yoluna sizi yararak devam ediyor ağaç. direniyorsunuz çok sinirlenip bazen, ama boşuna. tüm organlarınız yer değiştiriyor içinizde ona yol açmak için. belli bir noktadan sonra kendinizi hissetmeyi unutuyorsunuz. sadece ve tüm gerçekliğiyle ağaç oluyorsunuz. bütünleşmek değil, hala yabancı size, ne var ki o kadar büyük ki, başka bir şey düşünemez, hissedemez oluyorsunuz. değişim zordur, herkes bilir bunu. ama bu kadar zor olacağı okunarak öğrenilemezmiş zaten... ya da geçmiş deneyimler... peh!
göğsünüzün oralarda bir yerlerde işler değişmeye başlıyor. kalple karşılaşınca ağaç da bir şaşalıyor herhalde, bilemiyorum. incitmeden, hasar bırakmadan geçmeye çalışıyor sanki. bir iki çizik alsa da koruyor kendini o. bunu fark etmek korkunuzu da azaltıyor. sevmeye başlıyorsunuz dönüştürücünüzü. alışmak belki, kim bilir. ama hemen sonra başka bir süreç başlıyor. tahayyül edilemez olan kısım. en zoru... artık dallar ve gövde bedeninizden ayrıldığında, son aşama başladığında yani demek istiyorum; köklerin beyninizden ayrılma sürecinde en dibi görüyorsunuz. zifiri karanlık burası. ağaca değil kendinize yabancı olduğunuz bir dönemi yaşıyorsunuz çünkü aklınız kökler tarafından zapt edilmiş vaziyetteyken. ne kadar süredir devam ettiğinden tutun, neler olup bittiğine kadar hiçbir şeyden haberiniz yok. siz siz değilsiniz, kökler tüm beyninizi ele geçirdi. çok, çok zor evet, asla bitmeyecek gibi. ama bitiyor... bir gün, ansızın, çat diye! o sizi terk etmeye karar verdiğinde. her şey gibi...
vedalaşmak zor oldu ağacımla, doğru. tüm acısına rağmen ama, iyi ki girdi içime. iyi ki değiştirdi beni. iyi ki sağ salim atlatabildim bu süreci. tüm yüklerimden arındım. tüm varlığımı yeniden yarattım. tortusu, izi bile kalmadı içimde. kendimi yeniden doğurdum.
pişman değilim, yine olsa yine yaparım. ben bu'yum diyebilmenin yolu bu acıyı çekmekten geçiyordu ise şayet, yine olsun yine çekerim. razıyım. mutluyum. tatminim. tamamım.
ayak tabanlarınızdan giriyor dalları ilkin. o ilk temas çok keskin, çok yabancı, çok korkutucu. ama engel olunamaz da aynı zamanda. kısım kısım ilerlemesi de içinizde. aklınız çıkıyor ama nafile. canınızı çok yakıyor kendine yol bulmaya çalışırken içinizde.
sert, acımasız; ve evet doğru, çok acılı. artacak da bu acı daha, biliyorsunuz üstelik. bazen siz galip geliyor, kırıyorsunuz birkaç dalını ama çoğunlukla o kazanıyor savaşı. yavaş yavaş ilerliyor bedeninizde. kasıklarınızdan da girdiğinde, artık geriye dönüş olmadığını kavrıyorsunuz. evet en zoru bu diyorsunuz. bundan daha fazlası olamaz. buraları geçtiğinde, yoluna devam ederken işim kolaylaşacak. sıkmam gerek dişimi. tüm varlığı ile; dalları ve gövdesiyle, yoluna sizi yararak devam ediyor ağaç. direniyorsunuz çok sinirlenip bazen, ama boşuna. tüm organlarınız yer değiştiriyor içinizde ona yol açmak için. belli bir noktadan sonra kendinizi hissetmeyi unutuyorsunuz. sadece ve tüm gerçekliğiyle ağaç oluyorsunuz. bütünleşmek değil, hala yabancı size, ne var ki o kadar büyük ki, başka bir şey düşünemez, hissedemez oluyorsunuz. değişim zordur, herkes bilir bunu. ama bu kadar zor olacağı okunarak öğrenilemezmiş zaten... ya da geçmiş deneyimler... peh!
göğsünüzün oralarda bir yerlerde işler değişmeye başlıyor. kalple karşılaşınca ağaç da bir şaşalıyor herhalde, bilemiyorum. incitmeden, hasar bırakmadan geçmeye çalışıyor sanki. bir iki çizik alsa da koruyor kendini o. bunu fark etmek korkunuzu da azaltıyor. sevmeye başlıyorsunuz dönüştürücünüzü. alışmak belki, kim bilir. ama hemen sonra başka bir süreç başlıyor. tahayyül edilemez olan kısım. en zoru... artık dallar ve gövde bedeninizden ayrıldığında, son aşama başladığında yani demek istiyorum; köklerin beyninizden ayrılma sürecinde en dibi görüyorsunuz. zifiri karanlık burası. ağaca değil kendinize yabancı olduğunuz bir dönemi yaşıyorsunuz çünkü aklınız kökler tarafından zapt edilmiş vaziyetteyken. ne kadar süredir devam ettiğinden tutun, neler olup bittiğine kadar hiçbir şeyden haberiniz yok. siz siz değilsiniz, kökler tüm beyninizi ele geçirdi. çok, çok zor evet, asla bitmeyecek gibi. ama bitiyor... bir gün, ansızın, çat diye! o sizi terk etmeye karar verdiğinde. her şey gibi...
vedalaşmak zor oldu ağacımla, doğru. tüm acısına rağmen ama, iyi ki girdi içime. iyi ki değiştirdi beni. iyi ki sağ salim atlatabildim bu süreci. tüm yüklerimden arındım. tüm varlığımı yeniden yarattım. tortusu, izi bile kalmadı içimde. kendimi yeniden doğurdum.
pişman değilim, yine olsa yine yaparım. ben bu'yum diyebilmenin yolu bu acıyı çekmekten geçiyordu ise şayet, yine olsun yine çekerim. razıyım. mutluyum. tatminim. tamamım.
devamını gör...
1813.
napıyorum lan ben? dediğim bir evredeyim. bir takım tabularımı tıngır mıngır yıkıyorum. suyla sabunla değil. (rahat uyuyabilmek adına oyalanırsın ya öyleli boşuna yazılan bir şeyi okuyorsun. atla bu entry’yi.)
spiritüel bir yolculuğa çıktım galiba, tam emin değilim. yola şöyle göz ucuyla bakıp hmlamışda olabilirim. yetişemediğim yirmidört saatlik zaman diliminde bazı mühim aktivitelerimi öteleyip tarot videolarına sardım. oradan spiritüelliğe atladım, kesmedi, detaylı çizilen bir pentagram ile çağırdığım cine ne emirler verilir, neler sorulur, neyi asla unutmamalısın gibim vıttırı vızzık şeyler okudum. hayır bu bilgileri kullanmayacağım. neden okuyorum? işte, bok yemek.
bir süre sırf parkeye çizmek zevkli olur diye harbiden o bulduğum sembolü kullanmak istedim. karşıma çıkacak olan çirkin, suratsız, bağırıp çağıran şeytanı ve sonrasında ondan nasıl kurtulurum’u değil de, tebeşir temizliğini düşünüp vaz geçtim bu fikrimden. sıyırmışımdır belki…
izlediğim spiri… yazmaya bile yoruluyorum artık o kadar tekrar tekrar çıkıyor ki karşıma kelime, uyuz oluyorum artık. neyse bir videoda aklımda kalan bir şey vardı. kulağım çınladı ve o esnada tonuna konsantre olup, ruhani meleğimin adını sordum. söyledi galiba çünkü çınlama iki kere daha küçük küçük tekrarlandı ama ben malım, anlamadım. anlasaydım şayet, temizlemem gereken şey tebeşir tozu olmazdı. lafın tamamı aptala söylenir. anlamışsındır diye devam ediyorum.
tarot kelimesini duyduğumda bile korkan ben, gırla video izledim ve tatlı su yalanlarına, enteresan yazılmış senaryolara denk geldim. iş hayatında başarılı olacaksam bunu ben yapıyorum, kartlar değil! neyse ortamlarını sevdiğim için bir kaç kişiyi hala izliyorum. bugün gittim iki destede ben aldım. illede olası geleceği soracağım. o kartlar bende olsa sürekli geleceği sorarım diye heveslenmiştim ve durdurulamazdım.
işleyiş videodaki gibi akmadı tabi. bir soru sordum, bir kart çektim, kartın anlamı iki sayfa anasını satıyım.
oku, oku, oku…
sor, kart çek, oku…
oku, oku, resimlere bak, kart, sor, anlam oku, ne sormuştum en başında ya? neyse, oku. anlam yükle.
akıl tabi bu sırada ruhani meleğime kayıyor, bana şuan işaret gönderirsen seni pataklarım, hologram şeklinden tutup tokatlarım vesaire diye görmediğim meleği tehdit ediyorum. eski sevgiliyi düşünüyorum, iş hayatımı, tekrar meleği derken kartları okuduğum o sırada başımın tam ortasında diken batar gibi bir sancı, ışıklarda fıkırdama, tüylerin ürpertisi, aniden gelen twitter bildirimi ve olay yeri mutfak olduğu için aniden gelen buzdolabı tıkırtısına ayar oldum. hepsini psikolojim düzenliyor bunların, sakin olmalıyım diyorum, bacağıma kramp giriyor. ışık yeniden gel-git yapıyor. elmalı çayımı bitirip kartları kartonlarına koyup, salona taşınıyorum… salon karanlık, kitabı göremiyorum diye lambayı açıyorum. normalde hiç elektrik sıkıntısı yok evimde. koltuğa yerleşip netflixten dizi açıyorum arkaplana ve araştırma safhasına devam ediyorum. yine başıma diken batıyor. uyarı yapıyor ruhani meleğim, dur sudoku, yanlış yoldasın! diyor. asıl sen dur, okumanın nesi zararlı, sanki üç rahibeyi yanıma çağırıp büyü yapıyorum?
lambayıda söndürdüm, kartları da topladım, bu işsizliğe bir son vereceğim ama ne zaman bilmiyorum. o zamana kadar kafayı kırmazsam deneyimlerimi paylaşırım.
tebeşirli çağrışımlı olay hariç, bak yazamıyorum bile. ondan tırstım ciddi manada.
spiritüel bir yolculuğa çıktım galiba, tam emin değilim. yola şöyle göz ucuyla bakıp hmlamışda olabilirim. yetişemediğim yirmidört saatlik zaman diliminde bazı mühim aktivitelerimi öteleyip tarot videolarına sardım. oradan spiritüelliğe atladım, kesmedi, detaylı çizilen bir pentagram ile çağırdığım cine ne emirler verilir, neler sorulur, neyi asla unutmamalısın gibim vıttırı vızzık şeyler okudum. hayır bu bilgileri kullanmayacağım. neden okuyorum? işte, bok yemek.
bir süre sırf parkeye çizmek zevkli olur diye harbiden o bulduğum sembolü kullanmak istedim. karşıma çıkacak olan çirkin, suratsız, bağırıp çağıran şeytanı ve sonrasında ondan nasıl kurtulurum’u değil de, tebeşir temizliğini düşünüp vaz geçtim bu fikrimden. sıyırmışımdır belki…
izlediğim spiri… yazmaya bile yoruluyorum artık o kadar tekrar tekrar çıkıyor ki karşıma kelime, uyuz oluyorum artık. neyse bir videoda aklımda kalan bir şey vardı. kulağım çınladı ve o esnada tonuna konsantre olup, ruhani meleğimin adını sordum. söyledi galiba çünkü çınlama iki kere daha küçük küçük tekrarlandı ama ben malım, anlamadım. anlasaydım şayet, temizlemem gereken şey tebeşir tozu olmazdı. lafın tamamı aptala söylenir. anlamışsındır diye devam ediyorum.
tarot kelimesini duyduğumda bile korkan ben, gırla video izledim ve tatlı su yalanlarına, enteresan yazılmış senaryolara denk geldim. iş hayatında başarılı olacaksam bunu ben yapıyorum, kartlar değil! neyse ortamlarını sevdiğim için bir kaç kişiyi hala izliyorum. bugün gittim iki destede ben aldım. illede olası geleceği soracağım. o kartlar bende olsa sürekli geleceği sorarım diye heveslenmiştim ve durdurulamazdım.
işleyiş videodaki gibi akmadı tabi. bir soru sordum, bir kart çektim, kartın anlamı iki sayfa anasını satıyım.
oku, oku, oku…
sor, kart çek, oku…
oku, oku, resimlere bak, kart, sor, anlam oku, ne sormuştum en başında ya? neyse, oku. anlam yükle.
akıl tabi bu sırada ruhani meleğime kayıyor, bana şuan işaret gönderirsen seni pataklarım, hologram şeklinden tutup tokatlarım vesaire diye görmediğim meleği tehdit ediyorum. eski sevgiliyi düşünüyorum, iş hayatımı, tekrar meleği derken kartları okuduğum o sırada başımın tam ortasında diken batar gibi bir sancı, ışıklarda fıkırdama, tüylerin ürpertisi, aniden gelen twitter bildirimi ve olay yeri mutfak olduğu için aniden gelen buzdolabı tıkırtısına ayar oldum. hepsini psikolojim düzenliyor bunların, sakin olmalıyım diyorum, bacağıma kramp giriyor. ışık yeniden gel-git yapıyor. elmalı çayımı bitirip kartları kartonlarına koyup, salona taşınıyorum… salon karanlık, kitabı göremiyorum diye lambayı açıyorum. normalde hiç elektrik sıkıntısı yok evimde. koltuğa yerleşip netflixten dizi açıyorum arkaplana ve araştırma safhasına devam ediyorum. yine başıma diken batıyor. uyarı yapıyor ruhani meleğim, dur sudoku, yanlış yoldasın! diyor. asıl sen dur, okumanın nesi zararlı, sanki üç rahibeyi yanıma çağırıp büyü yapıyorum?
lambayıda söndürdüm, kartları da topladım, bu işsizliğe bir son vereceğim ama ne zaman bilmiyorum. o zamana kadar kafayı kırmazsam deneyimlerimi paylaşırım.
tebeşirli çağrışımlı olay hariç, bak yazamıyorum bile. ondan tırstım ciddi manada.
devamını gör...
1814.
kaç zamandır boğazımda bir yumru ile dolaşıyorum. ne yutkunabiliyorum ne de tükürebiliyorum. hayatımda her şeyi paldır küldür yapan ben, ilk kez yavaş yavaş hayatımı değiştiriyorum. tek tek tüm kabukları kaldırıyorum. kiminin altında pis, kirlenmiş, kokuşmuş, bastırılmış duygular; kiminde de iyileşmiş, yenilenmiş olanlar. ama meselem onlarla değil. meselem güzel hatıralar ile. acıtanı söküp atmak kolay. çok kolay. çıksın gitsin istiyor insan. ama güzel olan öyle mi? önce bir gülümseme yayılıyor insanın yüzüne. yaşanan anın hisleri boca oluyor. sonra da gözpınarlarında biriken yaşlar eşlik ediyor bu coşkuya. bazen akıp gidiyor, bazen de içine içine batıyor!
yenilerine kucak açmak için eski anıları yavaş yavaş silmek...
bu yüzden zor. çok zor veda etmek.
yenilerine kucak açmak için eski anıları yavaş yavaş silmek...
bu yüzden zor. çok zor veda etmek.
devamını gör...
1815.
rüzgarı arkana alıp koşup gittin buralardan. seni de götürdü kokunla beraber. en çok ona üzüldüm. bir daha seni ciğerlerime kadar teneffüs edememek. en çok bu koydu gidişinden geriye kalanlar arasından. o yüzden sen sen ol emi, bir daha birisini terk ederken rüzgara rağmen git. en azından kendine bir anı bırak seni sevene.
esen kal.
esen kal.
devamını gör...
1816.
1817.
1818.
kalemimi kırdım memduh abi. yılların kalemiydi oysa. nasıl yazarım ki artık.
devamını gör...
1819.
abu çi çi çi çiii abu çi çii..
vay arkadaş, istediğin şeyi yazabileceğin başlığa istediğim şeyi yazdığım için linçleniyorum, imdattt :)
vay arkadaş, istediğin şeyi yazabileceğin başlığa istediğim şeyi yazdığım için linçleniyorum, imdattt :)
devamını gör...
1820.
şimdi burada küfür edip sonra ceza alacakken başlık sahibini suçlasam nasıl olur? ama hayır ben öyle bir insan değilim*.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2