401.
belki bir şeyler değişir diye yine ağrımın üzerine gittim. ne mi yaptım? önce tırnaklarımı uzattım. sonra olan gücümle kanattım yaralarımı. tek tek, itinayla, tereddütsüz... peki sonra ne oldu? boğazıma batıp duran cam parçalarını hissettim önce. sonra ağzının içine koyup patlatmak istediğim tabanca defalarca beynimde patladı. yine aynı duyguydu bu, çok tanıdık bir duyguydu.
devamını gör...
402.
hayat değil insanlar yoruyor. belki en yakınımızdakiler, belki de en sevdiklerimiz. evet insan mükemmel değil, hatasız değil ve hiçbir zaman da olamayacak.

hayatı daha güzel yaşayabilmenin en kolay yolu, insanların birbirlerine duyduğu tahammül sınırı ve birbirlerini idare edebilmelerinden geçiyor. olmuyor, yapamıyoruz, bereremiyoruz...

zorlaştırıyoruz!..
devamını gör...
403.
yıllar yılı elimden bir tutanım olmadı
ne talihsiz bir kulum hala çilem dolmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı

felek vurdu insafsız sabır kalmadı bende
bilmemki dertten başka ne buldum ben sevmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte

yaktın beni dünya, yıktın beni dünya
gerçek olan neyin varki fanisin dünya
yalansın dünya

müslüm gürses.
devamını gör...
404.
neden ve niçinleri satır aralığımdaki nefese
sığdırmış olduğum sayfalar toplamım..
devamını gör...
405.
mavi
bir perde misali
derin bir uykunun
karanlık gölgesi

kızıl
savrulan saçların
denize direnişi

direnişin kutlu olsun
karanlık gecenin
ahenkli güneşi

sen dans ettikçe
ayın ışığı
düştükçe yüzüne
devamını gör...
406.
bu defter ancak zihnim olur. kapkara oldu karalamaktan hatta o kadar karalandı ki neyin ne olduğunu, ne yapacağını şaşırdı artık.
devamını gör...
407.
ben meraktan ölürsem
en az senin kadar güzel

gözlerim arar satırlarını
sözlere sakladığın
mecazları
kalbinden kopan
gülüşleri
bir daha göremem

öldür beni meraktan
ama görebileyim
yazdıklarını
devamını gör...
408.
bir varmış bir yokmuş, çok eski zamanlarda, uçsuz bucaksız ormanlarda, yıkık dökük bir evin içinde yaşayan büyülü bir kadın varmış. ev o kadar eski, yıkık dökük ve karanlıkmış ki herkes oraya bakarken bile ürperirmiş.
kadın ilk başlarda buna çok içerlemiş, cok  üzülmüş oysa ki orman çok güzelmiş ve evinin manzarası dünyada başka hiçbir yerde olamayan bir manzaraya sahipmiş.
ama insanlar ormanın korkutucu olduğunu düşünür ve evinden hoşlanmazlarmış. ayrica kadının büyülü olduğu tüm insalar taranfindan da bilinirmiş. kadıncağaz da bir süre sonra alışmış yalnız yaşamaya. hatta o kadar alışmış ki, ormanın kenarından geçen insanların sesini bile duymak istemezmiş artık.
günlerden bir gün bu büyülü ve lanetli kadın her zamanki gibi müthiş bir manzaraya sahip evinin balkonunda güneşin doğuşunu bekliyormuş. hergün güneşin doğuşunu ve batışını izler, "insanlar bu güzelliği nasıl olur da görmek istemez?" diye düşünür ama yine de anlayamazmiş. oysa ormanda korkulacak hiçbir şey yokmuş ve evi de oldukça büyükmüş.
saatler geçmekte, güneşin doğuş saati yaklaşmaktaymış. lakin bu büyülü kadının içinde kötü bir his varmış. kadın beklemiş, beklemiş ama hiç geçmemiş bu his derkeeen kapının çaldığıni duymuş."kim olur da buraya gelir?" diye düşünmüş. korka korka merdivenlerden aşağı inmiş, kapının arkasına geçmiş ve dinlemeye başlamış. kapı çalmaya devam ediyormuş. kadın kendini tutamayıp seslenmiş yabancıya.
"kimsin sen?"
"ah çok şükür buldum birilerini. lütfen korkmayınız benden madam, yolunu kaybetmiş bir gezginim ben."
"nereden buldun burayı?" diye sertçe sormuş kadın.
"burada böyle bir yerin olduğundan bile haberim yoktu, ormanda ilerlerken yolumu kaybettim. aç ve susuzum bana yardım eder misiniz madam?" diye sormuş tüm nezaketiyle adam.
kadın hem şaşırmış, hem de korkmuş. kim büyülü ve lanetli bir kadına bu şekilde nazik davranirmiş ki? hem korkmamış mı bu evden ve kadından?
kadın yavaşça açmış kapıyı, biraz geri çekilmiş. karşısındaki adamda farklı bir şeyler varmış. kadın bu farklılığı anlayamamiş.
"buraya giremezsiniz bayım" demiş kadın. kehaneti anlatması gerekiyormuş.
"neden?" diye sormuş adam.
" yıllar yıllar önce bir kehanetin esiri oldu bu beden. eğer bu eve girersen bu kehanet ikimizi de yok eder."
"ne kehanetiymiş bu?" diye sordu adam tüm merakiyla.
"eğer bu manzarayı sonsuza kadar izlemek ve huzurlu olmak istiyorsam bu karanlık evde, sonsuza kadar tek başıma ve yalnız yasamaliyim. yoksa bu eve giren yabancı da ben de sonsuz mutsuzluğun esiri olacagız" diye açıklamış kadın.
adam buna çok şaşırmış lakin bu kadının halinden o kadar etkilenmiş ve manzarayi o kadar çok merak etmiş ki kendisine engel olamayıp içeri girmiş.
"ne yapıyorsun sen?" diye sormuş kadın. "ikimizi de mutsuz mu etmek istiyorsun?"
"hayır madam fakat bu manzarayı sizinle izlemek için tüm her şeyimi verebilirim. bırakın bu manzarayı izlerken mutsuz olalım, en fazla ne olabilir ki?"
kadının bir şey demesine gerek kalmadan adam girmiş içeri. içerisi olabildiğince karanlık ve soğukmuş. adam ürperdiğini hissetmiş.
"neden bu kadar karanlık ve soğuk burası? "diye sormuş kadına.
"çünkü buna mecburum. hem alıştım artık, seviyorum burayı." demiş kadın.
adamın şaşkınlığı ve kadına olan merakı artıyormuş.
"ne zaman görebilirim manzarayı?" diye büyük bir merakla sormuş genç adam.
"yukarı balkona geçelim, görmemiz an meselesi" diyerek merdivenlerden çıkmaya başlamış kadın. hem yıllardan sonra ondan korkmayan birileri olduğu için mutluymuş hem de olacakları bildiği için korkuyormuş bu lanetli kadın.
birlikte balkona çıkmışlar. kadın sandalyelerden birine oturmuş ve adamın da oturması için karşısındaki sandalyeyi göstermiş. adam sakin ve yavaş adımlarla ilerleyerek oturmuş kadının gösterdiği yere. kadın adama bir fincan kahve koymuş ve adamdan bir şarkı rica etmiş. iki sessiz ruh bu eşsiz manzarayı beklemeye başlamış. manzara yavaş yavaş yükselirken adam manzaraya aşık olmuş. bu ne güzel manzaraymiş böyle? kadın "çok alışmayin ve sevmeyin bu manzarayi yoksa ikimiz için de çok zor olur"demis.adam kadının bu dediklerini bir türlü anlayamıyormuş.güneş tamamen doğana kadar izlemisler bu manzarayı. kadın bir yandan çok mutlu bir yandan da çok rahatsızmış bu durumdan.

 adam gün batımıni da izlemek istediğini söylemiş. kadıncagiz kıramamış ruhu güzel adamı. gün batmaya başlayana kadar sohbet etmişler, şarkılar dinlemişler, danslar etmişler ve gün batımı başladığında oturup izlemeye başlamışlar bu mükemmel manzarayı. tam o sırada adamın aklına gitmek zorunda olduğu gelmiş. adam gitmek zorundaymiş çünkü onu bekleyen küçük bir kızı ve işleri varmış. kadın da biliyormuş adamın gidecegini, çünkü belliymiş kehanetin neler getireceği.
taa en başında söylemisti bu gönlü kara kadın kehaneti ama dinlememisti adamın meraklı kalbi. iki aciz ruh, sabaha kadar ayrılacaklarini bilerek, nasıl ayrılacaklarini düşünmeye başlamışlar. adam bilmiyormuş eve girerken bu manzaraya aşık olacağını, bu kadına alışacağını. kadın ise biliyormuş olacakları fakat karşı koyamamış bu hayran olunası kişiye. zar zor gözleri buluşmuş bir anda. ağlamaya başlamış yarım olan bu ruhlar. ayrılacak olmalarına, kaderlerine, kehanete, aciz ve çaresiz olmalarına...
hiçbir şey diyemeden, sessizlikleri ile konuşarak ağlamaya başlamışlar. derken güneş aydınlatmaya başlamış etrafı lakin artık bu iki ruhun tek manzarası karşısındaki aciz bedenden başka bir sey değilmiş. birbirlerinden daha güzel bir manzara bulamayacaklarini ikisi de biliyormuş çünkü. ne adam kalkıp gidebilmiş yerinden ne de kadın kovabilmis bu adamı. sonra kader belirivermiş birden. kadını sonsuz bir uykuya yatırmış, adamı da alıp kapı dışarı etmiş ve rivayete göre bir daha hiçbir zaman orada güneş doğmamış.
devamını gör...
409.
selam karalama defteri, görüşmeyeli baya oldu sanırım. uzun bir çalışma gününün ardından uyku öncesi beden yorgunluğumu bir adet amsterdam strong beer ile uzaklaştırmaya çalışırken, zihin yorgunluğum için tabii ki caanım sözlüğü tercih ettim ve sen çıkıverdin karşıma. iki kelam kusayım dedim. sonrası mı? sonrası uyku yani kısa bir mola. inan bu ara ne yapıyorum, niye yapıyorum, hayatımın neresi eğri neresi büğrü, bu hayat benim istediğim hayattan kaç ışık yılı uzakta bilmiyorum. burası iki kelam ettiğim mecralardan teki olabilir, insanların hayat gailelerinin tanıklığından usandım sanırım. temcit pilavı gibi aynı konulardan;
yasaklar bitti mi?
tatil zamanı geldi mi?
bitcoin delirdi mi?
sedat peker sülüledi mi?
vs.bıktım...
ne konuşacaz başka alüminyum diyenleri duyar gibiyim! da ben bıktım aga cidden bıktım! deniz kıyısı bir kulübe, uzun süre yetecek erzak ve gün batımlarından gecenin yıldızlarına geçişte içeceğim birkaç kadeh şaraptan başka bir hayalim yok. böylece dünyanın sonunu bekleyebilirim. ney? yanına bir de manzara izlemeye yar mı? insanlar tüketme salgınına tutulmuş a dostlar, eşya, zaman, can, sevgi.. bla bla bla. ondan bu hayalin böyle yalnız hali iyidir. görüşürüz karalama defteri sağlıklı yapraklar...
devamını gör...
410.
yazarların iç dünyalarını yansıttıkları, iç seslerini yazıya döktükleri mecradır.

öğrendiklerini unut!
sevgi istiyorsan sevgi göster.
merhamet istiyorsan merhamet...
huzur istiyorsan huzur ver.
umut istiyorsan umut...
ama önce bölüş, bölüşmeyi öğren!
armut piş ağzıma düş yok bu hayatta!
benim karnım tok sırtım pek olsun, el üstünde tutulayım ama kimseye de bir yararım olmasın.
ben kime ne yaptım da başıma bunlar geldi deme ayrıca belki de yapmadıklarındadır sorun.
kapı komşuna kör olmuşsundur belki kimbilir?
belki de minnak bir kedinin miyavlamalarına kulak tıkamışsındır. arkadaşım dediğin insanın en zor zamanlarında çeşitli bahanelerin arkasına sığınmışsındır?
ama çok şükür allah yardımcısı olsun demeyi öğrenmişiz bak(!)
ne güzel bir kurtuluş değil mi? tüm yükü at sırtından! vallaha üzüldüm tüh tühlerle geçiştir işi ve gece mışıl mışıl uyu...
sizin de işiniz zor be bu kadar gamsızlıkla güzel yaşıyorsunuz hayatı(!)
neysem efem ben diyeceklerimi dedim zaten her zaman ki gibi üstüne alınması gerekenler alınmayacak.
selametle, huzurla,sevgiyle...
yaşattığınız kadar yaşayın anacım ne diyeyim.
devamını gör...
411.
melek nasıl da süzülür
eşlik eder güzelliğine
yollar nasıl da uzar
tutsak mahzenlere

mühürlü bir kilidin
masumiyeti

tanrı'nın
günahsız meleği
göğe yükselir
yerçekimine inat
güneş eşlik eder
bulutlar çekilir

gökkuşağı süzülür

bu sefer eller
yerçekimine teslim olur
bahar toprağa karışır
devamını gör...
412.
olmasın mı hem
sensiz mi kalsın satırlarım
imgelerim çırpınmasın mı
düştüğüm en güzel ideada
ruhum törpülenmesin mi
bir meleğin kanatlarında
sığınmasın mı yüreğim
kavurucu güneşte sıcaklığına
devamını gör...
413.
bunaldım sözlük. bütün gün evdeyim ve günde 8-9 saat telefonuma bakıyorum. okumak istediğim kitaplar, yapmam gereken ödevler var ama o kadar üşeniyorum ki... sabahları tam ders saatimde gözümü açıp hızlıca derse giriyorum, kalan günümü de yemek ve telefon ikilisi arasında geçiriyorum. evde kalmayı sevmiyorum, salgından önce bir gün evde kalsam moralim bozuluyordu. zaten özgüvensizdim şimdi ise birkaç kişi hariç insan yüzü görmek istemiyorum, evden çıkasım gelmiyor. okulumu da yıkacaklarmış. sadece bir dönem gittiğim okulumu. binalara sarılabilseydik keşke... lisenin ilk iki yılı geçti ve doğru dürüst bir şey anlamadım. çok iyi anlaşacağım ve güvenebileceğim bir arkadaş da edinemedim bu iki yılda. eski okulumdan arkadaşlarım var ama farklı şehirlerdeyiz artık. biriyle iki yıldır diğer ikisiyle bir yıldır görüşemedim. aramız açılıyor ve sevdiğim insanları kaybediyormuşum gibi hissediyorum.* ha bir de dış görünüşüme tam anlamıyla taktım ve sihirle puf diye başka birine dönüşmediğim sürece bu durum beni üzecek sanırım. bunlara rağmen hayatımda güzel şeyler de var. ailem, arkadaşlarım, kedim ve güzel olan diğer her şey. hepsinin varlığı beni mutlu ediyor. şimdilik bu kadar sözlük. bir ara yine yazarım bu başlığa.
devamını gör...
414.
sabah ezanı. o tuhaf, ürpertici makamı. sessiz bir adam ve kadın yan yana. yüksek nabızları, sıcak, çıplak vücutları, karmaşık zihinleri... kalpleri birbirlerinin avuçlarında, yarın olmasa diye geçiyor akıllarından eşzamanlı. ama olacak. zaten olmalı da. şu an böyle düşünmek iyi hissettiriyor yine de. hiçbir yarının olmadığı bir gece... ezan bitmeli.

birbirlerine dönük yorgun ama mutlu yüzler. kadın biraz uyuyalım diyor. adam istersen uyuyabiliriz tabi diye yanıtlıyor. istemez normalde kadın uyumayı çünkü. adam biliyor. uykuyu çok sevmesine rağmen bilinç dışı bir süreye tahammülü yok kadının. savuracak saatlerim yok. seninle uyumayı da seviyorum, bunu da paylaşmak istiyorum diyen adam bir süre önce vazgeçmişti bu tartışmadan. öyle ya da böyle her tartışma birinin diğerinin sebebini daha anlamlı bulmasından mütevellit nihayetlenmemiş miydi zaten sürecin tamamı boyunca? kendi sebeplerinden, haklı yanlarından kolay vazgeçemez insan. hele karşısındakinin sebebini daha anlamlı bulduğu için? ikna edilmeden. kendiliğinden, öylesine... öyle değildir o işler. biliyor ikisi de. ama böyle oluverdi işte. garip.

alarm çalıyor. birbirine dönük iki yüz. nabızlar yavaşlamış. bedenler sıcak hala. hangisi kadının kolu, bu adamın bacağı mı? henüz 3 haneli dakikalara bile erişmemiş bilinç dışı süre. göz kapakları aralanıyor. zihinler hala uykuda. bakıyorlar birbirlerinin yüzüne. birlikteyken çok güzel olan o yüzlere. imperial march bağırıyor bir yerlerden. kadının yattığı tarafta galiba. beden otopilotta hareket ediyor. susturulmalı bu ses. alarmı kapıyor uzanıp. sırtı adama dönük hala. adam çıplak sırta seni çok seviyorum diyor. kadın o an uyanıyor. öpüyor dönüp adamı. adam gülümsüyor, günaydın diyor. uyanır uyanmaz seni çok seviyorum demezsin be adam diyor kadın cevaben. efendim? seni çok seviyorum dedin. demişimdir, uyuyordum. ben de seni çok seviyorum. ben de seni çok seviyorum.

konuşma metni yazamıyorum ben. ama fark etmez bu anlatı özelinde. böyle olduğundan işte.
devamını gör...
415.
sus
konuşma
bir virgül
bir hikaye
bir çıplaklık hali.
oysa beden dediğin nedir. yalanından uzak. ne kadar da korkuyoruz yaptığımız şeylerden. ne kadar da uzağız mahrem dediklerimizden. muhafazakarlık ile kaypaklık arasında bir çizgide. susmak bilmeyen iç çığlıklarımızın eşliğinde. güneş şahit işte bedenim. kim ne derse desin arkamdan. paçavraların arkasına sakladığım için de utanmıyorum. paçavralardan arındırıp sunduğum için de. şimdi zihnimin kıyafetlerinde kırışıklıkları düzeltmeye çalışırken kendimi bulan ben. ütü buharlı değil. yargılar tek nefeste sıcaklık. yetmiyor oysa. yetmiyor yediğimiz haltların hesabını vermeye kalktığımızda işlediğimiz defterler. utanıyorum ben. bütün bu insanların oluşturduğu çelişkiler ağından. utanıyorum ben kendimden senden bizden kimden? birileri endişelendiği için koruyor. korunması gerekenler için endişelenmeyen diğeri anlam veremiyor. çıplaklık işte tüm kuralları bozuyor.
bir bacak,
bir kol
bir düğme göbek deliğinde.
döndürsen açılacak kapıların tokmakları gibi ahlakın izleri.
susun siz şimdi
bir virgül
bir hikaye
bir giyiniklik
bir istiridye hali.
devamını gör...
416.
ellerimi kestim, çünkü acıyı sevdim.
gözlerim kördü.
ben dünyayı görmeyi hak etmedim.
yaralarım, daima kanayan yaralarım. . .
şansım varsa biraz,
bu gece ölmeye hazırım.
hemen şimdi ,
son şiirim veda mektubum olsun.
ben yoruldum.
boynumda daima bir pranga,
gücüm kalmadı, yaşamaya.
fazla hüzün dolu belki satırlarım.
unutma ben yaşadım.
sen okurken bu satırları,
ben yaşlandım!
ağladım.
çok ağladım!
sesimi duyuramadım.
ölürken bile unutmadım.

mevcutlu*
devamını gör...
417.
sokaktaki insan modeli… ilişkilere dair uydurduğum bir model bu. kafamın uyuşmadığı ama bir şekilde görüşmek zorunda olduğum kişilere karşı bu modeli kullanıyorum yani mesela sokaktaki biri bana kötü davransa “bana böyle davranamazsın” derim, sınır çizebilirim. ya da söylediği söz ya da yaptığı davranış bende duygusal bir acı oluşturmaz, “delinin teki herhalde” der, öteye geçerim. en azından “bana bunu nasıl yapar?” demem ki ben, hep burada takılı kalıyordum. bu kişi benim annem, babam, kardeşim, arkadaşım vb. ve “bana nasıl bunu yapar” diyerek acılar içinde kavruluyordum ama artık üzülmüyorum çünkü sokaktaki insanmışlar gibi düşünüyorum. ki zaten düşünmesen ne olacak ki herkes her şeyi yapar… bunu da yapmaz herhalde dediğim herkes çok daha fazlası yaptı, o yüzden bizzat tecrübem şudur ki herkes her şeyi yapar, buraya takılı kalma, sokaktaki insan olduklarını düşün. onlar, hamlesini yaptı, sıra sende… bu durumda sen ne yapacaksın, onu düşün. sokaktaki insana aşırı tepki veremezsin, bakarsın silah, bıçak çıkartır, ne yapacağı belli olmaz, bu kişileri de öyle düşün, ona göre ne yapacağını düşün ve hamleni yap *… hamle sırası sende, hadi göreyim seni…
devamını gör...
418.
af
işlemediği günahın bedeli
yüzsüz bir ziyaret

yatıya kalır mısınız bayım
bütün ev sizin olsun
bir tek tezgahta yatmayın
orası kedimin yeri
göğe bakıyor

vahşetin prangaları
kırılıyor
kuşların kanadında

yatıya kalmaz mısınız bayım
bu sefer sizi güzel ağırlarım
bir tek masa ve sandalyem
işte orası olmaz
orası aslanımın yeri
yattığı yeri belli ediyor

ormanın kalbi
kanıyor
kuşların uçuşunda

yatıya kalın bayım
kitaplığımda gezdiririm sizi
bir tek nurullah ataç
onun kitabını alamazsınız
bir türlü bitmek bilmiyor

kelimeler kanatlanıyor
kuşların süzülüşünde
yakalayamıyorum

affedemiyorum sizi bayım
ne yapsam olmaz
bir tek aşkınız
hayal ettiğim aşkınız
veremiyorum işte onu size

ateş küle dönüyor
saatlerin ölümünde
sadece seyredebiliyorum

saplayın hançeri bayım
kalbimin orta yerine
artık dayanamıyorum
devamını gör...
419.
dostluklarımı dozunda yaşayamama problemim var. daima aşırıya kaçıyorum, sınırı kaçırıyorum, başta kolay samimi olamıyor, çekingen davranıyorum. ama karşımdaki bana bir adım attığı an binlerce adımla karşılık veriyorum. bir de bakmışım içimi dışımı her şeyimi açmışım. tabi hızlı giden at rahat durmuyor. çabuk tökezliyor en azından, hızını alamıyor, virajı dönemiyor.

dahası karşımdaki insanın samimiyetini asla ölçemiyorum. belki benden daha samimi daha içten daha cana yakın ama bilmiyorum. bazen zamanla samimiyetini zedeliyorum, suistimal ediyorum, hor kullanıyorum. çoğu zaman da benim gibi sanıyorum ama bir de bakıyorum ki beni aslında bir çırpıda silebilirmiş de. aslında ne kadar yakın görünsek de birbirimize çok uzakmışız. bu ikincisini öyle sık yaşadım ki yoruldum artık insanlarla samimi olmaktan. onları çok fazla sevmiş olsam da samimi olmaktan yoruldum. sınırı koruyamamaktan yoruldum. yanacak kadar yaklaşıp, daima yaktım kalbimi. hızlı hareket edip bir şeyleri çabucak tüketmekten yoruldum.

duygularımı, düşüncelerimi, kalbimdekileri bir çırpıda döküp bir çırpıda süpürüyorum. kalp kırıklıkları bile kalmıyor ardımda. ne hissettiğimi bile anlayamıyorum. kızgın mıyım? kırgın mıyım? küskün müyüm?
belki yorgunum sadece. yahut kızgınsam, kırgınsam, küskünsem ancak kendime. bunların tek sebebi benim çünkü.
kendimden kaçamıyorum üstelik. nereye gidersem benimle geliyor. yoruldum, çok yoruldum. nereye hevesle koştumsa orda bir kırıklık beni kıskıvrak yakaladı. samimiyetimi bir kenara bırakamıyorum madem, koşmayı bırakacağım artık. atı tökezlemekten öldürmek hakkını kendimde görmüyorum. ben durayım, at yaşasın.
devamını gör...
420.
bir kere arkama bakarsam geçmişim kabus gibi çökecek sanki üzerime, bir kere durursam yakalanacağım. bir kere düşünürsem hakkında ağlayacağım saatlerce, tek bir an aklıma girmene izin versem belki de mutlu olacağım.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim