normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
5241.
geçen -oluyor biraz- evime yakın bir kampüsün kütüphanesine ders çalışmaya gittim. ama nasıl yüklendim bilgisayarlar. dergiler. tabletler. kulaklıklar. su. kalem. kağıt. çıktılar. sanki o gün evrenin bütün sırrını çözeceğim. sırt çantam. evrak çantam. bez çantam. her şey dolu. aldım yanıma. aslında verimli kullanılsa baya da vakit var. 10'dan beşe kadar diyelim. iki üç iş çıkar. kütüphane de bomboş.
ama kütüphanenin hemen yanı kantin. ve yazın o sıcağında o arada kalan kantin öyle bir esiyor ki ben günün yarınını kantinde püfür püfür esen bir çınar altında elimde soda ile geçiriyorum. her hafta böyle oldu. o gün de böyle oldu. çok sıcak olduğu için şort giymiştim. ayağımda da yürüyeceğim için spor ayakkabı.
bir iki bir şey halletmiş olabilirim ama o gün de yine genel olarak elde telefon, kantinde geçti. saat beşe doğru hava kapamaya başlayınca kütüphaneye geçtim ve bütün masaya yaydığım çantamı topladım. giderken marekete uğrayacağım ve eve geçeceğim. hava kapadı evet ama ne kadar yağabilir ki? yazın ortası. güneş ebemizi şeyapıyor. ne yağmuru. bi eser geçer, azıcık atıştırsa da şeker değiliz ya dedim ve yürümeye başladım.
üst geçitten geçerken yağmaya başladı. tamam dedim bu koymaz. inince zaten mahalledeyim. iki sokak kalıyor. bize koymaz. karadeniz çocuğuyuz.
üst geçitten inerken yağmur şiddetlendi. ben gözlüklü bir bireyim. elim kolum dolu. ayağımda spor ayakkabı. dur dedim nasılsa yaz yağmuru. sağnaktır. beş on dakikaya geçer. şu markete gireyim. hem bir şeyler alırım. girdim markete. evime sadece dümdüz yürünecek bir sokak kalmıştı ama uzun da bir sokak olunca markette biraz dolaşayım hem gözlükleri silerim dedim.
neys efenim azıcık dolaştım. ı ıh duracak gibi değil. arttıkça da arttı. hayır ben dalar yürürüm de ayakkabılar, şort, ve gerçekten çok kötü yağıyor her yer sular seller. eğer marketin pervazından çıkarsam mahvolurum. azıcık kapı önünde bekledim. yanımda da markete dadanmış kediler. beraber balkonun altına sığındık ve yağmuru izliyoruz. hiç romantik değil ve giderek de üşüyorum.
o ara markete birileri gelmeye başladı. (bi yarım saat durdum heralde. belki daha fazla.) geldiler. markete girdiler. alışverişlerini yaptılar. ve çıkıp gittiler. kimse de demedi ki "ne tarafa?"
buradan nefret ediyorum. insanlardan nefret ediyorum. kör müsünüz? orada sırılsıklam bir şekilde kenara sığınmış duruyorum. ne yapıyor olabilirim? derdim ne olabilir acaba? altınızda araba. bi sormak çok mu zor? belki aynı nere gidiyoruz? aynı yere gitmiyorsak da zaten kıç kadar yer bırakabilirsiniz de. hiç olmadı sokağın başına kadar götürürsün. orada başka bir pervaza sığınırım. baya bi bekledim biri sorar diye. hiç kimse hiçbir şey sormadı. allah dedim sizin belanızı versin. darda kaldığınızda kimse yetişmesin dedim. öyle gözünüzün içine baka baka önünüzden geçip gitsinler.
bir iki tip de geldi yanımdaki kedileri besledi gitti. kedi kadar ilgi çekmedim.
herkes bir şekilde gelip gittikten ve gerçekten üşümeye başladıktan sonra kızım dedim senin de ağzına mıçam bi araba alamadın. becerip de bi araba kullanamadın. becerip de sana eşlik edecek bi arkadaş edinemedin. kabiliyetsiz pç dedim.
ve başladım yürümeye. donuma kadar ıslandığım nadir yağmurlardan biriydi. (bir iki kere de ankara'da başıma gelmişti.) yürüdüm yürüdüm. yürüdüm. bi yerd ekaldırım bitti. karşıya geçmem gerekiyor ama yoldaki su kaldırım boyunda. bastığım gibi su bileklerimi bile geçecek. istemiyorum o pis suya basmayı. ben de yanımdaki sitenin bahçesine girdim. güya bahçeden geçeceğim ve diğer kapıdan daha az bir sudan çıkacağım. akıllıyım değil mi? zehir.
peki bu memlekette böyle bir şey mümkün mü? her yer su içinde. sular asla yolun altına girmiyor. en ufak bir eğim de olmadığı için her şey olduğu yerde birikiyor ve kalıyor. sitedeki apartmanın kapısı açıktı. biraz soluklanmak ve en azından yüzümü silmek için oraya sığındım. ama bir yandan da içerden biri çıkıp bir şey der diye korkuyorum zira buranın insanı insanlık konusunda berbat. neyse efendim sildim yüzümü gözümü. iyi kötü sağı solu seçer oldum yine. ı ıh. mahsur kaldım bahçede. sağa bakıyorum çıkılmıyor. sola bakıyorum çıkılmıyor. karşı apartmanın balkonundan bir çift de beni seyrediyor.
battı balık yan gider dedim ve ya allah nidası ile suya daldım. yere de bastım leş gibi de oldum ve karşı kaldırıma geçtim.
o sırada diğer kaldırımdan bir bey (benim sıradaki hedefim) bana doğru geliyordu. elinde bir şemsiye. altında krem rengi keten bir pantolon. bu yağmurda bu neyin havası amıq? benim kafamdan aşağı akan sular yüzünden gözlerim açılmıyor. tişörtüm maviden siyaha dönmüş. bacaklarım sırılsıklam. ayaklarımın içi su birikintisi artık. adam kıvrta kıvırta geçiyor.
adamla pas geçerken elimde olmadan "çok şıksınız!" dedim. abi daşşak geçer gibi "alın buyrun." diye şemsiyeyi uzattı. ahahshshshahsahsb o an ne dedim hatırlamıyorum. "artık çok geç." mi dedim yoksa "gerek yok." mu dedim. bir şey dedim histerik bi kahkahayla ama ne dedim? hiç durmadan yoluma devam ettim ve son kaldırıma geçtim. sonra da doğru evime.
eve girdiğimde titriyordum. açık bıraktığım camdan içerisi de hep ıslanmış. halıyı kaldır. üstünü çıkar. kuru bir şeyler giy. saçını kurut derken bi yarım saat kendime gelemedim.
bi çorbam da olmadığı için nasıl ısıttım içimi hatırlamıyorum.
hatırladığım ne kadar yalnız ve kimsesiz hissettiğim.
bu da böyle bi anımdır. ne zaman o marketin önünden geçsem kendime söverim.
allah kimseye muhtaç etmesin.
ama kütüphanenin hemen yanı kantin. ve yazın o sıcağında o arada kalan kantin öyle bir esiyor ki ben günün yarınını kantinde püfür püfür esen bir çınar altında elimde soda ile geçiriyorum. her hafta böyle oldu. o gün de böyle oldu. çok sıcak olduğu için şort giymiştim. ayağımda da yürüyeceğim için spor ayakkabı.
bir iki bir şey halletmiş olabilirim ama o gün de yine genel olarak elde telefon, kantinde geçti. saat beşe doğru hava kapamaya başlayınca kütüphaneye geçtim ve bütün masaya yaydığım çantamı topladım. giderken marekete uğrayacağım ve eve geçeceğim. hava kapadı evet ama ne kadar yağabilir ki? yazın ortası. güneş ebemizi şeyapıyor. ne yağmuru. bi eser geçer, azıcık atıştırsa da şeker değiliz ya dedim ve yürümeye başladım.
üst geçitten geçerken yağmaya başladı. tamam dedim bu koymaz. inince zaten mahalledeyim. iki sokak kalıyor. bize koymaz. karadeniz çocuğuyuz.
üst geçitten inerken yağmur şiddetlendi. ben gözlüklü bir bireyim. elim kolum dolu. ayağımda spor ayakkabı. dur dedim nasılsa yaz yağmuru. sağnaktır. beş on dakikaya geçer. şu markete gireyim. hem bir şeyler alırım. girdim markete. evime sadece dümdüz yürünecek bir sokak kalmıştı ama uzun da bir sokak olunca markette biraz dolaşayım hem gözlükleri silerim dedim.
neys efenim azıcık dolaştım. ı ıh duracak gibi değil. arttıkça da arttı. hayır ben dalar yürürüm de ayakkabılar, şort, ve gerçekten çok kötü yağıyor her yer sular seller. eğer marketin pervazından çıkarsam mahvolurum. azıcık kapı önünde bekledim. yanımda da markete dadanmış kediler. beraber balkonun altına sığındık ve yağmuru izliyoruz. hiç romantik değil ve giderek de üşüyorum.
o ara markete birileri gelmeye başladı. (bi yarım saat durdum heralde. belki daha fazla.) geldiler. markete girdiler. alışverişlerini yaptılar. ve çıkıp gittiler. kimse de demedi ki "ne tarafa?"
buradan nefret ediyorum. insanlardan nefret ediyorum. kör müsünüz? orada sırılsıklam bir şekilde kenara sığınmış duruyorum. ne yapıyor olabilirim? derdim ne olabilir acaba? altınızda araba. bi sormak çok mu zor? belki aynı nere gidiyoruz? aynı yere gitmiyorsak da zaten kıç kadar yer bırakabilirsiniz de. hiç olmadı sokağın başına kadar götürürsün. orada başka bir pervaza sığınırım. baya bi bekledim biri sorar diye. hiç kimse hiçbir şey sormadı. allah dedim sizin belanızı versin. darda kaldığınızda kimse yetişmesin dedim. öyle gözünüzün içine baka baka önünüzden geçip gitsinler.
bir iki tip de geldi yanımdaki kedileri besledi gitti. kedi kadar ilgi çekmedim.
herkes bir şekilde gelip gittikten ve gerçekten üşümeye başladıktan sonra kızım dedim senin de ağzına mıçam bi araba alamadın. becerip de bi araba kullanamadın. becerip de sana eşlik edecek bi arkadaş edinemedin. kabiliyetsiz pç dedim.
ve başladım yürümeye. donuma kadar ıslandığım nadir yağmurlardan biriydi. (bir iki kere de ankara'da başıma gelmişti.) yürüdüm yürüdüm. yürüdüm. bi yerd ekaldırım bitti. karşıya geçmem gerekiyor ama yoldaki su kaldırım boyunda. bastığım gibi su bileklerimi bile geçecek. istemiyorum o pis suya basmayı. ben de yanımdaki sitenin bahçesine girdim. güya bahçeden geçeceğim ve diğer kapıdan daha az bir sudan çıkacağım. akıllıyım değil mi? zehir.
peki bu memlekette böyle bir şey mümkün mü? her yer su içinde. sular asla yolun altına girmiyor. en ufak bir eğim de olmadığı için her şey olduğu yerde birikiyor ve kalıyor. sitedeki apartmanın kapısı açıktı. biraz soluklanmak ve en azından yüzümü silmek için oraya sığındım. ama bir yandan da içerden biri çıkıp bir şey der diye korkuyorum zira buranın insanı insanlık konusunda berbat. neyse efendim sildim yüzümü gözümü. iyi kötü sağı solu seçer oldum yine. ı ıh. mahsur kaldım bahçede. sağa bakıyorum çıkılmıyor. sola bakıyorum çıkılmıyor. karşı apartmanın balkonundan bir çift de beni seyrediyor.
battı balık yan gider dedim ve ya allah nidası ile suya daldım. yere de bastım leş gibi de oldum ve karşı kaldırıma geçtim.
o sırada diğer kaldırımdan bir bey (benim sıradaki hedefim) bana doğru geliyordu. elinde bir şemsiye. altında krem rengi keten bir pantolon. bu yağmurda bu neyin havası amıq? benim kafamdan aşağı akan sular yüzünden gözlerim açılmıyor. tişörtüm maviden siyaha dönmüş. bacaklarım sırılsıklam. ayaklarımın içi su birikintisi artık. adam kıvrta kıvırta geçiyor.
adamla pas geçerken elimde olmadan "çok şıksınız!" dedim. abi daşşak geçer gibi "alın buyrun." diye şemsiyeyi uzattı. ahahshshshahsahsb o an ne dedim hatırlamıyorum. "artık çok geç." mi dedim yoksa "gerek yok." mu dedim. bir şey dedim histerik bi kahkahayla ama ne dedim? hiç durmadan yoluma devam ettim ve son kaldırıma geçtim. sonra da doğru evime.
eve girdiğimde titriyordum. açık bıraktığım camdan içerisi de hep ıslanmış. halıyı kaldır. üstünü çıkar. kuru bir şeyler giy. saçını kurut derken bi yarım saat kendime gelemedim.
bi çorbam da olmadığı için nasıl ısıttım içimi hatırlamıyorum.
hatırladığım ne kadar yalnız ve kimsesiz hissettiğim.
bu da böyle bi anımdır. ne zaman o marketin önünden geçsem kendime söverim.
allah kimseye muhtaç etmesin.
devamını gör...
5242.
uyandığında her yer karanlıktı. zifiri bir boşluk, önünde uçsuz bucaksız ilerliyordu. birden başını havaya kaldırdı. sonsuz sayıda yıldız parlıyor, galaksimizin halkaları rahatlıkla seçilebiliyordu. omurgaları ağrı içerisindeydi. eliyle sırtını yoklamaya çalıştı. eli bir ağacın gövdesine çarpmış olmalıydı. ağrıları gittikçe şiddetleniyor, dayanılamaz bir hale geliyordu. birden etrafı toz bulutu kapladı. gözlerini açamıyor, nefes almakta dahi zorlanıyordu. hızlıca kolları ile yüzünü korumaya karar verdi. çaresizce anlık durumun geçmesini beklemeye koyuldu. o sırada aklında ki sorular dehşet vericiydi. nereden geldim, neler oluyor, ne için buradayım.... kafayı yemek üzereydi, hiç bir şey hatırlamıyor, koskoca bir hiçlikte kıvranıyordu....
devamını gör...
5243.
çalmaya yeltendiğin kapının yüzüne çarpılışı,
bilmenin umut etmeyi bile imkansız kılışı...
en önemsizin zamanla kazandığı önem,
en önem verdiğinin giderek önemsiz kalışı.
bilmenin umut etmeyi bile imkansız kılışı...
en önemsizin zamanla kazandığı önem,
en önem verdiğinin giderek önemsiz kalışı.
devamını gör...
5244.
kozama kapanma vakti geldi, ben yokum artık.. belki bir gün rengarenk dönerim ama şimdilik hoşçakal dünya.
devamını gör...
5245.
eksikliğin nerede olduğunu anlamaya çalışarak geçirdiğim tüm o ağustoslarda tek eksikliğin ben olduğumu fark ettim. evet duydunuz işte ben eksiğim. bir kimlikten yoksun bu bedenimin yaptıkları tüm tanıştığı o ruhların ayak izlerine basarak yürümekten ibaret sadece. peki beni nerede bulurum? bir otobüsle varmak istediği yere dokunan, koklayan, hisseden varlığımdan önce ulaşmak için alelacele terk edip gitmiş olabilir miydi? belki bir esnaf lokantasının camından öylece gelip geçenleri izliyordur. önceden var mıydım acaba? yoksa hiç mi olmadım? yalnızca bir duruşla gösterdiğim “ben” tüm uykularımı kaçıran bir yazın ardından gözyaşlarımı silmek için geri mi dönmüştü? elinde tuttuğu kâğıt yaşamanın reçetesi miydi?
devamını gör...
5246.
bazı insanları gördükçe keşke o gece annesinin başı ağrısaymış diyorum. bilmiyorum ya en azından peçetede kalsalarmış. bir şey olsaymış da doğmamış olsalarmış.
devamını gör...
5247.
aşk yaşamak ilişki yaşamak gibi değildir.
kendi aşkını yaşayabilirsin..
birinin aşkını yaşayabilirsin..
birine aşkını yaşatabilir ya da aşkını yaşamasına izin verebilirsin..
insanlar, birlikte aşkı yaşayamazlar.
ilişkiler, oyunlar gibidirler ve amaçlara yöneliktirler.
aşk amacın kendisini temsil eder ve oyunlar ile bir ilgisi yoktur.
aşkın varoluş amacı başka bir konu.
aşkı ya da başka bir şeyi yüceltmiyoruz.
nasıl olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
çikolatayı, ekmeğin üzerine de sürebilirisin,
güzel bir insanın bedenine de,
çikolatanın nasıl olduğunu bilmeseydin,
yaptıklarının hiçbir anlamı olmazdı..
kendi aşkını yaşayabilirsin..
birinin aşkını yaşayabilirsin..
birine aşkını yaşatabilir ya da aşkını yaşamasına izin verebilirsin..
insanlar, birlikte aşkı yaşayamazlar.
ilişkiler, oyunlar gibidirler ve amaçlara yöneliktirler.
aşk amacın kendisini temsil eder ve oyunlar ile bir ilgisi yoktur.
aşkın varoluş amacı başka bir konu.
aşkı ya da başka bir şeyi yüceltmiyoruz.
nasıl olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
çikolatayı, ekmeğin üzerine de sürebilirisin,
güzel bir insanın bedenine de,
çikolatanın nasıl olduğunu bilmeseydin,
yaptıklarının hiçbir anlamı olmazdı..
devamını gör...
5248.
5249.
“zamansız geliyorsun aklıma gece ve gündüz, ayrımsız. ya bir ışığın ortasında dağıtıyorsun aklımı, ya da bir gecenin bilmem kaçında bölüyorsun uykumu. ya gözlerin geliyor aklıma, ya da hayalin çıkıyor karşıma. unutuyorum unutmasına da sen’i değil, senden başka her şeyi! seni çok seviyorum.”
canımın canı
devamını gör...
5250.
hiçbir şey umurumda değil.
devamını gör...
5251.
gidenlerin gidemediği, kalanların kalamadığı bir diyar var. aşsız, susuz, öksüz, sessiz ve sensiz. tıpkı bir masal gibi... bir vardın, bir yoktun. son bir nefes borçlusun bana, ister çek içine hapset, istersen bırak karışsın sonsuzluğa.
devamını gör...
5252.
her şey karışık ve ben sadece çok kötü hissediyorum. böyle olmasaydı cümlesinden nefret ediyorum. kötü hissetmekten nefret ediyorum.
devamını gör...
5253.
net karar verdim mayıs ayında istifamı sunacağım.
yok abi olmuyor ya. her ne olursa olsun ekonomi ne kadar boka sararsa sarsın hayallerimin peşinden koşacağım.
ofis içerisinde inanılmaz bir cehaletle ve pratiklikten yoksun, iq seviyesi ayakkabı tabanını geçmeyecek insanlarla çalışmaktan yoruldum. zaten bu zamana kadar niye durduysam ? kafama edeyim.
yok abi olmuyor ya. her ne olursa olsun ekonomi ne kadar boka sararsa sarsın hayallerimin peşinden koşacağım.
ofis içerisinde inanılmaz bir cehaletle ve pratiklikten yoksun, iq seviyesi ayakkabı tabanını geçmeyecek insanlarla çalışmaktan yoruldum. zaten bu zamana kadar niye durduysam ? kafama edeyim.
devamını gör...
5254.
kuşlar da susturulurdu.bir adam vardı adı yoktu çünkü adlar unutulur onu hatırlatan tek şey arkasında bıraktığı izlerin bir zaman sonra rüzgarla savrulup toprağa karışmasıydı yaşarken en çok özlemi tanıdı her sabah gözlerini artık dönmeyecek bir zamana açtı o zaman bir kadının gülümsemesinde saklıydı belki ya da bir ağacın gövdesinde yıllar önce kazınmış iki baş harfte kendi kendini en çok orada arardı yenilgiyi erken tattı henüz kim olduğunu bile bilmeden sevdi delicesine düşünmeden ölçüp tartmadan bir başka bedende kendini bulacağını sandı ama her aşk kendinden biraz eksiltir insanı çünkü verirken fazlasıyla cömerttir insan dönerken ise hep eksik ve o da bir gün döndü eksilerek kaybederek en çok kendinibir sabah yalnız bir parkta otururken duymaya başladı kuş seslerini sessizliğin içinden geçip gelen melodilerdi bunlar başta anlamadı neşe miydi bu teselli mi yoksa doğanın kendi haline ağlaması mı ama o an fark etti ki kuşlar hiçbir zaman tesadüfen ötmez onlar kaybedilenleri uğurlamak için değil geride kalanlara yaşamı hatırlatmak için şarkı söyler aşık oldu yine ama bu defa daha temkinli daha yorgun kalbini uzatırken al ama dikkatli tut der gibi fakat bazen aşk ne kadar dikkat edersen et senden çalar bu sefer daha sessiz oldu kaybedişi ne gözyaşı vardı ne de çığlık sadece bir sabah aynaya bakıp şöyle dedi ben kimim
işte o zaman anladı hayat boyu peşinden koştuğu herkes ve her şey aslında onu kendinden uzaklaştırmıştı çünkü bir başkasını sevmeye çalışırken en son düşündüğü hep kendi olmuştu ama anladı ki önce kendini sevmeli insan önce kendi ruhunu iyileştirmeli kendi yarasını sarmalı çünkü başkası için yandığında küllerin kendine kalıyor
yıllar geçti yüzüne çizgiler eklendi sesi daha kısık bakışları daha derin oldu ama içinde bir yer hep aynı kaldı yeniden başlama arzusu çünkü o artık biliyordu ki her sabah yeniden doğmaktır kuş sesleri gibi ve her gece bir veda en sonunda bir gün toprağa karışacak ruhunu düşünmeye başladı korkmadı çünkü kaybettiklerinden özlediklerinden ve kendinden arta kalanlarla birleşecekti o toprak belki bir ağacın köklerinde belki bir çocuğun gülüşünde yeniden can bulacaktı ama her ne olursa olsun kendi hikayesini yazmıştı ve bu hikayede her şey vardı özlem yenilgi kayıp umut ve kendini bulma
kuş sesleriyle başlayıp sessizlikle biten bir hayat ama ne olursa olsun kendine ait bir hayat
işte o zaman anladı hayat boyu peşinden koştuğu herkes ve her şey aslında onu kendinden uzaklaştırmıştı çünkü bir başkasını sevmeye çalışırken en son düşündüğü hep kendi olmuştu ama anladı ki önce kendini sevmeli insan önce kendi ruhunu iyileştirmeli kendi yarasını sarmalı çünkü başkası için yandığında küllerin kendine kalıyor
yıllar geçti yüzüne çizgiler eklendi sesi daha kısık bakışları daha derin oldu ama içinde bir yer hep aynı kaldı yeniden başlama arzusu çünkü o artık biliyordu ki her sabah yeniden doğmaktır kuş sesleri gibi ve her gece bir veda en sonunda bir gün toprağa karışacak ruhunu düşünmeye başladı korkmadı çünkü kaybettiklerinden özlediklerinden ve kendinden arta kalanlarla birleşecekti o toprak belki bir ağacın köklerinde belki bir çocuğun gülüşünde yeniden can bulacaktı ama her ne olursa olsun kendi hikayesini yazmıştı ve bu hikayede her şey vardı özlem yenilgi kayıp umut ve kendini bulma
kuş sesleriyle başlayıp sessizlikle biten bir hayat ama ne olursa olsun kendine ait bir hayat
devamını gör...
5255.
hastalandığınızda kendi çorbanızı kendiniz yapıyorsanız, hayat sizi aniden, takribi 40 yaşlarında olgun birine dönüştürüyor.
devamını gör...
5256.
çok yoruldum sözlük, tükeniyorum görüyorum.. vazgeçiyorum inanmaktan… vazgeçme hali daha çok üzüyor ama.. eeee bitti mi yani… buraya kadarmış mı
sonrasını bilmiyorum da şimdi yok olmak istiyorum gerçekten.
sonrasını bilmiyorum da şimdi yok olmak istiyorum gerçekten.
devamını gör...
5257.
herkes bana aynı şeyi söylüyor ama kimse nasıl yapacağımı söylemiyor.
şimdi yine bi arkadaş bi video gönderip "sen de yapsana böyle." demiş.
yapayım da nasıl yapayım? bi kere bende öyle bi teknik bilgi yok. onu al buaraya kurgula yok müzik koy vay efendim açılış yap yok kapanış yap.
ikincisi ne anlatayım? özgün içerik kalmadı ki. herkes her şeyi yaptı/ anlattı.
üçüncüsü nereye gidiyorum ne biliyorum ki? gezemiyorum. kimseyi benimle konuşmaya ikna edemiyorum. uzmanlığım zaten yok ben ne anlatayım?
ve sosyal medya için en kritik soru:
beni kim izlesin?
denedim. yaptım zaten. kimse izlemedi. arkadaşlarım bile paylaşmadı. hâlâ da öyle bu. arkadaşlarım benim paylaşımlarımı paylaşmaz. benimle fotoğraf bile paylaşmaz. eeee nasıl büyüyeceğiz? yoksa hesabım zaten içerik üreticisi mi neyse öyle hesap. açık da. ama gelen giden yok. arada reels yapsam da.
he bir de nedense unutulan bir şey...
ben utanırım.
şimdi yine bi arkadaş bi video gönderip "sen de yapsana böyle." demiş.
yapayım da nasıl yapayım? bi kere bende öyle bi teknik bilgi yok. onu al buaraya kurgula yok müzik koy vay efendim açılış yap yok kapanış yap.
ikincisi ne anlatayım? özgün içerik kalmadı ki. herkes her şeyi yaptı/ anlattı.
üçüncüsü nereye gidiyorum ne biliyorum ki? gezemiyorum. kimseyi benimle konuşmaya ikna edemiyorum. uzmanlığım zaten yok ben ne anlatayım?
ve sosyal medya için en kritik soru:
beni kim izlesin?
denedim. yaptım zaten. kimse izlemedi. arkadaşlarım bile paylaşmadı. hâlâ da öyle bu. arkadaşlarım benim paylaşımlarımı paylaşmaz. benimle fotoğraf bile paylaşmaz. eeee nasıl büyüyeceğiz? yoksa hesabım zaten içerik üreticisi mi neyse öyle hesap. açık da. ama gelen giden yok. arada reels yapsam da.
he bir de nedense unutulan bir şey...
ben utanırım.
devamını gör...
5258.
2 yerden daha iş teklifi geldi. hatta çağıran yerlerden biri benim hakkımda bu çocuk şimdiden benden daha iyi demiş. bı taraflarim kalkmadı değil.
borçsuz duruma gelmem için 2 ayım kaldı. bu noktadan sonra tekrar şehir değiştirmekle beraber iş düzenimi de değiştireceğim sanırım.
ülkemin ve milletimin içerisinde bulunduğu durum dışında canımı sıkan bir şey yok. ve bu konu hariç her şey iyiye gidiyor. bir süre daha günde iki iş yapmaya devam edeceğim. yorucu ama sanıyorum ki sonuçları pekala güzel olacaktır.
borçsuz duruma gelmem için 2 ayım kaldı. bu noktadan sonra tekrar şehir değiştirmekle beraber iş düzenimi de değiştireceğim sanırım.
ülkemin ve milletimin içerisinde bulunduğu durum dışında canımı sıkan bir şey yok. ve bu konu hariç her şey iyiye gidiyor. bir süre daha günde iki iş yapmaya devam edeceğim. yorucu ama sanıyorum ki sonuçları pekala güzel olacaktır.
devamını gör...
5259.
geçen sene idi. burada ilk günlerim. boş boş yürürken bi teyze gördüm. boyu kadar bir şeyleri taşımaya çalışıyordu. yardım ettim. "adın ne?" dedi. söyledim. "maşallah." demişti. "adınla yaşa."
bugün, dün de gördüğüm bi teyzenin yanına gittim. selam verdim. oturdum banka. "adın ne?" dedi. söyledim. "güzel güzel." dedi. "adınla yaşa."
yaşıyorum zaten teyzeler.
bazen çağlayarak, sıklıkla ağlayarak.
bugün, dün de gördüğüm bi teyzenin yanına gittim. selam verdim. oturdum banka. "adın ne?" dedi. söyledim. "güzel güzel." dedi. "adınla yaşa."
yaşıyorum zaten teyzeler.
bazen çağlayarak, sıklıkla ağlayarak.
devamını gör...
5260.
tam bir yıldır elimde bir iş var. ve artık bitmek zorunda. ama olmuyor. yapamıyorum. elimdeki en basit iş olabilir. ama bi türlü odaklanamadım ve sündü de sündü. sündükçe soğudum. şeyi çıktı yani baya mal bir şey oldu. ne yapacağımı bilmiyorum.
o orada dursun
geçen gün bir sebepten 10 yıldır görmediğim, dersini aldığım zamanlarda da özel bir diyalog geliştirmeidğim için beni de tanıdığını hiç sanmadığım bir hocama mail yazdım.
o zamanlar çalıştığını söylediği bi konu aklımda kalmış. şimdi bi iş için benzer bir konuda çalışma yürütüyorduk ve bu konuda çalışmış birileri gerekiyor denince hoca aklıma geldi. öylesine bir mail yazdım. zamanında öğrencisi olduğumu ve şimdi bu konuda uzman görüşüne başvurmak istediğimizi yazdım. okursa ve uygunsa ne âlâ dedim gönderdim. açıkçası yoğunluktan maili de unuttum.
az önce cevap geldi.
öyle gurur dolu bir mail yazmış ki mutluluktan ağlattı beni. her şey bir yana
"dilerim yaşattığın mutluluğu sen de yaşarsın." demiş.
sadece bir zamanlar öğrencisi olan biri şimdi bir hoca olarak ona ulaştı diye.
iyi ki geldi aklıma hoca ve iyi ki yazdım o maili.
böyle dilekler sayesinde var olabiliyorum ve ancak böyle ince insanların varlığı bana güç veriyor.
allah herkesin karşısına onunla sevinecek insanlar çıkarsın.
şimdi oturalım ve bitirelim şu yazıyı bakalım.
bana çalışmaktan ve üretmekten fayda var.
yaz kızım. yaz.
o orada dursun
geçen gün bir sebepten 10 yıldır görmediğim, dersini aldığım zamanlarda da özel bir diyalog geliştirmeidğim için beni de tanıdığını hiç sanmadığım bir hocama mail yazdım.
o zamanlar çalıştığını söylediği bi konu aklımda kalmış. şimdi bi iş için benzer bir konuda çalışma yürütüyorduk ve bu konuda çalışmış birileri gerekiyor denince hoca aklıma geldi. öylesine bir mail yazdım. zamanında öğrencisi olduğumu ve şimdi bu konuda uzman görüşüne başvurmak istediğimizi yazdım. okursa ve uygunsa ne âlâ dedim gönderdim. açıkçası yoğunluktan maili de unuttum.
az önce cevap geldi.
öyle gurur dolu bir mail yazmış ki mutluluktan ağlattı beni. her şey bir yana
"dilerim yaşattığın mutluluğu sen de yaşarsın." demiş.
sadece bir zamanlar öğrencisi olan biri şimdi bir hoca olarak ona ulaştı diye.
iyi ki geldi aklıma hoca ve iyi ki yazdım o maili.
böyle dilekler sayesinde var olabiliyorum ve ancak böyle ince insanların varlığı bana güç veriyor.
allah herkesin karşısına onunla sevinecek insanlar çıkarsın.
şimdi oturalım ve bitirelim şu yazıyı bakalım.
bana çalışmaktan ve üretmekten fayda var.
yaz kızım. yaz.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2