5241.
geçen senelere bakıyorum. çok derdim var gibi sanıyormuşum. aslında hiç derdim yokmuş. o günleri özleyeceğim aklımın ucundan geçmezdi. ilerleyen günlerde bugünleri özlememek dileğiyle. daha iyi günlerde dans etmek ümidiyle.
devamını gör...
5242.
kafam almıyor demiş miydim? bilmiyorum. ama almıyor gerçekten. sadece iş falan düşünmek istiyorum. vade farkı, fiyat geçişleri vs.vs. böyle şeyler düşüneyim istiyorum. benim kafamı doldurun. çünkü boşalınca tekrar sıkıntılı şeylerle doluyor.
devamını gör...
5243.
geçmişini unutamadığın için mi gelecek yazamıyorsun, yoksa gelecek olarak gördüğün kişiyi geçmişinde bıraktığın için mi?
devamını gör...
5244.
bazen geceler öyle ağır geliyor ki elimde sigara önümde yarım kalmış bir şişe dumanın göğe değil de içime dolduğunu hissediyorum her nefeste biraz daha tükeniyorum biraz daha yanıyorum sigarayı dudaklarımda yakıyorum ama aslında içimde yanıyor o ateş duman boğazımdan geçerken bıraktığı yanık tadı bana hayatın bıraktığı yanık izlerini hatırlatıyor bir nefes daha çekiyorum belki biraz hafiflerim belki unuturum ama dumanın bıraktığı sis perdesinde bile seni görmeye devam ediyorum alkol bardağın içinde dönüyor ben her yudumda kendimi kaybediyorum içtikçe içimdeki boşluk dolmuyor aksine daha da büyüyor şişenin dibine indikçe sanki ben de biraz daha dibe batıyorum bazen düşünüyorum ben mi şişeyi tüketiyorum yoksa o mu beni tüketiyor masanın üzerinde yan yana duran izmaritler ve yarım şişeler benim gibi yarım kalmış şeyleri anlatıyor duman odamın tavanında ağır ağır dolaşıyor bir yerlere çarpıp kayboluyor benim düşüncelerim de öyle kafamın içinde dönüp dolaşıyor çıkacak bir yol bulamıyor kendimi anlatmaya çalışsam kimse anlamıyor sigaradan yükselen duman gibi ben de havada kayboluyorum görünürken bile görünmezim her nefeste biraz daha eksiliyorum bazen gözlerimi kapatıyorum kulaklarımda sessizlik burnumda tütün kokusu dilimde alkolün yakıcılığı insan bu kadar yanarken neden hâlâ üşür bilmiyorum ellerim buz kesiyor içimse kavruluyor belki de yanmak ve donmak aynı anda mümkünmüş bir sigara daha yakıyorum çünkü bir öncekinde unutmam gerekenleri unutamadım bir kadeh daha dolduruyorum çünkü bir öncekinde suskunluğumu bastıramadım dumanın içinde kaybolurken kendimi bulamıyorum alkolün içinde erirken kendimi toplamıyorum ne kadar içsem de ne kadar yaksam da hiçbir şey geçmiyor hiçbir şey silinmiyor belki de ben içtikçe daha çok hatırlıyorum belki de ben yandıkça daha çok hissediyorum şimdi odamda tek başıma oturuyorum masanın üzerinde kül tabakları dolmuş taşmış şişelerin gölgesi duvara vurmuş ben de kendi gölgemle baş başa kalmışım bir duman daha savruluyor tavana bir yudum daha yakıyor boğazımı ve ben bu geceyi yine böyle bitiriyorum susarak içerek yanarak tükenerek
devamını gör...
5245.
bugün yine akşam…
sabah gözlerimi açtığımda, dünya hâlâ telaş içindeydi ama ben yavaştım, yavaşladım.
hava ağır, şehir sessiz, sadece kendi nefesimi duyuyorum.
bugün yine akşam ve düşündüm...
ne çok şeyi erteledim, ne çok şeyi unuttum.
ama işte buradayım, hâlâ nefes alıyorum, hâlâ hissediyorum, hâlâ yazıyorum, hâlâ seviyorum.
bir kahvenin buğusu, pencereden süzülen ışığı,
uzaklardan gelen bir sesi…
hepsi bana diyor ki: hayat, küçük anlarda saklı.
kaybolmuş gibi hissettiğim her şey, aslında bir şeyleri hatırlatıyor bana.
evet sözlük, bugün yine akşam…
ve ben yine anladım ki, önemli olan büyük şeyler değil.
kalbimi açık tutmak, içten gülmek, sevdiklerime değer vermek ve her akşamı fark ederek yaşamak. farkındalık hayatın mucize adı altında bize verdiği bir lütuf.
ve ben burada, kendi sessiz mucizemle baş başayım.
devamını gör...
5246.
kalabalığın ortasında saplanıp kaldım yine. herkes kendi derdinde, telaşesinde sağa sola koşturuyor. ne yana baksam tanıdık bir yüz görüyorum, hepsini de biliyorum. herhangi biri dokunsa, ne var ne yok döküleceğim. ama kimse ne yaralarıma ne de bana dokunuyor. değmeden geçiyorlar hızlıca yanımdan. ben ise kalabalığın ortasında, kaskatı ve diri bir şekilde duruyorum öylece. yalnızlık anıtı misali.
devamını gör...
5247.
karalama defterine karalayanları ve sözlüğe içini dökenleri nadiren okuyorum.. sizlerden özür dilerim arkadaşlar ama herkesin derdi kendine yetiyor. bi de edebiyatınızı okuyamayacağım sizin.

derdin varsa gel buyur yaz. konuşalım gardaşçım diyebilirim en fazla. uzun uzun okuyamam. bunalıyorum. klimam da yok. tahammülüm yok.
devamını gör...
5248.
öyle zannediyorum ki pre-prime dönemimi yaşıyorum. maddi anlamda kendimi biraz daha güçlü ve istediğimi yapabilecek düzeyde hissediyorum. kısa süre sonra bu daha da artacak. manevi anlamda tökezlesem de artık yavaş yavaş kendimi sevmeyi de öğrendim. ufak tefek birtakım eksiklikleri de zamana bıraktım. çünkü biliyorum ki benim işlerim her zaman geç olmuştur. bunun rahatlığı da var içimde.
ümidi kesmiştim ama olacak senden ya, olacak.
devamını gör...
5249.
kendine zaman ayırmak.

işte bütün mesele bu. hep acele hep koşuşturma ile geçen hayat nedeniyle geride kalan ruhun kırıkları. ne zaman ruhumuza iğilip yaralarını saracağız? kırıklarını onaracağız.

yavaşlamak ve kendine zaman ayırmak. işte herşeyin teorisi, işte çözümlerin özü, işte özümün sözü. işte bi şi...
devamını gör...
5250.
bisiklete binmeyi biliyor olmanın tek nedeni, güvendiğin birinin seni bırakmış olmasıdır.
devamını gör...
5251.
bir gün her şeyi bitirip ailemi gururlandıracağım ama o zaman ortada bir şey kalmamış olacak
devamını gör...
5252.
bir peygamber mezarı kadar kayıbım.
devamını gör...
5253.
bunun adı yalnızlık değil. yalnızsan etrafında bu kalabalığın ne işi var. bunun adı umursanmamak, önemsenmemek. bir hayaletmişçesine yanından geçip gidenler kendi başına olmadığını hissettiriyor mu sence? tüm bu koşuşturma, tüm bu keşmekeş arasında bir hiçsen ve bunu değiştirmeye de gücün yoksa ne yapabilirsin? bence sen;
çok sorguluyorsun hayatı, içinde bulduklarını. bitmek bilmeyen bu gözaltı, kime ne fayda sağladı?
biraz yaşama hevesi belki biraz umudun kaldı. o zaman basit yaşamalı, sabah uyanıp akşam uyumalı. gece yalnızlığına sarılmalı, gündüz onunla uyanmalı. sadık dostun olmalı.
devamını gör...
5254.
bilmiyorsun ama ben sana küsüp küsüp barışıyorum.
devamını gör...
5255.
içimde hep bir sitem var sanki içimde yıllardır taşınan koca bir boşluk gibi ve ben bunu kimseye tam anlatamıyorum çünkü çoğu insan sevgiyi sadece sözlerde arıyor ya da yalnızca hissettirdiğini sanıyor ama ben böyle değilim ben sevgiyi değil çabayı görmek istiyorum çünkü biliyorum ki gerçek sevgi ancak emekle var olabilir bana kurulan cümlelerin bir anlamı yok eğer arkalarında duran bir adım yoksa ben zaten güzel sözlere alışığım zaten kulağa hoş gelen şeyler çok duyuldu ama bana dokunan çok az şey oldu işte bu yüzden hep içimde bir açlık var hep içimde bir sitem var sevgiyi değil bana gösterilen emeği arıyorum bana değer verildiğini görmek istiyorum çünkü bir insan biraz geri çekildiğinde eğer ardında bir sessizlik kalıyorsa orada zaten gerçek bir sahipleniş yoktur ben ardımdan gelinsin istiyorum biraz sustuğumda sesimin duyulmasını istiyorum biraz düştüğümde elimden tutulmasını istiyorum işte bu kadar basit aslında çok büyük şeyler istemiyorum ben sevgiye aç değilim çünkü sevgi zaten içimde var ben sevmeyi biliyorum ben sevildiğimi hissetmeyi de biliyorum ama ben çabaya açım bana gösterilen gayrete bana verilen emeğe işte hep ona muhtacım çünkü bu hayat bana öğretti ki gerçek bağlar ancak çabayla kurulur gerçek sevgiler ancak emekle yaşar yoksa her şey bir anda tüketilen sözlerden ibaret kalır
benim içimdeki sitem tam da buradan geliyor ben çok bekledim çok umdum çok yol gösterdim ama o yolu yürüyen çok az oldu çoğu kişi sadece durdu baktı izledi ya da bahanelere sığındı ama ben bahane değil adım görmek istiyorum birinin çıkıp ben buradayım demesini değil gerçekten gelip yanımda durmasını istiyorum çünkü ben defalarca cesaret ettim defalarca elimden geleni yaptım defalarca içimden geldiği gibi yaklaştım ama geri dönüşüm hep eksik kaldı işte o yüzden sitemim çok derin çünkü biliyorum ben değer verince nasıl veriyorum ben yaklaşınca nasıl sarılıyorum ben severken nasıl emek veriyorum ama bunu bana geri dönük göremeyince işte orada içimde büyük bir boşluk kalıyor yine de içimde bir ışık sönmüyor çünkü ben hala inanıyorum ben hala çabanın her şeyin anahtarı olduğuna inanıyorum ben hala sevginin emekle beslendiğini biliyorum belki de bu yüzden bu kadar açım belki de bu yüzden hep aynı yarım kalışları yaşıyorum çünkü ben bekliyorum ve karşımdakinden de görmeyi umuyorum ama her defasında biraz daha eksiliyorum yine de pes etmiyorum çünkü benim içimde sevgi bitmez benim içimde umut bitmez ama sitemim de eksilmez çünkü ben çaba bekledim ve göremedim ve biliyorum ki bir gün bana gerçekten yaklaşacak olan kişi sevgiyi sözlerle değil adımlarla gösterecek ve ben o gün içimdeki bütün açlığı bütün sitemi bırakacağım ve de biliyorum ki sadece başımı yastığa koyup gözlerimi kapatınca bunları görüyorum bla bla ah ha ha... iyiyiz iyi
devamını gör...
5256.
süzülün, uçuşun beni de, beni de alın götürün
bir okyanus ortasına ya da bir senri yanına
kanat kanat yelken olup götürün beni kuşlar
bir dalganın içine ya da kör bir kuyuya

sevda çok uzaklarda, yıldızların da ötesinde
bilmem nasıl yakalarım kuşlar, kuşlar
ya umutlar biterse

gidemem, gidemem, gidemem
o kadar uzaklara gidemem
tek çarem sonsuzluğa atın beni kuşlar

yetişin nefesim bitiyor, yetişin bana kuşlar
ya özgürlük adına ya da sevda hatırına
bir dalı kırık ağacım, söküp beni koparın
bir deli orman içine bırakın beni kuşlar...
devamını gör...
5257.
kayboldum.
kendimi arama ve kurtarma çalışmalarım olumsuz sonuçlandı.
sürüklendim. sürüklendim ve hiç yaşamadım. yaşanmamış hayatımı ölümle taçlandırmak istesem de içten içe zaten o tacı giymiştim. içimde ölen onlarca heves, gerçekleşmemiş onlarca plan ve kırıkları batan onlarca hayal vardı. sanki hiç var olmamış olmayı dilerdim. ama vardım. olmuştum.

anımsadığım güzel anılar bir bir silinip gidiyordu zihnimden. zaten azdılar ve bu işlem uzun sürmüyordu. yeni güzel şeyler yaşama isteğim az da olsa vardı ve belki de bu istekti beni yola devam ettiren. çok saçma yaşanmışlıklarım var. ve çok önemli yaşanamamışlıklarım.

ben, kayboldum. artık aynada gördüğümü tanıyamıyorum. içim de dışım da beni terketti. nereye gittiler sahi?
devamını gör...
5258.
geçen -oluyor biraz- evime yakın bir kampüsün kütüphanesine ders çalışmaya gittim. ama nasıl yüklendim bilgisayarlar. dergiler. tabletler. kulaklıklar. su. kalem. kağıt. çıktılar. sanki o gün evrenin bütün sırrını çözeceğim. sırt çantam. evrak çantam. bez çantam. her şey dolu. aldım yanıma. aslında verimli kullanılsa baya da vakit var. 10'dan beşe kadar diyelim. iki üç iş çıkar. kütüphane de bomboş.
ama kütüphanenin hemen yanı kantin. ve yazın o sıcağında o arada kalan kantin öyle bir esiyor ki ben günün yarınını kantinde püfür püfür esen bir çınar altında elimde soda ile geçiriyorum. her hafta böyle oldu. o gün de böyle oldu. çok sıcak olduğu için şort giymiştim. ayağımda da yürüyeceğim için spor ayakkabı.

bir iki bir şey halletmiş olabilirim ama o gün de yine genel olarak elde telefon, kantinde geçti. saat beşe doğru hava kapamaya başlayınca kütüphaneye geçtim ve bütün masaya yaydığım çantamı topladım. giderken marekete uğrayacağım ve eve geçeceğim. hava kapadı evet ama ne kadar yağabilir ki? yazın ortası. güneş ebemizi şeyapıyor. ne yağmuru. bi eser geçer, azıcık atıştırsa da şeker değiliz ya dedim ve yürümeye başladım.
üst geçitten geçerken yağmaya başladı. tamam dedim bu koymaz. inince zaten mahalledeyim. iki sokak kalıyor. bize koymaz. karadeniz çocuğuyuz.
üst geçitten inerken yağmur şiddetlendi. ben gözlüklü bir bireyim. elim kolum dolu. ayağımda spor ayakkabı. dur dedim nasılsa yaz yağmuru. sağnaktır. beş on dakikaya geçer. şu markete gireyim. hem bir şeyler alırım. girdim markete. evime sadece dümdüz yürünecek bir sokak kalmıştı ama uzun da bir sokak olunca markette biraz dolaşayım hem gözlükleri silerim dedim.
neys efenim azıcık dolaştım. ı ıh duracak gibi değil. arttıkça da arttı. hayır ben dalar yürürüm de ayakkabılar, şort, ve gerçekten çok kötü yağıyor her yer sular seller. eğer marketin pervazından çıkarsam mahvolurum. azıcık kapı önünde bekledim. yanımda da markete dadanmış kediler. beraber balkonun altına sığındık ve yağmuru izliyoruz. hiç romantik değil ve giderek de üşüyorum.
o ara markete birileri gelmeye başladı. (bi yarım saat durdum heralde. belki daha fazla.) geldiler. markete girdiler. alışverişlerini yaptılar. ve çıkıp gittiler. kimse de demedi ki "ne tarafa?"
buradan nefret ediyorum. insanlardan nefret ediyorum. kör müsünüz? orada sırılsıklam bir şekilde kenara sığınmış duruyorum. ne yapıyor olabilirim? derdim ne olabilir acaba? altınızda araba. bi sormak çok mu zor? belki aynı nere gidiyoruz? aynı yere gitmiyorsak da zaten kıç kadar yer bırakabilirsiniz de. hiç olmadı sokağın başına kadar götürürsün. orada başka bir pervaza sığınırım. baya bi bekledim biri sorar diye. hiç kimse hiçbir şey sormadı. allah dedim sizin belanızı versin. darda kaldığınızda kimse yetişmesin dedim. öyle gözünüzün içine baka baka önünüzden geçip gitsinler.

bir iki tip de geldi yanımdaki kedileri besledi gitti. kedi kadar ilgi çekmedim.

herkes bir şekilde gelip gittikten ve gerçekten üşümeye başladıktan sonra kızım dedim senin de ağzına mıçam bi araba alamadın. becerip de bi araba kullanamadın. becerip de sana eşlik edecek bi arkadaş edinemedin. kabiliyetsiz pç dedim.

ve başladım yürümeye. donuma kadar ıslandığım nadir yağmurlardan biriydi. (bir iki kere de ankara'da başıma gelmişti.) yürüdüm yürüdüm. yürüdüm. bi yerd ekaldırım bitti. karşıya geçmem gerekiyor ama yoldaki su kaldırım boyunda. bastığım gibi su bileklerimi bile geçecek. istemiyorum o pis suya basmayı. ben de yanımdaki sitenin bahçesine girdim. güya bahçeden geçeceğim ve diğer kapıdan daha az bir sudan çıkacağım. akıllıyım değil mi? zehir.
peki bu memlekette böyle bir şey mümkün mü? her yer su içinde. sular asla yolun altına girmiyor. en ufak bir eğim de olmadığı için her şey olduğu yerde birikiyor ve kalıyor. sitedeki apartmanın kapısı açıktı. biraz soluklanmak ve en azından yüzümü silmek için oraya sığındım. ama bir yandan da içerden biri çıkıp bir şey der diye korkuyorum zira buranın insanı insanlık konusunda berbat. neyse efendim sildim yüzümü gözümü. iyi kötü sağı solu seçer oldum yine. ı ıh. mahsur kaldım bahçede. sağa bakıyorum çıkılmıyor. sola bakıyorum çıkılmıyor. karşı apartmanın balkonundan bir çift de beni seyrediyor.
battı balık yan gider dedim ve ya allah nidası ile suya daldım. yere de bastım leş gibi de oldum ve karşı kaldırıma geçtim.
o sırada diğer kaldırımdan bir bey (benim sıradaki hedefim) bana doğru geliyordu. elinde bir şemsiye. altında krem rengi keten bir pantolon. bu yağmurda bu neyin havası amıq? benim kafamdan aşağı akan sular yüzünden gözlerim açılmıyor. tişörtüm maviden siyaha dönmüş. bacaklarım sırılsıklam. ayaklarımın içi su birikintisi artık. adam kıvrta kıvırta geçiyor.
adamla pas geçerken elimde olmadan "çok şıksınız!" dedim. abi daşşak geçer gibi "alın buyrun." diye şemsiyeyi uzattı. ahahshshshahsahsb o an ne dedim hatırlamıyorum. "artık çok geç." mi dedim yoksa "gerek yok." mu dedim. bir şey dedim histerik bi kahkahayla ama ne dedim? hiç durmadan yoluma devam ettim ve son kaldırıma geçtim. sonra da doğru evime.

eve girdiğimde titriyordum. açık bıraktığım camdan içerisi de hep ıslanmış. halıyı kaldır. üstünü çıkar. kuru bir şeyler giy. saçını kurut derken bi yarım saat kendime gelemedim.

bi çorbam da olmadığı için nasıl ısıttım içimi hatırlamıyorum.
hatırladığım ne kadar yalnız ve kimsesiz hissettiğim.

bu da böyle bi anımdır. ne zaman o marketin önünden geçsem kendime söverim.

allah kimseye muhtaç etmesin.
devamını gör...
5259.
uyandığında her yer karanlıktı. zifiri bir boşluk, önünde uçsuz bucaksız ilerliyordu. birden başını havaya kaldırdı. sonsuz sayıda yıldız parlıyor, galaksimizin halkaları rahatlıkla seçilebiliyordu. omurgaları ağrı içerisindeydi. eliyle sırtını yoklamaya çalıştı. eli bir ağacın gövdesine çarpmış olmalıydı. ağrıları gittikçe şiddetleniyor, dayanılamaz bir hale geliyordu. birden etrafı toz bulutu kapladı. gözlerini açamıyor, nefes almakta dahi zorlanıyordu. hızlıca kolları ile yüzünü korumaya karar verdi. çaresizce anlık durumun geçmesini beklemeye koyuldu. o sırada aklında ki sorular dehşet vericiydi. nereden geldim, neler oluyor, ne için buradayım.... kafayı yemek üzereydi, hiç bir şey hatırlamıyor, koskoca bir hiçlikte kıvranıyordu....
devamını gör...
5260.
çalmaya yeltendiğin kapının yüzüne çarpılışı,
bilmenin umut etmeyi bile imkansız kılışı...
en önemsizin zamanla kazandığı önem,
en önem verdiğinin giderek önemsiz kalışı.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim