4801.
sözlük koridorlarında uzun eşek oynuyorlar.
devamını gör...
4802.
fuar.
kitap fuarında çalışmak yorucu fakat eşsiz bir deneyim. farklı bir sürü işte çalıştım, işin içindeyken belki yorucu bıktırıcı geliyor ama ne değerli olduğunu sonradan anlıyorsun her şey çok güzel. ya da ben yaşamayı çok seviyorum.
bilemeyeceğim.
gelen çocukların hepsi çok eğlenceli, çok komikler. bir sürü çocuğun ismi ömer. ya da eymen. furya bu herhalde. gelip gidiyorlar, kolay gelsin diyen tek kişi çocuklar oluyor. insanlar büyüdükçe nezaketleri ve düşüncelilikleri azalmış. çocuklar çok düşünceli. cebindeki son otuz lira ile ablasına kitap alan bir sürü çocuk geldi. duygulandım. benim kardeşim olsa o da aynısını yapardı, canım o benim. daha da küçükleri de geliyor, konuşmayı yeni öğrenmiş. bildiği bir çocuk şarkısını söylüyorum, ‘yabancı biri de bu şarkıyı biliyor’ diye şaşkınlıktan ağzı açık kalıp annelerine dönüyorlar. çok tatlılar. insanları böyle, stant arkasından izlemek, konuşmalarına, tarzlarına, düşüncelerine şahitlik etmek güzel. farklı hayatlar görmek, tanımak, tanımlayabilmek, gözlemleyebilmek eşsiz.
siyaset ya da sanat gibi konularda yarım saat kitleyen oluyor. bu konularda uzman olunca muhabbet koyu oluyor. herkese kitap öneriyorum. sanırım bir uzun hikaye’yi okuduğum günden beri bir kitapçım olsun isteyişim ve bir arkadaşımın kitapçıda çalıştığını söylediğinde imrenişimle birleşince bu işe isteğim tekrar nüksetti. tanımadığım, ismini bile bilmediğim insanlarla muhabbet etmek çok güzel.
tam saçma bir şey düşünürken tanıdık bir yüz gözümün önünden geçiyor, bakıyorum. tanıdığım birilerinin geldiği çok oluyor. bazen de tanıdığım birine çok benziyor.
misal dedeme benzeyen biri geldi durdu kitapların önünde. aynı onun gibi kaşları upuzun, saçsız başı, bir şey incelerken dudaklarını kıpırdatıyordu. dedemi o kadar çok özledim ki, sözümü tutamayışım beni her gün kahrediyor. adama bakakaldım. az daha ağlayacaktım önümdeki dedeyi izlerken. beş dakika dikmiş gözlerimi bakmışım, dede sonunda kafasını kaldırıp gülümseyince gerçekliğe döndüm. dedemi çok özledim. o adamı ise tanımıyormuşum. keşke tanıdığım biri gelse.
kısacası..
öyleli.
devamını gör...
4803.
burada bir yazar var. * her şeyi bakın ama sadece ben değil sözlükteki her şeyi üzerine alınıyor. her mesele onunla ilgili, herkesler onun derdinde hatta güneş bile onun hatrına dönüyor. * normalde çok dikkatimi çekmez de bir tartışmada muhattabım o değilken, olayın seyrinden haberi de yokken sırf açık bulduğunu düşünerek nick altıma yaz ehihi diye laflar sokmaya çalışınca fark ettim. neyse en sıkı takipçim de olduğu için sözde bilgi, özde kopyala yapıştır bilgilerle bezenmiş. *

tamam tatlım, tamam canım, en bilgili, en cool, en havalı, en çok ilgi sensin. herkesler sana bayılıyor. en büyük hayranın da benim. *
devamını gör...
4804.
ben kimseyi karalamam aga. evet.
devamını gör...
4805.
aslında son birkaç gündür çok mutluyum fakat mutluluğuma nazar değmesin diye mutsuzmuşum rolü yapıyorum. güzel taktik.
devamını gör...
4806.
yeni çalışacağım yeri baştan kuracağım bilgisini sindirmeye çalışıyorum. ilk görünce böyle bir gözlerim dolar gibi oldu, neyin içine düştüm dedim ama geçti tabi hızlıca.

masa, sandalye ne varsa devraldım.
daha önce ev bile dizmedim ben hiç.
toparlayacağız.
come on. *
devamını gör...
4807.
o kadar çok şey birikmiş ki ne aklımdan atabiliyorum ne de anlatabiliyorum . düşününce bazen bu kadar mı dolup taşımış aklın fikrin içi boş ama dolu gözüksün diye ambalajlara benzemiyor mu? diye soruyorum bir sonuca vardığımda da çok yorulmuş oluyor zihnim adeta bir med cezir gibi. gündem , olaylar , olanlar, olacak olanlar ülkenin içinde bulunduğu durum hepsiyle ilgili yazmak, konuşmak istediğim şeyleri konuşamıyorum yoruldum mu yoksa içe dönüklüğün son evreninde veya depresyon mu bilemiyorum. yorgunluklarıma , yorgunluk ekliyor insanların bir çoğu, iki üç kişi dışında tabi . bazen giriyorum bir sürü başlık var ama işte neyse yazmaktan , okumaktan keyif aldığım yazarlar , bazen aklımda dönüp duran sorulara cevap olabiliyor yazdıklarıyla teşekkür ederim. bu kokuşmuş, çürümüş, etiğin yok olmak üzere olduğu çağda yaşamak bizim payımıza düştü. karanlığa karşı fikirleriyle bizleri aydınlatan insanlar eksik olmasın yaşamımızda. bir de üç dört gündür devam eden içimde ki huzursuzluk bitse .
devamını gör...
4808.
dersaadet'in unutulmuş sokaklarında fink atarken mütemadiyen not tutuyorum. sanki bir film çekmek için dış mekan seçiyorum. o eski ahşap konaklardan birinin cumbasından orta yaşlı bir adamın teki bana sesleniyor. "hişttt oğlum, bak buraya. halil ben, seni bekliyordum. gel yukarıya hadi!" hangi cesaretle eve giriyorum, bu nasıl bir merak bilmiyorum. lakin eski zamanlarımı hatırladıkça farkına varıyorum; evvelde de ben bunu hep yapıyordum... büyük ve ihtişamlı kapıyı hafifçe ittirerek açıyorum; içerideyim. gıcırdayan merdivenlerden yukarı ağır adımlarla çıkıyorum. bey amca uzun uzun anlatıyor. yazarmış ve yıllar boyunca sanki beni beklermişçesine hiç durmuyor. yeni kitabı hakkında benden fikir istiyor. yazarlık beni aşar, ahkam kesmek haddime düşmez diyerek kibarca reddediyorum. tavrım karşısındaki hayal kırıklığını belli etmemeye çalışmasına rağmen üzüldüğünün farkına varıyorum. elime bir kağıt tutuşturuyor ve üzerinde yazan adrese gitmemi söylüyor. "ben sana yardımcı olamadım ama orada seni bekleyen adam aradığın her neyse onu sana verecek..." gereksiz bir samimiyetle uzun uzun sarıldıktan sonra vedalaşıyoruz. birkaç saat yürüdükten sonra kuledibi'nde yer alan adresteki eve gidiyorum. kapıyı uzun boylu, zayıf, sıcacık gülümseyişiyle sevimli bir abi açıyor. kısacık saçları ve gözlüğünden ötürü ilk başta çıkaramasam da sonrasında hemen hatırlayıveriyorum; peter lindgren bu! saatlerce sohbet ettikten sonra evin bodrumuna iniyoruz. rock/metal müzik dünyasından kopup kendisini mühendisliğe ve ailesine adamak uğruna gruptan ayrıldığından beri ilgilenmediği eski ekipmanlarını gösteriyor bana. envai çeşit gitar, amfi ve pedallarla dolu koca bir oda! "hepsi senin, artık benim işime yaramıyor biliyorsun..." heves ettiği renkli oyuncaklara kavuşmuş çocuklar gibi mutluyum yanında. ne var ne yok her şeyi toparlayıp bir kamyonete yüklüyorum. yavaş yavaş gün batmaya başlıyor ve gitme vakti yaklaşıyor. tam da kapıda onunla vedalaşmaya hazırlanırken mikael akerfeldt geliyor. kaşlarını çatmış ve asabiyet fışkırıyor her hareketinden. peter ile yakın olmamı hazmedemeyip küfürler savuruyor ve bize saldırmaya başlıyor. "hani en çok beni seviyordun, hani en kral adam bendim? grubun beyni benim ulan, onu sevemezsin! bu gitarları sana yar etmem..." diyerek üzerime gelirken, peter önüme geçip beni koruyor. tekme tokat dalmaya başlıyorlar birbirlerine. peter'ın "sen kaç ben onun icabına bakarım!" sözü ile uzaklaşıyorum oradan. bu kamyonet ne zaman geldi, kendi kendine nasıl gidiyor, bu adamların burada ne işi var, nasıl oluyor da aynı dili konuşuyoruz sorularıyla cebelleşirken bir anda galata köprüsünden aşağı uçuyorum...
devamını gör...
4809.
duydum ki melek kalbin ve iyiligin taktik degil, icinden-kalbinden gelenler..takilmak ister misin?;)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
4810.
bura karalama defteri ya sizi karalamam lazim. alayiniz kotusunuz, pissiniz. evet.
devamını gör...
4811.
için için kaliteli yazı okumak istediğimden sözlükte geziniyorum ama bir bakıyorum zaman geçip gidiyor, ben de farkeder etmez kendime gelip abdomen ve uzantılarını okumaya devam ediyorum. eskiden kaliteli yazan saygıdeğer yazarlar, sık sık rastgitmek istiyorum yazılarınıza ve iyi geceler diyerek kapatıyorum sözlüğü.
devamını gör...
4812.
biri için değerli olamamamın verdiği hüznü yaşıyorum.
devamını gör...
4813.
kızımda göz kayması var. doktor tümör olabilir dedi. insallah yoktur, hersey mr sonucunda belli olacak.
devamını gör...
4814.
gecenin beşinde uykumdan uyandırdın çerkes kızı. on yıl oldu senden ne bir haber, ne bir ses. en saf duygularımla sevmiştim seni, belki sen de beni, ben hiç öğrenemesem de. tekrar, bir kez daha, rüyada bile görebiliyor olmak seni, burnumun direğini sızlattı. gözlerim yaşlı uyandırdı. bir gün bile yan yana olmak nasip olmadı ya ona yanarım. umarım her şey yolundadır güzel kız. doktor olmuştun, çocuk doktoru. çocukları çok severdin, mesleğini ise pek sayılmaz. yüreğimi en fazla senden duyamadıklarım acıttı be çerkes güzeli. biliyorum içinde, derinlerde bir yerlerde sende beni sevdin ama fırsat vermediler. kendine iyi bak pamuk kız, sana bir şey olmasın.
devamını gör...
4815.
sabah alarmım hep aynı saatte çalar. birkaç gündür geçmişteki deneyimlerimden edindiğim korkular, çekinceler, suçluluk duyguları ve kaygı uykularım ve uyanıklık halimde ramden yiyor. tüm bunların çıkış noktasını da biliyorum üstelik. ama fakat lakin, madem çıktı; o zaman çözülsün ve bitsim. 18'imden 28'e getirdim. götürmüyorum karrrdeşim 29'a. hadi bakalım.
devamını gör...
4816.
en son is yerinde molada hep beraber dısarda oturuyorduk.
sarkılar calıyorlardı telefonda. benden istek parca istediler, sen esittir ben-toygar ısıklı ve araf-ebru gundes istedim.
ben ofise sabah gelip muthis bir enerjiyle gunaydın diyen o tipim:) gun icinde de hep guleryuzluyumdur, gulerim, guldururum isyerinde.
kızlardan biri dedi ki: -senin gibi neseli birinin boyle huzunlu parcalar istemesine cok sasırdım.

kendimi bildim bileli boyleyim.
cogunlukla neseli ama bazen cok cok melankolik.
bir tarafım el cırpa cırpa papara papara diye sarkılar soylemek istiyor, her gun dogan gunesi neseyle selamlamak huzurla batırmak ve arada mucizevi seyler yasamak ve yasatmak; diger tarafım hayattan bezmis ve yorgun, hayalkırıklıklarından bir nehir, hicbir sey istemiyor, oyle bıkmıs, agzını bıcak acmıyor ve hep ölmek istiyor.
daha evvelini hatırlamayacak kadar uzun suredir boyleyim. belki 20 senedir.
benimle ahbaplık edecekseniz, buna alıssanız iyi edersiniz;)
devamını gör...
4817.
hiç bir öz ve hiç bir söz yetmiyor artık.
onlarca enkaz beynimin içinde..
her bir hücreyi kemiriyor.
bu taș duvarlar.. bu kaskatı yastıklar..
bu geçmeyen sinir spazmları..
bu kasılmalar. bir gün kolum yok, sol kolum.
diğer bir gün sol bacağım..
omzumun üstünde demirden yapılmıș kancalı soru ișaretleri..
gözlerimin içinde ateş çukurları var..
yetmiyor bu içkiler.. bu sokaklar.. bu kediler..
baba seni çok uzağa gömdüler.
devamını gör...
4818.
kızımın mr sonucları temiz çıktı. inşallah göz kaymasından da kurtulur.
devamını gör...
4819.
son 36 saat.
devamını gör...
4820.
ölüyorum ulan ! siz olmek ne demek bilmezsiniz tabi. evet.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim