normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
1981.
yıldım be.*
devamını gör...
1982.
insanların kelimenin tam anlamıyla her şeyi iki türe indirgemek gibi bir huyu var. buna en basit örnek iyi ve kötü gibi zıtlıklar. fakat bunlar yalnızca basit zıtlıklar, komplike zıtlıklar dahi aynı kategorizasyona maruz kalıyor. bunun kökenine teolojik diyebiliriz fakat benim ilgilendiğim bu değil. eğer en basitinden iyi ve kötü gibi zıtlıkları "mutlak doğru" olarak kabul etmeyeceksek, en komplike zıtlıkları, örneğin iki ters ideolojiyi de mutlak doğru kabul etmeyeceğiz. tamam, dediğim zaten objektivitenin temeli olarak görülebilir fakat burada bir doğa yasası var gibi ya da gece gece beynim sulandı.
bir argümanı ele alalım. mesela kadın erkek ilişkisine yönelik olsun. örnek olarak kaçan kovalanır mı yoksa kovalanmaz mı ya da kadınlar kötü çocuk mu sever yoksa iyi çocuk mu'yu gösterelim. veyahut kadın erkek ilişkilerinden değil de "doğru nedir" üzerinden gidelim. ama bundan ötesini de soralım: gerçek nedir? kant üzerinden gidip "ölmek üzere olan bir anneye oğlunun gelmek üzere olduğunu mu yoksa oğlunun trafik kazasında öldüğünü mü söylemeli?" örneğini vermeye lüzum yok.
aslında binamızın temeli gerçek ile doğru kavramlarında gizli. o yüzden kadın erkek ilişkisinden de gidebilirdim. yaşam öyle bir şey ki, her şey belirsizlik etrafında dönüp duruyor. bu belirsizliği de şartların bilinemezliği olarak ele alıyorum bu sefer. çevresel, bireysel, toplumsal, evrensel binlerce faktör var. bizlerse belli kalıplara indirgeyip rahatlatmaya çalışıyoruz kendimizi. kadınlar hem iyi çocuk hem de kötü çocuk sever o yüzden! fakat belli sosyokültürel çevrelerde kötü çocuk daha çok sevilebilir, yahut ötekinde iyi çocuk... hem yaş da önemli bir bireysel faktördür. fakat sadece yaşı da ele almamak gerek, toplum ve çevre bir yana, evrensel faktörler de önemli. bu evrensel faktör dediğim de sanırım doğa yasaları.
o yüzden doğru dediğiniz şey yok. gerçekler var ve bu gerçekleri biz insanlar şartlardan sıyrılıp bilemeyiz! belirsizlik deyip duruyorum iki üç yazıdır, budur belirsizlik korkusu ve açtığımız savaş! zihin sadece doğrularla ilgilenir, doğrudur bu. ama gerçekleri bildiğimizi iddia ettiğimiz an, mevcut paradigma bizi öylesine şaşırtır ki!
soyut ve kanıtlanması zor olanlardan örnekledik durumu. daha somut ve bilimsel verilere dayalı kanıtlar ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. (hayır, duyduğum yok.) burada da aklıma gödel gelip duruyor. bilim yapan biri değilim o yüzden ben yalnızca işin düşünme boyutuyla ilgileneceğim şimdilik. gödel'i de okurlara bırakıyorum.
evet, hanımlar, baylar; insan uyuyamayınca bunları düşünüyormuş.
sonuç olarak... her zaman üçüncü bir seçenek vardır! o da ilk iki seçeneği dışlamak ve sonsuz seçeneğin kapılarını açmaktır! fakat bu doğrulara, bir diğer deyişle inançlara terstir. o yüzden yapılmaz zaten. ve bu kadar.
bir argümanı ele alalım. mesela kadın erkek ilişkisine yönelik olsun. örnek olarak kaçan kovalanır mı yoksa kovalanmaz mı ya da kadınlar kötü çocuk mu sever yoksa iyi çocuk mu'yu gösterelim. veyahut kadın erkek ilişkilerinden değil de "doğru nedir" üzerinden gidelim. ama bundan ötesini de soralım: gerçek nedir? kant üzerinden gidip "ölmek üzere olan bir anneye oğlunun gelmek üzere olduğunu mu yoksa oğlunun trafik kazasında öldüğünü mü söylemeli?" örneğini vermeye lüzum yok.
aslında binamızın temeli gerçek ile doğru kavramlarında gizli. o yüzden kadın erkek ilişkisinden de gidebilirdim. yaşam öyle bir şey ki, her şey belirsizlik etrafında dönüp duruyor. bu belirsizliği de şartların bilinemezliği olarak ele alıyorum bu sefer. çevresel, bireysel, toplumsal, evrensel binlerce faktör var. bizlerse belli kalıplara indirgeyip rahatlatmaya çalışıyoruz kendimizi. kadınlar hem iyi çocuk hem de kötü çocuk sever o yüzden! fakat belli sosyokültürel çevrelerde kötü çocuk daha çok sevilebilir, yahut ötekinde iyi çocuk... hem yaş da önemli bir bireysel faktördür. fakat sadece yaşı da ele almamak gerek, toplum ve çevre bir yana, evrensel faktörler de önemli. bu evrensel faktör dediğim de sanırım doğa yasaları.
o yüzden doğru dediğiniz şey yok. gerçekler var ve bu gerçekleri biz insanlar şartlardan sıyrılıp bilemeyiz! belirsizlik deyip duruyorum iki üç yazıdır, budur belirsizlik korkusu ve açtığımız savaş! zihin sadece doğrularla ilgilenir, doğrudur bu. ama gerçekleri bildiğimizi iddia ettiğimiz an, mevcut paradigma bizi öylesine şaşırtır ki!
soyut ve kanıtlanması zor olanlardan örnekledik durumu. daha somut ve bilimsel verilere dayalı kanıtlar ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. (hayır, duyduğum yok.) burada da aklıma gödel gelip duruyor. bilim yapan biri değilim o yüzden ben yalnızca işin düşünme boyutuyla ilgileneceğim şimdilik. gödel'i de okurlara bırakıyorum.
evet, hanımlar, baylar; insan uyuyamayınca bunları düşünüyormuş.
sonuç olarak... her zaman üçüncü bir seçenek vardır! o da ilk iki seçeneği dışlamak ve sonsuz seçeneğin kapılarını açmaktır! fakat bu doğrulara, bir diğer deyişle inançlara terstir. o yüzden yapılmaz zaten. ve bu kadar.
devamını gör...
1983.
virane olmuş kalbime ne yaptın?
bak! divane aşkım ne yaptın?
alışkanlığın ipeğinde rahat uyuyordum.
kelebek gibi kanadıma ne yaptın?
gözünün kadehinden daha içmeden sarhoş oldum.
meyhanem sarhoş oldu, ne yaptın?
omzuma yaslanmaya değmez miydim?
omuzlarımın hasretine ne yaptın?
beni yordun, kendin de yorgun gittin.
ey yolcu!.. evime ne yaptın?
gözyaşlarının yağmurundan dünyam ıslandı
yuvamın çatısına ne yaptın?
(farsça bir şiir)
bak! divane aşkım ne yaptın?
alışkanlığın ipeğinde rahat uyuyordum.
kelebek gibi kanadıma ne yaptın?
gözünün kadehinden daha içmeden sarhoş oldum.
meyhanem sarhoş oldu, ne yaptın?
omzuma yaslanmaya değmez miydim?
omuzlarımın hasretine ne yaptın?
beni yordun, kendin de yorgun gittin.
ey yolcu!.. evime ne yaptın?
gözyaşlarının yağmurundan dünyam ıslandı
yuvamın çatısına ne yaptın?
(farsça bir şiir)
devamını gör...
1984.
rüzgarda ki mumun titrek alevi.
kara sularda, kadırganın kemikli sesi.
kim ister ki sevilmeden ölmeyi?
kara sularda, kadırganın kemikli sesi.
kim ister ki sevilmeden ölmeyi?
devamını gör...
1985.
diyorum ki o yol oraya çıkmaz. station falan dolaşıyor bir ağzımda. abii diyorum arabic falan yok no arabic. anlatamıyorsun ki derdini... bakıyorsun etrafa. dön geri diyorsun kendine. geri dönüyorsun biraz yürüyorsun başladığın noktaya. sonra arkana bakıyorsun diyorsun ne yapıyorsun bak orada bir şeyler var. belki bir direk. tekrar ileri gidiyorsun. sıkılıyorsun çok sıkılıyorsun. bakıyorsun etrafa herkes mi aynı acaba diye bir düşünce geçiyor aklından. herkes aynı.. sıkılmaya devam ediyorsun. güneş vuruyor tenine. biraz kendini hissediyorsun. yok ama bakıyorsun diyor 2 tl. iki lira mı diyorum. evet kaç para olsun diyor. insan kandırıyorsunuz diyorum. yürüyorum.. elimde çikolata. kafa eğik. kim var kim yok etrafta önemli olmuyor. çünkü o an teksin.. baktığın yer beklediğin gibi çıkmıyor. bu ne lan diyorsun. geri dönüyorsun...
devamını gör...
1986.
yani şuraya alelade canımız sıkkın, allah kahretsin böyle işi, canı cehenneme falan yazsak?
olmaz mı sevgili okuyucu?
illaki, bu arada illaki'deki ki ayrı yazılmazmış ama söylerken ilaaa kiiii diyoruz, illaki mi diyoruz pilaki gibi, illaki ne la, ne diyordum ben heh illaaaa kiiii böyle ağdalı mı anlatıcaz derdimizi?
derdimiz ne peki?
size anlatmam.
e niye burdasın?
hiiç kelimeler cümleler..
vakit geçiyor, bir de yazınca kafa dağılıyor.
neyse zaten siz de dert babası değilsiniz.
benim de derdim dağlardan büyük değil.
e dağlar kadar da değil
ama biri bir of çekse de derdimi alıp götürse.
tamam tamam şöyle yapalım.
ne diyordu erkin baba?
fesuphanallah değil
illaki muhabbetimiz şalgamlı olsun, burada yanında adana kebap da istemiyor bence ahahah
bir de hep sonsuz olsun diyor.
erkin baba'nın sözlerine bee.
hangi kafayla yazdıysa artık?
olmaz mı sevgili okuyucu?
illaki, bu arada illaki'deki ki ayrı yazılmazmış ama söylerken ilaaa kiiii diyoruz, illaki mi diyoruz pilaki gibi, illaki ne la, ne diyordum ben heh illaaaa kiiii böyle ağdalı mı anlatıcaz derdimizi?
derdimiz ne peki?
size anlatmam.
e niye burdasın?
hiiç kelimeler cümleler..
vakit geçiyor, bir de yazınca kafa dağılıyor.
neyse zaten siz de dert babası değilsiniz.
benim de derdim dağlardan büyük değil.
e dağlar kadar da değil
ama biri bir of çekse de derdimi alıp götürse.
tamam tamam şöyle yapalım.
ne diyordu erkin baba?
fesuphanallah değil
illaki muhabbetimiz şalgamlı olsun, burada yanında adana kebap da istemiyor bence ahahah
bir de hep sonsuz olsun diyor.
erkin baba'nın sözlerine bee.
hangi kafayla yazdıysa artık?
devamını gör...
1987.
ve yine hareket zamanı. sanki kıçıma bir şeyler batırmışlar gibi durduğum yerde duramayan benim yine yeni yeniden macerası başlıyor yarın. hafif kalp çarpıntısı, biraz heyecan ve bir miktar korkuyla. bilinmezliğin peşinden giderken öngörülen şeylerin tespitini yapıp biraz kendini rahatlatma hali. eh azcık da yorgunluk haliyle. hayata karşı işte.
devamını gör...
1988.
korkularım var ama ne olduklarını dillendiremeyecek kadar korkağım. kendime karşı dürüst olmam gerekiyor ama bu da işime gelmiyor. kördüğüm olmuş bir şekilde bekliyorum.
devamını gör...
1989.
fiziken mutlu olmadığımda psikolojik olarak da mutlu olamıyorum sanırım. şimdi bu ne demek derseniz, sağlık gerçekten fazla önemli. huzursuz bir beden huzursuz bir zihin demek sahiden, ya da tam tersi.
çokça mutlu oldum bu gün, çokça mutsuz. çokça anlamsız ve çokça buruk. psikolojik olarak bu dönemi atlatmak ve iyileşmek istiyorum artık. kafamın rahatlamasına o kadar ihtiyacım var ki.
anlatacak çok şeyim var gibi, ama yok gibi. anlayacak da yok gibi. ne de olsa sürekli yargılamak istiyoruz.
çokça mutlu oldum bu gün, çokça mutsuz. çokça anlamsız ve çokça buruk. psikolojik olarak bu dönemi atlatmak ve iyileşmek istiyorum artık. kafamın rahatlamasına o kadar ihtiyacım var ki.
anlatacak çok şeyim var gibi, ama yok gibi. anlayacak da yok gibi. ne de olsa sürekli yargılamak istiyoruz.
devamını gör...
1990.
benimle ilgilenen bir erkeğin ilgisine karşılık verdiğimde kaçıyor ya da kendini geri çekiyorsa ( kendini bir şey zannediyorsa) direkt soğuyorum. çünkü ne istediğini bilmiyormuş gibi geliyor. sevgi benim için en temelde istikrardır.
sonra o insan geri gelse bile bir önemi olmuyor. sevme anlayışım şımartmak, sevilme anlayışım da şımartılmaktır. bunlardan biri eksik olursa o insanla yapamam. sevmek insana kendini bir şey zannetme ya da karşındakine karşı zalimleşme özgürlüğü vermiyor. ki benim sevgim hiçbir zaman kimseye böyle bir hakkı tanımadı.
ben ne kaçıyorum ne de kaçanı kovalıyorum. orada öylece duruyor ve orada öylece duranı ( istikrarlı olabileni) seviyorum. dengesiz durumlar bana heyecan vermekten çok: yanılmışım, istediğim bu değilmiş intibaı uyandırıyor.
sonra o insan geri gelse bile bir önemi olmuyor. sevme anlayışım şımartmak, sevilme anlayışım da şımartılmaktır. bunlardan biri eksik olursa o insanla yapamam. sevmek insana kendini bir şey zannetme ya da karşındakine karşı zalimleşme özgürlüğü vermiyor. ki benim sevgim hiçbir zaman kimseye böyle bir hakkı tanımadı.
ben ne kaçıyorum ne de kaçanı kovalıyorum. orada öylece duruyor ve orada öylece duranı ( istikrarlı olabileni) seviyorum. dengesiz durumlar bana heyecan vermekten çok: yanılmışım, istediğim bu değilmiş intibaı uyandırıyor.
devamını gör...
1991.
her şeyin çok geç olduğunu anladığın anda her şeyin çok geç olduğunu anlaman için her şeyin geçmiş olması gerektiğini anladığın o an..
devamını gör...
1992.
geçmişin nostaljisini neden sürekli yapılır? geçmişe dönmek istemem asla. ama uzaktan kendimi izleyebilmeyi ya da tarihi bir ana gidip geri dönebilmeyi çok isterdim. çok fazla zaman yolculuğu temalı dizi film izlememek lazım sanırım.
devamını gör...
1993.
yıllar sonra ilk defa bir kadına sürpriz yapmak istedim. sadece arkadaştık ve daha fazlasının olmasını aklımdan geçirmiyordum. iyi ki de geçirmiyormuşum. hafif yaralarla durumu atlattık şükür ki.
devamını gör...
1994.
1995.
bugün de yani şimdi de karalayacağım bir şeyler. az önce 4 tane 3 mg'lık melatonina hap aldım. (biraz serbest çağrışım yöntemi ile yazıyorum) insan kendini bilir öyle değil mi? mesela ben şu an şu dakikada bu yazıyı yazmamın beni (az veya çok) rahatlatacağını biliyorum. burayı okuyan birilerinin olduğunu biliyorum, bu nedenle bir yerlerde "anlayan" varlıklar olduğunu biliyorum.
zorlu bir süreçten geçiyorum beni en çok yaralayan şeylerden biri de bu dönemde bana destek olacak duygusal bir ilişkiye kendimi muhtaç hissetmem. evet yumuşatarak en fazla bu kadar yazabildim. oysa allah'a şükür çok destek olan arkadaşlarım oldu.
şöyle bir şey var, bir kere siz en başından hayatı yanlış anlamışsanız hayat size dönüp de "hey dostum, sen beni çok yanlış anlamışsın, o zannettiğin şeyler öyle değil bak böyle böyle olur o şeyler" demiyor maalesef.
eğer kendinizi de çok yanlış anladıysanız kendiniz de dönüp size: "hayır dostum, ben öyle zannettiğin gibi biri değilim" demiyor.
ne oluyor biliyor musunuz? hayat da kendimiz de biz onları nasıl anladıysak öyle şekillenmeye devam ediyor.
hayatı olumsuz mu anladın ve kendini de kendinle ilgili imajın düşük olarak mı algıladın? tamam o zaman sen hayata küsüyorsun hayat da sana küsüyor; sen kendine küsüyorsun kendin de sana küsüyor.
hani o köşeye çekilmiş çocuk olur ya, ellerini karnına çektiği dizlerine bağlamış ve ağlamaklı bir ifade ile dünyayı seyreden. bütün hayatı hep böyle seyrettiğini fark ediyorsun ve olumsuz anlamda kendine acıyorsun.
olumlu anlamda kendine merhamet etmek ise, kendine duyduğun sağlıklı saygıdan ve sağlıklı değerden geliyor.
kimse bilerek, kasten kendini zor ve kötü bir durumun içine düşürmez. kaldı ki, (inanan var inanmayan var ama) ben de içinde az çok iman olan biriyim. biliyorum allah da biliyor bildiğimi. hatta her şeyi biliyor. bir yandan da o akıllı ve sağlıklı tevekkül duygusunu (ve ötesinde düşüncesini) yakalayacağımı düşünüyorum.
yanlış giden, ters giden bir şeyler olduğunu hep fark ettim. ama belli belirsiz bir fark ediş bu, öyle aydınlanma yaşamak filmlerdeki gibi olmuyormuş. öyle kolay ve basit değil.
mesela bana göre bu hayatta en zor şey gerçekten de şu acınası yalnızlığımı aşmak; fakat bir çemberin etrafında döner gibi kendi kişiliğimin etrafında dönüyorum ama o kişiliğin merkezini bulamıyorum, yörüngede döngüsel olarak hareket ediyorum.
yazının sonunu nereye bağlayacağım da belli değil şu an ama bildiğim bir şey varsa yine de iyi olanın ve sağlıklı olanın peşinden gitmeye çalışacağım yarın sabah kalkınca.
zorlu bir süreçten geçiyorum beni en çok yaralayan şeylerden biri de bu dönemde bana destek olacak duygusal bir ilişkiye kendimi muhtaç hissetmem. evet yumuşatarak en fazla bu kadar yazabildim. oysa allah'a şükür çok destek olan arkadaşlarım oldu.
şöyle bir şey var, bir kere siz en başından hayatı yanlış anlamışsanız hayat size dönüp de "hey dostum, sen beni çok yanlış anlamışsın, o zannettiğin şeyler öyle değil bak böyle böyle olur o şeyler" demiyor maalesef.
eğer kendinizi de çok yanlış anladıysanız kendiniz de dönüp size: "hayır dostum, ben öyle zannettiğin gibi biri değilim" demiyor.
ne oluyor biliyor musunuz? hayat da kendimiz de biz onları nasıl anladıysak öyle şekillenmeye devam ediyor.
hayatı olumsuz mu anladın ve kendini de kendinle ilgili imajın düşük olarak mı algıladın? tamam o zaman sen hayata küsüyorsun hayat da sana küsüyor; sen kendine küsüyorsun kendin de sana küsüyor.
hani o köşeye çekilmiş çocuk olur ya, ellerini karnına çektiği dizlerine bağlamış ve ağlamaklı bir ifade ile dünyayı seyreden. bütün hayatı hep böyle seyrettiğini fark ediyorsun ve olumsuz anlamda kendine acıyorsun.
olumlu anlamda kendine merhamet etmek ise, kendine duyduğun sağlıklı saygıdan ve sağlıklı değerden geliyor.
kimse bilerek, kasten kendini zor ve kötü bir durumun içine düşürmez. kaldı ki, (inanan var inanmayan var ama) ben de içinde az çok iman olan biriyim. biliyorum allah da biliyor bildiğimi. hatta her şeyi biliyor. bir yandan da o akıllı ve sağlıklı tevekkül duygusunu (ve ötesinde düşüncesini) yakalayacağımı düşünüyorum.
yanlış giden, ters giden bir şeyler olduğunu hep fark ettim. ama belli belirsiz bir fark ediş bu, öyle aydınlanma yaşamak filmlerdeki gibi olmuyormuş. öyle kolay ve basit değil.
mesela bana göre bu hayatta en zor şey gerçekten de şu acınası yalnızlığımı aşmak; fakat bir çemberin etrafında döner gibi kendi kişiliğimin etrafında dönüyorum ama o kişiliğin merkezini bulamıyorum, yörüngede döngüsel olarak hareket ediyorum.
yazının sonunu nereye bağlayacağım da belli değil şu an ama bildiğim bir şey varsa yine de iyi olanın ve sağlıklı olanın peşinden gitmeye çalışacağım yarın sabah kalkınca.
devamını gör...
1996.
1997.
tiksinerek bakıyorsun... yanlış nota basıyorsun. mi'den giriyorsun.
sol...
kilo veriyorsun, boy atıyorsun, hala.. saç uzatıyorsun.
kes...
boşa alıyorsun. basıyorsun.. boşa alıyorsun. basıyorsun.
dur...
çekiyorsun. sürüyorsun. izliyorsun
atla...
tiksiniyorsun. tiksinerek bakıyorsun. dans ediyorsun. yürüyorsun. koşuyorsun. deviriyorsun.
devir...
basıyorsun. dürüyorsun. siliyorsun. defansı kapatıyorsun.
aç...
saçmalıyorsun. saçmalıkların her biri bir anlam biliyorsun.
yaz...
boy atıyorsun. kendini aşıyorsun. deviniyorsun.
büyü..
oynuyorsun. sektiriyorsun. fırlatıyorsun. geri geliyor.
bırak...
tutuyorsun. bırakıyorsun. tutuyorsun . bırakıyorsun. yükseltiyorsun
bırak...
tırmanıyorsun. deviniyorsun. geriniyorsun. esniyorsun.
uyu...
eriyorsun. yürüyorsun. koşuyorsun. uçuyorsun.
evril...
kıskanıyorsun. kuduruyorsun. çatlıyorsun.
çıldırt...
deviniyorsun. kımıldıyorsun. açıyorsun.
geril.
yoruyorsun. üzüyorsun. demliyorsun.
sevin...
devamını gör...
1998.
“arkadaşlar, ben bugün aşık oldum!” esasen bir süredir kaçınılmaz sonu bekliyordum. güldüğünde gözleri kısılmıştı da, eve gelince tavana bakarak bunu düşünmüştüm. o zaman anlar gibi oldum ama insan hemen konduramıyor işte. bir kaç kesin işaret daha almadan enseyi karartmayayım dedim ama bu sefer de gözümün içine bakacağı tuttu. belki bunu da atlatırdım. n’olmuş yani gözü gözüme değdiyse? ama işte eli de elime değdi, yanağı yanağıma… ben kalkıp gidecekken, beni çağırası geldi. benim de bir sevesim varmış ki… neyse, halledeceğiz.
devamını gör...
1999.
bazı insanlar güzel bir bahçedeki zehirli ot gibi. ortaya çıkabilecek tüm güzellikleri çirkinlikleriyle engelliyor bu otlar. yayılıyor, yayılıyor kimseye yer bırakmıyor. sadece kendi varlığını sürdürsün istiyor. ama bahçe o zehirli otlardan temizlenince her güzellik büyüyor, büyüyor ve bakanın gözünü alamadığı bir mucizeye dönüşüyor. umarım bahçıvanımız herkesin hayatındaki o zehirli otları güzelliklere zarar vermeden temizler ve bahçemiz derin bir nefes alır.
devamını gör...
2000.
bu kadar sahte gülmeseydim bitmezdi,anlatacakları.
bu kadar samimiyetsiz ve net cümlelerim olmasaydı dinlerdi beni.
konuşulacak bir şeyimiz yoktu ve konuşmadık da.
sabahın ışıklarına karıştı hayal ile yalan arası cümleler.
kimse duymadı.
kimse dinlemedi.
kimse kulak misafiri dahi olmadı.
manasızdı.
saat sabah altıydı.
sonra arabalar geçti yoldan.
sonra karga sesleri.
çöpçüler bindi servise.
ihtiyarlar camiden eve.
böyle mi bitecekti gece.
böyle bitti.
yeni bir gün mü başlayan?
dünün aynısı.
değişmedi hiç birşey.
ağlamak istedim.
içimde manasız bir acı.
tıkanıp kaldı.
ne hıçkırabildim.
ne ağlayabildim.
ben bu hallere düşecek adam mıydım?
kullanılmış bir mendil gibi buruşturuldum.
masanın bir köşesinde bırakıldım.
şekersiz demli bir çay.
boşa yanan sokak lambaları.
servis bekleyen işçiler.
sarımsak sirkeli hayatlar.
az çorbalar.
çok fakirlikler.
herşey aynı.
aynen.
bu ne lan dünün aynısı!
bu kadar samimiyetsiz ve net cümlelerim olmasaydı dinlerdi beni.
konuşulacak bir şeyimiz yoktu ve konuşmadık da.
sabahın ışıklarına karıştı hayal ile yalan arası cümleler.
kimse duymadı.
kimse dinlemedi.
kimse kulak misafiri dahi olmadı.
manasızdı.
saat sabah altıydı.
sonra arabalar geçti yoldan.
sonra karga sesleri.
çöpçüler bindi servise.
ihtiyarlar camiden eve.
böyle mi bitecekti gece.
böyle bitti.
yeni bir gün mü başlayan?
dünün aynısı.
değişmedi hiç birşey.
ağlamak istedim.
içimde manasız bir acı.
tıkanıp kaldı.
ne hıçkırabildim.
ne ağlayabildim.
ben bu hallere düşecek adam mıydım?
kullanılmış bir mendil gibi buruşturuldum.
masanın bir köşesinde bırakıldım.
şekersiz demli bir çay.
boşa yanan sokak lambaları.
servis bekleyen işçiler.
sarımsak sirkeli hayatlar.
az çorbalar.
çok fakirlikler.
herşey aynı.
aynen.
bu ne lan dünün aynısı!
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2