normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
761.
olmuyor, ulan neye elimizi atsak kurutuyoruz. "burada küfür var"
olmuyor işte abi. gardımı almaktan yoruldum, gardımı indirdim ama yine darbe yiyoruz. hoş biz de hep darbe var, bana yılın 365 günü ayrı bir darbe. bu gece de 1 ağustos darbesindeyiz. iç minnoşlar ile dış minnoşlar ölümüne kapışıyor.
hayır kapışsınlar da, ben yaşlanıyorum yahu. gitgide daha huysuz bir adam oluyorum. zaten paralel bir evren olsa, ben kesin dexter morgan olurdum. herkesin nefes alması pek de sağlıklı değil ve evet hümanist değilim.
acıya, sevgisizliğe, güvensizliğe, geçmişin günahlarının çıkarılmasına, kalbimin yalnızlık tangosuna, ön yargıya epey alıştım. hatta öyle alıştım ki, su içmek ya da nefes almak gibi artık benim için. bir de öylesine angutum ki, bununla mücadele ediyorum. herhalde halen içimde haylaz ve boş bir umut ışığına tutunmaya çalışan ve yaşamayı seven bir dexter var.
zaten sevmesem ve dine inanmasam çoktan "dexter mehmet pişkin" olurdum emin olun. "burada küfür var 2"
hayır ortalık harbiden kaybedenler kulübüne döndü. herkes yalnızlıktan şikayetçi ama herkes yalnız. o zaman ; "herkes bu kadar yalnızken herkes nasıl bu kadar yalnız?" " burada küfür var 3"
ya herkes hiç samimi değil, ya herkes iyi rol kesiyor ve ilgi budalası, ya da ben gibi samimi.
o değil bir de geçmişin günahını niye benden çıkarıyorsunuz ulan! evet ulan! "burada küfür var 4" sizin ha. buradaki küfür pek bir belli oldu lan. ehehe, böyle de saklayamıyorum.
ulan ben de aldatıldım, ben de kazık yedim, ben de terk edildim. ama ben kalkıp geçmişin acısını başkasından çıkarmıyorum. yaşa küçüğü de böyle, yaşça büyüğü de aynı rengin başka tonu.
bana da yalnızlığın 1001 tonu. buraya kadar okuduysan senin ben gözünü ve kafanı seveyim. cidden seveyim lan. ama sen beni sevme, genelde beni sevince önce terk ediyorlar, sonra da geri dönmek istiyorlar. ha gitmem diyorsan, sevebilirsin. koşulsuz ve sınırsız bir sevgiye hayır demem.
sen mi? merak etme ben toprak gibiyim. sen bana verdikçe, ben sana çınar olurum. üstümüzden ne cinayetler, depresyonlar, orman yangınları, heyelanlar, darbeler geçti de yine ayaktayım. geberene dek ayatakyım. çünkü ben de bir gün toprak olacağım, gerçekten.
yaşamanın dayanılmaz ağırlığı ve ızdırabı ve diğer yandan da onun tatlılığı. ah ulan bu güzel paradoks..
o değil de sonunu bağlayamadım. sen toprağı son olarak say. çünkü hepimizin sonu, gerçekten toprak. heh bak şimdi bağladım.
çok uzun oldu kesin sonuna dek okumazsın sen sözlük yazarı ya da heyecanlı şapşal çaylak. okursan eğer, seni seviyorum lan. sen beni sevmesen de, sevmiyorsan da, sevmeyeceksen de.
olmuyor işte abi. gardımı almaktan yoruldum, gardımı indirdim ama yine darbe yiyoruz. hoş biz de hep darbe var, bana yılın 365 günü ayrı bir darbe. bu gece de 1 ağustos darbesindeyiz. iç minnoşlar ile dış minnoşlar ölümüne kapışıyor.
hayır kapışsınlar da, ben yaşlanıyorum yahu. gitgide daha huysuz bir adam oluyorum. zaten paralel bir evren olsa, ben kesin dexter morgan olurdum. herkesin nefes alması pek de sağlıklı değil ve evet hümanist değilim.
acıya, sevgisizliğe, güvensizliğe, geçmişin günahlarının çıkarılmasına, kalbimin yalnızlık tangosuna, ön yargıya epey alıştım. hatta öyle alıştım ki, su içmek ya da nefes almak gibi artık benim için. bir de öylesine angutum ki, bununla mücadele ediyorum. herhalde halen içimde haylaz ve boş bir umut ışığına tutunmaya çalışan ve yaşamayı seven bir dexter var.
zaten sevmesem ve dine inanmasam çoktan "dexter mehmet pişkin" olurdum emin olun. "burada küfür var 2"
hayır ortalık harbiden kaybedenler kulübüne döndü. herkes yalnızlıktan şikayetçi ama herkes yalnız. o zaman ; "herkes bu kadar yalnızken herkes nasıl bu kadar yalnız?" " burada küfür var 3"
ya herkes hiç samimi değil, ya herkes iyi rol kesiyor ve ilgi budalası, ya da ben gibi samimi.
o değil bir de geçmişin günahını niye benden çıkarıyorsunuz ulan! evet ulan! "burada küfür var 4" sizin ha. buradaki küfür pek bir belli oldu lan. ehehe, böyle de saklayamıyorum.
ulan ben de aldatıldım, ben de kazık yedim, ben de terk edildim. ama ben kalkıp geçmişin acısını başkasından çıkarmıyorum. yaşa küçüğü de böyle, yaşça büyüğü de aynı rengin başka tonu.
bana da yalnızlığın 1001 tonu. buraya kadar okuduysan senin ben gözünü ve kafanı seveyim. cidden seveyim lan. ama sen beni sevme, genelde beni sevince önce terk ediyorlar, sonra da geri dönmek istiyorlar. ha gitmem diyorsan, sevebilirsin. koşulsuz ve sınırsız bir sevgiye hayır demem.
sen mi? merak etme ben toprak gibiyim. sen bana verdikçe, ben sana çınar olurum. üstümüzden ne cinayetler, depresyonlar, orman yangınları, heyelanlar, darbeler geçti de yine ayaktayım. geberene dek ayatakyım. çünkü ben de bir gün toprak olacağım, gerçekten.
yaşamanın dayanılmaz ağırlığı ve ızdırabı ve diğer yandan da onun tatlılığı. ah ulan bu güzel paradoks..
o değil de sonunu bağlayamadım. sen toprağı son olarak say. çünkü hepimizin sonu, gerçekten toprak. heh bak şimdi bağladım.
çok uzun oldu kesin sonuna dek okumazsın sen sözlük yazarı ya da heyecanlı şapşal çaylak. okursan eğer, seni seviyorum lan. sen beni sevmesen de, sevmiyorsan da, sevmeyeceksen de.
devamını gör...
762.
birkaç gündür içimde tam olarak tarif edemediğim hisler dolaşıyor. hüzün gibi, efkar gibi. gitmiyor da, gitmesin. her duygunun yeri ayrı ve güzel, onlarla barışmayı ve onlarla yaşamayı öğreniyorum böylece.
devamını gör...
763.
umut ile umutsuzluğun karşı karşıya..
sürekli bir içsel çatışma içinde. ben hangisi olmalıyım kendime bunu yapmamalıyım deyip umut balonunu tutmakla boğuşuyorsun. tamam her şey'i yapabilecek güçteyim ama başarısızlık, beceriksizlik ve ait olamama duygusu hırpalamaz mı insanı? katlanamadığın düşünceler seni yeterince zorlarken devam edilmesi gereken hayatı düşünmek. o kadar yüzeysel, duygusuzca temel iç güdülerinle güdülmeyi beklemek bana cazip gelmiyor. bir arayışımız var ama belli sınırlar içinde. yeterince özgür kararlar verememek hem cesaretsizliğin hem daha kötüsü olma korkusuna düşürüyor. korkularla yaşıyorum. bunu yazarken ilk defa yaşıyoruz demeden kendim ile yüzleşerek yazdım. benim korkularım sahip çıkarım onlara. umudum var benim onları yenmeye olan inancım diyelim. sınırlardan çıkasım geliyor yüreğim pır pır ve yüreğim her defasında ağzımda. bu iki duyguyuda çok güçlü yaşıyorum. hem umudu hem umutsuzluğu..
sürekli bir içsel çatışma içinde. ben hangisi olmalıyım kendime bunu yapmamalıyım deyip umut balonunu tutmakla boğuşuyorsun. tamam her şey'i yapabilecek güçteyim ama başarısızlık, beceriksizlik ve ait olamama duygusu hırpalamaz mı insanı? katlanamadığın düşünceler seni yeterince zorlarken devam edilmesi gereken hayatı düşünmek. o kadar yüzeysel, duygusuzca temel iç güdülerinle güdülmeyi beklemek bana cazip gelmiyor. bir arayışımız var ama belli sınırlar içinde. yeterince özgür kararlar verememek hem cesaretsizliğin hem daha kötüsü olma korkusuna düşürüyor. korkularla yaşıyorum. bunu yazarken ilk defa yaşıyoruz demeden kendim ile yüzleşerek yazdım. benim korkularım sahip çıkarım onlara. umudum var benim onları yenmeye olan inancım diyelim. sınırlardan çıkasım geliyor yüreğim pır pır ve yüreğim her defasında ağzımda. bu iki duyguyuda çok güçlü yaşıyorum. hem umudu hem umutsuzluğu..
devamını gör...
764.
çekiçle felsefe yapmanın yolları veya dev yıkımın sağır edici ayak sesleri
büyükçe bir masa etrafında yaklaşık 15 kişiydik, bazılarımız yakın arkadaştı ve bu satıları yazmama sebep olan kişi benim için bunlardan biri değildi. kendisine t. diyeceğim. sarı ve dağınık saçlarını toplamış, açık kalan uzunca boynuna gümüş bir kolye takmıştı. hafif çıkık elmacık kemikleri ve iri, ela gözlerinden dolayı mimikleri çok gerçekçiydi. konuşurken kafasını muhatabına doğru uzatıyor ve gözlerini karşısındakinin gözlerine kitliyordu böylece karşısındaki pür dikkat dinlendiğine kani oluyor, lafı uzattıkça uzatıyordu. üstelik bazen böylesi bir dinleme karşıdakine içi boş bir özgüven bahşediyodu. öyle ki çoğu zaman t ile konuşanların bir süre sonra büyük laflar etmeye başladığına şahit oluyor, gülümsüyordum. beni böylesi zamanlarda yakalıyor ve gülümsememem gerektiğini söylemenin bir yolunu buluyordu. birkaç defa, başbaşa kalma fırsatı bulduğum anlarda ailesinden söz açacak oldum, kibar bir şekilde lafı ağzıma tıktı. etrafındakilerin, özenle seçtiği ve herkesin yaptığı gibi yalanlarla veya birkaç sansürle ilgi çekici hale getirmeye çalıştığı "sorunlarını" veya "maceralarını" yeri geldiğinde zevkle, yeri geldiğinde üzülerek dinlerken kendi hayatından en ufak bir ipucu almayı kimse başaramamıştı. açıkcası onun aramıza nasıl dahil olduğundan dahi tam olarak emin değildim. yemekten sonra kendisine evine kadar eşlik etmeyi teklif ettim, kabul etti ancak bunun nezaketen yapılan bir kabul olduğu ihtimali bile bana acı vermeye yetmişti. ancak bu ihtimalin kafamda canlanmasının sebebi kesinlikle teklifimi kabul ederken gösterdiği tereddüt değildi, aksine gayet içten bir ses tonuyla sevindiğini belli ederek kabul etti. kendisinin içtenliği, mutluluğu bazı zamanlar o denli büyük oluyordu ki, insanın böylesi küçük durumlarda bu denli büyük tepkilerin gerçekten verilebileceğine inanası gelmiyor, alaya alındığını veya bir şaka içerisinde olduğunu dahi düşünmeye başlayabiliyordu.
hava henüz aydınlıktı, yan yana yürürken bana hiçbir şey ifade etmeyen ve muhtemelen yüzde yetmişi yalan olan bir çok olay ve kişi için neler hissettiğini anlatıyordu. tüm konuşmamızdaki tek gerçek şeyin hisleri olduğunu, anlatılanların çoğunun palavra olduğunu söylemek istedim ancak anlatırken girip çıktığı ruh halleri ve yükseltip alçattığı ses tonu beni bunu yapmaktan alıkoydu. buna rağmen bir şekilde anlatıklarına ilgisiz kaldığımı anlamış olacak ki, birden sustu. aniden, cümlenin ortasında birden susunca uzun uzun ona bakarak devam etmesini bekledim, etmedi. elini kalbine götürerek öylece durmaya başladı, ben sürekli iyi olup olmadığını soruyor, git gide endişelenmeye başlıyordum. alel acele banka oturttum, elini kalbinden çekmiş yüzü bembeyaz olmuştu. hiçbir soruma cevap vermiyor, öylece gözlerimin içine bakıyor ve gülümsüyordu. endişelenmeye başlayıp, elimi telefona attım ancak bana engel oldu, gözleri dolmuştu, kısık ve yorgun bir sesle yapmamamı söyledi. ona sorularıma cevap vermesi karşılığında telefonu kenara koyacağımı söylesem de, böylesi bir durumda yardım amaçlı dahi olsa şantaj benzeri bir şey yapmak istemedim ve istediğini yaptım. benim de gözlerim dolmuş, ara ara hıçkırmaya başlamıştım. elbisesiyle gözlerimi sildi, aniden neşeli bir ses tonuyla masadaki sessizliğimin sebebini sordu, gülerek ancak ağlamaklı bir ses tonuyla masadakilerin bazılarıyla kavgalı olduğumu, anlattıklarının çoğunun yalan olduğunu bildiğimi ayrıca kendileriyle paylaşacak çok şeyim olmadığını söyledim. gözlerindeki yaşları silerken uzunca ve yüksek sesle kahkaha atmaya başladı. beni anladığını, anlatılan çoğu şeye inanacak kadar saf olmadığını ve bir oyun oynadığını söyledi. "gerçek veya yalan anlatılan her şey, anlatanın gerçeğinden taşar, yalan onu söyleyenin gerçeği hakkında bilgi vermekle kalmaz, onu söyleyenin özlemlerini ve olmak istediği şeyi de açığa çıkarır" dedi. etkilenmiş ve böyle düşünmesinden dolayı mutlu olmuştum. "o halde aslında yalan söyleyenlerden ziyade gerçeği olduğu gibi anlatanlar her şeyi ustalıkla gizliyor öyle mi?" diye sordum. dolan gözlerini kısıp gülerek onayladı. "bir de aramızda hiç konuşmadan, gerçek veya yalan hiçbir şey söylemeden çok şey saklayanlar var, onlara ne yapacağız?" diye sordum. suçluymuş gibi başını eğdi; "çözümü olmayan veya anlatıldığında mutlu etmeyecek hiçbir şey söylenmeye layık değildir, insan ile birlikte mezara gidip orada kaybolması gereken şeyleri başkalarının zihinlerinde yaşatmaya gerek yok" dedi. içime içime ağlamaya başladım. yutkunamıyor, kesik kesik nefes alıyordum sokaktan gelen sesler hem git gide yaklaşıyor hem de kısılıyordu. gözlerimi açtığımda hastanedeydim, herkese beni buraya getirenin nerede olduğunu sordum, cevap alamadım. çıktığımda kendisinden hiçbir şekilde haber alamadım, aylarca ulaşmaya çalıştım, gerçekten kaçıyordum bunu biliyordum ancak kabullenmem uzun zaman aldı. şimdi kimseyi rahatsız etmeden, olabildiğince naif ve mütevazı bir şekilde konup göçen gencecik biri, kendi acı gerçeklerini tarihe kazımadan onlarla birlikte 10 metre derinlikte 2 metrelik bir tahtanın içinde siz bunları okurken çürümeye devam ediyor. hayat da yaşam da budur.
büyükçe bir masa etrafında yaklaşık 15 kişiydik, bazılarımız yakın arkadaştı ve bu satıları yazmama sebep olan kişi benim için bunlardan biri değildi. kendisine t. diyeceğim. sarı ve dağınık saçlarını toplamış, açık kalan uzunca boynuna gümüş bir kolye takmıştı. hafif çıkık elmacık kemikleri ve iri, ela gözlerinden dolayı mimikleri çok gerçekçiydi. konuşurken kafasını muhatabına doğru uzatıyor ve gözlerini karşısındakinin gözlerine kitliyordu böylece karşısındaki pür dikkat dinlendiğine kani oluyor, lafı uzattıkça uzatıyordu. üstelik bazen böylesi bir dinleme karşıdakine içi boş bir özgüven bahşediyodu. öyle ki çoğu zaman t ile konuşanların bir süre sonra büyük laflar etmeye başladığına şahit oluyor, gülümsüyordum. beni böylesi zamanlarda yakalıyor ve gülümsememem gerektiğini söylemenin bir yolunu buluyordu. birkaç defa, başbaşa kalma fırsatı bulduğum anlarda ailesinden söz açacak oldum, kibar bir şekilde lafı ağzıma tıktı. etrafındakilerin, özenle seçtiği ve herkesin yaptığı gibi yalanlarla veya birkaç sansürle ilgi çekici hale getirmeye çalıştığı "sorunlarını" veya "maceralarını" yeri geldiğinde zevkle, yeri geldiğinde üzülerek dinlerken kendi hayatından en ufak bir ipucu almayı kimse başaramamıştı. açıkcası onun aramıza nasıl dahil olduğundan dahi tam olarak emin değildim. yemekten sonra kendisine evine kadar eşlik etmeyi teklif ettim, kabul etti ancak bunun nezaketen yapılan bir kabul olduğu ihtimali bile bana acı vermeye yetmişti. ancak bu ihtimalin kafamda canlanmasının sebebi kesinlikle teklifimi kabul ederken gösterdiği tereddüt değildi, aksine gayet içten bir ses tonuyla sevindiğini belli ederek kabul etti. kendisinin içtenliği, mutluluğu bazı zamanlar o denli büyük oluyordu ki, insanın böylesi küçük durumlarda bu denli büyük tepkilerin gerçekten verilebileceğine inanası gelmiyor, alaya alındığını veya bir şaka içerisinde olduğunu dahi düşünmeye başlayabiliyordu.
hava henüz aydınlıktı, yan yana yürürken bana hiçbir şey ifade etmeyen ve muhtemelen yüzde yetmişi yalan olan bir çok olay ve kişi için neler hissettiğini anlatıyordu. tüm konuşmamızdaki tek gerçek şeyin hisleri olduğunu, anlatılanların çoğunun palavra olduğunu söylemek istedim ancak anlatırken girip çıktığı ruh halleri ve yükseltip alçattığı ses tonu beni bunu yapmaktan alıkoydu. buna rağmen bir şekilde anlatıklarına ilgisiz kaldığımı anlamış olacak ki, birden sustu. aniden, cümlenin ortasında birden susunca uzun uzun ona bakarak devam etmesini bekledim, etmedi. elini kalbine götürerek öylece durmaya başladı, ben sürekli iyi olup olmadığını soruyor, git gide endişelenmeye başlıyordum. alel acele banka oturttum, elini kalbinden çekmiş yüzü bembeyaz olmuştu. hiçbir soruma cevap vermiyor, öylece gözlerimin içine bakıyor ve gülümsüyordu. endişelenmeye başlayıp, elimi telefona attım ancak bana engel oldu, gözleri dolmuştu, kısık ve yorgun bir sesle yapmamamı söyledi. ona sorularıma cevap vermesi karşılığında telefonu kenara koyacağımı söylesem de, böylesi bir durumda yardım amaçlı dahi olsa şantaj benzeri bir şey yapmak istemedim ve istediğini yaptım. benim de gözlerim dolmuş, ara ara hıçkırmaya başlamıştım. elbisesiyle gözlerimi sildi, aniden neşeli bir ses tonuyla masadaki sessizliğimin sebebini sordu, gülerek ancak ağlamaklı bir ses tonuyla masadakilerin bazılarıyla kavgalı olduğumu, anlattıklarının çoğunun yalan olduğunu bildiğimi ayrıca kendileriyle paylaşacak çok şeyim olmadığını söyledim. gözlerindeki yaşları silerken uzunca ve yüksek sesle kahkaha atmaya başladı. beni anladığını, anlatılan çoğu şeye inanacak kadar saf olmadığını ve bir oyun oynadığını söyledi. "gerçek veya yalan anlatılan her şey, anlatanın gerçeğinden taşar, yalan onu söyleyenin gerçeği hakkında bilgi vermekle kalmaz, onu söyleyenin özlemlerini ve olmak istediği şeyi de açığa çıkarır" dedi. etkilenmiş ve böyle düşünmesinden dolayı mutlu olmuştum. "o halde aslında yalan söyleyenlerden ziyade gerçeği olduğu gibi anlatanlar her şeyi ustalıkla gizliyor öyle mi?" diye sordum. dolan gözlerini kısıp gülerek onayladı. "bir de aramızda hiç konuşmadan, gerçek veya yalan hiçbir şey söylemeden çok şey saklayanlar var, onlara ne yapacağız?" diye sordum. suçluymuş gibi başını eğdi; "çözümü olmayan veya anlatıldığında mutlu etmeyecek hiçbir şey söylenmeye layık değildir, insan ile birlikte mezara gidip orada kaybolması gereken şeyleri başkalarının zihinlerinde yaşatmaya gerek yok" dedi. içime içime ağlamaya başladım. yutkunamıyor, kesik kesik nefes alıyordum sokaktan gelen sesler hem git gide yaklaşıyor hem de kısılıyordu. gözlerimi açtığımda hastanedeydim, herkese beni buraya getirenin nerede olduğunu sordum, cevap alamadım. çıktığımda kendisinden hiçbir şekilde haber alamadım, aylarca ulaşmaya çalıştım, gerçekten kaçıyordum bunu biliyordum ancak kabullenmem uzun zaman aldı. şimdi kimseyi rahatsız etmeden, olabildiğince naif ve mütevazı bir şekilde konup göçen gencecik biri, kendi acı gerçeklerini tarihe kazımadan onlarla birlikte 10 metre derinlikte 2 metrelik bir tahtanın içinde siz bunları okurken çürümeye devam ediyor. hayat da yaşam da budur.
devamını gör...
765.
masanın üzerindekilerle olağan kongremiz oldukça başarılı geçti.
sigarayla münasebetimiz biraz daha uzayacak
kahve beni dışlamayın diyor.
hoparlörden gelen müzik tehditler yağdırdı.
bir saatim var kırmızı. sana ihanet edeceğim var mısın oyuna dedi.
ben sinirlendim tabi.
yakarım ulan sizi dedim.
gittim mutfaktan biraz viski aldım kahvenin içine boca ettim.
20 sigarayı aynı anda yakıp masanın üzerine dizdim.
kırmızı saatimi beş saat geriye aldım kimdeymiş kontrol bilsin diye.
müziğe gelince.
onun himayesinden çıkamıyorum.
varsın tehdit etsin.
sigarayla münasebetimiz biraz daha uzayacak
kahve beni dışlamayın diyor.
hoparlörden gelen müzik tehditler yağdırdı.
bir saatim var kırmızı. sana ihanet edeceğim var mısın oyuna dedi.
ben sinirlendim tabi.
yakarım ulan sizi dedim.
gittim mutfaktan biraz viski aldım kahvenin içine boca ettim.
20 sigarayı aynı anda yakıp masanın üzerine dizdim.
kırmızı saatimi beş saat geriye aldım kimdeymiş kontrol bilsin diye.
müziğe gelince.
onun himayesinden çıkamıyorum.
varsın tehdit etsin.
devamını gör...
766.
hastayım. başım zonkluyor, her saniyede burnumu çekiyorum, boğazım ayrı gıcık, yutkunamıyorum, nefes almakta sıkıntı çekiyorum. bunlar yetmezmiş gibi duvarlar üstüme üstüme geliyor ne kadar kötü sıkıntı, olay, dert, tasa varsa beni buluyor. şu an hiçbir şey bilmeden bu yazıyı okuyan bir insan beni drama queen olarak görüyordur eminim. fakat değilim vallahi değilim ne oluyor ben de bilmiyorum. biri bana bu olumsuzluktan kurtulmanın çaresini acilen söylemeli, meditasyon desin başlarım. yoga yap desin yaparım. git amuda kalk geçecek desin kalkarım. sıkıldım artık bunaldım nedir böyle ben anlamadım çevremdekiler bile yiyip yiyip bitiriyor beni yavaş yavaş ben neye üzüleceğimi şaşırdım. kafayı sıyırıyorum galiba.
devamını gör...
767.
sinirlerime hakim olamayıp “nasıl ya, nasıl?” dediğim her durumda sakinleşip her açıdan bakmaya çalışıyorum. sinirim geçtiğinde söylediklerime pişman olup insanların kalbini kırarım diye tekrar tekrar tartıyorum kafamda. keşke insanların kalbini kırmadan önce durup bir daha düşünsek. zira kalp kırıklığı kolay kolay geçmiyor.
devamını gör...
768.
iki gün yokum, bülbüller susuyor, tık yok tık. cezam bitiyor döner dönmez şakımaya başlıyorlar, allahın bir hikmeti işte?
hikmet-i hüda, sual olunmuyor ama bu bir tesadüf mü acaba diye de düşündürmüyor değil.
neyse ya, bana ne.
1967 / trablusgarp / noter tasdikli.
hikmet-i hüda, sual olunmuyor ama bu bir tesadüf mü acaba diye de düşündürmüyor değil.
neyse ya, bana ne.
1967 / trablusgarp / noter tasdikli.
devamını gör...
769.
herhangi bir canlının değerinin olmadığı, suçluların utanmadığı, yüzsüzce ve yüzü kızarmadan yalan söyleyenlerin olduğu,hep başkası yerine utanmak zorunda kaldığımız,önlenebilir olaylar karşısında kılını kıpırdatmadan izin veren ve ön ayak olan sözüm ona büyük adamların artarak ve insanlıktan uzak boyutlarda sabır ve sinir zorlayarak rant peşinde koşmaya devam etmesi durumunun en çok yaşandığı memleketlerden birinde yaşıyor olmaktan bıktım,usandım,yoruldum, kahroldum,tükendim, yerim kalmadı. lanet olsun.yaşattıklarınızı yaşamadan ölmeyin emi.
devamını gör...
770.
haykırmalar gereksiz,
gönlünün sesi kısılmış.
gözlerini açık gören son kişiyim.
dilim varmıyor sevmiş bulundum.
dilim varmıyor artık eksiğim.
işte ordasın koca adam,
ben de yanına geldim.
ikimizde suskunuz.
karşılıklı oturduk;
telleri kopan keman gibi,
sessizliği çalıyoruz.
işte ordasın koca adam,
ben de yanına geldim.
az önce oradaydım;
uyandığıma emin değilim.
(özlemtekininrastaları)
gönlünün sesi kısılmış.
gözlerini açık gören son kişiyim.
dilim varmıyor sevmiş bulundum.
dilim varmıyor artık eksiğim.
işte ordasın koca adam,
ben de yanına geldim.
ikimizde suskunuz.
karşılıklı oturduk;
telleri kopan keman gibi,
sessizliği çalıyoruz.
işte ordasın koca adam,
ben de yanına geldim.
az önce oradaydım;
uyandığıma emin değilim.
(özlemtekininrastaları)
devamını gör...
771.
772.
bir küçücük aslancık varmış
aslan ortak nokta
aslan bir çok şeyin ortak noktası
aslanların yolu kesişiyor
ama bu aslanlar
öyle bildiğiniz aslanlardan değil
yanlışlıkla aslan olmuşlar
zaten aslana benzer bi halleri de yok
tembel olmaları dışında
bir de seviliyorlar
en iyisi uyumak
çaresiz,
sıcağa teslim olmak...
aslan ortak nokta
aslan bir çok şeyin ortak noktası
aslanların yolu kesişiyor
ama bu aslanlar
öyle bildiğiniz aslanlardan değil
yanlışlıkla aslan olmuşlar
zaten aslana benzer bi halleri de yok
tembel olmaları dışında
bir de seviliyorlar
en iyisi uyumak
çaresiz,
sıcağa teslim olmak...
devamını gör...
773.
buradan ulaşmam doğru mu bilmiyorum ama eğer görsel sanatlar öğretmeni olan birisi varsa bana ulaşabilir mi? yardım almak istediğim bir konu varda.
devamını gör...
774.
her aksam her sabah senin için hazirlanirdim ben
biri için hazirlanmak ne aciklidir oysa
keza bunu bilecek kadar olgun, anlamayacak kadar çocuktum daha
kendimi görmek istediğim tek yer kahverengi gözlerinde ışıldayan aksimdi artik
kınadığım her şeyi yaşadığim gibi
aşik ve biçare kadinlardan biriyim simdi
altinda ezilecek kadar ağir esasen hisettiklerim
aldığim nefesi veremeden diğerini aldiracak kadar fazla
kalbim duracak kadar özgürüm sanki
ve hapsolduğum zindanı göremeyecek kadar mahkum
bu hastalıkla yaşamali insan asirlarca hiç şikayet etmeden
ta ki katilinin aşk olduğu bilinmeyen bi cenaze olana kadar.
biri için hazirlanmak ne aciklidir oysa
keza bunu bilecek kadar olgun, anlamayacak kadar çocuktum daha
kendimi görmek istediğim tek yer kahverengi gözlerinde ışıldayan aksimdi artik
kınadığım her şeyi yaşadığim gibi
aşik ve biçare kadinlardan biriyim simdi
altinda ezilecek kadar ağir esasen hisettiklerim
aldığim nefesi veremeden diğerini aldiracak kadar fazla
kalbim duracak kadar özgürüm sanki
ve hapsolduğum zindanı göremeyecek kadar mahkum
bu hastalıkla yaşamali insan asirlarca hiç şikayet etmeden
ta ki katilinin aşk olduğu bilinmeyen bi cenaze olana kadar.
devamını gör...
775.
kuşlar, yuvalarında rahat değil.
artık onlar için en büyük aydınlık güneş değil.
kediler artık köpeklerden korkmuyor.
insanlar kadar korkunç değil.
ağaçlar kesilmenin acısını unuttu
yanmak kadar acı değil.
artık onlar için en büyük aydınlık güneş değil.
kediler artık köpeklerden korkmuyor.
insanlar kadar korkunç değil.
ağaçlar kesilmenin acısını unuttu
yanmak kadar acı değil.
devamını gör...
776.
içinde adım yazan bir tanım bıraktın giderken, dönüp dolaşıp onu okuyor, o tanımın içindeki şarkıda boğuluyorum. adımı duymak, okumak hiç bu kadar zor gelmemişti.
oysa senin adının yanına yakışmıştım, sen bahçe ben rüzgâr, bir de denizi alacaktık ardımıza, sonrası hep iyilik güzellik.
geçen gün iskeleye gittim, sensiz oldu ama kusura bakma. yine de attığım ilk adımdan son tekerlek dönüşüne kadar her saniye aklımdaydın. ev vardı, ben vardım, seneler sonra gelen yaşama gücü vardı, bahçedeki zakkum kokuyordu, denizin iyotu tam kıvamındaydı, hanımelini ve limon ağacını dikeceğim yerleri sana soracaktım tam; yoktun...
bak işte bu çok kötü, yarım kalmışlığın bile yarısında kalmışım, öyle acımasız. vicdan azabı insanın içinde bir yerde asılı kalır ya, bilirsin belki o ağırlığı, öyle bir ağırlık.
olması lazım, olmaması lazım, yok, eksik, natamam, haber, deniz, kahve, çamur, şarkılar, urla, limon ağacı, hanımeli, didoş, bakılmayan bir mutsuz, kendine bakamayan ben, yarım kalmış bir şarkıda sen..
haksızlık çok hadsiz ve sensizlik çok haksız!
oysa senin adının yanına yakışmıştım, sen bahçe ben rüzgâr, bir de denizi alacaktık ardımıza, sonrası hep iyilik güzellik.
geçen gün iskeleye gittim, sensiz oldu ama kusura bakma. yine de attığım ilk adımdan son tekerlek dönüşüne kadar her saniye aklımdaydın. ev vardı, ben vardım, seneler sonra gelen yaşama gücü vardı, bahçedeki zakkum kokuyordu, denizin iyotu tam kıvamındaydı, hanımelini ve limon ağacını dikeceğim yerleri sana soracaktım tam; yoktun...
bak işte bu çok kötü, yarım kalmışlığın bile yarısında kalmışım, öyle acımasız. vicdan azabı insanın içinde bir yerde asılı kalır ya, bilirsin belki o ağırlığı, öyle bir ağırlık.
olması lazım, olmaması lazım, yok, eksik, natamam, haber, deniz, kahve, çamur, şarkılar, urla, limon ağacı, hanımeli, didoş, bakılmayan bir mutsuz, kendine bakamayan ben, yarım kalmış bir şarkıda sen..
haksızlık çok hadsiz ve sensizlik çok haksız!
devamını gör...
777.
aşırı fedakar iyilik meleği pozlarında olan insanlardan hep korkmuşumdur.. çünkü o fedakarlıklar hiçbir zaman boşuna değildir. birini kontrol etmenin en kolay yolu, onun yapabileceği işleri bile hallederek ona bir konfor alanı oluşturmaktır, böylece o alan için kalmasını sağlayarak çizdiği sınırların dışına çıkamayacak kadar onu kendine bağımlı hale getirir. aşırı fedakarlık, egonun oyunlarından biridir. aşırı fedakar insan, belli bir süre sonra aşırı talepkar birine dönüşecektir. ettiği fedaların kârının beklentisi içine girecek ve beklentisi karşılanmadıkça karşısındaki kişiye hayatı zindan edecektir. zaten onun beklentisini karşılamak da mümkün değildir, çünkü yara çok derinlerdedir ve karşısındakinden asla yapması mümkün olmayan bir şeyi *istemektedir. hayatınızda böyle biri varsa, kendi yapabileceğiniz işleri onun yapmasına izin vermeyin, adım adım kendi işlerinizi yapmayı öğrenin, "dur ben yaparım" demesine bile müsaade etmeden kendi sorumluluklarınızı üstlenmeyi öğrenin. kendi hayatının kontrolünü/sorumluluğunu üstlenmeyenler, maalesef ki aşırı fedakar biri kılığındaki bu talepkarların elinde oyuncak oluyor... yani her şey dönüp dolaşıp kendi sorumluğunu üstlenmeye geliyor...
devamını gör...
778.
saat oldum
sanki benim akrep diye dönen
olsa kudretim
bir çırpıda set çeksem dalgalara
sonra istediğim yangına savursam
bu sıcakta sadece
üşütür müyüm acaba diye düşünsem
rüzgar her ne kadar tatlı esse de
ufuklara doğru
terimin son damlasına kadar koşsam
biri beni uyuştursa
sorgu odası gerçek oldu#932015
keşke dişim ağrısa
keşke...
sanki benim akrep diye dönen
olsa kudretim
bir çırpıda set çeksem dalgalara
sonra istediğim yangına savursam
bu sıcakta sadece
üşütür müyüm acaba diye düşünsem
rüzgar her ne kadar tatlı esse de
ufuklara doğru
terimin son damlasına kadar koşsam
biri beni uyuştursa
sorgu odası gerçek oldu#932015
keşke dişim ağrısa
keşke...
devamını gör...
779.
şu “kalite kokan” kalıbını kullananların ayaklarının da kokmasını diliyorum kokan bi kalite varsa onun da allah belasını versin..
devamını gör...
780.
kim üzdü seni gökyüzü, dinmek bilmedi gözyaşın? ya bu öfken, haykırışın ?
insanoğlu değil mi,
bu denli can sıkan, üzen, sinirlendiren...
öylesine benciller ki gökyüzü,
gözyaşlarını bile kendilerine bereket sanırlar..
insanoğlu değil mi,
bu denli can sıkan, üzen, sinirlendiren...
öylesine benciller ki gökyüzü,
gözyaşlarını bile kendilerine bereket sanırlar..
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2