normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
5161.
"on sekiz, on dokuz, yirmi'ye bi geldin mi sen? yirmi'ye geldin bitti her şey çünkü artık her şeyi net görmeye başlıyorsun. insanları, insanların yüzünü, o sadakatsizliğini, o yalanlarını, çıkarcılığını, bencilliğini. bunlar ben yirmi iki yaşında olduğum için değil. tecrübe, tecrübe!neyse... "
devamını gör...
5162.
bilemiyorum altan.
devamını gör...
5163.
karalaya karalaya kalem bitti
defter perişan oldu
bu başıma gelenler satırlara sığmaz oldu
defter perişan oldu
bu başıma gelenler satırlara sığmaz oldu
devamını gör...
5164.
selam ben geldim,
aklımda hiç yoktu ama biraz döküleyim istedim.
çok sıkılıyorum. bugünlerde hissettiğim tek şey sıkılmak. olandan bitenden hayatımdaki insanların dengesizliklerinden, kendilerince bir kılıf bulup o kılıfın üstüme uydurulmaya çalışılmasından.. ve ona bakıp kendi kendinize kararlar almanızdan…anlamıyorum ve artık anlamaya çalışmak da istemiyorum.
sandığınız kişi değilim. olmaya da niyetim yok..
hayatımda hissettiğim en ciddi yeter duygusu bambaşka bir dünyanın kapılarının açtı. ve şimdi de yeter bence..
benden bu kadar. tutamam. tutmaya da çalışmıyorum.
kendimi değersiz hissetmekten nefret ediyorum.. yapmayın.
çok sıkıldım demiş miydim?
teşekkürler.
aklımda hiç yoktu ama biraz döküleyim istedim.
çok sıkılıyorum. bugünlerde hissettiğim tek şey sıkılmak. olandan bitenden hayatımdaki insanların dengesizliklerinden, kendilerince bir kılıf bulup o kılıfın üstüme uydurulmaya çalışılmasından.. ve ona bakıp kendi kendinize kararlar almanızdan…anlamıyorum ve artık anlamaya çalışmak da istemiyorum.
sandığınız kişi değilim. olmaya da niyetim yok..
hayatımda hissettiğim en ciddi yeter duygusu bambaşka bir dünyanın kapılarının açtı. ve şimdi de yeter bence..
benden bu kadar. tutamam. tutmaya da çalışmıyorum.
kendimi değersiz hissetmekten nefret ediyorum.. yapmayın.
çok sıkıldım demiş miydim?
teşekkürler.
devamını gör...
5165.
gece uyumadan önce hala düşünüyorum seni. hani unutmak daha kolay olacaktı
devamını gör...
5166.
bazen kelimeler boğazıma düğümleniyor… içimde koca bir deniz kabarıyor ama kıyıya vuran tek şey suskunluğum oluyor. sana anlatmak istediklerim çok, ama doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. belki de korkuyorum… kırıldığını bilmekten, gözlerinde o uzak bakışı görmekten, bana dair inancının yavaş yavaş silinmesinden.
ben hata yaptım… hem de seni en çok sevmem gereken yerde, sana en çok güven vermem gereken zamanda. o an ne düşündüğümü, neden böyle davrandığımı anlatmaya çalışsam bile biliyorum ki kırdığım o narin güveni bir anda onaramam. ama bil ki yaptığım şey asla seni değersiz görmekten ya da sevgimi sorgulamaktan değildi. belki farkında olmadan sana acı verdim, belki de kendime bile açıklayamadığım bir anlık düşüncesizlikti… ama kalbimdeki yerin hiç değişmedi.senin yokluğun, sessiz bir fırtına gibi… dışarıdan sakin görünen ama içimde koca bir yıkım yaratan. gözlerimin baktığı her yerde sen varsın ama ellerim sana uzanamıyor. sesini duymadan geçen her gün, eksik bir gün gibi geliyor. yastığa başımı koyduğumda, günün bütün gürültüsü sustuğunda, kalbimin en derin yerinden senin adın yankılanıyor.keşke zamanı geri sarabilsem,o tartışma hiç yaşanmasa, o yanlış kelimeler ağzımdan hiç çıkmasa, sana bir kere bile olsun "haklısın" demeyi ertelemeseydim. çünkü şimdi biliyorum ki bazen haklı olmak değil, sevdiğini korumak daha önemliymiş.biliyorum, güven yeniden inşa edilir ama bu zaman alır. ben beklemeye hazırım. ne kadar sürerse sürsün, sana kendimi yeniden kanıtlamak, seni yeniden güldürmek, seni yeniden huzurlu hissettirmek istiyorum. çünkü sen benim en değerli parçam, en sessiz dualarım, en güzel tesadüfümsün.senin gülüşünle aydınlanıyor günlerim, senin bakışında buluyorum bütün huzurumu. senin varlığında öğreniyorum, "ev" dediğimiz şeyin aslında bir insan olduğunu.
eğer bir gün tekrar elini tutmama izin verirsen, bu kez daha sıkı tutacağım. seni yalnız bırakmayacağım, seni kırmayacağım. konu ne olursa olsun, susmak yerine anlatacağım, kaçmak yerine sarılacağım. çünkü öğrendim ki sevdiğin yanındayken hiçbir şey çözümsüz değil.sen... kalbimin en çok sevdiği, en çok korumak istediği, en çok değer verdiği yerdesin. ve ben, hayatımın geri kalanını bu sevgiyi hak ettiğini sana göstermek için geçirmek istiyorum. belki binlerce kez "seni seviyorum" diyeceğim ama her seferinde ilk kez söylüyormuş gibi. çünkü senin kalbinde yeniden yer bulmak için, bütün gururumu, bütün inatlarımı bir kenara bırakmaya hazırım.
sen yeter ki bana inan… ben bu sefer yarım kalmayacağım.tamamlanacak ve ellerini hiç bırakmayacağım ve ben bla bla
ayyy amma karardı içim öhö öhmmmm
ben hata yaptım… hem de seni en çok sevmem gereken yerde, sana en çok güven vermem gereken zamanda. o an ne düşündüğümü, neden böyle davrandığımı anlatmaya çalışsam bile biliyorum ki kırdığım o narin güveni bir anda onaramam. ama bil ki yaptığım şey asla seni değersiz görmekten ya da sevgimi sorgulamaktan değildi. belki farkında olmadan sana acı verdim, belki de kendime bile açıklayamadığım bir anlık düşüncesizlikti… ama kalbimdeki yerin hiç değişmedi.senin yokluğun, sessiz bir fırtına gibi… dışarıdan sakin görünen ama içimde koca bir yıkım yaratan. gözlerimin baktığı her yerde sen varsın ama ellerim sana uzanamıyor. sesini duymadan geçen her gün, eksik bir gün gibi geliyor. yastığa başımı koyduğumda, günün bütün gürültüsü sustuğunda, kalbimin en derin yerinden senin adın yankılanıyor.keşke zamanı geri sarabilsem,o tartışma hiç yaşanmasa, o yanlış kelimeler ağzımdan hiç çıkmasa, sana bir kere bile olsun "haklısın" demeyi ertelemeseydim. çünkü şimdi biliyorum ki bazen haklı olmak değil, sevdiğini korumak daha önemliymiş.biliyorum, güven yeniden inşa edilir ama bu zaman alır. ben beklemeye hazırım. ne kadar sürerse sürsün, sana kendimi yeniden kanıtlamak, seni yeniden güldürmek, seni yeniden huzurlu hissettirmek istiyorum. çünkü sen benim en değerli parçam, en sessiz dualarım, en güzel tesadüfümsün.senin gülüşünle aydınlanıyor günlerim, senin bakışında buluyorum bütün huzurumu. senin varlığında öğreniyorum, "ev" dediğimiz şeyin aslında bir insan olduğunu.
eğer bir gün tekrar elini tutmama izin verirsen, bu kez daha sıkı tutacağım. seni yalnız bırakmayacağım, seni kırmayacağım. konu ne olursa olsun, susmak yerine anlatacağım, kaçmak yerine sarılacağım. çünkü öğrendim ki sevdiğin yanındayken hiçbir şey çözümsüz değil.sen... kalbimin en çok sevdiği, en çok korumak istediği, en çok değer verdiği yerdesin. ve ben, hayatımın geri kalanını bu sevgiyi hak ettiğini sana göstermek için geçirmek istiyorum. belki binlerce kez "seni seviyorum" diyeceğim ama her seferinde ilk kez söylüyormuş gibi. çünkü senin kalbinde yeniden yer bulmak için, bütün gururumu, bütün inatlarımı bir kenara bırakmaya hazırım.
sen yeter ki bana inan… ben bu sefer yarım kalmayacağım.tamamlanacak ve ellerini hiç bırakmayacağım ve ben bla bla
ayyy amma karardı içim öhö öhmmmm
devamını gör...
5167.
oğuz atay’ın tehlikeli oyunlar romanında dediği gibi: “kafam cam kırıklarıyla dolu, doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?” işte öyle hissediyorum. çok yoruldum… her şeyden, herkesten. rüzgarda savrulmuş bir yaprak gibi; yere düşmüş ama kalkmak da istemeyen biri gibi. gülerken ağlamaya başlamak gibi. kendim hariç herkesin iyi olmasını, mutlu olmasını dilemek ama kendimi daima görmemek… kendimden kaçtıkça, yine olduğum yerde bulmak. gerçekten “yoruldum” demiş miydim?
devamını gör...
5168.
depremden ötürü yine en kötü ihtimallerin peşinde sürükleniyorum.
aslında konu sadece deprem falan da değil, ülkede yaşanan birçok şey.
şu ülkede yaşarken en çok üzüldüğüm şeylerden biri de bazı kesimlerde bulunmayan hiçbir canlının, insanın hiçbir kıymetinin olmayışı.
doğru düzgün yaşayamazsın, ecelinle bile ölemezsin, silkimsonik bir ihmalin kurbanı olarak bir daha hatırlanmayacak, belki adı bile anılmayacak biri olarak ölüp gidersin.
adına da kader derler, belki onu bile diyemeyecekleri kadar bilinmez olursun.
bu şekilde hayatını kaybeden kaç tane insan vardır kim bilir.
insanı geçtim hayvanların bile ölüm şeklini değiştirebilecek bir memleket gerçi.
önlem alınmadığı için kül olan hayvanlara mı üzüleyim yoksa enkazda çaresizce ölen insanlara mı?
ülkenin insanı soktuğu psikolojisi içerisinde insanların gerçekleştirdiği intiharlara mı?
hepsi bir tür cinayetten ibaret geliyor.
kendi ülkemde kendi ülkemin koltuğundakilerin işlediği cinayetlere tanık oluyorum.
aslında konu sadece deprem falan da değil, ülkede yaşanan birçok şey.
şu ülkede yaşarken en çok üzüldüğüm şeylerden biri de bazı kesimlerde bulunmayan hiçbir canlının, insanın hiçbir kıymetinin olmayışı.
doğru düzgün yaşayamazsın, ecelinle bile ölemezsin, silkimsonik bir ihmalin kurbanı olarak bir daha hatırlanmayacak, belki adı bile anılmayacak biri olarak ölüp gidersin.
adına da kader derler, belki onu bile diyemeyecekleri kadar bilinmez olursun.
bu şekilde hayatını kaybeden kaç tane insan vardır kim bilir.
insanı geçtim hayvanların bile ölüm şeklini değiştirebilecek bir memleket gerçi.
önlem alınmadığı için kül olan hayvanlara mı üzüleyim yoksa enkazda çaresizce ölen insanlara mı?
ülkenin insanı soktuğu psikolojisi içerisinde insanların gerçekleştirdiği intiharlara mı?
hepsi bir tür cinayetten ibaret geliyor.
kendi ülkemde kendi ülkemin koltuğundakilerin işlediği cinayetlere tanık oluyorum.
devamını gör...
5169.
/şişirdiğiniz balondan egolarınızın kokusu çürümüş et gibi yayılmış ortalığa. sadece tiksinerek bakıyorum uzaktan. bana kalsa hayatımdaki üç beş insan dışında hiç kimseyle iletişim kurmam. ama insanın zayıf tarafından açığa çıkmış toplum denen yozlaşmış birliktelik etrafımı aç kurtlar gibi sarıp sarmalamış. kurduğunuz sistemlerde boğulup, gördüğünüz her şeye inanarak geçirdiğiniz boş hayatlarınızın kimsenin gözünde bir değeri yok, benimki de dahil. bugüne kadar yaşamış binlerce insan ve varlık gibi silinip gideceksiniz ve tarih dediğimiz tozlu sayfalar birkaçınız hariç herkesi çiğneyip yutacak. peydahladığınız çocuklar bile bu dünyadaki varlığınızı tutmaya yetmeyecek çünkü zamanla onların hafızasından bile silineceksiniz. hayatı biraz da olsa yaşanılır kılmak için taktığınız pembe gözlükler gözünüzü bozuyor farkında bile değilsiniz. hoş, farkında olmamanız daha iyi gerçi. ne olursa olsun anlamsız kargaşa bütünlüğünde birilerinin yaşamayı becerebiliyor olması da bir başarı sonuçta./
bu aralar biraz gerginim de, çok belli oluyor mu?
bu aralar biraz gerginim de, çok belli oluyor mu?
devamını gör...
5170.
5171.
karalanmış karalar, silmek daha zor.
tebaa çıkar, saraydan çıkmak şaha zor.
çölde bile değilken görmek vaha, zor.
cevaptan korkarım, sormak allaha, zor.
tebaa çıkar, saraydan çıkmak şaha zor.
çölde bile değilken görmek vaha, zor.
cevaptan korkarım, sormak allaha, zor.
devamını gör...
5172.
birkaç gün önce kitapçıda tanışan çiftlerle ilgili bir şeyler okumuştum. ömrüm kitapçıda geçiyor başıma hiçbir şey gelmiyor derken yine bir şey gelmedi.
geçen perşembe ankara'ya giriş yaptım. derin bir nefes aldım. hayat çektim ciğerlerime. oh be dedim. burası benim evim.
cuma sabahı kızılay'da birkaç işim vardı. işleri sıraya koymaya çalıştım kafamda. önce bir simit çay yapılacak. sonra kuaföre gidilecek ve sonra kolej'de arkadaşla buluşulacak.
önce kuaföre gideyim çıksın aradan dedim. sonra simit yerim. e bu sefer de simit üstüne yemek için arkadaşla buluşmak saçma olacaktı. e iyi o zaman önce simit yiyeyim sonra kuaföre geçerim. hem geri de dönmemiş olurum. oradan kolej'e devam ederim. iyi fikir bu dedim. güzel fikir.
ve kendimi dost'ta buldum. haydaaaaa dedim kendi kendime. ne ara getirdi beni ayaklarım yine buraya? tamam. bir şey almayacağım. bir şey almayacağım diyerek hemen dergi rafına döndüm. sakindi dost. sabah erken. ehhh dedim gezerim uzun uzun. elime aldığım ilk dergide gözüme çarpan bi isme "her b*ku da bilmezsin." i yapıştırdım. ve döndüm. yeni çıkanlar/ çok satanlar sütununun önünde biri kafasını eğmiş eline aldığı kitabı inceliyordu. "o nasıl tişört?" diyerek devam ettim arka tarafa. oradaki yeni çıkan alanıma dair kitaplara bakıp sonra sola dönüp belli raflara bakacak ve çıkıp gidecektim simit yemeye.
olmadı.
hayat malum biz planlar yaparken başımıza gelenler.
ilk adımı gerçekleştirdim. yeni çıkan sütununu geçtim ve ilk kitaplara bakıyordum ki tuhaf tişörtlü adamın bana doğru yaklaştığını gördüm gözümün ucuyla. ister istemez baktım ve göz göze geldik. bi an ben ona baktım o da bana baktı. ben boş bakıyordum ama o sorgulayarak bakıyordu. benim boş bakmam biraz uzun sürmüş olacak ki on küsur yıl önce mezun olduğum okulun adını söyledi. bu sefer o okula dair herkesi aklımdan geçirerek bir de alıcı gözle baktım ve "ahmet!" dedim. hiç düşünmeden dedim. bi anda dedim. "ulan neydi bu çocuğun adı?" demeden dedim. sadece ağzımdan çıktı. "ahmet."
kendi adımı söyleyerek elimi uzattım ve ayaküstü muhabbet etmeye başladık. ahmet benden iki sene önce mezun olmuştu. demek ki birbirimizi 15 yıldır görmüyorduk. (ben arada 2-3 kez görmüştüm kendisini. biraz da stalk) nerelerdesin ne yapıyorsun? aa çok güzel. sen? işte ben de bıdıı dbdıdııd aaa çok güzel. eee biz baya baya muhabbet ediyorduk. e biz okurken muhabbet etmiyorduk ki. ne oldu şimdi? hem ben simit yiyecektim. offf ama ahmet de bırakılmaz ki şimdi 15 senenin üstüne. çocuk beni görmüş. tanımış. üstüne selam vermiş. 15 sene önce etmediğimiz muhabbeti ediyoruz. ben ahmet'i orada bırakacağım? mümkün değil. e ama çay simit. o da bırakılmaz. yapıştırdım teklifi:
"vaktin varsa benimle simit yemek ister misin?"
"olur." dedi ahmet. geldi ahmet benimle. şaka gibi. gelmez sandım. olmaz sandım. öylesine bi teklifti. ama geldi.
ben kitap bakacaktım. dost'u turlayacaktım. hepsi uçtu gitti aklımdan. ahmet'i kaptığım gibi çıktım.
"belli bi yer var mı gittiğin?" dedim. "hiç fark etmez. bilmem de zaten." dedi. dedim "ben bilirim." götürdüm benim simitçime. iki çay iki simit söyledik. sanki en son geçen hafta görüşmüşüz gibi muhabbet ettik. simit gecikti. kalktık istedik. birer çay daha istedik. konuştuk da konuştuk. konuşması güzel de ahmet gözlerimin içine bakıyor. ahmet öyle gülümsüyor ki içim gidiyor. ahmet şerefisizi madem böyle bakacaktın bana neden 15 sene sonra sabahın köründe bi dükkanda denk düşmemizi bekledin?
konuşuyor ahmet, anlatıyor. hafiften de yürüyor. tamam hoşuma da gidiyor ama stalk perilerim beni yanıltmıyorsa ahmet evli. boşanmıştır belki diyorum. ya da ben saçmalıyorum adam sadece eski bi arkadaşı ile karşılaştığı için mutlu diyorum. la bırak diyorum sonra. kim sana böyle baktı daha önce? tadını çıkar sektör et diyorum.
eeee ben kuaföre gidecektim. hof. neys. kalkayım da gideyim diyorum. "öğlen bi arkadaşımla buluşmam gerek." "öğlene daha çok var." diyor. bırakmıyor. inanamıyorum. "o zaman bi kahve ısmarlayayım sana. buradan kalkalım." diyorum. hesap kavgası yapıyoruz. (yerim.) tabii ki benim mekânımda ben ödüyorum. çıkıyoruz. "ilk defa geldim buraya. şimdi hep aklıma sen gelirsin." diyor. ağzı hâlâ laf yapıyor şerefsizin.
simitçiden çıkınca "dişimde bir şey kaldı mı?" diye dişlerim gösteriyorum. "samimiyetin harika" diyor. kırk yaşımda bir de yanında kasılamayacağım cağnım. özenirken de sallamadın. şimdi de özenmiyorum hadi bakalım. barbar yanımla tanış.
sakarya'ya geçiyoruz. tam bi kafeye geçeceğiz. aklıma başka bir yer geliyor. "seni benim için çok özel bi yere götüreyim mi?" diyorum. "mutlu olurum." diyor. babacan çay ocağına geçiyoruz. birer çay da orada yuvarlıyoruz. eski günlerden konuşuyoruz. üniversiteden. bölümden. tiyatro kulübünden. "komiktin." diyorum. "hâlâ güldürebiliyorum ama seni." diyor. aradaki 15 seneyi konuşuyoruz. evlenmiş. iki de çocuk. bir kız bir oğlan. hayaller. hayatlar. gerçekleşenler. içimizde kalanlar.
"sen neden karşılaşınca adını söyledin? tanımıyor muyum seni sanki?" diyor. "beni bildiğini bilmiyordum." diyorum. "biliyorum tabii ki neden bilmeyeyim?" diyor. "o zamanlar götünde gezdik. onu da bildin mi?" diyemiyorum.
babacan'dan kalkıp kahve içmeye gidiyoruz. bırakmıyor. asla bırakmıyor. o ısmarlayacakmış. öğlen oldu. kuaför kaldı. bari arkadaşa geçeyim. bırak beni. daha fazla anıya gerek yok gerçekten.
sakarya'daki zincir kahvecilerden birindeyiz. mekânın o kısmında yalnızca ikimiz. muhabbet dertleşmeye döndü. eski günler. ortak arkadaşlar. başarılamayanlar. arada zarf atmalar. (yemezler.)
"ben" dedim "artık gideyim."
"bırakayım." dedi.
dedim "etme."
ısrar etti. benimle kolej'e kadar yürüdü. o zehri attı bi kere. benimle yürüdü. konuşa konuşa, güle güle, saya söve yürüdük kolej'e kadar. arkadaşımın çalıştığı okulun kapısına geldiğimizde "numaramı istersin artık heralde." dedim. aldı. sonra sarıldım. on beş senelik sarıldım. o ara arkadaşım geldi. bir de onunla tanıştı. ayrıldık.
bir süre sonra mesaj yazmış. konuşabilir miyiz diye. aradım. konuştuk.
"başka türlü olsaydı nasıl olurdu diye düşündüm." dedi.
"o zamanlar senden bir ses bekledim." dedi.
"ben seni çok özgüvenli gördüm." dedi.
"bu sabah bana çok iyi geldi." dedi.
"ne fark eder ahmet?" dedim.
"haklısın." dedi.
"muhabbet ederiz ama ben mutlu oldum seni gördüğüme." dedim.
"öyle özgür biri değilim." dedi.
kapattık.
3-5 gün ses çıkmadı.
hani belki yine benden bekliyorsa diye az önce üniversitede oynadığı oyunun bi videosunu bulup gönderdim yutuptan.
"hocam bunu nereden buldun? nereden çıktı? duygulandırdın beni. selamlar."
geçen perşembe ankara'ya giriş yaptım. derin bir nefes aldım. hayat çektim ciğerlerime. oh be dedim. burası benim evim.
cuma sabahı kızılay'da birkaç işim vardı. işleri sıraya koymaya çalıştım kafamda. önce bir simit çay yapılacak. sonra kuaföre gidilecek ve sonra kolej'de arkadaşla buluşulacak.
önce kuaföre gideyim çıksın aradan dedim. sonra simit yerim. e bu sefer de simit üstüne yemek için arkadaşla buluşmak saçma olacaktı. e iyi o zaman önce simit yiyeyim sonra kuaföre geçerim. hem geri de dönmemiş olurum. oradan kolej'e devam ederim. iyi fikir bu dedim. güzel fikir.
ve kendimi dost'ta buldum. haydaaaaa dedim kendi kendime. ne ara getirdi beni ayaklarım yine buraya? tamam. bir şey almayacağım. bir şey almayacağım diyerek hemen dergi rafına döndüm. sakindi dost. sabah erken. ehhh dedim gezerim uzun uzun. elime aldığım ilk dergide gözüme çarpan bi isme "her b*ku da bilmezsin." i yapıştırdım. ve döndüm. yeni çıkanlar/ çok satanlar sütununun önünde biri kafasını eğmiş eline aldığı kitabı inceliyordu. "o nasıl tişört?" diyerek devam ettim arka tarafa. oradaki yeni çıkan alanıma dair kitaplara bakıp sonra sola dönüp belli raflara bakacak ve çıkıp gidecektim simit yemeye.
olmadı.
hayat malum biz planlar yaparken başımıza gelenler.
ilk adımı gerçekleştirdim. yeni çıkan sütununu geçtim ve ilk kitaplara bakıyordum ki tuhaf tişörtlü adamın bana doğru yaklaştığını gördüm gözümün ucuyla. ister istemez baktım ve göz göze geldik. bi an ben ona baktım o da bana baktı. ben boş bakıyordum ama o sorgulayarak bakıyordu. benim boş bakmam biraz uzun sürmüş olacak ki on küsur yıl önce mezun olduğum okulun adını söyledi. bu sefer o okula dair herkesi aklımdan geçirerek bir de alıcı gözle baktım ve "ahmet!" dedim. hiç düşünmeden dedim. bi anda dedim. "ulan neydi bu çocuğun adı?" demeden dedim. sadece ağzımdan çıktı. "ahmet."
kendi adımı söyleyerek elimi uzattım ve ayaküstü muhabbet etmeye başladık. ahmet benden iki sene önce mezun olmuştu. demek ki birbirimizi 15 yıldır görmüyorduk. (ben arada 2-3 kez görmüştüm kendisini. biraz da stalk) nerelerdesin ne yapıyorsun? aa çok güzel. sen? işte ben de bıdıı dbdıdııd aaa çok güzel. eee biz baya baya muhabbet ediyorduk. e biz okurken muhabbet etmiyorduk ki. ne oldu şimdi? hem ben simit yiyecektim. offf ama ahmet de bırakılmaz ki şimdi 15 senenin üstüne. çocuk beni görmüş. tanımış. üstüne selam vermiş. 15 sene önce etmediğimiz muhabbeti ediyoruz. ben ahmet'i orada bırakacağım? mümkün değil. e ama çay simit. o da bırakılmaz. yapıştırdım teklifi:
"vaktin varsa benimle simit yemek ister misin?"
"olur." dedi ahmet. geldi ahmet benimle. şaka gibi. gelmez sandım. olmaz sandım. öylesine bi teklifti. ama geldi.
ben kitap bakacaktım. dost'u turlayacaktım. hepsi uçtu gitti aklımdan. ahmet'i kaptığım gibi çıktım.
"belli bi yer var mı gittiğin?" dedim. "hiç fark etmez. bilmem de zaten." dedi. dedim "ben bilirim." götürdüm benim simitçime. iki çay iki simit söyledik. sanki en son geçen hafta görüşmüşüz gibi muhabbet ettik. simit gecikti. kalktık istedik. birer çay daha istedik. konuştuk da konuştuk. konuşması güzel de ahmet gözlerimin içine bakıyor. ahmet öyle gülümsüyor ki içim gidiyor. ahmet şerefisizi madem böyle bakacaktın bana neden 15 sene sonra sabahın köründe bi dükkanda denk düşmemizi bekledin?
konuşuyor ahmet, anlatıyor. hafiften de yürüyor. tamam hoşuma da gidiyor ama stalk perilerim beni yanıltmıyorsa ahmet evli. boşanmıştır belki diyorum. ya da ben saçmalıyorum adam sadece eski bi arkadaşı ile karşılaştığı için mutlu diyorum. la bırak diyorum sonra. kim sana böyle baktı daha önce? tadını çıkar sektör et diyorum.
eeee ben kuaföre gidecektim. hof. neys. kalkayım da gideyim diyorum. "öğlen bi arkadaşımla buluşmam gerek." "öğlene daha çok var." diyor. bırakmıyor. inanamıyorum. "o zaman bi kahve ısmarlayayım sana. buradan kalkalım." diyorum. hesap kavgası yapıyoruz. (yerim.) tabii ki benim mekânımda ben ödüyorum. çıkıyoruz. "ilk defa geldim buraya. şimdi hep aklıma sen gelirsin." diyor. ağzı hâlâ laf yapıyor şerefsizin.
simitçiden çıkınca "dişimde bir şey kaldı mı?" diye dişlerim gösteriyorum. "samimiyetin harika" diyor. kırk yaşımda bir de yanında kasılamayacağım cağnım. özenirken de sallamadın. şimdi de özenmiyorum hadi bakalım. barbar yanımla tanış.
sakarya'ya geçiyoruz. tam bi kafeye geçeceğiz. aklıma başka bir yer geliyor. "seni benim için çok özel bi yere götüreyim mi?" diyorum. "mutlu olurum." diyor. babacan çay ocağına geçiyoruz. birer çay da orada yuvarlıyoruz. eski günlerden konuşuyoruz. üniversiteden. bölümden. tiyatro kulübünden. "komiktin." diyorum. "hâlâ güldürebiliyorum ama seni." diyor. aradaki 15 seneyi konuşuyoruz. evlenmiş. iki de çocuk. bir kız bir oğlan. hayaller. hayatlar. gerçekleşenler. içimizde kalanlar.
"sen neden karşılaşınca adını söyledin? tanımıyor muyum seni sanki?" diyor. "beni bildiğini bilmiyordum." diyorum. "biliyorum tabii ki neden bilmeyeyim?" diyor. "o zamanlar götünde gezdik. onu da bildin mi?" diyemiyorum.
babacan'dan kalkıp kahve içmeye gidiyoruz. bırakmıyor. asla bırakmıyor. o ısmarlayacakmış. öğlen oldu. kuaför kaldı. bari arkadaşa geçeyim. bırak beni. daha fazla anıya gerek yok gerçekten.
sakarya'daki zincir kahvecilerden birindeyiz. mekânın o kısmında yalnızca ikimiz. muhabbet dertleşmeye döndü. eski günler. ortak arkadaşlar. başarılamayanlar. arada zarf atmalar. (yemezler.)
"ben" dedim "artık gideyim."
"bırakayım." dedi.
dedim "etme."
ısrar etti. benimle kolej'e kadar yürüdü. o zehri attı bi kere. benimle yürüdü. konuşa konuşa, güle güle, saya söve yürüdük kolej'e kadar. arkadaşımın çalıştığı okulun kapısına geldiğimizde "numaramı istersin artık heralde." dedim. aldı. sonra sarıldım. on beş senelik sarıldım. o ara arkadaşım geldi. bir de onunla tanıştı. ayrıldık.
bir süre sonra mesaj yazmış. konuşabilir miyiz diye. aradım. konuştuk.
"başka türlü olsaydı nasıl olurdu diye düşündüm." dedi.
"o zamanlar senden bir ses bekledim." dedi.
"ben seni çok özgüvenli gördüm." dedi.
"bu sabah bana çok iyi geldi." dedi.
"ne fark eder ahmet?" dedim.
"haklısın." dedi.
"muhabbet ederiz ama ben mutlu oldum seni gördüğüme." dedim.
"öyle özgür biri değilim." dedi.
kapattık.
3-5 gün ses çıkmadı.
hani belki yine benden bekliyorsa diye az önce üniversitede oynadığı oyunun bi videosunu bulup gönderdim yutuptan.
"hocam bunu nereden buldun? nereden çıktı? duygulandırdın beni. selamlar."
devamını gör...
5173.
işbu 5150. tanım: biri silinmezse ya da biri, silmezse. ben yazana kadar araya ek de olabilir. *
başlarken çalan şarkı;
şehre giriş yapıyorum. aslında şehre bu yeni gelişim değil, sadece şehrin güney kanadından yeni girişim. diğer türlü aynı his olmuyor zira... şehir beni havai fişekler ve bir kutlama havasında karşılıyor. karşılanan ben değilim ve kutlanan, kutsanan... şehre geliyorum, ülkeye... senin şehrine, senin ülkene. güney kanadından bakarken ışıklar içindeki parlak ve gecenin o saatinde yaşayan şehre, şehir hâlâ ayakta sen hâlâ ayaktasın. yaşıyor şehir bu kez hissediyorum. yaşıyorsun sen. nefesini ensemde hissediyorum. ürperiyorum ve zamanımı harcayıp gitmek üzerine planlar yapıyor, uygulamaya koyuyorum.
şarkı değişiyor;
zamanım bitiyor. azalıyor... sonrası maviler, yeşiller, sarılar... dürtüler. sınırlar, şeffaf duyarlılıklar, duyarsızlıklar, serbestlikler, acılar, biraz ermenice, biraz rusça, çokça boşça... ve şehri sana bırakıyorum. nefesini de şehre....
bittiğinde çalan şarkı;
olur öyle şeyler. şehir uyur, ülke uyur, kıyamet kopar ben giderim. gitmek benim nazarım.... sonunu getirece'ği'm.
başlarken çalan şarkı;
şehre giriş yapıyorum. aslında şehre bu yeni gelişim değil, sadece şehrin güney kanadından yeni girişim. diğer türlü aynı his olmuyor zira... şehir beni havai fişekler ve bir kutlama havasında karşılıyor. karşılanan ben değilim ve kutlanan, kutsanan... şehre geliyorum, ülkeye... senin şehrine, senin ülkene. güney kanadından bakarken ışıklar içindeki parlak ve gecenin o saatinde yaşayan şehre, şehir hâlâ ayakta sen hâlâ ayaktasın. yaşıyor şehir bu kez hissediyorum. yaşıyorsun sen. nefesini ensemde hissediyorum. ürperiyorum ve zamanımı harcayıp gitmek üzerine planlar yapıyor, uygulamaya koyuyorum.
şarkı değişiyor;
zamanım bitiyor. azalıyor... sonrası maviler, yeşiller, sarılar... dürtüler. sınırlar, şeffaf duyarlılıklar, duyarsızlıklar, serbestlikler, acılar, biraz ermenice, biraz rusça, çokça boşça... ve şehri sana bırakıyorum. nefesini de şehre....
bittiğinde çalan şarkı;
olur öyle şeyler. şehir uyur, ülke uyur, kıyamet kopar ben giderim. gitmek benim nazarım.... sonunu getirece'ği'm.
devamını gör...
5174.
hava güzeldi. üsküdar bu havalarda pek bir güzeldi.
dile kolay, on yıl yaşamışım bu semtte.
on güzel yıl. salacak sahilinde atılan on binlerce adım. dinlenen düzinelerce şarkı. yazılan üç beş şiir, toy zamanlar tabi. heybede biriken anılar. zorluklar, mutluluklar, iyi-kötü tüm insanlar. bakkal nihat, selim abi, köşedeki manav. valide cami'nin kedileri. mihrimahın denize nazır avlusu. hüdai'nin huzuru. salonda dolmabahçe'nin ışıkları.
unutulur mu?
dile kolay, on yıl yaşamışım bu semtte.
on güzel yıl. salacak sahilinde atılan on binlerce adım. dinlenen düzinelerce şarkı. yazılan üç beş şiir, toy zamanlar tabi. heybede biriken anılar. zorluklar, mutluluklar, iyi-kötü tüm insanlar. bakkal nihat, selim abi, köşedeki manav. valide cami'nin kedileri. mihrimahın denize nazır avlusu. hüdai'nin huzuru. salonda dolmabahçe'nin ışıkları.
unutulur mu?
devamını gör...
5175.
bazıları daha dünyaya gelmeden o kara yazının sillesini yer.
kimsenin umurunda olmayan bir hayat, kimsenin göremediği gözyaşları, kimsenin duymadığı feryatlar.
kimseye layık olmayan bir yürek, boşa geçmiş bir ömür adeta bir paspas gibi yerlerde gezer durur.
hiç bir güzel olana hakkın yoktur, hayal etmek bile yasaklanmıştır. rüyalar bile bir uğrar gider, bir daha asla göremezsin.
paramparça olmuş yüreğin her parçası o fırtınalarla beraber savrulup gitmiştir.
asla bir daha bulamazsın. bulsan bile artık senin değildir o parça, kırıktır, tanınmazdır.
hep istersin, o olsun, o görsün, sevsin.
ama olmaz işte. ona da izin yoktur, o da ufkun ardından kaybolan güneş misali seni karanlığa esir edip gitmiştir.
bu dünyadan geçmişsindir artık. bu dünyadan bir fayda kalmamıştır, o da istemiyordur seni...
kimsenin umurunda olmayan bir hayat, kimsenin göremediği gözyaşları, kimsenin duymadığı feryatlar.
kimseye layık olmayan bir yürek, boşa geçmiş bir ömür adeta bir paspas gibi yerlerde gezer durur.
hiç bir güzel olana hakkın yoktur, hayal etmek bile yasaklanmıştır. rüyalar bile bir uğrar gider, bir daha asla göremezsin.
paramparça olmuş yüreğin her parçası o fırtınalarla beraber savrulup gitmiştir.
asla bir daha bulamazsın. bulsan bile artık senin değildir o parça, kırıktır, tanınmazdır.
hep istersin, o olsun, o görsün, sevsin.
ama olmaz işte. ona da izin yoktur, o da ufkun ardından kaybolan güneş misali seni karanlığa esir edip gitmiştir.
bu dünyadan geçmişsindir artık. bu dünyadan bir fayda kalmamıştır, o da istemiyordur seni...
devamını gör...
5176.
buraya gelldim geleli başıma acayip işler geliyor. hem sıkıcı hem tuhaf burası.
dün akşam merkeze geçtim. anne dostu bir teyze de olsa sonunda bir tanıdığım burada ve beni yemeğe ve çaya davet etti. koşa koşa gittim tabii. kocasına dayanamıyorum ama ya sabır diye diye yedim yemeğimi. sıra çaya gelince adam gitti allahtan.
birkaç çay sonra ben gideyim dedim artık. hem duraktan çok emin değilim hem de artık yeter yani. hastayım. yorgunum. hafiften yollanayım. bi saatlik yolum var.
çıktım.
bi durak buldum. saat ona on var. aracın kalkıp oraya gelmesi on çeyrek on yirmi. hava soğuk. üşüyorum. o durağın doğru durak olduğundan da pek emin değilim açıkçası. saat bi şekilde on oldu. gözüm yolda. dolmuşu kaçırırsam mıçtım. allahım diyorum bi tanıdık dursa. alsa beni. uçsak gitsek. dolmuşla varmam 11i bulacak çünkü. kimi tanıyorum peki buralarda? hiç kimseyi.
öyle boş boş yola bakarken yanımdan bi otobüs geçti. koreliler var içinde heralde dedim. bu kadar.
bi an sonra bi baktım otobüs geri geri geliyor. aha dedim bu beni alacak. ama doğrudan da bakmayayım belli olmaz. geri geri geldi gel geldi ve kapıyı açıp seslendi kaptan.
"yanlış anlamazsanız ben bıdbıdıya gidiyorum. gelirseni götüreyim." aha. tam da benim gideceğim ilçe. "valla mı?" dedim. atladım.
bi baktım otobüste kimse yok. aha dedim beni keserse efsane olurum. salak karı. gerizekalı karı diye sağa sola bakıyorum. bi yandan da "allah razı olsun." diyerek vicadana oynuyorum. üşüyordum. donuyodum. çok teşekkürler derken sola bi bayrak gördüm.
trabzonspor bayrağı.
körün istediği bi göz allah verdi iki göz. yürü yürüyebildiğin kadar şimdi dedim kendime. ooooooo hemşerim. neresinden? vay arkadaş komşu çıktık ahahshshahaha.
ben ona hemşeri ayağı. o bana "dikkaimi çektiniz." açıkçası. ben duymazdan gelip "ya insana hemşerisi denk gelecek. buranın insanı insan değil." o bana "yalnız mı yaşıyorsun?" shahahahaha
o yarım saat nasıl geçti bilmiyorum. hemşerilik. allah gönderdi. hızır gibi yetiştin. allah senden razı olsun. insanım başka beeee diye ne var ne yok yürüdüm. birkaç sigara yaktı. biraz yürüdü. azıcık sorular sordu. az biraz kendinden bahsetti. ben sadece yola bakıyor ve bir şeyler saçmalıyorum. bi ara bbana çikolata verdi. paketliydi. yemedim. aldım eve geldim. xd
ilçeye geldik. bırakmıyor. illa eve bırakacak. abi sal beni. neys. mahalleye kadar getirdi. baktım bakkal. ay dedim bakkala gitmem gerekiyor.
yine hızır gibi yetiştin, allah senden razı olsun diyerek elini sıkıp atladım otobüsten. o bozkırda, karanlığın ortasında, koca otobüste, torpidodaki silahla beni vurup yola atsa, kendi ayaklarımla bindiğim otobüs. kimsenin haberi bile olmaz. ruhu bile duymazdı.
allah ve hemşerilik beni korudu.
şimdi çikolatayı yiyeyim. ülker bir de piiiii.
dün akşam merkeze geçtim. anne dostu bir teyze de olsa sonunda bir tanıdığım burada ve beni yemeğe ve çaya davet etti. koşa koşa gittim tabii. kocasına dayanamıyorum ama ya sabır diye diye yedim yemeğimi. sıra çaya gelince adam gitti allahtan.
birkaç çay sonra ben gideyim dedim artık. hem duraktan çok emin değilim hem de artık yeter yani. hastayım. yorgunum. hafiften yollanayım. bi saatlik yolum var.
çıktım.
bi durak buldum. saat ona on var. aracın kalkıp oraya gelmesi on çeyrek on yirmi. hava soğuk. üşüyorum. o durağın doğru durak olduğundan da pek emin değilim açıkçası. saat bi şekilde on oldu. gözüm yolda. dolmuşu kaçırırsam mıçtım. allahım diyorum bi tanıdık dursa. alsa beni. uçsak gitsek. dolmuşla varmam 11i bulacak çünkü. kimi tanıyorum peki buralarda? hiç kimseyi.
öyle boş boş yola bakarken yanımdan bi otobüs geçti. koreliler var içinde heralde dedim. bu kadar.
bi an sonra bi baktım otobüs geri geri geliyor. aha dedim bu beni alacak. ama doğrudan da bakmayayım belli olmaz. geri geri geldi gel geldi ve kapıyı açıp seslendi kaptan.
"yanlış anlamazsanız ben bıdbıdıya gidiyorum. gelirseni götüreyim." aha. tam da benim gideceğim ilçe. "valla mı?" dedim. atladım.
bi baktım otobüste kimse yok. aha dedim beni keserse efsane olurum. salak karı. gerizekalı karı diye sağa sola bakıyorum. bi yandan da "allah razı olsun." diyerek vicadana oynuyorum. üşüyordum. donuyodum. çok teşekkürler derken sola bi bayrak gördüm.
trabzonspor bayrağı.
körün istediği bi göz allah verdi iki göz. yürü yürüyebildiğin kadar şimdi dedim kendime. ooooooo hemşerim. neresinden? vay arkadaş komşu çıktık ahahshshahaha.
ben ona hemşeri ayağı. o bana "dikkaimi çektiniz." açıkçası. ben duymazdan gelip "ya insana hemşerisi denk gelecek. buranın insanı insan değil." o bana "yalnız mı yaşıyorsun?" shahahahaha
o yarım saat nasıl geçti bilmiyorum. hemşerilik. allah gönderdi. hızır gibi yetiştin. allah senden razı olsun. insanım başka beeee diye ne var ne yok yürüdüm. birkaç sigara yaktı. biraz yürüdü. azıcık sorular sordu. az biraz kendinden bahsetti. ben sadece yola bakıyor ve bir şeyler saçmalıyorum. bi ara bbana çikolata verdi. paketliydi. yemedim. aldım eve geldim. xd
ilçeye geldik. bırakmıyor. illa eve bırakacak. abi sal beni. neys. mahalleye kadar getirdi. baktım bakkal. ay dedim bakkala gitmem gerekiyor.
yine hızır gibi yetiştin, allah senden razı olsun diyerek elini sıkıp atladım otobüsten. o bozkırda, karanlığın ortasında, koca otobüste, torpidodaki silahla beni vurup yola atsa, kendi ayaklarımla bindiğim otobüs. kimsenin haberi bile olmaz. ruhu bile duymazdı.
allah ve hemşerilik beni korudu.
şimdi çikolatayı yiyeyim. ülker bir de piiiii.
devamını gör...
5177.
içinde bir yerde ölüyorsun, gören yok. yüzünde saçma bir gülümseme, sanki kalbini bir mengenede sıkıştırmıyorlarmış gibi devam etmek zorundasın.
devamını gör...
5178.
manasız bakan bir çift göze nasıl anlam yükleyebilirsin?
zannetme ki güzellik gözde. bakışların içinde gizli manaya erişenin gözün rengine, şekline dikkat etmesi mümkün mü?
baktıkça bakmak gelir içinden, hele ki sevgi dolu bakıyorsa o gözler. masumiyeti, temizliği, duruluğu bulursun. tertemiz suyuyla sana ayna olan bir göle bakar gibi, saatlerce kendini seyretmek istersin.
zannetme ki güzellik gözde. bakışların içinde gizli manaya erişenin gözün rengine, şekline dikkat etmesi mümkün mü?
baktıkça bakmak gelir içinden, hele ki sevgi dolu bakıyorsa o gözler. masumiyeti, temizliği, duruluğu bulursun. tertemiz suyuyla sana ayna olan bir göle bakar gibi, saatlerce kendini seyretmek istersin.
devamını gör...
5179.
herkesten ve her şeyden çok sıkıldım.
doğmadan önce bana “bak hayatın bu olacak” deselerdi kesin “yok ben böyle iyiyim” derdim.
varoluşsal sancılarımla varsın ağlak bir profil çizeyim. kimsenin hakkımda düşündüğü zerre ilgilendirmiyor beni.
savaşım hep kendimleydi. artık pes ediyorum…
doğmadan önce bana “bak hayatın bu olacak” deselerdi kesin “yok ben böyle iyiyim” derdim.
varoluşsal sancılarımla varsın ağlak bir profil çizeyim. kimsenin hakkımda düşündüğü zerre ilgilendirmiyor beni.
savaşım hep kendimleydi. artık pes ediyorum…
devamını gör...
5180.
çok değiştim...
geçen zaman ne getirdi, neleri götürdü hiç bilmiyorum.
konuşamıyorum ama susamıyorum da.
anlatamıyorum belki ama çok iyi anlıyorum.
ya da öyle sanıyorum.
bir zamanlar kelimeler kendiliğinden dökülürdü kalemimden. öyküler, şiirler, şarkılar... düşünmezdim nasıl yazacağımı. gözlerim gibi kurudu sözlerim. ne bir damla yaş düşüyor artık yanaklarıma ne de kıymeti olan bir kelam gönül sayfama.
geçmişim, geleceğim, ânım, zamanım.
ne yaşandı, kadar kaldı bilmiyorum. vakit geçiyor, durduramıyorum. gönlümün içinde bir yerlerde asla geçmeyen o duyguyu tarif edemiyorum. dile gelmiyor, avaz avaz susuyorum...
geçen zaman ne getirdi, neleri götürdü hiç bilmiyorum.
konuşamıyorum ama susamıyorum da.
anlatamıyorum belki ama çok iyi anlıyorum.
ya da öyle sanıyorum.
bir zamanlar kelimeler kendiliğinden dökülürdü kalemimden. öyküler, şiirler, şarkılar... düşünmezdim nasıl yazacağımı. gözlerim gibi kurudu sözlerim. ne bir damla yaş düşüyor artık yanaklarıma ne de kıymeti olan bir kelam gönül sayfama.
geçmişim, geleceğim, ânım, zamanım.
ne yaşandı, kadar kaldı bilmiyorum. vakit geçiyor, durduramıyorum. gönlümün içinde bir yerlerde asla geçmeyen o duyguyu tarif edemiyorum. dile gelmiyor, avaz avaz susuyorum...
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2
