5461.
koca sözlükte iç açıcı tek bir yazar yok...

hepinizin tek tek yaşında iken ben hepinizden harikaydım be....
ancak yazılarımı "sömürüyosunuz"....

sözde işe girip çalışmışsınız ama hemcinsinizle arkadaşlık kurabilmekten acizsiniz....

bana bu tarz "sosyal"liklerden gelen "bö"nün derecesini bilmenize imkan yok....

ne yazık ki benim de sizin için imkanım yok... kaşının kendi çapınızda da kaşırsam artık... seviyeniz ortada. her şey ortada. layığınız da ortada !!!!!

içim şişti beeeee
dandikler.

ağzımdan benle ilgili bişey almak için kurt gibi beklersiniz ancak...
"erkek"mişşşşşşşşşş

bakkala gitmekten acizsiniz lan siz... işyerlerinde grupça kuyu kazmaktan başka ne işe yaradınız ?
dedikodu yapmakla övünmeniz siyaset konuşma hakkı mı verdi size ?
istemeden dedikoducuyum vasıfsızım elimde değil deseniz canınız mı çıkar...

güçlü kadından size ne ayrıca...
chat sitesinden sözlüğe "terfi ettim" mi sandın.

sözlük dediğin ne allasen ?
paralel yapılanma falan mı.....
kan emicilik mi...
çarpıtmak ve yamuk beyninizle geri kusmak yeri mi...

ve bunda sınır tanımamak mı...

eğitiminizi burda alıp elalemin özel hayatlarına mı dağılıyonuz lan siz...

sıkılmadınız mı kadıncılık erkekçilik oyunlarınızdan ?

benim için elle tutulur olmasının hiç bir yolu yok tek bir yazarın burada.
tek bir kişi buna aracılık etmedikçe.... kapiş ?

tek kişisi olmayan ve sağa sola saldıranlar düşünsün gerisini...
devamını gör...
5462.
‎gözlerimin içine bakma,
‎bakma; istemiyorum.
‎hasretle tutunduğum o gözleri,
‎şimdi bizden geriye kalan boşlukta göremiyorum.

‎​sesin...
‎bir gece yarısı, gök gürültüsüyle
‎yağmuru yalnızlığa perçinlemek gibiydi.

‎​elimi tutma.
‎mevsimi gelmeden çiçek açtıran o ellerin,
‎kalbime değdiğinde neden yara açıyor?
‎gündüzü güneşe küstüren sen,
‎şimdi sabahlarımı da yok ettin.

‎​gece, dışarının sessizliğini dinlerdim eskiden;
‎şimdi içim dışarıdan çok daha gürültülü.
‎sanki kıyamet kopuyor zihnimin coğrafyasında;
‎devletler kuruluyor, şehirler yıkılıyor,
‎tarihler yeniden yazılıyor içimde.

‎​seni hangi merminin soğukluğuyla tarif etsem, bilmiyorum.

‎​gülme sakın, bakma yüzüme.
‎mevsimi geçen çiçeklerin soluşu gibi,
‎senin de gülüşün soldu artık.
‎şimdi söyle bana;
‎hangi cümlemde kendinden utanır oldun?
devamını gör...
5463.
bugün biriyle kafa kafaya giriyordum. hata bende kırmızı yandığını fark etmedim. verilmiş sadakam varmış. ceza gelmese bari.
devamını gör...
5464.
olan bitenin gerçekten bir anlamı varsa, neden bu kadar anlamsız yaşanıyor
devamını gör...
5465.
(bkz: normal sözlük)
devamını gör...
5466.
keşke bayramın gelişini çocukluğumda olduğu gibi heyecan ile bekleseydim..
devamını gör...
5467.
unutulmak mıdır daha çok acı veren?
yoksa hiç hatırlanmamak mı?
ikisi de düştü nasibime.
kısmetliyim hiç olmadığım kadar.
bu bereketli hasadın anısına;
kaldırıyorum kadehimi.
unutulanlara
ve
hatırlanmayanlara
devamını gör...
5468.
yine yazıp yazıp sildiğim dönemlerin birindeyim. öyle işte işin özeti.
devamını gör...
5469.
‎sabahlarıma senin yüzünden düşerdi ışık,
‎gecenin omuzlarında incelirdi karanlık.
‎adın anılmadığında eksik kalırdı cümleler,
‎dilimde büyüyen bir menekşe kırgınlığı gibi.

‎bir vakitler sensizlik, dilimde ağır bir yüktü,
‎her kelime içimde yorulup sessizleşirdi.
‎sonra sesin değdi susturduğum mısralara,
‎kelimeler bile sana benzemeyi öğrendi.

‎sana olan sevdam güneşi aşardı bazen,
‎gökyüzü bile bunu bilip maviliğini saklardı.
‎bakışın değince içime mevsimler değişir,
‎kırlangıçlar kalbimin kıyısında dolaşırdı.

‎ağladığında gözaltlarındaki çiçekler solardı,
‎kirpiklerinden düşen hüzün geceyi yaralardı.
‎ben sessizce toplardım içinden taşan acıyı,
‎gece omuzlarıma karanlıktan bir kefen bırakırdı.

‎bir bakışınla şehir susardı ansızın,
‎rüzgâr saçlarının arasında eski bir şarkı arardı.
‎adın değince dudaklarıma zaman incelir,
‎kalbim kendi yalnızlığında derinleşirdi.

‎şimdi adını ansam içimde saatler duruyor,
‎sessizlik, duvarlardan üzerime ağır ağır yürüyor.
‎ve ben sonunda şunu öğrendim:
‎insan en çok, mezarı olmayan aşka gömülüyor.
devamını gör...
5470.
önemli
olan
haklılığın
payı değil
güzelim!

paydası..
devamını gör...
5471.
bazen içim çok daralıyor. göğsümün içine bir kaya oturuyor sanki. sonra o kayayı koyanlar kanımdan canımdan insanlarken, yedi kat el yabancı bir adam, canımdan öte can olup kaldırıyor o kayayı.

bugün de yine tam olarak bundan oldu.
devamını gör...
5472.
dünya hep dışımızda kalmaya mahkumdur biz de "yabancılaşmaya"...

ufka doğru attığımız her adımda, ufuk bir adım daha uzağa gidecektir. hiç bitmez bu erişme çabamız ve onun daha fazla uzaklaştığını görmemiz. oysa onunla iç içeyiz, sadece bilincimizin kavrayışı kifayetsiz kalıyor.

dünyayla aramızdaki mesafe hiç azalmadığı için yabancılaşmamız ,"yokluk" hissetmemiz, kalben üşümemiz hiç geçmez...
devamını gör...
5473.
hayata karşı genel tepkim gülmektir.
gülünce geçmeyen pek az şey var çünkü.
ne demiş aylin balboa "dalga geçemediğimiz her şey bizi tüketir, gülelim gitsin osman. "
devamını gör...
5474.
bir insan ömrünü, evrenin başlangıcından beri var olan zamanın, söz konusu insanın doğumuyla ölümü arasında hızla akan çıtır kenarlı bir dilimi olarak tanımlamak mümkün… ve bu dilim, insanın kendi karnını doyurmaktan bile acizdir çoğunlukla. şanslıysanız ancak açlığınızı bastırabilirsiniz. hal böyle olunca da bu ömür, başka insanları gerçek anlamda tanıyabilmek için yeterli zaman aralığında olmayabiliyor… o yüzden çok da şey yapmamak lazım…

neticesinde hayat kısa, kuşları da vuruyorlar…
devamını gör...
5475.
karalama kampanyası 1-2.
devamını gör...
5476.
‎yer yarılsa içine düşerdi yalnızlığımın nar kokusu,
‎dokusu bozuk bir yürekti bendeki tanımsızlığın.
‎öznelerim gizli kalmıştı; kurulu platoların hakikatsizliğinde,
‎gemiler limana tünemişti, martılar ekmek ve tereyağı kuyruğundaydı.

‎​yer yarılsa içine düşerdi bahtımın nârı ve yok oluşu;
‎şiirlerimin mayasını göle çaldım, her dizesinde yerli yersiz lanetli sonbahar...
‎hadsiz yağmurlar seni ıslatmazdı.
‎yaz geceleri ay'ın şavkı intikam alırdı güneşten;
‎platon, ütopya mağarasının taşlarına türkçe şiirler yazardı.
devamını gör...
5477.
4. katın penceresinden bakıyorum da. aşağıda banklarda oturan birkaç kişi, gökte dolunay, havada tatlı bir serinlik. ışıkları açmadım. bugün burada tuttuğum son nöbet. bir ayrılık anı yaşamaya çalışmadığım halde, bir ayrılık anı yaşıyorum sanırım. kendime baktığımda eksik gediklerden mücessem olduğumu görüyorum. ve hüzün verici buluyorum bunu. her şeyi tamamlayamayacağımı biliyorum ama belki bir kısmını tamamlayabilirim. belki umduğumdan daha fazlasını. o kadar zamandır uzun bir şeyler yazmadım ki kelimelerin raflarda tozlanmış ıvır zıvırlardan farkı yok. yeterince zaman geçerse illaki bir şeylere dönüşüyorsun. neye dönüşeceğini ilk başta bilmiyorsun tabi. dönüşeceğini sandığın şeye de dönüşmüyorsun muhtemelen. insanların yüzlerine bakınca eskiden ne görürdüm? bir süredir tüm o yılların, yıllarca kemiklere, eklemlere, kaslara uygulanmış tüm kuvvetlerin bileşkelerini görüyorum yüzlerde. bir vadiyi, patikayı şekillendiren neyse yüzleri şekillendiren de o. her şeye rağmen bir yüze bakınca sevgi, şefkat, umut duymak mümkün mü? bir manzaraya bakıp bunları duymak mümkünse yüzler için de mümkün olmalı.
devamını gör...
5478.
bazen içim çok üzülüyor. anlatamıyorum. biraz yoruyor.
devamını gör...
5479.
açken ben, ben değilim. dolabı boşaltma zamanı. ahajkskjsd.
devamını gör...
5480.
o kadar uzun süre yalnız başıma oturdum ki cafede falan, genelde "sandalye boş mu" diye sorulan kızdım.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim