normal sözlük yazarlarının karalama defteri
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
başlık "makedonyalı" tarafından 08.11.2020 16:43 tarihinde açılmıştır.
5441.
dünya, ağzımızın içinde büyüyen o kekremsi tat aslında,
sabahları aynada karşılaştığın o yabancının göz altı torbaları.
kimse bize göğsümüzdeki bu boşluğun
eski bir dolap gıcırtısı gibi geçmeyeceğini söylemedi ki sebebi bilinmezlik.
parmak uçlarınla dokun hayatın pütürlü yanına;
bir ekmeğin bayatlaması kadar sahicidir yenilmek.
biz ki; her şeyi unutmaya programlıyız da,
bir tek gidilmeyen yolların tozunu yutarken hatırlarız yaşadığımızı.
üstelik artık kimse birbirinin uçurumuna bakmıyor,
herkes kendi küçük bahçesinde plastik çiçekler suluyor.
oysa gerçek, tırnağının arasına kaçan o inatçı çamurdadır;
yıkasan da çıkmayan, seni toprağa bağlayan o sızıda.
tanrı’nın bile unuttuğu o kuytu aralıkta,
sadece kendi sesini duyduğunda anlarsın:
insan, bir başkasıyla iyileşmez;
insan, sadece yarasına alışır.
sabahları aynada karşılaştığın o yabancının göz altı torbaları.
kimse bize göğsümüzdeki bu boşluğun
eski bir dolap gıcırtısı gibi geçmeyeceğini söylemedi ki sebebi bilinmezlik.
parmak uçlarınla dokun hayatın pütürlü yanına;
bir ekmeğin bayatlaması kadar sahicidir yenilmek.
biz ki; her şeyi unutmaya programlıyız da,
bir tek gidilmeyen yolların tozunu yutarken hatırlarız yaşadığımızı.
üstelik artık kimse birbirinin uçurumuna bakmıyor,
herkes kendi küçük bahçesinde plastik çiçekler suluyor.
oysa gerçek, tırnağının arasına kaçan o inatçı çamurdadır;
yıkasan da çıkmayan, seni toprağa bağlayan o sızıda.
tanrı’nın bile unuttuğu o kuytu aralıkta,
sadece kendi sesini duyduğunda anlarsın:
insan, bir başkasıyla iyileşmez;
insan, sadece yarasına alışır.
devamını gör...
5442.
yine bu dipsiz kuyuya düşmek istemediğim için bokumsutrak hislerle artık savaşamadığımı belirtip kaçacağım.
yine yenildim, genel olarak her konuda yeniliyorum.
yenilgiden de kaçarak halledebileceğim konusunda kendimi kandırıyorum.
yine yenildim, genel olarak her konuda yeniliyorum.
yenilgiden de kaçarak halledebileceğim konusunda kendimi kandırıyorum.
devamını gör...
5443.
ışığın yorgun düştüğü o kadife saatlerde
sustu nihayet içimdeki o çocuksu velvele.
sandıklarda unutulmuş bir atlasın kenarında
rengi solmuş şehirler topluyorum tek tek elime.
sen; bir akşamüstü serinliği gibi sızdın aramıza,
henüz söylenmemiş kelimelerin o ürkek nazıyla.
zamanın kırık sarkaçında sallanıyor hatıra,
bir ucu uçurum, bir ucu gömülü toprağa.
ah, o eski rüzgârların kokusu var üstümüzde,
yarım kalmış bir mevsimin yankısıyız gökyüzünde.
yolların tozuna bulanmış sessiz yeminler
ve aynalarda eksilen o yabancı çehreler.
bir mürekkep damlası kadar hüzünlüdür gidişin,
beyaz bir sayfada silinmeyi bekleyen o izsin.
gölgen, ay ışığının gümüş tellerine takılı kaldı,
ruhum, bu ıssız limanda gemisiz bir rıhtım oldu.
kelamın bittiği yerde başlar asıl fırtına,
dilsiz bir şarkı bestelerim senin o susuşuna.
eskidikçe güzelleşen bir şarabın kederi bu,
toprağın suya kavuşmadan önceki son seferi bu.
sustu nihayet içimdeki o çocuksu velvele.
sandıklarda unutulmuş bir atlasın kenarında
rengi solmuş şehirler topluyorum tek tek elime.
sen; bir akşamüstü serinliği gibi sızdın aramıza,
henüz söylenmemiş kelimelerin o ürkek nazıyla.
zamanın kırık sarkaçında sallanıyor hatıra,
bir ucu uçurum, bir ucu gömülü toprağa.
ah, o eski rüzgârların kokusu var üstümüzde,
yarım kalmış bir mevsimin yankısıyız gökyüzünde.
yolların tozuna bulanmış sessiz yeminler
ve aynalarda eksilen o yabancı çehreler.
bir mürekkep damlası kadar hüzünlüdür gidişin,
beyaz bir sayfada silinmeyi bekleyen o izsin.
gölgen, ay ışığının gümüş tellerine takılı kaldı,
ruhum, bu ıssız limanda gemisiz bir rıhtım oldu.
kelamın bittiği yerde başlar asıl fırtına,
dilsiz bir şarkı bestelerim senin o susuşuna.
eskidikçe güzelleşen bir şarabın kederi bu,
toprağın suya kavuşmadan önceki son seferi bu.
devamını gör...
5444.
aniden olmadı, birikti. yavaş yavaş doldu sonunda taştı.
bugün attığım üç beş adım yormadı beni, dün yürüdüğüm kilometrelerce yol nefesimi kesti.
doldum, taşıyorum artık.
ve siz sadece bugün taştığımı görebiliyorsunuz.
bugün attığım üç beş adım yormadı beni, dün yürüdüğüm kilometrelerce yol nefesimi kesti.
doldum, taşıyorum artık.
ve siz sadece bugün taştığımı görebiliyorsunuz.
devamını gör...
5445.
öldüm ve geri döndüm, dönmez olaydım… bu rezaleti görmez olaydım, piramiti de tepeyi de hayatı da istemiyorum, bir damlayla başladı her şey, keşke yüzünü görmez olaydım… kulu sevip tanrıya, tanrıyı sevip kula fırlatılıyorum, harap oldum aşk yüzünden, bitsin allahım bu sürgün artık katlanamıyorum…
devamını gör...
5446.
fazlaca empat biriyim ve istemeden ortamdaki tüm enerjiyi ve enerji değişimini anında sezebiliyorum. bulunduğum yerde bile benimle hiçbir alakası olmayan iki kişinin arasındaki tonun değişeceğini bile hissediyorum ve o anda bu artık sadece onların mevzusu olmaktan çıkıyor.
ortamın kurtarıcısı rolüne bürünüyorum. olumsuz bir durum varsa ortadan kaldırılmalı ve huzura erişilmeli olarak çalışıyor kafam. benimle hiçbir ilgisi bulunmayan olaylarda dâhi. bunu da ben yapmalıyım. insanları neşelendirmeli ve ortamı sakinleştirmeliyim.
neden?
inanın bilmiyorum nedenini.
bir gün bulabilirsem nedenini, daha özgür hissedeceğim gibi geliyor. çünkü, bu.. ayağımda pranga varmış gibi hissettiriyor.
sanki kendi hayatımı yaşamayı durduruyor ve başkalarının hayatına geçiş yapıyormuşum gibi. bir gerginlik olursa sanki bu gerginlik sonumu getirir gibi geliyor.
kavga, gürültü, agresiflik ve gerginlik gibi şeyleri kafam hiç ama hiç kaldırmıyor. belki birçok insan için gelip geçici olabilir bunlar ama ben oldukça mesai yapıyorum bu durumlara. o yüzden yaşanmasının önüne geçmek istiyorum hemen.
bulunduğum ortamın huzur bekçisi rolünü üstleniyorum. belki ben alıyorum belki de bir şekilde üstüme kalıyor bu görev.
her zaman tetikteyim. cümlelerim, mimiklerim kimseyi kırmamalı. her şeye dikkat etmeliyim. kendimi açıklayarak ilerlemeliyim. yanlış anlaşılmaya mahâl vermemeliyim.
yanlış anlaşılmak? kabusum gibi.
biri beni yanlış anlarsa kahrolma hissiyle dolarım. birinin hüznüne sebep olmak? kendimi fazlasıyla suçlarım.
insanlara karşı gösterdiğim bu hassasiyet, bana iyi gelmiyor. hiçbir zaman da iyi gelmedi. ama kontrol edemiyorum.
“tamam, artık çok daha dirençliyim” diye baktığım her aynada, kendimle biraz uzun göz göze geldiğimde zihnimin kapıları aralanıyor. gözlerimin içine bakmak, beni hüzne boğuyor.
kendime sarılmak mümkün olsaydı eğer, sımsıkı sarılmak isterdim. sırtımı sıvazlardım. hiçbir mahcubiyet ya da mecburiyet hissetmezdim kendime karşı. karşılık da beklemezdim. sadece samimi bir sarılma. belki birçok şeyi kapatırdım bu şekilde.
belki gözlerime baktığımda, dolmazdı gözlerim.
herkese gösterdiğim hassasiyeti kendime de gösterebilsem, hallolur belki her şey..
ortamın kurtarıcısı rolüne bürünüyorum. olumsuz bir durum varsa ortadan kaldırılmalı ve huzura erişilmeli olarak çalışıyor kafam. benimle hiçbir ilgisi bulunmayan olaylarda dâhi. bunu da ben yapmalıyım. insanları neşelendirmeli ve ortamı sakinleştirmeliyim.
neden?
inanın bilmiyorum nedenini.
bir gün bulabilirsem nedenini, daha özgür hissedeceğim gibi geliyor. çünkü, bu.. ayağımda pranga varmış gibi hissettiriyor.
sanki kendi hayatımı yaşamayı durduruyor ve başkalarının hayatına geçiş yapıyormuşum gibi. bir gerginlik olursa sanki bu gerginlik sonumu getirir gibi geliyor.
kavga, gürültü, agresiflik ve gerginlik gibi şeyleri kafam hiç ama hiç kaldırmıyor. belki birçok insan için gelip geçici olabilir bunlar ama ben oldukça mesai yapıyorum bu durumlara. o yüzden yaşanmasının önüne geçmek istiyorum hemen.
bulunduğum ortamın huzur bekçisi rolünü üstleniyorum. belki ben alıyorum belki de bir şekilde üstüme kalıyor bu görev.
her zaman tetikteyim. cümlelerim, mimiklerim kimseyi kırmamalı. her şeye dikkat etmeliyim. kendimi açıklayarak ilerlemeliyim. yanlış anlaşılmaya mahâl vermemeliyim.
yanlış anlaşılmak? kabusum gibi.
biri beni yanlış anlarsa kahrolma hissiyle dolarım. birinin hüznüne sebep olmak? kendimi fazlasıyla suçlarım.
insanlara karşı gösterdiğim bu hassasiyet, bana iyi gelmiyor. hiçbir zaman da iyi gelmedi. ama kontrol edemiyorum.
“tamam, artık çok daha dirençliyim” diye baktığım her aynada, kendimle biraz uzun göz göze geldiğimde zihnimin kapıları aralanıyor. gözlerimin içine bakmak, beni hüzne boğuyor.
kendime sarılmak mümkün olsaydı eğer, sımsıkı sarılmak isterdim. sırtımı sıvazlardım. hiçbir mahcubiyet ya da mecburiyet hissetmezdim kendime karşı. karşılık da beklemezdim. sadece samimi bir sarılma. belki birçok şeyi kapatırdım bu şekilde.
belki gözlerime baktığımda, dolmazdı gözlerim.
herkese gösterdiğim hassasiyeti kendime de gösterebilsem, hallolur belki her şey..
devamını gör...
5447.
aramızda ruh hastası ciddi anlamda şizofren bir yazar var. herkes çok dikkatli olsun.
devamını gör...
5448.
acılara rağmen bedeni dusmeyen ve dinç kalan insanlara hayranimdir. bu rahatlığa genlerim keşke maruz kalsaydı. insanın canını yakan en yakını ve ailesidir. bu her zaman böyle olmuştur.
bazı inatçı tipler ailenin verebileceği zararları görmezden gelip " umutla" yarınları bekler. yarınlar bugün oldukça insanın hayatında güçsüz anlarında daha büyük acı yaşar.
bu yüzden küçük yaşta yaşanacak ve kabul edilecek acılar insan için iyidir.
zira isinizde, çevrenizde mutlu bile olsanız ailenizden kaynaklanacak acı her alanda keyfinizi kaçırır.
bu son seferdi,artık size yanasacaginiz liman yok. çünkü dünyada tek olduğumu kabul ettim.
şunu unutmayın. alimin oglu zalim,zalimin oğlu alim olur derler. silsilede zalimlik bize düşmedi.
yazık.
dünyada kötü geçen her ana yazık.
bazı insanlar bunu hak edecek kadar çiğ süt emmiyor. ciddiyim. iyiler var.
bazı inatçı tipler ailenin verebileceği zararları görmezden gelip " umutla" yarınları bekler. yarınlar bugün oldukça insanın hayatında güçsüz anlarında daha büyük acı yaşar.
bu yüzden küçük yaşta yaşanacak ve kabul edilecek acılar insan için iyidir.
zira isinizde, çevrenizde mutlu bile olsanız ailenizden kaynaklanacak acı her alanda keyfinizi kaçırır.
bu son seferdi,artık size yanasacaginiz liman yok. çünkü dünyada tek olduğumu kabul ettim.
şunu unutmayın. alimin oglu zalim,zalimin oğlu alim olur derler. silsilede zalimlik bize düşmedi.
yazık.
dünyada kötü geçen her ana yazık.
bazı insanlar bunu hak edecek kadar çiğ süt emmiyor. ciddiyim. iyiler var.
devamını gör...
5449.
size ne getirip sizden ne götüreceği belli olmayan bu hayata çok fazla anlam yüklemiyor musunuz?
en basitinden babam. hayatı idarecilikle geçti. tam dedik emeklş oldu dinlenir. devlette bıraktığı işe özelde devam etti. iyi dedik. meşgale olur. diri kalır.
ama işler öyle planlanan gibi gelişmiyor. stresli ortam, genetik faktörler falan derken tak bir pıhtı atıveriyor.
hastaneleri hiç sevmez. hasta olmayı da. bu yüzden diretmiş gitmeyelim geçer diye dr allahtan dinlememişler.
tam bir koca aydır hastanedeyiz. o üç pıhtı atlattı, biz on üç. hastaya zor yakınına zor.
allah kimseyi sağlıkla sınamasın.
haaa ne diyorduk.
bir saniye sonramızı bilmiyoruz.
kul fani, ölüm ani.
hayat o kadar da ciddiye almaya değmez.
en basitinden babam. hayatı idarecilikle geçti. tam dedik emeklş oldu dinlenir. devlette bıraktığı işe özelde devam etti. iyi dedik. meşgale olur. diri kalır.
ama işler öyle planlanan gibi gelişmiyor. stresli ortam, genetik faktörler falan derken tak bir pıhtı atıveriyor.
hastaneleri hiç sevmez. hasta olmayı da. bu yüzden diretmiş gitmeyelim geçer diye dr allahtan dinlememişler.
tam bir koca aydır hastanedeyiz. o üç pıhtı atlattı, biz on üç. hastaya zor yakınına zor.
allah kimseyi sağlıkla sınamasın.
haaa ne diyorduk.
bir saniye sonramızı bilmiyoruz.
kul fani, ölüm ani.
hayat o kadar da ciddiye almaya değmez.
devamını gör...
5450.
batan balığın yan gitme şkllerine hastayım.
devamını gör...
5451.
şu an tam olarak nerede durduğumu, neleri geride bıraktığımı ya da neleri fark etmeden kaybettiğimi soruyorum kendime. ve her seferinde aynı soğuk gerçekle yüzleşiyorum: ben hiçbir yere ait değilim.
zamanın geçtiğini sanmıştım. yollar kat ettiğimi, bir yerlere vardığımı... ama şimdi anlıyorum ki aslında hep aynı yerde dönüp durmuşum. koca bir kısır döngünün içinde. bu soruya her cevap arayışımda içimde bir şeyler kopuyor; sanki ruhumun ince telleri tek tek gevşiyor ve karanlığın içine düşüyor.
sanki bir ölüm döneminin içindeyim şimdi. sesim yavaş, ritmim düşük. bir synthesizerın en dip notasına benziyorum; uzun, tekdüze, neredeyse hissiz bir uğultu gibi...
koştuğum yolların da, tutunduğum insanların da aslında birer gölge olduğunu fark ediyorum. hepsi gelip geçici, hepsi kırılgan. şimdi bu durgunluğun içinde daha net görüyorum: belki de biz hiçbir zaman sandığımız kadar gerçek olmadık. sadece karanlığın içinde yankılanan küçük bir sapma, bir anlık titreşimdik.
içimden hala bir şeyler kopuyor, bunu hissediyorum. ama artık canımı yakmıyor. aksine, sanki beni bu hayata bağlayan son düğümler çözülüyor. her kopuşla biraz daha hafifliyorum. artık ait olma isteği de yok içimde, ilerleyememe korkusu da. sadece derin bir sessizlik... ve onun içinde duran sade bir gerçeklik.
karanlık beni çağırmuyor aslında. ben hep onun içindeymişim.
şimdi gidiyorum. belki ilk defa gerçekten kendime doğru.
ve bu kez geriye bakmıyorum. çünkü orada... gerçekten hiçbir şey yok.
sadece yankısı kalmış boş bir oda...
zamanın geçtiğini sanmıştım. yollar kat ettiğimi, bir yerlere vardığımı... ama şimdi anlıyorum ki aslında hep aynı yerde dönüp durmuşum. koca bir kısır döngünün içinde. bu soruya her cevap arayışımda içimde bir şeyler kopuyor; sanki ruhumun ince telleri tek tek gevşiyor ve karanlığın içine düşüyor.
sanki bir ölüm döneminin içindeyim şimdi. sesim yavaş, ritmim düşük. bir synthesizerın en dip notasına benziyorum; uzun, tekdüze, neredeyse hissiz bir uğultu gibi...
koştuğum yolların da, tutunduğum insanların da aslında birer gölge olduğunu fark ediyorum. hepsi gelip geçici, hepsi kırılgan. şimdi bu durgunluğun içinde daha net görüyorum: belki de biz hiçbir zaman sandığımız kadar gerçek olmadık. sadece karanlığın içinde yankılanan küçük bir sapma, bir anlık titreşimdik.
içimden hala bir şeyler kopuyor, bunu hissediyorum. ama artık canımı yakmıyor. aksine, sanki beni bu hayata bağlayan son düğümler çözülüyor. her kopuşla biraz daha hafifliyorum. artık ait olma isteği de yok içimde, ilerleyememe korkusu da. sadece derin bir sessizlik... ve onun içinde duran sade bir gerçeklik.
karanlık beni çağırmuyor aslında. ben hep onun içindeymişim.
şimdi gidiyorum. belki ilk defa gerçekten kendime doğru.
ve bu kez geriye bakmıyorum. çünkü orada... gerçekten hiçbir şey yok.
sadece yankısı kalmış boş bir oda...
devamını gör...
5452.
biz çok güzel olurduk be! öyle böyle değil hem, gerçek olamayacak kadar güzel olurduk!
devamını gör...
5453.
allahım sen affet yaratmış göndermişsin bunları buraya da, mal bunlar ya
devamını gör...
5454.
çocukken (yani internetin, dokunmatik cep telefonunun olmadığı, dizi kültürünün bizi zehirlemediği, şimdiye nazaran daha temiz zamanlarda) akşamları atılan havai fişekleri izlemeyi çok severdim. kardeşimle paylaştığım odamızda kendime ayırdığım kısacık ama bir o kadar da hayal dolu anlarmış benim için.
şimdiii ben bu konuya nerden geldim. büyüdüm, çevre kirlendi, kültür kirlendi, ahlak kirlendi.. az evvel çok yakınımda bir yerde birkaç tane havai fişek atıldı. gördüğüm parıltılar ve patlama sesini duyduğumda eskiden duyduğum heyecan, yerini kimin bunu rastgele bir günde yaptığı sorusuna cevap aramaya bıraktı..
hayvanlara da yazık yapmayın..
şimdiii ben bu konuya nerden geldim. büyüdüm, çevre kirlendi, kültür kirlendi, ahlak kirlendi.. az evvel çok yakınımda bir yerde birkaç tane havai fişek atıldı. gördüğüm parıltılar ve patlama sesini duyduğumda eskiden duyduğum heyecan, yerini kimin bunu rastgele bir günde yaptığı sorusuna cevap aramaya bıraktı..
hayvanlara da yazık yapmayın..
devamını gör...
5455.
yarın öyle bir sınav var öyle bir girecek ki sonra önümüzdeki 4-5 gün non stop piyano çalmam gerekecek
devamını gör...
5456.
insanın hayatta sahip olabileceği en büyük erdemlerden biri haddini bilmektir.
malesef bu konuda son derece fakir bir ülkeyiz.
bizim memlekette herkes herşeyin uzmanı. bilgisi olmasa bile son derece fütursuz bir şekilde fikrini dayatmaya kalkıyor.
herhangi bir konuda araştırma yapma zahmetine girmediği gibi, konunun uzmanını da dinlemiyor.
zaten karşıdakini dinlemek çoğu insana göre enayilik. zaman kaybı.
velhasıl az haddini bilse insanlar, hayat çok daha yaşanılır olacak.
malesef bu konuda son derece fakir bir ülkeyiz.
bizim memlekette herkes herşeyin uzmanı. bilgisi olmasa bile son derece fütursuz bir şekilde fikrini dayatmaya kalkıyor.
herhangi bir konuda araştırma yapma zahmetine girmediği gibi, konunun uzmanını da dinlemiyor.
zaten karşıdakini dinlemek çoğu insana göre enayilik. zaman kaybı.
velhasıl az haddini bilse insanlar, hayat çok daha yaşanılır olacak.
devamını gör...
5457.
atandım. şu an belki binlerce insanın hayalini yaşıyorum ve buraya savaşarak geldim... bir zamanlar deli gibi hayalini kurduğum yeni hayatımın 3.ayında bugün bir patlama yaşadım. uzunca ağladım... neden olduğuna tam olarak anlam veremeden saçma sapan bir şekilde. hayatım dümdüz ilerliyor çünkü buradan çok sıkıldım, bunaldım, yalnız hissediyorum. hatta bir histen daha fazlası yalnızım... 'biri' m yok.
aylar önce başarmanın hayalini kuruyordum. özgür olmak istiyordum oldum da ama yaşadığım yerin imkansızlıkları canımı sıkıyor. bir şeylere ulaşmam kolay değil ve rutinden çok daraldım. umarım zaman çok hızlı geçer ve hak ettiğim o yazı çok güzel bir şekilde yaşarım...
aylar önce başarmanın hayalini kuruyordum. özgür olmak istiyordum oldum da ama yaşadığım yerin imkansızlıkları canımı sıkıyor. bir şeylere ulaşmam kolay değil ve rutinden çok daraldım. umarım zaman çok hızlı geçer ve hak ettiğim o yazı çok güzel bir şekilde yaşarım...
devamını gör...
5458.
hayatımda hiç güzel bir şey olmayacak gibi geliyor bazen, tüm güzel şeyleri kaybetmek zorundaymışım gibi sanki. özlediğim çok fazla şey var. sabır acı bir ottur tarzında bir söz görmüştüm, bu acının beni arındırmasını, iyileştirmesini bekliyorum. belki de hiç göremeyeceğim bunu.
devamını gör...
5459.
o kadar çok şey birikti ki. hayatımın en yorucu seneleri sıralamasında daha 4 ayda ilk 5'e yerleşti 2026. rutin bir şeyler de yok. anormal bir şeyler de. mutluyum ama hüzünlü, kırgın ve yorgunum. aklıma düşenler ve aklıma çıkanlar aklımın bir karış üstünde sürekli tepiniyor. bense o gürültünün altında ezildikçe eziliyorum. biraz daha burada kalırsam şarap olacağım sanırım. şarap olmayı başarmak bile büyük meziyet olur bu hengamede. yok olsam diyorum o da yok. kendimi klonlayıp alsam başımı gitsem yine imkansız. ama benim hayatımda insanlığa dair bütün imkanlar var neredeyse. çok saçma bir döngü değil mi sevgili ben bu. kendimi kurtarmak için hiç çabam yok. tamam x kadar yorgunum ama 1000x üşengecim be bilader! sal kendimi artık.
devamını gör...
5460.
bazen, her şeyi bırakıp sadece yazmak istiyorum. nereye varacağımı bilmeden… anlamlı, anlamsız bir şeyler anlatan ya da hiçbir şeyden bahsetmeyen şeyler yazmak…
kimsenin okumayacağından eminmiş gibi şeffaf ama herkesin okuyacağına inanır kadar da temkinli…
kimseden bahsetmediğim, ama herkesin de kendini bu küçük şeylerde bulduğu şeyler yazmak…
kendimi bildim bileli yazmaktan keyif alırım. bir şeyden bahsetmiyorum, yani bir şey yazmaktan bahsetmiyorum. eylemin kendisinden keyif alıyorum. kaleme dokunduğumda hissettiğim şeyden, boş sayfaların üstünde kalemin ucunun kayıp gitmesinden, mürekkep izlerinden, harflerin biçimlerinden bahsediyorum…
kalemi elime her aldığımda bir şey olmuşum gibi hissediyorum. ya da biri… ama önemli biri…
konuşarak ifade etmekten çok daha kolay ve konforlu geliyor bana. öyle hissediyorum yani…
mesela bir kitap okuyorum. kitapta bir cümle dikkatimi çekiyor. üstüne düşünmeye başlıyorum. o an karşımda olan kişiye bundan bahsetmek istediğimde, sesim aklımdan geçenlerin cümlesinden çok geride kalıyor. konuşurken, düşündüklerimin çoğundan bahsetmeyi unutuyorum…
ama yazmak öyle değil. hatta dağınık düşüncelerimi toplayıp düzene sokmama bile yardımcı oluyor. bazen yazdığım bir cümleyi tekrar okuyup “bunu böyle düşünmemiştim aslında” diyor ve bunu sıkça yaşıyorum…
sanırım yazmanın büyüsü biraz da bu…
düşündüklerini yazmak için başlayıp yazdıklarını düşünüyorsun…
kimsenin okumayacağından eminmiş gibi şeffaf ama herkesin okuyacağına inanır kadar da temkinli…
kimseden bahsetmediğim, ama herkesin de kendini bu küçük şeylerde bulduğu şeyler yazmak…
kendimi bildim bileli yazmaktan keyif alırım. bir şeyden bahsetmiyorum, yani bir şey yazmaktan bahsetmiyorum. eylemin kendisinden keyif alıyorum. kaleme dokunduğumda hissettiğim şeyden, boş sayfaların üstünde kalemin ucunun kayıp gitmesinden, mürekkep izlerinden, harflerin biçimlerinden bahsediyorum…
kalemi elime her aldığımda bir şey olmuşum gibi hissediyorum. ya da biri… ama önemli biri…
konuşarak ifade etmekten çok daha kolay ve konforlu geliyor bana. öyle hissediyorum yani…
mesela bir kitap okuyorum. kitapta bir cümle dikkatimi çekiyor. üstüne düşünmeye başlıyorum. o an karşımda olan kişiye bundan bahsetmek istediğimde, sesim aklımdan geçenlerin cümlesinden çok geride kalıyor. konuşurken, düşündüklerimin çoğundan bahsetmeyi unutuyorum…
ama yazmak öyle değil. hatta dağınık düşüncelerimi toplayıp düzene sokmama bile yardımcı oluyor. bazen yazdığım bir cümleyi tekrar okuyup “bunu böyle düşünmemiştim aslında” diyor ve bunu sıkça yaşıyorum…
sanırım yazmanın büyüsü biraz da bu…
düşündüklerini yazmak için başlayıp yazdıklarını düşünüyorsun…
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253
254
255
256
257
258
259
260
261
262
263
264
265
266
267
268
269
270
271
272
273
274
275
276
"normal sözlük yazarlarının karalama defteri" ile benzer başlıklar
karalama
2