sofmusic
müzik konusundaki engin bilgisine hayran kalmamak mümkün değil, sevgili yazarımızın bilgi dolu profilinde kayboluyorsunuz dikkat edin!!! sanki başka bir dünya'da şarkı söyleyerek keyfle geziyor gibi oluyorsunuz.
sofmusic hep yazarsınız umarım, takipteyim haberiniz olsun.
sofmusic hep yazarsınız umarım, takipteyim haberiniz olsun.
devamını gör...
tekere sarma
--- alıntı ---
bu yöntem suçluların büyükçe bir ahşap tekerleğe bağlanmaları, kolları ve bacakları kırılarak tekerleğe dolanmaları ve ölüme terk edilmeleri şeklinde uygulanan eski bir idam yöntemi.
fransa’nın robin hood’u olarak bilinen louis dominique bourguignon da 1721 yılında bu yöntemle öldürülmüştür.
kaynak
--- alıntı ---
şimdilerde düşününce yine uygulanması gereken bir idam cezası olduğunu düşünüyorum. bağlayacaksın böyle hayvanlara işkence edenleri, kadın katillerini, kitlesel olarak nitelikli dolandırıcılık yapan iyi aile çocuklarını(!) salacaksın bayır aşağı. hiç değilse cezanın caydırıcılığı olurdu.
bu yöntem suçluların büyükçe bir ahşap tekerleğe bağlanmaları, kolları ve bacakları kırılarak tekerleğe dolanmaları ve ölüme terk edilmeleri şeklinde uygulanan eski bir idam yöntemi.
fransa’nın robin hood’u olarak bilinen louis dominique bourguignon da 1721 yılında bu yöntemle öldürülmüştür.
kaynak
--- alıntı ---
şimdilerde düşününce yine uygulanması gereken bir idam cezası olduğunu düşünüyorum. bağlayacaksın böyle hayvanlara işkence edenleri, kadın katillerini, kitlesel olarak nitelikli dolandırıcılık yapan iyi aile çocuklarını(!) salacaksın bayır aşağı. hiç değilse cezanın caydırıcılığı olurdu.
devamını gör...
rusya denince akla gelenler
bunca entry arasinda sadece bir tane ayi bulabildim. ya ayi nasil gelmez aklinza? *
devamını gör...
bir görüş kabininde
harika sözlere sahip grup yorum'un en güzel şarkılarından biridir.
ne kadar da ufalmış bedenin
gözyaşıma sığdın sen
açlık mı yemiş ömrünü yavrum
al sütümü iç kızım
açlık mı yemiş ömrünü yavrum
al sütümü iç kızım
saçların beyazına mı
sakladın alevini
yoksa güneş sende mi batıyor?
batıyor geceleri
yoksa güneş sende mi batıyor?
batıyor geceleri
eriyen bedenimi düşünme
göğü giydim üstüme
yüzünü asma kederine anam
yiğitler bitmez bizde
yüzünü asma kederine anam
yiğitler bitmez bizde
bir ateş olup yaksa da gidişiniz
analar biter mi
ölüm toplasa da çiçekleri
çiçekte tohum biter mi?
ölüm toplasa da çiçekleri
çiçekte tohum biter mi?
ne kadar da ufalmış bedenin
gözyaşıma sığdın sen
açlık mı yemiş ömrünü yavrum
al sütümü iç kızım
açlık mı yemiş ömrünü yavrum
al sütümü iç kızım
saçların beyazına mı
sakladın alevini
yoksa güneş sende mi batıyor?
batıyor geceleri
yoksa güneş sende mi batıyor?
batıyor geceleri
eriyen bedenimi düşünme
göğü giydim üstüme
yüzünü asma kederine anam
yiğitler bitmez bizde
yüzünü asma kederine anam
yiğitler bitmez bizde
bir ateş olup yaksa da gidişiniz
analar biter mi
ölüm toplasa da çiçekleri
çiçekte tohum biter mi?
ölüm toplasa da çiçekleri
çiçekte tohum biter mi?
devamını gör...
pollice verso tablosu
jean-léon gérôme'nin ünlü tablolarından biridir. birçok tabloda benzer teknikleri kullanmıştır. benzer renk ve biçimselliğe farklı eserlerinde de rastlanır. renklerin tonlaması, kontrast, perspektif ve derinlik, bir bütün halinde kopmozisyon hayal dünyamızda iz bırakır.

gelelim can alıcı hikayesine;
savaş esirlerinden ya da kölelerden oluşan gladyatörler yaralandığı takdirde, galip gladyatör imparatorun eline bakar. başparmağı yukarıdaysa affedilir, aşağıdaysa öldürülmesine karar vermek demektir.imparator, kalabalıkta ve tezahüratlar arasında sesini duyuramayacağı için böyle bir yöntem geliştirilmiştir. buna latince bir deyim olan pollice verso denir.
bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla işlersen o artık suç değildir.
şahsiyet dizisinde dikkatimi çeken bir sahne vardı.bu tablo üzerinden anlatılmak istenen yüzyıllardır değişmeyen bir kader yazgısı. insanların başka bir insan hakkında el birliği ile karar verip, beğendi beğenmedi tuşları üzerinden birbirleri üzerinde otorite-hakimiyet kurma çabası. toplu yargılama,birinin yanlış kararının arkasında durup hayat kurtarma veya hayat bitirme hazzını yaşama isteği.
bugün amerika’daki phoenix art museum‘da sergilenen tablo, 2000 yılında gösterime giren gladyatör filmine de ilham kaynağı olmuştur.

gelelim can alıcı hikayesine;
savaş esirlerinden ya da kölelerden oluşan gladyatörler yaralandığı takdirde, galip gladyatör imparatorun eline bakar. başparmağı yukarıdaysa affedilir, aşağıdaysa öldürülmesine karar vermek demektir.imparator, kalabalıkta ve tezahüratlar arasında sesini duyuramayacağı için böyle bir yöntem geliştirilmiştir. buna latince bir deyim olan pollice verso denir.
bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla işlersen o artık suç değildir.
şahsiyet dizisinde dikkatimi çeken bir sahne vardı.bu tablo üzerinden anlatılmak istenen yüzyıllardır değişmeyen bir kader yazgısı. insanların başka bir insan hakkında el birliği ile karar verip, beğendi beğenmedi tuşları üzerinden birbirleri üzerinde otorite-hakimiyet kurma çabası. toplu yargılama,birinin yanlış kararının arkasında durup hayat kurtarma veya hayat bitirme hazzını yaşama isteği.
bugün amerika’daki phoenix art museum‘da sergilenen tablo, 2000 yılında gösterime giren gladyatör filmine de ilham kaynağı olmuştur.
devamını gör...
anonim yazar
aynı başlıkta birbirine tamamen zıt entry yazmış olan iki yazar olsa bile ikisini de artılayıp uzuyor. misyonu net.
değişik biri, hoşlaşıyorum ama kendisine. boş değilim. canım.
değişik biri, hoşlaşıyorum ama kendisine. boş değilim. canım.
devamını gör...
halkı açlıktan kırılırken durmadan saray yaptırıp uçak alan halk adamı cumhurbaşkanı
çadır devletlerinde bile görülmemiş primitif düşüncelerle, eşi benzeri görülmemiş vizyonsuzluklarla ülkeyi gambiya, zambiya, vanuatu, katar vs. gibi beşinci ligdeki ülkelerle aynı kerteye düşürmüş cumhurşeysi. 20 yıllık yönetiminin bize getirisinin bir tık altı elde mızrak götte yaprak gezmeye kadar dayanmıştır. yaşlanmıştır ve kendisi için yolun sonu görünmektedir.
devamını gör...
dışarıda koca bir dünya varken odasında takılan genç
kafalarımız dört duvar,evimiz dört duvar bir yerlerde hayat var. sanki izleyici olarak gelinmiş,arada alkış falan birilerine..
devamını gör...
süper ligdeki en antipatik futbolcu
erzurumsporda ibrahim akdağ var her şeye itiraz ediyor, lanet olsun seni futbolcu yapanı diyorum her seferinde.
birde ankaragücü'nde oynayan atakan çankaya var, acaip acaip hareketler yapıyor maç esnasında.
birde ankaragücü'nde oynayan atakan çankaya var, acaip acaip hareketler yapıyor maç esnasında.
devamını gör...
libido düşüren şeyler
partnerin olmaması.
devamını gör...
türkçe
dil
devamını gör...
wertheimer
yapacak işlerimiz var daha kendisi ile.
çay ocağı açacağız en yolu bilinmez kasabanın birinde, müzik ve çay işlerine ben bakacağım, o da kasada oturacak.
sonra sıra ile birimiz müşteri diğerimiz mekan sahibi olacak.
sağolsun balkoninsanı güzel tanımlamış kendisini, sadece şunu ekleyeyim.
vefakar
dost isteyen bu beyefendinin mekanına uğrasın, inanın yarı yolda kalmaz.
çay ocağı açacağız en yolu bilinmez kasabanın birinde, müzik ve çay işlerine ben bakacağım, o da kasada oturacak.
sonra sıra ile birimiz müşteri diğerimiz mekan sahibi olacak.
sağolsun balkoninsanı güzel tanımlamış kendisini, sadece şunu ekleyeyim.
vefakar
dost isteyen bu beyefendinin mekanına uğrasın, inanın yarı yolda kalmaz.
devamını gör...
pubmed
tıp ve sağlık alanında bilimsel makaleler ve verilerin yayınlandığı online kütüphane. ücretsiz olarak birçok kaynaktan faydalanılabilir.
devamını gör...
gereksiz yere pahalı olan şeyler
makarna sosu.
devamını gör...
türkiye'den vize istemeyen ülkeler
savaş öncesi * suriye, ürdün ve lübnan'a arabamızla gitmiştik. vizesiz gezmek, büyük bir konfor, sadece araba için triptik almak gerekiyor. yine vizesiz olduğundan bosna hersek ve fas'a gittim, pandemi bitse, arnavutluk, sırbistan ve bosna hersek'i içeren bir balkan turu yapmayı istiyorum.
devamını gör...
kitap okuyamayanlara öneriler
kitap dediğimiz nesne derya denizdir.
zibilyon tane bölüme ayrılıyor. roman okurken sıkılıyorsanız gidin sosyoloji kitapları okuyun. sosyoloji sarmıyorsa ansiklopedi okuyun.
kendinizi huzurlu bulduğunuz, okurken zevkten dört köşe olacağınız kitaplara yönelin. yeni fikirler ve bilgiler edindiğinizde alacağınız haz çoğu şeyde olmayacak. ondan sonra zaten okuyamama gibi bir problemin kalacağını hiç sanmıyorum.
zibilyon tane bölüme ayrılıyor. roman okurken sıkılıyorsanız gidin sosyoloji kitapları okuyun. sosyoloji sarmıyorsa ansiklopedi okuyun.
kendinizi huzurlu bulduğunuz, okurken zevkten dört köşe olacağınız kitaplara yönelin. yeni fikirler ve bilgiler edindiğinizde alacağınız haz çoğu şeyde olmayacak. ondan sonra zaten okuyamama gibi bir problemin kalacağını hiç sanmıyorum.
devamını gör...
kolostrum
insanlarda plasental bağışıklık mümkündür, yani doğduğunda anne sayesinde bağışıklık kazanabilir. ancak evcil bir çok hayvanda bu mümkün değil, hastalıklara bağışıklığı doğumdan sonraki, kritik saatlerde alması gereken kolostruma bağlıdır. bu yüzden insan ve diğer canlılarda çok önemli olan kolostrum, zamanında ve yeterince alınmalı.
devamını gör...
minimalizm
fransızca kökenli minimum kelimesinden türetilmiştir. minimum ise en az olan ya da gerekli olandan fazlasını içermeyen anlamlarında olduğundan, aklımda hep ''az detay, çok şık'' olarak yer edinen kavram. sanırım sade görseller, eşyalar son derece şık geliyor bana. bilemiyorum. en kısa tanımı sadeciliktir.
(bkz: leonardo da vinci) ise şöyle betimlemiştir: "sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir."
(bkz: leonardo da vinci) ise şöyle betimlemiştir: "sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir."
devamını gör...
uğur mumcu
uğurlar olsun cesur gazeteci, güzel insan.
kirli ilişkileri kitaplarında ve yazılarında ortaya çıkarmıştır.
otopsisi dahi yapılmadan gömülmüştür.
suikastin gerçek faili hala meçhuldür.
saygıyla anıyoruz.
kirli ilişkileri kitaplarında ve yazılarında ortaya çıkarmıştır.
otopsisi dahi yapılmadan gömülmüştür.
suikastin gerçek faili hala meçhuldür.
saygıyla anıyoruz.
devamını gör...
nötr hissetmek
duygular insan beyninde limbik sistemden kaynaklanır, hisler ise beynin ön lobundan meydana gelirler. hisler soyut düşünceden kaynaklanırken, duygular doğuştan gelir ve genetiksel olarak evrim sonucu belirlenirler. insanlarda ki duygu sayıları kısıtlı olmasına karşın sahip olunabilecek his sayısında sınır yoktur.
duygular hızla gelip geçtiği için vücudun bir başka değerlendirme mekanizması vardır; hisler.. duygular hislerin kalıntılarını temsil ederler. duygu ve his arasında ki en belirgin fark hissin yavaş yavaş gelişmesidir. kaldı ki günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllar boyu mevcut olabilirler ve değişebilirler.
duygular doğuştan gelen temel alarm ve motivasyon sistemidir. sevinç, öfke, korku, şaşkınlık ve üzüntü gibi durumlar karşısında kişiyi hareket etmeye ya da hareketi sonlandırmaya teşvik eder. hisler ise kişiyi, rahatsızlık veya tatsızlık hissiyatına son vermek için neler yapılabileceği üzerine düşünmeye sevk eder.
şimdiii, nedir bu nötr hissetmek.?
hissizleşme ya da hissetmeme değildir öncelikle. duygusuzluk halidir sadece. gerçekleşen, yaşanılan, karşımıza çıkan hiç bir şeyi, duygu değişikliği yaratacak kadar değerli bulmama durumudur. olguların ya da bireylerin artık anlam taşımamasıdır. kısaca her şeye karşı hiç bir şey hissetmeme halidir. 'hissetmeme değildir dedin, şimdi de hiç bir şey hissetmeme halidir diyorsun' diyenler çıkacaktır. evet burada 'hiç bir hey hissetmeme' derken de 'hiç bir şey'i hissetme hissiyatı söz konusudur zaten. hissizliğin verdiği kekremsi bir histir nötrizm*.
nötrizm, artık bu beni aşıyor dediğimiz noktada, saldım çayıra mevlam kayıra diyebilmektir. 'bilinmez olan belki de en güzel olana gebedir' cümlesi ile yüzleşebilmektir. resmin tamamına bakınca, ilerde anlayacağım bütün bunları niye yaşadığımı diye düşünebilmektir. en temizinden derin bir nefes alıp, boşluğa, sessizliğe, iç dinginliğine ruhu bırakmak ve hep bir şeyleri oldurmaya çalışmaktan vazgeçmektir. hayatımızın gelgitlerini olduğu gibi, verebilecekleriyle, iyisiyle kötüsüyle gerçek anlamda kabul edebilmektir. bir ermiş bilgeliğiyle sessiz sakin kalabilmek, her şeye rağmen gülümseyebilmektir. bu bir pes ediş değildir, sadece kabulleniş ve olana direnmeyi bırakıştır. biraz daha anlayışlı, biraz daha çocuksu, biraz daha esnek olarak anın getirdiklerini bütünüyle yaşayabilmektir.
cümle olarak ''ben mutsuz değilim sadece mutlu olmayı umursamıyorum''* şeklinde söylendiğinde daha bir anlaşılır oluyor anlatmak istediğim.
her daim zirvede hissedilen ancak sıfır noktasında bir tutum sergilenen, delilik ve dahiliğin arasında, ölümle yaşamın kıyısında, tezatların tam ortasında bir yaklaşım nötr bakış açısı. ne mutlu ne mutsuz, tam ortası ama biraz melankolik, tepkisiz, ağır başlı ve karanlık oluyor bu nötrlük.
öncelikle geçmişle zihnimizde kurduğumuz köprülerden kurtulup, olan her olayı karşımıza çıkan her cümleyi öncesiz dinleyebilmekten geçiyor sanırım bunun yolu. geçmişi unutup o ana odaklanmaktan geçiyor belki de. en son ne oluyor, ne söyleniyor, ne soruluyorsa sadece ona odaklanmaktan geçiyor. bunu başarmaya başladığımızda bizi en çok etkileyen empati kabiliyetimizden uzaklaşmış, stresi ve belirsizliği daha iyi yönetmeye başlamış oluruz. yani geçmişten hiç bir bilgi ve duyguyu bir sonra ki cümleye, düşünceye taşımadığımız için objektiflik katsayımız artış olur bir nevi. bu da bize çok negatif durumlar karşısında bile hızlıca süreci aşmamızı, verdiği sakinlikle fırtınanın tam ortasında çözüme ulaşmamızı sağlar..
osho ne güzel söylemiş;
'hayattaki en büyük cesaret hayatın sana sunduğu her şeyi kabul etmektir.' ve devam etmiş;
'hayatın karanlık koridorlarında dolaşarak kişinin gözleri alışkanlık kazanır ve kişi karanlıkta bile ışığı görmeye başlar. gündüz vakti ışığı görmek güzeldir. ama en karanlık gecede de gözlerin alışkınsa, oradaki saklı gündüzü görebilirsin, güzellik oradadır. en karanlık gecede sabahı görebilirsen, o zaman güzellik vardır, o zaman başarmışsındır. eğer en alçakta, en yükseği görebiliyorsan, eğer cehennemde bile bir cennet yaratabiliyorsan, hayatın sanatçısı haline gelmişsindir.'
duygular hızla gelip geçtiği için vücudun bir başka değerlendirme mekanizması vardır; hisler.. duygular hislerin kalıntılarını temsil ederler. duygu ve his arasında ki en belirgin fark hissin yavaş yavaş gelişmesidir. kaldı ki günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllar boyu mevcut olabilirler ve değişebilirler.
duygular doğuştan gelen temel alarm ve motivasyon sistemidir. sevinç, öfke, korku, şaşkınlık ve üzüntü gibi durumlar karşısında kişiyi hareket etmeye ya da hareketi sonlandırmaya teşvik eder. hisler ise kişiyi, rahatsızlık veya tatsızlık hissiyatına son vermek için neler yapılabileceği üzerine düşünmeye sevk eder.
şimdiii, nedir bu nötr hissetmek.?
hissizleşme ya da hissetmeme değildir öncelikle. duygusuzluk halidir sadece. gerçekleşen, yaşanılan, karşımıza çıkan hiç bir şeyi, duygu değişikliği yaratacak kadar değerli bulmama durumudur. olguların ya da bireylerin artık anlam taşımamasıdır. kısaca her şeye karşı hiç bir şey hissetmeme halidir. 'hissetmeme değildir dedin, şimdi de hiç bir şey hissetmeme halidir diyorsun' diyenler çıkacaktır. evet burada 'hiç bir hey hissetmeme' derken de 'hiç bir şey'i hissetme hissiyatı söz konusudur zaten. hissizliğin verdiği kekremsi bir histir nötrizm*.
nötrizm, artık bu beni aşıyor dediğimiz noktada, saldım çayıra mevlam kayıra diyebilmektir. 'bilinmez olan belki de en güzel olana gebedir' cümlesi ile yüzleşebilmektir. resmin tamamına bakınca, ilerde anlayacağım bütün bunları niye yaşadığımı diye düşünebilmektir. en temizinden derin bir nefes alıp, boşluğa, sessizliğe, iç dinginliğine ruhu bırakmak ve hep bir şeyleri oldurmaya çalışmaktan vazgeçmektir. hayatımızın gelgitlerini olduğu gibi, verebilecekleriyle, iyisiyle kötüsüyle gerçek anlamda kabul edebilmektir. bir ermiş bilgeliğiyle sessiz sakin kalabilmek, her şeye rağmen gülümseyebilmektir. bu bir pes ediş değildir, sadece kabulleniş ve olana direnmeyi bırakıştır. biraz daha anlayışlı, biraz daha çocuksu, biraz daha esnek olarak anın getirdiklerini bütünüyle yaşayabilmektir.
cümle olarak ''ben mutsuz değilim sadece mutlu olmayı umursamıyorum''* şeklinde söylendiğinde daha bir anlaşılır oluyor anlatmak istediğim.
her daim zirvede hissedilen ancak sıfır noktasında bir tutum sergilenen, delilik ve dahiliğin arasında, ölümle yaşamın kıyısında, tezatların tam ortasında bir yaklaşım nötr bakış açısı. ne mutlu ne mutsuz, tam ortası ama biraz melankolik, tepkisiz, ağır başlı ve karanlık oluyor bu nötrlük.
öncelikle geçmişle zihnimizde kurduğumuz köprülerden kurtulup, olan her olayı karşımıza çıkan her cümleyi öncesiz dinleyebilmekten geçiyor sanırım bunun yolu. geçmişi unutup o ana odaklanmaktan geçiyor belki de. en son ne oluyor, ne söyleniyor, ne soruluyorsa sadece ona odaklanmaktan geçiyor. bunu başarmaya başladığımızda bizi en çok etkileyen empati kabiliyetimizden uzaklaşmış, stresi ve belirsizliği daha iyi yönetmeye başlamış oluruz. yani geçmişten hiç bir bilgi ve duyguyu bir sonra ki cümleye, düşünceye taşımadığımız için objektiflik katsayımız artış olur bir nevi. bu da bize çok negatif durumlar karşısında bile hızlıca süreci aşmamızı, verdiği sakinlikle fırtınanın tam ortasında çözüme ulaşmamızı sağlar..
osho ne güzel söylemiş;
'hayattaki en büyük cesaret hayatın sana sunduğu her şeyi kabul etmektir.' ve devam etmiş;
'hayatın karanlık koridorlarında dolaşarak kişinin gözleri alışkanlık kazanır ve kişi karanlıkta bile ışığı görmeye başlar. gündüz vakti ışığı görmek güzeldir. ama en karanlık gecede de gözlerin alışkınsa, oradaki saklı gündüzü görebilirsin, güzellik oradadır. en karanlık gecede sabahı görebilirsen, o zaman güzellik vardır, o zaman başarmışsındır. eğer en alçakta, en yükseği görebiliyorsan, eğer cehennemde bile bir cennet yaratabiliyorsan, hayatın sanatçısı haline gelmişsindir.'
devamını gör...