yazarların hayalleri
siyasetçi olmak. bunun için ne yaptın diye sorarsınız az kalsın marmara fransızca siyaset okuyor olacaktım. sonra bu ülkede siyasetçi olunmak için siyaset okumanın anlamsız olduğuna ikna edildim.
devamını gör...
anoreksiya nervoza
öncelikle anoreksik olan bir kişinin illa çok zayıf olması gerekmez. anoreksiyanın yanında tıkınırcasına yeme bozukluğundan (binge eating) muzdarip olabilir. anoreksik birisi obez bile olabilir ama beyni ve algıları hâlâ aynı şekilde çalışıyor olacaktır.
küçük yaştaki çocukları doymalarına rağmen yemek yemeye zorlamak travmaya ve travmaya bağlı olarak yeme bozukluğuna sebep olabilir!!!
yaptığı spor veya meslek gereği zayıf olmak zorunda bırakılan kişilerin beden algıları bir süre sonra bozulabilir. biri sürekli size "zayıfla, çok kilolusun" diyorsa öyle olmasanız bile artık kendinizi şişman sanırsınız.
anoreksiya o kadar zor ve kötü bir bozukluk ki insanın hem beden hem akıl sağlığını inanılmaz derecede etkiliyor. insanların bacaklarına bakarak kendi bacaklarınızla kıyaslarsınız, sürekli tartılırsınız, kemikleriniz görünse bile hâlâ kilo almaktan korkarsınız, vitamin eksiklikleri ve zayıflıktan kaynaklanan aşırı yorgunluk sebebiyle yataklara düşseniz de önünüze gelen o yemeği yememek için direnirsiniz, psikiyatriste gittiğinizde verilen ilaç kilo aldıracak diye kullanmazsınız. ilaçları kullanınca da hayatınız tepetaklak olur.
ben de bu iğrenç şeyden dolayı 37 kiloya (9. sınıftaydım!) düşmüş ve çok şükür atlatmış biri olarak şunu söylemek istiyorum, lütfen laflarınıza dikkat edin. insanların dış görünüşüyle ilgili öylesine söylediğiniz ve aslında iyi olduğunu düşündüğünüz şeylerin ne kadar kötü etkilediğini bilemezsiniz.
sporcuyum, sürekli kilo vermem söylendi. kilom ideal olmasına rağmen hep birileri daha çok kilo vermeye zorladı beni. daha çok antrenman yaptım, az yedim ve en sonunda istedikleri oldu. kilo verdim ama artık spora devam edemeyecek kadar güçsüzdüm! sonra tedavi gördüm ve kilo aldım. bu sefer yine kilo ver demeye başladılar... durumu açıklamak benim için çok ağır ve zor olmasına rağmen açıkladım ama kimse umursamadı. tek dertleri benim kilomdu çünkü. çok zor zamanlardı ama geçti gitti.
yalvarıyorum bırakın insanların dış görünüşüne sürekli laf etmeyi. siz boğazını tutamıyor sanıyorsunuz bazı kişileri ya da bazılarının iradesine hayran kalıyorsunuz. irade değil, takıntı bu. boğazını tutamıyor dediğiniz kişi de tıkınırcasına yeme bozukluğundan muzdariptir ve kendi bile farkında değildir belki... dıştan göründüğü gibi değil ki her şey.
çocukları da rahat bırakın, doyuncaya kadar yiyip bıraksınlar. zorlamayın tabağını bitir diye. çünkü iyilik edeceğim derken belki ömründen 1-2 yılın hatta direkt ömrünün çalınmasına sebep oluyorsunuz. anoreksiyanın sonu ölüm. bir süre sonra mide hiçbir şeyi kabul etmemeye başlayacak. bunun olmasını mı istiyorsunuz çevrenizdekilere ya da çocuklarınıza?
yeme bozukluğu yaşayan kişiler her zaman bana yazabilir. yardımcı olmaya çalışırım. çevrenizde şüphelendiğiniz biri varsa da mutlaka bir psikoloğa gitmeli. kendisi farkında olmayabilir, kabullenmeyebilir. ama yakın çevresi durumu fark edecektir zaten. psikolog desteği çok önemli, söylediklerinizin etkisi büyük. dikkatli konuşun böyle kişilerle, kilosu veya yemesiyle ilgili konuşmayın ama destek almaya ikna edin...
küçük yaştaki çocukları doymalarına rağmen yemek yemeye zorlamak travmaya ve travmaya bağlı olarak yeme bozukluğuna sebep olabilir!!!
yaptığı spor veya meslek gereği zayıf olmak zorunda bırakılan kişilerin beden algıları bir süre sonra bozulabilir. biri sürekli size "zayıfla, çok kilolusun" diyorsa öyle olmasanız bile artık kendinizi şişman sanırsınız.
anoreksiya o kadar zor ve kötü bir bozukluk ki insanın hem beden hem akıl sağlığını inanılmaz derecede etkiliyor. insanların bacaklarına bakarak kendi bacaklarınızla kıyaslarsınız, sürekli tartılırsınız, kemikleriniz görünse bile hâlâ kilo almaktan korkarsınız, vitamin eksiklikleri ve zayıflıktan kaynaklanan aşırı yorgunluk sebebiyle yataklara düşseniz de önünüze gelen o yemeği yememek için direnirsiniz, psikiyatriste gittiğinizde verilen ilaç kilo aldıracak diye kullanmazsınız. ilaçları kullanınca da hayatınız tepetaklak olur.
ben de bu iğrenç şeyden dolayı 37 kiloya (9. sınıftaydım!) düşmüş ve çok şükür atlatmış biri olarak şunu söylemek istiyorum, lütfen laflarınıza dikkat edin. insanların dış görünüşüyle ilgili öylesine söylediğiniz ve aslında iyi olduğunu düşündüğünüz şeylerin ne kadar kötü etkilediğini bilemezsiniz.
sporcuyum, sürekli kilo vermem söylendi. kilom ideal olmasına rağmen hep birileri daha çok kilo vermeye zorladı beni. daha çok antrenman yaptım, az yedim ve en sonunda istedikleri oldu. kilo verdim ama artık spora devam edemeyecek kadar güçsüzdüm! sonra tedavi gördüm ve kilo aldım. bu sefer yine kilo ver demeye başladılar... durumu açıklamak benim için çok ağır ve zor olmasına rağmen açıkladım ama kimse umursamadı. tek dertleri benim kilomdu çünkü. çok zor zamanlardı ama geçti gitti.
yalvarıyorum bırakın insanların dış görünüşüne sürekli laf etmeyi. siz boğazını tutamıyor sanıyorsunuz bazı kişileri ya da bazılarının iradesine hayran kalıyorsunuz. irade değil, takıntı bu. boğazını tutamıyor dediğiniz kişi de tıkınırcasına yeme bozukluğundan muzdariptir ve kendi bile farkında değildir belki... dıştan göründüğü gibi değil ki her şey.
çocukları da rahat bırakın, doyuncaya kadar yiyip bıraksınlar. zorlamayın tabağını bitir diye. çünkü iyilik edeceğim derken belki ömründen 1-2 yılın hatta direkt ömrünün çalınmasına sebep oluyorsunuz. anoreksiyanın sonu ölüm. bir süre sonra mide hiçbir şeyi kabul etmemeye başlayacak. bunun olmasını mı istiyorsunuz çevrenizdekilere ya da çocuklarınıza?
yeme bozukluğu yaşayan kişiler her zaman bana yazabilir. yardımcı olmaya çalışırım. çevrenizde şüphelendiğiniz biri varsa da mutlaka bir psikoloğa gitmeli. kendisi farkında olmayabilir, kabullenmeyebilir. ama yakın çevresi durumu fark edecektir zaten. psikolog desteği çok önemli, söylediklerinizin etkisi büyük. dikkatli konuşun böyle kişilerle, kilosu veya yemesiyle ilgili konuşmayın ama destek almaya ikna edin...
devamını gör...
26 aralık 2020 biontech aşısı için anlaşma imzalanması
sağlık bakanı fahrettin koca, biontech aşısıyla ilgili anlaşmanın imzalandığını duyurdu. anlaşma miktarının bu yıl için 550 bin doz, mart ayı sonuna kadar da 4,5 milyon doz olduğu açıklandı. anlaşmanın şartlarına göre tarafların mutabakatı ile 30 milyon doza kadar aşı temin edilebilecek. 
buradan

buradan
devamını gör...
türkü dinlemeye başlayıp vazgeçememek
çocuklukta babanla ananla türkü ile beslenip büyürsen sonra vazgeçmek mümkün olmaz.baban gider ,türküleri yazanlar gider ama türküler ne eskir ne kaybolur.nesilden nesile su gibi akar vazgeçmek ne mümkün .
devamını gör...
zihinsel yorgunluk belirtileri
bir şey okurken anlamayıp, tekrar tekrar okumak durumunda kalmak.
birisi bir şey anlatırken, olaya adapte olamamak.
unutkanlık.
çabuk sinirlenmek.
sürekli uyku hali.
birisi bir şey anlatırken, olaya adapte olamamak.
unutkanlık.
çabuk sinirlenmek.
sürekli uyku hali.
devamını gör...
bir acayip duygu
nâzım hikmet'in bursa tutukevi'ne nakledilişinin birkaç ay sonrasında, o vakitlerde evli olduğu piraye için yazdığı şiir:
***
mürdüm eriği
çiçek açmıştır,
ilk önce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra
sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı - be- karşı.
hava lezzetli ve aydınlık
fakat iyice ısınmadı daha
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık....
bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
herhalde çoktan öldürülmüştük
sen londra'da olsaydın
ben tobruk'ta olsaydım
bir ingiliz şilebinde yahut...
sevgilim,
ellerini koy dizlerine
bileklerin kalın ve beyaz
sol avucunu çevir:
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...
dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı
yirmi dördü emzikte...
sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
nar tanesi, nur tanesi
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte...
...yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var
bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlara inat.
***
bu da kimsesizlerinkimiraikkonen'den küçük bi hatıra:
***
mürdüm eriği
çiçek açmıştır,
ilk önce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra
sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı - be- karşı.
hava lezzetli ve aydınlık
fakat iyice ısınmadı daha
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık....
bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
herhalde çoktan öldürülmüştük
sen londra'da olsaydın
ben tobruk'ta olsaydım
bir ingiliz şilebinde yahut...
sevgilim,
ellerini koy dizlerine
bileklerin kalın ve beyaz
sol avucunu çevir:
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...
dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı
yirmi dördü emzikte...
sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
nar tanesi, nur tanesi
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte...
...yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var
bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlara inat.
***
bu da kimsesizlerinkimiraikkonen'den küçük bi hatıra:
devamını gör...
normal sözlük'te çaylaklık
evet adilce gelen sistem bence de, ama 100 karma puan biraz az olmamış mı diye de düşünmüyor değilim.
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
deniz paraşütü ile marmaris üzerinde yükseldiğim, etrafımda gökyüzünden başka hiçbir şeyin olmadığı andı.
sağ sol, aşağısı yukarısı sadece mavi... açıklı koyulu... ondan güzel ve özgür bir an hatırlamıyorum hayatımda.
sağ sol, aşağısı yukarısı sadece mavi... açıklı koyulu... ondan güzel ve özgür bir an hatırlamıyorum hayatımda.
devamını gör...
normal sözlük’ün çok sıkıcı olması sorunsalı
bu geri gelmiş. gelişine vurulmalı bence, daha uzağa fırlatabiliriz.
devamını gör...
üniversitelerde terörist istemiyoruz
akp'li faşistlerin isteğidir. biz de sizi istemiyoruz bu ülkede. iktidarınızı da alın gidin.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
allah, hızır ve odin* üzerine yemin ederim ki beynim zınıladı!
n'aptın ya hu cenk?
n'aptın ya hu cenk?
devamını gör...
yazarların uykuya dalma yöntemleri
müzik dinlemek.
devamını gör...
diyaliz
- belirlenmiş moleküllerin seçici bir zardan difüzyonuna diyaliz denir.
- diyaliz işleminde, bir çözeltideki belirli çözünmüş maddeler, seçici geçirgen zarın diğer tarafına konulan farklı bileşime sahip bir çözelti aracılığıyla değiştirilir.
- diyalizde amaç, çözünebilen maddelerin konsantrasyonunun düşürülmesidir.
- böbrek yetmezliği görülen hastalarda, hasta diyaliz makinesine bağlanır. bu hastalarda böbrekler tarafından süzülüp atılamayan zararlı maddeler ve fazla su, seçici geçirgen bir zardan geçirilerek madde yoğunlukları özel olarak ayarlanmış diyaliz sıvısına alınır. bu işlemde hastadan alınan kanın içeriği düzenlenir ve kan hastaya geri verilir.
- - - alıntı - - -
referans: biyoloji dersi notlarıdır. bana ait değildir.
- diyaliz işleminde, bir çözeltideki belirli çözünmüş maddeler, seçici geçirgen zarın diğer tarafına konulan farklı bileşime sahip bir çözelti aracılığıyla değiştirilir.
- diyalizde amaç, çözünebilen maddelerin konsantrasyonunun düşürülmesidir.
- böbrek yetmezliği görülen hastalarda, hasta diyaliz makinesine bağlanır. bu hastalarda böbrekler tarafından süzülüp atılamayan zararlı maddeler ve fazla su, seçici geçirgen bir zardan geçirilerek madde yoğunlukları özel olarak ayarlanmış diyaliz sıvısına alınır. bu işlemde hastadan alınan kanın içeriği düzenlenir ve kan hastaya geri verilir.
- - - alıntı - - -
referans: biyoloji dersi notlarıdır. bana ait değildir.
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
internetle tanışmadan önceki, ışıkları söndürüp hafiften loş ışık bırakarak trt radyosu dinlediğim zamanları anımsadım, o zamanlara doğru gittim.
devamını gör...
evlenmemek için nedenler
başlığı görse "niye evlenmicemişin guzumm" diyecek teyzelerin ve amcaların çoğunlukta olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. evlenmemesi gerektiğini düşünen gençler azınlıkta kaldığından topluma aykırı görülüyor ve toplum baskısına uğruyorlar. sonra bu baskılara dayanamayan birkaç genç daha aramızdan eleniyor ve hepten azınlık olan kitle de büyük ihtimalle bu başlık altında bu sorunsalı tartışıyor.
devamını gör...
dünyanın en büyük derdini aşk acısı sanmak
dünya üzerinde ölüm gibi bir dert varken bir miktar acımtrak biçimde insanı gülümsetir.
devamını gör...
nickaltı
okumayı en sevdiğim başlıklardır. yazar hakkında bilgi sahibi olmak için en iyi yöntem. övücülük yapanların tanımları hariç. o tanımlardan hoşlanmıyorum.
devamını gör...
yazarlardan riyakarlık örnekleri
bu coğrafya komple bir riyakarlık örneği. birazdan vereceğim örneklerin kıyısında köşesinde bir yerinde kendinizi bulacağınıza eminim. bu vesileyle belki bir farkındalık yaratırım da kendimize çeki düzen verme telaşına bürünürüz. ne diyelim, kelebek etkisi diyelim. birimizde bile gerçekleşecek olan küçücük bir güzellik birçok şeyi onarır belki de.
özgürlük mesela; hani şu herkesin yalnızca kendisi için istediği. erkeklerin kadınları aşağılamak, evlendiklerinde kadını kendisine bağımlı hale getirip sadık kalacak kadar dahi karaktere sahip olmayıp daha hoş sohbet bir kadın görünce, şu kendine bağımlı bıraktığı kadını başından atmak, çocuklarına bile beş kuruş nafaka vermeme özgürlüğünü talep etmeleri gibi mesela. bir kadına, bir çocuğa, bir hayvana şiddet uygulayıp öfkeme yenik düşebiliyorum özgürlüğüne sığınmak istemeleri. tam tersi kadınların erkekleri yalnızca cüzdan ya da güvence olarak görmekte ısrar etme özgürlüğü var bir de. *
ya da değiştirelim perspektifimizi kadınlara gelelim biraz daha; kendisi örtünmek isterken şort giyen, etek giyen ya da güzel bir sese, gülüşe sahip kadına or*sp* damgasını yapıştıran ona taciz edilmeyi hak görme özgürlüğü… aksi de pek mümkün inancının gerekliliğini yerine getiren kadınlara 2.sınıf insan muamelesi yapmaya çalışan, cahil yobaz damgasını vurabilme özgürlüğünü de es geçmeyelim. ya da biraz nezaket sahibi bir insana denk gelindiğinde kitlesel olarak o insanı ezme özgürlüğünü kendimize hak görmemize ne dersiniz?
bir gün kendimizden önce başka insanların özgürlükleri için mücadele etmeyi öğrendiğimizde riyakarlıktan sıyrılacağız ve burası yaşanabilir bir ülke olacak.
biraz da her şeye kulp takmalarımıza değinmek isterim. herhangi bir insana güzel bir düşünce söylemeye vakit ayıramayacak kadar kendi hayatımızla meşgulken, en ufak bir gerginlikte tüm meşguliyetleri kenara bırakıp en önde kavgaya tutuşmaya ne demeli? riyakarlık bile utanıyordur bu hırçınlıktan. iyiliğe, güzele, sevgiye hiç vaktimiz yok, öyle yok ki en sevdiklerimize bile hediye alırken 3 parmak hareketi kadar düşünce ve vakit ayırıyoruz. dünyanın en özel şeyi olabilecek bir durumu bile başkalarının fikirlerine emanet ediyoruz. ama falancanın kocasının/karısının aldığı çiçeğin böceğin küçüklüğünü eleştirmeye, yermeye saatlerimizi harcıyoruz.
ya da bu entry’nin ardından bazı sivriler çıkacaktır ‘’ülkemizle ne ilgisi var yauv burası cennet cennet, batı bizden çok mu iyi hede hödö’’ şeklinde. kendi kapısını çok güzel temizlemiş gibi batıyla sidik yarışına girmek de neyin nesi diyorum önden bu riyakârlığı elbise yapıp baştan ayağa kuşanmış arkadaşlara. *
velhasılıkelam daha yazabileceğim milyon tane örnek olduğunu biliyorsunuz ancak herhangi bir şarkının, videonun bile normal hızda izlenmeye tahammül edilemediği bir çağda benim 3milyon satırlık entrym eziyetten başka bir şeye dönüşmeyecektir eminim ki. *
yeterince buhranlara sevk ettiysem sizleri fularımı çıkarıyorum çocuklar. *
özgürlük mesela; hani şu herkesin yalnızca kendisi için istediği. erkeklerin kadınları aşağılamak, evlendiklerinde kadını kendisine bağımlı hale getirip sadık kalacak kadar dahi karaktere sahip olmayıp daha hoş sohbet bir kadın görünce, şu kendine bağımlı bıraktığı kadını başından atmak, çocuklarına bile beş kuruş nafaka vermeme özgürlüğünü talep etmeleri gibi mesela. bir kadına, bir çocuğa, bir hayvana şiddet uygulayıp öfkeme yenik düşebiliyorum özgürlüğüne sığınmak istemeleri. tam tersi kadınların erkekleri yalnızca cüzdan ya da güvence olarak görmekte ısrar etme özgürlüğü var bir de. *
ya da değiştirelim perspektifimizi kadınlara gelelim biraz daha; kendisi örtünmek isterken şort giyen, etek giyen ya da güzel bir sese, gülüşe sahip kadına or*sp* damgasını yapıştıran ona taciz edilmeyi hak görme özgürlüğü… aksi de pek mümkün inancının gerekliliğini yerine getiren kadınlara 2.sınıf insan muamelesi yapmaya çalışan, cahil yobaz damgasını vurabilme özgürlüğünü de es geçmeyelim. ya da biraz nezaket sahibi bir insana denk gelindiğinde kitlesel olarak o insanı ezme özgürlüğünü kendimize hak görmemize ne dersiniz?
bir gün kendimizden önce başka insanların özgürlükleri için mücadele etmeyi öğrendiğimizde riyakarlıktan sıyrılacağız ve burası yaşanabilir bir ülke olacak.
biraz da her şeye kulp takmalarımıza değinmek isterim. herhangi bir insana güzel bir düşünce söylemeye vakit ayıramayacak kadar kendi hayatımızla meşgulken, en ufak bir gerginlikte tüm meşguliyetleri kenara bırakıp en önde kavgaya tutuşmaya ne demeli? riyakarlık bile utanıyordur bu hırçınlıktan. iyiliğe, güzele, sevgiye hiç vaktimiz yok, öyle yok ki en sevdiklerimize bile hediye alırken 3 parmak hareketi kadar düşünce ve vakit ayırıyoruz. dünyanın en özel şeyi olabilecek bir durumu bile başkalarının fikirlerine emanet ediyoruz. ama falancanın kocasının/karısının aldığı çiçeğin böceğin küçüklüğünü eleştirmeye, yermeye saatlerimizi harcıyoruz.
ya da bu entry’nin ardından bazı sivriler çıkacaktır ‘’ülkemizle ne ilgisi var yauv burası cennet cennet, batı bizden çok mu iyi hede hödö’’ şeklinde. kendi kapısını çok güzel temizlemiş gibi batıyla sidik yarışına girmek de neyin nesi diyorum önden bu riyakârlığı elbise yapıp baştan ayağa kuşanmış arkadaşlara. *
velhasılıkelam daha yazabileceğim milyon tane örnek olduğunu biliyorsunuz ancak herhangi bir şarkının, videonun bile normal hızda izlenmeye tahammül edilemediği bir çağda benim 3milyon satırlık entrym eziyetten başka bir şeye dönüşmeyecektir eminim ki. *
yeterince buhranlara sevk ettiysem sizleri fularımı çıkarıyorum çocuklar. *
devamını gör...
kendi saçını kesmek
domates keserken bıçağı atom çekirdeğine denk getirip, yanlışlıkla nükleer reaksiyon tetiklemekten daha zor bir eylem.
öyle bir yazılmış ki, nefes almak kadar kolay zannediyorsun. yanları kesemiyorum, önleri kesemiyorum, arkaları kesemiyorum. ekseriyetle beceremiyorum bu naneyi ben.
taci kalkavan’a dönüşcem, az kaldı. 80’lerin kaleci ensesi trendini yeniden yakalıyorum gibi, bakıcez.
öyle bir yazılmış ki, nefes almak kadar kolay zannediyorsun. yanları kesemiyorum, önleri kesemiyorum, arkaları kesemiyorum. ekseriyetle beceremiyorum bu naneyi ben.
taci kalkavan’a dönüşcem, az kaldı. 80’lerin kaleci ensesi trendini yeniden yakalıyorum gibi, bakıcez.
devamını gör...
