bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
oo bu haftamın konsepti de belli olduğuna göre rezerve edeceğim şarkıyı hemen iliştirmem gerekiyor ki istenmesin...
eğer konu şiirlerden bestelenmiş şarkıysa, ilk akla gelen arabistan çöllerindeki muazzam bir sevdayı ilmek ilmek anlatan:
mezdeke- alabina yallah
eğer konu şiirlerden bestelenmiş şarkıysa, ilk akla gelen arabistan çöllerindeki muazzam bir sevdayı ilmek ilmek anlatan:
mezdeke- alabina yallah
devamını gör...
ilk sevgilinin ismi
unutulmayan, unutulmayacak olan kişinin ismidir.
hiçbir sevgi, aşk barındırmaz zira masum zamanlardır. hele çocukluk dönemiyse ''dadından'' yenmez.
benimki hilal.
hiçbir sevgi, aşk barındırmaz zira masum zamanlardır. hele çocukluk dönemiyse ''dadından'' yenmez.
benimki hilal.
devamını gör...
şubatın 28 gün olmasının sebebi
şubat ayına geldigimize göre akıllara takılan sorunun cevabını verelim.
sebebi tamamen inatlaşma. evet iki kral vay senin ayın nasıl olur da 31 çeker benim ki 30 çeker deyip gitmiş şubattan gün çalmış. olur mu öyle saçma şey demeyin olmuş işte.
sözüm size eyy romalılar.(evet evet cidden romalılar.) roma imparatoru julius caesar temmuz ayına kendi adını koyuyor yani july. temmuz da 31 gün sürüyor bunun üstüne kendinden sonra gelen imparator augustus da benim ismim de olsun bu aylarda der ve bilindigi uzere agustos ayına ismini verir yalnız bir sorun vardır. temmuz ayı 31 gün sürerken ağustos 30 gün sürüyor. tabi haşmetli ve kendini beğenmiş imparator nasıl olur da ben 31 çekemem deyip* hemen bir çare düşünün der. bunu üstüne astronomlar yılın son ayı olan şubattan bir gün de ağustos için alırlar ve artık 31 gun sürmeye baslar.
gariban şubata gelen vurmuş giden vurmuş 31 çekmek uğruna devamlı günleri kısalmış. bu gariban şubatın gönlünü de artık günü 4 yılda bir sana ekleriz olur biter demişler.
sebebi tamamen inatlaşma. evet iki kral vay senin ayın nasıl olur da 31 çeker benim ki 30 çeker deyip gitmiş şubattan gün çalmış. olur mu öyle saçma şey demeyin olmuş işte.
sözüm size eyy romalılar.(evet evet cidden romalılar.) roma imparatoru julius caesar temmuz ayına kendi adını koyuyor yani july. temmuz da 31 gün sürüyor bunun üstüne kendinden sonra gelen imparator augustus da benim ismim de olsun bu aylarda der ve bilindigi uzere agustos ayına ismini verir yalnız bir sorun vardır. temmuz ayı 31 gün sürerken ağustos 30 gün sürüyor. tabi haşmetli ve kendini beğenmiş imparator nasıl olur da ben 31 çekemem deyip* hemen bir çare düşünün der. bunu üstüne astronomlar yılın son ayı olan şubattan bir gün de ağustos için alırlar ve artık 31 gun sürmeye baslar.
gariban şubata gelen vurmuş giden vurmuş 31 çekmek uğruna devamlı günleri kısalmış. bu gariban şubatın gönlünü de artık günü 4 yılda bir sana ekleriz olur biter demişler.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
hiçbir yerde yalnız değildim aslında
tek başınaydım ama hep sen vardın yanımda.
tek başınaydım ama hep sen vardın yanımda.
devamını gör...
büyük resim o kadar büyükse neden herkes göremiyor sorunsalı
küçük ve büyük resimler soz konusu ise, muhalifler nasıl oluyor da hep küçük olanları, komplo teorisyenleri ve cumhurcular hep büyük olani görüyor. yanıtı olan beri gelsin. yoksa o kadar da büyük değil mi? yakından bakınca mi büyük görünüyor. ressamı kim ve nerede sergileniyor.
devamını gör...
normal sözlük'te anonim olmak
"sizi sırayla mı yolluyorlar" demek istediğim bir yazar savı. sözlük dediğin bu değil mi paşam? facebook demişsin evet bak karamelliturta nickli yazar amcaoğlu benim. face evet, ondan.
adresimi biliyorlarmış haha. keşke yeraltı sığınağı inşa etseydi yoldaş oradan girerdik sözlüğe*
adresimi biliyorlarmış haha. keşke yeraltı sığınağı inşa etseydi yoldaş oradan girerdik sözlüğe*
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
"beni türk hekimlerine emanet ediniz"
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
devamını gör...
normal sözlük'ün renginin turuncu olmasının anlamı
siyah, beyaz ve gri ile güzel kontrast oluyor bence.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
sene 2009’un sonları. ekşi’de o dönem yılların yazarıyım. reşit yaşta bile değildim ekşi’ye yazar olunca, ortaokula gidiyordum hatta. ama yalancıyı ıslatmıyorlar ne de olsa, yaşım oldukça büyük yetişkin bir erkeğim, öyle takılıyorum sözlükte. gazetelerde gördüğüm haberlerden, köşe yazılarından belli fikirler araklayıp, aklım yettiğince cümleler kurup, siyasi yazılar yazıp, futbol yorumları yapıp, ondan bundan duyduğum bilgileri satıyorum sözlükte. kendimi nasıl cool ve farklı hissediyorum aman aman… ama artik sıkıcı ve kasıntı gelmeye başladı ekşi bana, forum siteleri bile nerdeyse daha eğlenceliydi.
derken bir başlık gördüm sol frame’da, galatasaray sözlük açılmış (rerererarara sözlük daha doğrusu) ekşiciler yardırıyor falan. asosyal ve yalancı olan ben durur muyum, hemen üyelik işlemlerine başladım ve çaylaklık sürecini başarıyla geçip yazar oldum. yeni bir sözlük var, taze kan. ama ortam testosteron hormonu salgılanmış vaziyette, eril dilden geçilmiyor. hadi dedim burda da erkek olayım ve kısa sürede hatırı sayılır bir kişilik oldum. özel mesajlar, yersiz şakalar vs vs, ama biriyle daha farklı bir enerji yakaladık. yıldız teknik’te gemi mühendisliği bilmem bilmem neyi okumuş, özel bir firmada çalışan, kendi halinde, sevimli, donanımlı, eğlenceli ve fanatik galatasaraylı bir çocuk. ama ben abi diye hitap ediyorum, o bana birader falan. futbol, kadın, breaking bad, rakı mı, konyak mı, votka mı muhabbetleri… ama ben istanbul’un kenar mahallesinde yaşayan, sanayide çalışan, iki küçük kardeşine ve bir dul annesine bakan, artı babasının iş kazasında ölümüyle travma yaşamış, kara yağız bir delikanlıyım. böyle tanıttım kendimi. her gün muhabbet eder olduk.
facebook hesabını verdi bana, ekle beni dedi, irtibatta olalım. garibanlığıma acıdığından mıdır nedir, benim için hep bir şeyler yapmak istedi. ben de diyorum, abi ben sosyal hesap kullanmıyorum. kullanmaz olur muyum be, sabah akşam çocuğun fotoğraflarına baka baka aşık ettim kendimi. çoğu şey açıktı hesabında. o ne izliyor onu izliyorum, o kimi dinlerse onu dinliyorum. oğlum diyor, gel şuraya şu gün bira içelim. yok abi diyorum annem hasta falan filan derken atlatıyorum bir şekilde.
en son bir salı günü, kış vakti, saat 16 suları. okuldan gelir gelmez açtım sözlüğü, bir mesaj: “hüseyin kardeş (adım da hüseyin he), numaranı bana yaz, seni gs-fb derbisine götüreyim bu hafta.” yalancılıktan bir gebermediğim kalmış, üzerine bir de istanbul’da bile yaşamıyorum. durdum düşündüm, yeter dedim kendime, sözlük hesabımı sildim o gün ağlayarak. daha fazla devam edemedim. ardından büyük bir boşluğa, özleme ve vicdan azaplarına düştüm. adama dehşet alışmışım bir de, bir süre zor geldi onunla hiç iletişimde olmamak. facebook hesabına, ordan etkileşimde olduğu insanların hesaplarına, başka mecralardaki sosyal hesaplarına bir süre baktım hep, gizli gizli. danimarka'ya yerleşti, bir köpek evlat edindi, orda bir hayat kurdu kendine. hepsine uzaktan şahit oldum. kendi başıma bir süre ufak bir aşk acısı yaşadım ve melankoli halini atlatınca bir daha da sosyal hesaplarına bakmadım. göz görmeyince de gönül katlandı. (hahahha)
o belki bu olayı şimdi hatırlamaz bile ama, ben yaptığım şerefsizliği hiç unutmam. bugün ne zaman derbi olsa, ne zaman breaking bad'e, the prestige filmine denk gelsem, muse grubunun bir şarkısını dinlesem, hep onu hatırlatır bana.
bu da böyle rezil bir anımdır arkadaşlar. buraya kadar okuyan varsa ayırdığı vakit için teşekkürü bir borç bilirim, zira uzun entryleri ben hiç okumuyorum. sevgiler…
derken bir başlık gördüm sol frame’da, galatasaray sözlük açılmış (rerererarara sözlük daha doğrusu) ekşiciler yardırıyor falan. asosyal ve yalancı olan ben durur muyum, hemen üyelik işlemlerine başladım ve çaylaklık sürecini başarıyla geçip yazar oldum. yeni bir sözlük var, taze kan. ama ortam testosteron hormonu salgılanmış vaziyette, eril dilden geçilmiyor. hadi dedim burda da erkek olayım ve kısa sürede hatırı sayılır bir kişilik oldum. özel mesajlar, yersiz şakalar vs vs, ama biriyle daha farklı bir enerji yakaladık. yıldız teknik’te gemi mühendisliği bilmem bilmem neyi okumuş, özel bir firmada çalışan, kendi halinde, sevimli, donanımlı, eğlenceli ve fanatik galatasaraylı bir çocuk. ama ben abi diye hitap ediyorum, o bana birader falan. futbol, kadın, breaking bad, rakı mı, konyak mı, votka mı muhabbetleri… ama ben istanbul’un kenar mahallesinde yaşayan, sanayide çalışan, iki küçük kardeşine ve bir dul annesine bakan, artı babasının iş kazasında ölümüyle travma yaşamış, kara yağız bir delikanlıyım. böyle tanıttım kendimi. her gün muhabbet eder olduk.
facebook hesabını verdi bana, ekle beni dedi, irtibatta olalım. garibanlığıma acıdığından mıdır nedir, benim için hep bir şeyler yapmak istedi. ben de diyorum, abi ben sosyal hesap kullanmıyorum. kullanmaz olur muyum be, sabah akşam çocuğun fotoğraflarına baka baka aşık ettim kendimi. çoğu şey açıktı hesabında. o ne izliyor onu izliyorum, o kimi dinlerse onu dinliyorum. oğlum diyor, gel şuraya şu gün bira içelim. yok abi diyorum annem hasta falan filan derken atlatıyorum bir şekilde.
en son bir salı günü, kış vakti, saat 16 suları. okuldan gelir gelmez açtım sözlüğü, bir mesaj: “hüseyin kardeş (adım da hüseyin he), numaranı bana yaz, seni gs-fb derbisine götüreyim bu hafta.” yalancılıktan bir gebermediğim kalmış, üzerine bir de istanbul’da bile yaşamıyorum. durdum düşündüm, yeter dedim kendime, sözlük hesabımı sildim o gün ağlayarak. daha fazla devam edemedim. ardından büyük bir boşluğa, özleme ve vicdan azaplarına düştüm. adama dehşet alışmışım bir de, bir süre zor geldi onunla hiç iletişimde olmamak. facebook hesabına, ordan etkileşimde olduğu insanların hesaplarına, başka mecralardaki sosyal hesaplarına bir süre baktım hep, gizli gizli. danimarka'ya yerleşti, bir köpek evlat edindi, orda bir hayat kurdu kendine. hepsine uzaktan şahit oldum. kendi başıma bir süre ufak bir aşk acısı yaşadım ve melankoli halini atlatınca bir daha da sosyal hesaplarına bakmadım. göz görmeyince de gönül katlandı. (hahahha)
o belki bu olayı şimdi hatırlamaz bile ama, ben yaptığım şerefsizliği hiç unutmam. bugün ne zaman derbi olsa, ne zaman breaking bad'e, the prestige filmine denk gelsem, muse grubunun bir şarkısını dinlesem, hep onu hatırlatır bana.
bu da böyle rezil bir anımdır arkadaşlar. buraya kadar okuyan varsa ayırdığı vakit için teşekkürü bir borç bilirim, zira uzun entryleri ben hiç okumuyorum. sevgiler…
devamını gör...
zemberekkuşu'nun güncesi
ilk kez 1994 yılında yayınlanan haruki murakami romanıdır.
yazar, tüm eserlerinde gözlem yeteneğinin ne denli iyi olduğunu zaten gösteriyor ama bu kitabı bir başka sanki, yağmurun sessiz yağmasından, kör kuyulara kadar ince detayları sizi yormadan öyle ustaca anlatıyor ki insanın aklına yazarın adını dağlara taşlara yazmak geliyor. merak ve cesaretin iç içe bir olgu olduğunu da anlatıyor aynı zamanda. merak etmek için cesarete ihtiyacımız olduğunu ve yalnızca cesur olanların merak etmekte ısrar ettiğini vurguluyor.
"...yaşam bu işte. belki de hepimiz bir yerlerde tek başımıza kapatılmışız ve yavaş yavaş ölüyoruz."
"..kader, insanın dönüp bakması gereken şeydir, öneden bilmesi gereken değil. ama artık, benim için önemi yok. yaşamayı sürdürmekte görevimi yerine getiriyorum, o kadar."
yazar, tüm eserlerinde gözlem yeteneğinin ne denli iyi olduğunu zaten gösteriyor ama bu kitabı bir başka sanki, yağmurun sessiz yağmasından, kör kuyulara kadar ince detayları sizi yormadan öyle ustaca anlatıyor ki insanın aklına yazarın adını dağlara taşlara yazmak geliyor. merak ve cesaretin iç içe bir olgu olduğunu da anlatıyor aynı zamanda. merak etmek için cesarete ihtiyacımız olduğunu ve yalnızca cesur olanların merak etmekte ısrar ettiğini vurguluyor.
"...yaşam bu işte. belki de hepimiz bir yerlerde tek başımıza kapatılmışız ve yavaş yavaş ölüyoruz."
"..kader, insanın dönüp bakması gereken şeydir, öneden bilmesi gereken değil. ama artık, benim için önemi yok. yaşamayı sürdürmekte görevimi yerine getiriyorum, o kadar."
devamını gör...
etik dinleyici ile akvaryum radyo yayını
mahalle çocuğu gazapizm'de uğrar mı acaba diye merak ettiğim yayın.
ama öncelikle hayırlısı olsun, kolay gelsin.
ama öncelikle hayırlısı olsun, kolay gelsin.
devamını gör...
kimseyi takip etmeyen yazar
devamını gör...
hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak
geride hiç ölmemiş gibi bir yaşam bırakmak yani bu hayatta güzel izler, birikimler bırakmakla yaşamanın hakkını vermiş olacağımızı düşünüyorum. aksi halde amaçsız bir doludizgin yaşantı geriye dönüp bakıldığında keşkelerle anılmakta olabiliyor.
tabii ki ne kadar yaşarsak yaşayalım, gezelim, yeni tatlar deneyelim, yeni insanlarla tanışalım, bir sürü ilimlerle meşgul olalım fakat yine de ulaşamadığımız yerler, insanlar, ömrümüzün yetmeyeceği derecede ilimler, hala sayısız tatmadığımız tatlar olacaktır.
benim için önemli olan imkanlar dahilinde gelişmek, gezmek, tatmak fakat imkanlarım dahiliyle yetinebilmek, kanaatkar olmak ve bununla birlikte ölümü unutmamak. ölüm büyük bir gerçekliktir ve insanı kendine getiren yegane durumdur. insanı durduran, gerçeklikle yüzleştiren, hiçbir şeyin, kişinin kendisi de dahil kalıcı olmadığını hatırlatan bir olgudur.
bence ölümün varlığını bilerek yaşamak yaşamı daha anlamlı kılıyor.
"yeni ahit" adında bir film vardı ve orda herkesin cep telefonuna ne kadar ömürlerinin kaldığına dair mesaj geliyordu. kimisi 100 yıl sonra kimisi 50 yıl sonra kimisi 24 yıl sonra kimisi 12 gün sonra ve kimisi de 1 dk sonra ölücektir. bir çok insan bu bilişle birlikte yapmak isteyipte ertelediği şeyleri yapmaya başlıyorlar. aslında bu yaşamın değerinin farkındalığını ve kalıcı olmadığını gösteriyor. yani ölümü hatırlamak hayatı yaşanılmaz kılmaz, aksine yaşamı daha değerli kılar.
"yeni ahit" filminin o sahnesini buraya bırakacağım. anlamak için bakmak değil görmek de gerekir. görebilenlerden olabilmek dileğiyle.
buradan
tabii ki ne kadar yaşarsak yaşayalım, gezelim, yeni tatlar deneyelim, yeni insanlarla tanışalım, bir sürü ilimlerle meşgul olalım fakat yine de ulaşamadığımız yerler, insanlar, ömrümüzün yetmeyeceği derecede ilimler, hala sayısız tatmadığımız tatlar olacaktır.
benim için önemli olan imkanlar dahilinde gelişmek, gezmek, tatmak fakat imkanlarım dahiliyle yetinebilmek, kanaatkar olmak ve bununla birlikte ölümü unutmamak. ölüm büyük bir gerçekliktir ve insanı kendine getiren yegane durumdur. insanı durduran, gerçeklikle yüzleştiren, hiçbir şeyin, kişinin kendisi de dahil kalıcı olmadığını hatırlatan bir olgudur.
bence ölümün varlığını bilerek yaşamak yaşamı daha anlamlı kılıyor.
"yeni ahit" adında bir film vardı ve orda herkesin cep telefonuna ne kadar ömürlerinin kaldığına dair mesaj geliyordu. kimisi 100 yıl sonra kimisi 50 yıl sonra kimisi 24 yıl sonra kimisi 12 gün sonra ve kimisi de 1 dk sonra ölücektir. bir çok insan bu bilişle birlikte yapmak isteyipte ertelediği şeyleri yapmaya başlıyorlar. aslında bu yaşamın değerinin farkındalığını ve kalıcı olmadığını gösteriyor. yani ölümü hatırlamak hayatı yaşanılmaz kılmaz, aksine yaşamı daha değerli kılar.
"yeni ahit" filminin o sahnesini buraya bırakacağım. anlamak için bakmak değil görmek de gerekir. görebilenlerden olabilmek dileğiyle.
buradan
devamını gör...
denemeler
başlarken sıkılabilirim gibi bir önyargıyla yaklaştığım ama daha sonra yüzümde tebessümle okuduğum kitap. nerde olursan ol, kaçıncı yüzyılda yaşarsan yaşa demek ki bazı düşünceler her insanda ortak oluyormuş dedim bittiğinde.
kitaplar ve insanlar kısmından: " o kadar ki, bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi ışıklı yanlarından görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda."
kitaplar ve insanlar kısmından: " o kadar ki, bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi ışıklı yanlarından görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda."
devamını gör...
8 binler kulübü
henüz 14 kişilik üyesi olan kulüp.
yazınız, oylayınız, oylanınız... sözlükte vakit geçiriniz. böylece karmanız arşa çıkacaktır.
edit: liste eklenmiştir. #454088
yazınız, oylayınız, oylanınız... sözlükte vakit geçiriniz. böylece karmanız arşa çıkacaktır.
edit: liste eklenmiştir. #454088
devamını gör...
değer veren insan davranışları
şüpheye düşürmez, hissettirir.
devamını gör...
hayatında hiç avrupa'ya seyahat etmemiş kültürsüz insan
hayatında hiç avrupa'ya gidememiş fakir insan olarak güncelleme gelmelidir. ulan ay sonunu zor getiriyoruz, ne avrupa'sı? kıçımı kaldırıp eminönü'ne zor gidiyorum.
devamını gör...
(tematik)
kanama
damar bütünlüğünün bozulması sonucu kanın damar dışına doğru akmasıdır.
devamını gör...
selçuk bayraktar
kimin yakını kimin akrabası değil ülkeye faydası olan genç bir adam. görüşü parti olan değil ülkesi olan herkesin kabullenmesi gereken bir gerçek.
devamını gör...
