sevgili immortel'ın #1230219 şu girdisi sonrası bir açıklama entry'si bırakmak istedim:

öncelikle bu entry kesinlikle kimseyi ikna etme amacı taşımıyor. yalnızca aklıselim insanlar olarak tartışabileceğimizi düşündüm. * bir aşı sevici olarak naçizane kaygılarımı ve bildiklerimi aktaracağım belki muallakta olan insanlar için de açıklayıcı bir entry olur.

tanım olarak da desteklediğim zorunluluktur diyerek şuraya notumuzu düşelim.

* aşıya karşı olan güvensizliği kesinlikle anlayabiliyorum ve haklı buluyorum. ancak toplumu yönlendirici olacak mesnetsiz ifadelerle aşı karşıtlığı bayraklarını ve kılıçlarını kuşanmanızı sanırım bir noktada anlayamıyorum. bir soru işaretiniz varsa bilimsel kaynakları takip edersiniz ''bunlar da insan işi'' deyip yine de güven duymazsanız aşı yaptırmamayı seçersiniz. sosyal medyada ''kaynım sabah aşı olmuş akşam ayakları ters dönmüş çünkü kalbine proteinlerle enzimler el ele tutuşup gitmeye başlamış, alyuvarları da billgates diye sayıklıyollağmış'' derseniz sizi ciddiye alamam. *

* yöneticilere karşı güvensizlik olmasını anlamanın dışında aşırı olumlu buluyorum. şahsen bu adamlara kendini sorgusuz sualsiz emanet eden insanlara karşı aşı karşıtlarına dahi sempati besleyebilirim. *

* arkadaşlar hepimiz aşıya karşı soru işaretleri barındırıyoruz. ancak bilimsel verileri inceleyip, bilgilendirici olan, alanında uzman kişilerden yönlendirici bilgiler talep ediyoruz ve ufak bir kar/zarar hesabı sonrasında aşı olma kararı alıyoruz. yoksa hiçbirimiz sıraya girip ''bana sağlı sollu iki tane uygulayın, yetmedi biraz da verin evde içeceğim ben bunu'' demiyoruz inanın. kar zarar hesabı sonucu nedir onu da özetleyeyim;

--- ilk olarak aşı olmazsak neler olur; toplumda bağışıklığı düşük olan insanların hayatlarını riske atmış oluruz. kimin güçlü kimin değil bilemediğimiz için komple hepimiz topun ucunda oluyoruz. ikinci olarak bu salgın kontrol altına alınamazsa ve sürekli insanlar enfekte olmaya devam ederse sağlık sistemimiz bu yoğunluğu kaldıramayabilir. ben ölürsem evimde geçer ölürüm diyorsunuz ancak bu hastalık kanırta kanırta insan canını alıyor. nefesinizi mabadınızdan almaya başlayınca mecburen bir çare hastanelere koşturacaksınız. eğer kontrol için eve kapanmalar, aşılar olmasaydı hangi hastane hangi doktor size yetecekti? ayrıca doktorlar ve sağlık çalışanları sizlerin kölesi değil. onlar biz size tedavi vereceğiz ancak önce koruyucu önlemleri almalısınız diyorsa uymak mecburiyetindeyiz. ülkece koruyucuyu reddedip sonrasında sıkışınca bu insanlardan şifa talep etmemiz riyakarlık olmaz mı? bu iş ne kadar uzarsa o insanlar o kadar risk altında olmaya devam edecekler. ayrıca covid olup atlatınca eski sağlığınızla devam edemiyorsunuz bunu neden es geçiyorsunuz. covid'in aşıdan daha az yan etkiyle vücudunuz terk ettiğini de nereden çıkardınız?

--- aşı olursak ne olur; korunmuş oluruz ya da tüm dünya birileri tarafından kandırılmıştır ve hepimizi çiplemişler belki de ciddi yan etkileri sebep olacak bir şeyler enjekte etmişlerdir hepimize. bunu direkt covid virüsü ile de yapmış olabilirler. yani aslında bu risk aşılı ya da aşısız her ihtimalde var.

bu iki durumu değerlendirince aşının olası yan etkilerine karşı aşı karşıtlığı yapan insanların tüm sağlık sistemini, olası hastalıklarına karşı tedavi alma haklarını reddetmelerini rica ediyorum.* çünkü aldığınız parolun bile 15 sene sonra oluşturacağı yan etkileri asla öngöremeyeceksiniz. bu ihtimal her ilaç, her aşı için var. bir de şu evrak imzalatma olayına geleceğim: umarım sizi süründüren başka hastalıklardan birine yakalanmazsınız. o zaman bakın nasıl yalvarıyorsunuz herhangi tedavi edici bir şey için milyon sayfa kağıt imzalamaya nasıl dünden hevesli oluyorsunuz. prosedür denen şeyi duydunuz mu hiç? mesela benim bir kronik rahatsızlığım var ve kullandığım ilaçları alabilmem için sayfalarca belge imzalıyordum hem de neredeyse her aydı*, ameliyata girmeden önce yine tonlarca şey imzaladık. mesela ölebilirsiniz sorumluluk bizde değil kağıdına yav kardeşim sen yeter ki yap şu tedaviyi senin canını yerim modunda imzayı çakabiliyorsunuz. böyle bir durumda ne yapacaksınız? sanmayın bu ilaçlar için size yüzlerce araştırma sunulduğunu. hatta korkunuzdan öğrenmek dahi istemiyorsunuz nedir ne değildir, mecbur kullanıyorsunuz.

biraz da nankörlük sizlerin bu yaptığınız. sağlıklı bedenlerinizle bencillik yapıyorsunuz. kanser hastası çocuklar dahi gerektiğinde kemoterapi denilen zehri bedenlerine basıyor. kusura bakmayın da bir aşı yahu 4 yaşındaki çocuk sizden daha cesurdur. ayrıca bu çocukların da hastalık riskini arttırdığınıza daha sonra değineceğim... düşünsenize el kadar bebeler neleri vücuduna almak zorunda kalıyor, o acıyı yaşıyor aileler çaresiz sizler 3 saniyelik bir iğne için cidden ne yaygara koparıyorsunuz. sanmayın aşıdan daha tehlikesiz. aşı bu insanlar için parolden farksızdır, gözleri görmez. ne diyelim umarım bunlara maruz kalmazsınız siz ya da aileniz. o zaman sorgulama nedir gözünüz görmez ama işte nereden bileceksiniz ki...

gelelim sevgili immortelın sorularına;

+ evet, aşıyı olunca virüs kapma ihtimalimiz ortadan kalkmıyor tabii ki. ancak virüsün olası etkilerini en hafif hale getiriyor bu aşı. çünkü bildiğiniz gibi aşı denen olay aslında bedeninize bu virüsü tanıtma ve hazırlık yaptırma görevi görüyor. belki yalnızca sürünmenizi engelleyecek belki de hiç etkilenmemenizi sağlayacak. bu yine sizin bağışıklık sisteminizle ilgili.
+ başkasına bulaştırma olayında da biontech aşıları oldukça etkili. çünkü etrafa damlacık saçmalı ağır hasta olmanızı engelliyor en başında yani bir yandan da virüsün bedende kontrolsüz çoğaltımı olmadığı için dağılımı da minimuma iniyor şeklinde düşünebilirsiniz kabaca.
+ sadece kendimizi değil; bulaşı azalttığımız için de çevremizdeki korunmak zorunda olan insanlara da katkı sağlamış oluyoruz. ailem öncelikle benim için aşılarını oldular en basitinden. insanların çoğu da -özellikle gençler- kendilerinden çok annesine, babasına, ailedeki hastasına bir ihtimal bulaştırır da ölmesine sebep olur korkusuyla bu aşıyı oluyorlar. çünkü bu hayatta tek başımıza var olmuyoruz, kendi bedenimize olduğu kadar tüm insanlara karşı sorumluluğumuz var. eğer bedeninizi bir virüse yuva olacak şekilde toplumda var etmeye çalışırsanız bilemiyorum vicdanınıza karşı şüpheye düşerim.
+ aşı olmayan insan virüsün yayılımını ve mutasyonlarına hizmet etmiş oluyor. virüs bedene girip öldürüp olay yerini terk etmiyor. her mücadele edip kazandığı durumda bir nevi güçleniyor. bu mutasyonların virüsün havada kolbastı oynayarak gerçekleştirdiğini düşünmüyorsunuz umarım...
+ riski göze alan tüm aşı karşıtlarına ithafen; bu tercih kesinlikle sizin. ilgilenmiyoruz kendinizi yaşatmak ya da öldürmek istemenizle. intihar da edebilirsiniz en fazla ''yapma bak hayat çoksel'' deriz. son karar yine sizde. ancak maskeleri atıp toplum sağlığını riske atamazsınız. sadece benim hayatım demek topluma karşı olan sorumluluğunuzu reddetmektir, bu bayağı bencilce lütfen kusuruma bakmayın. bu bencilliğe de okeyim güvensizliğinizden dolayı ancak aşının içinde yıkanmış koyun kanı var şeklinde şamanvari ss'ler ile topluma korku pompalayamazsınız, burada bir anlaşalım.

bir de tüm bu sağlık işlerinin dışında sosyal, psikolojik ve ekonomik duruma değinmek istiyorum. bu işi bitirecek en önemli şey aşı arkadaşlar. toplum bağışıklığı kendi kendine kazanılsın vs. yemedi görüyorsunuz; ingiltere örneği. toplum en az %70 oranında aşılanmadıkça bu işten yakayı sıyıramayacağız. siz istiyorsunuz ki hiçbirimiz aşı olmasın, aşılar şaibeli; o halde 1 sene boyunca işsiz kalan o insanlara bu durumu nasıl açıklayacaksınız. işsizlik, maddi sorunlar, sosyal bir varlık olan insanı evine tıkmanın getirisi olan psikolojik sorunlar... bunlarla artık kimse baş edemiyor görmüyor musunuz? maskeyi normali sanan bebeler var yahu çok üzülüyorum. korona ortasına doğmuş normal dünyanın nasıl olduğunu bile bilmiyor. çocuklar okula gidemiyor. zaten kıt bir eğitim sistemi vardı yine de bir nebze hepsi okula gidip ulaşıyordu eğitime. şimdi sadece zenginlere kaldı, bırak evini köyünde mahallesinde internet olmayan insanlar var, yapmayın lütfen yahu. kolumuzu ne sıktıkları belli değil deyip geçiştirilecek bir mevzu değil artık bu. yahu es kaza yolda bayılsanız, ambulans gelse yapıştırsa iğneyi serumu sorguluyorsunuz sanki ne sıvısı bu diyejksadn belki zehri vurdu adam ama ''oo kafaya yaptı neymiş bu bir daha olursa yine aynısını isterim'' diye soruyorsunuz hemşireye. neyse...

şu an tek çare imkanımız bu aşı denen şey. yeniden yazayım aşı olmak istememenize saygı duyuyorum şahsen, tercihtir bu. geçin kenardan kesin dünyayı, bakın neler oluyor diye. ancak bir değerlendirme sonucu daha mantıklı olan duruma ve eldeki tek çözüme yönelen insanlara her hıyara tuzlukla koşuyormuş muamelesi yapamazsınız. bir de muallakta olan insanları mesnetsiz ifadelerle yönlendiremezsiniz...

birçok şey yazdım, elimden geldiğince açıklamaya çalıştım saygılı bir dille. dokundurttuğum yerler olmuştur illa ki sözlerime levent kırca'dan arada bir dilimiz sürçer ise affola, tutmasını biliriz de kemiği yok bunun diyerek son veriyorum. umarım kimseyi kırıp dökmemişizdir... *
devamını gör...

manolis angelopoulos'un bestelediği ta mavra matia sou şarkısının türkçeye uyarlanmış halidir.

nilüfer ablamız çok güzel söylemiştir.

devamını gör...

ihsan oktay anar tarafından kaleme alınan tarihi roman. muhteşem bir anlatıya ve finale sahiptir. ayrıca osmanlı zamanının denizciliğine dair belki de bir ders kitabından daha çok şey anlatır. bu yönden de yazarın detay ve kelime dağarcığı bilgisine şaşırmadan edemezsiniz.

bir de oldum olası çok ilgimi çekmiştir:
(bkz: dairesel zaman)
(bkz: döngüsel evren)
devamını gör...

t: aslında bir duvara, yola, cama, manzaraya vb. yerlere bakarken orayı değil de o anda düşündüğün şeylerin gözlerinin önüne gelmesidir.

mesela çok güzel bir manzarada sigarayı yakıp aklına o güzellikteki düşündüğün şeyin o manzaranın bile önüne geçebilmesi durumu olabiliyor bazen bende
devamını gör...

türk futbol tarihinin en başarılı teknik direktörüdür.

bu yüzden çekemeyeni fazladır, zira başarılı olan her insana çamur sıçratmak gibi milli bir hastalığımız mevcut.

her sene şampiyonluk parolası ile başlayanlar, sırf etkileşim kasabilmek için fatih hoca'ya demediklerini bırakmazlar.

ama sezon sonu konuşan hep o olur. elini şöyle bir sallar ve der ki: "hepsine geçmiş olsun".
devamını gör...

kimseden hayır yok bu dünyaya gelen kaygılı tanalerden biriyiz sadece
devamını gör...

bence bu tanım için daha çok erken, yani reklam olması yada olmaması yadırgamıyorum ama!
yarın öbür gün server çöktü shell patladı server bütçemizin üzerinde diyip. bi reklam iyi olur (bu dezenfektan iyi fikir açığı kapatabiliriz) tanımıyla gelirseniz sonra bu konuyu delil olarak size sunarız :)

asla hiçbir sürette, hiç bir amaç yoktur ki! maddi veya manevi kâr gütmesin. şahsen bunu saygı ile karşıl-arım/rum.
devamını gör...

çok nadir olan babayiğitlerin yaptığı olay. tabi bir de bir anlık gazla yapılan sonra habeş maymunundan hallice olup çıkan ve saklanacak yer arattıran bir eylem olduğu da hatırlatılır. babayiğitlerin dikkatine.
devamını gör...

yönetmen mathieu kassovitz'in bütün dünya'da ses getirmiş filmidir.

--! spoiler !--

film, bir akşam paris'in varoşlarında polise karşı çıkan büyük bir isyanın sabahında geçmektedir. hikayeyi vinz, hubert ve said adlı 3 arkadaşın perspektifinden izleriz. paris'in bir banliyösünde yaşayan kuzey afrikalı, siyahi ve yahudi kökenli üç gencin etnik ve dini kökeni fransa’nın bir aynası gibidir.

film, her ne kadar polis tarafından yatıştırılan isyanın gecesini net olarak göstermese de nefret duygusunu seyirciye vermeyi başarmış. filmde asıl görmemiz istenen şey, isyan değil. yönetmen isyanın yıkıcı sonuçlarını ve bir grup insanın hayatının tamamen değişmesini görmemizi istemiş. bol bol toplumsal eleştiri araya sıkıştırılmış.

çok hızlı tempolu bir film, aynı baş karakterlerimiz gibi sürekli bir koşuşturmaca halindeymişiz gibi hissediyoruz.

filmin sonuna özellikle değinmek istiyorum çünkü filmin en yüksek noktası kesinlikle o. çehov’un tüfeğini bilirsiniz. eğer oyunda duvarda bir tüfek asılı ise o tüfek mutlaka patlar. bütün yaşanan olayların bu şekilde bitmesi üzücü olsa da fazlasıyla gerçekçi.

film türünün en başarılı örneklerinden biridir.

--! spoiler !--


ve filmin meşhur sahnesi;
devamını gör...

sağ ayağına aldığı darbeden dolayı aksadığı için kendisine timurlenk (farsça aksak timur) denilen, cengiz imparatorluğu'nu tek çatı altında toplama amacı güden timur imparatorluğu'nun kurucusu.

askeri ve siyasi olarak çok başarılı olmuş fakat elini kana bulamaktan çekinmemiştir.

mezarının lanetli olduğu ve her kim mezarını açarsa ülkesine savaş şeytanlarının dolacağı üzerine bir inanış mevcuttu.

1941 yılında sovyet antropolog mikhail gerasimov timur'un cesedini incelemek istediğinde özbekistan halkı tarafından karşı çıkılmış ve lanet hatırlatılmıştır.

ilginçtir ki; mikhail gerasimov, bu söylentilere inanmayarak mezarı açtıktan 3 gün sonra nazi almanyası sovyetler birliği'ne savaş ilan etmiştir.

daha detaylı bilgi için kaynak
devamını gör...

burak özçivit’ in eşi, karan’ ın annesi, oyuncu. l'oréal paris elseve saç güzelleştirici mucizevi yağ krem'in reklamında oynuyor. evim sensin’ de özcan deniz ile, aşk sana benzer’ de burak özçivit ile oynamıştı. izlediğim iki filminde de hem doğal güzelliği hem oyunculuğu ile gayet başarılıydı.
devamını gör...

üzerinde iki ayrı katmanda iki ayrı metnin olduğu el yazmalarıdır. alt katmandaki metin silinmiştir ve onun üzerine üst katmandaki metinler yazılmıştır. üst katmandaki metin bugün bilinen ve okunan othmanic * nüshasına uygundur. ancak alt katmandaki metin, okunabilmesi için, ultraviyole görüntüleme ile yeniden yapılandırılmıştır ve bu metnin kuran'ın othmanic kopyasından farklılık gösterdiği anlaşılmıştır.
haliyle kuran'ın hiç değiştirilmemiş olduğu tezini çürüten el yazmalarıdır. en azından benim için böyle, çünkü ben "kuran'da bir nokta bile değiştirilmemiştir, her şey tıpatıp aynı kalmıştır" sözünü duya duya büyümüş bir insanım. sonuç olarak bu yazmalar bu bakış açısının yanlışlığını ortaya koymuş oldu benim için.
devamını gör...

insanların belirli 2-3 konu dışındaki konulara ilgi göstermemesinden kaynaklanıyor olabileceğini düşündüğüm durum.

herkeste olmasa da çoğu kişide ortak olan birkaç konu var, üzerinde konuşulacak; gündem, anket, din gibi... bunun dışındaki konular ilginç bir şekilde umursanmıyor.

ben her zamanki gibi bilim üzerinden örnek vereceğim, genelde o konularda yazdığım için. burada yüzlerce üye var. mesela çevrim içi kişi listesinin 300 kişi olduğu bir andan bahsedeyim. burada bilimle ilgilenen tek kişi ben değilim. yani bilime ilgisi olan kişi sayısının 1/300 olduğunu hiç sanmıyorum. benim gibi en azından bir 50 kişi olduğunu farz edeyim. bunların işi gücü, dersi var diye her an her başlığa yazamadıkları gerçeğini de düşünelim. peki, yazabildikleri süre içerisinde de sesleri çıkmıyorsa ne yapıyor olabilirler? okuyorlar diyelim. yahu, ilgilendiğin bir konu hakkında bir şeyler okuyunca onun hakkında söyleyecek 1 cümlen bile olmaz mı! detaylı bilgiden bahsetmiyorum. kendi fikrin, vereceğin bir kaynak ya da ne bileyim işte, söyleyecek 2 kelamın olur illa ki. bir başlıkta olmasa diğerinde mutlaka olur. yeterli bilgin yok ama ilgin varsa, merak edersin, yazarına mesaj atar sorarsın. bu da yok...

bazı tanımlarım destan gibi ama özellikle kısa tuttuğum tanımlar var, eksikleri başkası tamamlasın diye. bakıyorum ya kimseden ses yok ya da sadece işi geyiğe vuran 1-2 kişi yazmış. e haliyle soruyorum: bu mudur?

bilimden verdim örneği ama kitap da aynı durumda, müzik de aynı durumda, sanat da, felsefe de... bu kadar insan "fikirsiz" mi? bu kadar insan sadece ve sadece okumaya mı geliyor? bu kadar insanın, kendi meslekleri, uzmanlık alanları dahil hiçbir konu hakkında bilgisi mi yok? hadi diyelim hiçbiri yok, başkasının yazdıklarından faydalanmak için geliyor hepsi. o zaman beğenilerde neden hep aynı insanların adı var? yanlış anlamayın, önemli olan beğenilmesi değil, önemli olan yazılanlara tepki verenlerin hemen hemen aynı kitle oluşu. demek ki okuyan ya da asla onaylamadığım, okumadan oylayan kesim bile hep aynı. sadece takip ettiğiniz insanlarla etkileşime girerseniz yeni insanlardan yeni bir şeyler öğrenme ya da onlara yeni bir şeyler öğretme şansınız olmaz ki...

ben suçlamak ya da zorla yazdırmak için söylemiyorum bunları. sadece mevcut durum da, savunma olarak her konuda bilgi sahibi olunmamasının gösterilmesi de tuhafıma gidiyor.
devamını gör...

evdeki temizlik kokusuna karışan, yeni pişmiş kek kokusu..
kek sevmiyorum, pişerken ki kokusuna bayılıyorum.*
devamını gör...

kendimi yakın hissettiğim değerli yazar. karşılıklı okuyoruz, beğeniyoruz aynı yerlerden geçip birbirimizi takip ediyoruz. eminim doğru yoldayız...
bana güven veriyor duyarlılığı, bakış açısı gün geçtikçe beni profiline daha da bağlıyor. veee profil sözünü okumadan geçemiyorum. bunlar da benden gelsin sana güzelliklerle kal.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

+yeminim var yeminim var.
-yeminim var yeminim var.
+senden başka sevemem yar.
- senden başka sevemem yar.
+ adını yazdım yollara
- adını yazdım yollara
+ bizi bekler yarınlar
- bizi bekler yarınlar.
+ iyi dersler arkadaşlar.
- sağol.
(bkz: leyla ile mecnun)
devamını gör...

en sevdiğim tablo, evimde ve ofisimde* bulunmakta. analizinin zamanında şöyle yapıldığını gördüm.
''terbiyeci batıya yüzünü çevirmişken; yaşlı ve inatçı kablumbağalar* doğuya dönük şekilde duruyor. osman hamdi bey'in zamanında ne kadar çabalasa da bazı şeyleri değiştiremediğinin pasif agresif dışavurumu''
devamını gör...

latince adı polianthes tuberosa olan, güzel mi güzel ve ağırca kokusu olan soğanlı bir bitki ve çiçeği.

imgyukle.com/i/HwIf71


turgut uyar'ın kırlardan geliyorlar şiirinde de bolca adı geçer.

kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer

sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum-
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber

eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden
devamını gör...

"içte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır"
-stefan zweig

bu sözün gerçek olduğunu gözyaşlarımı içime attığım dışarıya akıtamadığım zamanlarda anladım.
devamını gör...

kadınlar için ;

kına gecesi , isteme töreni ve kırmızı kurdele sapkınlığı.

isteme töreni; kadın tapulu bir obje değildir.kalkıp elinizde çicekle ‘’aile büyüğünden’’ istemeye geliyorsunuz.kadın evlenmeyi hür iradesiyle kabul eden bir bireydir.kendisi istediği için evlenir. ailesinin bununla alakası pek yoktur.kadının evet dediği bir beraberliğe gelip başkalarının rızasını istemek nedir? evlenmeye karar verirsin, herkes kendi ailesine açıklar.düğün günü herkes olması gerektiği yerde bulunur.olması gereken bu’dur.


kına gecesi ; sevdiği ile evlenen bir kadının ağlamasının beklendiği ve bu gerçekleştikten sonra herkesin oynamaya devam ettiği bir eğlence türünü çok saçma ve mantıksız buluyorum.

aşık olduğu bir adamla evlenen kadın neden ağlasın? hadi ağladı, kadını ağlatıp üstüne hep beraber oynuyorsunuz? bu ne çeşit bir psikolojik çarpıklık?


kırmızı kurdele ; kadın bir koyun / mal değildir. bu sebep ile evlenirken beline kırmızı kurdele bağlanması mantığını eleştirip, çirkin buluyorum. kadının bedeninin mahremiyeti sadece kendisini ilgilendirir.bunu herkese gösterip, reklam haline getirererek boy gösterme amacı neden? oğullarınız belkide her önüne gelenle beraber olurken , ilk cinselliği aile erkekleri içinde gururla anlatılırken kadına kurdele ? hadi ordan?!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim