cuma namazı vakti entry giren erkek yazar
şehirlerdeki saat farkı?
devamını gör...
kadın ve ekonomi
charlotte perkins gilman kitabıdır.feminist bir klasik olan bu kitabında; ev işi kavramını kaldırarak kadın işi, erkek işi ayırımına son vermeyi öngörmüştür.
devamını gör...
geceye bir mabel matiz şarkı sözü bırak
katıyorum tozu dumana da
toz değil, toz değil
biliyorum hepsi havagazı
söz değil, ah söz değil.*
toz değil, toz değil
biliyorum hepsi havagazı
söz değil, ah söz değil.*
devamını gör...
nick değiştirmek neden bedava sorunsalı
yaw niye söylüyonuz onu da paralı yapacaklar şimdi!!!*
devamını gör...
türk dizi tarihinin en orijinal karakteri
burhan altıntop. net.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
insanların büyük çoğunluğu, düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar vurarak iner yere. pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar.
-siddhartha/hermann hesse
-siddhartha/hermann hesse
devamını gör...
doğan cüceloğlu
bilmek erdemdir, bildiğini aktarabilmek ise bambaşka bir erdemdir. sahip olduğu tüm bildiklerini toplumun her tabakasına eşit derecede faydalanabilsin diye oldukça sade ama detaylı anlatımlarıyla hemen hemen birçok insanı kendine gönülden bağlayan değerli bir insandı. hayatı bu denli verimli ve dinamik bir şekilde yaşadığını görüyorken içim cız etti ölüm haberini öğrendiğimde. mekanı cennet olsun.
devamını gör...
türkiye'de normalleşen anormallikler
sırf bir insanla komşu,akraba vs. olduğu için özel hayatı hakkında soru sormak ve üstüne tavsiye vermeye çalışmak.
bi salın ya.
bi salın ya.
devamını gör...
1. nesil yazar maaşlarının ne zaman yatacağı sorunsalı
sözlüğün bütün 1. nesil yazarları, birleşin! dünyanın tüm proleteryası, birleşin! zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz hiçbir şey yok.
t. tartışılması gereken sorunsal
t. tartışılması gereken sorunsal
devamını gör...
abdullah frères
viçen, hovsep ve kevork abdullahyan kardeşler tarafından kurulmuş fotoğraf stüdyosu. *
viçen abdullahyan ve kardeşi hosep istanbul'da, 1858 yılında osmanlı döneminin ilk fotoğraf stüdyolarından birini açtı. istanbul'un önemli eserlerini ve insanlarını fotoğraflayan abdullah biraderler, sultan abdülaziz ve 2. abdülhamid'in saray fotoğrafçısı oldular. 1867'deki paris sergisi için hazırladıkları fotoğraf albümüyle ünleri arttı. saray halkının, devlet adamlarının ve italya kralından avusturya imparatoruna kadar dönemin önemli kişilerinin fotoğraflarını çektiler, böylece döneminde avrupa'ya açılıp isimlerini duyurma imkanı da buldular.
40 yıl boyunca işlev gören fotoğraf stüdyosu, 1899'da en önemli rakipleri sébah & joaillier stüdyosuna tüm arşivlerini satarak devretti. buraya kadar tüm bilgiler için kaynak
2. abdülhamid döneminde çekilmiş fotoğraflardan hazırlanan yıldız albümleri'nde abdullah biraderler tarafından çekilmiş bir çok fotoğrafı bulabilirsiniz. buradan ben de beğendiğim birkaç fotoğrafı iliştireyim.
galata kulesi'nden sarayburnu manzarası
nuruosmaniye camii
ayasofya (1880'ler)
viçen abdullahyan ve kardeşi hosep istanbul'da, 1858 yılında osmanlı döneminin ilk fotoğraf stüdyolarından birini açtı. istanbul'un önemli eserlerini ve insanlarını fotoğraflayan abdullah biraderler, sultan abdülaziz ve 2. abdülhamid'in saray fotoğrafçısı oldular. 1867'deki paris sergisi için hazırladıkları fotoğraf albümüyle ünleri arttı. saray halkının, devlet adamlarının ve italya kralından avusturya imparatoruna kadar dönemin önemli kişilerinin fotoğraflarını çektiler, böylece döneminde avrupa'ya açılıp isimlerini duyurma imkanı da buldular.
40 yıl boyunca işlev gören fotoğraf stüdyosu, 1899'da en önemli rakipleri sébah & joaillier stüdyosuna tüm arşivlerini satarak devretti. buraya kadar tüm bilgiler için kaynak
2. abdülhamid döneminde çekilmiş fotoğraflardan hazırlanan yıldız albümleri'nde abdullah biraderler tarafından çekilmiş bir çok fotoğrafı bulabilirsiniz. buradan ben de beğendiğim birkaç fotoğrafı iliştireyim.
galata kulesi'nden sarayburnu manzarası
nuruosmaniye camii
ayasofya (1880'ler)
devamını gör...
sözlükte özel mesajla küfür etmenin serbest olduğu gerçeği
ukdedir.
tehdit unsuru olmadıkça kabul edilebilir olduğunu öğrendiğimiz başlık.
tehdit unsuru olmadıkça kabul edilebilir olduğunu öğrendiğimiz başlık.
devamını gör...
yazarların yaşamak isteyeceği kitaplar
okuduğum her kitapta yaşıyorum.
devamını gör...
küçük anne
(bkz: portrait of a lady on fire) adlı yapımdan sonra beni sinemasının iddialı bir tutkunu haline getiren (bkz: céline sciamma)'mızın 2021 yapımı, büyükannesini kaybeden 8 yaşındaki küçük bir kızın bu kayıpla baş etmeyi öğrenmesi üzerine kurulu filmi.
ölümle ilk teması olmasından mütevellit biraz garip bir durumun içine düşen nelly hem kendi hem de annesini için çıkacak bir kapı arıyor. bu arayış yüzünden kendini büyülü bir gerçekliğin içinde bulan nelly, filmin sonuna kadar sorularına cevaplar arıyor.
bakımevinde kalan büyük annesinin eşyalarını toplamaya, annesinin de küçüklüğünün geçtiği eve yaptıkları bir yolculukta birkaç gün orada konaklamaları gerekiyor. ailesi her tarafına anı serpiştirilmiş bu evi toparlarken nelly de evin çevresini saran büyük ormana oyun oynamaya ve annesinin ona küçükken yaptığını söylediği ağaç evi aramaya çıkıyor ama onun yerine tıpkı annesinin hikayesindeki gibi bir ağaç eve, tıpkı kendisine benzeyen bir çocuğun odun taşıdığını görüyor ve olaylar buradan itibaren gelişiyor.
içerikle ilgili daha fazla bilgi vermeyeyim. pek spoiler yenilecek bir film değil, sciamma burada da hikayesini yalın bir şekilde anlatıyor olayları aslında ama yine de izleyeceklere saygımız sonsuz.
fantastik bir temele dayanmadan yaratılan büyülü bir dünya var filmin içinde, gelecekten değil, tam arka yoldan gelen bir kız çocuğu gibi. filmde turuncu ve kahverengi tonları hüküm sürse bile o yumuşak havayı bir şekilde oluşturuyor, sebebi büyük ihtimalle ve tabiri caize bacak kadar boyları ile bu işin altından kalkmış ufaklıklardı. velhasıl bu çok katmanlı eser en sevdiğim filmler listeme üst sıralardan giriş yapmayı başarıyor.
not: başrolü üstlenen iki genç kadın birbirine çok benziyordu -(bkz: joséphine sanz) ve (bkz: gabrielle sanz)- filmin sonunda okuduğum birkaç yazıda ikiz olduklarını öğrenmem ile aklımın yattığı bir mevzu oldu. sizin de yatsın.
ölümle ilk teması olmasından mütevellit biraz garip bir durumun içine düşen nelly hem kendi hem de annesini için çıkacak bir kapı arıyor. bu arayış yüzünden kendini büyülü bir gerçekliğin içinde bulan nelly, filmin sonuna kadar sorularına cevaplar arıyor.
bakımevinde kalan büyük annesinin eşyalarını toplamaya, annesinin de küçüklüğünün geçtiği eve yaptıkları bir yolculukta birkaç gün orada konaklamaları gerekiyor. ailesi her tarafına anı serpiştirilmiş bu evi toparlarken nelly de evin çevresini saran büyük ormana oyun oynamaya ve annesinin ona küçükken yaptığını söylediği ağaç evi aramaya çıkıyor ama onun yerine tıpkı annesinin hikayesindeki gibi bir ağaç eve, tıpkı kendisine benzeyen bir çocuğun odun taşıdığını görüyor ve olaylar buradan itibaren gelişiyor.
içerikle ilgili daha fazla bilgi vermeyeyim. pek spoiler yenilecek bir film değil, sciamma burada da hikayesini yalın bir şekilde anlatıyor olayları aslında ama yine de izleyeceklere saygımız sonsuz.
fantastik bir temele dayanmadan yaratılan büyülü bir dünya var filmin içinde, gelecekten değil, tam arka yoldan gelen bir kız çocuğu gibi. filmde turuncu ve kahverengi tonları hüküm sürse bile o yumuşak havayı bir şekilde oluşturuyor, sebebi büyük ihtimalle ve tabiri caize bacak kadar boyları ile bu işin altından kalkmış ufaklıklardı. velhasıl bu çok katmanlı eser en sevdiğim filmler listeme üst sıralardan giriş yapmayı başarıyor.
not: başrolü üstlenen iki genç kadın birbirine çok benziyordu -(bkz: joséphine sanz) ve (bkz: gabrielle sanz)- filmin sonunda okuduğum birkaç yazıda ikiz olduklarını öğrenmem ile aklımın yattığı bir mevzu oldu. sizin de yatsın.
devamını gör...
trendeki kız
polisiye romanın köpeği olduğum için, çıktığı yıl* aç gibi hemen alıp okuduğum paula hawkins'in polisiye/gerilim romanı.
bomboş desem ayıp eder miyim acaba diye düşünmeden edemiyorum. şöyle ki fikir fena değil ama konuda, karakterlerde bir şey eksik. derinlik yok. o onu görmüş, o onu takip etmiş, o onunla aynı yere girmiş vıt vıt. çerez tabağındaki sarı leblebi yani.
herkesin gerilim eşiği farklı olabilir tabii ama e bunda gerilim yoktu ki!
ayrıca evet polise romanların klişesidir; herkes şüpheli gibi gösterilir, sonra hiç beklenmedik birisi katil çıkar. ya bunu yapın ama güzel yedirin. bunda yemedik.
akşam akşam kitaba niye bu kadar yükseldim bilemiyorum. birkaç gün önce kitap raftan gözüme gözüme girince, şu an burada yazdıklarımı içimden geçirmiştim. şimdi de başlığı görünce tutamadım sanırım. yoksa kan davası yok tabi kitapla aramda.
yine de, yok ben gerilmek istemiyorum zaten, beynimi fazla yormak istemiyorum, maksat kitap okumak olsun derseniz, okuyun. ona da yapacak bir şey yok. ben elimden geleni yaptım.
bir de bestseller olmuş peh!
bomboş desem ayıp eder miyim acaba diye düşünmeden edemiyorum. şöyle ki fikir fena değil ama konuda, karakterlerde bir şey eksik. derinlik yok. o onu görmüş, o onu takip etmiş, o onunla aynı yere girmiş vıt vıt. çerez tabağındaki sarı leblebi yani.
herkesin gerilim eşiği farklı olabilir tabii ama e bunda gerilim yoktu ki!
ayrıca evet polise romanların klişesidir; herkes şüpheli gibi gösterilir, sonra hiç beklenmedik birisi katil çıkar. ya bunu yapın ama güzel yedirin. bunda yemedik.
akşam akşam kitaba niye bu kadar yükseldim bilemiyorum. birkaç gün önce kitap raftan gözüme gözüme girince, şu an burada yazdıklarımı içimden geçirmiştim. şimdi de başlığı görünce tutamadım sanırım. yoksa kan davası yok tabi kitapla aramda.
yine de, yok ben gerilmek istemiyorum zaten, beynimi fazla yormak istemiyorum, maksat kitap okumak olsun derseniz, okuyun. ona da yapacak bir şey yok. ben elimden geleni yaptım.
bir de bestseller olmuş peh!
devamını gör...
normal sözlük kulüp başkanlığı müracaatları
başkan olmak isteyip de yoğunluktan basvuramadığım durum.
devamını gör...
moderatör tarafından hiç entrysi silinmemiş yazar
kendimi kıymetli mi hissetmeliyim acaba ?
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
yolda giderken kendime rastlamıştım bir gün. ama tanımamazlıktan gelmiştim.
(bkz: bu herifi de hiç sevmem)
(bkz: bu herifi de hiç sevmem)
devamını gör...
insan beynini simüle eden yazılımın olma ihtimali
varlığına sevindiğim başlık. benzeri bir şey açacaktım, hazır buldum.
ben tahminden ziyade daha çok bilimsel olarak değinmeye çalışacağım konuya.
yıllarca filmlerde izlediğimiz yapay zekâ temelli bazı konulardan sonra gündeme sık sık gelen bir soru var: robotlar dünyayı ele geçirip insanlığın sonunu getirebilir mi? teorik olarak belki mümkün görünüyor ama pratikte bu iş o kadar basit mi?
tersine mühendislik denilen bir olay var. bu daha çok parçaları birleştirip bir motoru yapabilmekten ziyade, var olanı alıp parçalarına ayırıp onun üzerinden bazı şeyleri simüle etmek olarak özetlenebilir. yapay zekâ çalışmaları da tersine beyin mühendisliği üzerinden yürütülüyor genellikle. yani?
yani şöyle; basit bir canlının beyni "dilimlenerek" canlının beyninin sahip olduğu en basit parçalarına, yani nöron bağlantılarına kadar ayrılıyor. sonra bu bağlantılar arasındaki ilişkiler, bunların çalışma şekilleri inceleniyor ve bunu bilgisayarlar ile simüle ederek o canlının beynini sanal ortamda "yaratmaya" çalışıyorlar.
***
tek bir meyve sineği için bu çalışma yapıldığında, bunun için 1.000.000.000.000.000 baytlık bir depolama alanı gerekiyor. bu veriyi işlemek de yaklaşık 5 yıl sürüyor. üstelik bunca emeğe ve zamana rağmen, bu hayvanın beyninin tam olarak nasıl çalıştığını tek bir örnek üzerinden anlayamıyorsunuz. dolayısıyla 1'den fazla meyve sineği için bu çalışmanın yapılması gerekiyor.
eğer bir fare için denemeler yaparsanız daha uzun zaman ve daha fazla depolama alanı ihtiyacınız oluyor. bir de insan beynini simüle etmeye kalkışırsanız...
şöyle anlatmaya çalışayım;
lawrence livermore ulusal laboratuvarı'nda dawn adlı bir süper bilgisayar var. bu bilgisayar insan beynindeki korteksin* sadece %1'ini simüle edebildi, ancak insan beyninin hızının 600'de 1'i kadarlık bir hızla!
dawn, yaklaşık 1 milyon watt'lık güç harcıyor. yaklaşık 7000 tonluk bir klima ekipmanıyla çalışıyor ve yaklaşık 80.000 metreküp soğutulmuş havayla ancak soğutulabiliyor. buna rağmen insan beynindeki bir bölümün sadece %1'ini 1/600'lük bir hız oranı ile ancak simüle edebiliyor. eğer tüm beyni bununla modellemeye çalışırsanız, en iyimser tahminle bu sayıları 1000 ile çarpmanız gerekebilir. zira insan beyni çalışırken sadece 20 watt'lık güç kullanır, çok daha hızlı çalışır ve ısındığını da kolay kolay algılayamazsınız.
***
tüm bunlardan yola çıkarak düşündüğünüzde, bu işin imkânsız olmadığını ama çok büyük/güçlü bilgisayarlar gerektirdiğini görebilirsiniz. bu da büyük miktarda para ve zaman anlamına geliyor.
bahsi geçen dawn böyle bir büyüklükte:

görselin kaynağı
ben tahminden ziyade daha çok bilimsel olarak değinmeye çalışacağım konuya.
yıllarca filmlerde izlediğimiz yapay zekâ temelli bazı konulardan sonra gündeme sık sık gelen bir soru var: robotlar dünyayı ele geçirip insanlığın sonunu getirebilir mi? teorik olarak belki mümkün görünüyor ama pratikte bu iş o kadar basit mi?
tersine mühendislik denilen bir olay var. bu daha çok parçaları birleştirip bir motoru yapabilmekten ziyade, var olanı alıp parçalarına ayırıp onun üzerinden bazı şeyleri simüle etmek olarak özetlenebilir. yapay zekâ çalışmaları da tersine beyin mühendisliği üzerinden yürütülüyor genellikle. yani?
yani şöyle; basit bir canlının beyni "dilimlenerek" canlının beyninin sahip olduğu en basit parçalarına, yani nöron bağlantılarına kadar ayrılıyor. sonra bu bağlantılar arasındaki ilişkiler, bunların çalışma şekilleri inceleniyor ve bunu bilgisayarlar ile simüle ederek o canlının beynini sanal ortamda "yaratmaya" çalışıyorlar.
***
tek bir meyve sineği için bu çalışma yapıldığında, bunun için 1.000.000.000.000.000 baytlık bir depolama alanı gerekiyor. bu veriyi işlemek de yaklaşık 5 yıl sürüyor. üstelik bunca emeğe ve zamana rağmen, bu hayvanın beyninin tam olarak nasıl çalıştığını tek bir örnek üzerinden anlayamıyorsunuz. dolayısıyla 1'den fazla meyve sineği için bu çalışmanın yapılması gerekiyor.
eğer bir fare için denemeler yaparsanız daha uzun zaman ve daha fazla depolama alanı ihtiyacınız oluyor. bir de insan beynini simüle etmeye kalkışırsanız...
şöyle anlatmaya çalışayım;
lawrence livermore ulusal laboratuvarı'nda dawn adlı bir süper bilgisayar var. bu bilgisayar insan beynindeki korteksin* sadece %1'ini simüle edebildi, ancak insan beyninin hızının 600'de 1'i kadarlık bir hızla!
dawn, yaklaşık 1 milyon watt'lık güç harcıyor. yaklaşık 7000 tonluk bir klima ekipmanıyla çalışıyor ve yaklaşık 80.000 metreküp soğutulmuş havayla ancak soğutulabiliyor. buna rağmen insan beynindeki bir bölümün sadece %1'ini 1/600'lük bir hız oranı ile ancak simüle edebiliyor. eğer tüm beyni bununla modellemeye çalışırsanız, en iyimser tahminle bu sayıları 1000 ile çarpmanız gerekebilir. zira insan beyni çalışırken sadece 20 watt'lık güç kullanır, çok daha hızlı çalışır ve ısındığını da kolay kolay algılayamazsınız.
***
tüm bunlardan yola çıkarak düşündüğünüzde, bu işin imkânsız olmadığını ama çok büyük/güçlü bilgisayarlar gerektirdiğini görebilirsiniz. bu da büyük miktarda para ve zaman anlamına geliyor.
bahsi geçen dawn böyle bir büyüklükte:

görselin kaynağı
devamını gör...

