oldukça kullanışlı bir alettir.

semaverde odun ateşi ile yapılan çay sıradan demlik çayından çok daha güzel olur.

son zamanlarda elektrikli olanları piyasaya çıkmışsa da hakiki semaverin yerini hiçbiri tutamaz.
devamını gör...

mitinglerde gördüğümüz insanların %60ına falan tekabül eden kısmı bu gruba girer.
devamını gör...

azerbaycan türkçesinde fiziksel büyüklüğü ifade eden sözcüktür. bilinenin aksine iş insanı anlamına gelmez.

kaynak.
devamını gör...

mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi ile başlıyoruz. sonra da mal da yalan, mülk de yalan diye kendi kendimizi teselli etmeye çalışıyoruz.
dünya var olmaya başladığında tabiki de sahipsizdi. her karış toprağının bir sahibi oluşmaya başladı. sahiplik düzeni kuruldu. duvarla, telle, çitle çevrilmemiş binalar ve arsalara sahipli mallar gözüyle bakmışlar.
devamını gör...

feminen olma halidir. ayrıca ne alakası var ayol?
devamını gör...

öncelikle şunu belirteyim, akademi ödülleri denen şeyin tarihte gelmiş geçmiş en büyük mıçmasıdır. sadece üç dalda oscara aday gösterilmiş, hiçbirini alamamış, kıymeti o zamanlar bilinmemiş ama seneler geçtikçe güzel yaşlanan bir film olmuştur. tıpkı yıllandıkça tadı ve değeri artan bir şarap gibidir. bu nedenle ilk kez seyreden yeni nesillerin bile gönlünde taht kurmuştur. reginald rose' un aynı isimli oyunundan gene kendisi tarafından senaryolaştırılmış 1957 yapımı film olup yönetmeni sinemanın ustalarından sidney lumet tir. (bkz: kült film)

film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*

filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.

film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.

filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.

filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.

- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.

- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.

- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.

yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.

film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).

bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.

henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.

filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.

filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.

filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.

dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.

film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.

filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
devamını gör...

sen istiyor takip edeni görmek, verecek 1500 point.
devamını gör...

yennefer 1173 yılında aedirn'in topraklarından birisi olan vengerberg'de mayıs gecesi/çiçek açan olarak bilinen belleteyn zamanında doğmuştur. ciri'nin de bu zamanda doğduğu rivayet edilir. annesinin yarı elf olmasından ötürü kendisi çeyrek elftir.andrzej sapkowski yennefer karakterini yaratırken okuyucunun klasiğin dışında bir karakter okuması için yarattığını söylemiştir.

dış görünüş olarak üçgenimsi bir yüzü, uzun bir burnu, keskin yüz hatları, soluk beyaz teni, derin bir sesi vardır. kendisini tarif ederken herkesin aklına kazınan siyah, dalgalı saçları, menekşe gözleri, leylak ve bektaşi kokuya sahip, boynunda takılı olan obsidyen kolyesi ve her zaman giydiği siyah-beyaz kıyafetleri vardır. kitaplarda, dizide ve oyunlardaki görüntüsü 20-30 yaş arasında olsa da kendisi 100 yaşına yakın bir büyücüdür. - geralt'tan da büyüktür-
kişilik olarak ise kurnaz, kendisinin tek nefret ettiğim özelliği olan çok gururlu olması, iyi bir mizaha sahip oluşu, büyüleyici ve tehditkar, hırslı ve zeki, zamanının değeceğini düşünmediği kişilere karşı içine kapanık ve soğuk, aşk için her şeyi yapabilecek birisi -ki kitaplarda bunun örneğini birçok kez gördük- oldukça zalim birisi olabiliyor özellikle manevi kızı ciri için. kitaplarda yan karakter, ikinci oyunda ana karakterimiz geralt'ın hafıza kaybının yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte yer yer eski sahneleri görürüz ve son oyunda ise oyuncuya bağlı olarak olası bir ilişki içinde olabileceğimiz bir karakter kendisi. kitaplarda ve oyunlarda kendisiyle kıyaslanabilecek bir karakter yok zira akla ilk gelen isimlerden birisi olan triss merigold kitaplarda yan karakterin de yan karakteri gibi bir konumda ki triss hiçbir zaman yennefer gibi olamayacaktır.


yennefer, diziden de hatırlayacağımız üzere doğuştan gelen bir kamburluğu vardır ve bu kamburluk nedeniyle zor bir çocukluk geçirmiştir. babası bu kamburluk nedeniyle kendisinden nefret etmiş ve fiziksel şiddete maruz bırakıp annesini suçlamayı da ihmal etmemiştir. annesi bu durumda kızını hep korumaya çalışmış, bu doğumun tanrıların isteği olduğunu söylemiştir. ilerleyen zamanlarda babası ailesini terk etmiş ve annesi bu durum üzerine terk eden kocası rolünü üstlenip yennefer'ı suçlayıp şiddet uygulamaya başlamıştır.

yennefer büyüdükçe içindeki büyü potansiyeli de artmış ve bu durum aretuza büyücülük okulunun rektörlerinden birisi olan tissaia de vries'in dikkatini çekmiş ve kendisi tarafından okula alınmış ve eğitimlere başlamıştır. hayata dair hep bir nefreti olan yennefer okulda diğer öğrencilere kıyasla başarısız olmasından dolayı bu nefret daha da artmış ve bileklerini kesip intihar etmeye çalışmış ve başarısız olmuştur. kim bilebilir ki bu hayata olan kin ve nefretinin ilerleyen yıllarda hayata tutunmasının en büyük nedenlerinden birisi olacağını. okulda eğitim gördüğü süre boyunca tissaia'nın kendisine olan ilgisiyle birlikte zamanla kendisine bir anne figürü olmuştur. eğitiminin sonlarına büyücülerin geleneklerinden birisi olan aşamadan geçmiş ve tüm fiziksel kusurları ortadan kalkmış ve tissaia'nın büyücülerin çocukları olması halinde dünya için tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşündüğü için diğer büyücüler gibi yennefer'ı da kısırlaştırmıştır. yen artık bir büyücü olmuş ve okul tarihinin en başarılı büyücülerinden birisi olarak mezun olmuştur.
yennefer, büyücülük yapanların çok ağır vergi ve cezalar ödediği rinde kasabına yerleşmiş ve büyü hizmeti isteyen kişilere el uzatmıştır. orada bulunduğu süre boyunca hiçbir vergi ve ceza ödememesi novigrad büyükelçisi beau berrant'ın kulağına gitmiş ve kendisini kelepçeleyip evine götürmüş fakat yennefer kendisinin aklıyla oynayıp kendi hizmetkarı yapmıştır.
şimdi witcher evreninin en çok tanınan canavar avcısı geralt of rivia ile en yakın dostu dandelion balık avı için su kenarına giderler ve oltalarına eski bir amfora takılır. dandelion bu eski amforayı yakından incelerken mühründen dolayı içince cin olduğunu anlamış ve mührü bozmaya çalışmıştır. her zaman yaptığı gibi geralt'ın uyarılarına rağmen mührü bozmaya çalışmış ve ikili arasında ufak bir arbede çıkmıştır. bu arbede sonucunda testi kırılmış ve içinden ışıklı, kızıl bir duman göğe doğru yükselmiştir. geralt kendisini yana atıp atından kılıcını almaya gittiği esnada ozanımız kollarını göğsünde kavuşturmuş ve gözlerini açmadan duruyordu. göğe yükselen duman yoğunlaşıp toplanmış ve irili çıkıntılı bir küre olmuş, ozanın baş hizasında süzülmeye başlamış ve burunsuz, kocaman gözlü ve gaga benzeri bir ağıza sahip kafaya dönüşmüştü. dandelion sahip olduğunu düşündüğü üç dilek hakkından ikisini çoktan söylemiş ve üçüncüyü söyleyecekken korkunç kafadan iki tane kol çıkmış ve dandelion'ı boğazlamış ve ozanı nefessiz bırakmıştı. geralt her ne kadar kılıçla kafaya saldırsa bile her atağı etkisiz kalıyordu. kafa artık daha da büyümüş ve dandelion'ı havaya kaldırıp yere çarpıyordu. parmaklarıyla aard işareti yapmış ve toplayabildiği tüm enerjisiyle birlikte kafayı hedef alıp büyü ile ona saldırmıştı. bu büyük enerji saldırısının sonucu çıkan gürültü geralt'ın kulaklarını çınlamaya yetmiş ve ağaçları sallandırmıştı. cin tüyler ürpertici bir çığlık atıp göğe yükselmiş ve suyun üzerinden uçmuştu. geralt hemen ozanın yanına gidip onu kaldırmak için atladığında parmakları kuma gömülü bir nesneye değmişti. dikkatle incelediğinde kırık bir haç ve dokuz köşeli bir yıldız olduğunu görmüştü. nehrin üzerinde süzülen kafa artık saman yığını boyutuna ulaşmış geralt'a saldırmak üzere hızla kendisine doğru yola çıkmıştı. geralt hemen mührü eline almış ve kolunu canavara doğru uzatıp bir zamanlar bir rahibeden öğrendiği cin kovma formülünü bağırarak söylemişti. batıl inançlara sahip olmayan geralt bundan dolayı bu formülü daha önce hiç kullanmamıştı. mühür cızırdamış ve el yakacak kadar bir sıcaklığa ulaşmıştı. kafa havada asılı kalıp nehrin üzerinde hareketsiz süzülüp uzaklaşmaya başlamıştı. geralt hemen yakın dostunun yanına gitmiş ve kendisinin kan kustuğunu görmüş ve yardım için yola çıkmıştır. bir kamp civarına yaklaşan ikili yardım için gittikleri zaman elf kendilerine bu yaranın büyücülükle tedavi edileceğini ve ellerinden bir şey gelemeyeceklerini söylemiş ve ozanın yarasını hafifletmek amacıyla ufak bir yardım yapmıştır. geralt'ın "yakınlarda büyücü var mı" sorusuna ise bir bu kasabada büyücülüğün imkansıza yakın olduğunu fakat elçinin malikanesine sığınan bir büyücünün olduğunu söylemiş ve böylelikle ikili yardım istemek için yola çıkmıştır.
malikanenin kapısındaki iri yarı olan korumayı para kesesi ile devirmiş ve evin içine girmişlerdi. malikanenin mutfağına inen geralt orada elçi berrant ile karşılaşmış ve beyninin yıkandığını anlamıştır. berrant elma suyunu götürmesi gerektiğini söylediğinde geralt elma suyunu almış ve yukarı çıkmış ve mum, şarap ve meyve gibi karışık kokular arasında leylak ve bektaşi üzümü kokusunu yoğun almaya başlamış ve bu kokuyu takip etmiş ve yolun sonunda hayatının aşkı olacak kişi olan yennefer'ın odasına varmıştı. susuzluktan ölmek üzere olduğunu söyleyen kadının bardağına elma suyunu boşalttıktan sonra kadın kendisine teşekkür etmiş ve kim olduğu konusunda soru yağmuruna tutmuştur. geralt "bu sorulardan hangi birini cevaplayayım" yanıtı verince kadın bulunduğu yataktan kalkmış ve ayaklarıyla ışık huzmesi yaratmış ve geralt ise içgüdüsel olarak ellerini heliotrop -büyü işareti olarak quen'e benzer fakat bunun farkı sadece fiziksel saldırılara karşı işe yaramıyor oluşu- işareti yapmış ve bedeni duvara savrulmuştur. kadın tekrar saldıracağı esnada korumalar odaya gelmiş ve geralt'ın buraya yardım için geldiğini söylemesi üzerine kadın durup korumalara dönüp azarlamış ve banyosunun hazırlanmasını istemiştir. yennefer, bu büyüsünü savuşturan adamın kim olduğunu öğrenmek için çeşitli sorular sormuş ve ikili arasında tanışma faslı başlamıştı. yennefer geralt'a dönüp "fırsatın varken sen de banyo yap. kokundan atının yalnızca cinsini ve yaşını değil, rengini de anladım." diyerek banyo yapmaya davet etmiştir. banyo yaparken birbirlerini tanımak için soru sormaya devam etmişler ve banyo bittikten sonra geralt yardım istediğini söylemek için nehir kenarında başlarına gelen olayı anlatmaya başlamıştır. yennefer'ın dikkatini ise cin kısmı çekmiş ve niyetini pek belli etmeye çalışmadan tüm sorularını cin üzerinden sormaya başlamıştı. mührün nerede olduğunu sorusunu sorunca geralt uyanık davranmaya çalışıp duraksayarak önemsiz bir şey olduğunu düşündüğünü söylemiş ve mührün dandelion'da olduğunu söylemiş fakat bu olay büyücü kadının gözünden kaçmamıştı. yennefer, dandelion'ın bulunduğu kampa bir sihir yapıp portal açmış ve -geralt'ın oyunlarda "i hate portals." cümlesinin nereden geldiğini bu kısımda öğrenmiş oluyoruz. geralt, portaldan geçen birisinin sadece vücudunun yarısının diğer taraftan çıktığını ve diğer yarısının nerede olduğunu hiç bulunamadığını kendi gözleriyle görmüştü.- geralt bu esnada şuurunu kaybetmişti. kendine geldiğinde bir saat geçmiş ve bilgi almak için saatler önce tanıştığı elf arkadaşının yanına gitmişti. elf kendisine büyücü kadının çok tehlikeli olduğunu ve ona güvenmemesi gerektiğini söylemişti. geralt, ozan arkadaşını görmek için yennefer'ın yanına gittiğinde büyücü kadın ona üst kattan seslenmiş ve yanına çağırmıştı. geralt kapının başına geldiğinde yennefer'in sol omzunu incelemiş ve diğer omzuna göre eşitsizlik olduğunu, burnunun daha önce gördüğü boyutuna göre daha uzadığını, dudaklarının inceldiğini, çenesinin kısaldığını ve kaşlarının eşitsizliğini fark etmişti. dandelion'ın nerede olduğunu sorduktan sonra birlikte yatağının başına gelmişlerdi ve geralt odayı dikkatle incelediğinde bir ritüeli andıran ögeleri odanın içinde olduğunu fark etmişti. ozanın iyi olduğu gördükten sonra geralt odaya dağılan dokuz köşeli yıldızı sorduğunda ise bunun tuzak olduğunu ve son kalan dilek hakkına sahip olmak istediğinin cevabını almıştı. ikili arasındaki konuşmanın sonucunda yen, geralt'ı öperek tıpkı berrant gibi onun da zihniyle oynamış ve hizmetkarı yapıp görevler vermişti. geralt kendine geldiğinde karşısında 3 kişi vardı ve bunlardan birisi elf arkadaşıydı. etrafına baktığında zindanda olduğunu fark etmiş ve neler olduğunu sormuştu. elf, kısaca kendisinin kasabayı birbirine kattığını ve devlet görevlilerine birkaç kez saldırdığını ve kalabalık bir ordunun üzerine doğru gittiği sırada bayıldığını söyledi. geralt neden kendisinin burada olduğunu sordu ve elf, ordunun kendisine saldıracağını ve bu yüzden yardım için yanına geldiğini fakat kafasına darbe yediği için bayıldığını söyledi. malikanenin girişinde bayılttığı iri adam mahzenin içine girip geralt'tan intikam almak için onu çözdü ve saldırmaya başladı. ne kadar saldırırsa saldırsın bayılmayan geralt'a son bir dileğinin olup olmadığını sordu ve geralt cevap olarak "bir tane var... patlamanı istiyorum orospu çocuğu" dedi. gardiyan son kez tüm gücünü kullanıp kafa atmak üzereyken kafayı atamadı ve garip şekillere girdi. ellerini karnına götürüp kıpkırmızı kesildi ve ardından patladı..
geralt kendine geldiğinde elf arkadaşı onu dışarı çıkarmıştı. o esnada bölgenin valisi kendilerini her şeyin suçlusu olarak görüp lanetler okuyordu. vali, papaz, elf ve geralt kendi aralarında tartışma yaparken dandelion ortaya çıktı ve geralt'ın masum olduğunu savundu. uzun bir konuşma sonucunda geralt'ın cinin efendisi olduğunu ve dilek hakkına sahip oldukları konusunda hemfikir oldukları sırada malikaneden sesler geliyor ve yer sallanıyordu. geralt veda edip malikanenin en üst kattaki odasına çıktı ve yennefer'ın acı çekerek bir ritüel yaptığını gördü. geralt'ın her ne kadar onu vazgeçirmek için yaptığı konuşmanın bir sonucu olmasa da yen cini ehlilleştirmek için büyük bir çaba içerisindeydi fakat cin tüm odaya yayılmıştı. uzun bir kapışma sonucunda ikili portaldan geçip bir meyhanenin içine düşmüşlerdi. yennefer, geralt'a neredeyse cini ele geçirmek üzere olduğunu ve bu işe karışmasaydı başarılı olacağını söyleyip ona saldırmaya başlamıştı. geralt her ne kadar ona dilek hakkının kendisinde olduğunu söylemeye çalışsa da yen onu dinlemiyor ve saldırmaya devam ediyordu. ikili arasında gerçekleşen uzun kavga sırasında cin daha da büyümüş ve kasabanın yok olmasına ramak kalmıştı. geralt dilek hakkının sahibi olduğunu ve son bir dilek hakkı kaldığını yennefer'a söylemişti. yen kendisine "dileğin geralt? çabuk! ne istiyorsun? ölümsüzlük mü? servet mi? şöhret mi? kudret mi? güç mü? meziyetler mi? çabuk, zamanımız kalmadı!" diyor ve bu esnada geralt susuyordu.
insan olmak, dedi yennefer ansızın, çirkin çirkin sırıtarak. "bildim değil mi? dileğin bu çünkü bunun düşünü kuruyorsun. olmak istediğin kişiye dönüşmek ve olmak zorunda bırakıldığın kimlikten çıkabilmek için serbest kalmak, kurtulmak istiyorsun. cin dileğini yerine getirecek geralt. söyle dileğini." dedi yennefer.
geralt susmaya devam ediyordu ve bu esnada yen yüzünü geralt'ın yüzüne yaklaştırdı ve witcher onun leylak ve bektaşi üzümü olan kokusu aldı. yennefer ona bu pozisyonda bir daha eline böyle bir ikinci şans geçmeyecek, dileğin nedir sorusunu sorunca geralt gerçekliğe döndü ve bu büyücü kadının bir zamanlar kim olduğunu, neleri hatırladığını ve neleri hiç unutamayacağını biliyordu. büyücü olmadan önce bu kadının kim olduğunu öğrenmişti artık. çünkü geralt'a bakan kişinin kambur bir kadının, keskin, hain ve bilge gözleriydi. geralt'ın içini korku kapladı ve bu korkunun sebebi bu öğrendiği şeyler değil tam aksine yennefer'ın düşüncelerini okuması ve öğrendiği şeyleri bilmesinden ve asla bağışlanamayacak olmasından korkuyordu. güçlenen cin yennefer'ın üstüne atılmış ve yennefer karşılık olarak ellerinden ışık huzmesi yayıyordu ama çok zayıf bir ışık. tam bu esnada ansızın geralt ne dileyeceğini fark etti dileğini getirdi. böylece bu evrende bilinen en büyük aşk hikayesi başlamış oldu.

sodden tepesi savaşında büyücülerin kardeşiliği'nin safında kuzeyliler'in tarafında olmuş ve nilfgaard büyücüsü olan fringilla vigo tarafından kör edilmiştir. daha sonra bu körlüğü çeşitli büyüler ile ortadan kaldırsa da ömrü boyunca bu duygusal yarayı içinde yaşatmıştır.

serinin 7. ve hikaye olarak son kitabı olan gölün hanımı'nda geralt ve cüceler rivia'da savaş sonrası dinlenmek için bulundukları ortamda geralt emekli olmaya karar verir fakat bu karar insanların, elflerin ve diğer cücelerin biraz sonra başlatacağı savaştan önce verilmiştir. geralt bu savaşa son bir savaş gözüyle bakıyordu ve gerçekten de son bir savaştı. kendisine bir mızrakla saldırmaya çalışan kişinin mızrağını kırıp tam öldürecekken o kişinin merhamet istediğini gördükten sonra vazgeçti ve arkasını döndüğü esnada bu kişinin eline üç dişli gübre yabasını gördü ve ters yöne kaçmak için döndüğünde kalabalığın arasında sıkıştı ve yabaya bakmaktan başka bir şey yapamadı.
yennefer olay yerine geldiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyor ve sadece geralt ve ciri'yi arıyordu. yanındaki triss ise kaçmanın derdindeydi. -işte bu yüzden triss hiçbir zaman yennefer gibi karakter sahibi olamayacak. - yennefer kendisine atılan taşlardan dolayı kendini kaybetmeye başlamış ve yüzüne gelen son taş darbesiyle her şey kapkara bir kadifeye bürünmüştü. kendine geldiğinde anne olarak gördüğü tissaia'yı karşısında bulmuştu. kısa bir muhabbet sonucunda yennefer kendine gelmiş ve birisinin onu yerde sürüklediğini fark etmişti, bu kişi triss merigold'dan başkası değildi. triss ile yennefer birlikte son kez büyü yaparak gökyüzünden dolu yağdırmış ve bu büyü "merigold'un yıkıcı dolu fırtınası" olarak kayıtlara geçmiş, triss'in ağzındaki yarasından dolayı ne dediği anlaşılamadığı için hiçbir zaman tekrar edilememiştir. dolu sonrası ortalık sessizleşmişti. yennefer hayatının aşkının yanına gittiğinde mecali kalmamıştı ve üzerine yığılmıştı. yapacak hiçbir şey kalmamıştı artık ta ki sislerin arasında beliren tekboynuz ıhuarraquax'ı gören kelpi'nin kişnemesi duyuluncaya kadar. ciri bir eliyle boynuza dokundu ve diğer elini de yerde hareketsiz yatan geralt'a doğru uzattı. parmaklarının arasından lav gibi kızgın bir ışık zinciri yayıldı ve herkes bu olayın içinde kaybolmuştu, düş gibiydi. gitgide yoğunlaşan sislerin içinde bulanıklaşan tekboynuz kişledi ve bir şey göstermeye çalışırcasına ayaklarını yere vurdu. triss o tarafa baktı ve gölün üzerinde bir teknenin siyah gölgesini fark etti. iki aşığı sandalın içine koymaya çalışan ciri yardım istedi ve dandelion önce davranıp baygın yennefer'ı kucakladı. kadının ne kadar narin ve hafif olduğunu şaşırdı ve destek aldığına yemin edebilirdi. omzunun yanında eski savaş arkadaşı cahir'i gördüğüne de yemin edebilirdi. milva'nın sarı saç örgüsünü gördüğünü de... yennefer'ı sandala yatırırken angoulême'in küpeşteyi tutan ellerini gördüğüne yemin edebilirdi. cüceler witcher'ı taşıyor, onlara geralt'ın başını tutan triss yardım ediyordu. yarpen zigrin gözlerini kırpıştırdı çünkü bir an için dahlberg kardeşleri görmüştü. zoltan chivay, witcher'ı sandala yatırırken caleb stratton'un yardım ettiğine yemin edebilirdi. triss merigold, mercan adıyla bilinen lytta neyd'in parfümünün kokusunu aldığına bahse girebilirdi. bir an için kaer morhen'den tanıdığı coen'in ela gözlerini görür gibi olmuştu. ciri sandala bindi ve anne, baba ve kız olarak üçü sisler arasında kayboldu ve kısa bir süre sonra ciri'nin silüetini göremez oldular.
bana yalan söyledi, diye düşündü triss. onu bir daha hiç göremeyeceğim. göremeyeceğim çünkü... va'esse deireadh aep eigean, va'esse eigh faidh'ar. bir şey biter...
"bir şey bitti." dedi dandelion değişik bir sesle.
"bir şey başlıyor," diye ekledi yarpen zigrin.
kentin bir yerlerinde horoz öttü. sis hızla dağıldı.
geralt kendine geldiğinde rivia'yı ve üç dişli yabanın hayal olmadığını hatırladı. yennefer kendisine hareketsizce yatmasını söyledi ve geralt ciri'nin nerede olduğunu sordu. yennefer ise gitti diyerek cevap verdi ve kalkıp geralt'ın başının altındaki kolunu çekti ve onun gözlerine uzanacak şekilde çimlere uzandı.

"ciri ile sandala binmiştik" diye anımsadı geralt. "göl üzerindeydik. sonra bir nehir. akıntı çok şiddetliydi. sis vardı..."
yennefer, geralt'ın elini tutup bütün kuvvetiyle sıktı. "kıpırdama sevgilim. yanındayım. olanlar ve o zaman nerede olduğumuzun bir önemi yok. yanındayım şimdi. senden asla ayrılmayacağım." asla."
"seni seviyorum yen."
"biliyorum."
"ama yine de," diye iç geçirdi geralt, "nerede olduğumuzu bilmek isterdim."
"ben de," dedi yennefer, kısık sesle ve biraz çekimser.

"bu şimdi hikayenin sonu mu?" diye bir süre sonra sordu galahad.
"nereden çıkardın?" diye itiraz etti ciri ve ellerinde ve ayak tabanlarında kuruyan kumlardan kurtulmak için ayaklarını birbirine sürttü. "bir hikayenin böyle bitmesini ister misin? yok öyle şey! ben istemem mesela!"
"ne oldu peki sonra?"
"ne olacak?" dedi ciri. "evlendiler."
"anlat."
"anlatacak ne var ki? güzel bir düğünleri oldu. herkes bir araya geldi; dandelion, nenneke ana, ıola ve eurneid, yarpen zigrin, vesemir, eskel... coen, milva, angoulême... ve mistle'ım... ben de oradaydım, yedim, içtim. onlar, yani geralt ve yennefer daha sonraları kendilerine bir ev yaptırıp mutlu, çok ama çok mutlu yaşadılar. masallardaki gibi. anlıyor musun?"
"neden ağlıyorsun gölün hanımı?"
"ağlamıyorum. rüzgar gözlerimi yaşartıyor. o kadar!"

devamını gör...

bisiklet, otomobil ve motor tamirciliği.

dünya döndükçe var olacak.
devamını gör...

makarna pişirirken ideal süreyi tutturmak ister misiniz?
"eveeeeet" dediğinizi duyar gibiyim.
"barilla" markasının spotify hesabı ile bu iş artık çok kolay.
pişireceğiniz makarnanın çeşidine göre playlistinizi seçiyorsunuz ve şarkılar bitince, makarnanız da yeterince pişmiş oluyor.
buyrunuz hesabın linki
devamını gör...

halk adamıyız yapmayız hece
peşini bırakmam artık gündüz gece
sevdim seni dost çıktın cengaverce
kimler geçti bu yoldan senin gibi nice
devamını gör...

gta şifreleridir.
devamını gör...

inşallah el öpmek bunlardan biri olacaktır.
devamını gör...

ismini karadeniz türküsünde geçen bir cümlede duymuştum ve merak etmiştim.

vona'dan görünüyor da ordu'nun ışıkları.
devamını gör...

“şimdi, şu anda
kaçsak burdan başı alıp nere gideriz?
bilmeden hiç yol iz, boş verip ne varsa
kitli kapılar açılsa”
devamını gör...

eğer eliniz o işe yatkınsa ve pratik bir zekanız varsa güzel bir eylem.

ama eğer tam tersiyse hiç bulaşmayın, işler sarpa sararsa daha fazla uğraşmak olmak kaçınılmazdır.
devamını gör...

arapça wfk kökünden gelen "birbirine uygun olma, denk gelme" gibi bir anlam taşıyan sözcük ve sanırım farkında olmadan başlığının açılmasına sebep oldum. ne mutlu bana.

"tevafuk kelimesini kullananlar korkunç" diyen yazara teessüf ederim.
sık olmamakla birlikte kullandığım bir kelimedir ve gayet güzel bir anlama sahiptir. türkçe karşılığı yok tam olarak, ama her durumun her dilde karşılığı yoktur. ne yapalım biz de başka dillerden ödünç alıyoruz.*

yuh yani! nasıl bir islamofobi bu... ayrıca bu kelime islam'dan çok önce de vardı arapça'da muhtemelen.
devamını gör...

güneş sistemi'ni de içinde bulunduran çubuklu spiral galaksi.

her ne kadar kaynakların çoğu, bir uçtan diğer uca çapının yaklaşık 100.000 ışık yılı olduğunu söylese de, birkaç sene önce yapılan bir çalışma, bunun yanlış olabileceğini gösterdi. galaksimizin dokusunun biraz buruşmuş bir bez gibi dalgalı olduğu ve çapının da 150.000 ışık yılına yakın olabileceğine ilişkin bir çalışma sonucu var. bu nedenle galaksinin çapı hakkında konuşabilmek için benzer bir çalışmadan sonuç elde etmeyi beklemek daha faydalı olabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(görsel universetoday. com'dan alıntı)
bu arada tabi ki samanyolu galaksisi'nin doğrudan fotoğrafını çekme şansımız yok. yukarıdaki gibi görseller, çeşitli teleskoplardan elde edilen gözlem verileri sonucu modellemeler ile elde ediliyor.

***

elbette samanyolu galaksisi'ni "ilk şu kişi keşfetti" demek zor, zira ışık kirliliğinin olmadığı bir gece göğünde, yukarıya bakan herkes onu görebiliyor. ancak her ne kadar daha öncesinde de onun yıldızlardan oluştuğunu ileri süren bazı bilim insanları olmuşsa da, kanıt teleskopun gökyüzüne bakmak için kullanılmasına liderlik eden galileo galilei tarafından geldi.

güneş ve sistemdeki tüm gezegenler, galaksinin merkezinden yaklaşık olarak 27.000 ışık yılı uzaklıkta, orion kolu olarak adlandırılan spiral kol üzerinde bulunuyor. hesaplamalara göre tüm galaksinin kütlesi, güneş kütlesinin 1.000.000.000.000 katı kadar.

içinde bulunan cisimler galaktik merkezin etrafında saniyede yaklaşık 220 km hızla dönüyor. buna bizim sistemimiz de dahil tabi ki. bu durumda güneş sistemi, galaksi merkezi etrafındaki 1 turunu yaklaşık 220 milyon yıllık sürede tamamlıyor.

***

galaksimizin ismi nereden geliyor? birçok farklı kültürde hikâye değişiklik gösteriyor aslında.

1- babil mitolojisine göre samanyolu'nun, okyanus tanrıçası olarak bilinen tiamat'ın, tanrı marduk ile girdiği savaşta kopan kuyruğundan oluştuğu söylense de, bu konunun babil tanrısı marduk'un, sümer tanrısı enlil'den de üstün olduğunu göstermek adına ortaya atılmış olabileceği şüphesi var. hikâyenin bu versiyonunu ben de çok iyi bilmiyorum.

2- bazılarınız mutlaka biliyordur ki galaksimizin ingilizce ismi milky way yani "sütlü yol", "süt gibi yol" şeklinde bir anlamı var bunun. peki bu nereden çıkmış? yine mitolojiden... buna göre, olimpos'un çapkın baş tanrısı zeus, ölümlü bir kadınla birlikte olarak bir çocuk sahibi olur: herakles. oğlunu tanrıça sütüyle beslemek istemiş olmalı ki, onu hera'ya getirir emzirmesi için. ancak hera son derece kıskanç bir tanrıça olduğundan, zeus bu işi, hera uykudayken yapar. bebeği çaktırmadan onun kolları arasına koyar. ancak hera az sonra uyanır ve bebeği görerek sinirlenir. bebeği tuttuğu gibi fırlatır kucağından. az önce bebeğin ağzında olup boşta kalan memesinden fışkıran süt ise gökyüzüne saçılarak samanyolu'nu, yani sütlü yolu oluşturur.

3- farsça'da kehkeşan kelimesi samanyolu anlamına gelir. bu da pers efsanelerinden gelme bir isimdir. saman anlamına gelen "kah" ve yuvarlak çadır yahut kubbe anlamına gelen "kaşān" sözcüklerinden oluşur. gökyüzünde saman taşınırken yere saman tozlarının döküldüğü ve samanyolu'nun da bunlardan oluştuğuna inanılır efsanede.

4- yakutlar samanyolu'nu "göğün dikiş yeri" olarak adlandırır ki benim en sevdiğim tanımdır bu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(görsel cdn.mos.cms.futurecdn. net'ten alıntı ve telif hakkı tunç tezel'e ait)

***

son olarak ilginç bir anekdot anlatayım.

1994 yılında california'da büyük bir elektrik kesintisi gerçekleşir. los angeles halkı 911'i arayarak gökyüzünde çok tuhaf bir şey gördüklerini rapor ederler. bu tuhaf "bulut" nedeniyle "uzaylı" istilasından şüphelenenler bile aramaktadır servisi. sonunda olay anlaşılır: o güne dek ışık kirliliği nedeniyle gökyüzünde yıldız namına bir şey görmemiş olan halk, kesinti nedeniyle ilk kez gökyüzünü ve samanyolu galaksisi'nin bir kısmını görmüştür. 911 kısmı şehir efsanesi olsa da, insanların galaksinin bir bölümünün göründüğü bu olayı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla izlediği biliniyor.
devamını gör...

sezonun sondan bir önceki yarışı.

bu yarış öncesi pilotlarda lewis hamilton, takımlarda ise mercedes şampiyonluğu garantilemiş durumda. hamilton covid testi pozitif çıktığı için bu yarışı kaçıracak. sıralama turları bugün tsi 20.00’ de, yarış ise pazar günü 20.10’ da başlayacak. yarış s sport’ tan yayımlanacak.

edit: valtteri bottas pole pozisyonundan başlayacak. hamilton’ ın yerine yarışan george russell ise ilk çizginin diğer ismi oldu. üçüncü max verstappen, at arabasıyla yarışan charles leclerc ise çok iyi bir tur atarak dördüncü sırada yer aldı.

yarış günü editi: daha ilk turda verstappen ve leclerc yarış dışı kaldı. sergio perez ise yaşadığı temas sonucu zorunlu pitle yarışa son sıradan devam edecek. yarış başlamadan bitti diyebiliriz. büyük bi hata olmazsa mercedes yine double yapacak.

yarış sonu editi: ahaha mercedes pit duvarı çifte pit stop yapayım derken ellerine yüzlerine bulaştırdılar. ilk turdan sonra son sıradan devam eden perez ise yarışı kazandı. müthiş sürdü şansı da yaver gitti. bu adamın önümüzdeki sene için hâlâ koltuğu yok gerçekten çok ilginç. ikinci esteban ocon, üçüncü ise lance stroll oldu.

sonuç olarak yarışın ilk turunun ardından 3’ te 2’ lik kısmında uykumuzu getiren yarış son bölümde müthiş heyecana sahne oldu. keşke hep böyle olsa.
devamını gör...

eser miktarda spoiler içermektedir.

ilk iki sezonu izlemiş olarak bana şunu söyletmiştir: "türkler yapsa beğenmezdiniz".
öncelikle şunu söyleyeyim; diziye başlamadan önce sinemada latin sinemasının yükseliş dönemi olduğunu düşünüyordum. önce relatos salvajes, sonra no (ülke gündemiyle de alakası vardı), sonra narcos ile patlama yapmıştı. bu dizinin de bu ivmeyi yukarıya çekecek bir iş olduğunu düşünüyordum.
insanlar öyle övdüler ki ben de hem insanlarla konuşacak bir şey bulamamak hem de izleyecek bir şeyim olmadığından başladım. ilk sezonun beşinci bölümüne kadar sabrettim. zekice bir şey yoktu, dizi neredeyse deus ex machina ile gidiyordu. daha sonra heyecanı kalmadı. çünkü karakterler bir şekilde kurtuluyorlardı. saçmalıklar da cabası. genelde bu hisleri bir türk dizisi izlerken yaşıyorum. dizinin popülerliği resmen life of brian filmi gibiydi.
peki neden popüler oldu bu dizi cevabı basit: "çav bella". insanlar nasıl kapitalizmden bıktıysa artık ufacık bir kapitalizm eleştirisinde hemen bir diziyi -filmi ilah yapıyor. örneğin mr. robot dizi böyle ünlü oldu. şöyle bir durum var. bu dizinin yaptığı aslında popülizm, the wire'da sistem karşıtıydı ama bunu popülizm ile değil, göstererek yapıyordu. tabi hiçbir zaman bu kadar popüler olamadı.

dizinin senaryo zayıflıklarına gelirsek; malum motor sahnesi gibi, hamile ve hayatında eline silah almamış bir kadını çatışmaya sokması gibi, sadece undo yaparak ve yanındaki memurun görmesine rağmen robot resim silindikten sonra profesörü bulamamak, 30 rehinenin kaçmasına rağmen bu rehinelerden diğer soyguncular hakkında bilgi almamak gibi saçmalıklar. karakterlerinin bir şey vaat etmemesi (denver'in gelişimi var ona okey) de var. nairobi ve moscow bir şeyler vaat ediyor. berlin ise niye sevildiğini anlamadığım bir karakter. karakter hamile bir kadının ölüm emrini verdi, lise çağındaki kıza tecavüz etti, tokyo'yu dışarı attı (tokyo her ne kadar sinir bozucu bir karakter olsa da, soygunu tehlikeye atacak bir hamleydi). daha sayamayacağım tonla şey resmen diziyi mahvetti. diziyi resmen izleme sebeplerimden biri de senaryodaki saçmalıkları aramak olmuştu.

yönetmenliğe gelirsek. dizi bu konuda oldukça standart, hatta ölü adamın karnının şişip inmesini göremeyecek kadar kötü. örneğin mr. robot senaryo konusunda zayıf olsa da sam esmail çok iyi bir yönetmenlik sergiliyordu.

prodüksiyon, ilk sezon iyi olsa da, ikinci sezon sonlara doğru reyting probleminden dolayı o kadar düştü ki tokyo'yu panelvan ve bir seat leon ile cezaevine göndermeleri tam anlamıyla komediydi.

oyunculuklar; yeterli. über süper değil.

marka durumu: okey dizi popülerleşti, yayıldı ama markası türkiye'yi göz önüne alırsak korkunç yönetilmekte. hilal cebeci'nin çavbella klibi, berbat bir türk komedi parodisi ve şimdi magnum reklamı. kupadır, tişörttür şudur budur bunlara alıştık ama artık unilever'in markasının reklamında kullanılmak aslında dizinin yalancı olduğunu gösteriyor. zaten dizinin devamında arturo'nun dizide olması ile oynayan oyuncuya "abi senin de cebin dolsun" demişler.

la casa de papel seven arkadaşlar bence sizin dışında diziyi pek de umursayan yok. oyuncular zaten dünyaca ünlü, yapımcıların cepleri dolu, senaristler 1 haftada falan yazıyor, yönetmenler memur gibi.

3/10
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim