normal sözlük'e veda
gitmeyin burası çok güzel. hunilerimizi takar en kötü dans ederiz.
devamını gör...
irritabl bağırsak sendromu
nedendir bilmem bizim ülkede ciddiye alınmayan ve rapor yazılmayan hastalık. o kadar geri kalmış bir ülkeyiz ki stres sebebiyle evinden, tuvaletten çıkamayan insana "ibs ne ki? o hastalık mı?" diye cevap veren doktorlarımız var. şu an karnım beni uyutmayacak derecede ağrıyor ve yarın uykusuz ve dinlenmemiş işe gidecek bir ben var. ben şimdi faydalı olacağım öyle mi? bazen o kadar sık tuvalete gidiyorum ki vücut artık aşırı yorulup o gün içinde adım atamayacak hale geliyorum. hastalık tüm enerjimi daha gün yeni başladığında çoktan tüketmiş oluyor. bazen kendimden öyle geçiyorum ki serum almadan kendime gelemiyorum. dikkatimi toplayamıyor, anlatılanları anlamıyor, okuduklarımı hatırlayamıyorum. her gittiğim doktora ibs olduğumu söylemek zorunda kalıyorum çünkü çoğu ilaç dokunuyor. kapıdan stres yapma diyip gönderişleri her seferinden sinir ediyor, bunu bende 5-6 yıldır biliyorum ama stres yönetimi herkes için kolay değil. çoğu ibs hastası gibi gluten ve şeker hastalığımı ilerlettiği için aşırı sağlıklı beslenip, spor yapıyorum ama stresim sadece azaldı.
hastalığın çoğu kişi tarafından bilinmeyen tarafı yiyecekler bağırsaklarda sindirilmediği için vitamin, mineral eksikliği ve kansızlık yaşamanız. aynı zamanda bağırsağın bu saçma sapan çalışma biçimi beklediği sağlıklı besinleri alamayınca, bağırsak yüzeyindeki zararlı bakterilerin çoğalmasına ve sizin daha da zor günler geçirmenize sebep olur. hayati tehlikesi yoktur sözlerine inanmayınız. hastalığın bünyenizdeki ciddiyetine göre değişir. ben 38 kilo oldum bir sene, hangi olmayan hayati tehlikedir bu? pandemi başladığında gittiğim doktor seni işe başlatmam öldürmem gibi bir şey, risk alamam dedi. sağda solda sürekli hafife alınan bu hastalık hastanın hem sosyal, hem fiziksel, hem duygusal, hem iş, hem ev hayatını inanılmaz derecede olumsuz etkilemekte. hastalığım arttığı için arkadaşlarımla buluşamadığım ya da sırf işten yine izin almayayım diye sabah 6 da kalkıp hastanede serum aldığım çok zamanı biliyorum.
yine de bu hastalığın crohn ve kolit habercisi olduğunu söylemeden geçmeyelim. benimkisi sürekli olarak crohn taklidi yapmakta, bu sebepten düzenli kontrole gidiyorum. son yapılan testlerimde glutenin bağırsak yüzeyini kazıdığı çıktı. her seferinde küçük sürprizler yapıyor.
herkesin kendi çözümünü kendisi bulması gerekse de genel olarak bana iyi gelen şeyler:
- prebiyotikler, probiyotikler (bu noktada süt ürünlerine alerjiniz varsa hap olarak almanız daha faydalı olacaktır. ben kvas, kombucha gibi ürünler de tüketiyorum)
- gluten ve işlenmiş şeker tüketimini kesmeniz (bende inanılmaz işe yaradı, neredeyse hastalık yok gibi ama bırakması zor oldu)
- spor yapıyorum
- moralimi bozacak, beni gerecek, stres yapacak şeylerden uzak duruyorum
- enerjimi emen toksik insanlardan uzak duruyorum
- bana keyif veren şeyleri daha çok yapmaya, onlara daha çok zaman ayırmaya çalışıyorum
- düzenli uyku hastalık için inanılmaz faydalı. akşam 10 da yatıp sabah 6 da kalktığım zamanlarda kendimi enerjik hissediyorum.
- alkol tüketmeyin. alkol tüketmem lazım diyorsanız distile olanları için ama alkol tüketmeyin. ben ertesi günü kesinlikle kıvranarak geçiriyorum. alkol tüketmeyin.
- alerjiniz olan, bağırsağınıza dokunduğunu fark ettiğiniz yiyeceklerden uzak durun.
sanırım son ve en önemli tavsiyem sizi anlayan bir doktora gidebilmeniz.
hastalığın çoğu kişi tarafından bilinmeyen tarafı yiyecekler bağırsaklarda sindirilmediği için vitamin, mineral eksikliği ve kansızlık yaşamanız. aynı zamanda bağırsağın bu saçma sapan çalışma biçimi beklediği sağlıklı besinleri alamayınca, bağırsak yüzeyindeki zararlı bakterilerin çoğalmasına ve sizin daha da zor günler geçirmenize sebep olur. hayati tehlikesi yoktur sözlerine inanmayınız. hastalığın bünyenizdeki ciddiyetine göre değişir. ben 38 kilo oldum bir sene, hangi olmayan hayati tehlikedir bu? pandemi başladığında gittiğim doktor seni işe başlatmam öldürmem gibi bir şey, risk alamam dedi. sağda solda sürekli hafife alınan bu hastalık hastanın hem sosyal, hem fiziksel, hem duygusal, hem iş, hem ev hayatını inanılmaz derecede olumsuz etkilemekte. hastalığım arttığı için arkadaşlarımla buluşamadığım ya da sırf işten yine izin almayayım diye sabah 6 da kalkıp hastanede serum aldığım çok zamanı biliyorum.
yine de bu hastalığın crohn ve kolit habercisi olduğunu söylemeden geçmeyelim. benimkisi sürekli olarak crohn taklidi yapmakta, bu sebepten düzenli kontrole gidiyorum. son yapılan testlerimde glutenin bağırsak yüzeyini kazıdığı çıktı. her seferinde küçük sürprizler yapıyor.
herkesin kendi çözümünü kendisi bulması gerekse de genel olarak bana iyi gelen şeyler:
- prebiyotikler, probiyotikler (bu noktada süt ürünlerine alerjiniz varsa hap olarak almanız daha faydalı olacaktır. ben kvas, kombucha gibi ürünler de tüketiyorum)
- gluten ve işlenmiş şeker tüketimini kesmeniz (bende inanılmaz işe yaradı, neredeyse hastalık yok gibi ama bırakması zor oldu)
- spor yapıyorum
- moralimi bozacak, beni gerecek, stres yapacak şeylerden uzak duruyorum
- enerjimi emen toksik insanlardan uzak duruyorum
- bana keyif veren şeyleri daha çok yapmaya, onlara daha çok zaman ayırmaya çalışıyorum
- düzenli uyku hastalık için inanılmaz faydalı. akşam 10 da yatıp sabah 6 da kalktığım zamanlarda kendimi enerjik hissediyorum.
- alkol tüketmeyin. alkol tüketmem lazım diyorsanız distile olanları için ama alkol tüketmeyin. ben ertesi günü kesinlikle kıvranarak geçiriyorum. alkol tüketmeyin.
- alerjiniz olan, bağırsağınıza dokunduğunu fark ettiğiniz yiyeceklerden uzak durun.
sanırım son ve en önemli tavsiyem sizi anlayan bir doktora gidebilmeniz.
devamını gör...
huzursuzluğun kitabı
fernando pessoa kitabıdır.
her insan evladı bu dünyaya bir şeyleri aramak ve bulamamak üzere gelir. dünya üzerinde yaşadığı tüm süre boyunca da bilerek ya da bilmeyerek tüm meşgalesi bu olur. aşkı arayanlar, şefkat peşinde olanlar, şehvetle yanıp tutuşanlar ve tabii ki tüm hayatı boyunca bir damla huzur için yanıp tutuşanlar.
belki de en çok ihtiyacımız olan şey huzur. arayıp bulamadığımız şey huzur. başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok şu hayatta, sadece huzur. aşktan da sevgiden de kuvvetli bir his huzur. yokluğu perişanlıkların en büyüğü bence. uyku düşmanı bir şey huzursuzluk.
anlık ya da uzun süreli bir duygu huzur be kaybetmek bulmaktan kat kat daha kolay. koltuğunuzda huzur içinde oturup bir filmin tadını çıkarırken birden canınız çay istediği için kalkıp çayınızı alıp geri döndüğünüzde aynı huzuru bulamayabilirsiniz. ya da yıllarca yaşadığınız huzurlu kent bir senelik ayrılıktan sonra size o eski huzuru vermeyebilir. huzursuzluk daimdir, ezelidir, ebedidir. ve fernando pessoa yazıyorsa edebidir.
pessoa çok sayıda kişiden oluşan muhteşem bir yazar ve bize bu muhteşem duygunun yokluğunu anlatmış kendi mükemmel zihninin ışığında.
huzur içinde okuyun...
her insan evladı bu dünyaya bir şeyleri aramak ve bulamamak üzere gelir. dünya üzerinde yaşadığı tüm süre boyunca da bilerek ya da bilmeyerek tüm meşgalesi bu olur. aşkı arayanlar, şefkat peşinde olanlar, şehvetle yanıp tutuşanlar ve tabii ki tüm hayatı boyunca bir damla huzur için yanıp tutuşanlar.
belki de en çok ihtiyacımız olan şey huzur. arayıp bulamadığımız şey huzur. başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok şu hayatta, sadece huzur. aşktan da sevgiden de kuvvetli bir his huzur. yokluğu perişanlıkların en büyüğü bence. uyku düşmanı bir şey huzursuzluk.
anlık ya da uzun süreli bir duygu huzur be kaybetmek bulmaktan kat kat daha kolay. koltuğunuzda huzur içinde oturup bir filmin tadını çıkarırken birden canınız çay istediği için kalkıp çayınızı alıp geri döndüğünüzde aynı huzuru bulamayabilirsiniz. ya da yıllarca yaşadığınız huzurlu kent bir senelik ayrılıktan sonra size o eski huzuru vermeyebilir. huzursuzluk daimdir, ezelidir, ebedidir. ve fernando pessoa yazıyorsa edebidir.
pessoa çok sayıda kişiden oluşan muhteşem bir yazar ve bize bu muhteşem duygunun yokluğunu anlatmış kendi mükemmel zihninin ışığında.
huzur içinde okuyun...
devamını gör...
galata kulesi
ümit yaşar oğuzcan'ın 6 haziran 1973 günü galata kulesi'nden atlayarak intihar eden oğlu vedat için yazdığı, 'evlat acısı nedir'i anlatan şiiri.
edit: şiiri ümit yaşar'ın kendi sesinden entry'ye gömdüm.
--! spoiler !--
6 haziran 1973
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesi’nden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
gencecikti vedat
ışıl ışıldı gözleri
içi
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
kendini bir anda bıraktı boşluğa
söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
zaman durdu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu
“açarken ufkunda güller alevden”
çıktı, her günkü gibi gülerek evden
kimseye belli etmedi içindeki yangını
yürüdü, kendinden emin
sonsuzluğa doğru
galata kulesi’nde bekliyordu ecel
bir fincan kahve, bir kadeh konyak
ölüm yolcusunun son arzusu buydu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu
küçüktü bir zaman
kucağıma alır ninniler söylerdim ona
“uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”
bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat
6 haziran 1973
galata kulesi’nden bir adam attı kendini
bu nankör insanlara
bu kalleş dünyaya inat
şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat”...
*bu kulenin hemen yan tarafındaki meydanda bir nokta var ki bazen canım sıkıldığında gidip orada bekliyorum ve güzel turistler peşi sıra gelip ya adres soruyorlar ya da fotoğraflarını çekmemi istiyorlar. bu yönden çok eğlenceli bir yerdir benim için.
edit: şiiri ümit yaşar'ın kendi sesinden entry'ye gömdüm.
--! spoiler !--
6 haziran 1973
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesi’nden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...
gencecikti vedat
ışıl ışıldı gözleri
içi
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
kendini bir anda bıraktı boşluğa
söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
zaman durdu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu
“açarken ufkunda güller alevden”
çıktı, her günkü gibi gülerek evden
kimseye belli etmedi içindeki yangını
yürüdü, kendinden emin
sonsuzluğa doğru
galata kulesi’nde bekliyordu ecel
bir fincan kahve, bir kadeh konyak
ölüm yolcusunun son arzusu buydu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu
küçüktü bir zaman
kucağıma alır ninniler söylerdim ona
“uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”
bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat
6 haziran 1973
galata kulesi’nden bir adam attı kendini
bu nankör insanlara
bu kalleş dünyaya inat
şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat”...
*bu kulenin hemen yan tarafındaki meydanda bir nokta var ki bazen canım sıkıldığında gidip orada bekliyorum ve güzel turistler peşi sıra gelip ya adres soruyorlar ya da fotoğraflarını çekmemi istiyorlar. bu yönden çok eğlenceli bir yerdir benim için.
devamını gör...
askeri ücret
bir kelimeyi kullandığı için insanları cahil ilan eden yazarımızın açtığı başlıktır. cahillik bilmemek değildir, öğrenmeyi reddetmektir.
devamını gör...
okumanın tarihi
bir alberto manguel kitabıdır.
okumak tarihsel açıdan incelendiğinde önümüze çok tutarsız veriler dökülmekte. kutsal kitaplar okumanın, sözünü önemine ne kadar vurgu yapıyor olursa olsun, okumak suç olmaktan asal kurtulamıyor. döngüsel bir fahreneit 451 içinde yaşıyoruz.
yüceltildikçe yerin dibine batırılan bir eylem okumak. metroda kitap okurken “keko” diye nitelenen insanlardan tutun da okuduğu kitaplar ve yazdıkları yüzünden hapiste ömür çürüten insanlara kadar binlerce örnek sayabiliriz bu durumu kanıtlayan. ama bence bu kadar zaman harcamaya gerek yok.
okumanın verdiği zevki anlamayan insanlarla bir alıp veremediğim yok. eminim kendilerince haklı gerekçeleri vardır. yadırgamıyorum da onları. ama okuyan insanı zavallı biri gibi görenlerin zekası ile büyük derdim var ve bu dert hiç bitmeyecek.
jorge luis borges’e karanlık günlerinde kitap okuma şerefine nail olmuş dünyanın gelmiş geçmiş en iyi okurlarından ve en iyi yazarlarından biri olan alberto manguel bize okumanın tarihini anlatmış. taa taş tabletlerden günümüzün teknolojik tabletlerine kadar. sanki çok şey değişmemiş, hala aşağı yukarı aynı şeyleri kullanıyoruz okumak için ve hala ikinci sınıf vatandaş okuyanlar.
o halde okuyun.
okumak tarihsel açıdan incelendiğinde önümüze çok tutarsız veriler dökülmekte. kutsal kitaplar okumanın, sözünü önemine ne kadar vurgu yapıyor olursa olsun, okumak suç olmaktan asal kurtulamıyor. döngüsel bir fahreneit 451 içinde yaşıyoruz.
yüceltildikçe yerin dibine batırılan bir eylem okumak. metroda kitap okurken “keko” diye nitelenen insanlardan tutun da okuduğu kitaplar ve yazdıkları yüzünden hapiste ömür çürüten insanlara kadar binlerce örnek sayabiliriz bu durumu kanıtlayan. ama bence bu kadar zaman harcamaya gerek yok.
okumanın verdiği zevki anlamayan insanlarla bir alıp veremediğim yok. eminim kendilerince haklı gerekçeleri vardır. yadırgamıyorum da onları. ama okuyan insanı zavallı biri gibi görenlerin zekası ile büyük derdim var ve bu dert hiç bitmeyecek.
jorge luis borges’e karanlık günlerinde kitap okuma şerefine nail olmuş dünyanın gelmiş geçmiş en iyi okurlarından ve en iyi yazarlarından biri olan alberto manguel bize okumanın tarihini anlatmış. taa taş tabletlerden günümüzün teknolojik tabletlerine kadar. sanki çok şey değişmemiş, hala aşağı yukarı aynı şeyleri kullanıyoruz okumak için ve hala ikinci sınıf vatandaş okuyanlar.
o halde okuyun.
devamını gör...
ucemak'ı rüyada görmek
ucemak olduğunu nasıl anladın dediğim olay. "ben ucemak. beğenilerin gücü adına!" diyerek bağırdı mı?
devamını gör...
açtığı başlığa hiç entry girilmeyen yazar
bazı başlıklar tek yorum kaldırabilir.başka yazılacak bir şey yoktur ve bu kaderdir.*
mesela bu başlık bile tek yorumluk olabilir ancak bu konuda en azından birkaç kişinin yaralı olduğunu düşünüyorum.
sanırım kıymetli yazarımız rahatsız da bu kişilerden biri ki böyle bir ukde bırakmış.
mesela bu başlık bile tek yorumluk olabilir ancak bu konuda en azından birkaç kişinin yaralı olduğunu düşünüyorum.
sanırım kıymetli yazarımız rahatsız da bu kişilerden biri ki böyle bir ukde bırakmış.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
daha bugün gireceğim binanın önünde iki tane köpek yatıyordu. normalde ben köpeklerden çok korkarım. değmeden geçmeye çalışırken bir tane köpek hareket etmeye başladı ben de hemen olduğum yerde durdum. döndü ve ayaklarımın üstüne yattı. keşke o an onu sevebilseydim ama yapamadım. yine de bundan sonra biraz daha yaklaşabileceğim sanırım köpeklere.
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
bir şeyler yoluna girmiştir umarım.umuyorum ki kendine daha iyi davranmayı öğrenmişsindir. anı yaşa ve hayattan keyif almaya bak.umut her zaman var.
devamını gör...
renault taliant
renault'un ülkemizde bugün satışa çıkardığı otomobil. renault symbol'un yerine uretilen bir araç. b segmentinde bulunan bir sedan. en boş paketi 180.000₺ olarak satışa çıktı.
en boş paketinde fiziksel olarak teyp yok ama telefon falan bağlanırsa hoparlörlerden ses verebiliyor. ayrica 1.0sce yani atmosferik 65 beygirlik versiyonu aşırı güçsüz çağ dışı bir motor olarak nitelendiriyorum ki bu motorlu araç için 180.000 tl vermek bence mantıklı değildir. şu an için bu aracın rakibi fiat egea. fiat egea en boş paket* ve 1.4 95 beygirlik versiyonu ile bu araçtan daha donanımlı ve daha güçlü. peki bu aracın hiç artı yönü yok mu? tabii ki de var, mesela bu aracın bagajı çok geniş. 1.0 turbo motoru ile otomatik şanzıman seçeneği var bu seçenek rakiplerinin hiçbirinde yok. 1.0 tce yani turbo benzinli motor bu araç için gayet yeterli ve aynı zamanda çok ekonomik bir motordur. eğer bu motoru ile satın alırsanız lpg taktırabilirsiniz. ayrıca 1.0 sce yani atmosferik 65 beygirlik versiyonu da lpg'ye uyumludur.
eğer bu aracın toptan fiyatı* egea'dan daha ucuz olursa yollarda bolca görebiliriz.
ayrıca bu araç yurtdışında dacia logan ismi altında satılmaktadır.


en boş paketinde fiziksel olarak teyp yok ama telefon falan bağlanırsa hoparlörlerden ses verebiliyor. ayrica 1.0sce yani atmosferik 65 beygirlik versiyonu aşırı güçsüz çağ dışı bir motor olarak nitelendiriyorum ki bu motorlu araç için 180.000 tl vermek bence mantıklı değildir. şu an için bu aracın rakibi fiat egea. fiat egea en boş paket* ve 1.4 95 beygirlik versiyonu ile bu araçtan daha donanımlı ve daha güçlü. peki bu aracın hiç artı yönü yok mu? tabii ki de var, mesela bu aracın bagajı çok geniş. 1.0 turbo motoru ile otomatik şanzıman seçeneği var bu seçenek rakiplerinin hiçbirinde yok. 1.0 tce yani turbo benzinli motor bu araç için gayet yeterli ve aynı zamanda çok ekonomik bir motordur. eğer bu motoru ile satın alırsanız lpg taktırabilirsiniz. ayrıca 1.0 sce yani atmosferik 65 beygirlik versiyonu da lpg'ye uyumludur.
eğer bu aracın toptan fiyatı* egea'dan daha ucuz olursa yollarda bolca görebiliriz.
ayrıca bu araç yurtdışında dacia logan ismi altında satılmaktadır.


devamını gör...
bacak kıllarını almadan şort giyen erkek
ah bizim şu şekilciliklerimiz. mesela bence koltukaltı kılı alınmalı, o da hijyenden dolayı. kişi hijyenik bile olsa, ister istemez koku kaçınılmaz oluyor. fakat bacak kılının öyle bir derdi yok. kadında da erkekte de.. kadın da almak istemezse, bir şey diyemem, erkek de almazsa bir şey diyemem. alırsa da bir şey diyemem. illa bir şey demem gerekiyorsa: şekilciliğim bu noktada devreye giriyor, almasın, öyle iyidir.
devamını gör...
plaka numaraları
07 antalya
48 muğla
34 istanbul
21 diyarbakır
81 düzce (bu bana ilginç geliyor.)
52 ordu
23 elazığ (burda okumak istiyorum.)
48 muğla
34 istanbul
21 diyarbakır
81 düzce (bu bana ilginç geliyor.)
52 ordu
23 elazığ (burda okumak istiyorum.)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının 2021'e nasıl gireceği sorunsalı
şahsen 2020 ye girerken çok eğlenmiştim, hatta en eğlendiğim yılbaşı olmuştu. sağolsun 2020 de intikamını kat ve kat fazlasıyla aldı. artık 2021 ve sonraki senelere salondaki koltuğumun üzerinde sızmış bir vaziyette girmeyi planlıyorum.
hepsi insanlık için :d
hepsi insanlık için :d
devamını gör...
en tahrik edici erkek parfümü
bütün erkek parfümlerini odunsu sanıyordum ben.
devamını gör...
feminazi
artık feminizmin cılkını çıkarmış tiplere verilen isim. ulan birinden sırf erkek diye nefret edilir mi?
devamını gör...



