babam mı babam mı
cem yılmaz’ın hem arog hem de hokkabaz filmlerinde kullandığı repliktir.
genelde cem yılmaz bir filminde kullandığı bir cümleyi başka filmlerinde de kullanma işini çok yapar. mesela herkes komutan logar mı onun ben… diye başlayıp sözlük formatına takılan cümlesinin hem gora’da hem de yahşi batı’da geçtiğini bilir. ya da tahta tabii zoruna mı gitti sözü de hem gora’da hem arog’da geçer.

babam mı sözü ise önce hokkabaz filminde iskender ile maradona, iskender’in babası ile birlikte karavanı da alarak çanakkale’ye doğru giderlerken emekli üsteğmen olan babasının paraşüt ile karavandan atlamasının ardından söylenir. babasının ölüp ölmediğine emin olamayan iskender maradona’ya sorar bu soruyu iki kere.

daha sonra arog filminden arif ışık kaya’nın babasını almak için kuleye çıkıp indiğinde kimin kuleden indiğine bakmak için herkes toplanır. bu sahnede de kaya, karga’ya sorar aynı soruyu, aynı tonlama ile ve yine iki kere.
bu sadece benim aklımda mı kaldı bilmiyorum ama daha önce kimse yazmamış sanırım. bu tanımı kim yazdı, babam mı?
genelde cem yılmaz bir filminde kullandığı bir cümleyi başka filmlerinde de kullanma işini çok yapar. mesela herkes komutan logar mı onun ben… diye başlayıp sözlük formatına takılan cümlesinin hem gora’da hem de yahşi batı’da geçtiğini bilir. ya da tahta tabii zoruna mı gitti sözü de hem gora’da hem arog’da geçer.

babam mı sözü ise önce hokkabaz filminde iskender ile maradona, iskender’in babası ile birlikte karavanı da alarak çanakkale’ye doğru giderlerken emekli üsteğmen olan babasının paraşüt ile karavandan atlamasının ardından söylenir. babasının ölüp ölmediğine emin olamayan iskender maradona’ya sorar bu soruyu iki kere.

daha sonra arog filminden arif ışık kaya’nın babasını almak için kuleye çıkıp indiğinde kimin kuleden indiğine bakmak için herkes toplanır. bu sahnede de kaya, karga’ya sorar aynı soruyu, aynı tonlama ile ve yine iki kere.
bu sadece benim aklımda mı kaldı bilmiyorum ama daha önce kimse yazmamış sanırım. bu tanımı kim yazdı, babam mı?
devamını gör...
gelinin kız kardeşi
düğünlerin starı,gelinden daha çok merak edilen kişi.kaç yaşındaymış nerede okumuş konuştuğu varmıymış düğün salonunda fısıldamalara neden olur.
devamını gör...
gidiyorum bu
ah muhsin ünlü'nün, basımı sel yayıncılık tarafından yapılan şiir kitabıdır. hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım der, sosyal medyanın dilinden düşmeyen o meşhur söz dizisini, ayakkabılarını kapımın önünde görmek istiyorum'u söyler. resulullah'la benim aramdaki farklar ismiyle bir şiiri vardır ki bu kitapta, beyti engin yorumuyla dinlemek yüreğimi dağlar.
ne çok şey söyler aslında bu kitapla. ben ah muhsin ünlü okurken yüreğimin sancıdığını hissederim. yıllar evvel bir blog aracılığıyla okumaya başlamıştım bu şairi, o zamanlar onur ünlü ile aynı kişi olduklarından dahi haberim yoktu. dizeleri öyle bir sıralıyor ki, okurken basamak basamak çıktığım bir merdivenden aniden itiliyormuş gibi hissediyorum kimi zaman. sonra yeniden tırmanıyorum, yeniden itiliyorum, tekrar tekrar. farklı bir tarzı var.
ayrıca,
yine sel yayıncılık'tan çıkan, onur ünlü ile ilgili okuma yapmak isteyenlere çok güzel bir kaynak olabilecek alper kırklar'ın yaptığı röportaj için, (bkz: onur ünlü: bir sürü endişe (kitap)).
ne çok şey söyler aslında bu kitapla. ben ah muhsin ünlü okurken yüreğimin sancıdığını hissederim. yıllar evvel bir blog aracılığıyla okumaya başlamıştım bu şairi, o zamanlar onur ünlü ile aynı kişi olduklarından dahi haberim yoktu. dizeleri öyle bir sıralıyor ki, okurken basamak basamak çıktığım bir merdivenden aniden itiliyormuş gibi hissediyorum kimi zaman. sonra yeniden tırmanıyorum, yeniden itiliyorum, tekrar tekrar. farklı bir tarzı var.
ayrıca,
yine sel yayıncılık'tan çıkan, onur ünlü ile ilgili okuma yapmak isteyenlere çok güzel bir kaynak olabilecek alper kırklar'ın yaptığı röportaj için, (bkz: onur ünlü: bir sürü endişe (kitap)).
devamını gör...
korona günlerinde ruh sağlığını korumak
imkansızla eş değerdir. sosyal hayat kalmadığı gibi dört duvar arasına hapsolduk, paronayak olduk.
devamını gör...
dünya varmış denilesi anlar
duş almak, kusmak.
devamını gör...
güne bir erkek yalanı bırak
benim için önce eşim sonra annem gelir.
devamını gör...
800 tanım giren 100 yazara kitap önerileri
ince bir kitap olmasına rağmen modern iran edebiyatının kurucusu sadık hidayetin kör baykuş(bufi kur) kitabıdır
devamını gör...
nazım hikmet ran
çok sevdiğim bir şiirini bırakmak istediğim bence türkiye'nin en büyük şairlerinden biridir.
"ey benim iyimser hallerim,
çabuk aldanışlarım,
hep inanışlarım,
alttan alışlarım,
hatayı hep kendimde buluşlarım,
değmeyecekleri kafama takışlarım,
yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
herkesi, insan yerine koyuşlarım,
hepinize elveda...
artık ben kimsenin,
hiç kimsesi olmayacağım !"
"ey benim iyimser hallerim,
çabuk aldanışlarım,
hep inanışlarım,
alttan alışlarım,
hatayı hep kendimde buluşlarım,
değmeyecekleri kafama takışlarım,
yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
herkesi, insan yerine koyuşlarım,
hepinize elveda...
artık ben kimsenin,
hiç kimsesi olmayacağım !"
devamını gör...
janis joplin
(bkz: zerrin özer)
devamını gör...
normal sözlük'e bir daha gelinse alınacak nickler
hoşlanılansivrisineğibaşkasınıemerkenyakalamak
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
-bölümün ne?
-inşaat mühendisliği.
-mezun olunca ne olacaksın?
-çimento.
-inşaat mühendisliği.
-mezun olunca ne olacaksın?
-çimento.
devamını gör...
normal sözlük
içimi döktüğüm. döke döke bitiremediğim sözlük.
kedi atarım, yol atarım, köprü atarım, karikatür atarım. başlıktan alakasız goygoy yaparım. biranda ciddiye bağlar smokinimi giyer tanım girerim. film izler, dizi bakar izlenim bırakırım. tanımını begendiğim yazarlara mesajlar saçarım. kimine nickaltı girer kafa yaparım. kimine beğenilerimi sunarım. kimine sarkıntılık yaparım. mesajlarda kimiyle kahkahalar atar, kimine trip atar, kimine atar yaparım. anam ben yapar da yaparım...
seviyorum burayı. canım çok sıkılıyor bazen gelip iki muhabbet ediyorum. kimseyi bulamadım diyelim kendi kendime konuşuyorum. (şuan olduğu gibi.) kafası gidik orta yaşa merdiven şey etmiş sözlük ablasıyım. malumunuz zaten. kedi severim. bak insanda severim. burayı da pek severim. kaçıncıya söylüyorum bunu? püfff.
normal sözlükten ben razıyım yahu o da benden razı olsun lütfen lütfen. sözlüğün dili olsa konuşsa vah vah. aman iyi ki konuşamıyor garibim napardım sonra her türlü katakullimi biliyor. canım sözlük bakma sen bana. ara ara toplu halde geliyorlar bana. (şuan mı? şuan topsuz geldiler. tamam be vurmayın anladık.)
buradan çıktığım an sözlükle tüm bağım kesilir. tamam sempatim olan çok fazla insan var. burayı da seviyorum ama buranın dışında da bir hayatım var ve ben oranın gerginliğini, stresini atmak için buradayım. burada kimseye karşı bir husumetim yok velev ki oldu o an adım atar çözerim, çözemedim görmezden gelirim.
yormayın kendinizi bu kadar lütfen. 3, 5 kişiyiz şurda. (katları) neyi paylaşamadığımızı anlamıyorum artık. aman neyse napalım. dökün taşlarınızı. rahatlarız daha rahat devam ederiz belki. duyguları içe atmak yerine paylaşmak her zaman daha olumlu sonuçlar verir yeter ki uslüp bilelim. (bu ne diyor diyen vardır.) (ben de bilmiyorum. içimi döküyorum abi ne yapayım.)
canım sözlük, hepinizi seviyorum. seni de seni de köftehor. (bugünlük mecbur çünküm birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. yarın yeniden düşünürüz. hahah) sevgiler. mucukss.
kedi atarım, yol atarım, köprü atarım, karikatür atarım. başlıktan alakasız goygoy yaparım. biranda ciddiye bağlar smokinimi giyer tanım girerim. film izler, dizi bakar izlenim bırakırım. tanımını begendiğim yazarlara mesajlar saçarım. kimine nickaltı girer kafa yaparım. kimine beğenilerimi sunarım. kimine sarkıntılık yaparım. mesajlarda kimiyle kahkahalar atar, kimine trip atar, kimine atar yaparım. anam ben yapar da yaparım...
seviyorum burayı. canım çok sıkılıyor bazen gelip iki muhabbet ediyorum. kimseyi bulamadım diyelim kendi kendime konuşuyorum. (şuan olduğu gibi.) kafası gidik orta yaşa merdiven şey etmiş sözlük ablasıyım. malumunuz zaten. kedi severim. bak insanda severim. burayı da pek severim. kaçıncıya söylüyorum bunu? püfff.
normal sözlükten ben razıyım yahu o da benden razı olsun lütfen lütfen. sözlüğün dili olsa konuşsa vah vah. aman iyi ki konuşamıyor garibim napardım sonra her türlü katakullimi biliyor. canım sözlük bakma sen bana. ara ara toplu halde geliyorlar bana. (şuan mı? şuan topsuz geldiler. tamam be vurmayın anladık.)
buradan çıktığım an sözlükle tüm bağım kesilir. tamam sempatim olan çok fazla insan var. burayı da seviyorum ama buranın dışında da bir hayatım var ve ben oranın gerginliğini, stresini atmak için buradayım. burada kimseye karşı bir husumetim yok velev ki oldu o an adım atar çözerim, çözemedim görmezden gelirim.
yormayın kendinizi bu kadar lütfen. 3, 5 kişiyiz şurda. (katları) neyi paylaşamadığımızı anlamıyorum artık. aman neyse napalım. dökün taşlarınızı. rahatlarız daha rahat devam ederiz belki. duyguları içe atmak yerine paylaşmak her zaman daha olumlu sonuçlar verir yeter ki uslüp bilelim. (bu ne diyor diyen vardır.) (ben de bilmiyorum. içimi döküyorum abi ne yapayım.)
canım sözlük, hepinizi seviyorum. seni de seni de köftehor. (bugünlük mecbur çünküm birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. yarın yeniden düşünürüz. hahah) sevgiler. mucukss.
devamını gör...
hidano
çok pozitif kıpır kıpır biri. kendisinin vermiş olduğu bir fikir sayesinde arkadaşımın gönlünü almıştım çok ince düşünceli biri. ay seviyorum böyle etrafa mutluluk saçan insanları.
devamını gör...
antik mısır köleleri vs türk vatandaşı
antik mısır döneminde, piramitleri yapan kölelere günlük 3 litre bira ve 500 gram ekmek veriyorlardı. efesin 50’lik kutu bira fiyatı 11,75 tl. günde 3 litreden aylık 2.115 tl yapar. 500 gram ekmek 6 tl. bir ayda 180 tl yapar. totalde 2.295 tl’ye tekabül eder. eğer antik mısır kölelerinin ekmeğini ve birasını biraz daha artırırlarsa asgari ücretli türk vatandaşı olabiliyorlar.
edit: sendika benzeri bir şey de varmış antik mısır’da. güneş yılı ikramiyesi ödenmediği için iş bırakmalar, protesto ve yürüyüşler de yapılmış.*
edit: sendika benzeri bir şey de varmış antik mısır’da. güneş yılı ikramiyesi ödenmediği için iş bırakmalar, protesto ve yürüyüşler de yapılmış.*
devamını gör...
kadıköy’de donarak ölen evsiz
insanlık ayıbı...
devamını gör...
kadınların kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanması
bulunmaz hint kumaşlığıyla alakası olmadığını düşünüyorum. sadece kendilerini geriye çekiyorlar biraz hemen güvenmiyorlar. nedenini sormamız gerek yok sanırım.
devamını gör...
hoş geldin kadınım
bir nâzım hikmet şiiri*
yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.
bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.
yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:
***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***
nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.
devamında ne mi olur?
tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.
tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*
nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.
tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.
nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.
münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.
yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.
kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.
bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.
yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:
***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***
nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.
devamında ne mi olur?
tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.
tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*
nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.
tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.
nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.
münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.
yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.
kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
devamını gör...
yazarları çileden çıkartan davranışlar
hayır dediğim şeyi ısrarla oldurmaya çalışmaları.
devamını gör...
fotoğrafın hikayesi
atatürk"ün fotoğrafçısı şöyle anlatıyor o anı;
"çok halsiz ve yorgundu hastalığı yüzünden ve bana bir fotoğrafını çekmem için ricada bulundu.
bu fotoğrafı halkıma ulaştırın merakta kalmasınlar" dedi.
bizi erkenden bırakıp gideceğini bilseydim eğer onun her anını ölümsüzleştirmek için can atardım"

yalnızca fotoğraflarını çeken bir asker olmayı çok isterdim ata'm ancak bizim seninle kavuşmalarımız mahşere kaldı
devamını gör...
