bir daha davos'a gelmem diyenlerin mutlaka çıkacağı zirve.*
devamını gör...

ülkece susuz kalıp, su kıtlığı çekeceğimiz zaman vicdan azabı çekecek kişidir.
devamını gör...

latince adı polianthes tuberosa olan, güzel mi güzel ve ağırca kokusu olan soğanlı bir bitki ve çiçeği.

imgyukle.com/i/HwIf71


turgut uyar'ın kırlardan geliyorlar şiirinde de bolca adı geçer.

kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer

sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum-
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber

eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden
devamını gör...

giuseppe tartini, italyan besteci ve keman virtüözü. barok döneminin tecessümüdür bu adam. hukukçu, eskrimci, ne ararsan var. yukarıda güzelce yazılmış biyografisi zaten. tipik italyan enteleküteli kendisi. aristokrat bi aileden geliyor ve manastır eğitimi de görmüş. tam zır deli. herkes rahip olacak diye beklerken, gidip kardinalin yeğenini kaçırıp evleniyor. bi dünya adam peşine takılıyo tabi. zor kurtarıyor canını. sonra zaten hayatının sonuna kadar keman çalışmış. kemanda vivaldi’nin karşısına çıkabilecek bi adam varsa bu dünyada, ahanda tartini abimizdir o. ancak onu meşhur eden şey, tek bir parçasıdır. bu parçanın bestesi yapılmadan önce tartini bi rüya görür. rüyasında kemanını şeytana verir ve şeytan çalmaya başlar.öyle bi solo atar ki şeytan kemanı çalarken, tartini rüyada kendini kaybedecek kadar etkilenir. hatta nefes nefese uyanmış. başlamış duyduğunu bestelemeye. ancak sonuçtan memnun kalmamış. ortaya çıkan bestenin rüyadakiyle pek alakası yokmuş. daha ne kadar alakası olabilirmiş acaba. rüyasında dinlediği ne ola, nasıl bi şey ola ki diye düşündürtür durur adama. eserin adı ‘’devil’s trill sonata’’. şeytanı dinlemek isteyenler için aşağıya iliştiriyorum.

devamını gör...

hazırlıksız yakalandım. o nasıl güzel bir ses.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşadığımız mahallenin biraz ilerisinde abdallar mahallesi vardı. düğünlerde çalgıcılık yapan, keklik besleyen, örgü sepet vb el işleri yaparak geçinen insanların mahallesiydi. toplum tarafından pek ciddiye alınmayan bu grup çok da iyi arnavut böreği yapardı.
abim "biz seni abdallardan aldık. biraz bakıp besleyip tayinimiz çıkınca seni iade edeceğiz." diye beni korkuturdu.
işin tuhafı hem beni birakacaklarından korkuyor hem de bol bol arnavut böreği yiyeceğim düğünlerde oynayıp eglenecegim için iade edilecegime mutlu oluyordum.
devamını gör...

tavşan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

elizabeth swann ya da nam-ı diğer keira knightley:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

deve yavrusu. bazı bölgelerde domuz yavrusunada potuk deniyor.
devamını gör...

tam adı empatinin yitimi (kayıtsızlık politikası üzerine) olan arno gruen tarafından yazılan kitaptır.

bu kitapla tanışmam caner özyurtlu sayesinde oldu. kendisi ekşi sözlüğün soru cevap videosunda bu kitabı tavsiye etmişti. depresyona girdiği bir zamanda doktoru tavsiye etmiş ve çok memnun kalmış. ona iyi gelmiş.
düşündüm taşındım. lan dedim depresyon benim aşım ekmeğim. sürekli beni rahatsız eden komşum. hemen okuyayım.

üç gün süren bir okumanın ardından kitabı bitirdim. öncelikle kitabı ben çok beğendim. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
yazar zaten bir psikolog olduğu için kitap içerisinde bol bol örnekler vermiş. empatinin yitirilmesinin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışmış. hastalarıyla ve okuduğu alıntılarla çok güzel şekilde kitabını desteklemiş.
yazar gruen aslında hepimizin bildiği şeyleri anlatmayı tercih etmiş. anlattığı şeyleri biliyoruz ama onlarla yüzleşmekten korkuyoruz.
okurken kendimizden parçalar buluyoruz ve bu durum çok canımızı yakıyor.
çocukluğun gelişimde ne kadar büyük yaralar bıraktığına şahit oluyoruz.
yazarın yaptığı analizler gerçek ve sertçe suratımızı tokatlıyor. canım yandı lan.

insan denen canlının dünyaya geldikten sonra anne ve çevresinden öğrendiklerinin ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış yazar.
aslında bu durum böyle ama farkında değiliz. aileler hiç değil. kimi aileler bir çocuğa bir zarar veriyorlar ve o çocuk bunu ömrü boyunca sırtında taşıyor. kitapta bahsedilen hastalar bunun en büyük göstergesi. bir olayı anlatıyor ve o olayla ilgili hasta örneği veriyor. şaşırıp kalıyoruz.
ayrıca kurban olmak ve kurban edilmek gibi kavramları da inceliyor. hasta ruhları. hitleri ve gaz odalarını inceliyor analiz ediyor.
beyaz adam ve kızıldereli ilişkisini bile çok güzel analiz ediyor.
birisinin canı yanıyor yandıkça hissetmemeye başlıyor. hissizleşiyor. sonrasında kendi acı çekemediği için başkalarına acı vermeye çalışıyor. acısını bastırıyor. bu kitap tam olarak bunu anlatıyor.

okurken ve düşünürken cidden empati duygumuzu yitirdiğimizi anladım. o yüzden herkesin okuyup dersler çıkarması gerekiyor. tavsiye ederim.
aşağı merak edenler için kitapta anlatılan başlıkları yazacağım.

önsöz: insan olmanın anlamını sorgulamak
kurbanlar ve suçlular meselesi
çocukluk döneminin ve çocuk oluşun tarihine dair
kimliğimiz
dil, bilinç ve sağ ve sol beyin yarımküreleri
yabancılaşmış beden
korku ve kimlik yitimi
kayıtsızlık fenomeni
narsisizm ve kimlik
saldırganla özdeşleşme uygarlığımızın temeli
ahlak ve insanlık
sevgiyi inkar temel suçtur
ilişki ve bağlılık aynı şeyler değildir
idealler, idealleştirmeler ve bunların politik sonuçları
karl marx
çocuklarımız ve tersine dönüş
hakikat kötülüğe dönüşüyor, yalan ise iyiliğe
bilim ve ilkellik
bizim korkumuz
ilker insanların korkusundan farklıdır
tarihsel bilincimiz
terrence despres ve hayatta kalanlar:
var olmamak ve onur hayatta kalmayı sağlıyor
insan olmak ve şizofreni üzerine bir değerlendirme
var olmama mücadelesi
hastalar kendilerini koruyor
hastanın büyülü zenginliği
yaşamın anlamı ve içimizdeki şiddetin temeli olarak kurban durumunda olma
sevgi olmayan sevgi ve kimlik olmayan kimlik toplum için sonuçları
tarih nedir ? ne yapılmalı?


not: yukarıda yazdıklarım başlıklardır. alt başlıkları üşendiğim için yazmadım. zaten yazarların merak edeceğini düşünerek ekledim. merak edenlerin merakını giderecektir.

sevdiğim alıntıları ekleyip tanımı sonlandırıyorum.


çocuklar kendilerini bedensel ve ruhsal olarak çaresiz hissediyorlar, kişilikleri daha düşünce düzeyinde bile protesto edecek kadar sağlamlaşmamış oluyor, yetişkinlerin ezici gücü ve otoritesi onları dilsizleştiriyor, hatta çoğunlukla zihinlerini köreltiyor. ancak aynı korku doruk noktasına ulaştığında çocuğu otomatik olarak saldırganın iradesine boyun eğmeye, onun bütün isteklerini tahmin etmeye ve yerine getirmeye, kendini tamamen unutmaya ve saldırganla tümüyle özdeşleşmeye zorluyor



bir insanın öğrenmek için mümkün olduğunca az hata yapması gerektiğini düşünürüz. bu yanlış varsayım çocuklarımızın oynayarak öğrenme olanağını ortadan kaldırır. eğer bir çocuk keşif gezilerine çıkamıyorsa, algılama
yeteneğini de geliştiremeyecektir



düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. insan başkalarını cezalandırabildiği, aşağıla-
yabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
devamını gör...

ermişler.
devamını gör...

sevmeme nedenlerimden biri;
bana birkaç beden büyük vicdanım.
#570453 yazdığım gibi başımı belaya sokmadan yapamıyorum. *
diğeri çok romantik kalıyorum: hayat benim zihnimdeki gibi bir yer değil ama ben böyleyim ne yapabilirim ki? olmadığım biri gibi davranamıyorum.
....
sevdiğim şeyler o kadar çok ki;
neşeli halim bir muhabbet kuşu cıvıltısı gibiymiş. benden habersiz geçen sabahki halimi çeken kardeşim bu akşam o videoyu gösterdi.
" abla sen busun" diye.
ayaklarım yere değmiyor gibi. acayip güzelmiş o halim. o günlerdeki mutluluğum kısa sürse de, ben yüreğimdeki neşeyi sadece yanaklarıma degil, gözlerime hatta tepeden tırnağa kendime boca etmeye gidiyorum şu an.

ardından da kata çalışacağım. başta gönülsüz gittim ama acayip sardı.beyle heian shodan

büyük bir taaruzun tam ortasında kayıp gamzelerim
herkes savaşsın biz inatlarına dans edelim
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gayet güzel çalışıyor kodu yazan arkadaşlara çok teşekkür ederim.
devamını gör...

1957 detroit’te, yaşamanın en ucuz olduğu dönemde geçen stephen king’in kitabından uyarlanan gençlik filmi.



iki başrol karakter var.
arnold; şimdiye kadar izlenilen tüm filmlerin klişesi nerd’ümüz.
dennis; nerd’ün tek arkadaşı olan cool çocuk.
lisenin ilk günü bizim nerd dayak yerken arkadaşı yanında olup ona yardım etmeye çalışıyor. okul çıkışında bizim nerd’ü eve bırakmak üzere yollardayken aniden kırmızı külüstür bir araba çarpıyor arnie’nin gözüne ve hemen durup incelemeye geçiyorlar. yaşlı bir dede arabayı 250 dolarese satıyor bizimkilere. dede arabanın adını christine koymuş ve bizim çocuklar bunu bozmuyor.

artık araba arnie’nin. eve gittiğinde ailesi on yedi yaşındaki çocuklarının araba almasına hiç sıcak bakmıyorlar. tartışıyorlar ve arnie ceketini alıp, çıkıyor evden. dennis’le birlikte christine’i tamir ettirmeye gidiyorlar.

gel zaman git zaman o tamirci arnie’nin patronu olup, garajını kullanmasına izin veriyor. christine gün geçtikçe daha da güzelleşirken arnie’nin karakteri de değişime uğruyor. o ezik çocuk artık bir çalışan, kendi başının çaresine bakabilen bir genç yetişkin oluyor. bunun yanı sıra arnie artık ailesi ile tartışmaktan çekinmeyen, arkadaşı dennis’in platonik aşkı ile sevgili, giyim tarzı düzgün fakat ağzı bozuk birine dönüşüyor.

asıl gizem konumuz arabamız christine. her kim ki arnie’ye yamuk yapmışsa ve/veya christine’e bok atıyorsa, arabayı sevmediğini sözlü veya arabaya girişerek belirtiyorsa başına iş açılıyor ve felaket yollarla acı çekerek can veriyor. christine’e ne mi oluyor?

orasını da izleyip gör seni miskin mirket.
devamını gör...

gittiğini henüz öğrendiğim yazar.

sözlüğe katkısı büyük olan yazarlardan biriydi, umarım gidişinin sebebi bizler değilizdir. en kısa sürede gelmesini temenni ediyoruz; yoksa puan tablosu yarışmaya değer olur mu hiç? *

bunu okuyorsanız; please, come back.
devamını gör...

takipçileriyle circle jerk yapmaya üşenen bir yazarın kodlamayı planladığı bot. duyduğuma göre bunu yazmaya da üşeniyormuş. bir üşengeçlik paradoksuna girip karadeliğe dönüşmüş yazarımız en sonunda. babaannesinin gözleri neden bu kadar büyük, dişleri neden bu denli keskinmiş, bilmiyormuş.
devamını gör...

istanbul'da şişli ilçesinde bulunan bir semt. bu semtin ruhundan kaynaklı bir popülerlik söz konusu. kendine has yapısının bir kimlikle harmanlandığı bu semt, aynı ankara'ya özel olan gri rengin çok yakıştığı bir başka nadir yerlerden biri. semtin asıl dokusunu fabrikalar ve atölyeler oluşturuyor. rakımlı ve tepeli görüntüsünde rezidanslar buralara hakim olmaya başlasa da, mahalle, semt, komşuluk kültürünün canlılığını koruduğu kozmopolit mıntıkalardan biri. sanat, kültür, eğlence hayatı, farklı mekanlar, kafeler, üçüncü nesil kahvecileriyle entelektüel ruhunu yansıtıyor.
mimar sinan üniversitesi kampüs alanının varlığı ve 1800'lü yıllarda kurulan ünlü bomonti bira fabrikası binasının korunarak yeniden semte kazandırılması semtin markalaşmasında önemli katkıya sahip.
komşuluk dayanışması, bitişik nizam binalar, hayvansever insanlar sayesinde sokak hayvanlarının eksik olmaması, bu butik semti özellikli kılıyor. beyoğlu ve galata bölgesinin hemen arkasına düşen semt, alternatif bir sosyalleşme alanına dönüşerek beyaz yakalılar ve 2000 sonrası nesil olan z kuşağı için bir çekim merkezi olmuştur. yani, zamane ile eski zamanın ortak bir kültür oluşturması hususunda güzel bir örnek teşkil ediyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ibni sina olmuş arabesk kamyoncu. kimlere kaldı kitap basma işi..
devamını gör...

gökten elma düşmüş benim kafamı yarmış.
(bkz: -200 puan)
devamını gör...

hemen hemen her yazarın mensup olduğu duygudur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim