allah kimseyi düşürmesin dediğim durum.*
devamını gör...

film yapmak istesem yapamayacağım için, ben de bu başlıkla elimi taşın altına koyup, bu kampanyayı başlatıyorum.
tabii ki filmleri yapan yazarların (bkz: mellisho) (bkz: kadıköy beyefendisi) (zamanla başka isimler eklenebilir bence) filmleri
(bkz: https://kafasozluk.com/b/th...)
(bkz: https://kafasozluk.com/b/th...)
(bkz: https://kafasozluk.com/b/go...)
tabii ki önce kendi izinleri alınarak, kabul edilirse sözlüğün youtube kanalına konmalı bence.
çok güzel düşünülmüş ve emek verilmiş işler. zamanla geride kalacaklarına, hem hatıra olur, hem de sosyal medya aracılığıyla sözlük reklamı olur mu olur.
not: asıl amaç reklam değil, tamamen "beğendiğim şeyleri daha fazla kişi beğensin" diye iyi kalbimle?! yapılmış kampanya.
devamını gör...

başlık beni güldürdü. ama bir de şu taraftan bakalım. illaha başka taraftan bakacağım bende de huy oldu bu.

dolmuş bazen çok dolmuş oluyor.* canı sıkılmış, yetişme zorunluluğunda olan binlerce insan. bir bak suratlarına hepsi can çekişiyor.. 'senin tutunacak bir yerin yok beni çıldırtmak mı istiyorsun' böyle bir ortam da 'benim burada ne işim var' cümlesini sadece zenginler mi düşünüyordur. sanmam. orası çok tuhaf yer algın kapanıyor. acun'un yarışmasındaki gibi binlerce parkur. beynin şuursuzlaşıp resetlenebiliyor. derdi düşünecek anın yok sallantıdasın. düşme tehlikesine karşı her an tetikte olmalısın. bıçkın bir şöför kullanıyorsa aracı, tırsarsın ses çıkarma özgürlüğünde yok. çok üzerine gidersen bir iki durak sonra aracın kapısındasın. ben direkt binip sinir küpü oluyorum içinde. bir nevi isyan ediyorum. hay sizin dolmuşunuza....

her ifade donuk hepsi farkında saçmalığın çoğu yorgunluktan ses çıkaramıyor. bezmiş... sadece zenginler mi sorguluyor bu durumu. sanmam. o ifadesizlik hepimizin yüzünde.

aa zengin miyim neyim ne çok konuştum..
devamını gör...

daha önce şikago mezbahaları isimli kitabını okuduğum amerikalı yazar upton sinclair’in dilimize petrol adıyla çevrilen muhteşem bir dönem romanı. sel yayıncılık tarafından kıvanç güney çevirisiyle tekrar basılmış kitap. nispeten uzun bir eser ( 592 sayfa) olmasına rağmen kolay okunuyor. 2008 yılında there will be blood adıyla sinemaya da uyarlanmış.

baba j. arnold ross ile hayırsız evladının, adım adım petrol devi olma yolundaki hikâyesini okuyorsunuz. arka fonda ise sendikal faaliyetler, rüşvet, yolsuzluk, medya manipülasyonu ve usulsüzlükle beslenip büyüyen kapitalist çarkın barındırdığı çelişkiler, sınıf çekişmeleri, seçim yolsuzlukları, tarikat lideri sahte peygamberler, petrol baronları, hollywood yıldızları, kısacası 20. yüzyılın erken dönem amerika’sına dair ne ararsanız var. kitap tüm bu konuları teapet dome skandalı bağlamında işliyor. 1920’li yıllarda amerikan donanmasının petrol rezervlerinin bulunduğu bölgenin adıymış teapot dome. bu petrol rezervlerinin bulunduğu bölgenin yönetimi, önce donanmadan alınıyor ve içişleri bakanlığına devrediliyor. daha sonra da ihale yapılmaksızın rüşvet karşılığında petrol şirketlerine peşkeş çekiliyor. tüm bunların yapılabilmesi için başkanlık yarışı kampanyalarının nasıl finanse edildiğini, milyonlarca dolar rüşvetin nasıl verildiğini çok güzel anlatıyor yazar.
devamını gör...

gök nerede? şarkısını çok severim.klipleride bir ayrı güzel.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
son edittir: özel mesajın ifşası üzerine kaldırılmış bir tanıma cevap olarak. sırf gözüm açık gitmeyeyim diye ha. bu mesajı paylaştınız ya şimdi siz, biz de sizin masumiyetinize inanacağız ama bir pürüz var. bu mesajın ne üzerine atıldığını anlatmamışsınız. olmuyor öyle tek taraflı. hani o gece, bir nickaltı girmiştiniz bu yazara. aynı çirkin üslupsuzlukla. size sadece mecazî bir teşekkürle cevap verebileceği, daha fazlasını hak ediyor olsanız da kendini bozmayacağı bir cevap vermiş yazar. ince, ama... attığınız irili ufaklı bir taşın kimde hangi yaraya denk geleceğini bilemezsiniz. ki ben biliyorum olayın iç yüzü falan...

okumak ve yazmanın en temel eylem olduğu bir sözlük ortamında "okumaya durumu olmayanlar" için peşin edit: ben gidiyorum.

siz "hah biri daha başladı ağlamaya, bıdı bıdı bıdı tantana. hep şov be bunlar" yazarken ben çok uzaklarda olacağım. yoksa siz bunu okurken ben çok uzaklarda olacağım mıydı o? yok yok böylesi daha uygun. çünkü bu kirli dimağların seslerinden çok sıkıldığım için gidiyorum zaten; duymamak için.

burada galiba sadece yazarların mesleği başlığına yazmadım öğretmen olduğumu. ama bilen bilir artık. sıkıntılı çocuklar geçti önümden, yanımdan; kayıp gittiler hatta ellerimden. velileri vardı, daha sıkıntılıydı onlar hatta. sözlü olanı geçtim, fiziki şiddete bile maruz kaldım bu kelimenin tam anlamıyla kötü insanların elinden. kaldık, öğretmenlerce. veli tarafından bıçaklanan arkadaşımdan bahsetmeyeceğim bile. çünkü hevesim kalmadı. yazsam ne olacak ki diyorum, meydanda dolaşanlar o çocukların büyümüş hali ve velileri değil mi? kime ne anlatacağım ben? çünkü son zamanlarda sözlüğün kaos seviciliği, birine sataşmaktan zevk alan yazarların özgürlük diye pohpohlanması bana o velileri hatırlatıyor.

bir zorbalık meselesi vardı, hatırlarsınız. birkaç yazar sadece yapabildiği için ve canı istediği için gerçekte hiç tanımadığı insanlara hem tanımlarla hem özel mesajlarla saldırıp onlarla açıkça alay ediyor, haysiyet kırıcı şeyler söyleyebiliyor. o birkaçı var ki rastgele bir çocuğu aralarına almış birbirlerine iterek dövüyor ve eğleniyor. o çocukların adı değişiyor ama bu korkunç eğlencenin failleri ve onları destekleyerek seyredenler değişmiyor. ama benim için bunun şahitliği, gücümün yettiğinden daha fazla sabır isteyen bir şey. zaten dert dediğin fazla fazla yok mu? derdim bana yetmez mi? bir de burada ne işim var benim, olanları görüp kanım çekilecekse?

yine de bu meseleyi her mahallede olan birkaç kopuğun işidir, mahalleli de barındırmaz zaten diye düşündüm başta. ama baktım ki mahallelinin neredeyse yarısı bunlardan yanaymış meğer. çünkü mahalleli eleştiri ve alayın ayrımını yapamıyormuş.

aslında birisi "ne saygısı lisede miyiz? internet burası ya takmayın bu kadar" dedikten sonra netleşti kararım. gördüm ki saygıyı lise sırasının altında unutulan çanta gibi, hatta zararlı bir alışkanlıkmış gibi algılayanlar varmış. benim burada ne işim var?

bu kadar takmayın internet sitesi altı üstü diyenleri de çok gördüm. ister internet alemi ister gerçek hayat olsun ben daima ortada dayak yiyen çocuktan yanayım arkadaş! takmayın bu kadar dediğiniz insanların, yüz buldukça gerçek hayatta kime neler yapabilecek potansiyelde olduğunu hiç mi düşünmüyorsunuz?

"ya bakmayın öyle insanlar değiller aslında iyi çocuklar. ne varsa dillerinde"
burada millete sırf zevk için nefret kusan birinin dışarıda insanlara gül dağıttını mı düşünüyorsunuz gerçekten? bir sebeple sempatik bulduysanız, "aslında iyi çocuk" diye görmekte ısrar ediyorsunuzdur sadece. ya da bana da bulaşmasın diye kendinizi korumaya çalışıyorsunuz. çok sürmez.

sözlük içinde sadece cinsel içerikli tanımlarla ve şakalarla var olan insanlara da sempati duyan vardır. var edebilirsiniz onları. hah, bak tam yeri geldi. "onlar diye ötekileştiriyorsun, senin istediğin türden insanlar mı olacak burada sadece? asıl zorbalık bu. gruplaştırıyorsunuz milleti" diyebilirsiniz. fakat bana ne? isteyen yapsın memeli şakasını, okumam geçerim. isteyen okur, eğlenir. ayrıca kadın ve erkek için cinsiyet belirleyicisi olan her organ ve konular için bilgilendirme amaçlı tanım yapılabilir, konuşulabilir. misal memenin, vajinanın, penisin yapısı, olası hastalıkları vs gibi konularda konuşmakta bir beis olabilir mi? aksine bizimki gibi kapalı toplumlarda ertafından öğrenemez insanlar bu tür şeyleri. bir merakı ve hatta derdi varsa tanımı okur, merakını giderir ya da belki bir derdi için yönlendirilmiş olur. sözlük bilinmeyeni bildirmek için amatör çabalar bütünüdür sonuçta. bunlar da tanımlanır, okunur. ama buradaki amaç o mu? burada olan, "küfürsüz" sözlüğün açığını bulanların belaltı saltanatı.

belki tesadüfen, belki planlı şekilde bir araya geldiği kadınların fotoğraflarını çekip anın fotoğrafı başlığında paylaşan birinden bahsediyorum. ara sıra kulağı çekilse de sırtını sıvazlayanı çok olan bir kullanıcı. yok be, öyle fotoğraflar değil. ama herkesin anonim olduğu yerde kendini gizlemek isteyip istemeyeceğini bilmediğimiz bir kadının alelade bir fotoğrafı bile olsa bu yanlıştır. ifşadır. ve sınır tanımazlıktır. bunu yapan kişilerin sizinle ilgili de herhangi bir girişiminin olmayacağını garanti edemezsiniz. çünkü "onlar" "burası sanal alem. burada her şey mübah" diye düşünüyorlar.

hadi onu da geçtim. daha da mühimi var.ne demek efendim sözlükteki bütün kadın yazarların nickaltına, mesaj kutularına musallat olmak? evli barklı, çoluk çocuk sahibi bir kadına, hele ki senin kulvarında olmayan, senin esprilerine içinden bile gülmeyecek birine gecenin saat 1'inde mucuk mucuk diye mesaj atamazsın! bu eğlence değildir! bu özgürlük değildir! ciddiye alınmayacak bir şey de değildir! bu kişiye popülaritesi yüzünden göz yumulması kalmak için iğrendirici, gitmek için itici bir güçtür. çok da tın değil mi?

ponçiksavarlar zaferlerini gururla sunar! ama ben hiç de ponçik biri değilimdir. hatta gerçek hayatta ilk görüşte sevilmeyen soğuk, gudubet biriyimdir. zaten buradaki derdim de ponçik olmak değil, ortada dayak yiyen çocuklara bu eziyeti yapmaktan ve dahi bunu izlemekten zevk alan kalabalığın arasından ayrılmak. denedim çünkü durdurmayı. bir şey yapmıyor kimse. insan olana da bu dert yeter zaten.

"ne bu tantana be? madem rahatsızsın engelle başlıkları ve yazarları geç!" değil mi? şimdiye kadar hiç kimseyi engelleme ihtiyacı duymadım çünkü onlar da en az benim kadar var dedim. onlar da çeşittir, kendi hallerince yazarlar dedim. ama şimdi ben onları engellesem de o "kafa" yapısının farklı isimlerle var olduğunu bilmeye devam edeceğim. giden geri dönmedi mi? hem, tek bir hesaplarının olduğundan emin miyiz? zorbayı susturabilirsin. ama zorbalık prim yaptığı sürece, prim yaptığı yerlerde bir irin gibi var olmaya devam eder. er geç yine ağrıtır.

ez cümle, artık bana zul olmaya başlayan bu yerden gidiyorum. şöyle katkı sağladım, şu kadar yazı yazdım derdinde hiç değilim. kişisel bilgi içeren yazılarımın çoğunu imha ettim. geri kalan bilgi tanımlarına* dokunmadım. çünkü hâlâ bu mahallede iyi insanların olduğunu, bir iki şey okuyayım derdinde olan insanların olduğunu biliyorum.**savaşta ölen askerin yeri boş kalmaz. daha gelen yeni üyeler de olacaktır, belki onlar okur faydalanır.

şunu da söylemeden geçemem. ponçikler, minnoşlar diye hayali bir grubu karşısına alıp boşluğa yumruk sallayan, onlar gitmeden ben de gitmeyeceğim diyen ve kendi genişliklerince bir goygoy sözlüğü yontmayı hayal eden kullanıcılar mı ötekileştiriyor, sözlük sözlüğe daha çok benzesin diyenler mi?
cevabını bir gün anlayacaksınız.

eyyorlamam bu kadar.*
iyi bakın kendinize. şu alemde ne kadar iyi olunabilirse.


*
devamını gör...

ölüm kararını veren kişilere devletin onayı ile bağlanan makinedir.
bu makine, açılan damar yolundan zehirli kokteylin yavaş bir enjeksiyonunu sağlar.
ölüm yavaş ve oldukça sakin gerçekleşir.
30 dakika içerisinde, kişi vazgeçerse ölümün geri dönüşü de mümkündür.
damar yolundan, zehirli kokteylin panzehri, saniyeler içerisinde enjekte edilerek
ötenazi hakkı talep eden kişi, hayata döndürülebilir.
devamını gör...

en tatlı sabahlaaaar kızartmayla başlar. kızartmaaaaaa.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

kalabalık sofraları hep çok sevmişimdir.

az önce elimdeki bir kitapta insanların birbirlerini gördüğü anlardan fotoğraflar vardı. bir tanesinde bir eve elinde çiçeklerle gelen bir misafir resmedilmişti. o an kalabalık arkadaş toplaşmalarını, öncesindeki hazırlık telaşımı, mutfağımdaki hummalı çalışmayı, sofranın kurulup etrafına dizildiğimiz neşeli anları çok özlediğimi fark ettim. kim bilir bir daha ne zaman olacak bilmiyorum ama bu pandemi arkadaşlıkları da ciddi bir sınamaya tuttu kesinlikle. hiçbir zaman hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı bu hayatta bu eskiye özlemimiz de fazlasıyla safça geliyor artık zaten.
devamını gör...

kendi iradesi dışında zarar görmüş hede.

"vuruğu var" cümlesinin hem özne hem de fiiliyatı. kendi kendine yapamaz bu hali, kendi kendimi kimse vuruk yapamaz, buna inanmıyorum? kırar, çatlatır ama vuruk illa ki 3. şahıslara muhtaç.

vuruk yaşamlar içten içe hepimizin başında, ya içimiz vuruk ya içimiz başkasının vuruk sebebi.

zarar dışta gözükse bile, esası iç kısmında.
devamını gör...

ricat, kelime anlamı olarak geri çekilmek demektir. yani sahte ricat, sahte geri çekilme; düşman ordusu ilerlemesini sürdürürken özellikle geri çekilerek düşmanı olabildiğince bilmediği bir araziye sokmak demektir. böylece düşman orada pusuya düşürülür, hilal taktiği ya da turan taktiği olarak bildiğimiz askeri strateji uygulanmış olur.

türk tarihinde bilinen son büyük örneği kurtuluş savaşı sırasında atatürk'ün (ve fevzi paşa'nın) komutasında gerçekleşmiştir.

şöyle ki:
kütahya-eskişehir muharebeleri'nde türk ordusu ağır bir yenilgiye uğramış; ismet paşa karizmayı çizdirmiş, asker kaçakları ve milli mücadele karşıtları dahi kara kara düşünür olmuştu. yunan ordusu zafer sarhoşluğuyla anadolu'nun içlerine kadar ilerlemeye başladı. fakat unuttukları bir şey vardı: gereğinden fazla ilerlemişlerdi. durdurulmadılar. herhangi bir dirençle karşılaşmadılar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görsel kaynağı: wikipedia

türk ordusu sakarya nehri kıyılarına kadar çekilmişti. yunan ordusu tarafından takip edildiler. düşman artık polatlı önlerine kadar sokulmuştu. öyle ki, dönemin milletvekilleri tarafından meclisin taşınması dahi gündeme geldi. öneri hemen sonrasında atatürk tarafından kati surette reddedildi. çünkü düşman ordusu, sahadan tam anlamıyla bihaberdi. türk ordusunun bu denli geriye çekilmesinin sebebi de buydu. aksi takdirde, düşman güç bela da olsa çok daha uzaklarda durdurulabilirdi. fakat yalnızca durdurulabilirdi. asıl amaç, türk topraklarına kasteden düşman güçlerinin her ne olursa olsun olabildiğince temizlenmesi, zayıf düşürülmesi ve bu yolla şevkinin kırılmasıydı.

hemen arkasından gerçekleşen sakarya meydan muharebesi de bunu kanıtlar niteliktedir. anadolu'ya sokulan yunan ordusu savaştığı sahaya hiçbir şekilde aşina olmamakla birlikte, gelecek olası destek kuvvetlerden de olmuştu. adım adım türk casusları tarafından takip edilmişler, konumları ve lojistik ağları neredeyse kesin şekilde tespit edilmişti. böylece sakarya meydan muharebesi, yüzyıllardır süregelen türk çekilmesini durduracaktır. onu en iyi anlatan cümle ise yine atatürk'ün bizzat kendisi tarafından şöyle kurulacaktır: "hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır."
devamını gör...

değmeyecek kişilere özellikle de.
devamını gör...

genellikle rol yapan, olmadığı halde olduğu gibi gösteren,duygusal ve olumlu izlenimler bırakmaya çalışan hastalarda görülen psikiyatrik hastalıktır.
bu hastalar süslü ve alımlı olmaya çalışır, baştan çıkarıcı tavırlar sergilerler.
ilgiden hoşlanırlar.
devamını gör...

yapmak istediğim şeydir. hayatım boyunca sizi sırtımda bir yük gibi taşıdım. gencecik yaşımda hatta çocukken bile sizin için çalıştım ama asla yaranamadım. hakkım hepinize haram olsun hepinizden nefret ediyorum demek isterim...
2 yıl sonrası editi : arkadaşlar biri favlayınca önüme geldi. okuyunca kararım değişti ben galiba büyümüşüm bir de diğer tarafta mı başıma iş alayım hakkımı helal etmeye karar verdim .
devamını gör...

o mavilik derdi isimli şiiri ile insanın içini keskin bir ustura gibi oyan şair.

--- alıntı ---

bir süre bakışıyoruz karşılıklı
ben uykudan uyanır uyanmaz
benimle şiir gibidir bu
tam karşımda ama yazılmamış
durmadan bileniyor aklımda.

seni unutarak baktığımda bile
dünyanın her yerlerinden geçiyorsun
yayılıyorsun kalabalıklara
yalnız yayılmak mı
aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.


--- alıntı ---
devamını gör...

cinsel kimligi ile insani yargılarsan.. elbette ispata çalışır.. velev ki eşcinsel sana ne bana ne.. ne acı bir durum escinselse.. hetero taklidi yapmak.. vallahi yatacak yeriniz yok..
devamını gör...

osmanlıda da köleliğin en temel kaynağı tıpkı roma'da olduğu gibi captivitas yani savaş esaretidir. fetihlerin ve zaferlerin artması ile beraber osmanlı'da köle sayısının arttığını görürsünüz. tabi savaş eserleri için öncelikli olarak kuran'ın öngördüğü şekilde fidye koşulunu yerine getirmek elzemdir. islam hukuku açısından savaş esirlerinin köleliğine karar verilmeden önce mutlak surette fidye meselesi değerlendirmeye alınmak zorundadır. eğer esir için fidye ödeniyorsa, onun köleliğine hükmedemezsiniz. osmanlının kölelik mevzusundaki temel kaynağı savaş esirleri olmakla birlikte aynı zamanda doğal olarak kölelerin çocukları da köle statüsünde doğmuş sayılıyordu. ebeveynlerinin hukuki statüsünü devam ettiriyorlardı. işin aslına bakarsanız antik romalı köleler başlığına yazdığım kölelikle ilgili temel esaslar genel olarak, osmanlı için de hemen hemen aynıdır. kölenin doğal olarak hak ehliyeti bulunmaz lakin sahibinin ona tanıdığı sınırlar dahilinde fiil ehliyetine sahip olabilir. sahibi adına ticaret yapmak, iş takip etmek, bir malın devir işlemini yerine getirmek vesaire. bu yönlerden de roma kölelik hukukunun doğurduğu sonuçlarla benzer özellikleri taşır.

tabi işin teorik boyutu ile pratik boyutu biraz farklılık gösteriyor olsa dahi köleye iyi davranma zorunluluğu ve yine kuran temelli olarak allah katında hem kölenin hem efendinin eşit olduğu algısı, kölelerinin haklarının bir nebze de olsa gözetildiği şeklinde yorumlanır. ancak her ne olursa olsun bir satım akdinin, rehinin ya da kiralamanın konusu olan bir insandan bahsediyoruz. bunların doğurduğu hukuki sonuçlar ve kişide yaratacağı tahribatı iyi muamele ve merhamet ne kadar giderebilir orası muamma tabi. yalnız azad sevap hükmünde olduğu için ekonomik durumu iyi olanların köle pazarlarında köle alıp, azat ettikleri de bir vakıadır. bu da yaygın bir uygulama sayılabilir.

osmanlı da köleler roma'dan farklı olarak tarım alanında çok kullanılmamışlardır. daha çok devlet hizmetlerinde değerlendirilmişlerdir. tabi bazı vezirlerin ve devlet ileri gelenlerinin geniş tarım arazileri ve çok sayıda kölesi olduğu için onları bu genellemenin dışında tutmak gerekir zira rüstem paşa'nın 1700 kölesinin ve 815 çiftliğinin olduğundan bahsedilir. bülent tahiroğlu hocanın doçentken yazdığı osmanlı hukukunda kölelik adlı çalışmasında bu noktalara ayrıntısı ile değinilmiştir. sayılarda orada hammer atfı ile net olarak verilmiştir ki daha başka sayılara da bu çalışmalardan ve atıf kaynaklarından ulaşabilirsiniz. tabi burada asıl enteresan nokta şu; bakınız bu yöneticilerin çoğu devşirme olarak devlet idaresinde yükselmiş insanlar ve sonrasında kendileri sayıya vurduğunuzda epeyce köle edinmişler. bu kısım kanımca önemli buranın altını çizmek gerek.

osmanlı'da kölelik hukuki sonuçlar anlamında roma ile benzerlik gösterse dahi sosyal ve ekonomik anlamda aralarında ciddi farklar vardır. çünkü osmanlı'da kölelik roma'daki gibi ekonominin temel kaynaklarından biri değildir ve tarım alanında köle kullanımı yok denecek kadar azdır. sonuç olarak osmanlı'da kölelikle ilgili bir yasal zeminde net olarak yoktur. ta ki, mecelle'ye kadar islam hukuku uygulamaları baz alınmıştır. zaten o dönemlerde de osmanlı'ya yeni köle akışı olmadığı için köle sayısı da bir hayli azalmış bulunuyordu. yani iş işten geçmişti.*

bu arada köleler için sicil kayıtları da tutulmuştur. boyuna posuna ait olduğu millete kadar bu kayıtlara not düşülmüştür. sahibi, köleliğin sebebi gibi durumlar falanda bu sicil kayıtlarında yer almıştır. daha bir sürü ıvırı zıvırı varda sözlük için bu kadarı bile çok kanımca * ayrıntısını merak edenler yukarıda bahsettiğim çalışmayı okuyabilir. artı o çalışmada yer alan atıfları da kaynak olarak okurlarsa osmanlı'da kölelik konusunda kafalarında soru işareti kalmaz. bu tanımda burada biter.
devamını gör...

house md dizisinin hugh laurie tarafından canlandırılan baş karakteri. sherlock holmes'ten esinlenilerek yaratılmıştır. sherlock holmes ve gregory house benzerlikleri:

- sherlock holmes'un soyadı telaffuz edilirken l okunmaz. holmes telaffuzu homes* telaffuzu aynıdır. gregory house'un soyadı olarak da bu yüzden house* seçilmiştir.

- house da aynı holmes gibi 221b baker street adresinde oturuyor.

- holmes'un tek dostu dr. watson iken house'un tek dostu dr. wilson.

- holmes üstün gözlem ve çıkarım yeteneğiyle diğer dedektiflerin çözemediği vakaları çözerken house üstün gözlem ve çıkarım yeteneğiyle diğer doktorların teşhis edemediği vakaları teşhis ediyor.

- her iki karakter de uyuşturucu madde bağımlısı. holmes kokain ve morfin kullanırken house vicodin ve morfin kullanıyor.

- her iki karakter de müzik aleti çalabiliyor. holmes keman çalabilirken house piyano, gitar ve mızıka çalabiliyor.

- house'un bacağında meydana gelen enfarktüs** nedeniyle topallaması ve baston kullanması dr. watson'ın savaşta yaralanıp topallamasına gönderme.

- house'un video oyunlarına, televizyon dizilerine ve müziğe olan saplantısı da holmes'un zihnini rahatlatmak için klasik müzik dinlemesine ve monografi okumasına gönderme.

- dr. watson holmes'un sürekli kokain kullanmasından rahatsız olurken dr. wilson da birkaç defa house'u vicodin bağımlılığından kurtarmaya çalışıyor.

- house md'nin pilot* bölümündeki hastanın adının rebecca adler olması bir irene adler göndermesi.

- house md'nin no reason* bölümünde house'u vuran adamın soyadı moriarty. bu da bir profesör moriarty göndermesi.

- house md'nin failure to communicate* bölümünün sonuna doğru house wilson'a bir bilmece soruyor. sorduğu bilmece 1985 yapımı young sherlock holmes filminde holmes'un watson'a sorduğu bilmecenin aynısı.

orijinal bilmece: "you are sitting in a room with an all-southern view. suddenly, a bear walks by the window. what colour is the bear?"
türkçe tercümesi: "dört cephesi de güneye bakan bir odada oturuyorsun. aniden pencerenin önünden geçen bir ayı gördün. ayı ne renk?"


cevap: beyaz. çünkü dört cephesi de güneye bakan bir odadaysak kuzey kutbundayız demektir. kuzey kutbunda kutup ayıları yaşar.
devamını gör...

gökyüzünde arıyor denince allah'a havale etti sandım, bildiğin arıyor yılmamış. alır hakkını umarım.
devamını gör...

bendeniz akrepgillerdenim hiç öyle boğa toslamasına gerek yoktur. genelde kendi ayağımıza sıkmakla biliniriz. yani gurur'undan eğer yeniliceğini hissederse hemen gerekeni yapar. ya ceketini alır çıkar ya da ortalığı toz duman edip kendide boğulur içinde.yeni oyuncu dahil ediyorum yarış dediysek hikayeye koç kadın'ınıda davet etmeliyiz. hem sever hem döver rekabet sever.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim