fiyatının hakkını veren yiyecekler
piko adlı çikolatadır.
devamını gör...
eeyore
en sevdiğim çizgi film olan ve hala izlemeye devam ettiğim ve muhtemelen her zaman da izleyeceğim winnie the pooh’taki canım ciğerim eşektir.
winnie the pooh’un ve tabii ki christopher robin’in en yakın arkadaşlarından biri olan eeyore çizgi dizideki acıların çocuğudur. sürekli yalnız kalmak isteyen, hep tuhaf bir mızmızlıkla sarmalanmış olan eeyore’un hayatındaki eksikler de hiç bitmez.
eeyore sanki bir özdemir asaf şiirinden fırlamıştır: kime sorsan evinde bir oda eksik. ama eeyore seçim olsa da tapu alsak diye bekleyen gecekonducular gibi durmadan derme çatma bir ev yapar ve bu ev sürekli kentsel dönüşüme uğrar.

bu da yetmez elbette. eeyore aynı zamanda pin the tail on the donkey oyunundaki eşektir. yani bir kuyruğu olmadığı için yapay bir kuyruk rantiye ile tutturulmuştur eeyore’un ardına. yazıktır.

orijinal dilinde seslendirme yapan kişi bud luckey’dir. sanki usta sanatçı eeyore’un kötü şansına gönderme yapmak için seçilmiştir. türkçede seslendirmesini yapan ise optimus prime’ı da seslendiren ayhan kaya’dır.
eeyore için söylenecek son söz; ona bir ev verin ama istediği zaman çıkıp gidebilsin.
winnie the pooh’un ve tabii ki christopher robin’in en yakın arkadaşlarından biri olan eeyore çizgi dizideki acıların çocuğudur. sürekli yalnız kalmak isteyen, hep tuhaf bir mızmızlıkla sarmalanmış olan eeyore’un hayatındaki eksikler de hiç bitmez.
eeyore sanki bir özdemir asaf şiirinden fırlamıştır: kime sorsan evinde bir oda eksik. ama eeyore seçim olsa da tapu alsak diye bekleyen gecekonducular gibi durmadan derme çatma bir ev yapar ve bu ev sürekli kentsel dönüşüme uğrar.

bu da yetmez elbette. eeyore aynı zamanda pin the tail on the donkey oyunundaki eşektir. yani bir kuyruğu olmadığı için yapay bir kuyruk rantiye ile tutturulmuştur eeyore’un ardına. yazıktır.

orijinal dilinde seslendirme yapan kişi bud luckey’dir. sanki usta sanatçı eeyore’un kötü şansına gönderme yapmak için seçilmiştir. türkçede seslendirmesini yapan ise optimus prime’ı da seslendiren ayhan kaya’dır.
eeyore için söylenecek son söz; ona bir ev verin ama istediği zaman çıkıp gidebilsin.
devamını gör...
verdikten sonra pişman olunan şeyler
yıllardır sakladığımız, işe yaramayan, en sonunda gözden çıkarıp verdiğimiz eşyalar. tam da verdiğimiz gün lazım olması?
devamını gör...
yazarların en sevdiği şiir
benim dengemi bozmayınız .
sezen aksu'nun çok güzel okuduğu turgut uyar şiiri.
sezen aksu'nun çok güzel okuduğu turgut uyar şiiri.
devamını gör...
kitap alıntıları
"cesur olun. kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. insan konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır." ilber ortaylı, bir ömür nasıl yaşanır?*
devamını gör...
patron mutlu son istiyor
2014 yılında kıvanç baruönü’nün yönetmenliğinde yılmaz erdoğan'ın senaristliğinde çekilen romantik komedi filmidir.
sinan (tolga çevik) filmde şaşkın bir senaristi oynamaktadır. patronu isfendiyar onu ürgüp'e bir film yazması için gönderir. üç şartı vardır. aman öyle çok abartılacak şartlar değil canım. komik olsun, içinde aşk olsun ve mutlu sonla bitsin. ne var bunlarda sanki hıh?
sinan ürgüp'e gelir gelmesine ama yazma işini bir türlü beceremez. uğraşırda uğraşır başlangıcını bile yapamaz. ah bir başlasa zaten.
sinan küçük bir butik otele gelir. tam giriş yapacakken bir güzel girer kapıdan içeri sinan'ın aklını başından iyice alacak olan. eylül! ( sinan'ın 'lambadan çıkan cin dile benden ne dilersen dediğinde dilenecek üç şeyden üçü de sensin' dediği kadın.) sevimli, akıllı, tatlı mı tatlı...
fakat sinan'ı kötü bir sürpriz bekler. eylül (ezgi mola) nişanlıdır. hemde eski dost yeni düşman olan faruk'la (murat başoğlu). faruk'la sinan çok eskiden can arkadaşlardır. faruk sinan'ın sevgilisini alır elinden. sonra o dostluk düşmanlığa dönüşür. sinan unutmaz faruk umursamaz yıllar geçer. faruk çok çok ünlü bir aktör olur ve butik otel sahibi izzet beyin kızı eylül ile nişanlanır. ama faruk hak eder mi eylül'ü sinan'ın aklını karıştıran budur.
sinan kendi aşkını yazmaya koyulur. çokta güzel gider isfendiyar'ın dibi düşer aa bir bakar sonu yok. çabuk dön oraya ve bu filmin sonunu mutlu yaz der. peki ya sinan bunu becerebilecek mi?
film renkli karakterler barındırıyor içinde. atçı arif rolüyle erkan can sinan'a arkadaşlık yapıyor film boyu. araba tamircisiyle (mustafa uzunyılmaz) diyalogları güldürüyor. taksici lokman'la (ersin korkut) yine gülümsetiyor.
gerek oyunculuk gerek müzikler, gerek görsel güzellik çekiyor seyirciyi filme.
iyi seyirler efem...
sinan (tolga çevik) filmde şaşkın bir senaristi oynamaktadır. patronu isfendiyar onu ürgüp'e bir film yazması için gönderir. üç şartı vardır. aman öyle çok abartılacak şartlar değil canım. komik olsun, içinde aşk olsun ve mutlu sonla bitsin. ne var bunlarda sanki hıh?
sinan ürgüp'e gelir gelmesine ama yazma işini bir türlü beceremez. uğraşırda uğraşır başlangıcını bile yapamaz. ah bir başlasa zaten.
sinan küçük bir butik otele gelir. tam giriş yapacakken bir güzel girer kapıdan içeri sinan'ın aklını başından iyice alacak olan. eylül! ( sinan'ın 'lambadan çıkan cin dile benden ne dilersen dediğinde dilenecek üç şeyden üçü de sensin' dediği kadın.) sevimli, akıllı, tatlı mı tatlı...
fakat sinan'ı kötü bir sürpriz bekler. eylül (ezgi mola) nişanlıdır. hemde eski dost yeni düşman olan faruk'la (murat başoğlu). faruk'la sinan çok eskiden can arkadaşlardır. faruk sinan'ın sevgilisini alır elinden. sonra o dostluk düşmanlığa dönüşür. sinan unutmaz faruk umursamaz yıllar geçer. faruk çok çok ünlü bir aktör olur ve butik otel sahibi izzet beyin kızı eylül ile nişanlanır. ama faruk hak eder mi eylül'ü sinan'ın aklını karıştıran budur.
sinan kendi aşkını yazmaya koyulur. çokta güzel gider isfendiyar'ın dibi düşer aa bir bakar sonu yok. çabuk dön oraya ve bu filmin sonunu mutlu yaz der. peki ya sinan bunu becerebilecek mi?
film renkli karakterler barındırıyor içinde. atçı arif rolüyle erkan can sinan'a arkadaşlık yapıyor film boyu. araba tamircisiyle (mustafa uzunyılmaz) diyalogları güldürüyor. taksici lokman'la (ersin korkut) yine gülümsetiyor.
gerek oyunculuk gerek müzikler, gerek görsel güzellik çekiyor seyirciyi filme.
iyi seyirler efem...
devamını gör...
bakire kadınla evlenmek isteyen erkek
%99 oranla kendisi bakir olmayan erkektir.
bir de bakire kız isteyen erkekleri “tü kaka” diye yererken kadınlar üzerinden bir yol seçmeyiniz. bakireler de ne haltlar yiyor, kandırıyor gibi cümleler kullanmayınız. size ne? bakiredir veya değildir. kandırmıştır ya da kandırmamıştır. kadın üzerinden bu konuyu değerlendirmeyiniz. kadının böyle hissetmesini, davranmasını sağlayan da eril baskın toplum. bu toplumun kandırılmasını çok da ayıp görmüyorum ben. zira erkek ne kadar medeni olursa olsun o kadının bakire olmadığını ya da bakire olduğu halde yaşadığı cinselliği bir şekilde bir gün başına mutlaka kakar. türkiye’de bunu aşmak çok zor.
bir de bakire kız isteyen erkekleri “tü kaka” diye yererken kadınlar üzerinden bir yol seçmeyiniz. bakireler de ne haltlar yiyor, kandırıyor gibi cümleler kullanmayınız. size ne? bakiredir veya değildir. kandırmıştır ya da kandırmamıştır. kadın üzerinden bu konuyu değerlendirmeyiniz. kadının böyle hissetmesini, davranmasını sağlayan da eril baskın toplum. bu toplumun kandırılmasını çok da ayıp görmüyorum ben. zira erkek ne kadar medeni olursa olsun o kadının bakire olmadığını ya da bakire olduğu halde yaşadığı cinselliği bir şekilde bir gün başına mutlaka kakar. türkiye’de bunu aşmak çok zor.
devamını gör...
ayakkabı seçiminin karakterin büyük bir göstergesi olması
doğruluk payı vardır yoktur bilemiyorum ama varsa da yoksa da büyük ayaklı insanların bu kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyorum. kaç numara olduğunu söyleyerek gözünüzü korkutmak istemiyorum ama oldukça büyük ayaklara sahibim. ayakkabı seçmek gibi bir lüksüm maalesef olmuyor ya da atıyorum mağazada 500 ayakkabı modeli varsa benim içinden seçim yapabileceğim ayakkabı sayısı maksimum 5 oluyor. hatta bazı markalar için seçme şansım dahi olmuyor.
şimdi siz bana bunun büyük bir karakter göstergesi olduğunu söylerseniz bana karaktersiz demiş gibi olursunuz. yapmayın, ayıptır. *
şimdi siz bana bunun büyük bir karakter göstergesi olduğunu söylerseniz bana karaktersiz demiş gibi olursunuz. yapmayın, ayıptır. *
devamını gör...
gogol’un dar paltosu
yazdıklarını okumak ziyadesiyle keyif verici. kaleminin iyi olmasını ego tanrılarına borçlu olmadığını biliyor olsa gerek onlara pek adak adamıyor. tabiri caizse kasıntı değil. nice değerli kalem okudum lakin kasım kasım kasılmalarından ötürü ben kasıldığım için onları okumayı bıraktım. kendisinin en çok bu yanını seviyorum. özellikle anılarını aktarırken ve dahi açtığı diğer farklı başlıklarda samimi bir dil kullanıyor ki, benim için en büyük artısı bu. dar paltosunun koltuk altı yırtıldığı için mahlasını değiştirmesine üzüldüm. yenisini alsaydık da dar paltosu ile arzı endam etseydi diye içimden geçirmedim değil. zira henüz bu mahlasına alışamadım. lakin alışırız, insan nelere alışmıyor. tosbağalar da alışır...
kalemi daim olsun daha önemlisi çizgisi daim olsun. kendisine de selam olsun.
kalemi daim olsun daha önemlisi çizgisi daim olsun. kendisine de selam olsun.
devamını gör...
hiç swh kullanmayan yazar
bilmediğim ve haliyle ihtiyaç duymadığım için kullanmadığım için, içinde olduğum durum.
ne ki o, kötü bir şey değil inşallah.
edit: aydınlatıldım,elhamdülillah.
ne ki o, kötü bir şey değil inşallah.
edit: aydınlatıldım,elhamdülillah.
devamını gör...
yerdeniz
"bir insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu."
yerdeniz büyücüsü'nün en sevdiğim bölümünden. carl gustav jung, insanların topluma uyum sağlamak için personalar kullandıklarını ve bu personaları kullanmanın gerekli olduğunu ifade eder. ancak bu tehlikeli bir süreçtir. çünkü personalar uzun süre kullanıldıklarında bireylerin yüzleriyle bütünleşir. tıpkı ursula'nın söylediği gibi, bireyler benlikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. çünkü bu süreçte kişi benliğini -başkalarına iyi görünmek için aslında istemediği ne kadar şey varsa içine aldığı- bir çöplük gibi kullanır. bu çöplüğün içinde başkalarının beklentileriyle, organizmik olanlar harmanlanır. buradan iyi bir şey çıkmayacağı açık ama yine de en azından şunu ifade etmek gerekir: kişi için karar almak artık bir işkencedir. çünkü biz karar alırken kendi içimize bakarız.
devamını gör...
31 mayıs 2021 sedat peker tweetleri
alevilik konusunda attığı tüvitte bahsettikleri eğer gerçekse; değindiği konuda çok dikkatli olunması gereken tüvitlerdir. gerçi şöyle de bir şey var; normal bir ülke olsak, zaten bu gibi inanç temelli ayrışmazdık. bu ayrışmanın oy için kaşınıp kanatılmasına izin vermezdik. bir mafya babasının, suç odağının bu konuya dikkat çekip uyarmasını da bu kadar önemsemezdik.
yukardaki cümlelerimde; -mazdık, -mezdik ekleri yerine -memeliyiz, -mamalıyız eklerini kullanamıyor olmam bile acı. inanç temelli ayrışmanın ve provokasyonun ne kadar tehlikeli ve acı sonuçlar yaşattığı konusunda ne yazık ki tecrübeli bir ülkeyiz. sedat peker'in son yazdığı şeyin, ortalığı karıştırmak için atılan bir yem olduğuna inanmak istiyorum, umarım o bahsettiği provokasyonlar gerçekleşmez.
yukardaki cümlelerimde; -mazdık, -mezdik ekleri yerine -memeliyiz, -mamalıyız eklerini kullanamıyor olmam bile acı. inanç temelli ayrışmanın ve provokasyonun ne kadar tehlikeli ve acı sonuçlar yaşattığı konusunda ne yazık ki tecrübeli bir ülkeyiz. sedat peker'in son yazdığı şeyin, ortalığı karıştırmak için atılan bir yem olduğuna inanmak istiyorum, umarım o bahsettiği provokasyonlar gerçekleşmez.
devamını gör...
atatürk'ün gençliğe hitabesi
tekrar hatırlamanın ve hatırlatmanın geldiği günlerden geçtiğimiz hitabe, nutuk, söylev.
güncel dile en yakın halini ekliyorum.
“ey türk gençliği!
birinci görevin, türk bağımsızlığını, türk cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. bu temel senin en kıymetli hazinendir. gelecekte bile seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır.
bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!
bu olanak ve koşullar hiç uygun olmayan bir durumda kendini gösterebilir. bağımsızlık ve cumhuriyetini yıkmak isteyecek düşmanlar, dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir galibiyetin,
bir gücün temsilcisi olabilirler. zorla veya hile ile kutsal yurdun bütün şehirleri teslim alınmış, bütün işletmeleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi işgal edilmiş olabilir.
bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olanı ise, ülkede iktidara sahip olanlar gaflet, sapkınlık ve hatta ihanet içinde olabilirler.
hatta bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını, işgalcilerin siyasi amaçlarıyla birleştirerek düşmanla işbirliği yapabilirler. ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezik ve bitkin düşmüş olabilir.
ey türk geleceğinin evladı! işte bu durum ve koşullar içinde bile görevin, türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
muhtaç olduğun güç, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! mustafa kemal atatürk
güncel dile en yakın halini ekliyorum.
“ey türk gençliği!
birinci görevin, türk bağımsızlığını, türk cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. bu temel senin en kıymetli hazinendir. gelecekte bile seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır.
bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!
bu olanak ve koşullar hiç uygun olmayan bir durumda kendini gösterebilir. bağımsızlık ve cumhuriyetini yıkmak isteyecek düşmanlar, dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir galibiyetin,
bir gücün temsilcisi olabilirler. zorla veya hile ile kutsal yurdun bütün şehirleri teslim alınmış, bütün işletmeleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi işgal edilmiş olabilir.
bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olanı ise, ülkede iktidara sahip olanlar gaflet, sapkınlık ve hatta ihanet içinde olabilirler.
hatta bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını, işgalcilerin siyasi amaçlarıyla birleştirerek düşmanla işbirliği yapabilirler. ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezik ve bitkin düşmüş olabilir.
ey türk geleceğinin evladı! işte bu durum ve koşullar içinde bile görevin, türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
muhtaç olduğun güç, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! mustafa kemal atatürk
devamını gör...
iftihar
etimolojik olarak arapça fχr kökünden gelen iftiχār إفتخار "övünme, gurur duyma" sözcüğünden alıntıdır. arapça sözcük, arapça aynı anlama gelen faχr فخر sözcüğünün iftiˁāl vezni (vııı) masdarıdır.
günlük hayatta çok kullanılan bir sözcük değildir, daha çok yazılı eserlerde kullanılır. her duyduğumda aklımda orta yaşlı ve çok bakımlı, sıkı topuzlu bir kadını canlandıran sözcüktür aynı zamanda.
günlük hayatta çok kullanılan bir sözcük değildir, daha çok yazılı eserlerde kullanılır. her duyduğumda aklımda orta yaşlı ve çok bakımlı, sıkı topuzlu bir kadını canlandıran sözcüktür aynı zamanda.
devamını gör...
kişiyi değiştirmeye çalışan sevgili
en az sevgili ol(a)mayacağı gibi saygılı da ol(a)mayan insandır.
devamını gör...
mabel matiz
dinlemekten zevk aldığım bir sanatçı. güzel bulduğum bir şarkısını şuraya iliştireyim.
devamını gör...
kiraz dudak elma yanak portakal göğüs karpuz popo
bir gün bir edebiyatçı manavcı arkadaşının yanına gider, adamın işler kesat ne yapabilirim ki bu meyveleri insanlara yedirebilirim der, edebiyatçı dur der ben bayağı bilindik bir yazarım bunu yedirmesini bilirim hem mecaz yaparım anlamazlar bile... okuduysanız uydurmasyon affola.. ama hikaye böyle başlamış olabilir de.
devamını gör...
türkiye'de polisiye roman yazılmaması
ahmet ümit de olmasa ülkede cinayet işleyecek kimse yok!
devamını gör...
uzay gemisini ışık hızıyla sürerken yan taraftan camı aç işareti yapan uzay magandası
magandaların her yerde olduğunu gösteren durumdur. camı açtığınız anda uzay boşluğunda son hızla erimeniz mümkün, bu sebeple açmayınız kesinlikle.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
hayallerimden bir damla
bugün uzun zaman sonra biricik sahafıma gitme fırsatım oldu. efe sahaf...
aydın'da, sevgi yolu'nun* üst taraflarında küçük; 4,5 kişinin zor sığabileceği, içi hayaller ve yaşanmışlıklarla dolu bir dükkan. dükkanın içersine girer girmez o müthiş kokuyla mest oldum zaten.*
içerisi bomboş, dükkanın sahibi yok. arkada (bkz: tanju okan), öyle sarhoş olsam ki çalıyor. duvarlar boydan boya kitaplarla dolu, tavanlarda posterler asılı. köşede, bir yerde eski kasetler ve plaklar var. onların önünde maviye boyalı iki tahta sandalye. sandalyelerin birinde arkadaşım oturuyor, ben ayakta kitapların dünyasına kapılmışım. yüzümde silinmeyen kocaman bir gülümseme, arkadaşım benim bu saçma mutluluğuma gülüyor. aklımdan geçiriyorum, "mutluluk bulaşıcı derler. bulaşıcı olan en güzel şey sanırım..."
bir buçuk saat orada kitapları incelemişim. dükkana girdiğimizde hava aydınlıktı, çıktığımızda ise kararmaya başlamıştı bile. cebimde sadece 50tl var. az kitap alacağım, biliyorum ama mühim değil benim için. o an önemli olan orada olmak ve yaşanmışlıkları hissetmek parmaklarımın ucunda.
insanlar okudukları yılları not düşmüşler kitapların ilk sayfasına. onlarca tarih var, hepsi birbirinden anlamlı ve anlamsız. birçok kitap buldum. eski, yeni, güzel, daha güzel, en güzel. bir sürü fotoğraf...

3,4 kitap seçiyorum. fotoğraftakiler değil ama, onlar oldukça eski baskılar oldukları için biraz pahalıydılar. daha sonra dükkan sahibini aramaya başlıyoruz , annesi geliyor. tatlı mi tatlı bir kadın. sohbet ediyoruz ayak üstü. kahkahalar uçuşuyor havada. diyorum"bırak git anahtarı ben bakarım buraya."
-benim de tatile ihtiyacım vardı zaten, olur valla, diyor. gülüyoruz...
sonra bir güzel indirim yapıyor bana. daha da mutlu oluyorum. cebimde 5 lira kalmış. dükkandan çıkıyoruz, yüzlerimizde büyük bir gülümseme. arkadaşımla göz göze geliyoruz. bakışlarımız konuşuyor bizim yerimize.
- hani yemek yiyecektik?
- napayım ali? çok güzel kitaplar vardı.
- başımın belası ben ısmarlarım sana.
sonra ayrılıyoruz oradan...
gece eve geliyorum, kapının önünde bir kargo. içeri girer girmez açıyorum büyük bir merakla. içinden ne çıksa beğenirsiniz?3 güzel kitap. dostlarımdan bana hediye onlarca şiir. sahaftan aldığım ve hediye gelen kitapları büyük bir gülümseme ile diziyorum raflara. kitaplı bir gündü benim için. evet, evet! en doğru söz bu. kitaplı bir gün... hala mutluyum dostlar, hala gülümsüyorum...
bugün uzun zaman sonra biricik sahafıma gitme fırsatım oldu. efe sahaf...
aydın'da, sevgi yolu'nun* üst taraflarında küçük; 4,5 kişinin zor sığabileceği, içi hayaller ve yaşanmışlıklarla dolu bir dükkan. dükkanın içersine girer girmez o müthiş kokuyla mest oldum zaten.*
içerisi bomboş, dükkanın sahibi yok. arkada (bkz: tanju okan), öyle sarhoş olsam ki çalıyor. duvarlar boydan boya kitaplarla dolu, tavanlarda posterler asılı. köşede, bir yerde eski kasetler ve plaklar var. onların önünde maviye boyalı iki tahta sandalye. sandalyelerin birinde arkadaşım oturuyor, ben ayakta kitapların dünyasına kapılmışım. yüzümde silinmeyen kocaman bir gülümseme, arkadaşım benim bu saçma mutluluğuma gülüyor. aklımdan geçiriyorum, "mutluluk bulaşıcı derler. bulaşıcı olan en güzel şey sanırım..."
bir buçuk saat orada kitapları incelemişim. dükkana girdiğimizde hava aydınlıktı, çıktığımızda ise kararmaya başlamıştı bile. cebimde sadece 50tl var. az kitap alacağım, biliyorum ama mühim değil benim için. o an önemli olan orada olmak ve yaşanmışlıkları hissetmek parmaklarımın ucunda.
insanlar okudukları yılları not düşmüşler kitapların ilk sayfasına. onlarca tarih var, hepsi birbirinden anlamlı ve anlamsız. birçok kitap buldum. eski, yeni, güzel, daha güzel, en güzel. bir sürü fotoğraf...

3,4 kitap seçiyorum. fotoğraftakiler değil ama, onlar oldukça eski baskılar oldukları için biraz pahalıydılar. daha sonra dükkan sahibini aramaya başlıyoruz , annesi geliyor. tatlı mi tatlı bir kadın. sohbet ediyoruz ayak üstü. kahkahalar uçuşuyor havada. diyorum"bırak git anahtarı ben bakarım buraya."
-benim de tatile ihtiyacım vardı zaten, olur valla, diyor. gülüyoruz...
sonra bir güzel indirim yapıyor bana. daha da mutlu oluyorum. cebimde 5 lira kalmış. dükkandan çıkıyoruz, yüzlerimizde büyük bir gülümseme. arkadaşımla göz göze geliyoruz. bakışlarımız konuşuyor bizim yerimize.
- hani yemek yiyecektik?
- napayım ali? çok güzel kitaplar vardı.
- başımın belası ben ısmarlarım sana.
sonra ayrılıyoruz oradan...
gece eve geliyorum, kapının önünde bir kargo. içeri girer girmez açıyorum büyük bir merakla. içinden ne çıksa beğenirsiniz?3 güzel kitap. dostlarımdan bana hediye onlarca şiir. sahaftan aldığım ve hediye gelen kitapları büyük bir gülümseme ile diziyorum raflara. kitaplı bir gündü benim için. evet, evet! en doğru söz bu. kitaplı bir gün... hala mutluyum dostlar, hala gülümsüyorum...
devamını gör...