toprak olduğumuzu öğrenince daha da ilgimi cekmis olan yazar..
iyi ki varsın..
devamını gör...
(tematik)

immünojen maddelerin immün yanıt oluşumunu uyarabilen antijen kısmının antikora bağlandığı yerdir.
devamını gör...

hem ayranım dökülmesin, hem gözüm dikilmesin ayarında açıklama. ben de leninist ülkücüyüm. yersen.
devamını gör...

avril lavigne'in under my skin albümünden nobody's home:

nobody is home dersem ‘evde kimse yok’ olur.
nobody’s home ‘kimsenin evi değil’.
‘kimsenin suçu yok’ dersem buray şarkısı olur, demeyeceğim. bu şarkı avril lavignein eseridir. bu şarkıyı bir dönem çok acı çekmekte olan arkadaşı için elinden başka şeyler gelmediği için yazmış. takdire şâyan hareket. muazzam bir acıda kavrulurken böyle ufak bir hareket bana acayip iyi gelir, fakat depresyonda olan birine fayda sağlar mı tartışılır. dinleyerek okuyalım;



acı barındıran sekiz yıl öncemin parçasıdır. kulaklık takılı, resim çizerken manyak gibi sarbaşa bunu dinlerdim. ergen dramaları… neyse ya ben bu şarkıyı anlatmak istedim. kırık dökük bir benlikten bahsediyor avril. neden böyle hissettiğini bilmiyorum ama her gün böyle hissediyor. elimden hiç bir şey gelmiyor. sadece yaptığı hataları tekrarlayışını izliyorum. hmm… neden kötü hissettiğinin sebebi gayet açık aslında. devam edeyim; ya da yok ya... çok matah bir şey yaptım ve türkçe altyazılı video buldum, izledim. ayıplı bir şey yok gönül ferahlığı ile açabilirsiniz. safe for work. video skam dizisinden kesitlermiş. izlemedim diziyi, bilmiyordum. ben de araştırmaya inanarak, youtube altyazısında fark ettim.



nereye ait olduğunu bilmeyen, kaybolmuş ve kalbi kırık bir kadın anlatılıyor. sığınacak kimsesi yok, göz yaşlarını silmek için saklanabileceği kendine ait bir yeri yok. * ardında neler bıraktığını bilmiyor. eve gitmek istiyor. hangi ev? ev mi var da gitsin? çaresiz. hislerini sakladıkça, duygularını gizledikçe aklını kaybetmekte olan, zarafetini yitiren bir kadın... güçlü ol diyor avril, güçlü ol.
devamını gör...

abd' de washington adıyla pek çok şehir, kasaba vs... vardır. bunlardan en fazla bilineni eyalet olanı ve başkent olanıdır.

eyalet olanı washington eyaleti olarak geçer ve amerika birleşik devletleri'nin büyük okyanus kıyısındaki en kuzeyde, kanada sınırında olanıdır. en büyük kenti seattle' dır.

başkent olanın ise tam adı washington d.c. dir. buradaki d.c. kısaltması district of columbia demek olup columbia bölgesi anlamına gelir, bilinenin aksine abd nin ilk ve tek başkenti değildir.

1778 yılında başkent iki yıl süre ile new york city olmuş, daha sonra 1790-1800 yılları arasında başkent philadelphia yapılmıştır, bu sırada washington d.c. yeni başkent olarak inşa ediliyordu .başkent daha sonra washington'a taşınmıştır .

adamların her şeyi gibi washington d.c. de kurulurken siyasi açıdan belli bir düzene göre kurulmuştur, özel bir statüdedir. başkenti bir eyalete bağlarsak bu ona diğer eyaletler karşısında haksız yere avantaj sağlayacaktır diye hiç bir eyalete bağlı değildir. district of columbia denilen özel statüde bir bölge olarak kabul edilmiştir. amerikan kongresinde üyesi vardır ama oy hakkı yoktur. senatoda burayı temsil eden senatör yoktur.
devamını gör...

bunca zamandır erişileceğini umduğum ancak bir türlü göremediğim yerdir.

kitap okumadığı için övünenler, sosyal medyada takılıp eğitim alanları küçük görenler, az bilgisiyle bolca fikir sahibi olanlar bir taraftan yükseltirken çıtayı; okuyup okuyup anlamayanlar, çağdaş dünyanın gereklerini “istemezük” diyerek reddedenler, bolca bilgi edinip bunları yeni fikirlere tahvil edemeyenler öteki taraftan.

cehaleti bir sınırı yoktur belki de.
devamını gör...

uzaktan bakınca hem varmış hem yokmuş gibi duran bıyık.
devamını gör...

asur ve babillerde hastalık şeytanlar tarafından yapılan bir şeydi. hayanların iç organlarına bakarak geleceği gören, şeytanları def eden büyücüler vardı. hayvanların iç organlarının görünmesinin etkisi tıp biliminin ilerlemesine neden oldu.
karaciğer çok büyük ve kanlı olduğundan, ruh ve aklın merkezi olduğuna inanılıp çok saygı duyulmuş bir organ olmuştur.
devamını gör...

az önce internette dolaşırken şu fotoğraflara denk geldim;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
marmaris yangınında yanan ormandan 4 kare. arka plandaki siyaha, küllere, yangın izlerine inat ilk yeşilini bizden esirgemeyen doğayı görüyor musunuz?
ormanlar cayır cayır yanarken ne kadar aciz ve çaresiz hissettiysek doğa o kadar güçlü ve dimdik ayakta, hala buradayım diyor sanki.
tüm bu felaketlerden sonr umarım görmüşüzdür görmemiz gerekeni ve umarım anlamışızdır doğanın bize değil bizim doğaya muhtaç olduğumuzu. çünkü bu kez de anlamadıysak anlamak için başka şansımız kalmayacaktır belki.
görsel sahipleri : yasin ilemin & burak soysal
devamını gör...

marul ve asma yaprağı için. ha birde çilek var. gerisi lafü güzaf...

şu keyfi bırakıp kapı aralamakla hiç uğraşamam.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

6-7 yaşında, anneden haksız yere dayak yerken babaya sığınmak isteyip tekme tokat onun da giriştiği andır.
devamını gör...

18 milyon yıl önce, öğrenci yurdunda kaldığım dönemler yurt odasını lokal bir bilgisayar tamircisine çevirmişim, her yer kablo, her yer data, her yer 5 volt elektrik dolu. o zamanlar dahi data kutsalım. gençler bilmez, mp3 arşivi diye bir şey var, -dı. elime geçen her bilgisayarın harddiskinden müzikleri toplayıp kendi bilgisayarıma alıyorum. spotify haftalık keşif yerine hardcore shuffle’a tapıyorum. ne şarkılar gelip geçiyor böyle*.

dönemin linux neferi olan şahsım bilgisayarında clementine diye bir müzik çalma uygulaması var. arama kutusuna ilkay akkaya - gidemem dinlemek istediğim için “gid” yazıyorum. çalıyorum şarkıyı. sonra unutuyorum arama kutusunu silmeyi, devam ediyor gitmeli şarkılar. bir, iki, üç derken bu şarkı geliyor. allahım nasıl güzel bir şarkı. nasıl basit ve güzel bir şarkı.

böyle şarkılar var, sözlerine bakıyorsun dümdüz sözler, ne metafor var ne betimleme var ne başka bir şey. düz, net, bam, güm. barış pirhasan yazmış sözlerini. şairinin başka şiirini bilmem, bilsem sever miyim onu da bilmem. ama kazım koyuncu’nun sesinde bir büyü var hocam. adam lazca söylese bile* kendini dinletip hüzünlendiyor, çok acayip.

bak mesela;

gerdiğin tel, kalbimde kırılmadı
gönülkuşu, şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
ışığımız sönmeden, gidiyorum


dümdüz sözler. ama kazım söyleyince bi acayip bişi oluyor. anlamıyorum.
devamını gör...

nickaltıma girdiği tatlı tanım için hem teşekkür edicek hem de sorusuna cevap vericekken mesaj alımının kapalı olduğunu gördüm ve üzüldüm o yüzden burdan iletiyim kendisine *.sözlüğe uzun zamandır yazmıyorum ama hala fırsatım olduğu anlarda gelip okuyorum yine de merak ettiği için teşekkür ederim uzun zamandır yazdığım ilk tanımım kendisine oldu sonuçta *.
devamını gör...

kadehi dolu şarabı ters tutup şarampole karşı patinaj çekerek acı içinde ağlayarak otsbir
devamını gör...

kendini geliştirmeye, düşünmeye, kalbini dinlemeye direnmekten vazgeçtiğimiz zaman,
haksızlıklara boyun eğmediğimiz, söylenmek yerine çatır çatır hakkımızı aramayı öğrendiğimiz zaman,
ülkece rahat bir nefes alacağız.
devamını gör...

60'lı yıllarda california' da kurulan, happy together, you showed me ve elenore gibi eserleriyle bilinen amerikan rock grubu.
ben, bir filmde duyduğum, melodisi bir hoş olan happy together adlı şarkı sayesinde keşfetmiştim bu grubu.*
devamını gör...

sabah gazetesinin enstantaneler köşesini çizdiği zamandan beri takip ettiğim tespitlerin üstadı çizerdir(2000li yılların başları). bir köşesinde kazma sol bek tespiti vardı (adam saha boyu topu sürmüş kazma gibi bir orta yapmış, sonra ben daha napıyım yaa bakışıyla geri koşuyordu. ismail köybaşı'nı daha futbola başlamadan çizmiş eleman). hatta en son köşesinde kendi gidişini çizmişti diye hatırlıyorum.
çeşitli konularda çizimden çok kargacık burgacık küçük yazıları okurduk.
bu köşede çizdiklerinin derlendiği "hayatı erteleyen adam" kitabı çıkmıştı.

daha sonra servet gürbüz'le beraber hazırladıkları "genco'nun yalan dünyası" penguen dergisinde çıkmaya başladı. sonra servet gürbüz'le yolları ayırdılar. genco'nun son haftalardaki çiziminden ve biraz üstün körü apar topar konuyu bağlamasından belli oluyordu.

bir kaç hafta bağımsız tespitler yapmaya devam etti, sonradan "ortam, dünyanın en telmaşa adamı"nı tamamen kendisi çizmeye başladı ve halen devam ediyor. sanırım 10 sene filan olacak. (penguen kapandıktan sonra uykusuz'da devam etti çizmeye)

bana göre genco'nun hikayesi, ortam'dan daha iyiydi gibi. tabii bu, ortam'ın kötü olduğu anlamına gelmiyor. iki hikaye de bol bol tespit barındırdığı için okurken tadından yenmiyorlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir gecede bu kadar yenilik bana fazla, bünyem kaldırmaz dediğim güncellemedir.
sanırım 24 saat içinde sözlük nedeniyle ikinci kez bayılacağım.
devamını gör...

soruyorum: pişman mısın?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim