dünyanın en başarısız bilim dalının tıp olması
tıp bilimdalı olarak gelişiyor ama ilaç işinden para kazanan birileri ne kadar isterse o kadar faydalanıyoruz.
bazı güney afrika'lı bilim insanları ülkede çok görülen aids hastalığını yok edemeyen ama en azından durduran ilaçlar buldular.
meğer adamlar öyle bir düzen kurmuşlarki, ilaçları kullanmak için kapitalist a.b.d'den patent almak gerekiyormuş.
bir ara güney afrika'da epey gündem oldu. neyseki bütün a.b.d'liler şerefsiz değilmiş, bazıları mahkemeye başvurup ilaçların kullanılmasına izin çıkarttılar.
bazı güney afrika'lı bilim insanları ülkede çok görülen aids hastalığını yok edemeyen ama en azından durduran ilaçlar buldular.
meğer adamlar öyle bir düzen kurmuşlarki, ilaçları kullanmak için kapitalist a.b.d'den patent almak gerekiyormuş.
bir ara güney afrika'da epey gündem oldu. neyseki bütün a.b.d'liler şerefsiz değilmiş, bazıları mahkemeye başvurup ilaçların kullanılmasına izin çıkarttılar.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
cem karaca - bu son olsun
“ne yalnızlık ne de yalan
üzmesin seni
doğarken ağladı insan
bu son olsun bu son
doğarken ağladı insan
bu son olsun bu son”
devamını gör...
ülkemizin en önemli meselesi
butun meseleler zincirleme birbirine bagli aslinda. nereden tutsan elinde kalan bir suru mesele var. uretmeyen bir toplumuz mesela, uretmeyi bir kenara birakalim, var olan kaynaklari muhafaza edemedik. hukuk sistemimiz yerlerde, adalet anlayisimiz bitik.
egitim meselesi zaten basli basina ayri bir sorun. ogrenim ve ogretimden uzak, sinav ve ezbere dayali bir sistemden ote degil. bilim ve teknolojiyle de aramiz iyi sayilmaz... savunma alaninda sadece son zamanlarda elle tutulur projeler icinde yer almaktayiz. koklu reformlara ihtiyacimiz var. yalniz bunu saglayacak ne maddi gelirimiz ne de bunu yapacak siyasi kesimimiz var. dolayisiyla "ne olacak bu memleketin hali" diye dusunmeden otesini yapamiyoruz malesef...
egitim meselesi zaten basli basina ayri bir sorun. ogrenim ve ogretimden uzak, sinav ve ezbere dayali bir sistemden ote degil. bilim ve teknolojiyle de aramiz iyi sayilmaz... savunma alaninda sadece son zamanlarda elle tutulur projeler icinde yer almaktayiz. koklu reformlara ihtiyacimiz var. yalniz bunu saglayacak ne maddi gelirimiz ne de bunu yapacak siyasi kesimimiz var. dolayisiyla "ne olacak bu memleketin hali" diye dusunmeden otesini yapamiyoruz malesef...
devamını gör...
250 bin dolara t.c. vatandaşlığı verilmesi
keşke kendi vatandaşlığımızı devretme hakkımız olsaydı...
devamını gör...
üçe kadar sayıyorum
bir abi/abla cümlesidir.
ben abi olduğum için bu cümlenin abi versiyonun anlatacağım size. benim iki tane kardeşim var, allah bağışlasın. üç de kuzenim var ki onlar da kardeşim. yani beş kardeşi olan bir abiyim ben. ve bu abilik müessesesinin hakkını sonuna kadar verdiğimi düşünüyorum, elbette eksiklerim vardır ama ciddi bir çaba içerisindeyim.
ama küçükken durum pek böyle değildi. yine koruyan kollayan bir abi profiline sahip olsam da kendi çayımı kendimin aldığı zamanlar pek de sık olmuyordu. oturduğum yerden çay istediğimde eğer kardeşim kalkmıyorsa yerinden hemen şu cümle gelirdi:
- üçe kadar sayıyorum.
genelde saymaya başlamadan çay için bir hareketlenme başlardı. bazen bir ya da iki’de işlem başlardı. bazense kardeşlerim pek aldırış etmez ve devrimci bir tutum içine girerlerdi. o zaman sayma işlemi hem yavaşlar hem de şöyle bir hal alırdı:
- üçe kadar sayıyorum. biiiiiir, ikiiiiiiiii, iki yirmibeş, iki buçuk, iki yetmiş beş…
kardeşlerimle bu aritmetik ilişkim uzun zaman sürdü. sonra hepimiz büyüyünce artık üçe kadar saymamaya başladım.
şimdi sizden bu tanımı okumanızı istiyorum:
- üçe kadar sayıyorum!
ben abi olduğum için bu cümlenin abi versiyonun anlatacağım size. benim iki tane kardeşim var, allah bağışlasın. üç de kuzenim var ki onlar da kardeşim. yani beş kardeşi olan bir abiyim ben. ve bu abilik müessesesinin hakkını sonuna kadar verdiğimi düşünüyorum, elbette eksiklerim vardır ama ciddi bir çaba içerisindeyim.
ama küçükken durum pek böyle değildi. yine koruyan kollayan bir abi profiline sahip olsam da kendi çayımı kendimin aldığı zamanlar pek de sık olmuyordu. oturduğum yerden çay istediğimde eğer kardeşim kalkmıyorsa yerinden hemen şu cümle gelirdi:
- üçe kadar sayıyorum.
genelde saymaya başlamadan çay için bir hareketlenme başlardı. bazen bir ya da iki’de işlem başlardı. bazense kardeşlerim pek aldırış etmez ve devrimci bir tutum içine girerlerdi. o zaman sayma işlemi hem yavaşlar hem de şöyle bir hal alırdı:
- üçe kadar sayıyorum. biiiiiir, ikiiiiiiiii, iki yirmibeş, iki buçuk, iki yetmiş beş…
kardeşlerimle bu aritmetik ilişkim uzun zaman sürdü. sonra hepimiz büyüyünce artık üçe kadar saymamaya başladım.
şimdi sizden bu tanımı okumanızı istiyorum:
- üçe kadar sayıyorum!
devamını gör...
kilolu insan nefreti
ya nefret kusmak tam olarak ne oluyo ki birisi kilo almissa zaten kendiside bunun farkindadir diyet yapacaksa yapar spora gidicekse gider ya da memnunsa hicbisey yapmaz. ama biri kalkip kilo almissin boyle yap şöyle yap cart curt biseyler diyosa sacmadir sana ne yani kardesim o kisi gerekli gormusse yapar zaten
devamını gör...
sevgi
japon düşünür ve yazar masumi toyotome 3 tür sevgi olduğunu belirtmiştir. bunlar eğer, çünkü ve rağmen sevgi türleridir.
1.eğer: belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgidir.
2.çünkü: bu tür sevgi de kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir.
3.rağmen: bu sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir.
sevgiyi üç şekilde açıklayan japon düşünür masumi toyotome “rağmen” türü sevginin dünyada oldukça az olduğunu ve en çok buna ihtiyaç duyduğumuzu söylemiştir.
1.eğer: belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgidir.
2.çünkü: bu tür sevgi de kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir.
3.rağmen: bu sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir.
sevgiyi üç şekilde açıklayan japon düşünür masumi toyotome “rağmen” türü sevginin dünyada oldukça az olduğunu ve en çok buna ihtiyaç duyduğumuzu söylemiştir.
devamını gör...
mansur yavaş'ın 3 mayıs türkçülük gününü kutlaması
#uyandırma servisi
dünyada 'türkçülük günü' diye birşey yok. türkiye siyasi tarihi için önemli bir gündür. sabahattin ali hüseyin nihal atsız'ı ve beraberinde 22 siyasetçi yazarı ırkçılık-turancılık suçlamasıyla dava eder. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk celseye dönemin öfkeli gençleri de seyirci olarak katılır. mahkeme, 3 mayıs 1944'e ertelenir.
mahkeme salonundaki öfkeli gençler tıpkı bugün de olduğu gibi fişlenip polis gücüyle dövülür. üsteğmen rütbesiyle gösterilere katılan alparslan türkeş bu durumu ""3 mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler" der.
peki nedir bu turancılık - türkçülük ilkeleri;
- emre mutlak itaat gerekir. disiplinsiz insanlarla bu dava yürümez. her konuda örnek (ideal) türklerle davamız yürür.
- türkler özüne dönmelidir. çok çalışmalıdır, türk türkü kayırmalıdır.
- dokuz ışık, türk'ün ülküsüdür.
- insanlığın en şerefli ailesi (ırkı) türklerdir.
- ülkücüler (kendilerine böyle diyorlar), ne uşak olurlar ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı hedeflerler. ülkücüler, şerefli türk bayrağının taşıyıcılarıdır.
- türk'ün en büyük yeteneği teşkilatlanma yeteneğidir. teşkilatlar kurulacak.
- fikir, iman, ülkü... bir türkün yaşamsal gayesi ve ebedi aşkıdır.
- ülküsüz insan çamur gibidir. ona ruh üflenmemiştir.
- türk töresi, türkün ayrılmaz parçasıdır.
- hürriyetin tek garantisi mülkiyettir (devlettir).
- ahlakımızın temeli müslümanlık ve türklüktür.
- bölünme kabul edilemez. büyük türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz.
yukarıdaki ilkelerin çoğu alparslan türkeş'e aittir. bazen mustafa kemal atatürk'ün de fikirleri benimsenmiştir. bu çok pragmatiktir ve iki yüzlülüktür. alparslan türkeş'in dokuz ışık doktrini olarak bilinen ülkücülüğün ilkeleri milliyetçi hareket partisi'nin parti programı olmuştur.
dokuz ışık doktrini, temelinde çarpıktır. apollonik bir ismi vardır. kültür tarihi açısından bakıldığında türk kültürü-mitolojisi hakkında hiçbir şey bilmedikleri ortadadır. bu korkuları 'küresel' sisteme anti tez olarak 'tam kapanma, tek ırk' gibi mussolini faşizanlığı derecesinde ilkelerle dile getirilmektedir. ama vikipedi'yi açıp okursanız 'türk kürt kardeştir; faşizm, marksist kapitalizmin dejenere olan bir yoludur" gibi söylemler var.
yani bi şu tezlere bak bir de şimdi ki mhp'nin haline. akp gibi vasıfsızlar partisi nasıl bunca organizasyonu yaptı? ak parti, tam bir askeri örgüttür. fişleme yapıyor, ajanlık yapıyor, ayasofya'yı cami yapıyor, rüşvet ve karapara aklama var, sosyal yardım adı altında kendi yandaşlarını besliyor, ne tesadüf ki alparslan türkeş'in bütün tezlerinin anti tezi akp.
alparslan türkeş, önce türkçülük sonra islam diyor; akp önce din kardeşliği diyor.
türkeş, önce köylüler kalkındırılmalı diyor; akp tarım bakanı şirket danışmanı çöıkıyor. tarım arazileri peşkeş çekiliyor, çiftçi borçlandırılıyor, çiftçinin su ihtiyacını karşılayan derelere hes barajları kuruluyor, çifçiye su sayacı takılıyor.
türkeş, sanayileşmeliyiz diyor; akp var olan fabrikalarımızı da satıyor.
türkeş, türk töresi diyor; akp şeriat diyor.
türkeş, bölünme kabul edilemez türk ve kürt kardeştir diyor; akp başkanı bop eş başkanıyım diyor.
isme bak 'dokuz ışık' tam bir apollonik isim. apollon kim? klasisizm de güneş tanrısı.
derdi türklük olan biri kendi doktrinine, niye batı toplumunun derinden bağlandığı grek mitolojisine atfen bir isim seçer ki. askerlikle sembolizm çok önemlidir. batılılar neden ürettikleri rokete grek mitolojisinden isim veriyor? çünkü herifin özü bu. uzaya atılan ilk roketin adı ne? apollo değil mi?
türk roketlerinin, tanklarının ismi nedir? pars, kaplan, atmaca değil mi? nerde yaşar bu hayvanlar? batı'da yaşamaz mesela.
ak partinin sembolü ne? ampül ya ampul. ampulü kim keşfetti edison değil mi? siz hiç tesla ve edisonu fonlayan jp morgan diye birini duydunuz mu? (bkz: john pierpont morgan)
hani sürekli ekonomik krizler çıkartan, altın fiyatlarında manipülasyon yapan londranın en zengin finans kurumu.
tesla, etrafı aydınlatacak bir icat yapıyor. morgan diyor ki, bunu neresine sayaç takıcaz? tesla'nın projelerini desteklemeyi bırakıyor, hatta kendisine destek bulamasın diye piyasayı domine ediyor, teslayı yalnızlaştırıyor. bugün tesla kimin markası? elon musk'ın değil mi? elon musk'ı kim fonluyor? jp morgan değil, abd'nın teknoloji daire başkanlığı fonluyor. elektrik bağımlılığı üzerine çok büyük bir savaş dönüyor londra bankerleri ile ulsu devletler arasında.
gelelim edison'a. ampulü keşfediyor, sayaç da takılabiliyor kablonun ucuna, tam jp morgan'ın istediği sistem. ama ampüller tükenmiyor. herkes 2 veya 3 tane alıyor ömür boyu kullanıyor. dönemin elektrik şirketleriyle toplantı yapıyorlar; planlı eskitme sistemini devreye koyuyorlar. tesla'nın modeli kablosuzdu, sayaç takılamıyordu, büyüktü, halka satılamazdı. bugün bizim kulağımıza yeni gelen 'kablosuz şarj teknolojisi' yaklaşık 180 yıl önce tesla'nın keşfidir.
kendisine bilim insanıyım diyen bu beyaz yakalar boşuna çalışıyor. dünya'da keşfedilecek çok az şey kaldı; mikroskobik dünya, su altı araştırmaları, genetik ve ölümsüzlük ve kozmoz-uzay araştırmaları tam gaz devam ediyor. her datum veritabanından anahtar kelimelerle bulunup çıkarılıyor, önümüze geliyor. artık hekimler bile kendilerini 'teknisyen' olarak hissediyor. hekimlik hani en büyük sanattı?
teknoloji içimizdeki doğa sevgisini ve sanatçı kişiliği yok ediyor. bu yüzden saçma salak ideolojiler uyduruyoruz ve sanki dünya'daki tek gerçek bu ideolojiymiş gibi ona bağlanıyoruz. dünya'da başka bir savaş var. artık cephe savaşları yok; toplumlar intihar ettiriliyor artık. bak japonya'ya. abd, neden atom bombası attı japonya'ya. büyük bir kin ve nefret var asyalılara ve afrikalılara. nerden geliyor bu kin-ırkçılık? antikçağ'dan beri batı toplumlarının içine işleyen kölelik kurumundan.
türkler'de kölelik sistemi var mı? yok tabi ki de. o yüzden biz batı'lı olamıyoruz. -mış gibi yapıyoruz. alparslan türkeş de -mış gibi yapıyor. arada kalmış. batı ülkeleri gibi teknolojik olarak gelişmek istiyor ama bir yandan da islamiyeti savunuyor. o maya tutar mı? tutmaz.
batı'da ne oldu? re-naissance yani latin dillerinde re- eki ne demektir? tekrar, döngü demektir. o zaman rönesans nedir? bugün islam dünya'sı diye zorlama bir tabirle üzerine konulmak istenen fars bilgi mirasıdır, iskenderiye kütüphanesidir, antikçağ'ın bilgi ve kültür merkezi sümer-babil-iran'dır, zerdüştlüktür değil mi? (bkz: ardavirafname)
ama modern batılılar antik yunanlara babilden geçen bilgiyi özümser, öyle kabul eder. klasisizm diyoruz buna, neden? klasik demek bir şeyin zirve noktasıdır çünkü.
peki teknoloji napıyordu sanatı öldürüyordu? kubizm akımı niye çıktı? fotoğraf makinesi icat olundu. her şeyi gerçekçi, gölgeli bir şekilde çizen naturalist sanat bitti, kubizm çıktı. niye? çünkü kubizm de cisimlerin şekilleri çarpıktır; fotoğraf makinelerinin çekemeyeceği bir görüntüdür değil mi?
başlarım türkçülüğünüze be. uyanın biraz. türkler hala kültür tarihi konusunda batılı kaynaklara muhtaç. mustafa kemal atatürk bunu gördüğü için türk tarih kurumunu ve türk dil kurumunu kurmuş.
ne bizansı, ne osmanlısı? senin kültür tarihin taaa sümere kadar gidiyor. en eski türk yazısı tamgalardır. millet yazıya geçmemişken sen tamgalarla mülkiyet hakkını koruyordun. hem de batılılar gibi çit çekerek bahçe yaparak değil; büyük bir kayanın üzerine ailenin tamgasını kazıyordun.
ben şu cahil halimle üsteğmen alparslan türkeş'ten daha iyi ülküler üretebiliyorum, kabul edin.
dünyada 'türkçülük günü' diye birşey yok. türkiye siyasi tarihi için önemli bir gündür. sabahattin ali hüseyin nihal atsız'ı ve beraberinde 22 siyasetçi yazarı ırkçılık-turancılık suçlamasıyla dava eder. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk celseye dönemin öfkeli gençleri de seyirci olarak katılır. mahkeme, 3 mayıs 1944'e ertelenir.
mahkeme salonundaki öfkeli gençler tıpkı bugün de olduğu gibi fişlenip polis gücüyle dövülür. üsteğmen rütbesiyle gösterilere katılan alparslan türkeş bu durumu ""3 mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler" der.
peki nedir bu turancılık - türkçülük ilkeleri;
- emre mutlak itaat gerekir. disiplinsiz insanlarla bu dava yürümez. her konuda örnek (ideal) türklerle davamız yürür.
- türkler özüne dönmelidir. çok çalışmalıdır, türk türkü kayırmalıdır.
- dokuz ışık, türk'ün ülküsüdür.
- insanlığın en şerefli ailesi (ırkı) türklerdir.
- ülkücüler (kendilerine böyle diyorlar), ne uşak olurlar ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı hedeflerler. ülkücüler, şerefli türk bayrağının taşıyıcılarıdır.
- türk'ün en büyük yeteneği teşkilatlanma yeteneğidir. teşkilatlar kurulacak.
- fikir, iman, ülkü... bir türkün yaşamsal gayesi ve ebedi aşkıdır.
- ülküsüz insan çamur gibidir. ona ruh üflenmemiştir.
- türk töresi, türkün ayrılmaz parçasıdır.
- hürriyetin tek garantisi mülkiyettir (devlettir).
- ahlakımızın temeli müslümanlık ve türklüktür.
- bölünme kabul edilemez. büyük türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz.
yukarıdaki ilkelerin çoğu alparslan türkeş'e aittir. bazen mustafa kemal atatürk'ün de fikirleri benimsenmiştir. bu çok pragmatiktir ve iki yüzlülüktür. alparslan türkeş'in dokuz ışık doktrini olarak bilinen ülkücülüğün ilkeleri milliyetçi hareket partisi'nin parti programı olmuştur.
dokuz ışık doktrini, temelinde çarpıktır. apollonik bir ismi vardır. kültür tarihi açısından bakıldığında türk kültürü-mitolojisi hakkında hiçbir şey bilmedikleri ortadadır. bu korkuları 'küresel' sisteme anti tez olarak 'tam kapanma, tek ırk' gibi mussolini faşizanlığı derecesinde ilkelerle dile getirilmektedir. ama vikipedi'yi açıp okursanız 'türk kürt kardeştir; faşizm, marksist kapitalizmin dejenere olan bir yoludur" gibi söylemler var.
yani bi şu tezlere bak bir de şimdi ki mhp'nin haline. akp gibi vasıfsızlar partisi nasıl bunca organizasyonu yaptı? ak parti, tam bir askeri örgüttür. fişleme yapıyor, ajanlık yapıyor, ayasofya'yı cami yapıyor, rüşvet ve karapara aklama var, sosyal yardım adı altında kendi yandaşlarını besliyor, ne tesadüf ki alparslan türkeş'in bütün tezlerinin anti tezi akp.
alparslan türkeş, önce türkçülük sonra islam diyor; akp önce din kardeşliği diyor.
türkeş, önce köylüler kalkındırılmalı diyor; akp tarım bakanı şirket danışmanı çöıkıyor. tarım arazileri peşkeş çekiliyor, çiftçi borçlandırılıyor, çiftçinin su ihtiyacını karşılayan derelere hes barajları kuruluyor, çifçiye su sayacı takılıyor.
türkeş, sanayileşmeliyiz diyor; akp var olan fabrikalarımızı da satıyor.
türkeş, türk töresi diyor; akp şeriat diyor.
türkeş, bölünme kabul edilemez türk ve kürt kardeştir diyor; akp başkanı bop eş başkanıyım diyor.
isme bak 'dokuz ışık' tam bir apollonik isim. apollon kim? klasisizm de güneş tanrısı.
derdi türklük olan biri kendi doktrinine, niye batı toplumunun derinden bağlandığı grek mitolojisine atfen bir isim seçer ki. askerlikle sembolizm çok önemlidir. batılılar neden ürettikleri rokete grek mitolojisinden isim veriyor? çünkü herifin özü bu. uzaya atılan ilk roketin adı ne? apollo değil mi?
türk roketlerinin, tanklarının ismi nedir? pars, kaplan, atmaca değil mi? nerde yaşar bu hayvanlar? batı'da yaşamaz mesela.
ak partinin sembolü ne? ampül ya ampul. ampulü kim keşfetti edison değil mi? siz hiç tesla ve edisonu fonlayan jp morgan diye birini duydunuz mu? (bkz: john pierpont morgan)
hani sürekli ekonomik krizler çıkartan, altın fiyatlarında manipülasyon yapan londranın en zengin finans kurumu.
tesla, etrafı aydınlatacak bir icat yapıyor. morgan diyor ki, bunu neresine sayaç takıcaz? tesla'nın projelerini desteklemeyi bırakıyor, hatta kendisine destek bulamasın diye piyasayı domine ediyor, teslayı yalnızlaştırıyor. bugün tesla kimin markası? elon musk'ın değil mi? elon musk'ı kim fonluyor? jp morgan değil, abd'nın teknoloji daire başkanlığı fonluyor. elektrik bağımlılığı üzerine çok büyük bir savaş dönüyor londra bankerleri ile ulsu devletler arasında.
gelelim edison'a. ampulü keşfediyor, sayaç da takılabiliyor kablonun ucuna, tam jp morgan'ın istediği sistem. ama ampüller tükenmiyor. herkes 2 veya 3 tane alıyor ömür boyu kullanıyor. dönemin elektrik şirketleriyle toplantı yapıyorlar; planlı eskitme sistemini devreye koyuyorlar. tesla'nın modeli kablosuzdu, sayaç takılamıyordu, büyüktü, halka satılamazdı. bugün bizim kulağımıza yeni gelen 'kablosuz şarj teknolojisi' yaklaşık 180 yıl önce tesla'nın keşfidir.
kendisine bilim insanıyım diyen bu beyaz yakalar boşuna çalışıyor. dünya'da keşfedilecek çok az şey kaldı; mikroskobik dünya, su altı araştırmaları, genetik ve ölümsüzlük ve kozmoz-uzay araştırmaları tam gaz devam ediyor. her datum veritabanından anahtar kelimelerle bulunup çıkarılıyor, önümüze geliyor. artık hekimler bile kendilerini 'teknisyen' olarak hissediyor. hekimlik hani en büyük sanattı?
teknoloji içimizdeki doğa sevgisini ve sanatçı kişiliği yok ediyor. bu yüzden saçma salak ideolojiler uyduruyoruz ve sanki dünya'daki tek gerçek bu ideolojiymiş gibi ona bağlanıyoruz. dünya'da başka bir savaş var. artık cephe savaşları yok; toplumlar intihar ettiriliyor artık. bak japonya'ya. abd, neden atom bombası attı japonya'ya. büyük bir kin ve nefret var asyalılara ve afrikalılara. nerden geliyor bu kin-ırkçılık? antikçağ'dan beri batı toplumlarının içine işleyen kölelik kurumundan.
türkler'de kölelik sistemi var mı? yok tabi ki de. o yüzden biz batı'lı olamıyoruz. -mış gibi yapıyoruz. alparslan türkeş de -mış gibi yapıyor. arada kalmış. batı ülkeleri gibi teknolojik olarak gelişmek istiyor ama bir yandan da islamiyeti savunuyor. o maya tutar mı? tutmaz.
batı'da ne oldu? re-naissance yani latin dillerinde re- eki ne demektir? tekrar, döngü demektir. o zaman rönesans nedir? bugün islam dünya'sı diye zorlama bir tabirle üzerine konulmak istenen fars bilgi mirasıdır, iskenderiye kütüphanesidir, antikçağ'ın bilgi ve kültür merkezi sümer-babil-iran'dır, zerdüştlüktür değil mi? (bkz: ardavirafname)
ama modern batılılar antik yunanlara babilden geçen bilgiyi özümser, öyle kabul eder. klasisizm diyoruz buna, neden? klasik demek bir şeyin zirve noktasıdır çünkü.
peki teknoloji napıyordu sanatı öldürüyordu? kubizm akımı niye çıktı? fotoğraf makinesi icat olundu. her şeyi gerçekçi, gölgeli bir şekilde çizen naturalist sanat bitti, kubizm çıktı. niye? çünkü kubizm de cisimlerin şekilleri çarpıktır; fotoğraf makinelerinin çekemeyeceği bir görüntüdür değil mi?
başlarım türkçülüğünüze be. uyanın biraz. türkler hala kültür tarihi konusunda batılı kaynaklara muhtaç. mustafa kemal atatürk bunu gördüğü için türk tarih kurumunu ve türk dil kurumunu kurmuş.
ne bizansı, ne osmanlısı? senin kültür tarihin taaa sümere kadar gidiyor. en eski türk yazısı tamgalardır. millet yazıya geçmemişken sen tamgalarla mülkiyet hakkını koruyordun. hem de batılılar gibi çit çekerek bahçe yaparak değil; büyük bir kayanın üzerine ailenin tamgasını kazıyordun.
ben şu cahil halimle üsteğmen alparslan türkeş'ten daha iyi ülküler üretebiliyorum, kabul edin.
devamını gör...
sinirden ağlamak
en sevmediğim özelliklerimden biridir. özellikle birini kırmak istemediğimde ya da susmak, kendimi dizginlemek zorunda kaldığımda sıkça yaşarım. o içimi yakan öfke çıkacak yer bulamayıp gözlerimden akıyor gibi hissettiriyor.
devamını gör...
çocuğuna dinini öğretmeyen anne baba
iyilik yapmayan ebeveyn.
çocuk zaten büyüyünce istediğini seçiyor arkadaşlar, çok takılmayın o kısmına. çoğunuz müslüman ailede doğup ateist oldunuz mesela yahut deist ya da başka herhangi bir şey...
çocuğa iyilik yapmak istiyorsa aile, sevgi diliyle öğretmeli bazı şeyleri. allah ile korkutmayı değil allah'ı sevmeyi öğretmeli önce. korku, korkulan şeyden ilk fırsatta kurtulma çabası doğurur çünkü. sevgi ise sevilen şeyi anlama isteğini doğurur. büyüdükçe kafasına yatmayan bir şeyler bulursa, zaten ailesi ne derse desin o kendi istediği yola girecektir.
yalnız tabii bu dediğimi yapacak kişilerin de dini böyle öğrenmiş olması gerekiyor. oysa biz "kendi iyiliğim için çalmakta/yalan söylemekte/katletmekte bir beis yok" diyen sözde müslümanlarla dolu bir ülkeyiz. düşünsenize; çocuğunuza "yalan söylemek kötüdür. allah seni cehennemde yakar" gibi dehşet dolu bir cümle kuruyorsunuz. sonra çocuk sizin yalan söylediğiniz bir olaya tanık oluyor. ne düşünür? "demek ki cehennem konusu da yalan. öyle olmasa annem/babam korkusundan yalan söylemezdi."
adam gibi örnek olamayacaksanız boş da konuşmayacaksınız.
çocuk zaten büyüyünce istediğini seçiyor arkadaşlar, çok takılmayın o kısmına. çoğunuz müslüman ailede doğup ateist oldunuz mesela yahut deist ya da başka herhangi bir şey...
çocuğa iyilik yapmak istiyorsa aile, sevgi diliyle öğretmeli bazı şeyleri. allah ile korkutmayı değil allah'ı sevmeyi öğretmeli önce. korku, korkulan şeyden ilk fırsatta kurtulma çabası doğurur çünkü. sevgi ise sevilen şeyi anlama isteğini doğurur. büyüdükçe kafasına yatmayan bir şeyler bulursa, zaten ailesi ne derse desin o kendi istediği yola girecektir.
yalnız tabii bu dediğimi yapacak kişilerin de dini böyle öğrenmiş olması gerekiyor. oysa biz "kendi iyiliğim için çalmakta/yalan söylemekte/katletmekte bir beis yok" diyen sözde müslümanlarla dolu bir ülkeyiz. düşünsenize; çocuğunuza "yalan söylemek kötüdür. allah seni cehennemde yakar" gibi dehşet dolu bir cümle kuruyorsunuz. sonra çocuk sizin yalan söylediğiniz bir olaya tanık oluyor. ne düşünür? "demek ki cehennem konusu da yalan. öyle olmasa annem/babam korkusundan yalan söylemezdi."
adam gibi örnek olamayacaksanız boş da konuşmayacaksınız.
devamını gör...
hazall'ın organ mafyası lideri olduğu gerçeği
külliyen yalandir. zira bobrek ciger gibi organlar ayri ayri cok para etmemektedir.. teker teker hesapladik da konusuyoruz. ve dedik ki biz adamin kendisini satip köle ticaretine atilalim. oncelikle evlendirme vaadiyle kandirdigim insanciklarin bir bölumune cocuklarimin bakimini yaptiriyorum. bir bolumunu yemek bulasik camasir isine yonlendirmekteyim. bir bolumunu de ciftlikte irgat niyetine kullaniyorum dogrudur. geri kalan kesimi de esin dostun isini gucunu yaptirmak icin calistirip para kazaniyorum. simdi hak verirsiniz ki dalak bobrek ciger satip adami elden cikarmaktansa, etinden sutunden tam manasiyla yararlanip para kazanmak daha zekice. simdi siz illimunati guclerden biri oldugumu da yazacaksiniz, o da dogrudur. roschild'larin akrabam oldugunu da yazarsaniz artik vallahi bozusuruz. bu kadari fazla ama...
(bkz: inanma satacaklar)
(bkz: inanma satacaklar)
devamını gör...
sinirden ağlamak
aşırı sinir bozucu bir olaydır. kendini ifade etmeye çalışırken birden sesin çatallaşır, gözlerin dolar, kendini ağlamamak için zorlarken daha da şekilden şekile girersin ve karşıdaki bunu fark edip gülmeye başlar. bu sefer bir de kendine sinirlenirsin, hayır ağlanacak da bir şey yok ki. e bayıl bi de istersen feriha! gözlerinden istemsiz yaşlar akar, içinden gelen o ağlamayı ne kadar ittirirsen bi süre sonra o kadar boğazın düğümlenir, konuşamazsın. rahat rahat sinirlenemiyoruz da ya.
(bkz: bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum)
(bkz: bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum)
devamını gör...
dingil
manisa'da, fatih veteriner kliniğinin ulupark şubesinin önünde, kapısında ve yer yer içersinde takılan kucak delisi tekir kediciğin adı.
kendisinin bulaşıcı olmayan bir kronik rahatsızlığı bulunuyor. insanlara ve hayvanlara karşı oldukça sevecen bir arkadaşımız. yarı zamanlı klinik gardiyanlığı yapmakta. kliniğe gelen birinin kucağına zorla çıkıp kendisini sevdirmiyorsa o elemana dikkat edin kjkgjffhhchgf.
kendisinin bulaşıcı olmayan bir kronik rahatsızlığı bulunuyor. insanlara ve hayvanlara karşı oldukça sevecen bir arkadaşımız. yarı zamanlı klinik gardiyanlığı yapmakta. kliniğe gelen birinin kucağına zorla çıkıp kendisini sevdirmiyorsa o elemana dikkat edin kjkgjffhhchgf.
devamını gör...
güne bir söz bırak
hiç kimse elindekinin değerini bilmez. sahip olduğu sürece. ama bir gün elineden uçup gittiğinde, tek bir söz kalır; keşke
devamını gör...
kemal sunal replikleri
"hem bu dünyada öyle güzellikler var ki şu çiçeklere, ağaçlara bak onları koparıp ezip çiğnemek günah değil mi? dünyada sevgi denen bir şey var."
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
"ben iyi değilim ya.eskisi gibi değilim ben."
devamını gör...
beyaz renginin yakıştığı şeyler
gelinlik..
devamını gör...
türkiye'de mütevazı olmak
hizmet aldığınız bir yere veya bir diyalog ortamına karşı sergilediğiniz tutum mütevazı ve karşınızdaki kişi kendisini daha üst pencereden görecek bir kişiliğe sahip ise bir süre sonra veya hemen akabinde size karşı olan tavrı size göre daha sert olacaktır. türkiye'de mütevazı olmak zordur.
“mütevazılık falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz…”
-nuri bilge ceylan
“mütevazılık falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz…”
-nuri bilge ceylan
devamını gör...
yolda yürürken yapılmaması gerekenler
gülmek de bunlardan biri. yolda gülünce deli damgası yiyor insan. tabi tek başınaysa.
devamını gör...
vacilando
vacilando, yolculuk yapmayı seven ve ayrıca yolculuk ile bir yere varmaktan daha çok yolculuk yapmanın kendisinin değerli olduğunu düşünen kişilere denir. amaç bir yere varmak değil sadece yolculuğu yaşamak olarak görülür. yol izlemenin verdiği dinginliği tecrübe etmiş kişilerdir.
devamını gör...