cam kabın içinde bulunan metal filtre yardımıyla katı maddeleri sıvıdan ayırabildiğiniz demleme ekipmanıdır.

nette de bulabileceğiniz bir kaç ipucu ile harika filtre kahve demleyebilirsiniz.

tabi her french press kalite olarak aynı değildir. kullanılan malzemenin ısı yalıtımı iyi ise demleme süresinde ya da beklemede kahvenizin sıcaklığını daha iyi muhafaza edecektir.

ben bodum marka kullanıyorum. fiyatı yüksektir fakat kahve sever biri iseniz hayatınızda kaç kez french press alacaksınız.
devamını gör...

“günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. yaşayın! içinizdeki şahane ömrü sürün. hiçbir şey boşa gitmesin. her an yeni heyecanlar arayın. hiçbir şeyden korkmayın.”
dorian gray'in portresi, oscar wilde
devamını gör...

*kimse kırlarda dolaşmıyordu. insanlar sanki konsolun üstüne bırakılan birer biblodan farksızdı.
* gülen, sohbet eden binlerce insanın içinde ben kendi içimdeki o kayıp insanı arıyordum.
devamını gör...

fizikçi lawrence krauss tarafından yazılmış non-fiction kitap. krauss'un basit ve yormayan anlatımı bilim kurgunun yapı taşlarından biri ile harmanlanınca ortaya hem ilgi çekici hem eğlenceli bir eser çıkıyor. teorik fizikçi michio kaku'nun yine benzer konuları bilim kurgu üzerinden ele aldığı ve dilimize olanaksızın fiziği olarak çevrilmiş physics of the ımpossible* kitabını okuyup seven birinin the physics of star trek'i sevmemesi mümkün değil şüphesiz. krauss kitapta kuantum kuramını geliştirmiş olan max planck, mantıkçı kurt gödel dolayısıyla albert einstein ve stephen hawking'e - ki zaten kitabın önsözü kendisine aittir- çok fazla göndermede bulunuyor ki onun dışında iki önemli teorik fizikçi oskar klein ve miguel alcubierre'in de izlerine rastlamak mümkün. krauss star trek evreninin bir parçası haline gelmiş zaman yolculuğu, ışınlanma, warp drive vb. konuları kurgu olmaktan çıkarıp gerçek bir zeminde tartışıyor. fiziğin bütün bunlara ne kadar izin verdiğini, ne kadarının kurgu ne kadarının temeli olduğunu aktarıyor özünde. yine star trek hakkında benzer bir inceleme için david allen batchelor'a ait kısa ingilizce bir kaynak bırakıyorum: www.nasa.gov/topics/technol...


chapter seven—holodecks and holograms

"oh, we are us, sir. they are also us. so, indeed, we are both us."
—data to picard and riker, in "we'll always have paris"

when humphrey bogart said to ıngrid bergman at the casablanca airport, "we'll always have paris," he
meant, of course, the memory of paris. when picard said something similar to jenice manheim at the
holodeck re-creation of the café des artistes, he may have intended it more literally. thanks to the
holodeck, memories can be relived, favorite places revisited, and lost loves rediscovered—almost.
the holodeck is one of the most fascinating pieces of technology aboard theenterprise. to anyone
already familiar with the nascent world of virtual reality, either through video games or the more
sophisticated modern high-speed computers, the possibilities offered by the holodeck are particularly
enticing. who wouldn't want to enter completely into his or her own fantasy world at a moment's notice?
ıt is so seductive, in fact, that ı have little doubt that it would be far more addictive than it is made out to
be in the series. we get some inkling of "holodeck addiction" (or "holodiction") in the episodes "hollow
pursuits" and "galaxy's child." ın the former, everyone's favorite neurotic officer, lieutenant reginald
barclay, becomes addicted to his fantasy vision of the senior officers aboard theenterprise, and would
rather interact with them on the holodeck than anywhere else on the ship. ın the latter, when geordi
laforge, who has begun a relationship with a holodeck representation of dr. leah brahms, the designer
of the ship's engines, meets the real dr. brahms, things become complicated-
given the rather cerebral pastimes the crew generally engage in on the holodeck, one may imagine that
the hormonal instincts driving twentieth-century humanity have evolved somewhat by the twenty-third
century (although if this is the case, will riker is not representative of his peers). based on what ı know
of the world of today, ı would have expected that sex would almost completely drive the holodeck.
(ındeed, the holodeck would give safe sex a whole new meaning.) ı am not being facetious here. the
holodeck represents what is so enticing about fantasy, particularly sexual fantasy: actions without
consequences, pleasure without pain, and situations that can be repeated and refined at will.

the principles on which holography is based were first elucidated in 1947, well before the technology
was available to fully exploit it, by the british physicist dennis gabor, who subsequently won the nobel
prize for his work. by now, most people are familiar with the use of three-dimensional holographic
images on credit cards, and even on the covers of books, like this one. the word "hologram" derives
from the greek words for "whole" and "to write." unlike normal photographs, which merely record
two-dimensional representations of three-dimensional reality, holograms give you the whole picture. ın
fact, it is possible with holography to re-create a three-dimensional image that you can walk around and
view from all sides, as if it were the original object. the only way to tell the difference is to try touching it.
only then will you find that there is nothing there to touch.
how can a two-dimensional piece of film, which is what stores the holographic image, record the full
information of a three-dimensional image? to answer this we have to think a little about exactly what it is
we see when we see something, and what a photograph actually records.
we see objects either because they emit or reflect light, which then arrives at our eyes. when a
three-dimensional object is illuminated, it scatters light in many different directions because of this
three-dimensionality. ıf we could somehow reproduce the exact pattern of divergent light created when
light is scattered by the actual object, then our eyes would not be able to distinguish the difference
between the actual object and the divergent-light patternsans object. by moving our head, for example,
we would be able to see features that were previously obscured, because the entire pattern of scattered
light from all parts of the object would have been re-created.




devamını gör...

sizin hakkında hatırlanan minik detaylardır. neli pasta sevdiğiniz, favori filminiz, favori grubunuz gibi hoş detaylar biliniyorsa bu insanı mutlu eder.
devamını gör...

net cheesecake
devamını gör...

buhar çılğınlığı; buharda ki ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren dıştan yanmalı motorlar ile çalışan buhar makinelerinin yaygın olarak kullanıldığı, ağır döküm sanayi araçlarının insanla buluştuğu ve toplumları temelinden etkilemiş, tamamen newton fiziğinin hakim olduğu dönemdir.

özellikle viktorya dönemi ingiltere'sinde ve amerikanın vahşi batısında etkili olmuş bu dönem, kurgusal teknolojiler ve gerçek teknolojik yenilikler içeren retrofütüristik* bilim kurgu alt türü olarak anılmaktadır.

günümüzde bilimkurgu alt türü olmaktan çıkmış ve moda, mühendislik, müzik, sanat gibi farklı yaşam biçimlerine yayılmış durumdadır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

steampunk türündeki ilk roman mervyn peake*nin, gormenghast* serisinin üçüncü kitabı olan 1959 yılında yazdığı titus alone* kitabıdır. tim powers*ın yazdığı anubis kapıları* da bu türdeki en iyi kitaptır.

bu türde çekilmiş filmlerde vardır; wild wild west*, mortal engines* ve sucker punch bana göre en iyileridir.
devamını gör...

alman filozof arthur schopenhauer'in 'okumak, yazmak ve yaşamak üzerine' adlı yapıtında savunduğu tez.

içeriğe biraz değinirsek salt yazar ağzıyla ve onun fikirleriyle tahayyül edersek bu bizi kısıtlar. dar bir kafa ve ezbercilikten öteye gidemez.


günümüzde (hele ülkemizde) bir lüks olsa gerek , televizyon hadi neyse de
devamını gör...

cahillik göstergesidir. her şeyi bildiğini düşünmek öğrenmeyi reddetmektir ve bence cahilliğin tanımı da budur.
devamını gör...

#100

benim 100. tanımım hangisi bilmiyorum ama sözlüğün 100. tanımı bana nasip olmuştur sözlüğün açıldığı gün.
devamını gör...

bundan bize ne?
(bkz: a.c.a.b) ya da (bkz: 1312) düzenin bekçileri intihar ediyormuş diye üzülecek değiliz.
bu mesele sadece türkiye için değil.
dünyanın her yerindeki polislere karşı bu şekilde düşünüyorum.

konu türkiye ise buyurun.
yılda kaç kişi karakollarda işkence, taciz ve tecavüze uğruyor?
yılda kaç tane çocuk evet çocuk polis kurşunu ile katlediliyor?
polis öyle bir havaya girmiş ki hakkında yakalama veya arama kararı olan kişiye sanki infaz kararı çıkmış gibi davranıyor.
şüpheli konumundaki kişilere ceza verecek cürete sahipler.
şimdi de psikolojik nedenlerden dolayı intihar edenler için bizim de üzülmemize kamuoyu oluşturmada yardımcı olmamız talep ediliyor.
yok öyle yağma.
gidin süslü süleyman'a dert yanın.
oh olsun tişörtleri giyerken iyiydi!

bizi enterese etmeyen olay.
devamını gör...

soğan salatası, kokusu zaten direk sofradan soğutmuştu.
hâlbuki çok güzel bi pasta vardı tam yanında ama oturmadım, karnım ağriyor falan dedim.
içimde kaldı ya o pasta keşke zamanı geri alsak ya.
devamını gör...

başrolünde rami malekin oynadığı freddie mercury'nin hayatının anlatıldığı filmdir. quenn grubunun en net konser kayıtları bu filmde mevcuttur. rami malek filmde freddie mercury olmuş bildiğiniz ona dönüşmüş ama böyle bir oyunculuk performansı uzun süredir izlememiştim kesinlikle izlenilmesi gereken bir film olmuş. film bittikten sonra konserden çıkmış gibi hissedip elinize bir bira alıp quenn dinleyeceksiniz iddia ediyorum efenim.
devamını gör...

bir filmde görmüştük, arabanın egzozuna patates sıkıştırıp şaka yapıyorlardı, dedik ki biz de yapalım. kimse ailesinin arabasına kıyamadı, arkadaşlarla beraber bakkal aydın abinin arabayı gözümüze kestirdik. o zamanlar evimizin önünde pazar kurulurdu, oradan akşam patlıcan bulup arabanın egzoza soktuk, iyice de derinlere ittik.

bakkalın kapanma saatine yakın bizim balkona çıkıp olacakları izliyoruz ama tam ne olacağını da bilmiyoruz. aydın abi marşa basıyor ama araba boğulup çalışmıyor. bir deneme iki deneme derken meğer gaz ufaktan arabanın içine de doluyormuş. adam öksüre tıksıra çıkıyor arabanın önüne arkasına bakıyor, garip birşey yok.

en son gazı nasıl köklediyse büyük bir gürültüyle patlıcan o dumanla birlikte fırlayıp karşı duvara yapıştı. aydın abi indi arabadan, karşı duvarda sini büyüklüğünde karartıyı görünce koşarak kaçtı. bir süre sonra arabaya hızlıca binip gitti.

şimdi düşünüyorum da iyi ki zehirlenmedi adam ya.
devamını gör...

bazı insanlar için zordur gerçekten ama yalnızlığı kanıksamış insanlar için normaldir.

esasında konuşacak insan vardır ama derdini anlatacağın samimiyet düzeyi yoktur. insan vardır ama o heves yoktur. öyle dönemlerden geçeriz ki; sitem etmek fayda etmiyordur, öğrenmişizdir bunu. sitem etmeyip vaziyyetleri anlatmak, iç dökmek isteriz ama bu da rahatlatmıyordur bizi. işte böyle zamanlarda kimseye dönmeyiz yüzümüzü. kimseye bir şey anlatasımız gelmez. bunun diğer ayağı da bu yalnızlaşma sürecinin getirdiği öfke haliyle yakınlarımızın sorunlarını da görmezden geliriz ve "kendi derdim bana yeter" tavrı takınırız. bu, bizi iyice yanlızlaştırır.

ancak bu yaşam, kolektif bir duruş olmadan katlanılacak bir şey değildir. bazen tanımadıklarımız, tanıdıklarımızdan daha iyi gelir insana. bazen ilacımız, birilerinin olaylar karşısındaki duruşudur. biri vardır karşımızda ve olaylara, durumlara hatta bütünüyle hayata karşı koyduğu tavır, bizim aradığımız tavırdır. o gücü buluruz kendimizde, "işte budur anasını satayım" deriz. ya da karşımızda iki lafı bir araya getiremiyordur, boşa zaman kaybetmişizdir ve yeni bir kötü deneyim yaşamış oluruz. allah bereket versin, hiçbir şey yapmamaktansa her türlü bir deneyim kazanmış oluruz. olmaması gereken bir bakış açısına maruz kalmış oluruz ve bir dahaki sefer bundan şeytan görmüş gibi kaçarız. bu birlikteliği sağlamak zorundayız. bu yaşamı çekilir kılan şeylerden biri de fayda gözetmeksizin birbirimize yardımcı olmamızdır. hepimiz bir şekilde acıların cenderesinden geçtik. deneyimlerimizi aktararak, bazen sırf birileri rahatlasın diye onları dinlemek zorundayız. bu şuur, dünyayı hiçbir fiziksel efor sarfetmeden yaşanabilir kılacaktır.

o yüzden buralardayız. anonimiz, yargılamakla işimiz olmaz. yazın, konuşuruz. çekinmeye gerek yok.
devamını gör...

aklıma gelenin başıma geldiğini gördüğüm çalışma. iyi oldu bu, elinize sağlık.

yalnız mobili bilmiyorum ama pc'de sağ üstteki bildirimlere bakmadan, soldan gelen anlık bildirimlerde kimin beğendiği görünmüyor. bu da düzelirse şahane olacak.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edit: sanırım düzeltilmiş. teşekkürler.
devamını gör...

bir çiçek tohumu
çimlenmesini,yaprak vermesini beklemek, bir sabah açmış olduğu rengarenk çiçekleriyle karşılanmak...
devamını gör...

seçim sonrası çıkıp şizofren dedigi kitleyi kastetmiyordur herhalde.
devamını gör...

"kölelik eğitim ve teknik" isimli yazımın yayınlandığı dergidir. kaynak

bir de tavsiye verelim, derginin ismi konusu; çevreme anlatırken dahi sıkıntı oldu, kafa dergi yapılamaz biliyorum. fakat daha akılda kalıcı ve kafa sözlük dergi isminden ayrı bir şey seçilirse daha güzel olabilir.
devamını gör...

televizyon kumandası bence. ruhu olmakla birlikte ruhu darlanıyor da. hepimizden sıkıldığı için sürekli bir yerlere saklanıyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim