kuzey yıldızı, kutup yıldızı olarak adlandırılan; parlaklığıyla günün büyük bir kısmında çıplak gözle görebildiğimizdir.

aslında yıldız değil venüs gezegeninin ta kendisidir.

ayrıca teoman'ın bu isimde bir şarkısı mevcuttur:

yüzme bilmeden daha
deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem
bir kalbi sarmadan
aşkı tatmadan daha
onla sarhoş olmadan
hiç sevişmeden daha
şimdi ölmek istemem
daha hiç gülmeden
çoban yıldızı
sen benle kal
çoban yıldızı
hep benle kal
zamanın varsa
ben hiç kimsem olmadan
tepeden tırnağa
ona hiç sarılmadan
şimdi ölmek istemem
kalbine dokunmadan
hadi al götür beni
hala benimmişler gibi
evime yurduma
taze meyve tatları
yağmurlarında
çoban yıldızı
sen benle kal
çoban yıldızı
zamanın varsa
biraz daha
devamını gör...

yeni katılan yazarların moderasyon ekibine merak ettiği suallerini yönelttikleri başlıktır.

--- alıntı ---

kafa sözlüğü kurmakta ki amacınız nedir?
nasil bir farklılık vadediyorsunuz?

--- alıntı ---

kafa sözlük başlığının ilk tanımında da değindiğimiz gibi, arkadaş grubu olarak eğlenip beraber takılabileceğimiz bir mecra yaratmaktı amacımız. çünkü artık diğer sözlükler bize dar gelir olmuş ; küfürden, cinsiyetçilikten, trollerden, satılan paralı hesaplardan ve ajans tanımlarından yığılmıştık.

sözlük konseptini pek seven kimseler olarak, kendimiz de imece usulü ile bir şeyler yapabiliriz kanısı ağır basınca, öncülüğünü yapmam ile kafa sözlük platformunu hayata geçirdik.

insanlara bir şeyler vaat edecek bir pozisyonda değiliz. her kesimden insanın rahatlıkla okuyup yazabileceği, sözlük ruhunu koruyabileceğimiz, küfürsüz ve samimi bir mecra olması temennimizdir.

bir kar amacı gütmüyoruz, "bir sözlük açalım da insanlar yazsın köşeyi dönelim" gayesinde olmadık, olacağımızı da düşünmüyorum.
zira her birimiz kendi mesleklerini icra eden, maddi bir kazanca ihtiyaç duyan kimseler değiliz.

çok da keskin konuşmak istemeyiz tabi. yazarlara daha fazla kitap ulaştırmak için, sözlüğün konseptine uygun sponsorluk modelleri belki ilerisi için düşünülebilir, süreklilik arz etmeyecek şekilde kimi zaman böyle işbirlikleri yapabiliriz.
ancak bütün bunlar için şu an çok erken.
devamını gör...

ezanı allah okuyor sanırdım.
devamını gör...

genelde köy okulu öğretmenleri sınıf öğretmenleridir. bu milli eğitimin çilesini en çok çeken ama en düşün ücrete çalışan sınıf öğretmenleri...

yaklaşık bir buçuk yıldır köy okulu öğretmeni olarak görev yapmaktayım. benim köy erzurum'un güney ilçelerinden birinde bulunuyor. yani erzurum'un en unutulmuş, en zor coğrafi şartlarına sahip bölgesi. rakım 2500, fırtınasız ve karsız gün 90 gün. o da yaz tatilinde. yaz tatilinde havalar çok iyiyken okul yok ama çok zor şartlar altında ders yapmaya çalışıyoruz.

bu köye ilk geldiğimde lojman doluydu ve imam evine yerleştim. 1 ay sonra imam geldi ve hoca sen burdan çık dedi köylüler. kendi imamlarını getiriyorlar kürtçe konuştuğu için. neyse evsiz kaldım ortada. sonra bana bir ev buldular okula yakın. ev değil de ahır gibiydi. mutfağı yok. banyosu tuvaletle bir. bu ahır için benden 400 tl istediler. yani doğuda insanlar çok misafirperver muhabbeti çürümüştür benim için. hiçbir işe ellerini sürmezler. memur kazıklamak üzerine kurulmuş bir sistemden besleniyorlar.

okula gel soba yak, okulu temizle, tüm bunların yanında derse hazırlık yap... çocuklara bir şeyler öğretmek için çabala ama sonuç ? eve gidince kimse ilgilenmiyor. bir kelime okutun be kardeşim şu evde ! bir kelime be ! doğal olarak çocuklar okumayı çok geç ve zor söküyor. tabi evde kürtçe konuşulması gibi bir etken de var.

kendi paramızla her şeyi biz hallediyoruz. okulda soba borusu mu lazım ? öğretmen alsın. soba tenekesi mi öğretmen alsın. materyal mi ? öğretmen alır canım. bunlar öyle ucuz şeyler değil. en az 1000 tl tutuyor. sadece akıl oyunları, kartonlar, a4 kağıdı için 500 tl verdim. sadece parayla kalmıyor. okula kömür gelir, öğretmen hepsini depoya atmak zorunda. ulan tek bir insanım ben. odun gelir öğretmen atar. ulan ağır şeyler bunlar fıtık olacağım orçolar. bir yer bozulur öğretmen tamir etsin derler. her şey öğretmene yüklenerek çözülmeye çalışılıyor. halbuki benim görevim sadece ders vermek. kimse doktora soba yak, kömür taşı demiyor ama öğretmene diyor.

daha büyük sorun ise aralık ayının sonuna geldik ve hala kömür gelmedi. evet kömür gelmedi ve hava şu an -20. sabah -10 olacak. ben odun yakıyorum da odun 20 dk yanıyor sonra sönüyor. ulan günlük 1 çuval gidiyor odun. kömür gelmedi arkadaşlar evet kömür. adama diyorum kömür nerde neden gelmiyor ? kendi kömürünü yak diyo. yaktım zaten piç. torbasına 120 tl verdiğim kömürümü yaktım kendi kömürüm bitti oç. delireceğim az kaldı.

2 gündür bitmeyen kar fırtınası var. deli olacağım sinirden. muhtemelen 10 gün yollar kapalı olur. soğudum her şeyden. biz de insanız ulan. adi herifler.
devamını gör...

şu ülkede en nefret ettiğim durumdur herhalde. nasıl gelişti bu kültür, kimler sebep oldu bilmiyorum ama tam bir saçmalık olduğu kesin. arkadaşınla veya aile yakınlarınla market kasasına gidersin "ben öderim" diyince, "ya ben ödüyorum işte" dersin", sonra karşı taraf " olmaz öyle şey gücenirim bak" vs. şeklinde şeyler söyleyip insana öf çektirir. sevgiliyle buluşmaya gidersin yok efendim ilk erkeğin ödemesi gerekiyormuş hesabı. aile yemeğine gidersin yok hesap 3'e 4'e bölünürmüş de falan filan. kardeşim, ne yediysen öde işte, bu kadar zor mu ya? diye sormak istiyorum. cidden niye bu kadar gereksiz üzerinde tartışılıyor bu konu. gayet basit yani, eğer iddia kaybetme veya ısmarlama gibi bir durum söz konusu değilse adam gibi kendi yediğin kadarını öde işte yahu!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çok güzel çekemedim ama olsun.
devamını gör...

şu ana kadar nefret ettiğimi veya rahatsız olduğumu belirtmedim ama her şeyin fazlası saçma oluyor, saçmalaşıyor. anormal bir konu değil ama burada tartışılacak ya da bilgi verilecek kadar önemli de değil.
devamını gör...

savaş karşıtı, çevre, insan ve hayvan haklarını savunan, tüketim çılgınlığını eleştiren, kimliğini saklı tutan bir sokak sanatçısı.
devamını gör...


auschwitz'den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
hiroşima'dan bu yana da neyin tehlike de olduğunu biliyoruz.



kitabin son paragrafindaki son iki cumle. kitabi okumadiysaniz bu cumleler cok siradan gelecek. lakin kitabi okudugunuz zaman cumlelerin ne denli anlamli oldugunu hissederek anlayacaksiniz. kitap icin son zamanlarda okudugum en etkileyici kitapti diyebilirim. hatta muhtesemdi!

ilgili eser unlu psikolog viktor frankl tarafindan kaleme alindi. turkce cevirisiyle kitabin ismi insanın anlam arayışı. kitap saniyorum 30 farkli dile cevrilip, ozellikle amerika kitasinda oldukca talep gormesiyle bilindi. hatta konuyla alakali yazar katildigi bir tv show programinda kendisine yonetilen;
“dr. frankl, kitabınız gerçek bir bestseller oldu. böylesine büyük bir başari için ne hissediyorsunuz?” sorunuza cok anlamli bir cevap sundu;

bu soruya benim tepkim, her şeyden önce bugün bestseller konumundaki kitabımı, kendi açımdan bir başari olarak değil, daha çok, çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak gördüğümü söylemekten ibarettir; eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir...


yazar oncelikle siradan bir psikolog ve yazar degil. kendisi bizzat ikinci dunya savasi esanasinda auschwitz nazi toplama kampinda esir dusmus biri. kitabinda, kampin icerisinde edindigi deneyimleri, gozlemleri ve gozlemleri neticesinde olusturdugu logoterapi adindaki bir psikoterapi cesidini kismen ele almaktadir. dolayisiyla kitabin turunun de ne oldugunu soylemek tam olarak mumkun degil gibi. eser kismen psikoloji kitabi, kismen hatirat (anı) kitabi, kismen de tarih hatta deneme kitabi.
eser oldukca ince (168 sayfa) ve uc bolumden olusmaktadir. birinci bolumunde frankl toplama kampi ile ilgili deneyimlerine yer vermistir. ikinci ve ucuncu bolumlerinde sirasiyla yasamin, acinin, sevginin anlam ifadesine deginip logoterapi'nin tanimini ve acilimi yapmistir. oldukca sade bir dille kaleme alinmis bu arada, orjinal dili de almancadir. turkce cevirisini de oldukca begenmis bulundum.

kitapta yazarin savundugu cok onemli bir dava var. hatta bizzat kendisinin olusturdugu logoterapi'nin ana dusunce akimi da bu felsefe uzerine kuruludur. yazar der ki; insan hangi acilarla sinanirsa sinansin ki buna bir kampta zulm gormekte dahildir, onu ayakta tutan yegane sey halihazirda sahip oldugu bir amacidir. insani guclu kilan da acisini katlanabilir kilanda edindigi amaclaridir.


daha önce de söylediğimiz gibi, kamptaki bir insanın içsel gücünü yeniden kazanmasını sağlamaya yönelik bir çabanın, ilk önce ona gelecekte bir hedef göstermeyi başarması gerekiyordu. nietzsche’nin şu sözleri, tutuklularla ilgili her türden psikoterapi ve koruyucu ruh sağlığı çabalarının yol gösterici parolasi olabilir: “yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasılca katlanabilir.” fırsat bulunur bulunmaz, varoluşlarının ürkütücü nasıl’ına katlanmalarıni sağlayacak bir güce ulaşmalari için, yaşamlarında bu insanlara bir neden -bir amaç- göstermek gerekir. yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline! kaybetmesi uzun sürmeyecektir. bu tür bir insanin her türden yüreklendirici tartışmayı reddetmek için verdiği tipik karşılık şöyle oluyordu: “artık hayattan beklediğim hiçbir şey yok.” buna nasıl bir yanıt verilebilir ki?

şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki dünyada, kişinin en kötü şartlarda bile yaşamım sürdürmesine, yaşamında bir anlam olduğu bilgisi kadar etkili bir şekilde yardıma olan başka hiçbir şey yoktur.



biraz oncede dedigim gibi kitabi oldukca begendim, okurken gercekten bir seyleri hissettiren bir kitap. ara ara aglayip insanliginizdan utanmaniz bile mumkun hatta. "mutlaka okunmali" listesinin icerisinde yer alacak bir kitap bence. sahsi olarak birkac kere daha okuyacagima eminim. kitabi da tavsiye etmiyorum, "kesinlikle okumalisiniz" diyorum. . .
devamını gör...

trollüğe bir katkıda bulunmak istemem aslında ama ben çok yapıyorum. bazen de sapıkça bir zevk alıyorum bundan.

temiz bulaşıkları yerleştirirken, çatal, kaşık yerleştirme işini en sona bırakıyorum. tüm kaşıkları aynı hizaya getirip, çatalları ise ters düz yaparak yerleştiriyorum.

hele çamaşır asarken acayip simetrik bir düzen oluşturuyorum. gömleğin yanına pantolon gelecek diye aklım çıkıyor. tek yıkanmış çorapları topak yapıp pencere, cam indiresim geliyor!
devamını gör...

efendim bazı yazarlarımızın yapmaktan pek bir hoşlandığı şeydir bu.
bir çeşit patavatsızlıktır.

burası anonim bir yer ya,
nasıl olsa kimse tanımıyor, bilmiyor rahat rahat yazarız diye düşünüyorlar herhalde.

utanmak mı? hak getire!

yaşasın özgürlük!
devamını gör...

kendimi yaşıma göre olgun hissediyorum fakat bilgi ve kültür kısmı zayıf sanırım.
devamını gör...

twitch yayıncılarını kesinlikle izlemem..
devamını gör...

ilişkiye başlamak
devamını gör...

bir saddam hüseyin romanıdır.

ırak’ın devrik devlet başkanı saddam hüseyin tarafından yazıldığı neredeyse kesin olan romandır. büyük ihtimalle saddam hüseyin’in yönlendirmesi ile hayalet yazarlar tarafından yazılmış olsa da yine de bir saddam hüseyin romanıdır.

roman zabiba ismindeki güzel bir kadının halkına kan kusturan bir tiran karşısındaki mücadelesini anlatır. zabiba kendine kötü davranan ve onu sürekli bir şeylere zorlayan bir adamla evlidir aynı zamanda.

romanda zabiba zavallı ırak ve ortadoğu halklarını simgelerken kral amerika ve avrupa’yı, kötü koca ise ırak içinde kendilerine yer bulan işbirlikçiler için birer simgedir.

ama roman şöyle de okunabilir: zabiba ortadoğu halkları, kral batının haçlı seferleri zihniyeti ve kötü koca da işbirlikçi saddam hüseyin.

roman aslında oldukça iyi bir romandır. hatta iddia odur ki devrildikten sonra saklanan ve sonra da yakalanan saddam öldürülmeden önce onu yakalayanlar yanına bu romanı bırakırlar ve derler ki : “ ölmeden önce en azından iyi bir şeyler oku!”
devamını gör...

"takunyalar?
tamam!
keseler?
tamam!
buhar odası?
aaa unutttuuuum!
koş kooooş, ne kaldı şurada konuklarımızın gelmesine! epi topu 1 saat 37 dakika."

eveeet efendiiim geldik yine bir pazartesiye daha. saatler akşam 8 olduğunda bir süprüüüz olan bir de süprüüüz olmayan 2 değerli konuğumuz var. bu hafta bir değişiklik yapalım dediiik ve konuklarımızından birini önden açıklayalım istedik. bunu yapmamızdaki en büyük etkenlerden biri sevgili kırk yama'nın istisnasız her pazartesi, benden cevap alamayacağını bilse de "kaptan konukların kim?" diye sorması*. o halde ilan edelim. bugünkü yayınımızın ikinci kısmında bizimle beraber olacak yazarımız: yarasa seneca! şimdiden kendisine hoş geldin diyor ve yayın saatinde görüşme dileklerimle hepinizi selamlıyorum.

kendinize iyi bakın güzel insanlar!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelde haksız yere azarlandığı için çekilen vicdan azabı. istisnalar kaideyi bozmaz ama insan hissettiği öfkeyi doğru kişiye aktaramadığında, en yakınında gücünün yettiği kim varsa ondan çıkarıyor. hal böyle olunca vicdan azabı kaçınılmaz oluyor.
devamını gör...

bu kadar insan ateist olacaksa tanrı neden var oldu? gibi.
yazacak bir şeyi olmayanlar, yazılanı okurlar. oldular işte.
devamını gör...

ezilmekten ve hor görülmekten kaynaklı güven eksikliği.
yıllarca ailesi kapıcılık mesleğini yapmış bir iş arkadaşım vardı. apartmanın kendilerine verdiği bir dairede büyümüştü. çaycımızdan, temizlikçimize kadar herkese burun kıvırır, emir vermekten, azarlamaktan sanki keyif alırdı. bu tavırlarına anlam veremez, sık sık da bu nedenle karşı karşıya gelirdik. yine böyle anların birinde ağlayarak itiraf etmişti. yıllarca hor görülmenin verdiği aşağılık kompleksi ile kendini üstün ve yüksekten görme dürtüsüne yenik düştüğünü.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim