nickaltında çirkeflik yapan yazar
tasvip etmediğim ve yapmaktan kaçındığım olay. elbette bir yazarı sevmek zorunda değilsiniz, görüşleriniz uyuşmayabilir. ancak sırf görüşleriniz birbirinden uzak diye, özelden bir tartışma yaşadınız diye nickaltına girip, nickaltını kirletir ve önyargı oluşturur derecede, münasip olmayan şeyler yazmak saf kötülük ve çirkefliktir. sinirler geçecek, fikirler değişecek ancak girdiğiniz entry orada kalacak.
iki defa yaptım ben ve ikisinde de pişman olup sildim. yapmayınız, darılmayınız. biz muhtelif fikirlerle güzeliz, birlikte güzeliz.
iki defa yaptım ben ve ikisinde de pişman olup sildim. yapmayınız, darılmayınız. biz muhtelif fikirlerle güzeliz, birlikte güzeliz.
devamını gör...
hayatı nasıl yaşamak gerekir meselesi
belki çok klişe ama her ne kadar uygulamakta hala güçlük çekiyor olsam da, o gün son günmüşcesine yaşamaktan henüz daha iyi bir tavsiye duymadım.
devamını gör...
yorgunlar sendikası
atilla ilhan'ın ilk kez 1968 yılında yayınlanan yasak sevişmek kitabında yer alan muhteşem şiirdir.
bunca yıllık okurum bu şiiri ilk kez bugün okudum. hem de kendimi bunca yorgun hissederken. azıcık umut çokça hayal kırıklığı ile savrulup dururken yalnız degilmişim dedirtti bu şiir.
bir fabrika çıkardım kırgınlığımızdan
bütün atölyelerini yerli yerine kurdum
işçi yazılarak gece vardiyasına
sabahlara kadar özgürlük dokudum
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
şimşekler atlıyor arkası arkasına
her biri yanılmış birer çığlık
bir sendika çıkardım yorgunluğumuzdan
adı üzerinde yorgunlar sendikası
seni üye yazdım henüz tanımadan
nasıl olsa şarkın hepimizin şarkısı
sesin nasıl olsa benimki kadar kısık
ufuklarını yıldırımla kilitlemişler
denizlerini tutmuş ıslıklı bir karanlık
sabah tenhalığında ansızın afişler
fabrika bacalarından öksürdüğümüz
ünlem ünlem dağılan sıtmalı kalabalık
ilk tramvaylarla götürdüğümüz
soğuk yataklarına yatırdığımız
eklemleri kırılmış uykusuzluktan
avuçlarında derin bir yanık sızlaması
etlerini seğirten şüpheli titreşimler
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
yağmurun şimşek yeşili çetrefil yazısı
yoksulluk bayrağı sırsıklam güvercinler
kanatlarına sinmiş yorgunlar sendikası
büyük bir haksızlığın birden anlaşılması
tutsaklığa çok yakın çekingenlikler
ezilmek ezildiğinin farkına varamadan
iliklerine kadar yaslı umutsuzluk yası
yeniden başlamaklarla geçiyor ömrümüz
iyimserliklerimizi duvarlara çarpıyorlar
içimizde bulut bulut bir güneş tutuluyor
soluklarımızı kesen demirden sarmaşıklar
dibinde düşlerimizi tükürdüğümüz
gözlerin bezginlik sislerinden kurtuluyor
kulakların zemberekli çığlıklardan
yanık yanık koğuşlarda akşam oluyor
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
bunca yıllık okurum bu şiiri ilk kez bugün okudum. hem de kendimi bunca yorgun hissederken. azıcık umut çokça hayal kırıklığı ile savrulup dururken yalnız degilmişim dedirtti bu şiir.
bir fabrika çıkardım kırgınlığımızdan
bütün atölyelerini yerli yerine kurdum
işçi yazılarak gece vardiyasına
sabahlara kadar özgürlük dokudum
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
şimşekler atlıyor arkası arkasına
her biri yanılmış birer çığlık
bir sendika çıkardım yorgunluğumuzdan
adı üzerinde yorgunlar sendikası
seni üye yazdım henüz tanımadan
nasıl olsa şarkın hepimizin şarkısı
sesin nasıl olsa benimki kadar kısık
ufuklarını yıldırımla kilitlemişler
denizlerini tutmuş ıslıklı bir karanlık
sabah tenhalığında ansızın afişler
fabrika bacalarından öksürdüğümüz
ünlem ünlem dağılan sıtmalı kalabalık
ilk tramvaylarla götürdüğümüz
soğuk yataklarına yatırdığımız
eklemleri kırılmış uykusuzluktan
avuçlarında derin bir yanık sızlaması
etlerini seğirten şüpheli titreşimler
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
yağmurun şimşek yeşili çetrefil yazısı
yoksulluk bayrağı sırsıklam güvercinler
kanatlarına sinmiş yorgunlar sendikası
büyük bir haksızlığın birden anlaşılması
tutsaklığa çok yakın çekingenlikler
ezilmek ezildiğinin farkına varamadan
iliklerine kadar yaslı umutsuzluk yası
yeniden başlamaklarla geçiyor ömrümüz
iyimserliklerimizi duvarlara çarpıyorlar
içimizde bulut bulut bir güneş tutuluyor
soluklarımızı kesen demirden sarmaşıklar
dibinde düşlerimizi tükürdüğümüz
gözlerin bezginlik sislerinden kurtuluyor
kulakların zemberekli çığlıklardan
yanık yanık koğuşlarda akşam oluyor
yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
yayında biri rezil olurken veya zorlanırken bakamayan insan
benimdir. gözlerimi kapatırım. oradan kaçarım. tuhaf bir duygu ama evet var.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhaba sevgili portakallar!
90'lar türkçe pop ve umut dolu şarkılar konseptinden sonra yeni konseptimizi sizlere bildirmekten mutluluk duyuyorum!
önce 90'lara gittik çocukluğumuza indik, sonra umut dolu bir gece ile neşelendik, peki sırada ne var?
hazır yaz gelirken ve yavaş yavaş bir yerlere kaçma isteğimiz artarken, canımız buram buram "gitmek" çekiyorken dedim ki biz bir "yol şarkıları gecesi" yapalım.
hani bir yolculuk sırasında yolun bizi götürdüğü yere giderken o yolu bize daha çekilir kılan, gideceğimiz yere daha çabuk ulaştıran şarkılar vardır. hem dinlerken mutlu eder hem de gideceğimiz yer için enerji depolar bize.
işte o şarkıları çaldığımız bir gece olmasın mı? gideceğimiz yere giderken "kafa sözlük yazarlarının seçtikleri şarkılardan oluşan çalma listesi" ile gitmeyelim mi ha?
bence gidelim!
efendim o zaman her hafta olduğu gibi bu hafta da tatlı ses kayıtlarınıza talibim. kayıtları mail ya da discord üzerinden bana ulaştırabilir, istediğiniz zaman mesaj atabilirsiniz.
son gün çarşamba öğleden sonra.
o zaman gelsin afiş!
90'lar türkçe pop ve umut dolu şarkılar konseptinden sonra yeni konseptimizi sizlere bildirmekten mutluluk duyuyorum!
önce 90'lara gittik çocukluğumuza indik, sonra umut dolu bir gece ile neşelendik, peki sırada ne var?
hazır yaz gelirken ve yavaş yavaş bir yerlere kaçma isteğimiz artarken, canımız buram buram "gitmek" çekiyorken dedim ki biz bir "yol şarkıları gecesi" yapalım.
hani bir yolculuk sırasında yolun bizi götürdüğü yere giderken o yolu bize daha çekilir kılan, gideceğimiz yere daha çabuk ulaştıran şarkılar vardır. hem dinlerken mutlu eder hem de gideceğimiz yer için enerji depolar bize.
işte o şarkıları çaldığımız bir gece olmasın mı? gideceğimiz yere giderken "kafa sözlük yazarlarının seçtikleri şarkılardan oluşan çalma listesi" ile gitmeyelim mi ha?
bence gidelim!
efendim o zaman her hafta olduğu gibi bu hafta da tatlı ses kayıtlarınıza talibim. kayıtları mail ya da discord üzerinden bana ulaştırabilir, istediğiniz zaman mesaj atabilirsiniz.
son gün çarşamba öğleden sonra.
o zaman gelsin afiş!
devamını gör...
hayatta bir kez olsun yapmak istenilen meslek
öncelikle:
(bkz: taksici)*
(bkz: mimarlık)
(bkz: genetik mühendisliği)
(bkz: bilgisayar mühendisliği)
(bkz: elektrik elektronik mühendisliği)
(bkz: makine mühendisliği)
(bkz: psikiyatri)
(bkz: tıp)
(bkz: gemi mühendisliği)
ayrıca:
(bkz: pilot)
(bkz: savaş pilotu)
(bkz: gemi kaptanı)
eved. hepsini denemek istiyorum dhfjhkbkbjjbjbkbj.
(bkz: taksici)*
(bkz: mimarlık)
(bkz: genetik mühendisliği)
(bkz: bilgisayar mühendisliği)
(bkz: elektrik elektronik mühendisliği)
(bkz: makine mühendisliği)
(bkz: psikiyatri)
(bkz: tıp)
(bkz: gemi mühendisliği)
ayrıca:
(bkz: pilot)
(bkz: savaş pilotu)
(bkz: gemi kaptanı)
eved. hepsini denemek istiyorum dhfjhkbkbjjbjbkbj.
devamını gör...
savat
gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakışa savat denir. takıların asırlık gözdesidir.
devamını gör...
koku
daha önce filmini izlediğim şimdilerde okumaya başladığım kitaptır. filmin bazı sahneleri izlerken insanı inanılmaz rahatsız etmektedir bunu söylemek istedim, çok hassas kişiler izlemesin. ancak gelelim kitaba... kitabın can yayınlarından olan çevirisini edindim ve 50 sayfasını okudum hali hazırda. okurken insana duygusuzluğun duygusunu çok güzel verdiğini söyleyebilirim. ana karakter olan greenouille'in koku duyusundan başka hiçbir nesneye, insana ya da kendisine olan duygusunun olmadığını hissettim. koku duyusuna karşı ise hayatta belki de yetenekli olduğu tek konu olmasından dolayı sevgi beslediğini düşündürdü bana. hatta bu karakteri gerçek yaşamda gözlemleyebilseydim antisosyal kişilik bozukluğu (bkz: sosyopat) olduğunu düşünürdüm muhtemelen. daha önce filmini izlememe rağmen yazarın yapmış olduğu betimlemelerle filmdeki sahneler yerine benim kafamda bambaşka bir ortam ve bambaşka bir greenouille canlanıyor. bunun yazarın bir başarısı olduğunu düşünüyorum çünkü çeviri kitap olmasına rağmen tasvirlerini okurken inanılmaz keyif aldım. ileride klasikleşecek eserlerden biri olacak bence. yazarı şimdilerde 72 yaşındaymış henüz ölmediği için tam manasıyla herkesçe bilinen bir eser olamamış olabilir belki de. imkanım olsa yazarla konuşmak ve iç dünyasını anlamak isterdim çünkü yazarın üslubundan ziyade zaten kurgu başlı başına daha önce izlediklerim ve okuduklarımdan çok farklı.
devamını gör...
kalabalık aile
2016 yılında tlc kanalında yayınlanmış adam ve danielle busby çiftinin 6 çocuğuyla anlarını paylaştığı programın (outdaughtered) adıdır.

adam ve danielle çifti 2006 yılında evlenirler. her evli çift gibi bebek düşünürler. fakat çiftin bebeği olmaz ve tüp bebek tedavisine başlarlar. önce blayke louise busby adında bir kızları olur. blayke 3,4 yaşına geldiğinde ona bi erkek kardeş yapmayı düşünürler. danielle hamile kalır ama erkek yerine çiftin tam 5 tane kızı olur, bakın tam beş tane kız diyorum*
akıllara shameless dizisindeki o malum sahneyi getiriyor hani şu sihirli olanından*

beşizlerin doğumu da oldukça zor geçiyor. parker kate adını verdikleri kızlarında solunum rahatsızlığı görülüyor. hazel grace ise diğer kızlara oranla çok küçük ve gözünde problem olduğu tespit ediliyor.
ayrıca her ne kadar beşiz olsalar da kızlardan ava lane ve olivia maria tek yumurta ikizleri. önce ikizler doğuruyor sonra hazal grace, parker kate ve en son riley paige doğuyor. beşizler 15-20 gün küvezde kalıyor. ülkenin ilk beşiz bebeklerine sahip çiftine tlc program yapmayı teklif ediyor.
bölüm ve çocuk başına 20.000-40.000 dolar kazandıklarını okumuştum. ne kadar doğru bilemem. fakat 6 çocukla özellikle 5 tane aynı yaşta çocuğa bakmak, her kıyafetten 5 tane almak, bez ve mama fiyatlarını düşününce felçli ali rıza bey gibi kalıyorum.
kızlar şuan 5 yaşında. tlc türkiye kanalına bölümler çok geç yükleniyor. 5. sezona kadar bulabilirsiniz. halbuki program 8. sezon çekilmiş. biraz da kızlardan bahsetmek istiyorum.
soldan sağa olivia,parker,riley,hazel ve ava

olivia marie kızların en komiği. mimiklerini çok sık kullanıyor. baskın bir karakter. diğer baskın karakter olan riley ile sürekli kavga ediyor.
ava lane, kızlar arasında belki de en güzeli. gamzeleri ile çok sevimli.
hazel grace, doğuştan gözünde problem olan ve küçük yaşta gözlük kullanmak zorunda kalan,kızların en küçüğü ve tek kızılı. çoğu seyirci en çok hazel'ı seviyor.
(b: parker kate) ise kızların en sessizi ve en uzun boylusu. babasına aşık. fakat anksiyete problemi var. yabancı bir ortama girdiğinde sürekli ağlıyor ve sürekli endişeli tavırlar sergiliyor.
riley paige... evet bu kız resmen ben* deli dolu, enerjik, aşırı hareketli ve çok zeki. kardeşlerinden 1 sınıf önde. ailenin erkek çocuğu gibi.
blayke ise kızların hem ablası, hem annesi ve hem de arkadaşı. o kadar olgun bir kız ki 9 yaşında olduğuna inanamazsınız.
programın 5. sezonuna kadar olan bölümlerine tlc sayfasından ulaşabilirsiniz.
aynı zamanda busby ailesinin its'a buzz world adında youtube kanalları bulunmakta. buradan . genelde kızları ile günlük vlog tarzı videolar çekiyorlar. tlc'nin yeni bölüm yüklemesini beklemektense ailenin youtube videosunu takip etmeyi tercih ediyorum.

adam ve danielle çifti 2006 yılında evlenirler. her evli çift gibi bebek düşünürler. fakat çiftin bebeği olmaz ve tüp bebek tedavisine başlarlar. önce blayke louise busby adında bir kızları olur. blayke 3,4 yaşına geldiğinde ona bi erkek kardeş yapmayı düşünürler. danielle hamile kalır ama erkek yerine çiftin tam 5 tane kızı olur, bakın tam beş tane kız diyorum*
akıllara shameless dizisindeki o malum sahneyi getiriyor hani şu sihirli olanından*

beşizlerin doğumu da oldukça zor geçiyor. parker kate adını verdikleri kızlarında solunum rahatsızlığı görülüyor. hazel grace ise diğer kızlara oranla çok küçük ve gözünde problem olduğu tespit ediliyor.
ayrıca her ne kadar beşiz olsalar da kızlardan ava lane ve olivia maria tek yumurta ikizleri. önce ikizler doğuruyor sonra hazal grace, parker kate ve en son riley paige doğuyor. beşizler 15-20 gün küvezde kalıyor. ülkenin ilk beşiz bebeklerine sahip çiftine tlc program yapmayı teklif ediyor.
bölüm ve çocuk başına 20.000-40.000 dolar kazandıklarını okumuştum. ne kadar doğru bilemem. fakat 6 çocukla özellikle 5 tane aynı yaşta çocuğa bakmak, her kıyafetten 5 tane almak, bez ve mama fiyatlarını düşününce felçli ali rıza bey gibi kalıyorum.
kızlar şuan 5 yaşında. tlc türkiye kanalına bölümler çok geç yükleniyor. 5. sezona kadar bulabilirsiniz. halbuki program 8. sezon çekilmiş. biraz da kızlardan bahsetmek istiyorum.
soldan sağa olivia,parker,riley,hazel ve ava

olivia marie kızların en komiği. mimiklerini çok sık kullanıyor. baskın bir karakter. diğer baskın karakter olan riley ile sürekli kavga ediyor.
ava lane, kızlar arasında belki de en güzeli. gamzeleri ile çok sevimli.
hazel grace, doğuştan gözünde problem olan ve küçük yaşta gözlük kullanmak zorunda kalan,kızların en küçüğü ve tek kızılı. çoğu seyirci en çok hazel'ı seviyor.
(b: parker kate) ise kızların en sessizi ve en uzun boylusu. babasına aşık. fakat anksiyete problemi var. yabancı bir ortama girdiğinde sürekli ağlıyor ve sürekli endişeli tavırlar sergiliyor.
riley paige... evet bu kız resmen ben* deli dolu, enerjik, aşırı hareketli ve çok zeki. kardeşlerinden 1 sınıf önde. ailenin erkek çocuğu gibi.
blayke ise kızların hem ablası, hem annesi ve hem de arkadaşı. o kadar olgun bir kız ki 9 yaşında olduğuna inanamazsınız.
programın 5. sezonuna kadar olan bölümlerine tlc sayfasından ulaşabilirsiniz.
aynı zamanda busby ailesinin its'a buzz world adında youtube kanalları bulunmakta. buradan . genelde kızları ile günlük vlog tarzı videolar çekiyorlar. tlc'nin yeni bölüm yüklemesini beklemektense ailenin youtube videosunu takip etmeyi tercih ediyorum.
devamını gör...
güneş'in rengi
akıllara "öyleyse neden günbatımı turuncu veya güneşe bakarken sarı görüyoruz?" sorularını getiren başlık.
aynı şeyleri tekrar etmeyeceğim yalnızca sebebinin yazarın da dediği gibi renklerin atmosfer içerisinde dağılmasından dolayı olduğunu ve atmosfer'in aslında birçok şeyi etkilediğini söylemek isterim. mesela kızıl gezegen diye tabir ettiğimiz mars gezegeninde günbatımı mavi renktedir. bunun bilinen bir sebebi ise mars'ın, dünya'daki gibi bir atmosfer'e sahip olmaması.
aynı şeyleri tekrar etmeyeceğim yalnızca sebebinin yazarın da dediği gibi renklerin atmosfer içerisinde dağılmasından dolayı olduğunu ve atmosfer'in aslında birçok şeyi etkilediğini söylemek isterim. mesela kızıl gezegen diye tabir ettiğimiz mars gezegeninde günbatımı mavi renktedir. bunun bilinen bir sebebi ise mars'ın, dünya'daki gibi bir atmosfer'e sahip olmaması.
devamını gör...
havva'ya yapılan hakareti savunanları allah karla çarpar
içki ve genelev gibi islam'a aykırı şeylerden alınan vergilerle maaşını alan bir vahhabi köpeğinin açıklamasıdır.
edit: (bkz: şakirtlerin uğramadığı başlıklar)
edit: (bkz: şakirtlerin uğramadığı başlıklar)
devamını gör...
(tematik)
ölmüş birini özlemek
anneannem mavişimi istisnasiz hergün özlerim.
o benim geç bulup erken kaybettiğim annemdi.( anne sevgisini annemde hic yaşamadım desem yeridir.) anneannem çok sert bir kadındı, yüzü hiç gülmez beton bir duvar kadar güleçti diyeyim siz anlayın. çocukları bile bir metre uzağında dururdu etrafına adeta görünmez bir duvar örmüş gibiydi.
babaannemin hastalığının başlangıcında, sülaledeki hic kimse dedeme tahammul edemeyeceği icin köye gitmek istemedi. 13 yaşındayken bir yıl okulumu dondurup köyde kalmıştım. babamın babası olan dedemin baskısı ve nice zorluk içinde geçen günlerden birinde çok dolmuştu yüreğim, bir soluk alırım belki diye anneannemlere gittim. sırtı kapiya dönük hali tezgahında halı dokuyordu. elindeki bir kiloluk hali tarağıni güm güm indirirken halıya ,kafama vurma ihtimalini göze alıp birden sarıldım arkasından. sımsıkı yumdum gözlerimi, kafama indirecegi tarağı bekledim. nefesim kesildi o an...
- "gel yanıma otur, halı dokumayı belleteyim" dedi.
sesizce yanina oturdum tezgahtaki halıda bana önceleri bir karış, sonra iki karış yer açtı. kalbinin kapılarını açar gibi...
sonrası öyle güzeldi ki, tüm kedere karşı artik benim de sığınacağım bir annem vardı. bildiği ne varsa yillar icerisinde bana öğretti. yaz tatillerim hızlandırılmış bir kurs gibiydi. kah kepçeyi kafama indirdi, kah oklavayı geçirdi. bir kere bile canımı acıtmak icin vurmadığından hic canımı yakmadı. cok sey yaşadık yaz tatillerinde, o suratsız kadin benimle yaşıt gibiydi. neşesi şakası bambaşka biriydi benimleyken...
yıllar içerisinde bize en koyan dönem , benim istanbul'a dönüş haftam olurdu. kendimizi deli gibi işe verirdik. sanki o günü unutmak ister gibi...
o gün gelip çatınca, 5 kızi gelin olurken, 4 oğlu askere giderken ağlamayan anneannem arkamdan hüngür hüngür ağlardı. en son seferde dizlerinin bağı çözülüp ceviz ağacına yaslanıp ağladığı o hali gözümün önünden gitmiyor.
4 yıl evvel onu kaybettim. o gün bugündür köye gidemiyorum. ben köye gelir gelmez saat kac olursa olsun bahçe duvarından mavi mavi bakıp " gıvırcık guzuuuum."diye fısıltıyla seslenip yanina gelince koklaya koklaya bir kere öpünce " hadi ebengil görmesin kızarlar belki, hadi git işlerini gör. sonra deden kızar kötülük eder" diyen kimsem olmayacak.
bu şarkıyı her dinleyişimde o yörük halıları beni anneannemle geçen günlerimize sürükler. koca ömründe evlâdı bile ondaki sıcaklığı çıkarıp, kollarına sarmaya zahmet etmedigi muhteşem kadın.
yırtıldık kağıt gibi ortadan...
o benim geç bulup erken kaybettiğim annemdi.( anne sevgisini annemde hic yaşamadım desem yeridir.) anneannem çok sert bir kadındı, yüzü hiç gülmez beton bir duvar kadar güleçti diyeyim siz anlayın. çocukları bile bir metre uzağında dururdu etrafına adeta görünmez bir duvar örmüş gibiydi.
babaannemin hastalığının başlangıcında, sülaledeki hic kimse dedeme tahammul edemeyeceği icin köye gitmek istemedi. 13 yaşındayken bir yıl okulumu dondurup köyde kalmıştım. babamın babası olan dedemin baskısı ve nice zorluk içinde geçen günlerden birinde çok dolmuştu yüreğim, bir soluk alırım belki diye anneannemlere gittim. sırtı kapiya dönük hali tezgahında halı dokuyordu. elindeki bir kiloluk hali tarağıni güm güm indirirken halıya ,kafama vurma ihtimalini göze alıp birden sarıldım arkasından. sımsıkı yumdum gözlerimi, kafama indirecegi tarağı bekledim. nefesim kesildi o an...
- "gel yanıma otur, halı dokumayı belleteyim" dedi.
sesizce yanina oturdum tezgahtaki halıda bana önceleri bir karış, sonra iki karış yer açtı. kalbinin kapılarını açar gibi...
sonrası öyle güzeldi ki, tüm kedere karşı artik benim de sığınacağım bir annem vardı. bildiği ne varsa yillar icerisinde bana öğretti. yaz tatillerim hızlandırılmış bir kurs gibiydi. kah kepçeyi kafama indirdi, kah oklavayı geçirdi. bir kere bile canımı acıtmak icin vurmadığından hic canımı yakmadı. cok sey yaşadık yaz tatillerinde, o suratsız kadin benimle yaşıt gibiydi. neşesi şakası bambaşka biriydi benimleyken...
yıllar içerisinde bize en koyan dönem , benim istanbul'a dönüş haftam olurdu. kendimizi deli gibi işe verirdik. sanki o günü unutmak ister gibi...
o gün gelip çatınca, 5 kızi gelin olurken, 4 oğlu askere giderken ağlamayan anneannem arkamdan hüngür hüngür ağlardı. en son seferde dizlerinin bağı çözülüp ceviz ağacına yaslanıp ağladığı o hali gözümün önünden gitmiyor.
4 yıl evvel onu kaybettim. o gün bugündür köye gidemiyorum. ben köye gelir gelmez saat kac olursa olsun bahçe duvarından mavi mavi bakıp " gıvırcık guzuuuum."diye fısıltıyla seslenip yanina gelince koklaya koklaya bir kere öpünce " hadi ebengil görmesin kızarlar belki, hadi git işlerini gör. sonra deden kızar kötülük eder" diyen kimsem olmayacak.
bu şarkıyı her dinleyişimde o yörük halıları beni anneannemle geçen günlerimize sürükler. koca ömründe evlâdı bile ondaki sıcaklığı çıkarıp, kollarına sarmaya zahmet etmedigi muhteşem kadın.
yırtıldık kağıt gibi ortadan...
devamını gör...
mukaddime
ar. ön söz.
sıklıkla ibn haldun'un başlı başına bir kitabı olduğu yönünde yanılgıya düşülür. aslında yine ibn haldun'un bir eseri olsa da, kitabı değil, kitâbu'l-iber adlı kitabının ön sözüdür. gerçi zamanla müstakil bir eser olarak anılmaya başladığı, hatta kendisinin dahi bunu bu şekilde kanıksadığı da doğrudur.
sıklıkla ibn haldun'un başlı başına bir kitabı olduğu yönünde yanılgıya düşülür. aslında yine ibn haldun'un bir eseri olsa da, kitabı değil, kitâbu'l-iber adlı kitabının ön sözüdür. gerçi zamanla müstakil bir eser olarak anılmaya başladığı, hatta kendisinin dahi bunu bu şekilde kanıksadığı da doğrudur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
çekilin ben geldim. çok felsefesik bir nick'im var ancak hiç öyle nick'im gibi ciddi takılmayı düşünmüyorum.
hikayesi şu; ibn sinan'ın bilinci açıklamak için ortaya attığı uçan adam metaforundan esinlenerek aldım bu nick'i.
hikayesi şu; ibn sinan'ın bilinci açıklamak için ortaya attığı uçan adam metaforundan esinlenerek aldım bu nick'i.
devamını gör...
anne ya da baba olmamaya karar vermek
çok acı bir karardır.. vermesi zor.. istikrarı ayrıca zordur..
devamını gör...
cherokee
a.b.d'nin güney doğusundaki georgia, north carolina, south carolina ve civarlarında yaşayan, iroquoi dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
kendilerine aniyunwiya deselerde, choctaw kabilesi onlara cha la kee, "dağlarda yaşayanlar" dediği için öyle adlandırıldılar. a.b.d tarihinde uygar denilen "beş kabile"den biridir.
bazen araları bozulsada genelde ingilizler, sonra a.b.d ile müttefik olup, direniş gösteren kızılderililere karşı savaşmışlardır. bazıları hristiyan olmuş, beyazlar gibi, siyah kölelere sahip olup, çiftlikler kurmuşlardır.
sequoyah adındaki bir üyeleri ilk defa kızılderili alfabesini yapmış ve incili kendi dillerinde basmıştır.
bütün bunlara rağmen 1830 yılında çıkarılan kızılderili tehcir kanunu ile, diğer kabilelerle birlikte batıya sürüldüler. 1838'de olan bu sürgün sırasında binlercesi hastalık, soğuk, açlık gibi sebeplerden öldüler ve bu yolculuğa gözyaşı yolu dediler.
bugün büyük çoğunluğu oklahoma'da, küçük gruplar halinde ise north carolina ve georgia'da yaşamaktadırlar.
kendilerine aniyunwiya deselerde, choctaw kabilesi onlara cha la kee, "dağlarda yaşayanlar" dediği için öyle adlandırıldılar. a.b.d tarihinde uygar denilen "beş kabile"den biridir.
bazen araları bozulsada genelde ingilizler, sonra a.b.d ile müttefik olup, direniş gösteren kızılderililere karşı savaşmışlardır. bazıları hristiyan olmuş, beyazlar gibi, siyah kölelere sahip olup, çiftlikler kurmuşlardır.
sequoyah adındaki bir üyeleri ilk defa kızılderili alfabesini yapmış ve incili kendi dillerinde basmıştır.
bütün bunlara rağmen 1830 yılında çıkarılan kızılderili tehcir kanunu ile, diğer kabilelerle birlikte batıya sürüldüler. 1838'de olan bu sürgün sırasında binlercesi hastalık, soğuk, açlık gibi sebeplerden öldüler ve bu yolculuğa gözyaşı yolu dediler.
bugün büyük çoğunluğu oklahoma'da, küçük gruplar halinde ise north carolina ve georgia'da yaşamaktadırlar.
devamını gör...


