günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle,gecesinde 'yarın izinliyim, at gibi uyurum' diye kafayı yastığınıza küt diyerekten vurmuş, sabahın kör saatinde de sanki telefon alarmı kurmuşsunuz gibi, en yakın denizden kilometrelerce uzakta olan yatak odanızın penceresinden içeri hücum eden, içmek istemediği ilaçlarının saati gelmiş huysuz babaanne bağırışlarına benzeyen martı çığlıklarına, uyuşuk uyuşuk gözlerinizi aralamışsınız da; sabahın ilk cümlelerini, yanınızda uzanan sevdiceğinizin ipek saçlarını okşayarak kulağına fısıldamak dururken; ''lan allahsız martılar, denizden bunca uzak coğrafyada sizin ne işiniz var? size şiir yazan şairlerin allah belasını versin'' serzenişi ile mundar etmişsiniz gibi bir günaydın değil elbet...
her seferinde, sabah suyuna oltasıyla balığa çıkmadan önce, bahçesindeki domateslerini önce sulayıp sonra yapraklarını okşayarak onlarla vedalaşan, akşamdan hanımın yaptığı çıtır börekleri, termosundaki çayla balık tutarken dilim dilim götüren, öğlene doğru tuttuğu balıkları, akşam ızgarada bir güzel çevirip kendi yaptığı rakı ile afiyetle gömen bir adamın sahil kasabası rüyası gibi ihtimali yüksek bir günaydın...
az beklentili, çok mutluluklu bir günaydın...
mümkün bir günaydın...

(görsel: kötü kedi şerafettin / martı rıfkı)
ama öyle,gecesinde 'yarın izinliyim, at gibi uyurum' diye kafayı yastığınıza küt diyerekten vurmuş, sabahın kör saatinde de sanki telefon alarmı kurmuşsunuz gibi, en yakın denizden kilometrelerce uzakta olan yatak odanızın penceresinden içeri hücum eden, içmek istemediği ilaçlarının saati gelmiş huysuz babaanne bağırışlarına benzeyen martı çığlıklarına, uyuşuk uyuşuk gözlerinizi aralamışsınız da; sabahın ilk cümlelerini, yanınızda uzanan sevdiceğinizin ipek saçlarını okşayarak kulağına fısıldamak dururken; ''lan allahsız martılar, denizden bunca uzak coğrafyada sizin ne işiniz var? size şiir yazan şairlerin allah belasını versin'' serzenişi ile mundar etmişsiniz gibi bir günaydın değil elbet...
her seferinde, sabah suyuna oltasıyla balığa çıkmadan önce, bahçesindeki domateslerini önce sulayıp sonra yapraklarını okşayarak onlarla vedalaşan, akşamdan hanımın yaptığı çıtır börekleri, termosundaki çayla balık tutarken dilim dilim götüren, öğlene doğru tuttuğu balıkları, akşam ızgarada bir güzel çevirip kendi yaptığı rakı ile afiyetle gömen bir adamın sahil kasabası rüyası gibi ihtimali yüksek bir günaydın...
az beklentili, çok mutluluklu bir günaydın...
mümkün bir günaydın...

(görsel: kötü kedi şerafettin / martı rıfkı)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ön yargı
bir dal bulmuştu kendine. sığınacak bir dal. dalın bundan haberi olmasa da o hep dala sığınmak istiyordu. daldan ise arada rüzgarın etkisiyle sesler gelse de ağzını çıt açmıyordu. (odunsu şey işte,ne bekliyoruz ki?)
canı sıkkın olduğunda dalın gölgesi altında ağlar,mutlu olduğunda kütüğüne sarılır, sevgisini güzel hissettirirdi minik. dalımız ne yapardı peki? dalına bir kuş konsa ve hareket etse yaprakları bizim küçük ilgi arsizimizin kafasına değip okşasa minik mutlu olurdu. dal,kolay kolay hareket etmezdi minik ilgi arsizina. o anca güneşe kucak açar, uçan kuşu alır koynuna, yağmuru bünyesine hapseder, diğer dalları selamlardı. sevgi ve ilgi arsizi miniğin bunlardan hiç haberi yoktu. hoş olsa da gözü görmezdi. sevgiden gözü kör olan minik "ölene kadar her gün uğrayacağım yanına",dedi dal parçasına. ılgi ve sevgi arsizi minik,hiç sıkılmadan anlattı dertlerini, mutluluklarını, yalnızlıklarını, sevgisini ve hislerini...
dağdan ses geldi de bizim dal parçasından ses gelmedi yine. bu kez de buna ağladı minik ilgi arsızı. sinirlendi. yükseldi ayak uçlarına ve dalı kopardı gövdesinden. ayaklarıyla ezdi,zıpladı üstünde. tüm sinirini çıkardı dal parçasından.
o sırada kirdigi dal parçalarının arasında,yer de gözüne çarpan bir papatya gördü. sevindi hemen ,yüzü güldü. siniri yok oldu. çünkü canını acittigi,kırdığı ve onu artık ölüme terkettigi daldan özür mahiyetinde bir hediye sandı. aldı papatyayı eline ve koştura koştura eve gitti. ilk çiçeğiydi bu daldan, ilk jestiydi dalın. hemen aldı bi küçük kaba koydu papatyayı. "her gün bakacağım sana, hiç solmayacaksın "dedi. (2 gün sonra olacaklardan habersiz...)
gelelim dal parçasına. günlerce ezilen parçaları yattı yerde. öylece kalakaldılar. yabani hayvanlar çiğnedi bazen üstünü, bazen sele kapıldı baziları. uçan kuşlar bile yüzüne bakmadı. ayni çatı altında yaşadığı diğer akran dalları bile görmezden geldi onu. ne vardi güzelce ve kolayca sevgisini hissettirebilseydi ilgi ve sevgi arsızı miniğe.
"sevgi her şeyin üstesinden gelirdi hani"? dedi dal parçası. o minik için elinden geleni yapmıştı. zor günlerinde yanında olmuştu, o mutluyken yapraklarını yeşile boyamıştı. "sen mutluysan ben de mutluyum" demişti. kötülüklerden koruyup gölgesinin altına almıştı onu. rüzgarı ikna etmeye çalışırdı ki, miniğin kafasını oksayabilsin ve ben "hep burdayım" diye bilsin ,diye. ama minik kız bunları hiç görememişti. kırmıştı dallarını, acıtmıştı canını. onu son gördüğünde elinde bi papatya ile uzaklaşmıştı yanından. en çok bu canını yapmıştı dal parçasının. (dal parçası dersin hamurunda odunluk yatıyor dersin,ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir işte. zarifligine ve naifliğine, ince düşüncesine bakar mısınız?)
üstünden bir fil ordusu geçmeden önce son kez nefes aldı ve bakındı etrafına dal parçası. gözleri son kez miniği aradı. gördüğü tek şey canının acıdığıydı. minik bir fil geçti üstünden önce. sonra diğer büyük filler. toz gibi ufalandı. minik kızın saçlarını okşamak için rüşvet verdiği rüzgar öyle bir esti ki... kendisinden geriye sadece kurumuş tek tük yaprakları kaldı.
bir dal bulmuştu kendine. sığınacak bir dal. dalın bundan haberi olmasa da o hep dala sığınmak istiyordu. daldan ise arada rüzgarın etkisiyle sesler gelse de ağzını çıt açmıyordu. (odunsu şey işte,ne bekliyoruz ki?)
canı sıkkın olduğunda dalın gölgesi altında ağlar,mutlu olduğunda kütüğüne sarılır, sevgisini güzel hissettirirdi minik. dalımız ne yapardı peki? dalına bir kuş konsa ve hareket etse yaprakları bizim küçük ilgi arsizimizin kafasına değip okşasa minik mutlu olurdu. dal,kolay kolay hareket etmezdi minik ilgi arsizina. o anca güneşe kucak açar, uçan kuşu alır koynuna, yağmuru bünyesine hapseder, diğer dalları selamlardı. sevgi ve ilgi arsizi miniğin bunlardan hiç haberi yoktu. hoş olsa da gözü görmezdi. sevgiden gözü kör olan minik "ölene kadar her gün uğrayacağım yanına",dedi dal parçasına. ılgi ve sevgi arsizi minik,hiç sıkılmadan anlattı dertlerini, mutluluklarını, yalnızlıklarını, sevgisini ve hislerini...
dağdan ses geldi de bizim dal parçasından ses gelmedi yine. bu kez de buna ağladı minik ilgi arsızı. sinirlendi. yükseldi ayak uçlarına ve dalı kopardı gövdesinden. ayaklarıyla ezdi,zıpladı üstünde. tüm sinirini çıkardı dal parçasından.
o sırada kirdigi dal parçalarının arasında,yer de gözüne çarpan bir papatya gördü. sevindi hemen ,yüzü güldü. siniri yok oldu. çünkü canını acittigi,kırdığı ve onu artık ölüme terkettigi daldan özür mahiyetinde bir hediye sandı. aldı papatyayı eline ve koştura koştura eve gitti. ilk çiçeğiydi bu daldan, ilk jestiydi dalın. hemen aldı bi küçük kaba koydu papatyayı. "her gün bakacağım sana, hiç solmayacaksın "dedi. (2 gün sonra olacaklardan habersiz...)
gelelim dal parçasına. günlerce ezilen parçaları yattı yerde. öylece kalakaldılar. yabani hayvanlar çiğnedi bazen üstünü, bazen sele kapıldı baziları. uçan kuşlar bile yüzüne bakmadı. ayni çatı altında yaşadığı diğer akran dalları bile görmezden geldi onu. ne vardi güzelce ve kolayca sevgisini hissettirebilseydi ilgi ve sevgi arsızı miniğe.
"sevgi her şeyin üstesinden gelirdi hani"? dedi dal parçası. o minik için elinden geleni yapmıştı. zor günlerinde yanında olmuştu, o mutluyken yapraklarını yeşile boyamıştı. "sen mutluysan ben de mutluyum" demişti. kötülüklerden koruyup gölgesinin altına almıştı onu. rüzgarı ikna etmeye çalışırdı ki, miniğin kafasını oksayabilsin ve ben "hep burdayım" diye bilsin ,diye. ama minik kız bunları hiç görememişti. kırmıştı dallarını, acıtmıştı canını. onu son gördüğünde elinde bi papatya ile uzaklaşmıştı yanından. en çok bu canını yapmıştı dal parçasının. (dal parçası dersin hamurunda odunluk yatıyor dersin,ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir işte. zarifligine ve naifliğine, ince düşüncesine bakar mısınız?)
üstünden bir fil ordusu geçmeden önce son kez nefes aldı ve bakındı etrafına dal parçası. gözleri son kez miniği aradı. gördüğü tek şey canının acıdığıydı. minik bir fil geçti üstünden önce. sonra diğer büyük filler. toz gibi ufalandı. minik kızın saçlarını okşamak için rüşvet verdiği rüzgar öyle bir esti ki... kendisinden geriye sadece kurumuş tek tük yaprakları kaldı.
devamını gör...
deniz salyasından kozmetik jel ve krem yapılacak
devamını gör...
kova burcu
kadınları çok tatlı, zeki olan ama erkekleri cidden itici olan burçtur.
devamını gör...
rüyaların yorumu
rüyalar insanlara gönderilen gizli mesajlardır. yorumu çok zor olur hatta imkansızdır.kişiden başka kimse anlayamaz.
devamını gör...
yaşlanmayan insan
ünlü olmayanları da mevcuttur.
hatta çoluklu çocuklu olanları da.
çünkü, çocuk açar insanı, yaşlandırmaz.
kendimden biliyorum. *
hatta çoluklu çocuklu olanları da.
çünkü, çocuk açar insanı, yaşlandırmaz.
kendimden biliyorum. *
devamını gör...
lazarus refleksi
beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerde vücudun belli bir noktasına dokunulduğunda kolların göğüste çapraz bir şekilde istemsiz olarak kapanmasına (mumya pozisyonu) verilen isimdir. omurullik tarafından kontrol edilirler.
devamını gör...
yalnızlığın anlaşıldığı anlar
duvarlarla,ağaçlarla kedilerle ve kitaplarla daha çok konuşmaya başladığın zaman.
devamını gör...
topkapı sarayı
(bkz: fatih sultan mehmet) tarafından 1478 yılında yaptırılmış, abdülmecid'in dolmabahçe sarayı'nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene boyunca devletin idare merkezi ve osmanlı padişahlarının resmi ikametgahı olmuştur.
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
kardeş sevgisi.
devamını gör...
normal sözlük hunidaşlar kulübü
kusura bakmayın ama benim bu kulübe başkan olmam lazım. *
devamını gör...
sır tutmayı başaramayan arkadaş
sır tek kişiliktir. bu sebeple kimse ile sırrınızı paylaşamayınız dediğim başlıktır.
devamını gör...
dubaracı
kibar ve nahif bir yazarımız.
devamını gör...
yiğit özgür'ün karikatürlerine telif atması
ilk başta kaldırması için uyarı yapması gerekiyor. polislerinde ifadeye falan alması şaka gibi gerçekten. görmemişin karikatürü olmuş diyesi geliyor insanın. gece gece günaha sokacaklar.*
devamını gör...
adamlar
en sevdiğim müzik grubudur. her şarkısı ayrı bir güzeldir. konseri olsa da gitsek.
devamını gör...
adalet denilince akla gelen şeyler
yeminle aklima bir sey gelmedi. konuya o derece uzak kalmışız yani.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
çok ince sesiniz varsa ve minyon bi insansanız çocuk sanıyorlar ey dostlar kaçıncı sınıfa gidiyorsun kızım diyenleri gördü bu gözler diyemedim ben arapça hocasıyım ne sınıfı ben kendim ders anlatıyorum diye (kısacası sesin ince olduğu için biraz muzdaripim)
devamını gör...
domestic hıyar
haydaaa 3 gün sözlüğe girmedim sevdiğim yazarlar tek tek gitmiş. noluyor abicim? bırakıp gidiyorsunuz tek tek üzüyorsunuz beni.
yolun açık olsun umarım geri dönersin.
yolun açık olsun umarım geri dönersin.
devamını gör...
yabancı
alber camus'nün başyapıtı olan kitap. camus bu kitabında da aslında varoluşçu felsefe ve kendi felsefesini bizlere roman yoluyla anlatmıştır. camus yaşamın çok fazla ciddiye alındığından ötürü varoluşsal sancılar çekildiğini, yaşamın da intiharın da absürd olduğunu bir çok eserinde bizlere anlatmaya çalışmıştır. bu kitapta kahramanımız meursault adında bir fransız'dır. hayatı umursamayan, kayıtsız, işiyle evi arasında yaşayan, apartmanındaki komşularına bile kayıtsız bir adamdır. o kadar umursamazdı ki annesinin ölümünden bahsederken: bugün annem öldü belki de dün, bilmiyorum. diye bahsederer. sıkılıyordur. bir gün hiç alakası olmayan bir durumda bir cinayete karışır ve cezayir'li bir arap'ı öldürür. sonrasındaki yargı süreci inanılmazdır. idamla yargılanır. hakim cinayetten çok annesinin ölümüne ve yaşamına kayıtsızlığına odaklanır. o ki sanki cinayet işlemesi değil de bu umursamazlığı yargılanır mahkemede. bu sebeple idam karşıtlığı çerçevesinde de değerlendirilmiştir yayınlandığı dönemde. varoluşçu felsefeye ilgi duyanların yabancı'yı ve camus'nün diğer kitaplarını -özellikle sisfos söyleni- mutlaka okumalarını öneririm. kitapta kendisine bile yabancı olan bir adamın hayat karşısında ne kadar yabancı olabileceğini ne kadar yabancılaşabileceğini göreceksiniz.
ülkemizde zeki demirkubuz kitaptan etkilenerek ve esinlenerek "yazgı" filmini yapmıştır. zeki demirkubuz da varoluşçu felsefeden çok etkilenen yönetmenlerimizden.
ülkemizde zeki demirkubuz kitaptan etkilenerek ve esinlenerek "yazgı" filmini yapmıştır. zeki demirkubuz da varoluşçu felsefeden çok etkilenen yönetmenlerimizden.
devamını gör...
magic mushroom
etken madde olarak psilosibin içeren ve zehirleyerek etkisini gösteren bir tür mantar. yanlışlıkla bu mantarı tüketen saf bir anadolu ailesinin dramını şurdan okuyabilirsiniz. www.kibrisgazetesi.com/duny...
devamını gör...