normal sözlük yazarlarının ilk bisikletleri
"hayat bisiklete binmek gibidir. dengede kalmak için, hareket etmeye devam etmen gerekir." demiştir einstein. bisiklet, hepimizin hayatında büyük önem arz etmekle birlikte çok farklı duygular oluşturmuştur. özellikle çocukken sahip olduğumuz ilk bisiklet, ilk pedallar, ilk yokuş, ilk fren, annenin-babanın bisikletinden elini çektiği ve özgürce sürdüğün ilk an... tarifi imkansız duygular uyandırıyor hala. bu başlığı açma nedenim de yazarların ilk bisikletlerine dair duygu ve düşüncelerini merak etmekle birlikte, ilk bisikletlerini hatırlıyorlar mı? nasıl bir şeydi? merak ediyorum.
benim ilk bisikletim bianchi markaydı, arkasında 2 tane destek tekeri olmakla birlikte, halk arasında "4 tekerli" diye adlandırılan modeldi. babam o dönem kız kardeşime altın almıştı, bana da bu bisikleti getirmişti. ikisinin fiyatı o dönem eş değerdi. hiç unutmam, babam omzunda o bisikletle kapıda göründüğü an, o bisikletin benim olduğunu bilmiş ve heyecandan ne yapacağımı bilmemiştim. e sonuçta ben de büyüyor, bisiklet sahibi oluyordum. belki de babam ve annem bir gün bisikletimden ellerini çekerdi ve ben de özgürce sürebilirdim...
benim ilk bisikletim bianchi markaydı, arkasında 2 tane destek tekeri olmakla birlikte, halk arasında "4 tekerli" diye adlandırılan modeldi. babam o dönem kız kardeşime altın almıştı, bana da bu bisikleti getirmişti. ikisinin fiyatı o dönem eş değerdi. hiç unutmam, babam omzunda o bisikletle kapıda göründüğü an, o bisikletin benim olduğunu bilmiş ve heyecandan ne yapacağımı bilmemiştim. e sonuçta ben de büyüyor, bisiklet sahibi oluyordum. belki de babam ve annem bir gün bisikletimden ellerini çekerdi ve ben de özgürce sürebilirdim...
devamını gör...
nedensinirliolduğubilinmeyenadamınkarısı
kocasının neden sinirli olduğunu bir türlü anlayamayan yazar adayı çaylak. nickine bugün birkaç kere rastlayıp, yazdığı entrylerde, sonuna kocasının sinirini de eklemesiyle beni fazlaca güldürdüğü için, kayıtsız kalamadım, nickaltı açılışını yapmak istedim. belki de bugün benim gülesim bolmuş.
o zaman hoş gelmiş aramıza.*
o zaman hoş gelmiş aramıza.*
devamını gör...
silent hill 2
bir korku başyapıtı olan kült oyun. atmosferinden müziklerine, harikulade kurgusuna, sanat tasarımından ikonikleşmiş pyramid head'ine kadar her şeyiyle hak ettiği değeri gören bir efsane.
bence sadece iki sorunu var, o da kontrollerinin eskimiş olması ve kamera açılarının bazen insanı çıldırtması ama bunlar da zamanına göre beklendik şeyler olduğu için göz ardı edilebilir. yine grafikleri zamanına göre gayet başarılı.
başından sonuna kadar sembolizme bulanmış bir oyun aynı zamanda. spoiler vermek istemediğimden detaya girmiyorum ancak oyunda görülen her düşmanın, her mekanın var olmak için mantıklı bir nedeni var. bunlar da çok güzel bir plot twist ile açıklanıyor zaten.
bunların dışında akira yamaoka'nın hazırladığı soundtrack gerçekten muhteşem, oyunla bu kadar uyumlu olabilirdi diyeyim. ambient ağırlıklı ama yer yer trip-hop, shoegaze, noise rock etkileri görmek de mümkün.
uzun lafın kısası kontrolleri dışında oynamamak için bir neden bulmak zor. bir remake çok iyi giderdi ama konami kendince daha önemli işlerle meşgul olduğundan dolayı yakın zamanda görme ihtimalimiz yok gibi maalesef.
bence sadece iki sorunu var, o da kontrollerinin eskimiş olması ve kamera açılarının bazen insanı çıldırtması ama bunlar da zamanına göre beklendik şeyler olduğu için göz ardı edilebilir. yine grafikleri zamanına göre gayet başarılı.
başından sonuna kadar sembolizme bulanmış bir oyun aynı zamanda. spoiler vermek istemediğimden detaya girmiyorum ancak oyunda görülen her düşmanın, her mekanın var olmak için mantıklı bir nedeni var. bunlar da çok güzel bir plot twist ile açıklanıyor zaten.
bunların dışında akira yamaoka'nın hazırladığı soundtrack gerçekten muhteşem, oyunla bu kadar uyumlu olabilirdi diyeyim. ambient ağırlıklı ama yer yer trip-hop, shoegaze, noise rock etkileri görmek de mümkün.
uzun lafın kısası kontrolleri dışında oynamamak için bir neden bulmak zor. bir remake çok iyi giderdi ama konami kendince daha önemli işlerle meşgul olduğundan dolayı yakın zamanda görme ihtimalimiz yok gibi maalesef.
devamını gör...
hımar
islam öncesi arabistan'da yaşayan putperest, musevi, hıristiyan erkek ve kadınların başlarından aşağı sarkan geleneksel bir örtüdür. islam'ı kabul eden bölge insanlarının da başındadır bu örtü. hem başa güneş geçmesini , hem de ağız, göz, burun ve kulaklara toz, kum kaçmasını engellemek için kullanılır. islamiyet kabul edilince, göğüs bölgesi açık olan kadınların hımarla örtmeleri buyurulmuş.
devamını gör...
en çabuk unutulan şey
zahmetsiz elde edilen herşey
devamını gör...
yazarların uğraştığı sanat dalları
bana emanet edilen minicik 7 yaşları 4 yıl boyunca şekillendirmeye çalışıyorum. sonra onlar büyüyüp meslek sahibi oluyorlar.hatta bazıları ilk maaşlarıyla bir şekilde çalıştığım kurumu bulup çiçek gönderiyorlar ve ben başarılarına her tanık oluşumda şükrediyorum mesleğime.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çizimleri
kağıda ev çizsem kağıt dile gelir ağlar.
isterseniz denemeyelim.
isterseniz denemeyelim.
devamını gör...
türkiye'de tartışma kültürü
- başlarım böyle işe yaa
+ n'oldu lan
- yaa daha n'olsun bi başlık var sürekli karşıma çıkıyor, sinir oldum
+ hangi başlık ya
- ya yok mu şu türkiye'de tartışma kültürü başlığı, kim açtıysa artık
+ haa şu başlık, benim de her gün karşıma çıkıyor. n'olmuş ki o başlığa
- abi gıcık oldum her gün her gün karşıma çıkıyor, bu yazarlar da ne buluyorsa o başlıkta
+ sen de... ne var işte insanlar fikirlerini paylaşıyorlar
- paylaşmasınlar abi, hem sıkılmıyorlar mı aynı başlığı her gün hortlatmaktan
+ olum hasta mısın lan? salak salak konuşma! sen de her gördüğünde o başlığa yazmak istemiyor musun, hatta çok daha fazlasını istiyorsun hadi itiraf et
- şimdi orasını karıştırma
+ ne demek karıştırma, sen de işine gelmeyince orasını karıştırma diyorsun, olacak şey değil
- sen de başımıza rasyonel kesildin iyice, bi yürü git!
+ ne demek lan yürü git, aklını başına topla!
- ya sanki sen her zaman mantığınla hareket ediyormuşsun gibi, bi de kalkmış bana akıllı ol diyorsun. kabahat senle paylaşanda zaten
+ sen böyle değildin
- böyleydim tabi, her zaman da böyleydim, bir türlü kabullenemedin zaten. sen beni ne zannediyorsun ya
+ bu konuyu sonra konuşalım dostum olur mu?
- işine gelmedi mi yoksa!
bizimkiler hakaret etmeden tartışamadılar gördüğünüz gibi.
tdk'ya göre tartışmanın birinci anlamı karşıt düşüncelerin karşılıklı savunulması.
ikinci anlamı ise karşılıklı ağır sözlerle yapılan ağız dalaşı, münakaşa.
aslında kelimenin ikinci anlamıyla tam bir tartışma ülkesiyiz. fikirlerin savunulması ise çok gerilerde kaldı. hayal meyal bir şeyler hatırlıyor gibiyim.
bana sorarsanız tartışma kelimesi hepten kullanımdan kalkmalı.
kelime kökü tartmak.
siz bir fikri başka bir fikre karşı savunacaksanız, her iki fikri de iyi tartmalısınız. ağırlıklarını iyi hissetmelisiniz.
yani söz konusu fikirlere nüfuz etmeniz gerekir. aksi halde tartı yanlış şeyler gösterir.
diyelim nüfuz ettiniz ve gerçekten anladınız her iki fikri de ve diyelim ki çok iyi bir tartışma geçti ve haklı çıktınız.
tatmin oldunuz mu? evet. karşıt fikre galebe çalmış oldunuz. insansınız sonuçta haklı bir gurur yaşadınız falan.
ama ne değişti? koca bir hiç.
tüm türkiye artık sizin gibi mi düşünüyor? yoo. herkes kendi dalgasında, her zamanki gibi.
bu tartışmak dediğimiz şey tam manasıyla yapılmak istendiğinde zaten tarafgirlik hissi doğal olarak azalır.
çünkü bir fikre nüfuz edebilmeniz için bir kere önyargılarınızdan kurtulmanız, o fikir ve mensuplarıyla empati kurmanız falan lazım.
tanrısal bir bakış açısıyla yaklaşmanız lazım yani. yoksa başka türlü tartabileceğinizi zannetmiyorsunuz herhalde değil mi?
halbuki ne kadar da emindiniz tartışırken, hakikatin yılmaz bir savunucusuydunuz. ama hiç şüphe etmediniz kendinizden.
ihtiyacımız olan şey tartışmak değil, asırlardır tartışıyoruz bi halta yaramadı.
o yüzden allah belasını versin bu kelimenin.
bize başka bir şey lazım; ele almak gibi, fikir paylaşmak gibi saygı duymak gibi.
+ n'oldu lan
- yaa daha n'olsun bi başlık var sürekli karşıma çıkıyor, sinir oldum
+ hangi başlık ya
- ya yok mu şu türkiye'de tartışma kültürü başlığı, kim açtıysa artık
+ haa şu başlık, benim de her gün karşıma çıkıyor. n'olmuş ki o başlığa
- abi gıcık oldum her gün her gün karşıma çıkıyor, bu yazarlar da ne buluyorsa o başlıkta
+ sen de... ne var işte insanlar fikirlerini paylaşıyorlar
- paylaşmasınlar abi, hem sıkılmıyorlar mı aynı başlığı her gün hortlatmaktan
+ olum hasta mısın lan? salak salak konuşma! sen de her gördüğünde o başlığa yazmak istemiyor musun, hatta çok daha fazlasını istiyorsun hadi itiraf et
- şimdi orasını karıştırma
+ ne demek karıştırma, sen de işine gelmeyince orasını karıştırma diyorsun, olacak şey değil
- sen de başımıza rasyonel kesildin iyice, bi yürü git!
+ ne demek lan yürü git, aklını başına topla!
- ya sanki sen her zaman mantığınla hareket ediyormuşsun gibi, bi de kalkmış bana akıllı ol diyorsun. kabahat senle paylaşanda zaten
+ sen böyle değildin
- böyleydim tabi, her zaman da böyleydim, bir türlü kabullenemedin zaten. sen beni ne zannediyorsun ya
+ bu konuyu sonra konuşalım dostum olur mu?
- işine gelmedi mi yoksa!
bizimkiler hakaret etmeden tartışamadılar gördüğünüz gibi.
tdk'ya göre tartışmanın birinci anlamı karşıt düşüncelerin karşılıklı savunulması.
ikinci anlamı ise karşılıklı ağır sözlerle yapılan ağız dalaşı, münakaşa.
aslında kelimenin ikinci anlamıyla tam bir tartışma ülkesiyiz. fikirlerin savunulması ise çok gerilerde kaldı. hayal meyal bir şeyler hatırlıyor gibiyim.
bana sorarsanız tartışma kelimesi hepten kullanımdan kalkmalı.
kelime kökü tartmak.
siz bir fikri başka bir fikre karşı savunacaksanız, her iki fikri de iyi tartmalısınız. ağırlıklarını iyi hissetmelisiniz.
yani söz konusu fikirlere nüfuz etmeniz gerekir. aksi halde tartı yanlış şeyler gösterir.
diyelim nüfuz ettiniz ve gerçekten anladınız her iki fikri de ve diyelim ki çok iyi bir tartışma geçti ve haklı çıktınız.
tatmin oldunuz mu? evet. karşıt fikre galebe çalmış oldunuz. insansınız sonuçta haklı bir gurur yaşadınız falan.
ama ne değişti? koca bir hiç.
tüm türkiye artık sizin gibi mi düşünüyor? yoo. herkes kendi dalgasında, her zamanki gibi.
bu tartışmak dediğimiz şey tam manasıyla yapılmak istendiğinde zaten tarafgirlik hissi doğal olarak azalır.
çünkü bir fikre nüfuz edebilmeniz için bir kere önyargılarınızdan kurtulmanız, o fikir ve mensuplarıyla empati kurmanız falan lazım.
tanrısal bir bakış açısıyla yaklaşmanız lazım yani. yoksa başka türlü tartabileceğinizi zannetmiyorsunuz herhalde değil mi?
halbuki ne kadar da emindiniz tartışırken, hakikatin yılmaz bir savunucusuydunuz. ama hiç şüphe etmediniz kendinizden.
ihtiyacımız olan şey tartışmak değil, asırlardır tartışıyoruz bi halta yaramadı.
o yüzden allah belasını versin bu kelimenin.
bize başka bir şey lazım; ele almak gibi, fikir paylaşmak gibi saygı duymak gibi.
devamını gör...
küfürbaz
sövgücü anlamına gelir. günlük hayatının vazgeçilmez öğesidir çoğu insan için. ne kadına ne de erkeğe hiç yakıştıramam. yapmayın, etmeyin hocam.
devamını gör...
salvadore (yazar)
epeycesene sevdiğim değerli türk şair, yazar, manken, düşünür, pembe bir battaniye ve sosyopattır.
kendisiyle her gün düzenli olarak oyun oynarız. araya 6-7 saat koyunca yoksunluk belirtisi gösterip işi gücü bırakıp oyun oynamaya başlıyoruz. neyin kafasını yaşıyoruz onu da bilemiyorum. ne zaman kazansam arıyorum deli kadınlar gibi kahkahalar atıyorum, 4 dakika boyunca gülüyorum, olabildiğine sesli şekilde bu zaferi kutluyorum. ancak kendisi ne zaman yeniyor gibi olsa karnım ağrıyor, başım ağrıyor ya da ağzımdan kan geliyor bir dakika bahaneleri ile oyundan çıkıyorum ve ortadan kayboluyorum. saatlerce içime kapanıyorum. yenilmeye 5 gr tahammülüm varsa kendisine yenilmeye tahammülüm hiç yok. hırsımı alamayıp tartışmak için aradığım zaman telefonu "bekle teslim oluyorum" diye açıp zaferden vazgeçen bir komutandır. daha dün benimle hayvan gibi alay etti aha yenilirim bile demez, akıllı adamdır, dırdır ile uğraşmaz. lütfen abiiiii lütfen teslim olun, hadi be abbi diye yalvartabileceğini bildiği halde hiç o toplara girmez. bu nedenle pembe bir battaniyedir.
durup dururken garip garip laflar soktuğu, aynı anda iki işe birden odaklanamadığı için arayanı telefonun bir ucunda unuttuğu, basit bir yemek tarifini dinleyerek asla yapamadığı, kafası bir başka âlemde yaşadığı ve bir noktadan sonra (6-7 gün uğraşıp) sinirleri oynatıp tartışma başlattığı zaman telefonun ucundan sinsi sinsi güldüğü için sosyopattır.
pembe bir battaniyelik ve sosyopatlık arasında geçirdigi yaşamında başarılar diliyorum değerli dostuma. umarım bir gün kullandığı maddeyi hepimiz ile paylaşır çünkü herkesin bu kafaya ihtiyacı var.
hoşşa ğal.
kendisiyle her gün düzenli olarak oyun oynarız. araya 6-7 saat koyunca yoksunluk belirtisi gösterip işi gücü bırakıp oyun oynamaya başlıyoruz. neyin kafasını yaşıyoruz onu da bilemiyorum. ne zaman kazansam arıyorum deli kadınlar gibi kahkahalar atıyorum, 4 dakika boyunca gülüyorum, olabildiğine sesli şekilde bu zaferi kutluyorum. ancak kendisi ne zaman yeniyor gibi olsa karnım ağrıyor, başım ağrıyor ya da ağzımdan kan geliyor bir dakika bahaneleri ile oyundan çıkıyorum ve ortadan kayboluyorum. saatlerce içime kapanıyorum. yenilmeye 5 gr tahammülüm varsa kendisine yenilmeye tahammülüm hiç yok. hırsımı alamayıp tartışmak için aradığım zaman telefonu "bekle teslim oluyorum" diye açıp zaferden vazgeçen bir komutandır. daha dün benimle hayvan gibi alay etti aha yenilirim bile demez, akıllı adamdır, dırdır ile uğraşmaz. lütfen abiiiii lütfen teslim olun, hadi be abbi diye yalvartabileceğini bildiği halde hiç o toplara girmez. bu nedenle pembe bir battaniyedir.
durup dururken garip garip laflar soktuğu, aynı anda iki işe birden odaklanamadığı için arayanı telefonun bir ucunda unuttuğu, basit bir yemek tarifini dinleyerek asla yapamadığı, kafası bir başka âlemde yaşadığı ve bir noktadan sonra (6-7 gün uğraşıp) sinirleri oynatıp tartışma başlattığı zaman telefonun ucundan sinsi sinsi güldüğü için sosyopattır.
pembe bir battaniyelik ve sosyopatlık arasında geçirdigi yaşamında başarılar diliyorum değerli dostuma. umarım bir gün kullandığı maddeyi hepimiz ile paylaşır çünkü herkesin bu kafaya ihtiyacı var.
hoşşa ğal.
devamını gör...
en sevdiğin kişinin en sevdiği olmamak
can acıtan bir durum. zaten olabilitesi zordur ama olsa ne güzel olur.
devamını gör...
şaka maka evlenme yaşımızın gelmesi
benim neden bundan habrim yok diye düşündüren başlık. age 30 sjsjsjsj.
devamını gör...
aa
gizlice whatsapp profiline falan bakılacak kişiyi kaydetme şekli.
genelde ilk a büyük olur ve profile bakılır bakılmaz numara silinir. z kuşağının yarısı yapmıştır bunu, net söylüyorum. ben de yaptım da, ben cc diye kaydetmiştim. *
genelde ilk a büyük olur ve profile bakılır bakılmaz numara silinir. z kuşağının yarısı yapmıştır bunu, net söylüyorum. ben de yaptım da, ben cc diye kaydetmiştim. *
devamını gör...
engelli bir kadınla evlenen erkek
engelsiz bir kadınla evlendikten sonra evlendiği kişinin hiçbir zaman engelli olmayacağına dair kontrat imzalamış erkeklerin karşılaşmayacağı durum.
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
.
.
.
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
-didem madak-
.
.
.
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
-didem madak-
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
''nereye gitmek istiyorum ki. nereye gidebilirim ki. sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi?''
tezer özlü.
tezer özlü.
devamını gör...
hızlı konuşan insan
başkalarına karşı "hızlı söyleyen ben değilim, yavaş dinleyen sizlersiniz" deme isteği duyan insan.
(bkz: ceza)
her ne kadar zamanla biraz azaltmış olsam da hızı, bu özellik bende mevcut. tabi ki can sıkıcı olabiliyor; karşımdaki için de, benim için de... anlayamayan kişi zaten zorlanıp gıcık olurken, konuşan kişi için de ne söylediğini sürekli tekrar etmek zorunda kalmak can sıkıcı oluyor bazen. sanırım en rahat yapacağım işlerden biri spor spikerliği.
fakat bu durum insanın çok da elinde olan bir şey değil. o nedenle kızmayın, dalga geçmeyin ya da benzer şeyler yapmayın.
çok fazla düşüncenin ağızdan aynı anda, hep birlikte çıkma isteği duyması olabilir bunun nedeni. laf kalabalığı yapan insanların bir özelliği olabileceği gibi çok fazla şeyi aynı anda düşünen gayet normal insanlarda da görülebilir.
barış manço güzel bir örnektir. genellikle çoğu insana kıyasla gayet hızlı konuşur.
(bkz: ceza)
her ne kadar zamanla biraz azaltmış olsam da hızı, bu özellik bende mevcut. tabi ki can sıkıcı olabiliyor; karşımdaki için de, benim için de... anlayamayan kişi zaten zorlanıp gıcık olurken, konuşan kişi için de ne söylediğini sürekli tekrar etmek zorunda kalmak can sıkıcı oluyor bazen. sanırım en rahat yapacağım işlerden biri spor spikerliği.
fakat bu durum insanın çok da elinde olan bir şey değil. o nedenle kızmayın, dalga geçmeyin ya da benzer şeyler yapmayın.
çok fazla düşüncenin ağızdan aynı anda, hep birlikte çıkma isteği duyması olabilir bunun nedeni. laf kalabalığı yapan insanların bir özelliği olabileceği gibi çok fazla şeyi aynı anda düşünen gayet normal insanlarda da görülebilir.
barış manço güzel bir örnektir. genellikle çoğu insana kıyasla gayet hızlı konuşur.
devamını gör...


