ivanmilinski
biraz irdelesek akraba çıkabileceğimiz takibimde olan yazardır, yazmalıdır. zira güldürüyor baya.*
devamını gör...
unutulmayan kitap başlangıç cümleleri
bazı kitaplar ilk cümleden içine alır sizi. sizin ilk cumlesine vurulduğunuz kitaplar hangileriydi?
benimki;
birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi.
aylak adam/ yusuf atılgan
benimki;
birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi.
aylak adam/ yusuf atılgan
devamını gör...
güçlü kadın
güçlü olmak çok yüceltilen bir kavram. bazen insan sadece hissettiği gibi davransa daha iyi olmaz mı diyorum.? sonra kendine gelip, çözmen gereken bir sürü sorunu görünce zorunlu olarak ayağa kalkıyorsun.
hayatta eyvallahı olmayan kadındır. çoğundan, toplumsal cinsiyet rollerine aykırı davrandiğı için korkulur.
hayatta eyvallahı olmayan kadındır. çoğundan, toplumsal cinsiyet rollerine aykırı davrandiğı için korkulur.
devamını gör...
yabancıdan gelen gülümseme
çok küçük bir şeydir ama her daim modunuzu yükseltir, bir şekilde iyi hissetmenizi sağlar. gününüz neşeyle geçer.
devamını gör...
kadın gibi ağlama
sadece kadınların ağladığını ve bunun bir zayıflık olduğunu düşünen cahil varlıkların kurduğu, cinsiyetçiliğin dibini sıyıran cümle
devamını gör...
selena
selena'nın kızlara iyilik yaparken diğerlerine kötülük yaptığını fark ettiğimden beri gözümden düşen dizi.
devamını gör...
nüfus artış hızı
bu özelliği yüksek olan ülkeler genelde az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerdir. genç sayısı fazladır. genellikle tarım ile uğraşırlar. bu özelliği düşük olan ülkeler ise genellikle gelişmiş, sosyo-ekonomik durumu yüksek olan ülkelerdir. bu gelişmiş ülkelerin çoğu, nüfus artış hızını artırıcı politikalar izlemektedirler. hatta bu ülkelerin bir çoğu çocuğu olan veya çocuk yapmayı düşünen ailelere belli tutarda ayni ve nakdi teşvik verirler.
devamını gör...
tanışmak istenen ölmüş yazarlar
albert camus ve oğuz atay ile tanışmak isterdim.
devamını gör...
geceye enstrümantal bir parça bırak
evgeny grinko-field.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
şarkının klibini izleyip gülümsememek elde değil. gülümseyin dostlar, çekiyorummm.
anlarım ki sonbaharsın, şimdi boş sokakların...
anlarım ki sonbaharsın, şimdi boş sokakların...
devamını gör...
protetik diş tedavisi
diş hekimliğinin alt bilim dalı. adından da anlaşılacağı gibi, diş protezlerinin yapımı ve kullanımıyla ilgilidir.
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
uzun zaman deli gibi merak ederken şimdi anında görebildiğim yazardır kendisi. hepsini ayrı ayrı sevdiğimi söylemeliyim.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
"başkaları gitmiş olur gidince,
bir sen yakınsın uzakta kalınca..."
devamını gör...
predestination
neresinden tutulursa tutulsun elde kalan film. bug'ları görmezden gelirsek bir şeyler oluyor gibi oluyor ama yine oldurulamıyor. keyifli vakit geçirmiştim şahsen izlerken, orası ayrı.
şimdi,
--! spoiler !--
ilk olarak filmin ilk yarısındaki sahnelerden birinde kendi kuyruğunu yiyen yılandan bahsediyor karakterimiz (uroboros), bu da izleyicide direkt bir sonsuz paradoks-döngü ışıklarını yakıyor. zaten ardından gelen bir 'tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan' muhabbetiyle 90'dan çakıyorlar filmin mesajını.
bir paradoksun oluşabilmesi için başlangıç noktası şarttır ilkesini ele alarak filmdeki karakterin başlangıç noktasını göremediğimizi belirtmek isterim. zaten izleyicinin tüm filmi anladıktan sonra kalakaldığı tek soru bu. ''peki jane'in asıl anne babası kim?'' senaryoda izleyici bu soruya takılı kalmasın diye ''zaman makinesi falanca yıldan ötesine gidemiyor'' gibi bir cevap verilmiş. yani biz (zaman ajanıyla birlikte) ancak jane'in sadece yetimhane kapısına bırakıldığı güne gidebiliyoruz. öncesi yok. fakat bu durumda tanrı(?) tarafından jane şak diye bu paradoksa dışarıdan kondurulmadıysa, bizim görmediğimiz bir anne babası varsa işin içine biyoloji girer ve kendi kendiyle birlikte olarak doğurduğu çocuk yine kendisi olamaz. sonuçta rastlantısal olarak spermler seçiliyor ve yumurtada dölleniyor. doğan bebeğin de jane/john olması çok abuk. eğer ki jane'in kendinden ayrı bir anne babası yoksa bu paradoksa dışarıdan dahil edildi demektir. ya da film zaten bunun imkansızlığı üzerine kurulmuştur kim bilir... yani filmin belirmesinin sebebi bu çıkmazdır belki de. ya da ben azla eksiğim birleştiremiyorum, pek mümkün.
şuna da değinelim. bay robertson, ajanımıza/barmene zamanda yaptığı her yolculukta yaptığı küçük değişiklikler olduğunu
ama sonucun değişmediğini söylüyordu bir sahnede, ya da buna benzer bir şeydi her neyse; jane/john/barmen/bombacı ne yaparsa yapsın kaderini değiştiremiyor. kendisine son derece obsesif şekilde aşık. seçme şansı olduğunu bilmesine rağmen geçmişe her gidişinde kendisine aşık oluyor, kendisiyle birlikte oluyor ve kendisini yeniden doğuruyor. filmin sonuna doğru bombacı kütüphanedeki kızla ilişki yaşamaya çalıştığını denediğini ancak kızın bunu kaldıramadığını yürümediğini söylüyor. çünkü kendisinden başka kimseye birlikte olamamakta... "the only thing that i know for sure is that you are the best thing that's ever happened to me. i miss you dreadfully" diyor adam kendisi için, daha ne desin. yani buradan da geçmişe yolculuklarda ne kadar değişim yapmaya çalışırsa çalışsın filmde sonucun değişmeyeceğini alıyoruz. örneğin o süreçte bir yerlerde adamın (john'un) yüzü yanıyor, yüz nakli yapılıyor vs fakat süreçteki değişiklik sonucu etkilemiyor. karakter yine bir şekilde geçmişe döndüğünde kendisiyle tanışıyor, kendisine aşık oluyor, kendisini hamile bırakıyor, kendisini doğuruyor ve geçmişe dönüp kendisini yetimhaneye bırakıyor.
--! spoiler !--
anası babası zamanında sahip çıkmamış işte bak ne hale gelmiş yavrucak.
böyle şeyler izlemeyin.
gidip ders falan çalışın
bye.
şimdi,
--! spoiler !--
ilk olarak filmin ilk yarısındaki sahnelerden birinde kendi kuyruğunu yiyen yılandan bahsediyor karakterimiz (uroboros), bu da izleyicide direkt bir sonsuz paradoks-döngü ışıklarını yakıyor. zaten ardından gelen bir 'tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan' muhabbetiyle 90'dan çakıyorlar filmin mesajını.
bir paradoksun oluşabilmesi için başlangıç noktası şarttır ilkesini ele alarak filmdeki karakterin başlangıç noktasını göremediğimizi belirtmek isterim. zaten izleyicinin tüm filmi anladıktan sonra kalakaldığı tek soru bu. ''peki jane'in asıl anne babası kim?'' senaryoda izleyici bu soruya takılı kalmasın diye ''zaman makinesi falanca yıldan ötesine gidemiyor'' gibi bir cevap verilmiş. yani biz (zaman ajanıyla birlikte) ancak jane'in sadece yetimhane kapısına bırakıldığı güne gidebiliyoruz. öncesi yok. fakat bu durumda tanrı(?) tarafından jane şak diye bu paradoksa dışarıdan kondurulmadıysa, bizim görmediğimiz bir anne babası varsa işin içine biyoloji girer ve kendi kendiyle birlikte olarak doğurduğu çocuk yine kendisi olamaz. sonuçta rastlantısal olarak spermler seçiliyor ve yumurtada dölleniyor. doğan bebeğin de jane/john olması çok abuk. eğer ki jane'in kendinden ayrı bir anne babası yoksa bu paradoksa dışarıdan dahil edildi demektir. ya da film zaten bunun imkansızlığı üzerine kurulmuştur kim bilir... yani filmin belirmesinin sebebi bu çıkmazdır belki de. ya da ben azla eksiğim birleştiremiyorum, pek mümkün.
şuna da değinelim. bay robertson, ajanımıza/barmene zamanda yaptığı her yolculukta yaptığı küçük değişiklikler olduğunu
ama sonucun değişmediğini söylüyordu bir sahnede, ya da buna benzer bir şeydi her neyse; jane/john/barmen/bombacı ne yaparsa yapsın kaderini değiştiremiyor. kendisine son derece obsesif şekilde aşık. seçme şansı olduğunu bilmesine rağmen geçmişe her gidişinde kendisine aşık oluyor, kendisiyle birlikte oluyor ve kendisini yeniden doğuruyor. filmin sonuna doğru bombacı kütüphanedeki kızla ilişki yaşamaya çalıştığını denediğini ancak kızın bunu kaldıramadığını yürümediğini söylüyor. çünkü kendisinden başka kimseye birlikte olamamakta... "the only thing that i know for sure is that you are the best thing that's ever happened to me. i miss you dreadfully" diyor adam kendisi için, daha ne desin. yani buradan da geçmişe yolculuklarda ne kadar değişim yapmaya çalışırsa çalışsın filmde sonucun değişmeyeceğini alıyoruz. örneğin o süreçte bir yerlerde adamın (john'un) yüzü yanıyor, yüz nakli yapılıyor vs fakat süreçteki değişiklik sonucu etkilemiyor. karakter yine bir şekilde geçmişe döndüğünde kendisiyle tanışıyor, kendisine aşık oluyor, kendisini hamile bırakıyor, kendisini doğuruyor ve geçmişe dönüp kendisini yetimhaneye bırakıyor.
--! spoiler !--
anası babası zamanında sahip çıkmamış işte bak ne hale gelmiş yavrucak.
böyle şeyler izlemeyin.
gidip ders falan çalışın
bye.
devamını gör...
şaka maka evlenme yaşımızın gelmesi
devamını gör...
gömülü 20'lik diş
insanların gün geçtikçe daha yumuşak parçalanmış şeyler yemeye başlaması evrimsel olarak çene kemiklerinin küçülmesine ve bu da yirmilik dişlerin gömülü kalmasına neden oluyor. yani ilkel insanların yirmilik diş derdi yoktu ve yapısal olarak faydasız değil bu diş. biz tüketimlerimizle doğal yaşamdan, özümüzden kaçışımızla farkında olmadan vücudumuzda deformasyonlara yol açıyoruz. ardından da aslında büyük bir görevi olan ancak bunu gerçekleştiremeyen zavallı dişe çatıyoruz. neymiş efendim bir işe yaramıyormuş. vücudumuzdaki her organın bir işlevi, bir faydası vardır bunu sakın unutmayın. vücudunuzu sevin. dişlerinize laf söylemeyin, söylettirmeyin.
not: insanların çok büyük bir kısmında gömülü diş oluşumunun nedeni yukarıda anlattığım gibi olmasına karşın; anne ve babadan aktarılan genetik farklılıklar nedeniyle, diş kemik boyutu uyuşmazlıklarına bağlı olarak,
raşitizm, rickets (ca metabolizması bozukluğu), endokrin hastalıklar, anemi, tüberküloz, konjenital sifiliz, akondroplazi, progeria,malnütrisyon, cleido-cranial dysplasia
gibi hastalıklar nedeniyle de dişler gömülü kalabilir.
dişlerinize iyi bakın. hoşça kalın
not: insanların çok büyük bir kısmında gömülü diş oluşumunun nedeni yukarıda anlattığım gibi olmasına karşın; anne ve babadan aktarılan genetik farklılıklar nedeniyle, diş kemik boyutu uyuşmazlıklarına bağlı olarak,
raşitizm, rickets (ca metabolizması bozukluğu), endokrin hastalıklar, anemi, tüberküloz, konjenital sifiliz, akondroplazi, progeria,malnütrisyon, cleido-cranial dysplasia
gibi hastalıklar nedeniyle de dişler gömülü kalabilir.
dişlerinize iyi bakın. hoşça kalın
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
uçurulmasına sevindiğim yazar.
devamını gör...
arkadaşının arkadaşın olmadığını anladığın an
araya mesafe girdiği zamanlarda sadece benim çabamla ayakta kalan arkadaşlığımızın olduğunu fark ettiğim andır. fark ettiğimde yazmayı, aramayı bıraktım ve haftalarca konuşmadık. ta ki uzaktan eğitim başlayıp derslerle ilgili sorunlar çıkana dek. tamamen menfaat ilişkisinin döndüğü basit bir üniversite arkadaşlığıymış meğer.
devamını gör...

