online kişi sayısının 300'ün altında kalması
bir durum tespiti.
dönem dönem sayıda azalma olabilir. bazı sınavlardan önce mesela... 1 yıl içerisinde üniversitelerin vize ve final sınavları, ales, kpss, yks ve adını tek tek sayamayacağım bir sürü sınav daha yapılıyor. bunların hepsine de birçok yaş grubundan insan giriyor. sözlük tek yaş grubundan oluşmadığı için, bazılarının sınavı yokken bazılarının olabiliyor ve böylece sürekli bir dalgalanma yaşanıyor olabilir online kişi sayısında.
tamamen alakasız sebeplerden dolayı da yazılmıyor bazen. mesela son 1-2 haftadır gündüz saatlerinde sık sık dışarıda oluyorum, akşamları da evde başka işlerim olduğundan tanım girmeye de okumaya da fazla vakit bulamıyorum. pc de, sekmelerin birinde sözlük de sürekli açık ama ben pc başında olmuyorum. online olarak görünsek de işe yaramıyoruz yani bazen. hal böyleyken, benim gibi farklı gerekçelere sahip olan birçok insan olabileceğini tahmin ederek diyorum ki, geçici bir durumdur büyük ihtimalle. şu an için fazla takılmamak gerek bu konuya. zaten "nicelik mi, nitelik mi?" dersek, düzgün bir ortam isteyen çoğu kişinin hangisini tercih edeceği belli.
***
aynı başlığa sürekli tanım girebilme serbestliği, troll başlıkların sürekli hortlatılması anlamına geliyor. bence yasak olması gayet yerinde bir karar. en azından şahsi fikrim, bu işin böyle devam ettirilmesinden yana. ben de bazen ikinci tanımı girip, ilkinde vermeyi unuttuğum bilgileri eklemek istiyorum. editlemek, daha önce okuyup geçen kişilerin görmemesi anlamına gelebiliyor ama kötü niyetli kullanılacaksa varsın ben de girmeyeyim yeni tanım.
dönem dönem sayıda azalma olabilir. bazı sınavlardan önce mesela... 1 yıl içerisinde üniversitelerin vize ve final sınavları, ales, kpss, yks ve adını tek tek sayamayacağım bir sürü sınav daha yapılıyor. bunların hepsine de birçok yaş grubundan insan giriyor. sözlük tek yaş grubundan oluşmadığı için, bazılarının sınavı yokken bazılarının olabiliyor ve böylece sürekli bir dalgalanma yaşanıyor olabilir online kişi sayısında.
tamamen alakasız sebeplerden dolayı da yazılmıyor bazen. mesela son 1-2 haftadır gündüz saatlerinde sık sık dışarıda oluyorum, akşamları da evde başka işlerim olduğundan tanım girmeye de okumaya da fazla vakit bulamıyorum. pc de, sekmelerin birinde sözlük de sürekli açık ama ben pc başında olmuyorum. online olarak görünsek de işe yaramıyoruz yani bazen. hal böyleyken, benim gibi farklı gerekçelere sahip olan birçok insan olabileceğini tahmin ederek diyorum ki, geçici bir durumdur büyük ihtimalle. şu an için fazla takılmamak gerek bu konuya. zaten "nicelik mi, nitelik mi?" dersek, düzgün bir ortam isteyen çoğu kişinin hangisini tercih edeceği belli.
***
aynı başlığa sürekli tanım girebilme serbestliği, troll başlıkların sürekli hortlatılması anlamına geliyor. bence yasak olması gayet yerinde bir karar. en azından şahsi fikrim, bu işin böyle devam ettirilmesinden yana. ben de bazen ikinci tanımı girip, ilkinde vermeyi unuttuğum bilgileri eklemek istiyorum. editlemek, daha önce okuyup geçen kişilerin görmemesi anlamına gelebiliyor ama kötü niyetli kullanılacaksa varsın ben de girmeyeyim yeni tanım.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
seyir defterini başkası yazsın.
çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
beni o limana çıkaramazsın...
seyir defterini başkası yazsın.
çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
beni o limana çıkaramazsın...
devamını gör...
proleter
yakarsa dünyayı garipler yakar adlı eserdeki garipleri ifade eder.proleter yada proleterya..
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
kızım son yıllara kadar çok anneciydi.
o zamanlar 5 yaşlarında, anaokulundan aldım eve getirdim bir cuma günü. annesi henüz eve gelmemiş. hafta sonu karlı bir yere gidip eğlenelim falan diye konuşuyoruz. işte baba diyor karın içine çukur açarım sen fark etmeden basar düşersin. kahkahalar atıyoruz.
ben de evet kızım annene de çukur açarız o da düşer deyip gülüyorum. aniden suratı asıldı, hatta sinirlendi ve kelimesi kelimesine şunları söyledi:
ben anneme asla tuzak kurmam, onun yollarını açarım.
o zamanlar 5 yaşlarında, anaokulundan aldım eve getirdim bir cuma günü. annesi henüz eve gelmemiş. hafta sonu karlı bir yere gidip eğlenelim falan diye konuşuyoruz. işte baba diyor karın içine çukur açarım sen fark etmeden basar düşersin. kahkahalar atıyoruz.
ben de evet kızım annene de çukur açarız o da düşer deyip gülüyorum. aniden suratı asıldı, hatta sinirlendi ve kelimesi kelimesine şunları söyledi:
ben anneme asla tuzak kurmam, onun yollarını açarım.
devamını gör...
tedavisi olmayan türk hastalıkları
yeni anneleri darlamak... "bak o çocuk öyle üşür, onu giydir", "terlemiştir o, sırta bez koy", "sen şimdi anlamazsın, bilmezsin, bu çocuk aç kalmış, her halinden belli", "iyi bakamıyorsun herhalde, yaşıtlarına göre küçük kalmış", "çalışırken çocukla fazla ilgilenemedin tabii ondan dolayı çocuklar hastalandı" vs. vs. yazarken bile ruhum daraldı, bir de bunları işitirken siz beni görecektiniz...
devamını gör...
vestibüler sistem
iç kulakta bulunan semisirküler kanallar ve otolit organlar tarafından algılanan hareket ile dengenin sağlanmasında etkili olan sistemdir. patolojilerinde sıklıkla vertigo görülür.
devamını gör...
regl dönemindeki kadının istekleri
hiçbir şeydir. normal hayat devam ediyordur ve ekstra bir şeye gerek yoktur dediğim isteklerdir. *
devamını gör...
türkiye’nin en iyi müzik grubu
pentagram
devamını gör...
haftalık puan tablosu
önce birinciliğe çıkıp, ardından ikinciliğe düştüğüm listedir. meja'ya katılıyorum, kesinlikle belirleyen başka etkenler var. yoksa bunca yazar varken tek seferde beni nasıl birinciliğe çıkardı ki?
en iyisi bunun algoritmasının yetkili tarafından belirlenip yazılması. hem kurallar belli olursa oyun daha zevkli oynanır.
en iyisi bunun algoritmasının yetkili tarafından belirlenip yazılması. hem kurallar belli olursa oyun daha zevkli oynanır.
devamını gör...
bir sabah uyandığında dünyada kimsenin olmaması
son ve ötesi kitabının konusu olmuştur bu durum. aslında itiraf etmem gerekirse arada böyle seneryolar kurarım aklımda. gerçekliği, kafayı yeme sebebi olurdu dostlar.
devamını gör...
kedilere selam vermek
ne diyor sadri alışık:
sokak köpeklerine selam vermek, adam olmaya çeyrek var demektir.
kedileri de sayın işte.
sokak köpeklerine selam vermek, adam olmaya çeyrek var demektir.
kedileri de sayın işte.
devamını gör...
normal sözlük'teki en iyi kapak fotoğrafı
coğrafya kelimesini ilk kullanan eratosthenes'in çizmiş olduğu harita kapak fotoğrafımı süslüyor. tabi o zamanlarda* sadece kuzey afrika, avrupa ve asya'nın bir kısmı biliniyordu.
devamını gör...
başlığıma hoş geldiniz artısı
genellikle verdiğim artıdır. adam o kadar zahmet edip entry girmiş, boş mu yollayalım? valla olmaz, bana yakışmaz.
devamını gör...
marka adıyla anılan ürünler
başlık sahibi bize de birkaç tane bıraksaymış dedirtmiştir.
devamını gör...
catch 22
joseph heller tarafından temelleri 1953 yılında atılmış ve 1961 yılında basılmış savaş romanı. dilimize madde 22 olarak çevrilmiştir. bürokrasinin bir kısır döngü içinde saçma bir şekilde işleyişini öyle güzel alaya alıyor ki heller, her sayfada insan hem geveze bir şekilde sırıtıp hem tüm bu saçmalıklara lanet okuyor. yine de bu kara mizah, hicivli dil ve ince dokundurmalar heller'ın savaş psikolojisini ve yaşanan trajediyi başarılı bir şekilde aktarmasına engel olmamış. romanın karmaşık bir zaman çizgisi var. bu karmaşa heller tarafından tam olarak tarif edilecek bir biçimde oluşturulmamış durumda, geçmişteki olaylar tamamen okuyucu ne olduğunu biliyormuş gibi aktarılsa bile zamanla açıklanıyor. belirli bir olaya giden süreci bambaşka karakterlerin tarafından yeniden okuyoruz özünde ve bu durum ilk başlarda karmaşa oluştursa bile her şey yerli yerine oturmaya başladığında külfetten ziyade keyifli bir hâl almaya başlıyor. zaman çizgisini rahatça takip edebilmek için heller bize iki detay veriyor; telsiz topçusu snowden'in ölümü ve subayların eve dönebilmek için yapması gereken uçuş sayısının ne kadar olduğu. bu iki detay üzerinden parçaları yavaş yavaş birleştirmeye başladığımızda roman daha akıcı bir hâl alıyor.
heller, ana karakter olan john yossarian üzerinden bürokrasiye, güç vasıfsız insanların eline geçince olan tüm saçmalıklara hatta yer yer tanrıya, savaşın hangi noktada ülkeyi savunmaktan çıkıp astların üstleri daha da yükseltmekten başka bir şey yapmayan piyonlara dönüştürdüğüne, kapitalizme ve aptalca bir idealizmin insanı sürükleyebileceği noktalara değiniyor. değinmek belki fazla basit kaçacaktır, neredeyse bombardımana tutuyor demek daha doğru olur. araya yedirilmiş komedi unsurunun yerini kitabın sonlarına doğru derin bir dram alsa bile, heller dozunu kaçırmadan ve karakterlerin çizgisini geri dönülemez bir şekilde bozmadan durumu iyi kurtarmış. bu bir kahramanlık öyküsü değil, john yossarian da bir kahraman sayılmaz zaten. aslında bu savaş romanında taraflar almanya ve amerika da değil çünkü heller kendi tarzı ile bize düşmanın tam içeride; şuurunu kaybetmiş, güç zehirlenmesi yaşayan ve sözde kahramanca kaybedilen bir birliğin onlara fazladan bir madalya getireceğini düşünen rütbelilerin ve emirlere itaat etmek adı altında her türlü soysuzluğa ses çıkarmayanların olduğunu gösteriyor. kitabın bir diğer güzel yanı ise; bugün romandan kaynaklı olarak ingilizce'ye deyim olarak geçen catch 22 açmazını her fırsatta kullanması. peki nedir catch 22? basitçe şöyle açıklanabilir; " soru sorma hakkını yalnızca soru sormayanlara veriyoruz. eğer soru sorarsanız soru sorma hakkınızı kaybedersiniz." bu tamamen catch 22 durumudur yani ne şekilde bakarsak bakalım bir açmaz vardır işin içinde.
kitabın ana karakteri olan ve heller'ın bütün bürokrasi eleştirisini onun ağzından yaptığı yüzbaşı yossarian muhtemelen edebiyat dünyasının gördüğü en iyi yazılmış karakterlerden biri. neredeyse histerik sayılabilecek inatçılığı bir yana roman boyunca diğer karakterler tarafından sık sık deli olduğu söylense bile aslında tek aklı başında olan kişi yossarian çünkü hayatta kalma içgüdüsüne sahip ve vatanseverlik adı altında yalnızca madalya ve rütbe getirecek ölüler olarak görüldüklerinin en net bilincinde olan tek kişi. roman boyunca onu bu denli sarsan şeyin telsiz topçusu snowden'in ölmeden önce ona söylediği sır olduğunu ima eden bir çok detay var biz bunu kitaptaki zaman çizgisi nedeniyle en sonda öğrenebiliyoruz ve tam bu noktada okuyucuyu sarsan muazzam bir sahne ortaya çıkıyor.
"yossarian was cold, too, and shivering uncontrollably. he felt goose pimples clacking all over him as he gazed down despondently at the grim secret snowden had spilled
all over the messy floor. ıt was easy to read the message in his entrails. man was matter, that was snowden's secret. drop him out a window and he'll fall. set fire to him and he'll burn. bury him and he'll rot, like other kinds of garbage. the spirit gone, man is garbage. that was snowden's secret."
(yossarian da üşüyordu, kontrolsüzce titriyordu. ümitsizlik içinde snowden'ın her yere saçılmış sırrına bakarken vücudunun her yerinde, tüyleri diken diken oluyordu. snowden'ın bağırsaklarıyla yazılmış mesajı okumak kolaydı. insan dediğin maddeydi, snowden'ın sırrı buydu işte. onu pencereden atarsan düşerdi. ateşe verirsen yanardı.
gömersen, tüm diğer çöp türleri gibi, o da çürürdü. ruh gittiğinde, insan çöpten başka bir şey değildi. snowden'ın sırrı buydu.)
snowden'ın saçılan iç organlarına bakan yossarian'ın çözdüğü sır buydu; çelikten olmadığını fark etmek. savaşın orta yerinde aklı başında olmak bir dezavantajdır çünkü ölebileceğiniz gerçeği ile yüzleştiğiniz an bütün büyü bozulur ve iradeniz çökme noktasına gelir. aslında burada da bir catch 22 durumu vardır çünkü savaşın orta yerinde delirmemek için deli olmanız gerekir.
aslında romandaki her karakter üzerinde durulmaya değer; kendi birliğini bombalayacak ve bunu bile haklı çıkaracak kadar ağzı laf yapan, kapitalizmin vücut bulmuş hâli milo, kendini yalnızca rütbesinden ibaret gören, erlerin ve subayların aynı tanrıya dua etmesinden bile şaşkınlık duyacak kadar absürt bir karakter olan ve üstlerine yaranabilmek için kendi askerlerinin ölümüne bile sevinç duyabilen albay cathcart, sırf kendini iyi hissetmediği zamanlarda zaman daha yavaş geçiyor diye daha uzun süre yaşadığını hissetmek için bile isteye kendi canını sıkacak şeyler yapan bombardımancı dunbar, hastalık hastası ve bulunmadığı bir uçuş listesinde adı olduğundan dolayı o uçak parçalandığında herkes tarafından ölü kabul edilip dışlanan doktor daneeka, otoriteden korku duyan, paranoyak, iyi niyetli ve naif padre tappman, sırf savaştan kaçabilmek için sürekli uçağını bile isteye suya düşüren ve en az hasarla kaçmayı başarabileceği bir plan yapmaya çalışan orr, soylu bir aileden gelen ve roma'da bir fahişeye aşık olup onunla evlenme hayali kuran daha sonra ise trajik bir şekilde ölen hayalperest teğmen nately, bir hizmetçiye tecavüz edip öldüren ve bundan sadece adalet önünde yargılanacağını düşündüğü için korku duyan yüzbaşı aarfy ve muhtemelen kısa tutmak için es geçtiğim bir çok karakter daha.
edit: t.s. eliot krizine neden olan ex-p.f.c. wintergreen karakteri milo minderbinder gibi unutulmaz bir karakter es geçmek olmaz.*
'they're trying to kill me,' yossarian told him calmly.
'no one's trying to kill you,' clevinger cried.
'then why are they shooting at me?' yossarian asked.
'they're shooting at *everyone*,' clevinger answered.
'they're trying to kill everyone.'
'and what difference does that make?' s.14
("beni öldürmeye çalışıyorlar," dedi yossarian ona, sakin sakin.
"kimse seni öldürmeye çalışmıyor," diye haykırdı clevinger.
"o zaman neden bana ateş ediyorlar?" diye sordu yossarian
"herkese ateş ediyorlar," diye yanıt verdi clevinger. "herkesi öldürmeye çalışıyorlar."
"bunun ne farkı var peki?")
when ı look up, ı see people cashing in. ı don't see heaven or saints or angels. ı see people cashing in on every decent impulse and every human tragedy. s.461
(ben baktığım zaman, ceplerini dolduran insanlar görüyorum. cennetler, azizler ve melekler görmüyorum. her iyi dürtüden, her insani trajediden cebini doldurmak için faydalanan kişiler görüyorum.)
"what a lousy earth! he wondered how many people were destitute that same night even in his own prosperous country, how many homes were shanties, how many
husbands were drunk and wives socked, and how many children were bullied,abused or abandoned.
how many families hungered for food they could not afford to buy? how many hearts were broken? how many suicides would take place that same night, how many people
would go insane? how many cockroaches and landlords would triumph? how many winners were losers, successes failures, rich men poor men? how many wise guys were stupid? how many happy endings were unhappy endings?
how many honest men were liars, brave men cowards, loyal men traitors, how many sainted men were corrupt, how many people in positions of trust had sold their souls
to blackguards for petty cash, how many had never had? how many straight-and-narrow paths were crooked paths? how many best families were worst families and how many good people were bad people?" s.426
(ne iğrenç bir dünya! o gece zengin ülkelerde yaşamalarına rağmen kaç kişinin yoksunluk içinde olduğunu, kaç evin barakalardan ibaret olduğunu, kaç kocanın sarhoş olup karılarını dövdüğünü, kaç çocuğun zulüm gördüğünü, suistimal edildiğini, terk edildiğini merak etti.
kaç aile yiyeceğe para yetiştiremeyip aç kalmıştı? kaç kalp kırılmıştı? o gece kaç kişi intihar edecek, kaç kişi delirecekti? kaç hamamböceği, kaç evsahibi muzaffer olacaktı? kazananların kaçı aslında kaybetmişti, başarılı sanılanların kaçı başarısız, kaç zengin aslında fakirdi? akıllı geçinen kaç kişi aptaldı? kaç mutlu son mutsuzdu? kaç dürüst adam yalan söylemiş, kaç cesur adam korkuya kapılmış, kaç sadık adam ihanet etmiş, kaç aziz yolsuzluk yapmış, itimat gerektiren konumlara sahip kaç kişi para için ruhlarını alçaklara satmıştı, kaç kişinin ruhu bile yoktu? kaç dosdoğru yol aslında çarpıktı? en iyi ailelerin kaçı aslında en kötü aileydi ve kaç iyi insan kötüydü?)
yossarian marveled that children could suffer such barbaric sacrifice without evincing the slightest hint of fear or pain. he took it for granted that they did submit so stoically. ıf not, he reasoned, the custom would certainly have died, for no
craving for wealth or immortality could be so great, he felt, as to subsist on the sorrow of children. s.418
(yossarian, çocukların en ufak korku ya da acı işareti vermeden bunca canavarlığı yaşayabilmelerine hayret ediyordu. büyük metanetle boyun eğdiklerini düşünüyordu. aksi halde, diye mantık yürütüyordu, gelenekler yok olurdu; çünkü hiçbir servet ya da ölümsüzlük hırsı, çocukların kederinden geçinecek kadar büyük olamazdı.)
'don't you
see what that means? now you can take me off combat duty and send me home.
they're not going to send a crazy man out to be killed, are they?'
'who else will go?' s.314
("bunun ne anlama geldiğini anlamıyor musun? artık beni uçuştan men edebilir, eve gönderebilirsin. deli bir adamı ölüme göndermezler, değil mi?"
"başka kim ölüme gider ki?")
heller, ana karakter olan john yossarian üzerinden bürokrasiye, güç vasıfsız insanların eline geçince olan tüm saçmalıklara hatta yer yer tanrıya, savaşın hangi noktada ülkeyi savunmaktan çıkıp astların üstleri daha da yükseltmekten başka bir şey yapmayan piyonlara dönüştürdüğüne, kapitalizme ve aptalca bir idealizmin insanı sürükleyebileceği noktalara değiniyor. değinmek belki fazla basit kaçacaktır, neredeyse bombardımana tutuyor demek daha doğru olur. araya yedirilmiş komedi unsurunun yerini kitabın sonlarına doğru derin bir dram alsa bile, heller dozunu kaçırmadan ve karakterlerin çizgisini geri dönülemez bir şekilde bozmadan durumu iyi kurtarmış. bu bir kahramanlık öyküsü değil, john yossarian da bir kahraman sayılmaz zaten. aslında bu savaş romanında taraflar almanya ve amerika da değil çünkü heller kendi tarzı ile bize düşmanın tam içeride; şuurunu kaybetmiş, güç zehirlenmesi yaşayan ve sözde kahramanca kaybedilen bir birliğin onlara fazladan bir madalya getireceğini düşünen rütbelilerin ve emirlere itaat etmek adı altında her türlü soysuzluğa ses çıkarmayanların olduğunu gösteriyor. kitabın bir diğer güzel yanı ise; bugün romandan kaynaklı olarak ingilizce'ye deyim olarak geçen catch 22 açmazını her fırsatta kullanması. peki nedir catch 22? basitçe şöyle açıklanabilir; " soru sorma hakkını yalnızca soru sormayanlara veriyoruz. eğer soru sorarsanız soru sorma hakkınızı kaybedersiniz." bu tamamen catch 22 durumudur yani ne şekilde bakarsak bakalım bir açmaz vardır işin içinde.
kitabın ana karakteri olan ve heller'ın bütün bürokrasi eleştirisini onun ağzından yaptığı yüzbaşı yossarian muhtemelen edebiyat dünyasının gördüğü en iyi yazılmış karakterlerden biri. neredeyse histerik sayılabilecek inatçılığı bir yana roman boyunca diğer karakterler tarafından sık sık deli olduğu söylense bile aslında tek aklı başında olan kişi yossarian çünkü hayatta kalma içgüdüsüne sahip ve vatanseverlik adı altında yalnızca madalya ve rütbe getirecek ölüler olarak görüldüklerinin en net bilincinde olan tek kişi. roman boyunca onu bu denli sarsan şeyin telsiz topçusu snowden'in ölmeden önce ona söylediği sır olduğunu ima eden bir çok detay var biz bunu kitaptaki zaman çizgisi nedeniyle en sonda öğrenebiliyoruz ve tam bu noktada okuyucuyu sarsan muazzam bir sahne ortaya çıkıyor.
"yossarian was cold, too, and shivering uncontrollably. he felt goose pimples clacking all over him as he gazed down despondently at the grim secret snowden had spilled
all over the messy floor. ıt was easy to read the message in his entrails. man was matter, that was snowden's secret. drop him out a window and he'll fall. set fire to him and he'll burn. bury him and he'll rot, like other kinds of garbage. the spirit gone, man is garbage. that was snowden's secret."
(yossarian da üşüyordu, kontrolsüzce titriyordu. ümitsizlik içinde snowden'ın her yere saçılmış sırrına bakarken vücudunun her yerinde, tüyleri diken diken oluyordu. snowden'ın bağırsaklarıyla yazılmış mesajı okumak kolaydı. insan dediğin maddeydi, snowden'ın sırrı buydu işte. onu pencereden atarsan düşerdi. ateşe verirsen yanardı.
gömersen, tüm diğer çöp türleri gibi, o da çürürdü. ruh gittiğinde, insan çöpten başka bir şey değildi. snowden'ın sırrı buydu.)
snowden'ın saçılan iç organlarına bakan yossarian'ın çözdüğü sır buydu; çelikten olmadığını fark etmek. savaşın orta yerinde aklı başında olmak bir dezavantajdır çünkü ölebileceğiniz gerçeği ile yüzleştiğiniz an bütün büyü bozulur ve iradeniz çökme noktasına gelir. aslında burada da bir catch 22 durumu vardır çünkü savaşın orta yerinde delirmemek için deli olmanız gerekir.
aslında romandaki her karakter üzerinde durulmaya değer; kendi birliğini bombalayacak ve bunu bile haklı çıkaracak kadar ağzı laf yapan, kapitalizmin vücut bulmuş hâli milo, kendini yalnızca rütbesinden ibaret gören, erlerin ve subayların aynı tanrıya dua etmesinden bile şaşkınlık duyacak kadar absürt bir karakter olan ve üstlerine yaranabilmek için kendi askerlerinin ölümüne bile sevinç duyabilen albay cathcart, sırf kendini iyi hissetmediği zamanlarda zaman daha yavaş geçiyor diye daha uzun süre yaşadığını hissetmek için bile isteye kendi canını sıkacak şeyler yapan bombardımancı dunbar, hastalık hastası ve bulunmadığı bir uçuş listesinde adı olduğundan dolayı o uçak parçalandığında herkes tarafından ölü kabul edilip dışlanan doktor daneeka, otoriteden korku duyan, paranoyak, iyi niyetli ve naif padre tappman, sırf savaştan kaçabilmek için sürekli uçağını bile isteye suya düşüren ve en az hasarla kaçmayı başarabileceği bir plan yapmaya çalışan orr, soylu bir aileden gelen ve roma'da bir fahişeye aşık olup onunla evlenme hayali kuran daha sonra ise trajik bir şekilde ölen hayalperest teğmen nately, bir hizmetçiye tecavüz edip öldüren ve bundan sadece adalet önünde yargılanacağını düşündüğü için korku duyan yüzbaşı aarfy ve muhtemelen kısa tutmak için es geçtiğim bir çok karakter daha.
edit: t.s. eliot krizine neden olan ex-p.f.c. wintergreen karakteri milo minderbinder gibi unutulmaz bir karakter es geçmek olmaz.*
'they're trying to kill me,' yossarian told him calmly.
'no one's trying to kill you,' clevinger cried.
'then why are they shooting at me?' yossarian asked.
'they're shooting at *everyone*,' clevinger answered.
'they're trying to kill everyone.'
'and what difference does that make?' s.14
("beni öldürmeye çalışıyorlar," dedi yossarian ona, sakin sakin.
"kimse seni öldürmeye çalışmıyor," diye haykırdı clevinger.
"o zaman neden bana ateş ediyorlar?" diye sordu yossarian
"herkese ateş ediyorlar," diye yanıt verdi clevinger. "herkesi öldürmeye çalışıyorlar."
"bunun ne farkı var peki?")
when ı look up, ı see people cashing in. ı don't see heaven or saints or angels. ı see people cashing in on every decent impulse and every human tragedy. s.461
(ben baktığım zaman, ceplerini dolduran insanlar görüyorum. cennetler, azizler ve melekler görmüyorum. her iyi dürtüden, her insani trajediden cebini doldurmak için faydalanan kişiler görüyorum.)
"what a lousy earth! he wondered how many people were destitute that same night even in his own prosperous country, how many homes were shanties, how many
husbands were drunk and wives socked, and how many children were bullied,abused or abandoned.
how many families hungered for food they could not afford to buy? how many hearts were broken? how many suicides would take place that same night, how many people
would go insane? how many cockroaches and landlords would triumph? how many winners were losers, successes failures, rich men poor men? how many wise guys were stupid? how many happy endings were unhappy endings?
how many honest men were liars, brave men cowards, loyal men traitors, how many sainted men were corrupt, how many people in positions of trust had sold their souls
to blackguards for petty cash, how many had never had? how many straight-and-narrow paths were crooked paths? how many best families were worst families and how many good people were bad people?" s.426
(ne iğrenç bir dünya! o gece zengin ülkelerde yaşamalarına rağmen kaç kişinin yoksunluk içinde olduğunu, kaç evin barakalardan ibaret olduğunu, kaç kocanın sarhoş olup karılarını dövdüğünü, kaç çocuğun zulüm gördüğünü, suistimal edildiğini, terk edildiğini merak etti.
kaç aile yiyeceğe para yetiştiremeyip aç kalmıştı? kaç kalp kırılmıştı? o gece kaç kişi intihar edecek, kaç kişi delirecekti? kaç hamamböceği, kaç evsahibi muzaffer olacaktı? kazananların kaçı aslında kaybetmişti, başarılı sanılanların kaçı başarısız, kaç zengin aslında fakirdi? akıllı geçinen kaç kişi aptaldı? kaç mutlu son mutsuzdu? kaç dürüst adam yalan söylemiş, kaç cesur adam korkuya kapılmış, kaç sadık adam ihanet etmiş, kaç aziz yolsuzluk yapmış, itimat gerektiren konumlara sahip kaç kişi para için ruhlarını alçaklara satmıştı, kaç kişinin ruhu bile yoktu? kaç dosdoğru yol aslında çarpıktı? en iyi ailelerin kaçı aslında en kötü aileydi ve kaç iyi insan kötüydü?)
yossarian marveled that children could suffer such barbaric sacrifice without evincing the slightest hint of fear or pain. he took it for granted that they did submit so stoically. ıf not, he reasoned, the custom would certainly have died, for no
craving for wealth or immortality could be so great, he felt, as to subsist on the sorrow of children. s.418
(yossarian, çocukların en ufak korku ya da acı işareti vermeden bunca canavarlığı yaşayabilmelerine hayret ediyordu. büyük metanetle boyun eğdiklerini düşünüyordu. aksi halde, diye mantık yürütüyordu, gelenekler yok olurdu; çünkü hiçbir servet ya da ölümsüzlük hırsı, çocukların kederinden geçinecek kadar büyük olamazdı.)
'don't you
see what that means? now you can take me off combat duty and send me home.
they're not going to send a crazy man out to be killed, are they?'
'who else will go?' s.314
("bunun ne anlama geldiğini anlamıyor musun? artık beni uçuştan men edebilir, eve gönderebilirsin. deli bir adamı ölüme göndermezler, değil mi?"
"başka kim ölüme gider ki?")
devamını gör...
ilahiyat dekanından boğaziçi'li öğrencilere tehdit
(bkz: güç zehirlenmesi)
devamını gör...
the sixth sense
yönetmeni m. night shyamalan olan gerilim filmidir. her sahnesinde meraklanacağınız, anlam veremeyeceğiz kurgularla dolu olmaktadır. ilk baş durağan ilerleyebilir lakin ilerleyen sahnelerde merakınız artmaya başlıyor. kafanızda oluşan tüm soru işaretlerinin cevabını finalde doya doya alabileceğinizi ve etkisinde kalacağınızı düşünmekteyim. oyuncuların profesyonelliği ve rollerini benimsediği izleyiciye geçmektedir.
genel olarak konusu çocukların ruh sağlığı alanında profesyonelleşmiş bir doktor ve içine kapanık iç dünyasıyla sorunları olan bir çocuğu ele almaktadır.
genel olarak konusu çocukların ruh sağlığı alanında profesyonelleşmiş bir doktor ve içine kapanık iç dünyasıyla sorunları olan bir çocuğu ele almaktadır.
devamını gör...
vazgeçmek
iki kişilik öyküde tek başına savaştığını fark ettiğinde vazgeçiyorsun. dünyayı karşına alırsın ama seni yanlız bırakanla savaşamazsın çünkü.
devamını gör...