şu sıralar şöyle bileklikler örüyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tarih öncesi hayvanların fosillerini inceleyerek bunlar hakkında bilgi veren bilim dalı.
devamını gör...

fiziksel olarak değil de daha çok ruhsal bir yalnızlık bu. ara sıra hoşuma da gidiyor ama işte bazen can sıkıcı olabiliyor.
devamını gör...

üzüm şırasında (bkz: fermente edilmiş üzüm suyu) bulunan sekerin cektirilip alkole donusmesiyle elde edilen icecek.
icerigindeki maya sebebiyle, tuketildiginde insan vucudundaki tum suyu emer, sabah susuzluk yasatir. bekledikce icerigi zenginlestiginden yillanmis olanlari daha cok talep gorur, kotusu bile icilebilen nadir alkollerdendir.

sisesi acildiginda en az iki kadeh icilmeden birakilmaz, hele süryani şarabıysa icilen, sisenin dibi gorulmezse hakaret sayilir*.

then, cheers mate!*

-nasil alkolik oldum adli kitabimdan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sandor clegane (hound) gibi muhteşem bir karakter barındıran dizi. grimdark'ın baş yapıtlarından. ilk sezon haricinde seriye tam bir bağlılık gösterilmese bile son üç sezona kadar fena bir şekilde ilerlemiyor. martin, foreshadowing seven bir yazar bundan ötürü kitapta olduğu gibi dizide de oldukça ince göndermeler var. çoğu insanın farketmediği en basit foreshadowing örneğini ve dizi ile kitap farklarını birazdan ekleyeceğim spoiler içerisinde. finali rezil olsa bile gri karakterler, kaliteli çekimler ve iyi oyunculuklar diziyi izlettiriyor.

--! spoiler !--

(belirli bir sıralama ile gitmeyeceğim)

muhtemelen en bariz fark catelyn stark-lady stoneheart olayıydı. dizide catelyn stark kızıl düğünde boğazı kesilerek öldürüldü ve tekrar görünmedi fakat kitapta boğazı kesildikten sonra göle atılıyor ama thoros of myr tarafından diriltiliyor. ölü kaldığı sürenin uzunluğundan dolayı yüzünde yer yer çürükler var ve betimlemelere göre yarı ceset diyebileceğimiz bir görüntüye sahip. ölmeden önce sevecen bir kişiliğe sahip olsa bile frey ve lannister nefreti yüzünden intikam dışında bir şey hatırlamayan donuk bir karaktere dönüşüyor. tanıtılmayan ve hikayesi göz ardı edilen çok karakter var ama en bariz örneği lady stoneheart diyebiliriz.

sansa stark-ramsay bolton sahneleri bir çoğumuzu sinir etmiştir muhtemelen ama kitap ve dizi burada ayrılıyor yine. ramsay bolton, sansa stark ile değil vayon poole'un kızı jeyne poole ile evleniyor yani sansa stark aslında winterfell'e dönmüş değil kitapta. jeyne poole tam olarak dizide sansa'nın başına gelenleri yaşamasa bile ramsay bolton gibi chaotic evil bir karakterin elinde çok daha beterini yaşıyor.

kitapta martell ve greyjoy haneleri üzerine kurulu çok fazla bölüm olmasına rağmen doğru düzgün aktarılmamış durumda ve bu kitapları okumayanlar için büyük bir dezavantaj çünkü hikayenin en etkili iki ailesini tanıma fırsatı sunulmuyor.

aegon targaryen olayı ise kitap ve dizide bulunan bariz uçurumlardan biri. kitapta young griff olarak tanıtılan bir karakter var ve öğrendiğimize göre bu karakter aslında rhaegar targaryen'in ölü olarak bilinen ilk oğlu aegon targaryen'den başkası değil. fısıltıların efendisi varys ise kitapta yaptığı hamlelerle aslında aegon'u tahta geçirme derdinde. hatta öyle ki çocukluğundan beri aegon'un iyi bir kral olmak için yetiştirildiğini öğreniyoruz ve varys bu planı yapan beyin olarak karşımıza çıkıyor. daha detaylı bilgi için buraya video bırakacağım. varys'in amacı nedir? aegon davası

zavallı shireen baratheon için üzülmeyin, henüz yakılmış değil ama foreshadowing ustası olan ve seri boyunca rüyalar ile mesajlar veren martin muhtemelen küçük kızı yakma derdinde.

" ı had bad dreams. about the dragons. they were coming to eat me."

brienne dizinin aksine kitapta ne arya ne sansa ile karşılaşıyor ama lady stoneheart ile hoş olmayan bir karşılaşma yaşadıklarını belirteyim.

renly baratheon ve loras tyrell sevişmiyorlar. tyrell ailesinin bir çok önemli üyesinden bahsedilmiyor bile.

targaryenler ateşe diğer insanlara nazaran daha dayanaklı ama yanmıyor değiller. ilk kitabın sonunda daenerys'in yanmama sebebi kan büyüsünden kaynaklanıyor ama dizide sanki targaryenler yanmıyor gibi gösterilmiş.

yüzlerce ufak detay var fakat şimdilik en çok gözüme çarpanları yazdım. ek olarak martin'in,ilk kitabın birinci bran bölümünde nasıl birinci kitabın finalini verdiğini ekleyeyim buraya.

hatırlarsanız eğer dizinin ve kitabın ilk bölümünde idam sahnesi mevcut. bu sahneden sonra ilerleyen ekip karnından aldığı darbe ile ölmüş olan bir erkek geyik görüyor daha sonra ise boynundan darbe almış bir ulukurt buluyor. bu sahnede önemli olan bir detay daha var. bir ulukurt bu kadar güneye inmez, muhtemelen geyiğin peşinden gitmiş olmalı diye bir diyalog geçiyor.
hane arması ulukurt olan eddard stark, hane arması erkek geyik olan robert baratheon'un peşinden güneye iniyor ve boynuna darbe alarak ölüyor. hane arması erkek geyik olan robert baratheon ise karnından aldığı bir darbe ile ölüyor.
martin, kitabın ilk bölümünden final bölümünün tüm detaylarını veriyor aslında ve bu kitapta bulunan en basit foreshadowing (ağır ima) örneği.

--! spoiler !--
devamını gör...

dunyalikisi: dünyadaki insanları araştırmaya gelmiş bir uzaylı. gizlenmek için de adını dünyalı kişi yapmış hatta*.
devamını gör...

işbu tanım, benjamin amcaya yakışmayan bir üslup barındırdığı için silinmiştir.
devamını gör...

tut şunun ucunu döşeyelim abi mutfağa banyoya ulaşalım abi hiç bi şey olmaz fırat bu abi.
devamını gör...

eski sevgiliden bahsetmeyin ya lütfen.
devamını gör...

nurullah ataç "deneme benin ülkesidir." der tanımlamak için.
bugün biraz benden olsun. uzun zamandır dökmedim içimi birazcık saçılayım, belki huzur da gelir.
garip günler yaşıyorum. birçok insan hayatın akışına devam etmek zorunda kalırken ben yeni bir hayat yarattım kendime bu pandemi süreciyle birlikte. ve anladım hayatımda insanın ne denli kıymetli olduğunu, sanal bir hayatı yaşamaya başlayınca.
mutsuz muyum? hayır değilim elbette. uyum yaşamımın mottosudur. birçok şehir değiştirme, birçok insanı hayatına almak durumunda kalmam sebebiyle de kolayca adapte olmayı öğrendim. ya da zaten bu, bana bağışlanmış bir hediyeydi doğumla. çünkü hiçbir zaman yalnızlık nedir bilmedim. etrafımda hep bir kalabalık vardı ve genel olarak da sohbetlerin içindeydim.
şimdiyse biraz bükük hissediyorum. paylaştıklarım sesin tonunu, vurgusunu kullanmadan bir platforma gidiyor ya da bir kameranın ardından sevdiğim insanlarla bir aradaymış gibi vakit geçirmeye çalışıyorum. uzun saatler evde yalnız başıma kalıyorum. bir ekrana, bir kitaba ya da camdan dışarıya dönük bir yüzle bir günü daha geceye tek başıma bağlamaya çalışıyorum.
akşam olunca yalnızlık gidiyor da günün üçte biri biraz çok gelmeye başladı sanki artık bana.
hayat yavaş yavaş normale dönse de bende kavuşsam eski hayatıma diyorum. sonra birden bu yaşam biçiminin konforu aklıma geliyor. işe gidip gelmek için harcadığım üç saatin olmaması bir tek can evimden vuruyor.
yine de insanın insana ihtiyacı varmış. uzun zamandır görmediğin dostu karşında bulunca sıkı sıkı sarılıp öpmek istiyormuş insan. ve bunun kıymetini hiç de bilmiyormuşuz.
evde spor da yapılıyormuş ama salona gidince üç beş hasbihal etmek farklı bir tat veriyormuş.
çok sevdiğim müzikleri kalabalıkların içinde dans ede ede dinlemek de daha güzelmiş.
hele ki bir masaya dostlar ile toplanıp güle oynaya yemek yemek, içtiğin kadehi tokuşturup birilerine kaldırmak yemeğin de muhabbetin de tadını arttırıyormuş.
bu yüzdendir ki mutluyum ama özlemişim de çokça.
devamını gör...

kilosunda artış fark edenlerin bir nevi kutsal gün ibadeti. pazartesi gününe kadar yenilir içilir. o kutsal gün geldiğinde diyet başlar.
devamını gör...

2017 yılından beri içmediğim asitsiz içecektir.

aslında çok severdim özellikle lipton markasını ama çok fazla şekerli gelmeye başladı ben de bıraktım.
devamını gör...

her sabah değişmeyen iki rutinim vardır.
ilki sevgilime “günaydın” demek.
ikincisi sabah kahvesini içmek. kahveyi içtikten sonra ayılıyorum ve bir sevgilim olmadığını anlıyorum. (ulen ben her sabah kime günaydın diyorum?)

güne ayılarak, dost ile içilince kırk yıl hatır bırakacak olan kahvenin yolculuğuna bakalım;

kahvenin anavatanı etiyopya'nın kaffa bölgesidir. kaffa'daki ormanlarda yetişen arabika kahve ağaçları, çekirdekleri işlenen ilk kahveler olarak bilinir. ilk keşifin 8. yy olduğu söylenir. iki ayrı bilgi vardır kahvenin ilk keşfi için. ilki “kaldi” adında bir çobanın, hayvanları otlatırken kırmızı renkli bir meyveyi yedikten sonra düz duvara tırmanacak kadar hareketli olmalarını görmesidir.

diğeri ise; (bana daha mantıklı gelen)

etiyopya'da o dönem köle ticareti yapılan yol üstünde yaya olarak yolculuk eden ve yorulan köleler, yol kenarındaki kahve ağaçlarının kırmızı meyvelerini çiğneyerek tükürürdü. çiğnenen bu kırmızı meyve, kölelere enerji verir ve yolculuklarına devam etmelerini sağlardı. bu durumu gören bazı tüccarlar da ağaçlardaki meyveleri ve meyvenin içindeki kahve çekirdeklerini toplayarak ticaretini yapmaya başlamalarıdır.

bakınız kırmızı;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


demek ki kahvenin keşfi, benim durumumla aynı. mesele ayılmak!

kahvenin osmanlı’ya gelişi

kaffa kelimesi arapça'ya qahwah olarak geçer. 15. yüzyılda yavuz sultan selim döneminde yemen valisi olan özdemir paşa, yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi istanbul'a getirir. kahve, burada çok sevilir. öyle ki sarayda 'kahveci başı' rütbeli bir çalışan bile olur. padişahın kahvesini pişirmekle görevli olan kahveci başı, sır tutmasını bilen bilge kişiler arasından seçilirdi. bugün ki anlamıyla bilinen “kafe” ilk olarak 16.yy istanbul’da açılmıştır. sonrasında venedik, londra ve viyana.

kahvenin avrupa’ya göçü

bu konu hakkında iki bilgi mevcut.
1600'lü yıllarda türkiye'ye gelen venedikli tüccarlar, kahveyle tanışır ve kahvenin avrupa'ya taşınması bu şekilde gerçekleşir. diğeri ise ikinci viyana kuşatmasında geri çekilmek zorunda kalan osmanlının bıraktığı kahve çuvallarıdır. viyana kayıtlarında 500 çuval kahve çekirdeğinden bahsedilir. viyanalılar kahveyi ilk defa içtiklerinde “bu biraz acı mı? içine süt koysak ya” derler ve ilk defa sütlü kahve 17. yy viyanasında yapılır. o döneme kadar kahveye şeker ya da süt katılmazdı.

bundan sonrasını zaten biliyorsunuz. kahve çekirdeği aynı, ama kapitalizm rahat durur mu? capicino dedi, espresso dedi, püsküresso (tam kahveyi hüpletirken kişinin püskürtmesi) dedi, latte dedi, içine karamel koydu, çikileta koydu, beni koydu.
adına ne denirse densin, hepsi aynı kahve çekirdeğinden yapılır. ister soğuk için ister ideal sıcaklık olan 70-80 derecede için, malzeme aynı.

hüpletin efendim!

kaynak: bilgilerin bir kısmı, yazar stewart lee allen “kahvenin hikayesi” kitabındandır.
türkçekaynak
gavurcagaynak
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazar profilinde yer alan sekme. aslında sekme de değil genel bilgiler sekmesindeki tabloda yer alıyor. beni acayip utandırdı rakam... 4149...

her daim aldığım oyun 2 katından fazla artı vermeye çalışırım. şu an formdan düştüğümü görüyorum.
verilen artı oy: 8139.*
devamını gör...

tartışmanın sonunda birinin diğerinin fikrini kabul etmesi gerektiğini düşünen insandır. bu insanlarla tartışmayınız.
devamını gör...

...bu hayat da bizi böyle yakamızdan tutacaksa hadi böyle yaşa derken kalbimize sormuş mu?
devamını gör...

bayramlar kalabalıkta güzeldi.
kalabalık akrabalardı.
bayramlar hepsini iyi, hoş bildiğim zamanlar güzeldi.
bayrama yalnız uyunsam da en güzel kıyafetlerimi giyerek başlayacağım.
tüm kafa sözlük yazarlarının bayramı sevdikleri ile beraber ve sevdiklerinin kıymetini bilerek geçsin.*
devamını gör...

(bkz: temiz ölüm)
devamını gör...

sizler için hadise'nin şarkısını seslendirdim..

voca.ro/1e0b0BwaNDQS
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim