sözlükçülerin gördüğü film tadında rüyalar
yıllar geçse de unutamazsınız. benim birkaç tane var böyle. birini anlatayım.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
devamını gör...
koreografi
fransızca chorégraphe (dans tasarımcısı) kelimesinden dilimize geçmiştir.
kelimenin kökeni eski yunanca χoreía - dans ve graphē - kayıt sözcüklerinden gelmektedir.
günümüzde güzel sanatların hemen her kategorisinden filmlerdeki dövüş sahnelerine kadar yaygın bir şekilde kullanılan koreografi türk dil kurumu’na göre
“dans adımlarının kağıda geçirilmesi;
defile, müzikli gösteri vb. gösterilerdeki programın genel hatları;
bir baleyi oluşturan adım, figür ve anlatımların bütünü” anlamlarına gelmektedir.
halkımız koreografi yerine kareografi demeyi tercih etmektedir.
kuşlar gökyüzünde belli bir ritimle sağa, sola, aşağı yukarı doğru toplu olarak uçarken gökyüzünde dans eder gibi gözükürler.
adeta bir koreografi gösterisine dönüşen bu dansı izlemek bir hayli keyiflidir.
artistik buz pateni koreografisinden de bir örnek.
kelimenin kökeni eski yunanca χoreía - dans ve graphē - kayıt sözcüklerinden gelmektedir.
günümüzde güzel sanatların hemen her kategorisinden filmlerdeki dövüş sahnelerine kadar yaygın bir şekilde kullanılan koreografi türk dil kurumu’na göre
“dans adımlarının kağıda geçirilmesi;
defile, müzikli gösteri vb. gösterilerdeki programın genel hatları;
bir baleyi oluşturan adım, figür ve anlatımların bütünü” anlamlarına gelmektedir.
halkımız koreografi yerine kareografi demeyi tercih etmektedir.
kuşlar gökyüzünde belli bir ritimle sağa, sola, aşağı yukarı doğru toplu olarak uçarken gökyüzünde dans eder gibi gözükürler.
adeta bir koreografi gösterisine dönüşen bu dansı izlemek bir hayli keyiflidir.
artistik buz pateni koreografisinden de bir örnek.
devamını gör...
sokak performansları
pandeminin en çok özlettiği performans.
sanat kadar iyi gelen var mı?
bir kaç tane bozuk parayla keyfe dalmak.
alan razı satan razı.
o vakit,
kardeş olun ey insanlar.
sanat kadar iyi gelen var mı?
bir kaç tane bozuk parayla keyfe dalmak.
alan razı satan razı.
o vakit,
kardeş olun ey insanlar.
devamını gör...
normal sözlük'ün kadın yazarları
ha bu yemdur
devamını gör...
yazarların bu ara en çok dinledikleri şarkı
ilyas yalçıntaş - incir
devamını gör...
hemşireye ceza amaçlı 500 kez ben salağım yazdırtan başhekim
ne mobbingtir ne baska bir sey. bu dupeduz adiliktir. umarim yetkili mercilere sikayet edilip hakkinda saglam bir sorusturma acilir. ınsanin onurunu kirmak bu kadar kolay olmamali...o degil de su haber bir daha gosterdi ki, ulkemin okumusu bile cahil.
devamını gör...
uzağı görememek
yüksek miyopi ve astiğmata ek olarak gece kör noktada yoldaysanız tadından yenmez.
devamını gör...
16 şubat 2021 doğan cüceloğlu'nun evinde ölü bulunması
çok üzücü bir durum ve ülkemiz adına büyük bir kayıp. umarım arkasından başka bir şey çıkmaz.
ışıklar içinde uyusun.*
ışıklar içinde uyusun.*
devamını gör...
normal sözlük’e girince bildirim görmek
beni çok mutlu ediyor. burda yazdığım şeyin misal zonguldaktaki birine van ' daki birine dokunuyor oluşu, ve görmüş olması yazdıklarımı, beni mutlu ediyor. kafa sözlükte coğrafya zaman ve mekan yoktur. iyiki...
devamını gör...
asla yenilmeyecek yemekler
sakatatlar kırmızı çizgim, yemek şurada dursun kokularına bile dayanamıyorum.
devamını gör...
potlaç
üretim fazlası olan artı değerin, gerçekleşen bayramlarda dağıtılması etkinliğidir. devletsiz, ilkel olarak adlandırılabilecek toplumlarda görülürdü. en fazla hediyeleşen kişi, yani en çok fakirleşen kişi bir anlamda en çok saygı duyulan kişi konumuna gelirdi. kabile şefinden en fazla hediyeyi vermesi beklenirdi. böyle bir uygulamanın temel sebebi, o topluluk içerisindeki eşitlikçi düzeni korumak isteğidir. eğer üretim fazlası birikirse eşitlikçi düzen ortadan kalkar ve kaos meydana gelir.
potlaç o kadar önemlidir ki o toplumun toplum sözleşmesi olduğu düşünülür.
potlaç o kadar önemlidir ki o toplumun toplum sözleşmesi olduğu düşünülür.
devamını gör...
pudra şekeri ağızdan mı yoksa burundan mı alınır sorunsalı
okunup üflendiyse her şekilde alınabilir.
zira onlar üflemeyi de çekmeyi de iyi bilir.
zira onlar üflemeyi de çekmeyi de iyi bilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başarıları
okuduğum lisenin düzenlediği “istiklal marşını güzel okuma” yarışmasında 1.olmuştum. ama en büyük başarım ise; toronto’da gittiğim dil okulunda en yakışıklı öğrenci seçilmem :d
devamını gör...
otobüste koltuğu sonuna kadar yatıran tipler
arkadaki yolcudan rica etmelidir aksi halde her türlü küfürü hak eder.
devamını gör...
uçmak varken neden kök salıyorsun
"içimde binlerce kudretin yükseldiğini duyuyorum: kurnaz, şen, durgun, hüzünlüyüm, birinden diğerine dönüşüyorum. köklerim var ama akıyorum. baştan sona altın, akıyorum..."
hayatın kıyısında, jennifer niven
bu alıntıyı buraya bırakıyor ve ekliyorum; uçmak varken kök salmayı tercih ediyorsun ki uçanlara dal olabilesin, bir gün uçmaya başladığında doğru dalı bulabilmek için yanlış dallara basacaksın ama doğru ağacı, dalı, kökü bulacaksın. ondan her düşüşe inat uçmanın tadını çıkar, ağaç olduğunu hissettiğin zaman da köklerini keşfetmenin, toprağın daha derinine inmenin tadını çıkar.
hayatın kıyısında, jennifer niven
bu alıntıyı buraya bırakıyor ve ekliyorum; uçmak varken kök salmayı tercih ediyorsun ki uçanlara dal olabilesin, bir gün uçmaya başladığında doğru dalı bulabilmek için yanlış dallara basacaksın ama doğru ağacı, dalı, kökü bulacaksın. ondan her düşüşe inat uçmanın tadını çıkar, ağaç olduğunu hissettiğin zaman da köklerini keşfetmenin, toprağın daha derinine inmenin tadını çıkar.
devamını gör...
vişneizm
kış ayından çıkışın müjdesi kiraz, vişne ağaçlarının çiçek açmasıdır kanımca. bu yazar da öyle nokta atışı artılar atıyor ki, bahar geldi sanıyorum. *
var olsun, saygılar.
var olsun, saygılar.
devamını gör...
sapyoseksüel
malesef öyleyim. malesef diyorum çünki bu normal algılanmıyor. ne buluyorsun dediklerinde beyin diyemiyorum vampir gibi oluyorum.
devamını gör...
misafir sevmemek
normal durum.
sohbetimin olmadığı, çok sevmediğim, 'hayatımda olmasa daha iyi olur' dediğim bir insan evladı geldiğinde bu yetmezmiş gibi sülalesini de peşi sıra getirdiğinde içimdeki insan sevgisi nöbet geçiriyor.
misafir iyidir hoştur ama sevdiğiniz insan evlatları misafirliğe geldiğinde hoştur. şu sıralar misafirleri ben seçemediğimden misafir sevmiyorum. içim daralıyor o kalabalığı görünce.
bu arada misafirliğe gitmekle ilgili de düşüncelerim aynı.
umarım herkes insanlarını seçer ve kendi insanlarıyla mutlu mesut yaşar. kalpler, kafalar ayrı olunca ne kadar çabalasam da sevemiyorum bazı insanları.
içimi döktüğüme göre gidebilirim.
sohbetimin olmadığı, çok sevmediğim, 'hayatımda olmasa daha iyi olur' dediğim bir insan evladı geldiğinde bu yetmezmiş gibi sülalesini de peşi sıra getirdiğinde içimdeki insan sevgisi nöbet geçiriyor.
misafir iyidir hoştur ama sevdiğiniz insan evlatları misafirliğe geldiğinde hoştur. şu sıralar misafirleri ben seçemediğimden misafir sevmiyorum. içim daralıyor o kalabalığı görünce.
bu arada misafirliğe gitmekle ilgili de düşüncelerim aynı.
umarım herkes insanlarını seçer ve kendi insanlarıyla mutlu mesut yaşar. kalpler, kafalar ayrı olunca ne kadar çabalasam da sevemiyorum bazı insanları.
içimi döktüğüme göre gidebilirim.
devamını gör...
tarkan filmindeki ahtapot
küçükken izleyen her bireyin bilinçaltında yer eden tırstırıcı ahtapot.
devamını gör...
