aşk; ilyas.
sevgi; cemşit derim.
en büyük aşklar zamanla birbirini yorar, üzer.
sevgi ise besler, güçlendirir.
devamını gör...

sizi sevmiyorum!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tahminen kendimize benzeyen herhangi bir canlı ile karşılaşmamız durumunda verilebilecek tepkiler nedeniyle alındığını düşündüğüm eğitime konu olan haber. plazma silahıyla saldıracak bir yaratığa karşı işe yaramayacağını sizin kadar onlar da biliyordur sanırım.

bu arada biz böyle şeylere komik deyip geçerken birilerinin, kendince ve basit de olsa önlemler alıyor olması takdire şayan bence. yani biz her zaman her işin dalgasında olup hiçbir şeyi beğenmezken, bir şeyler olup bittiğinde çareyi başkasından beklemeye de alıştık iyice. bakınız aşı mevzusu... bu kadar basit bir konuda bile böyleysek, daha büyük bir sorun karşısında ne yapardık acaba.

kendi adıma, dünyayı başka yaratıkların istilâ edeceğini düşünmüyorum. birileri bir tiyatro çevirip bunu tüm dünyaya bir güzel yutturabilir, o başka konu. doğal olanının gerçekleşeceğini pek düşünmüyorum ama yine kendi adıma konuşayım, ihtimaller için bile önlem almak iyidir. sonradan ağlamaktansa...
devamını gör...

otoban geçip geçmeyeceğine dikkat edilmelidir.
devamını gör...

4721 sayılı türk medeni kanunu’nun 187. maddesine göre evlenen kadının kocasının soyadını kullanması zorunludur. düzenleme, kadının soyadını ancak eşinin soyadının önüne gelmek suretiyle kullanmasına izin vermiş ve bunun için de evlendirme memuruna veya evlilik sonrasında nüfus idaresine başvuruda bulunmasını gerekli kılmıştır. görüldüğü üzere türk medeni kanunu’nun 187. maddesi, evlenen kadının yalnızca kendi soyadını kullanması imkanını tamamen ortadan kaldırmaktadır.

kadının evlenme ile salt kendi soyadını kullanma imkanının bulunmaması gerek hukuktaki eşitlik ilkesi, gerekse ayrımcılık yasağı kapsamında tartışılmaktadır. zira evlilik ile diğer eşin soyadını kullanma zorunluluğu sadece kadın için söz konusu olup, erkek eş için bu şekilde bir zorunluluk kanunda yer almamaktadır.

eşitlik ilkesi ile ayrımcılık yasağının yanı sıra konu özel yaşama saygı hakkı kapsamında da defalarca yargı mercilerinin önüne gelmiştir. kişinin hayatını sürdürürken kullandığı isim, özel yaşamının en önemli unsurlarından biri olarak görüldüğünden hakkın kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve evlilik ile değişmesi zaruretinin hakkın ihlali olduğu gerekçeleriyle pek çok başvuru yapılmıştır.

yeni türk medeni kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle 743 sayılı kanun yürürlükten kalkmışsa da kadının soyadına ilişkin düzenleme değişmemiş, bu sebeple yeni kanun vasıtasıyla da giderilemeyen hak ihlali tekrardan anayasa mahkemesi nezdinde iptal davasına konu edilmiştir [1]. anayasa mahkemesi iptal başvurusunu, “‘kadın evlenmekle kocasının soyadını alır' kuralının aile birliğinin korunması ve aile bağlarının güçlendirilmesi başta olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması” gibi önceki kararıyla paralel gerekçelere dayanarak tekrardan reddetmiştir. iptal davaları bakımından, aynı konuya ilişkin mahkeme’ye on yıl başvuru yapılamaması yasağı getiren anayasa’nın 152. maddesi sebebiyle, 187. maddenin on yıllık süre boyunca tekrardan mahkeme’nin önüne getirilmesi imkanı bulunmamaktadır. ancak her ne kadar düzenleme iptal davasına konu edilememekteyse de, bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür. anayasa mahkemesi’ne temel hak ve özgürlüklere ilişkin bireysel başvuru yapılmasının önü açıldığından bu yana mahkeme bu konudaki pek çok başvuruyu incelemiş ve iptal davalarındaki görüşünün tam tersi yöndeki tespitlerini ortaya koymuştur.

anayasa mahkemesi’nin kadının soyadına ilişkin görüşünün değişmesinde konu hakkındaki avrupa insan hakları mahkemesi kararları da etkili olmuştur. düzenleme gereği kendi soyadlarını kullanma imkanı bulunmayan evli kadınlar hukuk mahkemeleri nezdinde taleplerini sunmuşlar, ancak türk medeni kanunu md. 187 gereği talepleri reddedilince konuyu avrupa insan hakları mahkemesi önüne taşımışlardır. mahkeme’ye göre, devletlerin kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusundaki ayrımı önlemek adına gerekli bütün önlemleri almak ve kadın-erkek eşitliğine dayanarak kadınların aile adı gibi konularda erkekler ile eşit kişisel haklara sahip olmasını sağlamak şeklinde yükümlülükleri vardır [2]. aihm söz konusu yükümlülükler bakımından türkiye’nin de taraf olduğu kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi’ne atıfta bulunmuş ve sözleşmeye taraf olan devletlerin, sözleşme kapsamındaki gereklilikleri sağlamak adına pozitif yükümlülükleri olduğunu eklemiştir. buna göre türk medeni kanunu md. 187 ile getirilen zorunluluk devletin sözleşmedeki yükümlülükleri sağlamak bakımından başarısız olduğu anlamına gelmektedir. aihm kadının soyadına ilişkin mahkeme’ye yapılan başvurularda, türk medeni kanunu md. 187 bakımından sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak sözleşme’nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir [3].

anayasa mahkemesi de bireysel başvuru usulünün başlamasının ardından yukarıda yer alan aihm kararlarına gönderme yapmış, bununla birlikte anayasa’nın 90. maddesinde yer alan ve uluslararası sözleşmelere üstünlük tanıyan düzenlemeyi ihlal kararlarında gerekçe göstermiştir. anayasa’nın 90. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin iç hukuk düzenlemeleri ile bu konularda devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin çatıştığı hallerde uluslararası sözleşme hükümlerine üstünlük tanınacaktır. düzenleme uyarınca kadının soyadı meselesinde de türk medeni kanunu’nun 187. maddesi değil, kadının kendi soyadını kullanmasına imkan tanıyan avrupa insan hakları sözleşmesi ve kadına karışı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi’ndeki ilgili maddelerin somut uyuşmazlıklarda uygulanması gerekmektedir [4]. bu sebeple anayasa mahkemesi önüne gelen başvurularda, somut uyuşmazlıkta uluslararası sözleşmeler yerine türk medeni kanunu’ndaki düzenlemenin uygulanmasının hukuka uygun olmadığını belirtmiş ve yargı mercilerinin kadının kendi soyadını kullanması taleplerinin reddini hukuki bulmamıştır. mahkeme söz konusu hukuka aykırılığın anayasa’nın 17. maddesinde yer alan kişinin manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalini oluşturduğu şeklinde karar vermiştir [5].

anayasa mahkemesi’nin konuya ilişkin kararlarının akabinde yargıtay hukuk genel kurulu da aynı yönde kararlar almıştır. yhgk’nın 30.09.2015 t., 2014/2-899 e., 2015/2011 k. sayılı kararında türk medeni kanunu’ndaki 187. madde uygulamasının, kadının soyadı bakımından cinsiyet yönünden ayrımcılık oluşturduğu ve konu hakkında uluslararası sözleşmelere öncelik tanınması gerektiği ifade edilmiştir.

nüfus müdürlükleri evli kadınların konu hakkındaki başvurularını türk medeni kanunu’nu gerekçe göstererek reddetmekte olsa dahi, talebin aile mahkemelerine yapılmasıyla kadının kendi soyadını kullanması imkanı mevcuttur. evli kadın, evlenme ile isminin değişmesinin akabinde yetkili aile mahkemesine dava açarak yalnızca kendi soyadını kullanma talebini sunabilmekte ve davanın sonucunda ilgili nüfus müdürlüğü nezdinde kimlik bilgilerinin değişmesi sağlanmaktadır. böylece türk medeni kanunu’nun 187. maddesi hakkında anayasa mahkemesi nezdinde tekrar iptal davası açılabilecek süreye değin hakkın hukuka aykırı şekilde sınırlandırılmasının önüne geçilmektedir.

dipnotlar:

[1] aym, 10.03.2011 t.2009/85 e., 2011/49 k.
[2] aihm, ünal tekeli/türkiye, başvuru no: 29865/96.
[3] aynı yönde, aihm, levendoğlu abdulkadiroğlu/türkiye, başvuru no: 7971/07.
[4] anayasa mahkemesi konuya ilişkin bireysel başvurularda gerek kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi (cedaw), gerek avrupa insan hakları sözleşmesi, gerekse birleşmiş milletler medeni ve siyasi haklar sözleşmesi (bm mshs)’nin ilgili maddelerine atıfta bulunmuştur:
aihs md. 8/1: “herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
cedaw md. 16: “1. taraf devletler evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili bütün konularda kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır ve özelikle erkeklerle kadınların eşitliğini öngören aşağıdaki hakları tanır:
…
g) soyadı, meslek ve iş seçme hakları da dahil, karı ve koca olarak aynı kişisel haklara sahip olma..”
bm mshs md.23/4: “bu sözleşmeye taraf devletler, eşlerin evlilik konusunda, evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları için gerekli önlemleri alır.”
[5] aym sevim akat eşki başvurusu, başvuru no: 2013/2187, neşe aslanbay akbıyık başvurusu, başvuru no: 2014/5836, gülsim genç başvurusu, başvuru no: 2013/4439.
devamını gör...

yaşamı ve ölümü düşündüm, ölmeyi değil, ölümü. o hissi değil o gerçeği. hayatı, nefesi... nerede açtım gözümü? onu düşündüm. aydın, evet evet aydın. aydın'ı düşündüm. o uzun bulvarını, meydan camii'ni. sokaklarında dolaştım. iki katlı bir ev, küçük, rutubet kokan. o küçük balkonu düşündüm. şişman bir kız çocuğu gördüm. üstü başı kir içinde top oynuyor, selam verdim. saçları dağınık, saçlarından sevdim.güldü, güldüm, güldük.

izmire gittim sonra. bir sokak, duvarında çiçekler. önünde onlarca çeşit insan, bir tane insan olmayan. neden buradayım bilmiyorum, yo yo biliyorum, adım gibi hem de ama boşver. gidiyorum, o gelsin.

muğla'ya gidiyorum. yer akyaka. deniz kenarında ayaklarımı denize sarkıtıyorum. dalgalara kıyıya vurdukça ayağıma değiyor denizin serin suları, hafif irkiliyorum ama bir yandan da deliler gibi hoşuma gidiyor.

istanbul'dayım. tam olarak neresi bilmiyorum ama evler biraz eski. sokaklar dar. dilimde bir şarkı, elimde sigara. gece saat 3. yaylana yaylana hafif üşüyerek ilerliyorum. yanımda serseri bir köpek. arada bakıp selam veriyorum. selam vermek ister gibi bakıyor bana, anlıyorum.eyvallah diyorum. peşimden geliyor. içimde bir güven.

odamdayım. yatağım boş, her zamanki gibi yerde oturuyorum. yerde oturmayı severim ben, rahat. halının desenini inceliyorum, ezberlemişim oysa.
-ne ara?
boşver işte ezberlemişim ne yapacaksın?
dışarısı soğuk hissediyorum, kapının altından hafif serinlik geliyor. hoşuma gidiyor.
-neden?
soğuk yaşadığımı hissettiriyor.
-he tamam.
ya sabır...

karadeniz'deyim. şehri boşver.
-neden?
ay boşver işte ne yapacaksın? hayırdır benden habersiz karadeniz'e mi gittin?
-merak
...
neyse devam ediyorum
ormanın kenarında küçük klübe gibi bir ev. tahtadan, içinde soba. ateşin çıtırtılarını duyuyorum. yağmur yağıyor. yatmışım divana uzanıyorum. uykum gelmiş.
- anne acıktım.
kızım ben sana yeni mama vermedim mi? iki kelam ettirmedin ya. bütün gün sürtersin dışarda, acıkınca bacaklarıma sürtünmeyi bilirsin ama.
-....
ah başımın belası ah, gel verelim mamanı. kaç kilo oldun kızım sen? taşıyamıyorum seni
-....
iyi sus, deme bir şey. anca mama ye. manyak kedi!
devamını gör...

çoğu zaman yaptığımdır. hatta şansım olsa boş tanım girerdim, sizlerin fikirlerini okumak keyfimi ikiye katlayan en büyük etken.
devamını gör...

kullanmış olduğu nicki ile tebessüm ettiren, tatlı bir yazımı ve uslübu olan sayın yazarı okumak, takip etmek oldukça eğlenceli.
beğenilerini eksik etmediği için de ayrıca teşekkür ederim sayın yazar keyifli yazmalarınız olsun.
devamını gör...

ibn-ı haldun'un 14.yüzyilda söylediği, günümüzde de bir çok durumu açıklayabilecek güçlü bir tespit.
devamını gör...

eskiden çok problem olmayan ama artık yan daireye bile açılan üniversiteler yüzünden herkesin kendisini üniversite mezunu saydığı bir ülkede normal gelen eylem.
peki bayrampaşa'da bulunan nişantaşı üniversitesi’nde okuyan bir insanla odtü'de okuyan insanı aynı kefeye koymak mümkün mü bilmiyorum.

(bkz: dağdaki çobanla benim oyum bir mi?)
devamını gör...

genç kız tripleri. bir ömür dua edersin, en kötü anında dua edersin, ailenden biri kötü durumdadır dua edersin, işin için dua edersin; ama cevap yok. agresif bir başlık belki ama başka türlü açıklayamıyorum dualarla bir yere varılamadığını.
devamını gör...

dolu damacanayı kaldırmak bile zorken fırlatmayı başarmış dişi herküldür.
(bkz: adrenalin sen nelere kadirsin)
devamını gör...

ortamlarda ya malın biri varya napmış biliyo musun, şeklinde cümleler kurmayacaksanız anlatıyorum. birgün kendi telefonumun ışığı ile telefonumu aramıştım. hemde tam 15 dakika. 15 dakika sonra ışığın kaynağı nihayet dikkatimi çekmiş olacak ki ne kadar büyük bir gerizekalılık yaptığımı fark ettim.
devamını gör...

depresyon tedavisi gördüğüm için insanlar artık beni garipsemiyor.
devamını gör...

bir tercih gibi görünse de insanın içinden gelen, kendine ait olan bir davranış.

bu konuyla alakalı yapılan çoğu tanımın, analizin arka planında "olmaması gereken bir şey" teması işleniyor. bunu açıkça ifade edenlerin dışında "kırılırım, susarım, içime atar, yanarım" gibi cümleler kuranlar da aynı temayı işliyor. insanların ısrarla kendilerine ait duygusal özelliklerini kötülemesini anlamak zor. bu, "olmaması gereken bir şey" teması da şu kelimede tezahür ediyor: kaybedersin.

kırıldığında susan kişi, gerçekleşmiş olaya vereceği en uygun tepki susmak olduğu için susar. bir sürü şey düşünür insan ve düşüncelerini duygularıyla harmanlar. sert bir karakteri olan kişinin, kavga anında gözlerinden ateş çıkarması kadar doğal bir şey olmadığı gibi narin bir insanın da susup çekilecek karanlık bir köşe araması da doğaldır. bundan farklı bir davranış içine girerse kesinlikle üzerinde eğreti duracaktır.

davranışlarınızda fıtratımızın payı büyüktür. fıtratımızdan gelen bazı özelliklerimiz baskındır ve bunlar öyle gizlenebilecek, kolaylıkla değiştirilebilecek şeyler de değildir. (bkz: insan yedisinde neyse yetmişinde de odur) buna yetiştiğimiz çevrenin de kattıklarını düşünürsek, bir birey oluruz. zaten arkadaşlıklar, ilişkiler de bu kabuller üzerine kurulurlar. mesela sevdiğin kişi yüksek sesle, üst tonda konuşmayı sevmeyen, sakin yapıda bir insansa sen de sesini yükseltmezsin. bu, karşılıklı yapıldığı zaman görünmeyen bir uyum oluşturur. böylece iki insan arasında arkadaşlık/dostluk/sevgili ilişkileri kurulur.

cimrilik vs. gibi toplumun ittifakla reddettiği özellikler dışında, kişinin kendine ait özellikleri, kendisine bir eksen belirleyip, ona göre bir mutsuzluk sebebi olarak tanımlayarak reddetmesi bir özsaygı eksikliğidir. bir defa mesele kadınlara ulaşmak olmasaydı, kimse kırıldığında sustuğu için kendisine vebalı muamelesi yapmazdı. bu noktada insan kendisine şu soruyu sormalı: bana özümden gelen şeyleri değiştirmem gerektiğini düşündürecek kadar etkili bu kadınlar kim, neyin nesi bunlar ? bu soruyu kendisine adamakıllı soran insanlar kolaylıkla cevaba ulaşırlar. kadınlar aynı kadınlar, onlara kutsiyet atfeden şey, beyninizin içinde.

her şeyi uçlarda yaşamayı şiar edinmiş arkadaşlar, bunu bencillikle karıştırabilir. "ne olursan ol kendinden ödün verme, bırak o değişsin" gibi algılayabilir. hayır, öyle değil. karşınızdaki insana, ona duyduğunuz saygı ve sevgiye göre pozisyon alıp fedakarlıklarda bulunacaksınız elbette. ancak normalde bir gariban gördüğünüzde gözleriniz doluyorken, öfkelendiğinizde sessizce dışarı çıkıp yalnız kalmak iyi geliyorken, tüm bunları üç beş zevzeğin "kaybedersin" temalı lafları için harcamayacaksınız. bunlardan vazgeçerseniz geriye ne kalır ki ? o ilişki bittiğinde hangi özellikleriniz size ait olacak? ben bu muydum yoksa şu muydum? neydim ben ?

kırıldığında susan, kırıp dökemeyen, köşesine çekilen biriyseniz, ona uygun ilişkiler kurun kendinize. bu davranışın getirdiği büyük dezavantajlardan biri olan "ayrılık" meselesine hazırlayın kendinizi. karşınızdaki insanın üzerinize gelip, sizi kalem kıracak seviyeye getirebileceğini düşünerek hareket edin. basit bir şey bu. her davranışın bir bedeli vardır. sinirlendiğinde eşine tokat atan adamdan daha az bedel ödeyeceğinizi düşünmeyin. ancak siz, bu davranışınıza sahip çıkarsanız, o da anlayışlıysa, sevmese de saygı duyacaktır. siz bunu değiştirmeyi değil, karşınızdaki buna göre pozisyon almayı öğrensin. siz, siz olarak kalın. karşılığında zaten siz de onda bir davranışı kabul etmiş olacaksınız. öyleyse bu iş yürür aksi takdirde yolun sonu zaten uçurumdur.

hayatta sapasağlam durmanın hazzını yaşamak varken eğilip bükülmeyi, mızmızlanmayı ve değiştirilmeyi tercih etmek ahmakçadır. mesela "her seferinde aynı şeyi yapıyordu, kavgadan kaçıyordu. bu yüzden ayrıldık" diyen bir kadının karşısında, erkeğin söyleyecek birkaç sözü vardır. "ben böyleyim, kızmadım, sövmedim ne yapayım" dediği noktada bu adam kazanmıştır zaten. onu muzaffer kılan, üçüncü, beşinci şahısların haklılığını yargılaması ve neticeye varması değil, vazgeçmeyişidir. eğer maksat "kaybetmek" ise; yenilenler değil, vazgeçenler kaybeder.
devamını gör...

hissedilen her duygu bir şeyler anlatır. o duyguyu okumayı bilmek lazım. nasıl ki vücutta bir anormallik olduğunda vücut bunu çeşitli belirtilerle belli ediyorsa (örneğin; ağrı, ateş vs gibi), ruh da duygularla bir şeyleri anlatmaya çalışır. duygu denen şey zaten ruhumuzun sinyal sistemidir. işte depresyon da bunlardan biri. ancak korkmamak lazım, çünkü eğer kendinizi tanır, duygularınızı okumayı başarır ve kendi kendinizin yöneticisi olursanız üstesinden de rahatlıkla gelebilirsiniz. üstesinden gelmek tabiri de doğru değil aslında. çünkü sorun denen şeyin üstesinden gelinir. depresyonsa sorun değildir aslında. dediğim gibi, ruhunuzun size anlatmak istediği bir şeyleri iletme yoludur. eğer kendinizle iletişime geçebilirseniz, zaten onun da ortadan kaybolduğunu görürsünüz. ve inanın, hayata depresyondaki biri olarak gelmediğiniz gibi, depresyona girdiğinizde de çıkma şansınız var. sonuçta hayata o şekilde gelmediniz ve yaşam sırasında depresyona girersiniz. çıkması da kesinlikle mümkün.


geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:


"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.

hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.

hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
devamını gör...

koronavirüs dahil olmak üzere virüsleri ve bakterileri öldüren eldivenler hayal edin. şimdi böyle eldivenlerin gerçekten var olduğunu hayal edin. *

elephantskin, avusturyalı rafael reifeltshammer (34 yaşında) tarafından tasarlanan bir eldivenin adıdır. tek kullanımlık eldivenlere bir alternatif haline gelmeli ve covıd-19 virüsü dahil bakteri ve virüslerin bulaşmasını etkili bir şekilde azaltmalıdır. eskiden profesyonel bir futbolcu olan genç bir girişimci, geçen ilkbaharda, koronavirüs salgınının başlangıcında eldiven fikrini aldı: "pek çok insan, virüsün yüzeylerden bulaşmasını önlemek için tek kullanımlık eldiven kullanıyor - dükkanlarda, toplu taşıma araçlarında," diyor reifeltshammer. bu nedenle, yüzeyindeki virüs sayısını azaltan yeniden kullanılabilir bir eldiven geliştirdi: “elephantskin eldivenleri dezenfekte etmek için kullanılan teknoloji, geçen yıl başarıyla geliştirildi. bu benzersiz bir teknolojidir. "

pamuk eldivenin yüzeyine bakteri yok edici etkiye sahip gümüş iyonları uygulanır. eldiven bu etkiyi kaybetmeden en az 30 defa yıkanabilir.

teknolojinin etkinliği, hohenstein tekstil test enstitüsü tarafından test edilmiş ve onaylanmıştır. elephantskin'e göre eldiven yüzeyindeki virüs ve bakterilerin% 95'inden fazlası sadece birkaç dakika içinde yok oluyor. böyle bir icadın fiyatı küçük - 13 €. dezenfektan etkisi olan eldivenler yakında alman süpermarketlerinde görünecek.

kaynak.
devamını gör...

akşam yine akşam yine akşam
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu sıralar kurtulmaya çalıştığım can sıkıcı durum. her şey çok anlamsız geliyor. bin defa muhabbeti dönen şeylerin saçmalığı gözüme batıyor. daralıyorum, çığlığı basmak istiyorum. herkesin ağzını yüzünü dağıtasım geliyor. tüm verimliliğimi kaybettim. ama az kaldı kurtulacağım bu ruh halinden.
devamını gör...

telefonuna bakmaya çalışan tipler. tanımadığın insanın telefonunda neyi merak ediyorsun?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim