beylikdüzü
efsanedir. bu semte kadar gitmeyi başarıp geri dönebilen çok azdır, bu yüzden hep bir dillerde beylikdüzü efsanesi vardır ama ne kadar gerçek bilemem. söylentilere göre metrobüs denilen tehlikeli bir araç ile üç saat boyunca e5 adı verilen gizemli bir yoldan geçince buraya varıyormuşsunuz. beylidüzünü bulmak için yola çıkıp bir daha da geri dönemeyen çok fazla yoldaşımı kaybettim.
tanım: her yere uzak olan yer.
tanım: her yere uzak olan yer.
devamını gör...
beden eğitimi dersinde kasadan takla atan efsane nesil
lisede en başarısız olduğum iki dersten biri beden biri müzik olduğu için, o efsane nesil kim, ben kim olanlardan ben.
devamını gör...
yazarların en sevmediği ay
hava durumunun değişken olduğu ekim ve nisan ayları.
devamını gör...
kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler
unutmak.
devamını gör...
zombi istilasında yapılması gerekenler
en son kalan insan olmaktan hep korktuğum için; gider hemen birini kışkırtırım ki en önce beni ısırıp zombi yapsın.*
devamını gör...
nihal yalçın'dan tamer karadağlı taklidi
tamam kraliçem, en mağdur sensin.
iyi ki bir ödül aldın var ya! bu arada kesinlikle tamer abi haklı.
bir kere ödül alacaksan ; karşındaki adama cisim muamelesi yapmayacaksın, gözlerine bakacaksın, elini sıkıp ödülünü alıp, konuşacaksın. ayrıca konuşmada konudan konuya zıplıyor. yok kadın hikayesi çekilmiyor da bla bla.
otur üret, proje yap, kafa yor, çabala, sizi engelleyen, zorlayan, alıkoyan mı var bacım? neden erkek yönetmenler daha baskın? oturup öz eleştiri yaptınız mı? yok, anca çar çar çene.
hem feminist, hem mağdur. ulan bir insan da bir kez daha mağduriyet ossurmasın be.
ulan mağduriyet tam bir imaj ve malzeme oldu. iktidar bunu yapıp tutunca, herkes kendine bir mağduriyet enjekte ediyor, üretiyor, uyduruyor, yaratıyor ve bundan prim yapıyor.
hani senin gecendi dün, tamer'i daha fazla anmayalım demiştin.
twitter.com/NiyalApla/statu...
sonra taklidini yapıyorsun. bu nasıl iş be "apla" anlat hele bana? işinize gelince mağdur, işinize gelince kadın oluyorsunuz.
işte bu ikiyüzlülüğüe ayarım.
hayır 2 tweet sonrası da istanbul sözleşmesi. hayırdır ödülden ne ara istanbul sözleşmesine geldik? feminazi yapıyorsunuz siz, feminizm değil.
feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik muhtelif ideolojiler, toplumsal hareketler ve kitle örgütlerinden oluşan harekete denir.
eşitliği yakalamayı kendi çabanızla yapacaksanız yalnız, erkekleri itin götüne sokarak değil. feminaziler hiç çekilmiyor gerçekten. böyle kadınları gördükçe iyi ki yalnızım diyorum. böyle bir kadınla sevgili olsam gerçekten saniyesinde terk ederim, yaşanılmaz böyle tiplerle.
eşit olacaksanız serbest piyasa, liyakat ile gelin. sırf kadınsınız diye, etek giydiniz, makyaj yaptınız, regl oluyorsunuz diye değil. emeğinizle gelin be kardeşim. az saygınlık be!
sanki nuri bilge ceylan gibi bir kadın yönetmen var da kadına zorla iş yaptırmıyorlar. sanki erdal beşikçioğlu gibi tiyatrocu var da oyunlara çıkartmıyorlar. öyle mağdurlar yani, ama çözüme gelince icraat yok.
iyi ki bir ödül aldın var ya! bu arada kesinlikle tamer abi haklı.
bir kere ödül alacaksan ; karşındaki adama cisim muamelesi yapmayacaksın, gözlerine bakacaksın, elini sıkıp ödülünü alıp, konuşacaksın. ayrıca konuşmada konudan konuya zıplıyor. yok kadın hikayesi çekilmiyor da bla bla.
otur üret, proje yap, kafa yor, çabala, sizi engelleyen, zorlayan, alıkoyan mı var bacım? neden erkek yönetmenler daha baskın? oturup öz eleştiri yaptınız mı? yok, anca çar çar çene.
hem feminist, hem mağdur. ulan bir insan da bir kez daha mağduriyet ossurmasın be.
ulan mağduriyet tam bir imaj ve malzeme oldu. iktidar bunu yapıp tutunca, herkes kendine bir mağduriyet enjekte ediyor, üretiyor, uyduruyor, yaratıyor ve bundan prim yapıyor.
hani senin gecendi dün, tamer'i daha fazla anmayalım demiştin.
twitter.com/NiyalApla/statu...
sonra taklidini yapıyorsun. bu nasıl iş be "apla" anlat hele bana? işinize gelince mağdur, işinize gelince kadın oluyorsunuz.
işte bu ikiyüzlülüğüe ayarım.
hayır 2 tweet sonrası da istanbul sözleşmesi. hayırdır ödülden ne ara istanbul sözleşmesine geldik? feminazi yapıyorsunuz siz, feminizm değil.
feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik muhtelif ideolojiler, toplumsal hareketler ve kitle örgütlerinden oluşan harekete denir.
eşitliği yakalamayı kendi çabanızla yapacaksanız yalnız, erkekleri itin götüne sokarak değil. feminaziler hiç çekilmiyor gerçekten. böyle kadınları gördükçe iyi ki yalnızım diyorum. böyle bir kadınla sevgili olsam gerçekten saniyesinde terk ederim, yaşanılmaz böyle tiplerle.
eşit olacaksanız serbest piyasa, liyakat ile gelin. sırf kadınsınız diye, etek giydiniz, makyaj yaptınız, regl oluyorsunuz diye değil. emeğinizle gelin be kardeşim. az saygınlık be!
sanki nuri bilge ceylan gibi bir kadın yönetmen var da kadına zorla iş yaptırmıyorlar. sanki erdal beşikçioğlu gibi tiyatrocu var da oyunlara çıkartmıyorlar. öyle mağdurlar yani, ama çözüme gelince icraat yok.
devamını gör...
bazı şair hikayeleri
büyük şairlere kendini aşık etmeyi başarabilmiş bir kadın o
tomris uyar kendisine şiir yazılan kadınların en şanslısıdır herhalde. kocası turgut uyar, tutkulu bir aşk yaşadığı cemal süreya ve ona olan ilgisi ve hayranlığını saklamayan arkadaşı ve belki de platonik aşığı edip cansever, yani şiirimizin 3 büyük ismi de satırlarında kendisine seslenmiştir.
sayım / cemal süreya
ayışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
kapı aralığında öptüm
soluğundan öptüm seni
bahçede çocuklar vardı
çocuğundan öptüm seni
evime götürdüm yatağımda
kasığından öptüm seni
başka evlerde karşılaştık
iliğinden öptüm seni
en sonunda caddelere çıkardım
kaynağından öptüm seni
bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur / turgut uyar
herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu ”o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
zamanı durdururum yüreğimde,
sensiz geçtiği için,
akrep yelkovana küskündür.
şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
bil ki akrep yelkovanı geçerse,
atan bu yüreğim durur.
bırak bozuk kalsın, hiç değilse;
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
yaş değiştirme törenine yetişen öyle bir şiir / edip cansever
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yarışırsa ancak monet'nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler'den hisar'a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar'dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
tomris uyar kendisine şiir yazılan kadınların en şanslısıdır herhalde. kocası turgut uyar, tutkulu bir aşk yaşadığı cemal süreya ve ona olan ilgisi ve hayranlığını saklamayan arkadaşı ve belki de platonik aşığı edip cansever, yani şiirimizin 3 büyük ismi de satırlarında kendisine seslenmiştir.
sayım / cemal süreya
ayışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
kapı aralığında öptüm
soluğundan öptüm seni
bahçede çocuklar vardı
çocuğundan öptüm seni
evime götürdüm yatağımda
kasığından öptüm seni
başka evlerde karşılaştık
iliğinden öptüm seni
en sonunda caddelere çıkardım
kaynağından öptüm seni
bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur / turgut uyar
herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu ”o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
zamanı durdururum yüreğimde,
sensiz geçtiği için,
akrep yelkovana küskündür.
şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
bil ki akrep yelkovanı geçerse,
atan bu yüreğim durur.
bırak bozuk kalsın, hiç değilse;
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
yaş değiştirme törenine yetişen öyle bir şiir / edip cansever
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yarışırsa ancak monet'nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler'den hisar'a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar'dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
hayatımda uzun zamandır güzel bir şey olmaması.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
çılgın seyyal abla'dan.
devamını gör...
moderatörler neden bu kadar kibar sorunsalı
anlam veremediğim sorunsal. çok sakinler.çok anlayışlılar. uslu uslu duruyorlar. işkilleniyorum.saygılar.
devamını gör...
bugün kendin için ne yaptın sorusu
mantı.
devamını gör...
tayyip erdoğan ışıklı top dağıtıyor
gülme krizi geçirten 7-8 yıl önce yapılmış harika edit. evet.
devamını gör...
minibüste saldırıya uğrayan kızın yalan röportajı
bir dakika ya, ne oluyor?
kıyafeti hakkında söz bile söyleyemez kaldı geçti bir anda kadına vuruyor. dağ başında mı yaşıyoruz, cidden bu tiplerin kendilerini ahlak bekçisi görüp kendi ahlaksızlıklarını bu tarz kapatmaya çalışmalarından bıkkınlık geldi.
o anki travmayla yanlış da hatırlayabilir hatta bence abarta da bilir. olay abartılması gereken bir olay zaten. birini öldürdüklerinde bile bu tipler ceza almıyor, kadın ne yapsaydı, zaten ortada şiddet var, cama kafasını vurup vurmaması o kadar önemli mi?
şunu giyme onu yapma hep aynı hikaye, aşağılık hislerinizi artık başkalarına yansıtmayı bıraksanız mı?
kıyafeti hakkında söz bile söyleyemez kaldı geçti bir anda kadına vuruyor. dağ başında mı yaşıyoruz, cidden bu tiplerin kendilerini ahlak bekçisi görüp kendi ahlaksızlıklarını bu tarz kapatmaya çalışmalarından bıkkınlık geldi.
o anki travmayla yanlış da hatırlayabilir hatta bence abarta da bilir. olay abartılması gereken bir olay zaten. birini öldürdüklerinde bile bu tipler ceza almıyor, kadın ne yapsaydı, zaten ortada şiddet var, cama kafasını vurup vurmaması o kadar önemli mi?
şunu giyme onu yapma hep aynı hikaye, aşağılık hislerinizi artık başkalarına yansıtmayı bıraksanız mı?
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
hokkaido'daki yubari kavunu.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük!
espresso gibi, ristretto gibi, lungo gibi, latte gibi yahut ‘gırande vayt çaklıt moka’ gibi elit bir günaydın değil ama…
böyle ciğerden, tavşan kanı, asmalı mahalle kıraathanesi çayı gibi sıcacık; üstüne eser miktarda pudra şekeri serpilmiş çıtır bir ‘doğu kökenli vatandaş’ böreği gibi çıtır, samimi bir günaydın hepinize… mikkemmele yakın bir gün geçirirsiniz umarım…
ille de gırandeli mırandeli kahve içeceklere ise; isimlerinin karton bardaklara ‘doğru’ yazıldığı bir gün diliyorum…
espresso gibi, ristretto gibi, lungo gibi, latte gibi yahut ‘gırande vayt çaklıt moka’ gibi elit bir günaydın değil ama…
böyle ciğerden, tavşan kanı, asmalı mahalle kıraathanesi çayı gibi sıcacık; üstüne eser miktarda pudra şekeri serpilmiş çıtır bir ‘doğu kökenli vatandaş’ böreği gibi çıtır, samimi bir günaydın hepinize… mikkemmele yakın bir gün geçirirsiniz umarım…
ille de gırandeli mırandeli kahve içeceklere ise; isimlerinin karton bardaklara ‘doğru’ yazıldığı bir gün diliyorum…
devamını gör...
murtaugh list
bir lycanthropy ukdesidir.
how i met your mother dizisinde barney stinson laser tag’de çığrından çıkıp kovulduktan sonra ted mosby onun için bir murtaugh list yapar. bu liste ismini lethal weapon serisinin yaşlı dedektifi roger murtaugh’dan alır ismini çünkü roger durmadan i am too old for this shit der.
bu liste barney’in artık yapamayacak kadar yaşlandığı şeylerden oluşan bir listedir ve elbette bu bir iddia konusu olmalıdır. tabii ki challenge accepted.
barbey stinson bu listedeki her şeyi yirmi dört saat içinde yapmayı taahhüt eder. aksi takdirde barney gece boyu ted’in mimari konularda konuşmasını dinlemek zorunda kalacaktır ve bu aklı başında çoğu insan için akıl almaz bir işkencedir. en azından benim için öyle olurdu.
listedeki maddeler aslında yapılması çok da zor olmayan şeylerdir. hatta bir iki tanesi oldukça basittir ancak bazı şeyleri yapmak yaşlandığımızda zor değil anlamsız gelir. mesela duvarlara poster asmak gibi.
sözlüğün iyi yazarlarından biri olan lycanthropy’ye teşekkür ediyorum bu başlık için. ben de kendim murtaugh listemi yapmaya başlayacağım en kısa zamanda. çünkü i am too old for this shit dediğim şeyler artmaya başladı.
how i met your mother dizisinde barney stinson laser tag’de çığrından çıkıp kovulduktan sonra ted mosby onun için bir murtaugh list yapar. bu liste ismini lethal weapon serisinin yaşlı dedektifi roger murtaugh’dan alır ismini çünkü roger durmadan i am too old for this shit der.
bu liste barney’in artık yapamayacak kadar yaşlandığı şeylerden oluşan bir listedir ve elbette bu bir iddia konusu olmalıdır. tabii ki challenge accepted.
barbey stinson bu listedeki her şeyi yirmi dört saat içinde yapmayı taahhüt eder. aksi takdirde barney gece boyu ted’in mimari konularda konuşmasını dinlemek zorunda kalacaktır ve bu aklı başında çoğu insan için akıl almaz bir işkencedir. en azından benim için öyle olurdu.
listedeki maddeler aslında yapılması çok da zor olmayan şeylerdir. hatta bir iki tanesi oldukça basittir ancak bazı şeyleri yapmak yaşlandığımızda zor değil anlamsız gelir. mesela duvarlara poster asmak gibi.
sözlüğün iyi yazarlarından biri olan lycanthropy’ye teşekkür ediyorum bu başlık için. ben de kendim murtaugh listemi yapmaya başlayacağım en kısa zamanda. çünkü i am too old for this shit dediğim şeyler artmaya başladı.
devamını gör...
nakavt
boksta, yumruk darbesiyle düşen ve on saniye içinde kalkıp devam edemeyen boksörün yenilmesine denir.
devamını gör...
portakal kız
yıllarca bebek arabasında gizlenmiş olan bir mektup aniden ortaya çıkar.
mektup, on bir yıl önce, o sıralarda üç buçuk yaşında olan oğula, kısa bir süre sonra ölmüş olacak babası tarafından yazılmıştır.
‘rahat oturuyor musun georg ?mutlaka rahat oturmalısın çünkü sana heyecan verici bir hikaye anlatacağım’
sözleriyle başlar.
...
‘ve söylesene, hubble teleskobu nasıl? biliyor musun? astronomlar evrenin yapısı hakkında daha fazla şey biliyorlar mı artık?’

25 nisan 1990 yılında uzay teleskobu görevine başlamıştı.(babanın hastalığını öğrendiğiyle aynı zamana rastlar).koskoca uzay boşluğunda ilerleyerek fotoğraflar çekecek ve yeryüzünde hiçbir teleskobun yapamayacağını gerçekleştirecekti: on iki milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilere aynalarını çevirecekti. bu evrenin tarihinde on iki milyar geriye bakmak demekti.

tıpkı geçmişe aynalarını çeviren hubblegibi bu mektup da babası ve portakal kıza, dolayısıyla georg’un da geçmişine de ayna tutacaktı.
...
ilerleyen sayfalarda baba, oğluna şunu soracaktı ve dolayısıyla okuyucuya :
‘eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin’.
kitap, hayattaki rastlantılarla örülmüş bir macerayla bizi içine çekiyor ve o kadar akıcı bir hızla ilerliyor ki okumak isteyenler için ileride neler olacağını anlatıp büyüsünü bozmak istemiyorum.
not: onu aldığımda baskısı yoktu, ikinci el bulabildim.

yazar jostein gaarder felsefe öğretmenidir, genç insanlara bu bilimi öğretmekten keyif alır. her ne kadar öğretmek sözcüğünü kullansam da bunu farkettirmeden yapar. sophie’ nin dünyası, maya, iskambil kağıtlarının esrarı, prenelerdeki şato, sirk müdürünün kızı, jostein gaarder’in okuduğum diğer kitapları. hepsini ayrı seviyorum ve kütüphanemden hiç ayırmıyorum. hem neşeli hem de biraz buruk; ama hayata dair sorularla karşımıza çıkıyor, düşündürüyor.
mektup, on bir yıl önce, o sıralarda üç buçuk yaşında olan oğula, kısa bir süre sonra ölmüş olacak babası tarafından yazılmıştır.
‘rahat oturuyor musun georg ?mutlaka rahat oturmalısın çünkü sana heyecan verici bir hikaye anlatacağım’
sözleriyle başlar.
...
‘ve söylesene, hubble teleskobu nasıl? biliyor musun? astronomlar evrenin yapısı hakkında daha fazla şey biliyorlar mı artık?’

25 nisan 1990 yılında uzay teleskobu görevine başlamıştı.(babanın hastalığını öğrendiğiyle aynı zamana rastlar).koskoca uzay boşluğunda ilerleyerek fotoğraflar çekecek ve yeryüzünde hiçbir teleskobun yapamayacağını gerçekleştirecekti: on iki milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilere aynalarını çevirecekti. bu evrenin tarihinde on iki milyar geriye bakmak demekti.

tıpkı geçmişe aynalarını çeviren hubblegibi bu mektup da babası ve portakal kıza, dolayısıyla georg’un da geçmişine de ayna tutacaktı.
...
ilerleyen sayfalarda baba, oğluna şunu soracaktı ve dolayısıyla okuyucuya :
‘eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin’.
kitap, hayattaki rastlantılarla örülmüş bir macerayla bizi içine çekiyor ve o kadar akıcı bir hızla ilerliyor ki okumak isteyenler için ileride neler olacağını anlatıp büyüsünü bozmak istemiyorum.
not: onu aldığımda baskısı yoktu, ikinci el bulabildim.

yazar jostein gaarder felsefe öğretmenidir, genç insanlara bu bilimi öğretmekten keyif alır. her ne kadar öğretmek sözcüğünü kullansam da bunu farkettirmeden yapar. sophie’ nin dünyası, maya, iskambil kağıtlarının esrarı, prenelerdeki şato, sirk müdürünün kızı, jostein gaarder’in okuduğum diğer kitapları. hepsini ayrı seviyorum ve kütüphanemden hiç ayırmıyorum. hem neşeli hem de biraz buruk; ama hayata dair sorularla karşımıza çıkıyor, düşündürüyor.
devamını gör...

