drama köprüsü
şarkı, askerken kendisine eziyet eden komutanını öldürüp firar eden debreli hasan'ı anlatmaktadır. hasan her ne kadar sonradan pişman olsa da memleketine dönüp anasını son kez görüp helallik aldıktan sonra dağa çıkıp eşkıya olmaktan başka çaresi kalmamıştır.
halka zulmeden bir eşkıyadan ziyade diğer zalim eşkıyaların tepesine çöken, yardıma muhtaç olanlara yardım eden bir eşkıya olmuştur hasan. dağa çıkarken ardında bıraktığı sevdiğine kavuşamayacağını bildiği için, yardımına ihtiyacı olan sevenleri kavuşturmak için de elinden geleni yapar. zaman içerisinde eşkıya olarak değil insanların hayran olduğu bir figür olarak anılmaya başlar hasan.
yıllar geçtikçe hasan sevdiğine kavuşmasının artık imkansız olduğunu anlar ve kendisini hala beklediğini bildiği sevdiğine kendisini beklememesini ve evlenip mutlu olmasını istediğinin haberini salar.
bir süre sonra sevdiğinin düğünü olacağının haberini alır ve yıllar sonra ilk defa çeker en güzel kıyafetlerini üzerine, kellesini koltuğuna alıp şehre iner ve sevdiği kızın düğününe katılır. sevdiği kıza yedi altın bilezik takar ve gözlerine son kez bakıp bir daha dönmemek üzere dağlara geri döner. aradan yıllar geçse de sevdiği kız hasan'ı unutamaz ve onun için bu türküyü yakar...
halka zulmeden bir eşkıyadan ziyade diğer zalim eşkıyaların tepesine çöken, yardıma muhtaç olanlara yardım eden bir eşkıya olmuştur hasan. dağa çıkarken ardında bıraktığı sevdiğine kavuşamayacağını bildiği için, yardımına ihtiyacı olan sevenleri kavuşturmak için de elinden geleni yapar. zaman içerisinde eşkıya olarak değil insanların hayran olduğu bir figür olarak anılmaya başlar hasan.
yıllar geçtikçe hasan sevdiğine kavuşmasının artık imkansız olduğunu anlar ve kendisini hala beklediğini bildiği sevdiğine kendisini beklememesini ve evlenip mutlu olmasını istediğinin haberini salar.
bir süre sonra sevdiğinin düğünü olacağının haberini alır ve yıllar sonra ilk defa çeker en güzel kıyafetlerini üzerine, kellesini koltuğuna alıp şehre iner ve sevdiği kızın düğününe katılır. sevdiği kıza yedi altın bilezik takar ve gözlerine son kez bakıp bir daha dönmemek üzere dağlara geri döner. aradan yıllar geçse de sevdiği kız hasan'ı unutamaz ve onun için bu türküyü yakar...
devamını gör...
15 ocak 2021 norveç'te pfizer aşısı olan 23 kişinin ölmesi
eger ölum nedenlerinin yapilan adli arastirmalar sonucunda, aşı kaynakli oldugu kesinlesirse, son derece olay yaratacaktir. mrna asilari aslinda derinligi bilinmeyen bir su gibi. dunya capinda kullanilan inaktif aşılardan oldukca farkli bir teknolojiyle uretilmekte. etkileri uzerinde yeterli bir bilgiye sahip olabilmek icin de minimum uc dort senelik etkilerinin gozlemlenmesi gerekir.bu da suan itibariyle mumkun olmadigi icin "denize dusen yilana sarilir" misali, bu asılardan medet ummus bulunmaktayiz...kisacasi bu asilarin cok ciddi etkileri olabilir de, olmaya bilir de...
devamını gör...
ertelemek
zamanla kumar oynamaktır. bir şeyin, durumun sürekli geri planda kalmasını sağlamaktır. onu öncelik olmaktan alıkoymaktır. ötelenen şeyin yapılıp yapılamayacağını belirleyen ise zamandır. bu da demektir ki en büyük kumarbaz zamandır.
devamını gör...
isminde ulama olan ünlüler
sezen aksu, cüneyt arkın gibi isimlerdir.
devamını gör...
hem çirkin olup hem profiline foto koyan yazar
biri para para diye ağlar. öbürü yüzü mayın tarlası gibiyken çirkinlikten falan bahseder.
oğlum allah sizi sayıyla mı verdi?
gidin dersinize çalışın, bakın okullar açılacak, gidin okul alışverişi falan yapın, hadi çocuğum.
oğlum allah sizi sayıyla mı verdi?
gidin dersinize çalışın, bakın okullar açılacak, gidin okul alışverişi falan yapın, hadi çocuğum.
devamını gör...
eyluling
kafa iznine cikma sirasi gelmis modumsu.
halihazirda offline takiliyorum zaten ama yine de 8/25 burada oldugumu bilenleriniz var, bu tanimimsi da onlar icin zaten.
ekip arkadaslarimin cileden cikmamalarini*, yazarlarimizin da yoldas yolundan ayrilmamalarini umuyorum.
hesap dondurmadan, ortaligi ayaga kaldirmadan, bir sey demeden, sikayet etmeden.
#344683 kodlu tanimda da dedigim gibi, biraz inziva keyfs.
arreviderci.
halihazirda offline takiliyorum zaten ama yine de 8/25 burada oldugumu bilenleriniz var, bu tanimimsi da onlar icin zaten.
ekip arkadaslarimin cileden cikmamalarini*, yazarlarimizin da yoldas yolundan ayrilmamalarini umuyorum.
hesap dondurmadan, ortaligi ayaga kaldirmadan, bir sey demeden, sikayet etmeden.
#344683 kodlu tanimda da dedigim gibi, biraz inziva keyfs.
arreviderci.
devamını gör...
13 ocak 2021 lisa montgomery'nin cezasının infazı
lisa montgomery, missouri'de 2004 yılında bobbie jo stinnett adlı sekiz aylık hamile bir kadını öldürmek ve karnını yararak bebeğini kaçırmaktan suçlu bulunmuş, üç yıl sonra idama mahkum edilmişti. stinnett'in bebeği kurtulmuştu.
trump'ın 17 yıl aradan sonra geçen sene, yeniden federal idam cezalarını getirmesiyle birlikte tartışmalar da beraberinde gelmişti. mahkeme kararıyla idam cezası durdurulmuştu fakat bugün sabah zehirli iğne ile idam cezasının infazının gerçekleştirildiği duyuruldu. 20 ocak'ta koltuğa oturacak biden ise fedaral idam cezalarının kaldırılacağını söylüyor.
--- alıntı ---
abd'deki tek federal kadın idam mahkumu 52 yaşındaki lisa montgomery'nin cezası bu sabah infaz edildi. montgomery, 68 yıl sonra ülkede idam edilen ilk federal kadın idam mahkumu oldu.
--- alıntı ---
link
trump'ın 17 yıl aradan sonra geçen sene, yeniden federal idam cezalarını getirmesiyle birlikte tartışmalar da beraberinde gelmişti. mahkeme kararıyla idam cezası durdurulmuştu fakat bugün sabah zehirli iğne ile idam cezasının infazının gerçekleştirildiği duyuruldu. 20 ocak'ta koltuğa oturacak biden ise fedaral idam cezalarının kaldırılacağını söylüyor.
--- alıntı ---
abd'deki tek federal kadın idam mahkumu 52 yaşındaki lisa montgomery'nin cezası bu sabah infaz edildi. montgomery, 68 yıl sonra ülkede idam edilen ilk federal kadın idam mahkumu oldu.
--- alıntı ---
link
devamını gör...
yazarların kötü olduklarında aradıkları ilk kişi
hayatımda öyle biri yok. sorunlarımı paylaşmayı sevmediğimden arkadaşımla bir araya geldiğimizde ya da telefondayken hep dinleyen taraf olurum. bu konuda da bayağı kızar. sadece dinliyorsun falan der.
devamını gör...
şeriat
savunanların yarısının siyasette rol aldığı diğer yarısının da canlı bomba olup kendini patlattığı korkunç fikir akımı
devamını gör...
fibröz kıkırdak
diğer kıkırdak türlerinden farklı olarak tip 1 kollajenden zengin discus intervertebralis olarak isimlendirilen omurgalar arası eklemde, sternoklavikular ve temporamandibular(çene eklemi) eklemlerde bulunan kıkırdak türüdür.
perikondriyuma sahip değildir.
ek olarak diğer kıkırdaklardan farklı olarak en yoğun bulunan glikozaminoglikan versikan'dır.
perikondriyuma sahip değildir.
ek olarak diğer kıkırdaklardan farklı olarak en yoğun bulunan glikozaminoglikan versikan'dır.
devamını gör...
kafa kafaya radyo yayını
ses kalitesi, güncel konular ve güzel bir editle birlikte ortaya keyifli bir kayıt çıkmış. güzel bir başlangıç yaptılar. sohbetleri ve samimi tavırları oldukça keyifliydi. gelecek yayınlarının çok daha güzel olacağına inanıyor ve kendilerine bu güzel yayın için teşekkür ediyorum.
devamını gör...
balıkçı ve oğlu
bir zülfü livaneli kitabı.
kitabı elime aldıktan 24 saat sonra bitirdim. hızlı okunan ve okuyucuya hızlı okuma sağlayan bir eser olmuş.
zaten 140 sayfa bir kitap.
kitap bir ege kasabasında geçiyor. balıkçı mustafa ve eşi mesude’nin başından geçen olaylar anlatılıyor. araya bir sürü zorlama toplumsal konu yerleştirilmiş. mis gibi okuyup rafa kaldırıyorsunuz ama hayal kırıklığıyla. benim için öyle oldu.
birincisi son derece basit bir kitap okuyorsunuz. betimlemeler yok denecek kadar az dolayısıyla hikayenin içine giremiyorsunuz. girseniz bile tatmin etmiyor. yaratılan atmosfer nefis duruyor ama sadece duruyor. nefis gibi.
ikincisi değinilen konulara çok basit şekilde değinilmiş. sen zülfü livaneli’sin bu konulara senin kadar iyi değinecek yazar sayısı çok az neden sözlük yazarı gibi değiniyorsun. yazarın yapması gereken daha derine inmek daha sıkı değinmek olmalı.
bu yazdıklarımı zülfü livaneli olduğu için yazıyorum. sıradan yazar olsa süper kitap der geçerim ama livaneli külliyatı için çok zayıf bir kitap.
üçüncüsü güzel bir hikaye olmasına rağmen zayıf bir yazım tekniği kullanılmış. ben bu kitaba özenildiğini hiç düşünmüyorum. 1-2 ay içerisinde teslim etmek zorundaymış gibi yazmış.
kendisi diğer kitaplarında seviyeyi çok yüksek bir yere koyduğu için bu kitabı insana çok basit geliyor.
kitabı tavsiye etmem. daha önemli bir işiniz yoksa okuyabilirsiniz.
tam bir yolculuk kitabı olmuş. al eline otobüs yolculuğunda oku bitir.
kendisinin neden böyle bir şey yaptığını az buçuk tahmin ediyorum. bilmiyorum doğru mudur ama bence okuyucuya bir kitap vereyim sonra romanımla ilgileneyim demiş. bu kitabın üstüne büyük bir roman gelebilir.
aynısını ahmet ümit aşkımız eski bir roman kitabında yapmıştı. aynı tadı aldım.
kitabı elime aldıktan 24 saat sonra bitirdim. hızlı okunan ve okuyucuya hızlı okuma sağlayan bir eser olmuş.
zaten 140 sayfa bir kitap.
kitap bir ege kasabasında geçiyor. balıkçı mustafa ve eşi mesude’nin başından geçen olaylar anlatılıyor. araya bir sürü zorlama toplumsal konu yerleştirilmiş. mis gibi okuyup rafa kaldırıyorsunuz ama hayal kırıklığıyla. benim için öyle oldu.
birincisi son derece basit bir kitap okuyorsunuz. betimlemeler yok denecek kadar az dolayısıyla hikayenin içine giremiyorsunuz. girseniz bile tatmin etmiyor. yaratılan atmosfer nefis duruyor ama sadece duruyor. nefis gibi.
ikincisi değinilen konulara çok basit şekilde değinilmiş. sen zülfü livaneli’sin bu konulara senin kadar iyi değinecek yazar sayısı çok az neden sözlük yazarı gibi değiniyorsun. yazarın yapması gereken daha derine inmek daha sıkı değinmek olmalı.
bu yazdıklarımı zülfü livaneli olduğu için yazıyorum. sıradan yazar olsa süper kitap der geçerim ama livaneli külliyatı için çok zayıf bir kitap.
üçüncüsü güzel bir hikaye olmasına rağmen zayıf bir yazım tekniği kullanılmış. ben bu kitaba özenildiğini hiç düşünmüyorum. 1-2 ay içerisinde teslim etmek zorundaymış gibi yazmış.
kendisi diğer kitaplarında seviyeyi çok yüksek bir yere koyduğu için bu kitabı insana çok basit geliyor.
kitabı tavsiye etmem. daha önemli bir işiniz yoksa okuyabilirsiniz.
tam bir yolculuk kitabı olmuş. al eline otobüs yolculuğunda oku bitir.
kendisinin neden böyle bir şey yaptığını az buçuk tahmin ediyorum. bilmiyorum doğru mudur ama bence okuyucuya bir kitap vereyim sonra romanımla ilgileneyim demiş. bu kitabın üstüne büyük bir roman gelebilir.
aynısını ahmet ümit aşkımız eski bir roman kitabında yapmıştı. aynı tadı aldım.
devamını gör...
nafaka
süresizin gerçekten saçmalık, geri kalanının büyük ölçüde yetersiz olduğu uygulamadır.
bu konuda çok doluyum sözlük, düşüncelerimi en kısa şekilde özetlemeye çalışacağım, umarım kendimi iyi bir şekilde açıklayabilirim.
öncelikle zaman zaman kötüye kullanıldığını düşünüyorum, ancak bunun genele vurulduğunda çok az olduğuna da inanıyorum.
süresiz nafakaya zaten karşıyım, herhangi bir şekilde mantıklı olduğunu düşünmüyorum. en korkunç durumda bile evli kalınan süre artı karşıdaki kişiye verilen zarara uygun olarak gerekirse ek süre şeklinde ödenmeli bence.
insanların buna karşı olması kadar doğal bir şey yok. ama gelgelelim buna karşı olmakla kalmayıp, çocuklarına ödediği iki kuruş nafakaya bile karşı olan erkek dolu bu ülkede. ve ben artık bu durumdan bıktım. bu arada aynı şeyi biz babamla da yaşamıştık, ben küçükken ayrıldılar * ve adam bir kuruş bile vermek istemedi 3 çocuğuna. neyse ki mahkeme kararıyla annem bizim için nafaka alabildi, babam ödemediği için maaşına haciz konuldu. bu arada ödediği de yanlış hatırlamıyorsam 270 lira falandı. :) öyle inanılmaz rakamlar dönmüyor bu nafaka işinde. *
şimdi burada konuyu biraz toplumumuza döndürmek istiyorum. biz ataerkil bir toplumuz ve insanlarımızın büyük çoğunluğu inanılmaz cinsiyetçi düşüncelere sahip. evet, herkes böyle değil. evet, belki biz çevremizi daha iyi seçebiliyoruz ama bu yüzden böyle düşünen insanlar yok olmuyor.
bu cinsiyetçi düşüncelerden bu konuda en önemli olanları namusun kadınlara özgü görülmesi, sevişmenin kadının değerini düşürdüğüne inanılması, ev işlerinin tam anlamıyla kadın işi olması, kadının erkeğe itaat etmesi ve erkeklik gururunu kırmaması *, çocuk yapıldığında yine tüm yükün kadında olması *, ve kadının erkekten hiçbir şey beklememesi gerektiği.
bu durumda klasik bir evlilikte ne oluyor? kadın çalışıyorsa bile evin neredeyse tüm yükünü üstleniyor, kocasının akrabalarıyla uğraşıyor*, ismi bile değişiyor*, kendini kariyerine adayamıyor hatta bazen işi bırakmak zorunda kalıyor ya da direkt kocasının isteğiyle işini bırakıyor, çocuk olduysa kendini tamamen ona adıyor yoksa "ne biçim annesin" sen diye laf yiyor. tüm bunları yaptığını söyleyecek olsa da "e yapmasaydın" şeklinde karşılık alıyor.
ve boşanınca da tüm bu yaptıkları, tüm fedakarlıkları boşa gidiyor. üstüne artık "bakire" olmadığı için değeri düşmüş oluyor insanların gözünde. sarkıntılıklarla uğraşmak zorunda kalıyorlar, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteseler çocukları olduğu için toplum tarafından "evlenme sen annesin" baskısına uğruyorlar, sevgilisi falan olursa zaten kıyamet kopuyor çoğunlukla. evlilik boyunca iş hayatına odaklanamadığı için de maddi olarak sıkıntı yaşıyor. işte toplum gerçeği bu, hatta daha fazlası. doğal olarak boşandıktan sonra kadın kendisini toparlayana kadar -ve tabii ki kadın hatalı değilse- nafaka ödenmesi çok doğal bir gereklilik.
erkekler istiyor ki ben karımdan hem çalışmasını isteyeyim hem de ev işlerini ona bırakayım arada bir salata yapıp ev süpürüp çok iş yapmış gibi dır dır edeyim, ya da karım hiç çalışmasın vereceğim iki kuruşa tamah etsin, maddi özgürlüğü olmasın benden de çok fazla para istemesin, ben kadınların cinsel hayatı olmasına karşı çıkayım, illa herkesin bakire olmasını bekleyeyim olmazsa dayak atayım aşağılayayım, sevişmeyi kadını küçük düşürücü bir olay gibi göreyim ve bu düşüncülerimi her yerde söyleyeyim, karımı aldatayım o karşı çıkmasın çünkü erkek adam için normal böyle şeyler, çocuklarımı yaptıktan sonra tüm bakımı annesine atayım hatta beğenmediğim yer olursa bin tane laf sayayım ama ben gece uykumdan hiç uyanmayayım, en fazla günde 1 saat çocukla oynayayım ağlarsa, bezi değişmesi gerekirse annesi yaptığı işi bırakıp koşup bebeğe bakmaya gelsin, bu arada karım çocuk doğurup onun bakımıyla ilgilense de manken gibi olsun, benimle ilgilenmeye devam etsin ve 3 çeşit yemeğimi önüme koysun, ev de pırıl pırıl olsun ve bunların sonucunda ben hiçbir bedel ödemeyeyim.
siz sürekli cinsiyetçilik yapar ve bu düşünceleri beslemeye devam ederseniz arada sırada olayın ucu böyle size dokunur işte. bana boşuna "her erkek böyle değil ya," lafıyla gelmeyin, evet her erkek böyle değil ama ne yazık ki bu ülkedeki çoğu erkek böyle.
bu konuda çok doluyum sözlük, düşüncelerimi en kısa şekilde özetlemeye çalışacağım, umarım kendimi iyi bir şekilde açıklayabilirim.
öncelikle zaman zaman kötüye kullanıldığını düşünüyorum, ancak bunun genele vurulduğunda çok az olduğuna da inanıyorum.
süresiz nafakaya zaten karşıyım, herhangi bir şekilde mantıklı olduğunu düşünmüyorum. en korkunç durumda bile evli kalınan süre artı karşıdaki kişiye verilen zarara uygun olarak gerekirse ek süre şeklinde ödenmeli bence.
insanların buna karşı olması kadar doğal bir şey yok. ama gelgelelim buna karşı olmakla kalmayıp, çocuklarına ödediği iki kuruş nafakaya bile karşı olan erkek dolu bu ülkede. ve ben artık bu durumdan bıktım. bu arada aynı şeyi biz babamla da yaşamıştık, ben küçükken ayrıldılar * ve adam bir kuruş bile vermek istemedi 3 çocuğuna. neyse ki mahkeme kararıyla annem bizim için nafaka alabildi, babam ödemediği için maaşına haciz konuldu. bu arada ödediği de yanlış hatırlamıyorsam 270 lira falandı. :) öyle inanılmaz rakamlar dönmüyor bu nafaka işinde. *
şimdi burada konuyu biraz toplumumuza döndürmek istiyorum. biz ataerkil bir toplumuz ve insanlarımızın büyük çoğunluğu inanılmaz cinsiyetçi düşüncelere sahip. evet, herkes böyle değil. evet, belki biz çevremizi daha iyi seçebiliyoruz ama bu yüzden böyle düşünen insanlar yok olmuyor.
bu cinsiyetçi düşüncelerden bu konuda en önemli olanları namusun kadınlara özgü görülmesi, sevişmenin kadının değerini düşürdüğüne inanılması, ev işlerinin tam anlamıyla kadın işi olması, kadının erkeğe itaat etmesi ve erkeklik gururunu kırmaması *, çocuk yapıldığında yine tüm yükün kadında olması *, ve kadının erkekten hiçbir şey beklememesi gerektiği.
bu durumda klasik bir evlilikte ne oluyor? kadın çalışıyorsa bile evin neredeyse tüm yükünü üstleniyor, kocasının akrabalarıyla uğraşıyor*, ismi bile değişiyor*, kendini kariyerine adayamıyor hatta bazen işi bırakmak zorunda kalıyor ya da direkt kocasının isteğiyle işini bırakıyor, çocuk olduysa kendini tamamen ona adıyor yoksa "ne biçim annesin" sen diye laf yiyor. tüm bunları yaptığını söyleyecek olsa da "e yapmasaydın" şeklinde karşılık alıyor.
ve boşanınca da tüm bu yaptıkları, tüm fedakarlıkları boşa gidiyor. üstüne artık "bakire" olmadığı için değeri düşmüş oluyor insanların gözünde. sarkıntılıklarla uğraşmak zorunda kalıyorlar, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteseler çocukları olduğu için toplum tarafından "evlenme sen annesin" baskısına uğruyorlar, sevgilisi falan olursa zaten kıyamet kopuyor çoğunlukla. evlilik boyunca iş hayatına odaklanamadığı için de maddi olarak sıkıntı yaşıyor. işte toplum gerçeği bu, hatta daha fazlası. doğal olarak boşandıktan sonra kadın kendisini toparlayana kadar -ve tabii ki kadın hatalı değilse- nafaka ödenmesi çok doğal bir gereklilik.
erkekler istiyor ki ben karımdan hem çalışmasını isteyeyim hem de ev işlerini ona bırakayım arada bir salata yapıp ev süpürüp çok iş yapmış gibi dır dır edeyim, ya da karım hiç çalışmasın vereceğim iki kuruşa tamah etsin, maddi özgürlüğü olmasın benden de çok fazla para istemesin, ben kadınların cinsel hayatı olmasına karşı çıkayım, illa herkesin bakire olmasını bekleyeyim olmazsa dayak atayım aşağılayayım, sevişmeyi kadını küçük düşürücü bir olay gibi göreyim ve bu düşüncülerimi her yerde söyleyeyim, karımı aldatayım o karşı çıkmasın çünkü erkek adam için normal böyle şeyler, çocuklarımı yaptıktan sonra tüm bakımı annesine atayım hatta beğenmediğim yer olursa bin tane laf sayayım ama ben gece uykumdan hiç uyanmayayım, en fazla günde 1 saat çocukla oynayayım ağlarsa, bezi değişmesi gerekirse annesi yaptığı işi bırakıp koşup bebeğe bakmaya gelsin, bu arada karım çocuk doğurup onun bakımıyla ilgilense de manken gibi olsun, benimle ilgilenmeye devam etsin ve 3 çeşit yemeğimi önüme koysun, ev de pırıl pırıl olsun ve bunların sonucunda ben hiçbir bedel ödemeyeyim.
siz sürekli cinsiyetçilik yapar ve bu düşünceleri beslemeye devam ederseniz arada sırada olayın ucu böyle size dokunur işte. bana boşuna "her erkek böyle değil ya," lafıyla gelmeyin, evet her erkek böyle değil ama ne yazık ki bu ülkedeki çoğu erkek böyle.
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
ekşi sözlük bir marka olmuştur. ayrıca ekşi sözlük'ün fuckbuddy aranıyor başlığına entry girip fuckbuddy bulduktan sonra ekşi sözlük benim için artık ayrı bir mertebeye çıkmıştır. fuckbuddy'i geçtim, millet kendine efendi köle buluyor.
fakat uludağ sözlük için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
fakat uludağ sözlük için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
devamını gör...
greta thunberg
çevre aktivisti, güzel bir insan. savunduğu fikirlerin altına imzamı atarım.
yok proje, yok soros, yok pkk... hepiniz büyük resim kursunu başarıyla tamamlamışsınız, tebrikler! bir yazar da çıkıp "geçen gün şöyle konuştu, bunu dedi, bu yüzden eleştiriyorum" demiyor. çünkü kimse ne dediğini umursamıyor, ihtimal ki hiç bilmiyor. ancak kulaktan dolma şeyleri iyice absürde indirgeyip laf sokmaya çalışın.
bu arkadaşımız otizm spektrumunda; evet sosyal becerileri sizler kadar iyi olmayabilir, yüz ifadelerini garipseyebilirsiniz. peki bunun dikkat çekmeye çalıştığı iklim kriziyle ne ilgisi var? ne kadar safsata varsa hepsine başvurularak kendisine saldırıya geçilmiş.
siz bu kıza zorbalık yapmaya devam edin isterseniz ama iklim krizi gerçek ve bu kızı sevmiyor olmanız iklimin umrunda değil.
cahil bir yazar arkadaşıma da not:
greta'nın okyanusu katettiği ve senin yat dediğin şey bir yelkenliydi. çelişkiyi fark etmişsin, iki saniye nefes alıp düşünsen o kadar salak olamayacaklarını anlayacaksın aslında. illa bir eleştiri yöneltmek istiyorsan şuradan yürüyebilirsin: yat ekibinden insanlardan bazılarının bu yolculuğa katılma amacıyla uçağa bindikleri ortaya çıkmıştı.
yok proje, yok soros, yok pkk... hepiniz büyük resim kursunu başarıyla tamamlamışsınız, tebrikler! bir yazar da çıkıp "geçen gün şöyle konuştu, bunu dedi, bu yüzden eleştiriyorum" demiyor. çünkü kimse ne dediğini umursamıyor, ihtimal ki hiç bilmiyor. ancak kulaktan dolma şeyleri iyice absürde indirgeyip laf sokmaya çalışın.
bu arkadaşımız otizm spektrumunda; evet sosyal becerileri sizler kadar iyi olmayabilir, yüz ifadelerini garipseyebilirsiniz. peki bunun dikkat çekmeye çalıştığı iklim kriziyle ne ilgisi var? ne kadar safsata varsa hepsine başvurularak kendisine saldırıya geçilmiş.
siz bu kıza zorbalık yapmaya devam edin isterseniz ama iklim krizi gerçek ve bu kızı sevmiyor olmanız iklimin umrunda değil.
cahil bir yazar arkadaşıma da not:
greta'nın okyanusu katettiği ve senin yat dediğin şey bir yelkenliydi. çelişkiyi fark etmişsin, iki saniye nefes alıp düşünsen o kadar salak olamayacaklarını anlayacaksın aslında. illa bir eleştiri yöneltmek istiyorsan şuradan yürüyebilirsin: yat ekibinden insanlardan bazılarının bu yolculuğa katılma amacıyla uçağa bindikleri ortaya çıkmıştı.
devamını gör...
üniversite okunması gereken şehir
üniversite okunacak en güzel iki şehir; çanakkale ve eskişehir'dir.. ne büyük şehirlerin pahalı yaşamı ve kalabalığı, ne de küçük şehirlerdeki insanların her şeyinize karışması var..
devamını gör...




