çoğu arkadaşım 1 kere diye cevap vermiş ama ben öyle düşünmüyorum. bir çok defa aşık olunabilinir.her seferinde aşkın o tarifsiz duygusunu farklı yönleriyle tadarsınız. aşk güzel şey
devamını gör...

"... ona mutluluğun kadehini uzattı ve dedi ki, 'eğer geçmişini ve geleceğini unutmaya niyetli değilsen bu kadehten sakın içme çünkü mutluluk, safi bir an' dır."
devamını gör...

+ gönül meseleleri ne alemde mecnun ?
+ gönül kim ya ?
+ çay erdal bakkal'da içilir , erdal bakkal erdal bakkal erdal bakkal.

hi hi hi
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anadolu'dan çıkmış tarihteki ilk süper güçlerden biridir.
siyasi olarak mısırlılar la suriye'de siyasi mücadeleye girmişlerdir.
devamını gör...

sabahattin ali' nin şaheser eseridir. insanın kendi iç dünyasıyla hesaplaşmasını çok güzel bir dille yazıya dökmüştür. okunması gereken başyapıtlardan bir tanesidir.
devamını gör...

iki tane hiç sevmediğim yazarın seçtiği şarkıları, bir tane tr*bzonsporlunun çalacağı yayın. umarım kusmam..
şaka şaka cumartesiyi cumartesi yapan şeylerin başında gelen henceforth ile yine dans edeceğiz, eğleneceğiz, 90lara falan gidip geleceğiz.
beklemedeyiz.
devamını gör...

çok istikrarsız ve iradesizin tekiyim. sigarayı bıraktım 5.günüm bunu bari başarabilirsem hala umudum var..

edit: sanırım makus talihimi tersine çevirmeye başladım. sigarayı artık unuttum diyebilirim, şeker ve işlenmiş gıdaları da 24 gün önce bıraktım. daha düzgün ve istikrarlı bir hayata doğru yelken açıyorum sanırm.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir voltaire kitabıdır.

voltaire’in ölmeden on iki yıl önce, yetmiş iki yaşında yazmış olduğu kitaptır. sanki bu kadar zamandır yaşadıklarını, düşündüklerini, yazdıklarını ve yanıldıklarını anlatmak istemiş yazar ölmeye yaklaştığını düşünerek.

tanrının varlığı ya da yokluğu, özgür iradenin ne işe yaradığı, sonsuzluğun algılanabilir olup olmadığı ve insan ruhunun çözümlenmesi üzerine pek de uzun olmayan ve okurken insanı yormayan parçalar var kitabın içinde.

dünya üzerinden bu kadar uzun sayılabilecek bir zaman dilimi geçirmiş olan ve birçok insanı etkileyen yapıtlar ve fikirler ortaya koyan bir yazarın hala emin olmadığı bazı şeylerin olması ve yazarın bunları dürüst bir şekilde anlatması kitabı çok daha anlamlı bir hale getirmiş.

kitapta spinoza’ya ayrılmış üç tam sayfa olması da beni cezbeden noktalardan biri açmak spinoza ile ilgili yazarın yaptığı teknik bir hata biraz tat kaçırıyor.

bunun dışında ise benim edebiyat da en sevdiğim şeylerden biri olan kalem savaşlarını filozoflar arasında görmek de heyecan verici idi. bu biraz tek taraflı bir savaş olmuş dönem farkından dolayı ama voltaire’nin kitap boyu dönüp durup descartes’e sallaması kitabı eğlenceli bir hale getirmiş.

ne kadar cahil olduğumu anlamam için bunu bana cahil bir filozofun anlatması gerekti.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nimet o nimet! laf soyleyeni allah carpar, hatta ben bile carparim...yemeklerin efendisidir o. bol soganlisi ozellikle pizza ve turevlerini tokatlaya tokatlaya ezer.
devamını gör...

iyi niyet.
devamını gör...

o kadar başlığın arasında hiçbirine söyleyecek bir şey bulamıyorum. duraklama dönemi girdim sanırım.
devamını gör...

geç de olsa üç kitabını hayranlıkla bir solukta okumuş biri olarak söyleyebilirim ki; yazdıklarının her biri üzerine ayrı ayrı diziler, filmler çekilmis, tv programları, belgesel filmleri yapılmıs ve hala daha yapılan yüzyılımızın en vizyon sahibi bilim insanlarından biridir kendisi fikrimce.

bilim adamıyım diyen pek çok insan bu adamın söylediklerini tekrar edip duruyor ortalıkta. hem de insanlık tarihinde ilk kez söylemeye cesaret edebildiklerini...
devamını gör...

otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.

mfö "milli park" şarkısının sözlerinde kullanılmıştır.
devamını gör...

eğer söylemeseydim bana bağlanacaktı, belki de çok daha sevecekti. belki bir gelecek için hayatını paylaşmak isteyecekti. bunu ona yaşatmaya hakkım yoktu. ona '' benim bir geleceğim yok '' diyemezdim, çok üzülebilirdi. üzülmesin diye yalan söyledim ve kendimi kopardım o daldan.
durmam gereken çizgide durdum sadece, yapmam gerekeni yaptım, içim kan ağlasa da, yüreğimden parçalar kopsa da...
devamını gör...

son günlerde sözlük genelinde bulunan gergin ortam sebebiyle, sözlüğün bir yazarı olarak bu başlığa yazma sorumluluğu hissettim.

benim gözümde kafa sözlük, çeşitli diğer sözlük yönetimlerinin yanlış politikaları ve yazar kalitesinin düşüklüğünden dem vurarak ortaya çıkmış; bir tepkinin somutlaştırılmış hali. lakin bu yalnızca çıkışı, ilerleyişinde yine bu yolu izlemek zorunda değil. bazen düzeni sağlamak için yanlış yapmak da gerekir.

yönetimin yaptığı büyük bir iş var ortada. gerek yoldaş'ın almış olduğu radikal kararın güçlüğü, iko'nun teknik anlamda yaptıkları olsun, gerek diğer moderasyon ekibinin kendi alanlarındaki sorumluluklarını yerine getirmesi olsun. bunların hepsine saygı duyuyorum. duymadığım gün burada olmam zaten.

ama gel görelim, sözlükteki huzur ortamını korumak adına taviz verdikleri davranışlar huzursuzluğun asıl sebebi. evet, teoride burası düşüncelerimizi özgürce ifade edebileceğimiz ve günlük hayatın stresinden uzak vakit geçirebileceğimiz bir sanal ortam. ütopik anlamda çok güzel olsa da, realiteye döndüğümüzde anlaşmazlıklar ve taşkınlıklar hep yaşanır. bence tahammül sınırlarını biraz daha aşağı çekmeli, aman tadımız kaçmasın davranışlarını sürdürmemeliler.

eğer bu şekilde davranılırsa eleştiri yağmuruna tutulacak, evet. kendi eleştirdikleri zihniyetten bir farkları kalmayacak, hayır. orada bir duracaksınız işte. diğer platformlarda görünmezden hallice olup, sesini duyuramayan kimseler, burada küçük de olsa bir kitlenin yazdıklarını okuduğunu, yer yer beğendiğini ve hatta interaktif ilişkilere girdiğini görünce şımarıp hadsizlik yapıyorlar. her şeyin bir sınırı var. kaç yaşında insanlara hak ve özgürlüğün tanımını yazacak değiliz sonuçta.

burada mevzubahis fikir ayrılıkları yaşanması ve bu konuda ortaya çıkan zıtlıklar değil. bunlar özgür düşüncenin güzel yanları zaten. burada olay, moderasyonun sabrının denenmesi. arkadaşlar, siz sanıyor musunuz ki bu insanların sınırını görüp, ona göre sınırlarda geziyorsunuz? siz o sınıra her yaklaştığınızda, nirengi biraz daha yukarıya çıkıyor. nafile çabalarınız yalnızca sözlük yazarlarının göz zevkini bozuyor, o kadar. insan yerine konulup tepki aldınız diye ateşi harlayıp durmayın. yangınlar içinde uyanırsınız.

sözlük, evet güzel sözcük. bu konuda da birkaç sözüm var.

şimdi öncelikle burası bir sözlük, yani her ne kadar etkileşim halinde olan bir sözlük olup yazarların güzel düşünceleri, anıları ve yorumlarına yer veriliyor olsa da temel amaçlarından biri de bilgi platformu olarak kullanılmaya açık olması. eğer her dilediğinizi, dilediğiniz jargonla ifade edebileceğiniz bir ortam hayaliniz varsa bulunduğunuz muhitlerin kıraathaneleri, ucuz publarına ya da evinin kapısını aralayıp dışarıya çıkacak kadar bile özgüveniniz yoksa forumlar başta olmak üzere bu amaca hizmet eden siber platformlara yönelebilirsiniz.

moderasyonun daha büyük bir kitleye hitap etmek istemesini nedeniyle bazı şeyleri haddinden fazla tolere ettiği açık. haklılar çünkü buraya büyük bir emek vermişler/veriyorlar ve haliyle emeklerinin layık olduğu karşılığı da somut olarak görmek istiyorlar. insanların iyi niyetini suistimal etmeyin. şu kafadaki insanların içten içe aşağılanmaya ve baskı görmeye eğilimli olduğunu izah etmek istemiyorum. ki inanın ederim, yapmayın.

gelelim küfür hususuna. küfür etmeden alttan alttan birbirini hakaret yağmuruna tutan çok insan var. hatta ben de bu yazarlardan biriyim. nefret söylemi, birkaç küfürden çok daha kötü bu konuda anlaşalım. iki taviz verirseniz üçüncüsünü isteyecek, görmezden gelseniz tepenize çıkacak şebeklerin eğlencesi olmayın. değmez, değmiyor. hiçbir zaman da değmeyecek.

e madem öyle, madem böyle durumlar da var, neden yasak? şimdi küfür etmek yasak evet, harika. küfür, işte bu seviyesizler yüzünden yasak. bildikleri küfür ve hakaretleri çıkardığınızda on yedi kelimeden oluşan dağarcıklarıyla cümle kurup kendilerini ifade etmeleri oldukça zorlaşan ilgili kitlenin bundan rahatsızlık duymasının yegane sebebi de bu. ben de isterim yeri geldiğinde rahat rahat küfür kullanabileyim ama işte bazen katı kurallar almak gerekiyor. bu ülkede samimiyet çizgilerinden ve sağlıklı iletişimden bihaber, hödük gelmiş hödük gidecek insan sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değil. o yüzden yasak.

önünüze gelen emekçiye alenen hakaret edemezsiniz. o insanlar sizin yazdıklarınızı görüyor, belki aralarında konuşuyor ve uygun olan dönüte beraber karar veriyorlar. sağda solda anasına sövseniz gıkı çıkmayan site yöneticileri var ya, rahat olduklarından değil; onların gözünde karıncadan farksız olduğunuzdan tepkisiz kalıyorlar. yazdıklarınızın hiçbirinden haberdar bile değiller. burada gördüğünüz değer burnunuzu o kadar kaldırmasın.

en nihayetinde bir sanal ortam deyip umursamayanlarınız da, buraya herhangi bir siteden daha çok değer verenleriniz de elbet vardır. değer gördüğünüz yerde saltanatınız yoktur arkadaşlar. onun bir parçasısınızdır ve sizi bütünün içinde gören bir topluluğa karşı bu kadar duyarsız olmamak gerekir. bilirsiniz, kan gitmeyen kol kangren olur. kangren de kesip atılır. sonra sağda solda gözyaşlarınızla mektuplar yazarsınız da dönüp okuyan olmaz.

"küçük, sevimli bir tatil kasabası" diyoruz ya... en iyi ihtimalde biter sizin tatil, önceki değer görmediğiniz ve varlığınızın bir anlam ifade etmediği yerlerde karalamaya devam edersiniz. size yalnızca bir sayı gözüyle bakmayan herkese temel seviyede de olsa bir saygınız olsun. yoksa bir yazar eksik, bir yazar fazla. "kafa" rahatlar.

saygılarımla.
devamını gör...

yakında bira firmaları da diğer gıda firmalarına özenip biraların gramajını düşürürse şaşırmayın. ellilik bira diye aldığımız bira birden kırıklık bira olabilir.
devamını gör...

sabahattin ali'nin kuyucaklı yusuf ve içimizdeki şeytan gibi kültleşen romanlarından biri olan mükemmel eseri.


raif efendi belli bir amaç için babası tarafından apar topar almanya'ya yollanır. gerek kaldığı oteldeki çevresi gerekse kendi umarsızlığıyla amacını unutur ve resim sergilerine, tiyatrolara vs. dadanır.

her şey gittiği bir resim sergisinde karşısına çıkan kadın portresiyle başlar. portre maria puder ismindeki bir kadına aittir ve raif efendi  resmi görür görmez ondan oldukça etkilenir. bu kadında onu kendine çeken bir şey vardır. günler sonra saçma bir anda tablodaki kadınla karşılaşır. ertesi günden itibaren ise neredeyse her gün görüşüp konuşmaya başlarlar. olay üzerine olay yaşanırken tahmin edildiği gibi mutlu bir son olmaz maalesef.


iki kez okudum, ikisinde de aynı etkiyi hissettim. sabahattin ali kelimeleri kullanırken "nasıl ruhlarına dokunurum?" diye mi düşünüyor acaba? gün içinde belki de on kez aynı kelimeleri kullanıyor, belki benzer cümleleri kullanıyoruzdur, fark etmiyoruz hiç ama bu adam yazınca cidden bir başka oluyor.

ayrıca maria puder bana fakat müzeyyen bu derin bir tutku filmindeki müzeyyen'i hatırlattı nedense. hayatlar farklı, evet lakin sevgiye olan inançsızlıkları aynıydı. bir de böyle kadınlar aramızda da var.
eğer çok sevgili kürt mantolu madonna'mız biraz daha erken fark etseydi raif'i sevdiğini, belki de araya yıllar* girmezdi. onu da anlıyorum, raif'i daha çok anladığım doğru olsa da. velhasıl okumalısınız. aşk romanları kategorisinde zirvedir bana göre.

not: alıntı cümle bırakılacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim