antropofaji
yunan dilinde insan kelimesi ve yeme eyleminin birleşiminden oluşan kelime ve/veya ifade. kanibalizm ile sıklıkla karıştırılsa bile esasen antropofaji yalnızca insan eti yeme durumunu -buna hayvanların insan eti yemesi durumu da dahil- karşıladığından ötürü kanibalizm gibi bütün türler arasındaki yamyamlığın ifadesi olan bir kelime antropofaji'den oldukça ayrı bir konumdadır. antropofaji'ye ilk olarak herodot'un historía'sında anthropophage/anthropophagus isimli mitolojik yaratıklarda rastlanır. daha sonra william shakespeare'in the tragedy of othello, the moor of venice'ında -1. perde 2. sahne / othello tarafından- bu yaratıklara atıfta bulunulmaktadır. yine buna benzer başka bir atıf ise ünlü romalı yazar gaius plinius secundus maior'un naturalis historia'sında da şu şekilde yer alır:
anthropophagus genelde kafası bulunmayan, insanlardan daha farklı bir tür olarak aktarılmaktadır. antropofaji'ye geri dönersek eğer; vahşi hayvanlar tarafından yenilme durumunu dışarıda tuttuğumuz takdirde insanlar arasında çeşitli sebeplerden ötürü -ritüeller dahil- yamyamlık durumlarının tamamı antropofaji olarak değerlendirilmektedir ama tüm kanibalizm vakaları antropofaji ile ilgili değildir.
anthropophagus genelde kafası bulunmayan, insanlardan daha farklı bir tür olarak aktarılmaktadır. antropofaji'ye geri dönersek eğer; vahşi hayvanlar tarafından yenilme durumunu dışarıda tuttuğumuz takdirde insanlar arasında çeşitli sebeplerden ötürü -ritüeller dahil- yamyamlık durumlarının tamamı antropofaji olarak değerlendirilmektedir ama tüm kanibalizm vakaları antropofaji ile ilgili değildir.
devamını gör...
anne kafamda bit var
(kitap)
tarık akan'ın kaleme aldığı bir kitaptır. sanatçı, 12 eylül darbesi sonrası 1981 yıllarının başında almanya'da yaptığı bir konuşma sonrası ülkeye dönüşünde tutuklanır ve uzun süren bir yargılama süreciyle başbaşa kalır. belirli bir süre sonra aklanan sanatçı tarık akan, yaşadığı bu zor zamanları paylaşmak ister ve bu kitap ortaya çıkar. yakışıklı jön karakterlerinden sonra sadece yakışıklı olmadığını ve gerçek bir oyuncu olduğunu kanıtlayan tarık akan'ın tek kitabıdır.
tarık akan'ın kaleme aldığı bir kitaptır. sanatçı, 12 eylül darbesi sonrası 1981 yıllarının başında almanya'da yaptığı bir konuşma sonrası ülkeye dönüşünde tutuklanır ve uzun süren bir yargılama süreciyle başbaşa kalır. belirli bir süre sonra aklanan sanatçı tarık akan, yaşadığı bu zor zamanları paylaşmak ister ve bu kitap ortaya çıkar. yakışıklı jön karakterlerinden sonra sadece yakışıklı olmadığını ve gerçek bir oyuncu olduğunu kanıtlayan tarık akan'ın tek kitabıdır.
devamını gör...
siyasal islam
bu ülkenin gerilemesinin ana nedenlerinden birisidir.
din simsarlarının ve malum kişinin çok sevdiği bir durumdur. bu zihniyet tüm kirli ve pis işlerini bu siyasal islam sayesinde gerçekleştirir. yengeye, baldıza, evlatlığın karısına, 9 yaşındaki kız çocuklarına göz koyar ve tecavüz ederler. ülkemizdeki hukuk sistemi bunlar gibi olanların elinde olduğu için yapan olursa da salıverirler.
kendilerine mürit lazım olduğu için fakir insanların çok çocuk yapmasını meşru hale getirirler. dindi, reisdi vb. derken bakıyorsun kendine bile bakamayacak kazık kadar adamın 10 tane çocuğu var. sonra da o çocukların çoğu da aynı kafaya sahip olur, bu kısır döngü böyle devam eder.
eleştiriye gelemezler. biri "siz şöylesiniz" dediği zaman o kişiye resmi anlamda cezai işlem uygulayabilmek için fırsat kollarlar. mesela malum kişinin adamları, zamanında rota mahlaslı bir repçiyi, sistemi eleştirdiği için hapse atmıştı. adamın tek yaptığı rep parçası yazıp yayınlamak. fakat bu durum onların işine gelmiyor ki hapse bile arttırıyorlar.
işidci sapıkların da hayalidir. ne güzel dimi yaa? o kadar masum insanın inancını kullanıp beynini yıkayıp dikdatörlük yapabilmek... yazarken sinirlendim yine, küfretmemek için zor tuttum kendimi.
din simsarlarının ve malum kişinin çok sevdiği bir durumdur. bu zihniyet tüm kirli ve pis işlerini bu siyasal islam sayesinde gerçekleştirir. yengeye, baldıza, evlatlığın karısına, 9 yaşındaki kız çocuklarına göz koyar ve tecavüz ederler. ülkemizdeki hukuk sistemi bunlar gibi olanların elinde olduğu için yapan olursa da salıverirler.
kendilerine mürit lazım olduğu için fakir insanların çok çocuk yapmasını meşru hale getirirler. dindi, reisdi vb. derken bakıyorsun kendine bile bakamayacak kazık kadar adamın 10 tane çocuğu var. sonra da o çocukların çoğu da aynı kafaya sahip olur, bu kısır döngü böyle devam eder.
eleştiriye gelemezler. biri "siz şöylesiniz" dediği zaman o kişiye resmi anlamda cezai işlem uygulayabilmek için fırsat kollarlar. mesela malum kişinin adamları, zamanında rota mahlaslı bir repçiyi, sistemi eleştirdiği için hapse atmıştı. adamın tek yaptığı rep parçası yazıp yayınlamak. fakat bu durum onların işine gelmiyor ki hapse bile arttırıyorlar.
işidci sapıkların da hayalidir. ne güzel dimi yaa? o kadar masum insanın inancını kullanıp beynini yıkayıp dikdatörlük yapabilmek... yazarken sinirlendim yine, küfretmemek için zor tuttum kendimi.
devamını gör...
sarhoşken söylenen enteresan cümleler
aile evine alkollü girdiğimde hoş geldiniz demiştim. güya ayık taklidi yapmaya çalışıyordum, çok kasınca böyle şeyler olabiliyor.
devamını gör...
ptt kargo
açıkçası bu kadar olumsuz yorumu gördükten sonra gidip tekrar kontrol etme ihtiyacı duyduğum bir şubeye sahip kargo firması.
şimdiye kadar 1 kere bile mağdur etmedi, aylık aboneliklerimin olduğu dergileri ben evde yoksam bile telefon ile arayıp kapımın önüne bıraktılar.
bu durumda, şubeden şubeye fark gösteren ve belirli bir standardı bulunmayan kargo firması tanımı alması doğrudur.
şimdiye kadar 1 kere bile mağdur etmedi, aylık aboneliklerimin olduğu dergileri ben evde yoksam bile telefon ile arayıp kapımın önüne bıraktılar.
bu durumda, şubeden şubeye fark gösteren ve belirli bir standardı bulunmayan kargo firması tanımı alması doğrudur.
devamını gör...
zehra
ilk sevgilimin ismini nasıl anlatsam ki.
en iyisi ilk sevgilimi anlatayım ve bende bıraktığı izi. kardeşimin çok yakın arkadaşı olduğu için sürekli istemeden de olsa bilgi sahibi oluyorum. 2 kötü evlilik yaptı. şimdi de türkiye'yi terk etmeyi düşünüyor.
abisi sevgilisi olduğunu öğrenmiş ve ayrılmamız gerektiğini söylediği için oda abisine boyun eğip benimle ayrılmak istediğini söyledi. lise çağında gençleriz, genç bile denmez çocuklarız. keşke mücadele etseydim dediğim kişi. belki benimle birlikte güzel bir geleceği olurdu. çocuk sayılırdım o zamanlar ve bilemedim ne yapacağımı, çok üzüldüğümü biliyorum. birde niye ise ayrılık kelimesi beni üzüntüden aptallaştırıyor. konuşamıyorum ve kaplumbağa gibi içime çekilip acımı orda tek başıma yaşıyorum.
en iyisi ilk sevgilimi anlatayım ve bende bıraktığı izi. kardeşimin çok yakın arkadaşı olduğu için sürekli istemeden de olsa bilgi sahibi oluyorum. 2 kötü evlilik yaptı. şimdi de türkiye'yi terk etmeyi düşünüyor.
abisi sevgilisi olduğunu öğrenmiş ve ayrılmamız gerektiğini söylediği için oda abisine boyun eğip benimle ayrılmak istediğini söyledi. lise çağında gençleriz, genç bile denmez çocuklarız. keşke mücadele etseydim dediğim kişi. belki benimle birlikte güzel bir geleceği olurdu. çocuk sayılırdım o zamanlar ve bilemedim ne yapacağımı, çok üzüldüğümü biliyorum. birde niye ise ayrılık kelimesi beni üzüntüden aptallaştırıyor. konuşamıyorum ve kaplumbağa gibi içime çekilip acımı orda tek başıma yaşıyorum.
devamını gör...
her düşünceye saygı duyulur mu sorunsalı
yıkıcı, bölücü, irticai, çocuğa şiddeti ve tacizi savunan düşünceye saygı duymam mümkün değil.
devamını gör...
tanımadığımız insanlara merhaba demek
artık günümüzde çok zor olsa da inanın her insanın her insana merhaba diyebilmesi bir ihtiyaç, bir değerdir. varlığından haberdar olduğumuz halde belki çekindiğimiz belki korktuğumuz için yok saydığımız insanların dünyasına bir ışık yakmak, belki içerisinde bulunduğu girdaptan onları bir merhaba ile çekip almak zahmeti az, mükafatı ise oldukça büyük nitelikli bir iştir. öncelikle birisinin elinden tuttuğunuz da (yardım etmek anlamında) kendinizi kuşlar gibi özgür ve hafif hissedersiniz, garip bir mutluluk içinizi sarar. sanki o gün dünyaya gelme sebebiniz olan işi başarıyla tamamlamış gibi mutlu olursunuz. sanki gizli bir el omzunuza dokunup size usulca "aferin" der. türkiye sadece kötü insanların yaşadığı yada her gün sadece binlerce kötülüğün yaşandığı bir ülke değildir. böyle olmaması ise sadece bizim elimizde. küçük diye hiçbir iyiliği küçümsememek gerekiyor. bir fidan gibi düşünün, hangi gönülde nasıl bir çınara dönüşeceğini bilemezsiniz.
devamını gör...
sözlük radyo istek saati
queen - show must go on .
edit: kadıköy beyfendisinden queen show must go on denmeli . radyo sonuçta bu . yoksa hiçbir anlamı yok. (bkz: swh)
edit: kadıköy beyfendisinden queen show must go on denmeli . radyo sonuçta bu . yoksa hiçbir anlamı yok. (bkz: swh)
devamını gör...
dünya kupası
1954 dünya kupası, dünya kupaları tarihinin en enteresan turnuvalarından birisi olmuştur. bizimde bu enteresanlığın içerisinde yer almamız taktire şayan elbette. öyle güzel bir gruba düşmüşüz ki, yeme de yanında yat. tabi biz hem yemişiz hem de yan gelip yatmışız. önce almanlardan temiz 4 tane yemiş, onun acısını korelilerden çıkarıp adamlara 7 tane sallamışız . o esnada bize 4 atan almanlar macarlara 8-3 yenilmiş ve biz yine bahtsız bedevi gibi almanların karşısına çıkıp 7-2 yenilip evimizin yolunu tutmuşuz. tabi işin enteresan kısmı buradan sonra başlıyor. o dönemlerde macarlar yenilmez armada. geleni geçeni deviriyorlar. 1950-1954 arası adamlar namağlup! zaten bu yüzden de altın takım olarak nitelendiriliyorlar. milli takımlar klasmanında 1. sırada yer aldıkları bu dönem içerisinde topladıkları puan halen kırılamamış bir rekor olarak göze çarpıyor. peleli brezilya bir nebze bu rekora yaklaşmış ama o kadar. varın gerisini siz düşünün. neyse efendim hal böyle olunca bu kupanın doğal favorisi de macarlar oluyor. almanları da ilk maçtan 8'lik yaptıkları için herkes kupayı macarlara verelim evimize gidelim havasında.
ama bu alman milleti inat. 8 tane yemişler ama pes etmemişler. finale kadar çıkmışlar. finalde karşılarında kim var? macaristan. hem de almanlar kadar zayıf takımlarla oynamamışlar. uruguay'ı ve ingiltereyi pataklayıp eve göndermişler. almanların dişe dokunur tek galibiyeti yugoslavya galibiyeti. maç bu havada başlıyor. hoop dakika 8 macarlar maçı 2-0 yapıyor. malumun ilanı. herkes altın takımın kupayı alacağını düşünürken 18. dakika da almanlar skoru 2-2 ye getiriyor. ondan sonra da 86. dakikaya kadar macar ataklarını savuşturmaktan imanları gevriyor. işte o anda futbol tanrıları yeryüzüne iniyor ve helmut rahn'ın ayağına zeus şimşeğini göndererek, bazukayı çıkarmasını sağlıyor ve 3-2! böylece 4 yıldır yenilmeyen macar takımı dünya kupasını alamadan evine dönüyor. cidden dramatik. 8 attığın takıma final kaybedip, tarihin en kuvvetli kadrosu ile dünya kupası kazanamıyorsun. almanların bu zaferi bern mucizesi olarak adlandırılır. aynı zamanda dünya kupaları tarihinde en çok gol yiyerek şampiyon olan takımda bu takımdır. alman takımı tamı tamına 14 gol yemesine rağmen şampiyon olmuştur. diğer şampiyonlar arasında en çok golü yiyen takım sadece 7 gol yemiştir. işte futbol bu yüzden güzel. bu sürprizler sayesinde keyifli hale geliyor.
peki mevzunun bizle ilgili kısmı bitti mi? hayır! almanlar tarafından macar salamı yapılan macarlar yine de yıkılmıyorlar. bu sefer iki senelik bir namağlup seri yakalıyorlar. peki bilin bakalım bu seriyi kim bozuyor? şaka gibi ama türkiye. işte böyle de dengesiz milletiz.
ama bu alman milleti inat. 8 tane yemişler ama pes etmemişler. finale kadar çıkmışlar. finalde karşılarında kim var? macaristan. hem de almanlar kadar zayıf takımlarla oynamamışlar. uruguay'ı ve ingiltereyi pataklayıp eve göndermişler. almanların dişe dokunur tek galibiyeti yugoslavya galibiyeti. maç bu havada başlıyor. hoop dakika 8 macarlar maçı 2-0 yapıyor. malumun ilanı. herkes altın takımın kupayı alacağını düşünürken 18. dakika da almanlar skoru 2-2 ye getiriyor. ondan sonra da 86. dakikaya kadar macar ataklarını savuşturmaktan imanları gevriyor. işte o anda futbol tanrıları yeryüzüne iniyor ve helmut rahn'ın ayağına zeus şimşeğini göndererek, bazukayı çıkarmasını sağlıyor ve 3-2! böylece 4 yıldır yenilmeyen macar takımı dünya kupasını alamadan evine dönüyor. cidden dramatik. 8 attığın takıma final kaybedip, tarihin en kuvvetli kadrosu ile dünya kupası kazanamıyorsun. almanların bu zaferi bern mucizesi olarak adlandırılır. aynı zamanda dünya kupaları tarihinde en çok gol yiyerek şampiyon olan takımda bu takımdır. alman takımı tamı tamına 14 gol yemesine rağmen şampiyon olmuştur. diğer şampiyonlar arasında en çok golü yiyen takım sadece 7 gol yemiştir. işte futbol bu yüzden güzel. bu sürprizler sayesinde keyifli hale geliyor.
peki mevzunun bizle ilgili kısmı bitti mi? hayır! almanlar tarafından macar salamı yapılan macarlar yine de yıkılmıyorlar. bu sefer iki senelik bir namağlup seri yakalıyorlar. peki bilin bakalım bu seriyi kim bozuyor? şaka gibi ama türkiye. işte böyle de dengesiz milletiz.
devamını gör...
iç güzellik
dış güzellik olmadan işlevini yitirecek olan güzellik türüdür.
dışı güzel olmayanın, içi merak edilmiyor.
dışı güzel olmayanın, içi merak edilmiyor.
devamını gör...
dostum değil uykular
bir sena şener şarkısı. 2018 yılında çıkmış. sözleri de ezgisi de hoş. benim için en hoş yanı ise sena şener’in o nadide sesinin parça ile yakaladığı uyumdur.
gözüm yoktur dünyada
istemem senin yandığını uğrunda
belki vardır bir yer, buluşuruz onunla
beklerim, beklerim, dostum değil uykular
gözüm yoktur dünyada
istemem senin yandığını uğrunda
belki vardır bir yer, buluşuruz onunla
beklerim, beklerim, dostum değil uykular
devamını gör...
doğum günü
ben çok önemsiyorum doğum günlerini. yani klişeyse klişe. ne var yani bir yaş yaşlanıyorum diye düşünüyorsanız ok ne diyeyim, olabilir. ben önemsiyorum. sevdiğim insanların varlıklarını onurlandırmayı, bunu kutsamayı, iyi ki demeyi, doğdukları günün üzerinden geçen her 365. günde bunu kutlamayı çok seviyorum. başka herhangi bir günden daha farklı, daha özel, daha özenli bir hazırlığı hak ettiğine inanıyorum doğum günlerinin. dünyaya geldin bilmem kaç yıl önce tam da bu gün ve ben bundan dolayı çok ama çok mutluyum diyebileceğiniz her insan için spesifik olarak tek bir gün var. evet bu o insanın önemini, özelliğini dile getirebileceğiniz yegane gün değil. ama kalan 364 günden de daha başka, daha anlamlı bana kalırsa.
hakkıyla, içimden geldiği gibi kutlayamadığım doğum günleri oldu sevdiklerimin. kafamdakilerin tamamını hayata geçirebildiğim, karşımdakini çok mutlu edebildiğim kutlamalar da organize edebildim. durumlara, insanlara, bazen bana bazen de benden bağımsız değişkenlere bağlı olarak bir sürü doğum günü kutlaması yaptım ya da yapamadım. ama her biri için tek bir ortak nokta var; doğum günlerini hep büyük yaşadım, yaşatmaya çalıştım. sanırım bu bir kişilik özelliği. babamdan aldığımı tahmin ediyorum bunu da. daha önce bahsetmiştim, özel günleri (sadece doğum günüyle de sınırlı değil, yeter ki bir özel gün olsun) hep çok büyük yaşattı bize ömrü boyunca. "e ama kızım bugün ............ günü" dediği o kadar çok gün deneyimledim ki farklı şeyler yaptığımız sanırım şöyle bir bakış açısı geliştirdim; mutlu olmak için bahanelere ihtiyacımız var.
hayat çok boktan arkadaşlar. hayat çok zor. mutluluk yegane amaç değil/olmamalı belki ama mutlu olmaya çalışmak, mutlu etmeye çalışmak, hele ki mutlu ederek mutlu olmaya çalışmak bu boktanlıklardan bir nebze de olsa uzaklaştırıyor bizi. birisi için bir bahane ile özel bir hazırlık sürecine girmek, tüm stresine, tüm meşakkatine rağmen, durup mutlu edilmeyi beklemekten daha uzun soluklu bir mutluluk kaynağı yaratıyor. gerekirse dünyayı sağdan sola çevirmeye uğraşırken siz birini mutlu etmek uğruna, hayatınızın dertlerinden, sıkıntılarından, sıradanlıklarından uzaklaşıyorsunuz. bunu da alelade bir gün için değil bir "bahaneniz" olduğu bir gün için yaptığınızda motivasyonunuzu kesinlikle yitirmiyorsunuz.
yine günün sonunda kendinize iyilik yapmış oluyorsunuz yani. bencillik ömür boyuuuu... hadi bakalım.
hakkıyla, içimden geldiği gibi kutlayamadığım doğum günleri oldu sevdiklerimin. kafamdakilerin tamamını hayata geçirebildiğim, karşımdakini çok mutlu edebildiğim kutlamalar da organize edebildim. durumlara, insanlara, bazen bana bazen de benden bağımsız değişkenlere bağlı olarak bir sürü doğum günü kutlaması yaptım ya da yapamadım. ama her biri için tek bir ortak nokta var; doğum günlerini hep büyük yaşadım, yaşatmaya çalıştım. sanırım bu bir kişilik özelliği. babamdan aldığımı tahmin ediyorum bunu da. daha önce bahsetmiştim, özel günleri (sadece doğum günüyle de sınırlı değil, yeter ki bir özel gün olsun) hep çok büyük yaşattı bize ömrü boyunca. "e ama kızım bugün ............ günü" dediği o kadar çok gün deneyimledim ki farklı şeyler yaptığımız sanırım şöyle bir bakış açısı geliştirdim; mutlu olmak için bahanelere ihtiyacımız var.
hayat çok boktan arkadaşlar. hayat çok zor. mutluluk yegane amaç değil/olmamalı belki ama mutlu olmaya çalışmak, mutlu etmeye çalışmak, hele ki mutlu ederek mutlu olmaya çalışmak bu boktanlıklardan bir nebze de olsa uzaklaştırıyor bizi. birisi için bir bahane ile özel bir hazırlık sürecine girmek, tüm stresine, tüm meşakkatine rağmen, durup mutlu edilmeyi beklemekten daha uzun soluklu bir mutluluk kaynağı yaratıyor. gerekirse dünyayı sağdan sola çevirmeye uğraşırken siz birini mutlu etmek uğruna, hayatınızın dertlerinden, sıkıntılarından, sıradanlıklarından uzaklaşıyorsunuz. bunu da alelade bir gün için değil bir "bahaneniz" olduğu bir gün için yaptığınızda motivasyonunuzu kesinlikle yitirmiyorsunuz.
yine günün sonunda kendinize iyilik yapmış oluyorsunuz yani. bencillik ömür boyuuuu... hadi bakalım.
devamını gör...
sözlükten alınan hazzı instagram’daki likelarda bulamamak
normaldir. insanın görünüşüyle değil de zekasıyla, bilgisiyle ya da yorumuyla beğeni toplaması her zaman için daha tatmin edicidir.
devamını gör...
internetten tanışıp sevgili olmak
21. yüzyılın görücü usulü olarak güncellenebilir, tek fark görücünün kendisi olmasıdır.
devamını gör...
damad-ı şehriyarı
padişahların kızlarıyla evlenenlere verilen unvandır. ancak bu sadece babasının saltanatı döneminde evlenen kızların kocalarına uygulanmıştır. ayrıca aynı isimlerdeki birkaç veziri seçmek için de bu unvan kullanılmıştır. örnek verecek olursak kanuni sultan süleyman döneminde vezir-i azamlık yapmış olan rüstem paşa bir damad-ı şehriyarı diyebiliriz.
devamını gör...



