determinizm
sosyal bilimlerin alanına giren bir konu üzerinde uygulandığında sağlıksız sonuçlar verebilmekte olan yaklaşım biçimi.
devamını gör...
pavlov'un göbeği
ben bu yöneticinin göbeğine qurban.
çok tatlı bir yönetici kendisi. böyle tatlı tatlı mesajlarıma yanıt verdi falan. kendisi sanırım yemekle de psikolojiyle de köpeklerle de ilgileniyor tam bir ben. hem samimi yazıyor hem de çok güzel yönetiyor. şimdi gel de bu insanı sevme. hem benim öyle yemek çektirme kuvvetim var ki pavlovumuzun göbeği hiç sönmez.
#476447 yetkililere sesleniyorum ben de küçük eniştenin daha küçük eniştesi olmak istiyorum. o kadar başvuru yaptım be tulumba tatlısı yöneticim. orkideden de bıkmam neden moderatör olamıyorum diye yakınmaktan da. bakmayın siz ben 3 saçmalar 1 doğruyu söylerim.
çok tatlı bir yönetici kendisi. böyle tatlı tatlı mesajlarıma yanıt verdi falan. kendisi sanırım yemekle de psikolojiyle de köpeklerle de ilgileniyor tam bir ben. hem samimi yazıyor hem de çok güzel yönetiyor. şimdi gel de bu insanı sevme. hem benim öyle yemek çektirme kuvvetim var ki pavlovumuzun göbeği hiç sönmez.
#476447 yetkililere sesleniyorum ben de küçük eniştenin daha küçük eniştesi olmak istiyorum. o kadar başvuru yaptım be tulumba tatlısı yöneticim. orkideden de bıkmam neden moderatör olamıyorum diye yakınmaktan da. bakmayın siz ben 3 saçmalar 1 doğruyu söylerim.
devamını gör...
kullanılmayan eşyalar veri tabanı
ben de kitap paylaşabilirim.
devamını gör...
regl
boş masraftır.
(bkz: ped fiyatlarının gereksiz pahalı olması)
(bkz: ped fiyatlarının gereksiz pahalı olması)
devamını gör...
çorapla parmak arası terlik giymek
parmaklı çorapla yapılması kolay olan eylem.
parmaklı çorap ne diye merak edenler için, na şunlar;

not: görsel bana ait değil. ve erkekler üzülmesin, kendileri için olanları da mevcut. babet çorap giyenler de üzülmesin, onlar da düşünülmüş. valla link vermeye üşendim, arayın bulun gari.*
parmaklı çorap ne diye merak edenler için, na şunlar;

not: görsel bana ait değil. ve erkekler üzülmesin, kendileri için olanları da mevcut. babet çorap giyenler de üzülmesin, onlar da düşünülmüş. valla link vermeye üşendim, arayın bulun gari.*
devamını gör...
çoğu kadının ataerkil toplumdan memnun olması
"ataerkil yapının bozulması, küresel ısınmayla eşdeğer bir faciadır."
(bkz: subhanallah) ibretlik cümle.
içecek su bulamadığınızda da "ohh şükür ki ataerkil bir toplumuz." diyebilirsiniz umarım.
her görüşe saygım var ama böyle bir cümle nasıl kurulur hiç anlamadım. toplumda erkeğin de kadının da rolleri farklı. bu bir gerçek. ama bu x-erkil bir toplum olunmasını gerektirmiyor. çok sığ bir bakış açısı bu.
(bkz: subhanallah) ibretlik cümle.
içecek su bulamadığınızda da "ohh şükür ki ataerkil bir toplumuz." diyebilirsiniz umarım.
her görüşe saygım var ama böyle bir cümle nasıl kurulur hiç anlamadım. toplumda erkeğin de kadının da rolleri farklı. bu bir gerçek. ama bu x-erkil bir toplum olunmasını gerektirmiyor. çok sığ bir bakış açısı bu.
devamını gör...
en son alınan iltifat
alt komşunun kızı "keşke annem sen olsaydın" dedi. sayılır mı?
devamını gör...
gerekirse simit yiyeceğiz bu günleri atlatacağız
susam kadar beyni olmayanlar millete simit ye diyor. te allam...
devamını gör...
yalnızlık yalnızlıkla birlikteliktir dolayısıyla yalnız insan yoktur
basit gibi görünse de kapsamlı bir sorundur. sanırım işin içinden çıkabilmenin tek yolu, yalnızlığı kişilere bağlayarak tarif etmekten geçiyor.
genel olarak, yalnız olamazsınız. yalnızlık birlikteliktir.
(bkz: birliktelikte yalnızlık) .
(bkz: yalnızlıkla birliktelik) .
genel olarak, yalnız olamazsınız. yalnızlık birlikteliktir.
(bkz: birliktelikte yalnızlık) .
(bkz: yalnızlıkla birliktelik) .
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
oo bu haftamın konsepti de belli olduğuna göre rezerve edeceğim şarkıyı hemen iliştirmem gerekiyor ki istenmesin...
eğer konu şiirlerden bestelenmiş şarkıysa, ilk akla gelen arabistan çöllerindeki muazzam bir sevdayı ilmek ilmek anlatan:
mezdeke- alabina yallah
eğer konu şiirlerden bestelenmiş şarkıysa, ilk akla gelen arabistan çöllerindeki muazzam bir sevdayı ilmek ilmek anlatan:
mezdeke- alabina yallah

devamını gör...
keremyildiz
evet yazmasından anlamalıydım, oytunkaran in kafa sözlük.
devamını gör...
türk kızı
ohhh bugünde boş geçilmeyip yerden yere vurulmuşuz çok şükür.
devamını gör...
children
bir takuya okada kısa animasyon filmidir.

okullar ne işe yarar? bir öğretmen olarak söylüyorum: şu anki haliyle gençlerin enerjisini kapalı alanlara hapsedip onları sıradan insanlar haline getirmeye ve hayallerini, zekalarını, yeteneklerini törpülemeye.
ölümüyle dünyayı çok eksik bırakan sir ken robinson’ın da dediği gibi okullar yaratıcılığı öldürmekten başka bir işe yaramıyor. yaramayacak da bu haliyle devam ederse.
düşünsenize gençleri kocaman binalara koyup hangi saatte ilgilerinin hangi konu üzerinde olacağına karar veriyoruz ve onlardan da eksiksiz bir itaatle bunları kabul etmelerini bekliyoruz. ne zaman hangi spora ilgi duyacağı, ne zaman hangi dil ile ilgileneceği, ne zaman hangi işlemi yapması gerektiği hep önceden belirlenmiş. mesela o gün kendini ingilizce konuşacak havada hissetmeyen bir çocuğa sürekli what time is it oğlum diye sormak hangi mantığın ürünü. manasız gelmiyor mu size de?
bir de şunu düşünelim birlikte. karşısındaki öğrencinin derdini tasasını, hayallerini ümitlerini, anlattıklarını anlatamadıklarını yalnızca yüzde on oranında anlayan öğretmenler çocuklara yüz üzerinden not veriyor. delirmek işten değil. her zaman istisnalar vardır ve onların başımızın tacı ama derste borsa takip eden öğretmene yüz üzerinden kaç verelim?
büyük insan sir ken robinson’ın zihnime ışık gibi doğan tespitine göre dünyadaki bütün eğitim sistemleri sanayi devrimine göre tasarlanmış ama artık buharlı gemiler yok. bir şeylerin değişmesi lazım değil mi? sanayi devrimi bir tren gibi geçmesin çocukların üzerinden. onlar isyan edince önlerinde duramayacağız.
children

okullar ne işe yarar? bir öğretmen olarak söylüyorum: şu anki haliyle gençlerin enerjisini kapalı alanlara hapsedip onları sıradan insanlar haline getirmeye ve hayallerini, zekalarını, yeteneklerini törpülemeye.
ölümüyle dünyayı çok eksik bırakan sir ken robinson’ın da dediği gibi okullar yaratıcılığı öldürmekten başka bir işe yaramıyor. yaramayacak da bu haliyle devam ederse.
düşünsenize gençleri kocaman binalara koyup hangi saatte ilgilerinin hangi konu üzerinde olacağına karar veriyoruz ve onlardan da eksiksiz bir itaatle bunları kabul etmelerini bekliyoruz. ne zaman hangi spora ilgi duyacağı, ne zaman hangi dil ile ilgileneceği, ne zaman hangi işlemi yapması gerektiği hep önceden belirlenmiş. mesela o gün kendini ingilizce konuşacak havada hissetmeyen bir çocuğa sürekli what time is it oğlum diye sormak hangi mantığın ürünü. manasız gelmiyor mu size de?
bir de şunu düşünelim birlikte. karşısındaki öğrencinin derdini tasasını, hayallerini ümitlerini, anlattıklarını anlatamadıklarını yalnızca yüzde on oranında anlayan öğretmenler çocuklara yüz üzerinden not veriyor. delirmek işten değil. her zaman istisnalar vardır ve onların başımızın tacı ama derste borsa takip eden öğretmene yüz üzerinden kaç verelim?
büyük insan sir ken robinson’ın zihnime ışık gibi doğan tespitine göre dünyadaki bütün eğitim sistemleri sanayi devrimine göre tasarlanmış ama artık buharlı gemiler yok. bir şeylerin değişmesi lazım değil mi? sanayi devrimi bir tren gibi geçmesin çocukların üzerinden. onlar isyan edince önlerinde duramayacağız.
children
devamını gör...
kitap kokusu
geçen gün bir kitabın kokusu tarafından öldürülmeye çalışıldım. adını vermek istemediğim kitaptan bir yere bakmam gerekti, bakmaz olaydım. ya rabbi bu nasıl bir kokudur. eski de değil, bir iki senelik. rahat bi' beş dakika kitaba yaklaşamadım. öksürük tuttu. baktım, mantar cart curt toz moz hiçbir şey yok. suikaste uğradım. ragıp hulusi başlığına tanım girmek için bakmıştım, entry uğruna canımızdan oluyorduk az kalsın.
devamını gör...
puantiye
bir zamanlar insanlar alemi diye bir program vardı hatırlayanlar olacaktır mutlaka.
şimdinin komik olmayı bıraktıklarından beri çok uzun zamandır izlemediğim güldür güldür'ü yani...
puantiye ne alaka diyebilirsiniz bu anlattıklarınla, hemen oraya geliyorum efenim...*
"alışveriş" isimli bir skeçleri vardı, işte orada bolca bahsi geçer bu sevimli kelimenin. en çok güldüklerimdendir ayrıca.
puantiye...
sıfır ile puantiyenin farkını bilmiyorsanız bu tanımı hemen terk edin sayın okuyucu... *
ayrıca aranızda bu tanımı okurken cebine konuşanlar olduğunu hissediyorum, en arkadaki yaşlı olarak duyamıyorum sizi *
elbette ki tanım yapmadan gitmeyeceğim...fransızca pointillé kelimesinden türetilmiş olan puantiye kelimesi türkçe'de noktalı, benekli anlamına gelir. yukarıdaki yazar arkadaşımın da bahsettiği gibi modası hiç geçmeyen zamansız bir desendir kendisi. puantiye severler kendi aralarında kucaklaşabilirler. *
şimdinin komik olmayı bıraktıklarından beri çok uzun zamandır izlemediğim güldür güldür'ü yani...
puantiye ne alaka diyebilirsiniz bu anlattıklarınla, hemen oraya geliyorum efenim...*
"alışveriş" isimli bir skeçleri vardı, işte orada bolca bahsi geçer bu sevimli kelimenin. en çok güldüklerimdendir ayrıca.
puantiye...
sıfır ile puantiyenin farkını bilmiyorsanız bu tanımı hemen terk edin sayın okuyucu... *
ayrıca aranızda bu tanımı okurken cebine konuşanlar olduğunu hissediyorum, en arkadaki yaşlı olarak duyamıyorum sizi *
elbette ki tanım yapmadan gitmeyeceğim...fransızca pointillé kelimesinden türetilmiş olan puantiye kelimesi türkçe'de noktalı, benekli anlamına gelir. yukarıdaki yazar arkadaşımın da bahsettiği gibi modası hiç geçmeyen zamansız bir desendir kendisi. puantiye severler kendi aralarında kucaklaşabilirler. *
devamını gör...
kısır
gün kurusu acı biber salçası, gün kurusu domates salçası zeytinyağı ya da ayçiçek yağında ısıtılarak yumuşatılır ve bir leğene (aslında leğençe demek gerek) düzgün bir biçimde serilmiş ince bulgura (simit deyin şuna) gezdirilerek konulur. evinizde daha önceden hazırladığınız domates ya da domates+kırmızı biber sosu varsa, o da ilave edilir. ardından tuz, karabiber, kimyon ve kırmızı biber konulur. yoğurt mayalayacak sıcaklığa kadar ısıtılmış (aslında kaynatılp soğutulmuş) su bulgurun stüne gezdirilerek konulur. su miktarı bulgurunuzun su emme kapasitesine bağlıdır ve bulgurunuzun miktarı kadar su iyidir. bundan sonra bulgur suyla iyice karıştırılır ve leğenin ağzı kapatılıp yarım saat beklenir. arada bakılır, bulgur ezilmemiş olacak ama çok da diri olmayacaktır.
bundan sonra çok ince çekilmiş ya da robot geçirilmiş kırmızı soğan sarımsak, yeşil biber, varsa kırmızı biber (kapya olmaz) eklenir.
bıçak kıyması yeşil soğan ve maydanoz (bunlarda robot olmaz) en son eklenir.
malzemeler kullanılan bulgura ve bir de zevke bağlıdır.
son kez az bir yağ gezdirilir. limon suyu ekşiliği verecektir. eğer elinizin altında nar ekşisi ve /veya sumak ekşisi varsa enfes olur. ancak bunlardan nar ekşisi hileye çok açıktır. çarşıda satılan nar ekşileri genelde karamelize edilmiş şekerin limon tuzu suyuyla inceltilmesiyle elde edilir. o yüzden kullanmadan önce çok dikkat edin. sumak ekşisi pahalıdır. o nedenle pek kullanmak istemeyebilirsiniz. ama en lezzetli ekşi de odur.
servis altta marul, üstte ince dilimlenmiş hıyar turşusuyla yapılır
bundan sonra çok ince çekilmiş ya da robot geçirilmiş kırmızı soğan sarımsak, yeşil biber, varsa kırmızı biber (kapya olmaz) eklenir.
bıçak kıyması yeşil soğan ve maydanoz (bunlarda robot olmaz) en son eklenir.
malzemeler kullanılan bulgura ve bir de zevke bağlıdır.
son kez az bir yağ gezdirilir. limon suyu ekşiliği verecektir. eğer elinizin altında nar ekşisi ve /veya sumak ekşisi varsa enfes olur. ancak bunlardan nar ekşisi hileye çok açıktır. çarşıda satılan nar ekşileri genelde karamelize edilmiş şekerin limon tuzu suyuyla inceltilmesiyle elde edilir. o yüzden kullanmadan önce çok dikkat edin. sumak ekşisi pahalıdır. o nedenle pek kullanmak istemeyebilirsiniz. ama en lezzetli ekşi de odur.
servis altta marul, üstte ince dilimlenmiş hıyar turşusuyla yapılır
devamını gör...
lordlar kamarası
lordlar kamarası*, avam kamarası* ile beraber ingiliz parlamentosu'nun* iki meclisinden biridir. lordlar kamarası da avam kamarası gibi westminster sarayı'nda toplanır.
lordlar kamarası üyeleri ruhani lordlar* ve dünyevi lordlar* olarak ikiye ayrılır.
ruhani lordlar ingiltere kilisesi'nin* temsilcileridir. lordlar kamarası'nda 26 ruhani lord bulunur. kilisenin kendi içindeki bir seçim mekanizması ile 26 piskopos lordlar kamarası'na seçilir. 2015'ten beri kadınlar da ruhani lord olarak lordlar kamarası'na seçilebilir.
dünyevi lordlar kalıtsal soylular* ve atanmışlar* olarak ikiye ayrılır.
kalıtsal soylular (dükler, kontlar, vikontlar, baronlar vb.) unvanlarını çocuklarına devrederler. 1963'ten beri kız çocukları da unvanı devralabilir. eskiden lordlar kamarası'nın neredeyse tamamı kalıtsal soylulardan oluşuyordu. fakat 1999 lordlar kamarası yasası ile kalıtsal soyluların sayısı 92'ye düşürüldü. o tarihte lordlar kamarası'nda olan 750 lord içinden kimin lordlar kamarası'nda kalacağına, kimin lordlar kamarası'ndan ayrılacağına lordlar kendi aralarında yaptıkları bir seçimle karar verdi.
atanmışlar günümüzde lordlar kamarası'nda en çok üyesi bulunan sınıf. 1958'e kadar olmayan, 1958'de oluşturulan bu sınıf ile ilk kez lordlar kamarası'na kadın üyeler dahil oldu. bu kişiler, ülkeye yaptıkları hizmetlerden dolayı kraliçe tarafından ömür boyu süre ile lordlar kamarası'na atanırlar. lordlar kamarası bu unvanın kime sunulacağına karar verir, başbakan kraliçe'ye lordlar kamarası'nın kararını iletir ve ardından resmi atama kraliçe tarafından yapılır. mart 2021 itibarıyla lordlar kamarası'nda 687 atanmış vardır.
1911 parlamento yasası ile beraber lordlar kamarası'nın, avam kamarası'ndan gelen yasayı "mutlak veto yetkisi" ile reddetme gücünün elinden alınınca lordlar kamarası eski gücünü kaybetti. lordlar kamarası'nın bu yetkisi 1911 parlamento yasası ile kararı 2 yıl erteleme yetkisine, 1949 parlamento yasası ile kararı 1 yıl erteleme yetkisine dönüştürüldü.
lordlar kamarası üyeleri ruhani lordlar* ve dünyevi lordlar* olarak ikiye ayrılır.
ruhani lordlar ingiltere kilisesi'nin* temsilcileridir. lordlar kamarası'nda 26 ruhani lord bulunur. kilisenin kendi içindeki bir seçim mekanizması ile 26 piskopos lordlar kamarası'na seçilir. 2015'ten beri kadınlar da ruhani lord olarak lordlar kamarası'na seçilebilir.
dünyevi lordlar kalıtsal soylular* ve atanmışlar* olarak ikiye ayrılır.
kalıtsal soylular (dükler, kontlar, vikontlar, baronlar vb.) unvanlarını çocuklarına devrederler. 1963'ten beri kız çocukları da unvanı devralabilir. eskiden lordlar kamarası'nın neredeyse tamamı kalıtsal soylulardan oluşuyordu. fakat 1999 lordlar kamarası yasası ile kalıtsal soyluların sayısı 92'ye düşürüldü. o tarihte lordlar kamarası'nda olan 750 lord içinden kimin lordlar kamarası'nda kalacağına, kimin lordlar kamarası'ndan ayrılacağına lordlar kendi aralarında yaptıkları bir seçimle karar verdi.
atanmışlar günümüzde lordlar kamarası'nda en çok üyesi bulunan sınıf. 1958'e kadar olmayan, 1958'de oluşturulan bu sınıf ile ilk kez lordlar kamarası'na kadın üyeler dahil oldu. bu kişiler, ülkeye yaptıkları hizmetlerden dolayı kraliçe tarafından ömür boyu süre ile lordlar kamarası'na atanırlar. lordlar kamarası bu unvanın kime sunulacağına karar verir, başbakan kraliçe'ye lordlar kamarası'nın kararını iletir ve ardından resmi atama kraliçe tarafından yapılır. mart 2021 itibarıyla lordlar kamarası'nda 687 atanmış vardır.
1911 parlamento yasası ile beraber lordlar kamarası'nın, avam kamarası'ndan gelen yasayı "mutlak veto yetkisi" ile reddetme gücünün elinden alınınca lordlar kamarası eski gücünü kaybetti. lordlar kamarası'nın bu yetkisi 1911 parlamento yasası ile kararı 2 yıl erteleme yetkisine, 1949 parlamento yasası ile kararı 1 yıl erteleme yetkisine dönüştürüldü.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
evvelsi gün, gece 2 civarı, hava serin, ses seda yok, arada rüzgarın uğultusu duyuluyor sanki bir şey anlatmak istermişçesine. yeşil renkle bezenmiş koltukta oturuyorum öylesine, daha sonra bir ses duyuyorum. ‘evet, evet bu annemin sesi’ diyorum. aramızda kısa bir diyalog oluyor:
+kızım
-efendim anne?
+saçımla oynar mısın?
-gel, gel oynarım tabii.
daha sonra geliyor yanı başıma, kedi misali kıvrılıyor bacaklarıma doğru. saçları ipek gibi diyorum içimden, yumuşacık… daha sonra acıtıyor muyum?diye soruyorum, yok
diyor, tamam o hâlde diyorum. devam ediyorum ipek gibi saçlarıyla oynamaya. bir süre hiç konuşmuyoruz, bir anda bir ses duyuyorum, ellerin pamuk gibi diyor, öyle mi? diyorum, öyle diyor. bir süre daha oynuyorum saçlarıyla… öyle oynarken saçlarıyla, aklıma birden ölüm düşüyor, hüzünleniyorum aniden, belli de etmemeye çalışıyorum. annemin ne kadar yaş aldığını fark ediyorum, onun saçlarıyla daha ne kadar oynayabilirim, ona daha ne kadar sarılabilirim diye düşünüyorum, hüzünleniyorum yine. bu zamana kadar geçirdiğimiz vakitler gözlerimin önünden geçiyor, kahroluyorum içten içe… ölüm de doğum kadar hayatın bir gerçeğiydi, normaldi. fakat insanın canından canının gitmesi, nefesinin gitmesinin düşüncesi o kadar korkunç ki, düşünmek dahi berbat. ‘kabullenebilir miyim?’ diyorum kendi kendime, nasıl devam ederim yaşamaya hiçbir şey olmamış gibi?… nasıl devam edebiliyor bunca insan sevdikleri olmadan yaşamaya? ediyorlar bir şekilde, etmek zorundalar diyorum, aileleri var, sorumlu oldukları bir hayatları, bir çocukları, bir şeyleri var diyorum. ya benim? benim olacak mı? ben böyle düşünürken bir ses duyuyorum. evet, evet annemin sesi…
+kızım
-efendim anne?
+saçımla oynar mısın?
-gel, gel oynarım tabii.
daha sonra geliyor yanı başıma, kedi misali kıvrılıyor bacaklarıma doğru. saçları ipek gibi diyorum içimden, yumuşacık… daha sonra acıtıyor muyum?diye soruyorum, yok
diyor, tamam o hâlde diyorum. devam ediyorum ipek gibi saçlarıyla oynamaya. bir süre hiç konuşmuyoruz, bir anda bir ses duyuyorum, ellerin pamuk gibi diyor, öyle mi? diyorum, öyle diyor. bir süre daha oynuyorum saçlarıyla… öyle oynarken saçlarıyla, aklıma birden ölüm düşüyor, hüzünleniyorum aniden, belli de etmemeye çalışıyorum. annemin ne kadar yaş aldığını fark ediyorum, onun saçlarıyla daha ne kadar oynayabilirim, ona daha ne kadar sarılabilirim diye düşünüyorum, hüzünleniyorum yine. bu zamana kadar geçirdiğimiz vakitler gözlerimin önünden geçiyor, kahroluyorum içten içe… ölüm de doğum kadar hayatın bir gerçeğiydi, normaldi. fakat insanın canından canının gitmesi, nefesinin gitmesinin düşüncesi o kadar korkunç ki, düşünmek dahi berbat. ‘kabullenebilir miyim?’ diyorum kendi kendime, nasıl devam ederim yaşamaya hiçbir şey olmamış gibi?… nasıl devam edebiliyor bunca insan sevdikleri olmadan yaşamaya? ediyorlar bir şekilde, etmek zorundalar diyorum, aileleri var, sorumlu oldukları bir hayatları, bir çocukları, bir şeyleri var diyorum. ya benim? benim olacak mı? ben böyle düşünürken bir ses duyuyorum. evet, evet annemin sesi…
devamını gör...
4 yaşındaki kızını damdan aşağıya atmaya çalışan baba
çocuk sahibi olmanın, oy kullanmanın vs ehliyet gibi bir takım eğitimler alındıktan sonra kazanılması gereken bir hak olması gerektiğini destekleyen sayısız olaydan sadece biri.
devamını gör...