seni seviyorum demenin farklı şekilleri
otizmli gibi davranmak.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.
hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.
ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.
yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.
bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.
surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.
sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.
sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.
meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.
duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.
insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
“ölenler için üzülme harry, yaşayanlar için üzül; en çok da sevgisiz yaşayanlar için.”
-albus dumbledore
(bkz: harry potter)
-albus dumbledore
(bkz: harry potter)
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
arkasına geçin sımsıkı sarılıp usulca ensesinden öpün ve kulağına tipsiz diye fısıldayın.
devamını gör...
trt'nin necmettin erbakan'ın hayatını dizi yapması
bizim vergimiz ile günah çıkarıyorlar sevgili sözlük.
devamını gör...
dünyanın en büyük yalanları
sana dönemeyecek kadar meşguldüm.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yüzleri güldüren bir haber efemm, alarmlar kuruldu! 20.29'da radyo kapısında ayaktayız. harika bir yayın olacağına eminim çünküü o biirrr bengaripsengüzeldünyaumutlu
devamını gör...
eski türkiye
özlenir.
bir anıyla o günleri hatırlatmak istiyorum. yıl 2000 civarı, bizim köyde bir düğününe iştirak ettik. köy anadolu'nun tam ortasında toplasan 200 kişilik bir köy.
-kadın erkek karışık yenilip içiliyor. - günümüzde köy düğünleri haremlik selamlık.
-herkes isterse alkol tüketiyor. ergenliğine gelmiş gençler dahil. - günümüzde köyde kadın oturup erkeklerle rakı içecek öyle mi ? wowwww
-2 adet köçek* var. sanatını hem kadınlara hem erkeklere sunuyor. isteyen herkes* kalkıp oynayabiliyor. - günümüzde dansöz nadir olsa da var ama kadınlara düğünlerde dansözün oynadığını görmedim. hele bir kadının erkeklerin içinde oynadığını görmek modern düğünler haricinde imkansıza yakın*
-sesi güzel olan genç kızlar şarkı söylüyor masalarda. - günümüzde adı çıkar ama.
-genç kadınlar ve erkekler masalara hizmet ediyor rakı dolduruyor kavun kesiyor. - günümüzde anadolu'da hangi baba izin verir buna ?
daha minnacık çocuktum ama bu günü aklımdan çıkaramıyorum. o eğlenceyi. insanların rahat tavırlarını. ankara-istanbul'da en kral mekanda bu kadar rahat davranamaz şuan insanlar.
görünüşe göre o günlerin gelmesi zor. yavaş yavaş ısıtıldık yandığımızın farkına varamadık. şimdi hayal geliyor. ama bunlar yaşanıyordu.
şimdi haremlik-selamlık diye bir şey geldi. nasıl mı geldi ? işte böyle böyle geldi.
bir anıyla o günleri hatırlatmak istiyorum. yıl 2000 civarı, bizim köyde bir düğününe iştirak ettik. köy anadolu'nun tam ortasında toplasan 200 kişilik bir köy.
-kadın erkek karışık yenilip içiliyor. - günümüzde köy düğünleri haremlik selamlık.
-herkes isterse alkol tüketiyor. ergenliğine gelmiş gençler dahil. - günümüzde köyde kadın oturup erkeklerle rakı içecek öyle mi ? wowwww
-2 adet köçek* var. sanatını hem kadınlara hem erkeklere sunuyor. isteyen herkes* kalkıp oynayabiliyor. - günümüzde dansöz nadir olsa da var ama kadınlara düğünlerde dansözün oynadığını görmedim. hele bir kadının erkeklerin içinde oynadığını görmek modern düğünler haricinde imkansıza yakın*
-sesi güzel olan genç kızlar şarkı söylüyor masalarda. - günümüzde adı çıkar ama.
-genç kadınlar ve erkekler masalara hizmet ediyor rakı dolduruyor kavun kesiyor. - günümüzde anadolu'da hangi baba izin verir buna ?
daha minnacık çocuktum ama bu günü aklımdan çıkaramıyorum. o eğlenceyi. insanların rahat tavırlarını. ankara-istanbul'da en kral mekanda bu kadar rahat davranamaz şuan insanlar.
görünüşe göre o günlerin gelmesi zor. yavaş yavaş ısıtıldık yandığımızın farkına varamadık. şimdi hayal geliyor. ama bunlar yaşanıyordu.
şimdi haremlik-selamlık diye bir şey geldi. nasıl mı geldi ? işte böyle böyle geldi.
devamını gör...
yumurta kırmak
yemek yapmasını bilmeyen pek çok erkek yumurta kırmayı dahi beceremem sözüyle durumu ifade eder. yumurta öyle tavaya kırılıp bırakılan bir yemek de değildir. makarna pişirmek gibi de maharet gerektirir. sarısı ile beyazı aynı anda kızgın yağın içine bırakılırsa, beyazını yakıp sarısını çiğ bırakmak olasıdır. beyazı iyi pişirmek istenirse bu kez de sarısını feda etmek mümkün. yumurtanın sarısı ile beyazı, iki farklı dünyadır.
devamını gör...
blockchain
bitcoin ile karıştırılması çok da garip olmayan sistem. şöyle ki, satoshi nakamoto olarak bilinen ve bitcoin'i yaratan kişi(ler), aslında blockchainin de ilk kez uygulandığı bir para birimi yaratmış oldu. yani aslında bitcoin'in bir yerde blockchaini de yaratmış olduğunu söylemek mümkün.
ne kadar devrimsel, ne kadar mükemmel, dünyanın geleceği burada yükseliyor demeden önce benim bu konuyla ilgili çok garipsediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. blockchain, türkiye'de konuşulduğuna pek az şahit olmuş olsam da, ekolojik sürdürülebilirlik açısından oldukça problemli bir sistem. en azından bugünkü haliyle -çoğunlukla kripto para birimlerinin uygulamalarından göreceğiniz üzere- karbon ayak izi oldukça yüksek. bugün dünyada salt bitcoin madenciliği gelişmiş ülkelerin yıllık enerji tüketimine denk bir enerji tüketmekte. malum olduğu üzere, henüz dünyanın dikkate değer olmayan bir nüfusunun dahil olduğu bu sistem şimdiden böyle bir enerji tüketimine yol açıyorsa, geleceği düşünmek bile istemiyorum. tabii birtakım yerlerde 'ya aslında o kadar da şey değil, sadece kripto paralar çok enerji tüketiyor. aslında var ya çok daha çevre dostu hale gelebilir' minvalinde birçok şey de okudum. ancak madem öyle, neden bu sistem bu halde diye sormanın, en azından bunu tartışmaya açmanın çok önemli olduğu kanaatindeyim.
türümüzün tarihine az çok hakim biri olarak, naralar atarak kurduğumuz gelecek hayallerimizi böylesine sürdürülebilirlikten yoksun bir sisteme dayandıracak kadar ahmak olmamızı elbette bekliyordum. daha geç olmadan bir şeyler yapılması dileğiyle...
ne kadar devrimsel, ne kadar mükemmel, dünyanın geleceği burada yükseliyor demeden önce benim bu konuyla ilgili çok garipsediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. blockchain, türkiye'de konuşulduğuna pek az şahit olmuş olsam da, ekolojik sürdürülebilirlik açısından oldukça problemli bir sistem. en azından bugünkü haliyle -çoğunlukla kripto para birimlerinin uygulamalarından göreceğiniz üzere- karbon ayak izi oldukça yüksek. bugün dünyada salt bitcoin madenciliği gelişmiş ülkelerin yıllık enerji tüketimine denk bir enerji tüketmekte. malum olduğu üzere, henüz dünyanın dikkate değer olmayan bir nüfusunun dahil olduğu bu sistem şimdiden böyle bir enerji tüketimine yol açıyorsa, geleceği düşünmek bile istemiyorum. tabii birtakım yerlerde 'ya aslında o kadar da şey değil, sadece kripto paralar çok enerji tüketiyor. aslında var ya çok daha çevre dostu hale gelebilir' minvalinde birçok şey de okudum. ancak madem öyle, neden bu sistem bu halde diye sormanın, en azından bunu tartışmaya açmanın çok önemli olduğu kanaatindeyim.
türümüzün tarihine az çok hakim biri olarak, naralar atarak kurduğumuz gelecek hayallerimizi böylesine sürdürülebilirlikten yoksun bir sisteme dayandıracak kadar ahmak olmamızı elbette bekliyordum. daha geç olmadan bir şeyler yapılması dileğiyle...
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
yanımdasın ama dokunamıyorum, bu çok saçma. sayfalarını çevirip kokusunu alamayacaksan, bir parçasını kıvırıp altını çizemeyeceksen ne anlamı var ki. kitapların da ruhu vardır canlar dokunun onlara, kırmayın. e-kitap da neymiş. hem yazar'a da haksızlık.
devamını gör...
geceye bir oyun havası bırak
mis gibi geçen günümün keyfimi paylaşayım.
oturmaya mı geldik?
oturmaya mı geldik?
devamını gör...
sevgililer gününüz kutlu olsun
sevgili yazar arkadaşlarım, hepinizin sevgililer gününü enişten dileklerimle kutlarım swh.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
yine öğle uykusuna yattığım anlardan birinde çok iyi hatırlıyorum arkada (bkz: erol evgin)den "söyle canım " çalıyor. şarkı kesildi telefonum çalıyor. arayan en yakın arkadaşlarımdan biri,ali. aldım açtım telefonu. telefonda bir yabancının sesi.
" merdum merhaba ben kerem. senden bir şey rica edecektim, o yüzden rahatsız ettim seni" diyor. kerem arkadaşımın çok yakın bir arkadaşı. daha önce hiç konuşmuşluğumuz da olmadığı için şaşırdım tabii.
"ya merdum biz sevgilim damla'yla ayrıldık da. onun gönlünü almam lazım. duydum ki sen bir şeyler karalamayı seviyormuşsun bizimki söyledi. küçük bir şeyler karalaybilir misin?" dedi. ben de kıramadım tabii ama çok bir beklentisinin olmamasını söyledim.
ardından ise bu küçük şiiri yazıp gönderdim.
/ seni arıyorum
denizin mavisinde
bir inci tanesinin mazisinde
rüzgarın sesinde
yürüdüğüm sokaklarda
ellerim acı çekiyor yokluğunda
ruhum seni istiyor yalnızca
gitme sakın, kal!
kalbimin gizli köşelerinde
taht kurdum sana
gir kanıma
sen ol her bir "damlam"
nasıl oluyor bu anlatsana?
nasıl aşık oluyorum
her nefesimde sana?/
uyku sersemi, 5 dakikada yazdığım aslında çok da güzel olmayan birkaç dizeydi bu yazdığım. ama onları barıştırmaya yetmiş anlaşılan. yazdığım iki üç küçük dizeyle insanların hayatına etki etmek ve benden böyle bir şey rica edilmesi beni o kadar çok mutlu etti ki. onlar barıştıkları için mutlu olsalar da ben hem onlar için hem de böyle bir olaya tanıklık ettiğim için daha da mutlu oldum. hala mutluyum...*
" merdum merhaba ben kerem. senden bir şey rica edecektim, o yüzden rahatsız ettim seni" diyor. kerem arkadaşımın çok yakın bir arkadaşı. daha önce hiç konuşmuşluğumuz da olmadığı için şaşırdım tabii.
"ya merdum biz sevgilim damla'yla ayrıldık da. onun gönlünü almam lazım. duydum ki sen bir şeyler karalamayı seviyormuşsun bizimki söyledi. küçük bir şeyler karalaybilir misin?" dedi. ben de kıramadım tabii ama çok bir beklentisinin olmamasını söyledim.
ardından ise bu küçük şiiri yazıp gönderdim.
/ seni arıyorum
denizin mavisinde
bir inci tanesinin mazisinde
rüzgarın sesinde
yürüdüğüm sokaklarda
ellerim acı çekiyor yokluğunda
ruhum seni istiyor yalnızca
gitme sakın, kal!
kalbimin gizli köşelerinde
taht kurdum sana
gir kanıma
sen ol her bir "damlam"
nasıl oluyor bu anlatsana?
nasıl aşık oluyorum
her nefesimde sana?/
uyku sersemi, 5 dakikada yazdığım aslında çok da güzel olmayan birkaç dizeydi bu yazdığım. ama onları barıştırmaya yetmiş anlaşılan. yazdığım iki üç küçük dizeyle insanların hayatına etki etmek ve benden böyle bir şey rica edilmesi beni o kadar çok mutlu etti ki. onlar barıştıkları için mutlu olsalar da ben hem onlar için hem de böyle bir olaya tanıklık ettiğim için daha da mutlu oldum. hala mutluyum...*
devamını gör...
sadece türkiye'de karşılaşılabileceği düşünülen şeyler
elektrik kesilince karşı komşununki kesilmişmi diye pencereden bakmak.
devamını gör...
tarafsız aydınlar
şiirlerinde ülkesinin acılarından, isyan ruhundan ve ülkesindeki insanların bitmeyen umudundan beslenen guatemala asıllı aktivist şair otto rené castillo'nun kaleminden dökülen şiir. şiirin yazıldığı orijinal dilinde* ismi ıntelectuales apolíticos ve castillo'nun yine meşhur bir şirinden ismini almış olan vámonos patria a caminar şiir derlemesinde bulunuyor. tam ismi vámonos patria a caminar, yo te acompaño olan eser şair ölmeden iki yıl önce 1965 yılında basılmıştır. dilimize tarafsız aydınlar olarak ülkü tamer tarafından çevrilen şiir ismi dahil oldukça iyi bir çeviriye sahip.
ülkü tamer çevirisi ile:
1
tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.
un día,
los intelectuales
apolíticos
de mi país
serán interrogados
por el hombre
sencillo
de nuestro pueblo.
soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.
se les preguntará
sobre lo que hicieron
cuando
la patria se apagaba
lentamente,
como una hoguera dulce,
pequeña y sola.
kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.
no serán interrogados
sobre sus trajes,
ni sobre sus largas
siestas
después de la merienda,
tampoco sobre sus estériles
combates con la nada,
ni sobre su ontológica
manera
de llegar a las monedas.
no se les interrogará
sobre la mitología griega,
ni sobre el asco
que sintieron de sí,
cuando alguien, en su fondo,
se disponía a morir cobardemente.
sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.
nada se les preguntará
sobre sus justificaciones
absurdas,
crecidas a la sombra
de una mentira rotunda.
2
o gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"
ese día vendrán
los hombres sencillos.
los que nunca cupieron
en los libros y versos
de los intelectuales apolíticos,
pero que llegaban todos los días
a dejarles la leche y el pan,
los huevos y las tortillas,
los que les cosían la ropa,
los que le manejaban los carros,
les cuidaban sus perros y jardines,
y trabajaban para ellos,
y preguntarán,
“¿qué hicisteis cuando los pobres
sufrían, y se quemaba en ellos,
gravemente, la ternura y la vida?”
3
tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.
ıntelectuales apolíticos
de mi dulce país,
no podréis responder nada.
yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
susup kalacaksınız
kendi utancınızla.
os devorará un buitre de silencio
las entrañas.
os roerá el alma
vuestra propia miseria.
y callaréis,
avergonzados de vosotros.
ülkü tamer çevirisi ile:
1
tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.
un día,
los intelectuales
apolíticos
de mi país
serán interrogados
por el hombre
sencillo
de nuestro pueblo.
soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.
se les preguntará
sobre lo que hicieron
cuando
la patria se apagaba
lentamente,
como una hoguera dulce,
pequeña y sola.
kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.
no serán interrogados
sobre sus trajes,
ni sobre sus largas
siestas
después de la merienda,
tampoco sobre sus estériles
combates con la nada,
ni sobre su ontológica
manera
de llegar a las monedas.
no se les interrogará
sobre la mitología griega,
ni sobre el asco
que sintieron de sí,
cuando alguien, en su fondo,
se disponía a morir cobardemente.
sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.
nada se les preguntará
sobre sus justificaciones
absurdas,
crecidas a la sombra
de una mentira rotunda.
2
o gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"
ese día vendrán
los hombres sencillos.
los que nunca cupieron
en los libros y versos
de los intelectuales apolíticos,
pero que llegaban todos los días
a dejarles la leche y el pan,
los huevos y las tortillas,
los que les cosían la ropa,
los que le manejaban los carros,
les cuidaban sus perros y jardines,
y trabajaban para ellos,
y preguntarán,
“¿qué hicisteis cuando los pobres
sufrían, y se quemaba en ellos,
gravemente, la ternura y la vida?”
3
tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.
ıntelectuales apolíticos
de mi dulce país,
no podréis responder nada.
yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
susup kalacaksınız
kendi utancınızla.
os devorará un buitre de silencio
las entrañas.
os roerá el alma
vuestra propia miseria.
y callaréis,
avergonzados de vosotros.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gitmek üzerine:
kaldırım taşlarının çizgilerine basmamaya dikkat ederim. sen geçerken yanımdan, sürekli yere bakışımın sebebi mahcubiyet değil; korkaklığımdaki acziyet. yoksa yemişim kaldırım taşlarını, asıl mesele çizgiler değil, içimdeki ruh hastası zihniyet.
hızla geçişinden alırım göz yaşının kokusunu, bir süre önce ağlamış kadın suratı tasvirine bayılırım. lakin herşey yüz yüze gelene kadar, bundan sonrası tamamen eziyet.
tiksinir miyim sanıyorsun, hayatta iğrenmem. iğrensem de bakmam kaldırıma, yüzüne bakarım şaşkınlıkla. sen de bak. aksi halde nasıl kurulacak dengeler?
bu arada havalar çok sıcak, beyinin buharlaşacak haberin yok; artistlik yapma, şapka tak kafana. ben de çekip gidersem ağlama bir daha, çünkü ben gitmeleri severim, dara gelince kaçar giderim.
velhasıl ben giderim gitmesine de sen kalma arkamda, durma öyle kaldırımlarda. hani lirizmin zirvelerinde gezinen bir şarkı sözü var belki bilirsin; aynen şöyle:
"bundan sonra böyle
empati mempati, zoraki sempati
durmuyor sahici bende
git diyorum yani özetten..." *
kaldırım taşlarının çizgilerine basmamaya dikkat ederim. sen geçerken yanımdan, sürekli yere bakışımın sebebi mahcubiyet değil; korkaklığımdaki acziyet. yoksa yemişim kaldırım taşlarını, asıl mesele çizgiler değil, içimdeki ruh hastası zihniyet.
hızla geçişinden alırım göz yaşının kokusunu, bir süre önce ağlamış kadın suratı tasvirine bayılırım. lakin herşey yüz yüze gelene kadar, bundan sonrası tamamen eziyet.
tiksinir miyim sanıyorsun, hayatta iğrenmem. iğrensem de bakmam kaldırıma, yüzüne bakarım şaşkınlıkla. sen de bak. aksi halde nasıl kurulacak dengeler?
bu arada havalar çok sıcak, beyinin buharlaşacak haberin yok; artistlik yapma, şapka tak kafana. ben de çekip gidersem ağlama bir daha, çünkü ben gitmeleri severim, dara gelince kaçar giderim.
velhasıl ben giderim gitmesine de sen kalma arkamda, durma öyle kaldırımlarda. hani lirizmin zirvelerinde gezinen bir şarkı sözü var belki bilirsin; aynen şöyle:
"bundan sonra böyle
empati mempati, zoraki sempati
durmuyor sahici bende
git diyorum yani özetten..." *
devamını gör...
inka medeniyeti
patates haşlarken geçen süreyi temel alan bir yöntemi zaman hesaplaması yaparken kullanmışlardır.
devamını gör...
yıldız
klasik bir tabirle yıldızlar da doğar, büyür ve ölürler. ölümleri süpernova olarak isimlendirlir.
ayrıca "hepimiz yıldız tozuyuz" (bkz: carl edward sagan)
ayrıca "hepimiz yıldız tozuyuz" (bkz: carl edward sagan)
devamını gör...

