27 mart 2021 normal sözlük'ün çökmesi
telefonumda başka uygulamalar olduğunu hatırladım o süre içinde. tüm arkadaşlarım evlenmiş, iş güç sahibi olmuşlar.
devamını gör...
havariyyun kilisesi
istanbul'da bulunan, 4. yüzyılda inşa edilmiş kilise. kutsal havariler kilisesi ya da 12 havari kilisesi olarak da bilinir.
günümüzdeki fatih camii'nin yerinde bulunan alana, istanbul'un dördüncü tepesi üzerine başta i. konstantin kendisi için bir anıt mezar yaptırmış ve 337 yılında buraya defnedilmiş. 550 yılında ii. konstantin tarafından ikinci bir anıt mezar eklenen ve haç şeklinde bir planla tekrar kurulan kilise, bizans hükümdarları için 11. yüzyıla kadar anıt mezar görevi görmeye başlamış, bir çok bizans hükümdarı ve eşleri buraya defnedilmiş. buraya kutsal havarilerden aziz timotheos, aziz andreas ve aziz luka'nın kemikleri de gömülmüş. ayasofya kadar büyük olduğu düşünülen yapı, ayasofya'dan sonra en önemli ikinci kilise olarak biliniyor.
1204'teki latin işgaliyle kilise yağmalanmış ve imparatorların lahitleri soyulmuş. 1296 yılındaki depremle de hasar görmüş olan kilise, istanbul'un fethinden sonra kısa bir süre için rum patrikhanesi olarak kullanılmış. bina harap bir durumda olduğu için patrikhane 1455'te taşınmış. 1461 yılında kilise tamamen yıkılarak bulunduğu alana kilisenin yıkıntıları da kullanılarak fatih camii ve külliyesi inşa edildi.
bu konuyla ilgili en ilginç nokta şu, fatih sultan mehmet'in türbesi de bu alanda bulunuyor. önce şuraya halil inalcık'tan bir alıntı ekleyeyim:
gerek türk gerekse bizans geleneğine göre, hanlığın veya imparatorluğun merkezine fiilen sahip olan kişi, imparatorluğun da haklı sahibidir. fatih, istanbul'u aldıktan sonra kendisini roma imparatorluğu'nun tek meşru varisi saydı.
j. languschi'ye göre ''(fatih'in) iddiasınca dünyada bir tek imparatorluk, bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. bu birliği kurmak için de dünyada istanbul'dan daha layık bir yer yok imiş. bu şehir sayesinde hıristiyan dünyasını hükmü altına alabilirmiş.''
o, hanlık, gazilik ve kayserlikte, her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte idi.
halil inalcık, devlet-i aliyye, i. cilt, s. 111
yüzyıllar boyunca bizans imparatorluğu'nun hükümdarlarının defnedildiği bu alanda, kendini roma imparatorluğu'nun meşru varisi sayan ve amacı bir cihan devleti kurmak olan fatih sultan mehmet'in türbesinin de bulunması çok ilginç değil mi?
günümüzde, kilisedeki imparatorluk lahitlerinin bazıları istanbul arkeoloji müzesi'nin bahçesinde, ana binanın önünde sergileniyor.
kaynak 1 kaynak 2
1. görsel kaynağı 2. görsel kaynağı: ben çektim.
günümüzdeki fatih camii'nin yerinde bulunan alana, istanbul'un dördüncü tepesi üzerine başta i. konstantin kendisi için bir anıt mezar yaptırmış ve 337 yılında buraya defnedilmiş. 550 yılında ii. konstantin tarafından ikinci bir anıt mezar eklenen ve haç şeklinde bir planla tekrar kurulan kilise, bizans hükümdarları için 11. yüzyıla kadar anıt mezar görevi görmeye başlamış, bir çok bizans hükümdarı ve eşleri buraya defnedilmiş. buraya kutsal havarilerden aziz timotheos, aziz andreas ve aziz luka'nın kemikleri de gömülmüş. ayasofya kadar büyük olduğu düşünülen yapı, ayasofya'dan sonra en önemli ikinci kilise olarak biliniyor.
1204'teki latin işgaliyle kilise yağmalanmış ve imparatorların lahitleri soyulmuş. 1296 yılındaki depremle de hasar görmüş olan kilise, istanbul'un fethinden sonra kısa bir süre için rum patrikhanesi olarak kullanılmış. bina harap bir durumda olduğu için patrikhane 1455'te taşınmış. 1461 yılında kilise tamamen yıkılarak bulunduğu alana kilisenin yıkıntıları da kullanılarak fatih camii ve külliyesi inşa edildi.
bu konuyla ilgili en ilginç nokta şu, fatih sultan mehmet'in türbesi de bu alanda bulunuyor. önce şuraya halil inalcık'tan bir alıntı ekleyeyim:
gerek türk gerekse bizans geleneğine göre, hanlığın veya imparatorluğun merkezine fiilen sahip olan kişi, imparatorluğun da haklı sahibidir. fatih, istanbul'u aldıktan sonra kendisini roma imparatorluğu'nun tek meşru varisi saydı.
j. languschi'ye göre ''(fatih'in) iddiasınca dünyada bir tek imparatorluk, bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. bu birliği kurmak için de dünyada istanbul'dan daha layık bir yer yok imiş. bu şehir sayesinde hıristiyan dünyasını hükmü altına alabilirmiş.''
o, hanlık, gazilik ve kayserlikte, her üçünde de evrensel hakimiyetin yolunu görmekte idi.
yüzyıllar boyunca bizans imparatorluğu'nun hükümdarlarının defnedildiği bu alanda, kendini roma imparatorluğu'nun meşru varisi sayan ve amacı bir cihan devleti kurmak olan fatih sultan mehmet'in türbesinin de bulunması çok ilginç değil mi?
günümüzde, kilisedeki imparatorluk lahitlerinin bazıları istanbul arkeoloji müzesi'nin bahçesinde, ana binanın önünde sergileniyor.
kaynak 1 kaynak 2
1. görsel kaynağı 2. görsel kaynağı: ben çektim.
devamını gör...
septum deviasyonu
2 gün önce geçirdiğim anatomik bozukluğun operasyonudur. çocukluk döneminde burnumun kırılması sonucu nefesime hatıra bırakan dönemin sonlandırılması için nihayet cesaretimi toplayıp masaya yattım.
ameliyat öncesi standart stres varsa var yoksa yok. hepsi aynı. sadece dormicum sağolsun çok anınız olmuyor.
uyanma falan derken doktor anlatır: burnunda silikon tampon var. iki gün sonra onları alana kadar mutsuz olacaksın. aldıktan sonra tam iyileşmen bir ayı bulacak (doktorun anlattığı şekilde yazsam 10 paragraf süreceği için kısaltıldı).
yarın tamponlar alınacak. iyiki alınacak. sıfır nefes, yutamama, yutkunanama... hafif kan gelmesi. buğulu bakışlar.
bir de o entübasyon tüpünü yerleştirmek yerine boğazımı yırtarak vücuduma döşemeye çalışan anesteziste selam söyleyeceğim yarın, ağrıyan tek yerim boğazım.
tampon alındıktan sonra editlerim.
tamponların alınması: bugün tamponlar alındı. tampon alınırken ağrı, sızı olmadı. aksine tampon içeriden kayarken rahatlama hissediyorsunuz. tampon sonrası burnunuzdan aldığınız ilk nefesimde sağ sol burun deliğimde sanki iki soba borusu varmış gibi hava geldi. sonrasında aspiratörle temizlerken baya gözümden yaş aktı ama katlanılamayacak ağrı değil. ilk nefesi yarım saat içinde kaybettim. bunun olacağını söylemişti doktor. 1 ay sonra o ilk aldığım nefese çok yakın nefes alacağımı belirtti. değişiklikle tekrar editlerim.
erkek bireylere öneri: sakal bıyık varsa kesmenizi öneririm. zira burnunuzdan akan ifrazat komple burada kuruyor. sonra temizlenmiyor. ameliyata girmeden önce keserseniz rahat edersiniz. kökü sizde.
6. gün editi: iki burun deliğimden de ameliyat öncesine göre bariz daha iyi nefes alıyorum. iki gün önce kontrole gitmiştim. ödem olduğunu ve bir hafta kadar sonra ödemin de gitmesiyle çok daha rahat nefes alacağım söylendi. pazartesi günü tekrar kontrolüm var. bu süre zarfında burnu yıkamaya devam ediyorum ve içeriye nemli tutup kabuklanmayı azaltmak için nazalnem kullanıyorum. hala pıhtı geliyor yıkadıkça.
ameliyat öncesi standart stres varsa var yoksa yok. hepsi aynı. sadece dormicum sağolsun çok anınız olmuyor.
uyanma falan derken doktor anlatır: burnunda silikon tampon var. iki gün sonra onları alana kadar mutsuz olacaksın. aldıktan sonra tam iyileşmen bir ayı bulacak (doktorun anlattığı şekilde yazsam 10 paragraf süreceği için kısaltıldı).
yarın tamponlar alınacak. iyiki alınacak. sıfır nefes, yutamama, yutkunanama... hafif kan gelmesi. buğulu bakışlar.
bir de o entübasyon tüpünü yerleştirmek yerine boğazımı yırtarak vücuduma döşemeye çalışan anesteziste selam söyleyeceğim yarın, ağrıyan tek yerim boğazım.
tampon alındıktan sonra editlerim.
tamponların alınması: bugün tamponlar alındı. tampon alınırken ağrı, sızı olmadı. aksine tampon içeriden kayarken rahatlama hissediyorsunuz. tampon sonrası burnunuzdan aldığınız ilk nefesimde sağ sol burun deliğimde sanki iki soba borusu varmış gibi hava geldi. sonrasında aspiratörle temizlerken baya gözümden yaş aktı ama katlanılamayacak ağrı değil. ilk nefesi yarım saat içinde kaybettim. bunun olacağını söylemişti doktor. 1 ay sonra o ilk aldığım nefese çok yakın nefes alacağımı belirtti. değişiklikle tekrar editlerim.
erkek bireylere öneri: sakal bıyık varsa kesmenizi öneririm. zira burnunuzdan akan ifrazat komple burada kuruyor. sonra temizlenmiyor. ameliyata girmeden önce keserseniz rahat edersiniz. kökü sizde.
6. gün editi: iki burun deliğimden de ameliyat öncesine göre bariz daha iyi nefes alıyorum. iki gün önce kontrole gitmiştim. ödem olduğunu ve bir hafta kadar sonra ödemin de gitmesiyle çok daha rahat nefes alacağım söylendi. pazartesi günü tekrar kontrolüm var. bu süre zarfında burnu yıkamaya devam ediyorum ve içeriye nemli tutup kabuklanmayı azaltmak için nazalnem kullanıyorum. hala pıhtı geliyor yıkadıkça.
devamını gör...
babanın evde olmasının verdiği huzursuzluk
bir de olmamasının verdiği eksiklik ve korku?
devamını gör...
yalnızlığın tek cümlelik özeti
kapıyı anahtarla açarsın, çalarsan açacak kimse yoktur.
devamını gör...
1 nisan 2021 new york'ta marihuana kullanımının yasallaşması
abd'de new york eyaleti, marihuananın keyfi kullanımını yasallaştırdı.
new york valisi andrew cuomo, eyalet senatosunun marihuana kullanımına izin vermesinin ardından yasayı onayladı.
new york, ülke genelinde marihuananın keyfi kullanımını yasallaştıran 15. eyalet oldu.
yasaya göre, bireyler keyfi amaçlı kullanım için üzerinde 85 gram marihuana bulundurabilecek.
marihuanadan elde edilen vergi gelirinin yüzde 40'ı, esrar yüzünden tutuklamaların orantısız şekilde gerçekleştiği azınlık topluluklara ayrılacak ve esrardan hüküm giymiş kişilerin suç kayıtları silinecek.

haber linki
devamını gör...
bitirilince üzülünen şeyler
hayal edilimiş ama hiç başlamamış umutlar...
devamını gör...
sözlükçülerin hatun düşürdükleri en garip yer
yaş 12 kuran kursuna gidiyorum arkadaşlarla. tabi ki haremlik selamlık var. kızlar üst katta biz alt kattayiz. birlikte kuran kursuna gittiğim arkadaşım beğendiği kızın ayakkabısının içine not yazarak iletişim kurup sevgili olmuştu.
sabah benimle gitmek yerine sevdiceği ile buluşup geliyorlardı camiye. şadırvanda* veda ediyorlardı ertesi güne kadar.
yani isteyen bir yolunu bulup yazıyor arkadaşlar.
sabah benimle gitmek yerine sevdiceği ile buluşup geliyorlardı camiye. şadırvanda* veda ediyorlardı ertesi güne kadar.
yani isteyen bir yolunu bulup yazıyor arkadaşlar.
devamını gör...
zeki olmanın dezavantajları
zeki olmayıp kendine zekiyim diyen insanlara maruz kalmak en büyük dezavantajı.
tanımları okuyunca ''maşallah bu ülkede ne kadar da çok zeki insan varmış'' dediğim başlık.
tanımları okuyunca ''maşallah bu ülkede ne kadar da çok zeki insan varmış'' dediğim başlık.
devamını gör...
ağaç dikmek
her insanın ömrü boyunca, en az 10-15 ağaç dikmesi gerekir, allah'a şükür bu yaşıma kadar en az 100 ağaç diktim ve dikmeye devam ediyorum, geçen gün bir armut, bir asma ve bir incir ağacının kuruduğunu gördüm içim yandı , en kısa zamanda yenilerini dikeceğiz inşallah.
devamını gör...
bozuk saat
ırmak zileli kitabı. yazarın okuduğum ilk kitabıdır aynı zamanda. bozuk bir saatin gözünden 26 öykü. bir kitabın içerisinde farklı farklı hayatlarda gezinmeyi sevenler için sıcacık bir okuma deneyimi.
“korkunun durmuş bir saate faydası yoktu! nabzına atladığım an, yeni bir öfke patladı kulaklarımızda. ilkini aratmayacak şiddetteydi. hani suya daldığınız anda, dünyayla aranıza tül perde çekilmiş gibi olur ya, aynısı oldu. sesler boğuldu, görüntüler bulanıklaşıp dans etmeye başladı. üstelik, duran bir suyun değil, hareket eden, akan, durmadan akan, aktıkça bir şeylere çarpıp yolunu değiştiren, yeterli eğimi bulduğunda hızlanan bir suyun damarlarında yüzüyordum. telaşlıydı. öfkesi telaştandı. arıyordu. ama neyi?”
“korkunun durmuş bir saate faydası yoktu! nabzına atladığım an, yeni bir öfke patladı kulaklarımızda. ilkini aratmayacak şiddetteydi. hani suya daldığınız anda, dünyayla aranıza tül perde çekilmiş gibi olur ya, aynısı oldu. sesler boğuldu, görüntüler bulanıklaşıp dans etmeye başladı. üstelik, duran bir suyun değil, hareket eden, akan, durmadan akan, aktıkça bir şeylere çarpıp yolunu değiştiren, yeterli eğimi bulduğunda hızlanan bir suyun damarlarında yüzüyordum. telaşlıydı. öfkesi telaştandı. arıyordu. ama neyi?”
devamını gör...
takip mesafesi
trafiğin olmazsa olmaz kurallarından biridir. buna rağmen ülkemizde riayet edilmez.ense kökünüze girer dangalaklar.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
emanetlerine tam anlamıyla sahip çıkamadığımız muhteşem insan.
devamını gör...
8 mart dünya emekçi kadınlar günü
kadın tanrının insan halidir...
kırılgan, hassas ve kendini bildiğinden beri yüreğinde bitmek tükenmek bilmeyen bir sorumluluk duygusunu taşıyan, ana olan, kardeş olan, yar olan ve yardımcı olan varlığıyla hayatımızı önemli kılan tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun. hayatı bize biraz daha katlanılabilir kıldığınız, görmediklerimizi gördüğünüz, bizim olmaz dediğimizi oldurduğunuz, bırakıp gittiğimizde arkamızı topladığınız için sonsuz teşekkürler. siz ki kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıdınız, siz ki sıcağın altında tarlada çalışıp çocuğunuza baktınız, usanmadan bıkmadan hayat mücadelenize bize rağmen devam etmek hırsını gösterdiniz, dünyadaki bütün çiçeklerden daha güzel ve ışıl ışılsınız. kırılgan kalplerinizden özgür güvercinler havalanması umuduyla, yanımızdan hiç eksik olmayın…
saygılarimla.
kırılgan, hassas ve kendini bildiğinden beri yüreğinde bitmek tükenmek bilmeyen bir sorumluluk duygusunu taşıyan, ana olan, kardeş olan, yar olan ve yardımcı olan varlığıyla hayatımızı önemli kılan tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun. hayatı bize biraz daha katlanılabilir kıldığınız, görmediklerimizi gördüğünüz, bizim olmaz dediğimizi oldurduğunuz, bırakıp gittiğimizde arkamızı topladığınız için sonsuz teşekkürler. siz ki kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıdınız, siz ki sıcağın altında tarlada çalışıp çocuğunuza baktınız, usanmadan bıkmadan hayat mücadelenize bize rağmen devam etmek hırsını gösterdiniz, dünyadaki bütün çiçeklerden daha güzel ve ışıl ışılsınız. kırılgan kalplerinizden özgür güvercinler havalanması umuduyla, yanımızdan hiç eksik olmayın…
saygılarimla.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
mevsimlerden ilkbaharken
gönüllere aşk dolarken
sevenler hep eş ararken
neden benden kaçıverdin?
hani beni seviyordun
yalnız benle gülüyordun
yokluğumda özlüyordun
neden benden bıkıverdin?
leylaklarla acıyordun
mutluluklar saçıyordun
seni sevdim biliyordun
neden bana küsüverdin?
ismini hep anar oldum
hiç dinmeyen acı duydum
gidişinle harap oldum
neden benden kaçıverdin?
seni sordum yıldızlara
seni sordum yalnızlara
seni sordum kuşlara
uçan kuşlara.
bir zeki müren şarkısı.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
değişir yönü rüzgârın
solar ansızın yapraklar;
şaşırır yolunu denizde gemi
boşuna bir liman arar;
gülüşü bir yabancının
çalmıştır senden sevdiğini;
içinde biriken zehir
sadece kendini öldürecektir;
ölümdür yaşanan tek başına,
aşk iki kişiliktir.
bir anı bile kalmamıştır
geceler boyu sevişmelerden;
binlerce yıl uzaklardadır
binlerce kez dokunduğun ten;
yazabileceğin şiirler
çoktan yazılıp bitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına,
aşk iki kişiliktir.
avutamaz olur artık
seni, bildiğin şarkılar,
boşanır keder zincirlerinden
sular tersin tersin akar;
bir hançer gibi çeksen de sevgini
onu ancak öldürmeye yarar:
uçarı kuşu sevdanın
alıp başını gitmiştir;
ölümdür yaşanan tek başına,
aşk, iki kişiliktir.
yitik bir ezgisin sadece,
tüketilmiş ve düşmüş gözden;
düşlerinde bir çocuk hıçkırır
gece camlara sürtünürken;
çünkü hiçbir kelebek
tek başına yaşamaz sevdasını,
severken hiçbir böcek
hiçbir kuş yalnız değildir;
ölümdür yaşanan tek başına,
aşk iki kişiliktir.
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
ben dışında herkesi darp etmekten vazgeç artık. yabancılar illa düşman olacak diye bir kaide yok.hem öyle bir ihtimal olsa ben senin yarım metre yakınından bile geçirtir miydim şeko?
devamını gör...
nafaka
süresizin gerçekten saçmalık, geri kalanının büyük ölçüde yetersiz olduğu uygulamadır.
bu konuda çok doluyum sözlük, düşüncelerimi en kısa şekilde özetlemeye çalışacağım, umarım kendimi iyi bir şekilde açıklayabilirim.
öncelikle zaman zaman kötüye kullanıldığını düşünüyorum, ancak bunun genele vurulduğunda çok az olduğuna da inanıyorum.
süresiz nafakaya zaten karşıyım, herhangi bir şekilde mantıklı olduğunu düşünmüyorum. en korkunç durumda bile evli kalınan süre artı karşıdaki kişiye verilen zarara uygun olarak gerekirse ek süre şeklinde ödenmeli bence.
insanların buna karşı olması kadar doğal bir şey yok. ama gelgelelim buna karşı olmakla kalmayıp, çocuklarına ödediği iki kuruş nafakaya bile karşı olan erkek dolu bu ülkede. ve ben artık bu durumdan bıktım. bu arada aynı şeyi biz babamla da yaşamıştık, ben küçükken ayrıldılar * ve adam bir kuruş bile vermek istemedi 3 çocuğuna. neyse ki mahkeme kararıyla annem bizim için nafaka alabildi, babam ödemediği için maaşına haciz konuldu. bu arada ödediği de yanlış hatırlamıyorsam 270 lira falandı. :) öyle inanılmaz rakamlar dönmüyor bu nafaka işinde. *
şimdi burada konuyu biraz toplumumuza döndürmek istiyorum. biz ataerkil bir toplumuz ve insanlarımızın büyük çoğunluğu inanılmaz cinsiyetçi düşüncelere sahip. evet, herkes böyle değil. evet, belki biz çevremizi daha iyi seçebiliyoruz ama bu yüzden böyle düşünen insanlar yok olmuyor.
bu cinsiyetçi düşüncelerden bu konuda en önemli olanları namusun kadınlara özgü görülmesi, sevişmenin kadının değerini düşürdüğüne inanılması, ev işlerinin tam anlamıyla kadın işi olması, kadının erkeğe itaat etmesi ve erkeklik gururunu kırmaması *, çocuk yapıldığında yine tüm yükün kadında olması *, ve kadının erkekten hiçbir şey beklememesi gerektiği.
bu durumda klasik bir evlilikte ne oluyor? kadın çalışıyorsa bile evin neredeyse tüm yükünü üstleniyor, kocasının akrabalarıyla uğraşıyor*, ismi bile değişiyor*, kendini kariyerine adayamıyor hatta bazen işi bırakmak zorunda kalıyor ya da direkt kocasının isteğiyle işini bırakıyor, çocuk olduysa kendini tamamen ona adıyor yoksa "ne biçim annesin" sen diye laf yiyor. tüm bunları yaptığını söyleyecek olsa da "e yapmasaydın" şeklinde karşılık alıyor.
ve boşanınca da tüm bu yaptıkları, tüm fedakarlıkları boşa gidiyor. üstüne artık "bakire" olmadığı için değeri düşmüş oluyor insanların gözünde. sarkıntılıklarla uğraşmak zorunda kalıyorlar, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteseler çocukları olduğu için toplum tarafından "evlenme sen annesin" baskısına uğruyorlar, sevgilisi falan olursa zaten kıyamet kopuyor çoğunlukla. evlilik boyunca iş hayatına odaklanamadığı için de maddi olarak sıkıntı yaşıyor. işte toplum gerçeği bu, hatta daha fazlası. doğal olarak boşandıktan sonra kadın kendisini toparlayana kadar -ve tabii ki kadın hatalı değilse- nafaka ödenmesi çok doğal bir gereklilik.
erkekler istiyor ki ben karımdan hem çalışmasını isteyeyim hem de ev işlerini ona bırakayım arada bir salata yapıp ev süpürüp çok iş yapmış gibi dır dır edeyim, ya da karım hiç çalışmasın vereceğim iki kuruşa tamah etsin, maddi özgürlüğü olmasın benden de çok fazla para istemesin, ben kadınların cinsel hayatı olmasına karşı çıkayım, illa herkesin bakire olmasını bekleyeyim olmazsa dayak atayım aşağılayayım, sevişmeyi kadını küçük düşürücü bir olay gibi göreyim ve bu düşüncülerimi her yerde söyleyeyim, karımı aldatayım o karşı çıkmasın çünkü erkek adam için normal böyle şeyler, çocuklarımı yaptıktan sonra tüm bakımı annesine atayım hatta beğenmediğim yer olursa bin tane laf sayayım ama ben gece uykumdan hiç uyanmayayım, en fazla günde 1 saat çocukla oynayayım ağlarsa, bezi değişmesi gerekirse annesi yaptığı işi bırakıp koşup bebeğe bakmaya gelsin, bu arada karım çocuk doğurup onun bakımıyla ilgilense de manken gibi olsun, benimle ilgilenmeye devam etsin ve 3 çeşit yemeğimi önüme koysun, ev de pırıl pırıl olsun ve bunların sonucunda ben hiçbir bedel ödemeyeyim.
siz sürekli cinsiyetçilik yapar ve bu düşünceleri beslemeye devam ederseniz arada sırada olayın ucu böyle size dokunur işte. bana boşuna "her erkek böyle değil ya," lafıyla gelmeyin, evet her erkek böyle değil ama ne yazık ki bu ülkedeki çoğu erkek böyle.
bu konuda çok doluyum sözlük, düşüncelerimi en kısa şekilde özetlemeye çalışacağım, umarım kendimi iyi bir şekilde açıklayabilirim.
öncelikle zaman zaman kötüye kullanıldığını düşünüyorum, ancak bunun genele vurulduğunda çok az olduğuna da inanıyorum.
süresiz nafakaya zaten karşıyım, herhangi bir şekilde mantıklı olduğunu düşünmüyorum. en korkunç durumda bile evli kalınan süre artı karşıdaki kişiye verilen zarara uygun olarak gerekirse ek süre şeklinde ödenmeli bence.
insanların buna karşı olması kadar doğal bir şey yok. ama gelgelelim buna karşı olmakla kalmayıp, çocuklarına ödediği iki kuruş nafakaya bile karşı olan erkek dolu bu ülkede. ve ben artık bu durumdan bıktım. bu arada aynı şeyi biz babamla da yaşamıştık, ben küçükken ayrıldılar * ve adam bir kuruş bile vermek istemedi 3 çocuğuna. neyse ki mahkeme kararıyla annem bizim için nafaka alabildi, babam ödemediği için maaşına haciz konuldu. bu arada ödediği de yanlış hatırlamıyorsam 270 lira falandı. :) öyle inanılmaz rakamlar dönmüyor bu nafaka işinde. *
şimdi burada konuyu biraz toplumumuza döndürmek istiyorum. biz ataerkil bir toplumuz ve insanlarımızın büyük çoğunluğu inanılmaz cinsiyetçi düşüncelere sahip. evet, herkes böyle değil. evet, belki biz çevremizi daha iyi seçebiliyoruz ama bu yüzden böyle düşünen insanlar yok olmuyor.
bu cinsiyetçi düşüncelerden bu konuda en önemli olanları namusun kadınlara özgü görülmesi, sevişmenin kadının değerini düşürdüğüne inanılması, ev işlerinin tam anlamıyla kadın işi olması, kadının erkeğe itaat etmesi ve erkeklik gururunu kırmaması *, çocuk yapıldığında yine tüm yükün kadında olması *, ve kadının erkekten hiçbir şey beklememesi gerektiği.
bu durumda klasik bir evlilikte ne oluyor? kadın çalışıyorsa bile evin neredeyse tüm yükünü üstleniyor, kocasının akrabalarıyla uğraşıyor*, ismi bile değişiyor*, kendini kariyerine adayamıyor hatta bazen işi bırakmak zorunda kalıyor ya da direkt kocasının isteğiyle işini bırakıyor, çocuk olduysa kendini tamamen ona adıyor yoksa "ne biçim annesin" sen diye laf yiyor. tüm bunları yaptığını söyleyecek olsa da "e yapmasaydın" şeklinde karşılık alıyor.
ve boşanınca da tüm bu yaptıkları, tüm fedakarlıkları boşa gidiyor. üstüne artık "bakire" olmadığı için değeri düşmüş oluyor insanların gözünde. sarkıntılıklarla uğraşmak zorunda kalıyorlar, kendilerine yeni bir hayat kurmak isteseler çocukları olduğu için toplum tarafından "evlenme sen annesin" baskısına uğruyorlar, sevgilisi falan olursa zaten kıyamet kopuyor çoğunlukla. evlilik boyunca iş hayatına odaklanamadığı için de maddi olarak sıkıntı yaşıyor. işte toplum gerçeği bu, hatta daha fazlası. doğal olarak boşandıktan sonra kadın kendisini toparlayana kadar -ve tabii ki kadın hatalı değilse- nafaka ödenmesi çok doğal bir gereklilik.
erkekler istiyor ki ben karımdan hem çalışmasını isteyeyim hem de ev işlerini ona bırakayım arada bir salata yapıp ev süpürüp çok iş yapmış gibi dır dır edeyim, ya da karım hiç çalışmasın vereceğim iki kuruşa tamah etsin, maddi özgürlüğü olmasın benden de çok fazla para istemesin, ben kadınların cinsel hayatı olmasına karşı çıkayım, illa herkesin bakire olmasını bekleyeyim olmazsa dayak atayım aşağılayayım, sevişmeyi kadını küçük düşürücü bir olay gibi göreyim ve bu düşüncülerimi her yerde söyleyeyim, karımı aldatayım o karşı çıkmasın çünkü erkek adam için normal böyle şeyler, çocuklarımı yaptıktan sonra tüm bakımı annesine atayım hatta beğenmediğim yer olursa bin tane laf sayayım ama ben gece uykumdan hiç uyanmayayım, en fazla günde 1 saat çocukla oynayayım ağlarsa, bezi değişmesi gerekirse annesi yaptığı işi bırakıp koşup bebeğe bakmaya gelsin, bu arada karım çocuk doğurup onun bakımıyla ilgilense de manken gibi olsun, benimle ilgilenmeye devam etsin ve 3 çeşit yemeğimi önüme koysun, ev de pırıl pırıl olsun ve bunların sonucunda ben hiçbir bedel ödemeyeyim.
siz sürekli cinsiyetçilik yapar ve bu düşünceleri beslemeye devam ederseniz arada sırada olayın ucu böyle size dokunur işte. bana boşuna "her erkek böyle değil ya," lafıyla gelmeyin, evet her erkek böyle değil ama ne yazık ki bu ülkedeki çoğu erkek böyle.
devamını gör...
sözlük kulüpleri
(bkz: ne kadar yalnızsın testi)
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
gayet rasyoneldir attan atlamak
gayet rasyoneldir attan atlamak
devamını gör...