çocukluk arkadaşı
birlikte muazzam senelerin yaşanıldığı arkadaşlıktır. ileride hangi yönlere savrulacağınızı bile bilmiyorsunuz, çok farklı insanlara dönüşüyorsunuz ve tüm yaşanılanlara rağmen bir yerlerde en derin geçmişinizi bilen birileri var. ama gözlemlerime göre şöyle de bir şey var çocukluk arkadaşı ile sadece geçmiş güzel günlerden, hatıralardan konuşulur. muhabbet çok daha ilerisine gidemiyor.
devamını gör...
ukde bırakmaya giriş 101
deli olacağım az kaldı. sabahtan beri sildir sildir bitmiyor saçma sapan ukdeler.
bu tanımda yazarlara doldurulabilir ukde nasıl bırakılır onu anlatacağım.
öncelikle ukdenizin formata uygun olup olmadığından emin olmadan ukde bırakmayın. imla ve noktalama işaretlerine özellikle dikkat edin. ukdeniz soru cümlesi ise muhtemelen moderasyona bildireceğim ve o da silinecek. o yüzden rica ediyorum yazdığım şeylere dikkat edin.
ukdeleriniz mümkünse gündelik hayattan kullandığımız kelimeler olmasın. (bkz: sağlamak) var böyle ukdeler. lütfen yapmayalım. böyle şeyler görünce de hemen modlara koşalım hemen. kimseye durduk yere sarmak istemiyorum ama ukdeniz bir durum belirtmiyorsa rica edeceğim ukde bırakmayın. ukdeler sekmesini kalabalıklaştırmaktan başka işe yaramıyor ve bilin ki o ukdeler asla ama asla dolmayacak. ukde doldurmak isteyen yazarları ukdelere küstürmeyin.
şimdilik aklıma gelenler bu kadar daha fazlası olursa editlerim.
edit: bir mod heba oldu bu yolda. mutlu musunuz boş beleş ukde bırakan yazarlar? ikincisini acilen devreye sokmayı talep ediyorum. ek olarak abd başkanı da olursa hayır demem.
edit 2: ukdeniz eğer film, kitap ya da dizi ismi ise parantez içerisinde bunu belirtmenize gerek yok.
bu tanımda yazarlara doldurulabilir ukde nasıl bırakılır onu anlatacağım.
öncelikle ukdenizin formata uygun olup olmadığından emin olmadan ukde bırakmayın. imla ve noktalama işaretlerine özellikle dikkat edin. ukdeniz soru cümlesi ise muhtemelen moderasyona bildireceğim ve o da silinecek. o yüzden rica ediyorum yazdığım şeylere dikkat edin.
ukdeleriniz mümkünse gündelik hayattan kullandığımız kelimeler olmasın. (bkz: sağlamak) var böyle ukdeler. lütfen yapmayalım. böyle şeyler görünce de hemen modlara koşalım hemen. kimseye durduk yere sarmak istemiyorum ama ukdeniz bir durum belirtmiyorsa rica edeceğim ukde bırakmayın. ukdeler sekmesini kalabalıklaştırmaktan başka işe yaramıyor ve bilin ki o ukdeler asla ama asla dolmayacak. ukde doldurmak isteyen yazarları ukdelere küstürmeyin.
şimdilik aklıma gelenler bu kadar daha fazlası olursa editlerim.
edit: bir mod heba oldu bu yolda. mutlu musunuz boş beleş ukde bırakan yazarlar? ikincisini acilen devreye sokmayı talep ediyorum. ek olarak abd başkanı da olursa hayır demem.
edit 2: ukdeniz eğer film, kitap ya da dizi ismi ise parantez içerisinde bunu belirtmenize gerek yok.
devamını gör...
ortodoks hristiyanlık
günümüzde daha çok rum ortodoks kilisesi, rus ortodoks kilisesi gibi öne çıkan kiliselerle bilinen hristiyanlık türü.
"ortodoks" kelime olarak "doğru yolu izleyen" gibi bir anlama gelmekte. bu sebeple de bu kiliseler kendilerinin doğru yolu izlediğini savunarak bu ismi seçmişlerdir.
ortodoks hrsitiyanlık ve katolik kilisesi birbirinden ayrılınca da katolikler "evrensel" anlamına gelen "katolik" kelimesini seçmişlerdir.
katolikler ve ortodoksların teolojisi en temelde aynı olsa da (neticede ikisi de havarisel kilise ve ikisi de ekümenik konsilleri kabul ediyor), filioque sorunu sebebiyle birbirlerinden ayrılırlar. bu sebeple iki mezhep de birbirinin ayininde ancak rahibin izniyle komünyona katılırlar ki rus ortodoks kilisesi yakın zamanda rus ortodoksların katolik ayinlerine katılmasını yasakladı.
ayrıca ortodoks kiliseleri de kendilerini "katolik" olarak adlandırmaktadır. zira zaten kilise dediğimiz kurum, aslında havariselse, evrenseldir.
litürji ritleri olarak ortodoks hristiyanlar daha muhafazakardır. eskiden katoliklerin ve ortodoksların ritleri birbiriyle aynı olsalar da, roma imparatorluğu'nun ikiye ayrılması sebebiyle latin riti zaman içinde değişime uğraşmış ve ikinci vatikan konsili ile 1960'tan sonra da değişmiştir. ama ortodoksların ritleri uzun zamandır aynıdır ve pek değişime gitmemişlerdir. bu sebeple katolik bir hristiyan olarak kendilerini kıskanmıyor değilim. elbette novus ordo da güzel ama bir de şu güzellik var:
bir de ortodoks ayinleri cidden uzun sürüyor. fener rum patrikhanesi'nde katıldığım bir ayin bitmek bilmemişti. internetteki ayinler de zaten 2.5-3 saat sürüyor: ama benim katıldığım gün bayramları olduğundan olsa gerek daha uzun sürmüştü diye hatırlıyorum.
ayrıca latin riti kullanan ortodoks kiliseler de mevcuttur. benzer şekilde ortodoks riti kullanan latin katolik kiliseleri de mevcuttur.
(bkz: rumen grek katolik kilisesi)
(bkz: grek katolik kilisesi)
"ortodoks" kelime olarak "doğru yolu izleyen" gibi bir anlama gelmekte. bu sebeple de bu kiliseler kendilerinin doğru yolu izlediğini savunarak bu ismi seçmişlerdir.
ortodoks hrsitiyanlık ve katolik kilisesi birbirinden ayrılınca da katolikler "evrensel" anlamına gelen "katolik" kelimesini seçmişlerdir.
katolikler ve ortodoksların teolojisi en temelde aynı olsa da (neticede ikisi de havarisel kilise ve ikisi de ekümenik konsilleri kabul ediyor), filioque sorunu sebebiyle birbirlerinden ayrılırlar. bu sebeple iki mezhep de birbirinin ayininde ancak rahibin izniyle komünyona katılırlar ki rus ortodoks kilisesi yakın zamanda rus ortodoksların katolik ayinlerine katılmasını yasakladı.
ayrıca ortodoks kiliseleri de kendilerini "katolik" olarak adlandırmaktadır. zira zaten kilise dediğimiz kurum, aslında havariselse, evrenseldir.
litürji ritleri olarak ortodoks hristiyanlar daha muhafazakardır. eskiden katoliklerin ve ortodoksların ritleri birbiriyle aynı olsalar da, roma imparatorluğu'nun ikiye ayrılması sebebiyle latin riti zaman içinde değişime uğraşmış ve ikinci vatikan konsili ile 1960'tan sonra da değişmiştir. ama ortodoksların ritleri uzun zamandır aynıdır ve pek değişime gitmemişlerdir. bu sebeple katolik bir hristiyan olarak kendilerini kıskanmıyor değilim. elbette novus ordo da güzel ama bir de şu güzellik var:
bir de ortodoks ayinleri cidden uzun sürüyor. fener rum patrikhanesi'nde katıldığım bir ayin bitmek bilmemişti. internetteki ayinler de zaten 2.5-3 saat sürüyor: ama benim katıldığım gün bayramları olduğundan olsa gerek daha uzun sürmüştü diye hatırlıyorum.
ayrıca latin riti kullanan ortodoks kiliseler de mevcuttur. benzer şekilde ortodoks riti kullanan latin katolik kiliseleri de mevcuttur.
(bkz: rumen grek katolik kilisesi)
(bkz: grek katolik kilisesi)
devamını gör...
üniversitelerde terörist istemiyoruz
ben de sözlükte faşist istemiyorum, hadi bakalım.
devamını gör...
under a violet moon
blackmore's night'ın 1999'da çıkarttığı albüm ve şarkıdır. şarkı beni her dinlediğimde döngüye alma ihtiyacı hissettiriyor ve içimi huzurla doldururken ufak ufak sallanmamı sağlıyor. muazzam şarkı kısaca. *
sözleri;
dancing to the feel of the drum
leave this world behind
we'll have a drink and toast to ourselves
under a violet moon
tudor rose with her hair in curls
will make you turn and stare
try to steal a kiss at the bridge
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
cheers to the knights and days of old
the beggars and the thieves
living in an enchanted wood
under a violet moon
fortune teller, what do you see?
the future in a card
share your secrets, tell them to me
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
close your eyes and lose yourself
ın a medieval wood
taste the treasures and sing the tunes
under a violet moon
'tis my delight on a shiny night
the season of a year
to keep the lanterns burning bright
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet
under a violet
under a violet moon
hey
sözleri;
dancing to the feel of the drum
leave this world behind
we'll have a drink and toast to ourselves
under a violet moon
tudor rose with her hair in curls
will make you turn and stare
try to steal a kiss at the bridge
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
cheers to the knights and days of old
the beggars and the thieves
living in an enchanted wood
under a violet moon
fortune teller, what do you see?
the future in a card
share your secrets, tell them to me
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
close your eyes and lose yourself
ın a medieval wood
taste the treasures and sing the tunes
under a violet moon
'tis my delight on a shiny night
the season of a year
to keep the lanterns burning bright
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet moon
hey
raise your hats and your glasses too
we will dance the whole night through
we're going back to a time we knew
under a violet
under a violet
under a violet moon
hey
devamını gör...
nickaltı
yazarların, nickaltı sahibi yazar hakkındaki düşüncelerini ve yorumlarını paylaştığı sözlük kısmı.
bana nickaltı yazan, benimle ilgili iyi kötü düşüncelerini paylaşan herkese teşekkür ederim tekrardann *.
bana nickaltı yazan, benimle ilgili iyi kötü düşüncelerini paylaşan herkese teşekkür ederim tekrardann *.
devamını gör...
yazarların garip takıntıları
biriyle yürüyorsam sağında olmam gerek. birden fazla kişiyle yürüyorsam ortada ya da en sağda olmalıyım. yoksa rahatsız hissediyorum.
devamını gör...
portakal savaşları
sözlüğe dair bulunan en eski tabletlerde hikâye şu şekilde anlatılır;
sözlüğün ilk zamanları kadim bir ırk * her şeyi inşa sürecine girişmişti. bilgi tanımları havada uçuşuyor, kişisel yaşanmışlıklar insanlara aktarılıyordu. tarihçiler bu döneme ''altın çağ'' adını verdiler. o dönemin yazarlarına ise ''ilk gelenler'' adı uygun görüldü. fakat ''altın çağ'' çok uzun sürmedi. ilk yıkıcı hamle özel mesaj sekmesiydi. bu kadim ırkın müstesna yazarları tanımlarını sözlükte bırakıp, özel mesaj sekmelerinde düşüp kalkmaya başladılar. bu evreye tarihçiler sosyalleşme ihtiyacının getirdiği dejenerasyon süreci adını verdiler. çünkü medeniyetin inşası duraklamıştı. özel mesajlardaki yoğunluk sözlükte farklı bir kültürün oluşmasına sebebiyet vermeye başlamıştı. böyle başladı nickaltı çılgınlığı. insanlar birbirlerine özel mesaj sekmesinden yazabilecekleri basit kelamları bile nickaltlarından yazar olmuşlardı. yavaş yavaş kadim uygarlığın çehresi değişmeye başladı. birtakım örgütler türedi. tarihçiler bu örgütleri haşhaşilere benzettiler. bu örgütlerin en ünlüleri ise ''canım cicim haşhaş örgütü'' ve ''beğeni/favori kavalyeleri'' adı verilen iki örgüttü. adanmış neferleri ile ortalığı birbirine katıyor tabiri caizse akışın içinden geçiyorlardı. kadim sözlük trollerinin bile ponçikliğe evrilişi bu döneme gelir.
sözlük uygarlığında büyük bir kaos hakimdi. tüm bunların üzerine büyük kazıklı göçü yaşandı. sözlükte at izi it izine karışmış, kadim topluluğun azalan azaları yavaş yavaş diyardan göç etmeye başlamıştı. kazıklı göçü sonrası daha değişik topluluklar türedi. intagramistler ki bunların en büyük kutsalı fotoğraflardı. fotoğrafa tapıyorlar ve tanrılarına karşı inanılmaz bir bağlılıkla tanım (!) giriyorlardı. mürit sayılarının artışı karşısında haşhaşi kökenli örgütler bile dayanamadı ve onlarla birlikte hareket etmeye başladı. artık sözlüğün tanrısı fotoğraflar ve bu tanrının en büyük koruyucuları haşhaşilerdi.
yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında danteller öfkeli ve gergin bir ruh haline bürünmüşlerdi. bazıları ciddi anlamda saçmaladılar. bunlar dantelliği içselleştirememiş birtakım şekilci zevattan oluşuyordu. sadece fular takmanın yeterli olduğunu zanneden zibidilerdi. sözlük ahlakı gittikçe dibe vurmaya başladı. insanlar uzuvlarını açık köle başlıklarında haraç mezat sergiliyor, mesaj kutularının gizli sekmelerinde nude akımı baş gösteriyordu. sözlük, değişik kaos haberleri ile çalkalanıyor bazı fularlılar anadan üryan şekilde özel mesaj sekmelerinde basılıyordu.
sayıca çok az kalmış birkaç öz dantel karşı taarruz başlatmak istedi. ilk akınları gayet başarılıydı. sözlüğün portakal sekmesinin üzerinden hunharca geçmeye başladılar. yeter artık söz bizim diyerek portakal sekmesini ele geçirdiler ve intagramistlerin fotoğraf putunu alaşağı ederek portakal dağının tepesine bayraklarını diktiler. bir süre bayrakları sözlüğün en tepesinde dalgalandı. ancak kripto intagramistler ve onların en büyük koruyucu gücü olan haşhaşi kavalyeleri portakal dağını geri almak konusunda geri adım atmayacaklardı. yeni vatandaşlar üzerine yoğunlaştılar. onlara tanrıları olan fotoğraftan ve onun kutsallığından bahsettiler. bereketi ve bolluğu ganiydi. onun için sunulan her fotoğraf bir dua, o duaların karşılığı ise beğeniler ve favorilerdi. rahmet gökten yağıyor ve kitle her geçen gün büyüyordu. ardı arkası bitmeyen saldırılar düzenlediler tepeye. bir avuç öz dantel bayrağı yere düşürmemeye çalışıyordu.
bu döneme denk gelir bağnazlığın iyice çığırından çıkması. önce madalyalı tanım sahiplerini taşlamaya başladılar. gördükleri yerde linç etmeye çalışıyorlardı. tövbe edin! fotoğrafa biat edin! diye bağırarak onların huzurlarını kaçırmaya çalışıyorlardı. et voila ahlaksızlık suçlaması ile engizisyona sevk edildi. meja'ya uzay senin neyine ayak fotoğrafı at tanrımızı besle demeye başlandı. una nocte çoktan sürgün edilmişti. lan bırak sözlük hainliği suçlamasıyla mafya ilan edildi. insanolunbiraz'ın kütüphanesini yakmaya teşebbüs ettiler. tepelerin kocakarısını cadılık suçlamasına maruz bırakıp yakmak istediler. karanlıktaki muma mumunu söndür her yer karanlık olsun dediler. ozgur1ey'in düşüncelerini yok edip onu meta haline getirmeye çalıştılar. evernevergreen, kaşkolnikov gibi daha adı sayılamayan pek çok yazarın profillerini ateşe vermeye kalktılar. başlarda fotoğraf tanrısına iman eden ama sonra onun bolluk ve bereket değil sahte dünyalar getirdiğini gören bazı güzel insanları da hunharca sindirmeye çalıştılar.
portakal savaşları halen devam ediyor. intagramistler ve entellümünati arasında kutsal portakalın hakimiyet savaşı hiç bitmeyecek gibi duruyor. fotoğraf tanrısı bugünlerde yine baş tacı edilmiş durumda. ama bu savaş tarihin en eski savaşı... ve asla nihayete ermeyecek!
hazır ol! ateeeeş... at bordagalları...
dip not: elbette bu tablet elimize geçen ilk tablet. arkeologların yeni tabletler bulmalarını ve bu olayların iç yüzünü daha ayrıntılı bir biçimde sözlüğe aktarılabilmesini umut ediyoruz.
biliyorsunuz ki, herodot için hem ''tarihin babası'' hem de ''yalanların babası'' tabiri kullanılmıştı. oysa o, sadece duyduklarını, gözlemlediklerini ve ona aktarılanları kayıt altına almıştı. masal tadındaydı mevzular. bir karınca mevzusundan çok üzerine gittiler adamın. ta ki michel peissel bir dağ sıçanı görene kadar. sonra bıraktılar yakasını. bazı masallar gerçektir. ya da bazı gerçekler masallarda saklıdır diyelim. bunu asla unutmayınız *
yeni tablet aktarımlarında birlikte olmak dileğiyle...
sözlüğün ilk zamanları kadim bir ırk * her şeyi inşa sürecine girişmişti. bilgi tanımları havada uçuşuyor, kişisel yaşanmışlıklar insanlara aktarılıyordu. tarihçiler bu döneme ''altın çağ'' adını verdiler. o dönemin yazarlarına ise ''ilk gelenler'' adı uygun görüldü. fakat ''altın çağ'' çok uzun sürmedi. ilk yıkıcı hamle özel mesaj sekmesiydi. bu kadim ırkın müstesna yazarları tanımlarını sözlükte bırakıp, özel mesaj sekmelerinde düşüp kalkmaya başladılar. bu evreye tarihçiler sosyalleşme ihtiyacının getirdiği dejenerasyon süreci adını verdiler. çünkü medeniyetin inşası duraklamıştı. özel mesajlardaki yoğunluk sözlükte farklı bir kültürün oluşmasına sebebiyet vermeye başlamıştı. böyle başladı nickaltı çılgınlığı. insanlar birbirlerine özel mesaj sekmesinden yazabilecekleri basit kelamları bile nickaltlarından yazar olmuşlardı. yavaş yavaş kadim uygarlığın çehresi değişmeye başladı. birtakım örgütler türedi. tarihçiler bu örgütleri haşhaşilere benzettiler. bu örgütlerin en ünlüleri ise ''canım cicim haşhaş örgütü'' ve ''beğeni/favori kavalyeleri'' adı verilen iki örgüttü. adanmış neferleri ile ortalığı birbirine katıyor tabiri caizse akışın içinden geçiyorlardı. kadim sözlük trollerinin bile ponçikliğe evrilişi bu döneme gelir.
sözlük uygarlığında büyük bir kaos hakimdi. tüm bunların üzerine büyük kazıklı göçü yaşandı. sözlükte at izi it izine karışmış, kadim topluluğun azalan azaları yavaş yavaş diyardan göç etmeye başlamıştı. kazıklı göçü sonrası daha değişik topluluklar türedi. intagramistler ki bunların en büyük kutsalı fotoğraflardı. fotoğrafa tapıyorlar ve tanrılarına karşı inanılmaz bir bağlılıkla tanım (!) giriyorlardı. mürit sayılarının artışı karşısında haşhaşi kökenli örgütler bile dayanamadı ve onlarla birlikte hareket etmeye başladı. artık sözlüğün tanrısı fotoğraflar ve bu tanrının en büyük koruyucuları haşhaşilerdi.
yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında danteller öfkeli ve gergin bir ruh haline bürünmüşlerdi. bazıları ciddi anlamda saçmaladılar. bunlar dantelliği içselleştirememiş birtakım şekilci zevattan oluşuyordu. sadece fular takmanın yeterli olduğunu zanneden zibidilerdi. sözlük ahlakı gittikçe dibe vurmaya başladı. insanlar uzuvlarını açık köle başlıklarında haraç mezat sergiliyor, mesaj kutularının gizli sekmelerinde nude akımı baş gösteriyordu. sözlük, değişik kaos haberleri ile çalkalanıyor bazı fularlılar anadan üryan şekilde özel mesaj sekmelerinde basılıyordu.
sayıca çok az kalmış birkaç öz dantel karşı taarruz başlatmak istedi. ilk akınları gayet başarılıydı. sözlüğün portakal sekmesinin üzerinden hunharca geçmeye başladılar. yeter artık söz bizim diyerek portakal sekmesini ele geçirdiler ve intagramistlerin fotoğraf putunu alaşağı ederek portakal dağının tepesine bayraklarını diktiler. bir süre bayrakları sözlüğün en tepesinde dalgalandı. ancak kripto intagramistler ve onların en büyük koruyucu gücü olan haşhaşi kavalyeleri portakal dağını geri almak konusunda geri adım atmayacaklardı. yeni vatandaşlar üzerine yoğunlaştılar. onlara tanrıları olan fotoğraftan ve onun kutsallığından bahsettiler. bereketi ve bolluğu ganiydi. onun için sunulan her fotoğraf bir dua, o duaların karşılığı ise beğeniler ve favorilerdi. rahmet gökten yağıyor ve kitle her geçen gün büyüyordu. ardı arkası bitmeyen saldırılar düzenlediler tepeye. bir avuç öz dantel bayrağı yere düşürmemeye çalışıyordu.
bu döneme denk gelir bağnazlığın iyice çığırından çıkması. önce madalyalı tanım sahiplerini taşlamaya başladılar. gördükleri yerde linç etmeye çalışıyorlardı. tövbe edin! fotoğrafa biat edin! diye bağırarak onların huzurlarını kaçırmaya çalışıyorlardı. et voila ahlaksızlık suçlaması ile engizisyona sevk edildi. meja'ya uzay senin neyine ayak fotoğrafı at tanrımızı besle demeye başlandı. una nocte çoktan sürgün edilmişti. lan bırak sözlük hainliği suçlamasıyla mafya ilan edildi. insanolunbiraz'ın kütüphanesini yakmaya teşebbüs ettiler. tepelerin kocakarısını cadılık suçlamasına maruz bırakıp yakmak istediler. karanlıktaki muma mumunu söndür her yer karanlık olsun dediler. ozgur1ey'in düşüncelerini yok edip onu meta haline getirmeye çalıştılar. evernevergreen, kaşkolnikov gibi daha adı sayılamayan pek çok yazarın profillerini ateşe vermeye kalktılar. başlarda fotoğraf tanrısına iman eden ama sonra onun bolluk ve bereket değil sahte dünyalar getirdiğini gören bazı güzel insanları da hunharca sindirmeye çalıştılar.
portakal savaşları halen devam ediyor. intagramistler ve entellümünati arasında kutsal portakalın hakimiyet savaşı hiç bitmeyecek gibi duruyor. fotoğraf tanrısı bugünlerde yine baş tacı edilmiş durumda. ama bu savaş tarihin en eski savaşı... ve asla nihayete ermeyecek!
hazır ol! ateeeeş... at bordagalları...
dip not: elbette bu tablet elimize geçen ilk tablet. arkeologların yeni tabletler bulmalarını ve bu olayların iç yüzünü daha ayrıntılı bir biçimde sözlüğe aktarılabilmesini umut ediyoruz.
biliyorsunuz ki, herodot için hem ''tarihin babası'' hem de ''yalanların babası'' tabiri kullanılmıştı. oysa o, sadece duyduklarını, gözlemlediklerini ve ona aktarılanları kayıt altına almıştı. masal tadındaydı mevzular. bir karınca mevzusundan çok üzerine gittiler adamın. ta ki michel peissel bir dağ sıçanı görene kadar. sonra bıraktılar yakasını. bazı masallar gerçektir. ya da bazı gerçekler masallarda saklıdır diyelim. bunu asla unutmayınız *
yeni tablet aktarımlarında birlikte olmak dileğiyle...
devamını gör...
ok boomer
"bizim zamanımızda bıdı bıdı" " gençlik nereye gidiyor yaa" diye saatlerce nutuk atan, çağı yakalamayan kişilere "tamam anladım ama artık sal beni"demek için kullanılan kalıptır.
devamını gör...
duvarlar da konuşmuyor
konuşmayı çok seven ama karşısındaki kişinin de ona eşlik etmesini isteyen kişi zerzenişi. anlatır da anlatır, aralarda karşı tarafa sorular da sorar. karşı taraf konuşmayı seven biri değildir ya da konuşası yoktur o an için, kısa kısa cevaplar verir. bu konuşmayı çok seven kişi de en son dayanamayıp ''duvarlar da konuşmuyor. dilleri yok. olsa onlarla konuşurum. içimi kararttın yahu.'' der.
devamını gör...
dekalog
siyaset meydanı programının gündemimizi esir aldığı yıllarda ülkemiz aziz nesin’in ismini eserleri ile değil inancıyla tanıdı daha doğrusu inançsızlığıyla.
aziz nesin ateizmin sembol ismi yegane gladyatörü olarak arenaya (böyle bir programda vardı) yada meydana atıldı. türkiye gündeminin tv programları özellikle tartışma programlarıyla şekillendiği gazetelerin de gündem belirlediği dönemdi.
türkiye kabuk kırıyor, kısa yoldan zengin olmanın, döviz kaçakçılığı, bankerler, benim memurum işini bilirler çürümenin başladığının işaret fişekleriydi. başbakanın tişörtüyle bilgisayar başında pozları ülkenin sivilleştiği ve değişime ayak uyduracağının sembolleri olarak aklımızda ki sahnelerdi.
ülkemizde din ile bilim çatışması ve ateizmin tartışıldığı 80’li yılların sonun da aslında halkın görüşleri belliydi; aziz nesin mağluptu insanlar dinin gereklerini yaşamaz iken dini tartışma konusu yapmayacaktı. allah vardı varlığı tartışılmazdı.
bu yazının asıl konusu için uzun sayılabilecek bu girizgah kieslowski polonya’sı ve filmin kodlarını çözmede yardımcı olmaktan ibarettir.
dekalog film serisi polonya televizyonu için çekilmiş her biri 55 dakika süren 10 filmden ibaret. bu ifadelerden dizi film olduğu düşüncesi sizlerde oluşabilir, fakat her bir film için ne dizi ne de sinema filmi diyebiliriz. dekalog kelimesi kanun anlamını taşımakla birlikte hz. musa’ya verilen “on emir” kastedilmektedir 10 filmden oluşması sebep yine aynı durumdur.
orta metraj diyebileceğimiz filmlerin her birinde ayrı bir hikayenin işleniyor oluşu onu diziden farklı kılarken filmde rol alan karakterlerin başka bir bölümde figüran olarak gözükmesi her hikayenin aynı toplu konutta farklı evlerde geçişi filmi diziye yaklaştırıyor. bu durumdan dolayı sinedizi tabiri bana uygun geliyor. tevrat’ın on emri sinedizimizin ana temasını oluşturuyor. her bir emir yani dekalog bir bölüm ile karşımıza çıkıyor.
dekalog 1 allah’tan başkasını ilah edinmeyeceksin söz temasından hareketle yola çıkılmış. filmde babanın temel referans olarak bilimi aldığı tüm sorunların çözümü noktasında bilimin yeterli olacağı düşüncesi film boyunca işlenmiş. örneğin bir buz kütlesinin sıcaklık koşullarına göre ne kadar yük taşıyabileceği bilgisayara girilen veriler ile bulunabilmektedir. tam da ülkemizde din ile bilimin çatıştırıldığı dönemler akla gelmektedir.
filmin genelinde durağan yapı dikkati çekmekle birlikte içeriğin nasıl dolacağını merak ediyorsunuz yönetmenin ustalığı tam da burda devreye giriyor. karakterler bir bir belirir çocuğun ölümüyle sonuçlanacak olaya bizi götürür. finalde baba bilimsel bilginin çalışmadığı durumla karşılaşmış oğlu ölmüştür. yani bilim din önünde mağlup olmuştur. “tanrı”ya inanan baba ile film sonlandırılmıştır. filmde genel durağanlığın dışında sizi etkileyen aklınızda kalmasına neden olan dram unsuru söz konusu. kimi soru ve sahneler ile sorgulatan düşündüren bir yapıya da sahip.
film başında bazı görüntü parçalarıyla size sonu hakkında bilgi verdiğini bitiş ile birlikte algılarsınız. ilginç olan bilgi yönetmenin ateist olmasına rağmen filmle sizi allah’a ulaştırıyor oluşudur.
aziz nesin ateizmin sembol ismi yegane gladyatörü olarak arenaya (böyle bir programda vardı) yada meydana atıldı. türkiye gündeminin tv programları özellikle tartışma programlarıyla şekillendiği gazetelerin de gündem belirlediği dönemdi.
türkiye kabuk kırıyor, kısa yoldan zengin olmanın, döviz kaçakçılığı, bankerler, benim memurum işini bilirler çürümenin başladığının işaret fişekleriydi. başbakanın tişörtüyle bilgisayar başında pozları ülkenin sivilleştiği ve değişime ayak uyduracağının sembolleri olarak aklımızda ki sahnelerdi.
ülkemizde din ile bilim çatışması ve ateizmin tartışıldığı 80’li yılların sonun da aslında halkın görüşleri belliydi; aziz nesin mağluptu insanlar dinin gereklerini yaşamaz iken dini tartışma konusu yapmayacaktı. allah vardı varlığı tartışılmazdı.
bu yazının asıl konusu için uzun sayılabilecek bu girizgah kieslowski polonya’sı ve filmin kodlarını çözmede yardımcı olmaktan ibarettir.
dekalog film serisi polonya televizyonu için çekilmiş her biri 55 dakika süren 10 filmden ibaret. bu ifadelerden dizi film olduğu düşüncesi sizlerde oluşabilir, fakat her bir film için ne dizi ne de sinema filmi diyebiliriz. dekalog kelimesi kanun anlamını taşımakla birlikte hz. musa’ya verilen “on emir” kastedilmektedir 10 filmden oluşması sebep yine aynı durumdur.
orta metraj diyebileceğimiz filmlerin her birinde ayrı bir hikayenin işleniyor oluşu onu diziden farklı kılarken filmde rol alan karakterlerin başka bir bölümde figüran olarak gözükmesi her hikayenin aynı toplu konutta farklı evlerde geçişi filmi diziye yaklaştırıyor. bu durumdan dolayı sinedizi tabiri bana uygun geliyor. tevrat’ın on emri sinedizimizin ana temasını oluşturuyor. her bir emir yani dekalog bir bölüm ile karşımıza çıkıyor.
dekalog 1 allah’tan başkasını ilah edinmeyeceksin söz temasından hareketle yola çıkılmış. filmde babanın temel referans olarak bilimi aldığı tüm sorunların çözümü noktasında bilimin yeterli olacağı düşüncesi film boyunca işlenmiş. örneğin bir buz kütlesinin sıcaklık koşullarına göre ne kadar yük taşıyabileceği bilgisayara girilen veriler ile bulunabilmektedir. tam da ülkemizde din ile bilimin çatıştırıldığı dönemler akla gelmektedir.
filmin genelinde durağan yapı dikkati çekmekle birlikte içeriğin nasıl dolacağını merak ediyorsunuz yönetmenin ustalığı tam da burda devreye giriyor. karakterler bir bir belirir çocuğun ölümüyle sonuçlanacak olaya bizi götürür. finalde baba bilimsel bilginin çalışmadığı durumla karşılaşmış oğlu ölmüştür. yani bilim din önünde mağlup olmuştur. “tanrı”ya inanan baba ile film sonlandırılmıştır. filmde genel durağanlığın dışında sizi etkileyen aklınızda kalmasına neden olan dram unsuru söz konusu. kimi soru ve sahneler ile sorgulatan düşündüren bir yapıya da sahip.
film başında bazı görüntü parçalarıyla size sonu hakkında bilgi verdiğini bitiş ile birlikte algılarsınız. ilginç olan bilgi yönetmenin ateist olmasına rağmen filmle sizi allah’a ulaştırıyor oluşudur.
devamını gör...
hakim
mesela benden hakim olmaz. taraflar olayları bana anlatırken her iki tarafta bana haklı geliyor. o sebeple benden hakim olmaz.
devamını gör...
raylı ulaşımda inenleri beklemeden binmeye çalışmak
metrodaki yürüyen merdivelerde solda duran kişilerle ölümüne kapışırlar.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
devamını gör...
yaşar kemal
kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdesin
su olsan kimse içmez
yol olsan kimse geçmez
“elin adamı ne anlar senden ?”
çıkarsın bir dağın başına bir ağaç bulursun
tellersin pullarsın gelin eylersin
bir de bulutları görürsün
bir de bulutları görürsün
bir de bulutları görürsün
köpürmüş gelen bulutları
başka ne gelir elden ?
çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı
“tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı.”
su olsan kimse içmez
yol olsan kimse geçmez
“elin adamı ne anlar senden ?”
çıkarsın bir dağın başına bir ağaç bulursun
tellersin pullarsın gelin eylersin
bir de bulutları görürsün
bir de bulutları görürsün
bir de bulutları görürsün
köpürmüş gelen bulutları
başka ne gelir elden ?
çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı
“tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı.”
devamını gör...
iktidarın metin yazarlarının hep aynı metni yazması
bir metin yazma işine bile özenmiyor adamlar.
bizde liyakat sorguluyoruz.*
bizde liyakat sorguluyoruz.*
devamını gör...
seks aids’e rağmen hayatımızda kaldıysa sarılmak da covid-19’a rağmen kalacaktır
(bkz: yuval noah harari)'nin hürriyet gazetesine yaptığı röportaj'dan enteresan satır başı cümle.
"covıd-19 insan doğasının temel özelliklerini değiştirmeyecek. veba değiştirmedi. 1918 salgını değiştirmedi. aıds değiştirmedi. bütün bu korkunç tecrübelerden sonra fiziksel teması seven sosyal hayvanlar olmaya devam ettik. seks, aıds’e rağmen hayatımızda kalmaya devam ettiyse sarılmak da covıd-19’a rağmen hayatımızda kalmaya devam edecektir."
röportaj
"covıd-19 insan doğasının temel özelliklerini değiştirmeyecek. veba değiştirmedi. 1918 salgını değiştirmedi. aıds değiştirmedi. bütün bu korkunç tecrübelerden sonra fiziksel teması seven sosyal hayvanlar olmaya devam ettik. seks, aıds’e rağmen hayatımızda kalmaya devam ettiyse sarılmak da covıd-19’a rağmen hayatımızda kalmaya devam edecektir."
röportaj
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
her şeyin iyi gittiğine dair kendime çok yalanlar söyledim.
devamını gör...
behçet necatigil
sırf knut hamsun'un açlık kitabını çevirdiği için bile kendisine minnettarım.
devamını gör...

