düğünlerde genç kızları dikizleyen kocakarı terörü
" bu falancanın kızı değil mi?" li, tek tek her kızı dikizleyen, ertesi güne malzeme toplayan kadındır. o an bakışlarıyla yer bitirir nazarın içinden geçer.
devamını gör...
azrak
"ender" ya da "nadir" anlamlarına gelen ve tdk'de olmayan başka bir türkçe sözcük daha.
devamını gör...
kafa sözlük
ilk defa yazar olabildiğim sözlük. fikirlerime değer verildiğini hissediyorum.
devamını gör...
herostratus
dünyanın yedi büyük harikası içerisinde olan o güzel, o harika artemis tapınağını, sırf tarihe geçmek için yakmış efesli adam. elde ettiği tek başarı, kendisine bin yıllar sonra bile sövdürerek tarihin tozlu sayfaları arasında yer edinmiş olması.
devamını gör...
gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur
erdoğan'ın kabine toplantısı sonrasında kısıtlamaların kalkmasını açıklarken araya sıkıştırdığı ideolojik cümlesi.
"müzikle ilgili kısıtlamaları 24'e çekiyoruz. kusura bakmayın gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur." dedi.
bununla birlikte yasakların, kısıtlamaların virüsle alakası olmadığından emin olmuş olduk. hayır zaten biliyorduk da kendi ağzıyla da doğruladı böylece. amaç oy alabileceği cemaatlere tatlı bir jest yaparak bu tip yasaklara bizi kanıksatmak ve kalıcı hale getirmek.
güzel olan ne varsa hedef alan siyasal islam'ın müziği susturarak, sanatı öldürerek ve sosyal hayatı sonlandırarak adım adım amacına yaklaşmasını izliyoruz. sesimiz çıkmadığı sürece sonumuz hayır olmayacak.
"müzikle ilgili kısıtlamaları 24'e çekiyoruz. kusura bakmayın gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur." dedi.
bununla birlikte yasakların, kısıtlamaların virüsle alakası olmadığından emin olmuş olduk. hayır zaten biliyorduk da kendi ağzıyla da doğruladı böylece. amaç oy alabileceği cemaatlere tatlı bir jest yaparak bu tip yasaklara bizi kanıksatmak ve kalıcı hale getirmek.
güzel olan ne varsa hedef alan siyasal islam'ın müziği susturarak, sanatı öldürerek ve sosyal hayatı sonlandırarak adım adım amacına yaklaşmasını izliyoruz. sesimiz çıkmadığı sürece sonumuz hayır olmayacak.
devamını gör...
kalıplaşmış öğretmen cümleleri
kalıplaşmış anne cümleleri ve kalıplaşmış baba cümlelerinden sonra herkesin bildiği kalıplaşmış öğretmen cümlelerini toplayabileceğimiz bir başlık olsun istedim.
ilkini şuraya bırakayım;
ben gülüyor muyum
ilkini şuraya bırakayım;
ben gülüyor muyum
devamını gör...
asla okunmaması gereken kitaplar
yabancı yazarların okunmaması gereken kitaplarından tam emin değilim çünkü genelde bilinen, okunmaya değer kitaplarını alıp okurum. türk edebiyatı için konuşacak olursam aklıma gelen iki tane var;
1- miraç çağrı aktaş'ın sen on yedi yaşımsın kitabı; anlatımı gereksiz anılar, anıların sonuna eklenen ve güzel olduğunu sanılan sözler, kişisel gelişim/aşk karışımı içerikler... inanılmaz bayıyor. fazla eksiği var. tamamen on yedi yaşındakilere özgü bir kitap. ben de ilk on yedi yaşımdayken okumuştum zaten, oradan biliyorum.
2- beyza alkoç'un * asansör, karantina gibi kitapları; yazarın hayal gücü muazzam geniş. yahu okulda cinayet işleniyor ve cinayetin peşine nasıl 4 kişi düşebiliyor? konular fazla kurgusal. gerçekliği pek yansıtmıyor. mesela bu yazarın 3391 kilometre isminde bir kitabı var; konusu bir yere kadar gerçek olabilecek türde, olaylar "ha, olabilir, yaşanabilir" denebilecek düzeyde. motive edici cümleleri, altını çizebilecek yerleri var fakat serinin ikinci kitabı olan sıfır kilometre'de yine saçmalamış.
3- iskender pala'nın şah ve sultan kitabı; adam tarihi katletmiş burada. kendi yorumunu katıp yeni yeni şekiller vermiş. bence bu yanlış. ne olursa olsun tarih çarpıtılmamalı. bunun boşluğunu ise yazım tarzıyla doldurmaya çalışmış. akıcı, sürükleyici anlatımıyla olayların aslında öyle olmadığını anlayamıyorsunuz bile. iyi bir şey mi kötü bir şey mi, bilemem lakin okuduğuma pişmanım, desem yeridir. tarih hocamız aşırı dalga geçmişti benimle "bunlara inanacak biri misin sen" diye. e ne yapayım? nereden bilebilirim yavuz sultan selim'in küpesini, şah ismail'in çok içki içen biri oluşunu?
--
yabancılardan ise jerzy kosinski'nin adımlar kitabı; ya cidden okunmaması gerekiyor ya da ben edebiyattan hâlâ tam olarak anlamıyorum. henüz karar veremedim. yazarın anlattığı şey feridun abininki gibi seks hikayeleri. orada onunla fingirdemiş, burada bununla. üstelik aşırı bayıcı kısımları da var. bakıyorum yazar hakkındaki yorumlara; adamı övüyorlar, okuyun diyorlar. e ben neden sevemedim yahu? *
1- miraç çağrı aktaş'ın sen on yedi yaşımsın kitabı; anlatımı gereksiz anılar, anıların sonuna eklenen ve güzel olduğunu sanılan sözler, kişisel gelişim/aşk karışımı içerikler... inanılmaz bayıyor. fazla eksiği var. tamamen on yedi yaşındakilere özgü bir kitap. ben de ilk on yedi yaşımdayken okumuştum zaten, oradan biliyorum.
2- beyza alkoç'un * asansör, karantina gibi kitapları; yazarın hayal gücü muazzam geniş. yahu okulda cinayet işleniyor ve cinayetin peşine nasıl 4 kişi düşebiliyor? konular fazla kurgusal. gerçekliği pek yansıtmıyor. mesela bu yazarın 3391 kilometre isminde bir kitabı var; konusu bir yere kadar gerçek olabilecek türde, olaylar "ha, olabilir, yaşanabilir" denebilecek düzeyde. motive edici cümleleri, altını çizebilecek yerleri var fakat serinin ikinci kitabı olan sıfır kilometre'de yine saçmalamış.
3- iskender pala'nın şah ve sultan kitabı; adam tarihi katletmiş burada. kendi yorumunu katıp yeni yeni şekiller vermiş. bence bu yanlış. ne olursa olsun tarih çarpıtılmamalı. bunun boşluğunu ise yazım tarzıyla doldurmaya çalışmış. akıcı, sürükleyici anlatımıyla olayların aslında öyle olmadığını anlayamıyorsunuz bile. iyi bir şey mi kötü bir şey mi, bilemem lakin okuduğuma pişmanım, desem yeridir. tarih hocamız aşırı dalga geçmişti benimle "bunlara inanacak biri misin sen" diye. e ne yapayım? nereden bilebilirim yavuz sultan selim'in küpesini, şah ismail'in çok içki içen biri oluşunu?
--
yabancılardan ise jerzy kosinski'nin adımlar kitabı; ya cidden okunmaması gerekiyor ya da ben edebiyattan hâlâ tam olarak anlamıyorum. henüz karar veremedim. yazarın anlattığı şey feridun abininki gibi seks hikayeleri. orada onunla fingirdemiş, burada bununla. üstelik aşırı bayıcı kısımları da var. bakıyorum yazar hakkındaki yorumlara; adamı övüyorlar, okuyun diyorlar. e ben neden sevemedim yahu? *
devamını gör...
terk edememek
"'yerini vaktinde terk etmeyi bilmek, gerçek olgunluktur. sadece acizler kalmakta ısrar eder."
(bkz: victor hugo)
(bkz: victor hugo)
devamını gör...
ne zaman evleneceksin diye soran insan iticiliği
inşaat izlemek ata sporumuzsa, bu soru da ata sorusu olacak sorudur.
insanımız meraklıdır, haddi olmayan soruları sormakta ise daha da meraklıdır. en güzel cevap ‘sanane’ dir ama ben kibarlığımdan diyemedim bir türlü.
ben bir çoklarına göre geç bir yaşta evlendim. 39 yaşımdaydım evlendiğimde. bu süre boyunca bu soruya kaç kere maruz kaldığımı sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
bir de o yaşlara gelince sorular yön değiştiriyor. misal, direk evli misin diye soruluyor. hayır denince de ikinci soru geliyor: boşandınız o zaman?. yani o yaşta hiç evlenmemiş olma ihtimalim düşünülmek bile istenmiyor. bu soruya da hayır hiç evlenmedim şeklinde cevap verince de konu kapanmıyor. bu sefer de ,’niye evlenmedin?’ sorusu geliyor ki artık insana da gına geliyor.
neyse evlendik 3 yıl kadar önce. ama halkımızın merakını başka bir şey kurcalamaya başladı: ne zaman çocuk yapacaksınız? çevremden arkadaşlarıma kadar herkesten bu soruyu duymaktan bıktım efendim, aha burama kadar geldi hatta. bir iki tanesine, olmuyor çocuk falan dedim, yine durmadı. bu sefer de ‘olur ya, tüp bebek falan deneyin, bak başkaları doğuruyor bu yaşlarda,vb bla bla bla. belki istemiyorum o tüp bebek stresini ya da çocuk istemiyorum belki.
yani demem o ki, ne milletin merakı ne de soruları biter. benim burama kadar geldi; ilk soracak kişiye, kibarlığı bırakıp ‘sanane’yi yapıştıracağım.
insanımız meraklıdır, haddi olmayan soruları sormakta ise daha da meraklıdır. en güzel cevap ‘sanane’ dir ama ben kibarlığımdan diyemedim bir türlü.
ben bir çoklarına göre geç bir yaşta evlendim. 39 yaşımdaydım evlendiğimde. bu süre boyunca bu soruya kaç kere maruz kaldığımı sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
bir de o yaşlara gelince sorular yön değiştiriyor. misal, direk evli misin diye soruluyor. hayır denince de ikinci soru geliyor: boşandınız o zaman?. yani o yaşta hiç evlenmemiş olma ihtimalim düşünülmek bile istenmiyor. bu soruya da hayır hiç evlenmedim şeklinde cevap verince de konu kapanmıyor. bu sefer de ,’niye evlenmedin?’ sorusu geliyor ki artık insana da gına geliyor.
neyse evlendik 3 yıl kadar önce. ama halkımızın merakını başka bir şey kurcalamaya başladı: ne zaman çocuk yapacaksınız? çevremden arkadaşlarıma kadar herkesten bu soruyu duymaktan bıktım efendim, aha burama kadar geldi hatta. bir iki tanesine, olmuyor çocuk falan dedim, yine durmadı. bu sefer de ‘olur ya, tüp bebek falan deneyin, bak başkaları doğuruyor bu yaşlarda,vb bla bla bla. belki istemiyorum o tüp bebek stresini ya da çocuk istemiyorum belki.
yani demem o ki, ne milletin merakı ne de soruları biter. benim burama kadar geldi; ilk soracak kişiye, kibarlığı bırakıp ‘sanane’yi yapıştıracağım.
devamını gör...
dairesel yerleşme
genellikle geniş bir düzlüğün ortasında yer alan yerleşmeler dairesel bir gelişme gösterir. köylerde okul, cami ve meskenlerin bir arada olduğu köy meydanlarının etrafında gelişen toplu yerleşmeler dairesel dokuludur. düz arazilerde kurulan ve birkaç farklı yönden ulaşım bağlantısı olan şehirler de genel olarak dairesel bir yerleşim şekline sahiptir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çizimleri
helis bulutsusu, gezegenimsi bulutsular nebula içinde dünya'ya en yakın olanıdır. uzaklığı yaklaşık 700 ışık yılıdır. (vikipedi)
‘eye of the god ’ adını da alıyor, etkileyici bir göz. benim yorumumla, böyle bir şey çıktı, taş üzerine akrilik :
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
negatif, gamlı, dertli, tasalı, aksi, gizemli, nobran, patavatsız insan sevemiyorum.
mevlana olamıyorum. herkese göre değilim.
mevlana olamıyorum. herkese göre değilim.
devamını gör...
bir şehri sevmemek için sebepler
öğrenci düşmanı şehir olması yeterli. çünkü öğrenci düşmanı şehir yobazdır, geri kafalıdır, man kafadır, beyincikleri örümcek ağları ile kaplıdır.
devamını gör...
huzur veren şeyler
çardak altında salıncakta yatarak sallanmak. biraz rüzgar, etraftan gelen güzel kokular.
devamını gör...
mutluluğu azaltan şeyler
mutluluğunuzu hangi sebeplere şartladıysanız aynı sebepler azaltır. kişiden kişiye göre değişen durumdur.
(bkz: bazen bir tebessüm yeter gününü aydınlatmaya)
(bkz: bazen bir tebessüm yeter gününü aydınlatmaya)
devamını gör...
cumartesi günü çalışmamak için kendi işini kurup pazar günü de çalışma şoku
çalışma temposundan artık feleği şaşmış, günlerini sapıtmış ya da sevdiği işi yaptığı için pazar günleri de işiyle birlikte baş başa ve romantik bir gün geçirmek maksadıyla çalışıyordur. ya da ben fazla olumladım.
devamını gör...
kötü ruh
fransız polisiye-gerilim yazarı maxime chattam'ın 2002 yılında yazdığı, doğan kitap bünyesinde ali cevat akkoyunlu çevirisi ile kötü ruh ismiyle yayımlanmış roman.
romanın içeriğine baktığımız zaman klişelerin dibine kadar girdiği gözükmüş olsa da, gerek yazarın hayal gücü ve bunları yansıttığı kurgusu, gerek sevgili ali cevat akkoyunlu'nun sade çevirisi ile oldukça hoş bir biçimde okunabiliyor. dahası da, maxime'in oldukça toy olduğu zamanlar yazarlık konusunda, bunu başarabilmiş olmasına çok şaşırıyorum içten içe.
bu kitabı spoiler vermeden başka hangi kısımlarını anlatıp eleştirebilirim diye düşününce ortaya şunların çıktığını fark ediyorum. kitap klişe içinde boğuluyor üstte de söylediğim üzere evet, ama bu klişe kısımlarını bir şekilde unutturmayı başaran şeylerden bir diğer kısım da alışılmışın bir tık dışında işlenmiş cinayetler diyebilirim, zira elinde bıçakla dolaşıp insanları öldüren bir seri katilden ziyade, başka bir alemden gelmiş kötü bir ruhun insanları öldürüp duman olduğunu düşüneceğiniz kadar insanı tereddüt içerisinde bırakan birçok yeri mevcut.
dahası da, ben bu kitabın en son kısmından çok memnun kaldım. bu kısmı çuvallamadan nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bir gün elinize geçer de okur iseniz, en son kısım uzun bir süre aklınızdan çıkmayabilir.
romanın içeriğine baktığımız zaman klişelerin dibine kadar girdiği gözükmüş olsa da, gerek yazarın hayal gücü ve bunları yansıttığı kurgusu, gerek sevgili ali cevat akkoyunlu'nun sade çevirisi ile oldukça hoş bir biçimde okunabiliyor. dahası da, maxime'in oldukça toy olduğu zamanlar yazarlık konusunda, bunu başarabilmiş olmasına çok şaşırıyorum içten içe.
bu kitabı spoiler vermeden başka hangi kısımlarını anlatıp eleştirebilirim diye düşününce ortaya şunların çıktığını fark ediyorum. kitap klişe içinde boğuluyor üstte de söylediğim üzere evet, ama bu klişe kısımlarını bir şekilde unutturmayı başaran şeylerden bir diğer kısım da alışılmışın bir tık dışında işlenmiş cinayetler diyebilirim, zira elinde bıçakla dolaşıp insanları öldüren bir seri katilden ziyade, başka bir alemden gelmiş kötü bir ruhun insanları öldürüp duman olduğunu düşüneceğiniz kadar insanı tereddüt içerisinde bırakan birçok yeri mevcut.
dahası da, ben bu kitabın en son kısmından çok memnun kaldım. bu kısmı çuvallamadan nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bir gün elinize geçer de okur iseniz, en son kısım uzun bir süre aklınızdan çıkmayabilir.
devamını gör...
koca adam olup hala yapılan şeyler
haftasonu sabah erkenden uyanıp şirinleri izlemek. şirinler kırmızı çizgimdir.
devamını gör...

