ilhamın tam gelmemesi
perilerin gösterip vermemesi durumudur. ilhamı yani.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
tebrik ederim sizi.
bu toplulukta olduğum için gurur duyuyorum.
bu toplulukta olduğum için gurur duyuyorum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sosyal hayatları
(bkz: 404 not found)
devamını gör...
7 ağustos 2021 moderasyonun adaletsiz tutumu
isteyerek yapılmadığını düşündüğüm tutumdur. yani bu adamlar adaletsiz değiller standartları yok.
standartları olsa adalet kavramına geleceğiz ama daha belirlenmemiş. ha çok dert değil benim için.
geçen günlerde bilgi tanımı girmiştim ve kimse başlığı görmedi. tanım girmedi. sonra eğleneyim biraz dedim bir başlık açtım başlığın adı şöyleydi “ beyran çorbası hüpletir gibi oral yapan erkek” hemen sol taraftan kaldırıp başıboş kısmına attılar. dedim ki tamam. sonra gıcıklık veya muziplik yapıp şöyle bir başlık açtım “spagetti hüpletir gibi oral yapan erkek” bir baktım başlık akışta duruyor.
lan dedim kendi kendime madem bu duruyor diğeri neden kalktı. beyran çorbası ile spagetti arasındaki farklar neler düşündüm durdum.
ha tabii bunlar benim umurumda değil. sadece böyle bir tutum var ama bu adaletsizlik değil standartın olmayışından.
belki zordur o standardı belirlemek. ben popo üstünde tanım giriyorum. arka planı bilmiyorum.
standartları olsa adalet kavramına geleceğiz ama daha belirlenmemiş. ha çok dert değil benim için.
geçen günlerde bilgi tanımı girmiştim ve kimse başlığı görmedi. tanım girmedi. sonra eğleneyim biraz dedim bir başlık açtım başlığın adı şöyleydi “ beyran çorbası hüpletir gibi oral yapan erkek” hemen sol taraftan kaldırıp başıboş kısmına attılar. dedim ki tamam. sonra gıcıklık veya muziplik yapıp şöyle bir başlık açtım “spagetti hüpletir gibi oral yapan erkek” bir baktım başlık akışta duruyor.
lan dedim kendi kendime madem bu duruyor diğeri neden kalktı. beyran çorbası ile spagetti arasındaki farklar neler düşündüm durdum.
ha tabii bunlar benim umurumda değil. sadece böyle bir tutum var ama bu adaletsizlik değil standartın olmayışından.
belki zordur o standardı belirlemek. ben popo üstünde tanım giriyorum. arka planı bilmiyorum.
devamını gör...
türklerin arapça allah yerine türkçe tanrı demesinin eleştirilmesi
dilimizde hiç yabancı sözcük yokmuşçasına kafaya takılan durumdur.
devamını gör...
belleğin azmi
ispanyol sürrealist ressam salvador dali'nin dünyaca ünlü eseridir. new york modern sanat müzesinde sergilenmektedir.
devamını gör...
kitap alacaklara tavsiyeler
- (eski) ismimi bana veren seri: kara büyücü the black magician üçlemesi. sonea ile tanışınca büyücülere bakışınızın değişeceğine eminim. şu kitapları okuduktan sonra saygı duyduğum tek büyücü raistlin kaldı. laika’nın bastığı dönemde okumuştum, şimdi aslına uygun olarak 3 kitap şeklinde basılıyor pegasus tarafından. keşke the traitor spy da türkçeye çevrilse de okusak.
- büyü az olsun ama teknoloji ve ortaçağ harmanlansın (hala at arabalarının kullanıldığı, ahşap konaklarda oturulan fakat bilgisayarların, yapay zekanın ve boyutsal bir takım transformasyonların olduğu bir dönem) istiyorsanız: incarceron ve devam kitabı sapphique. filmi de çıkacaktı ama ne oldu bilmiyorum. özünde bir hapisten kaçış hikayesi fakat incarceron kimmiş, sapphique neler yapmış okumanız lazım.
- ben uzaylı şeyler okumak istiyorum, ciddi ve kaliteli olsun istiyorum: the expanse. piyasada bulup bulabileceğiniz en kaliteli space opera günümüzde bu. dizisi de amazon tarafından kurtarıldıktan sonra (#savetheexpanse) gayet güzel para getirmeye devam ediyormuş. dizisini de izleyin, kitaplarını da okuyun. ilk 3 kitap dışındakiler çevrilmedi zaten, ithaki’ye buradan saygılarımı tekrar sunuyorum.
- uzaylı olsun ama biraz daha komikli olsun istiyorum: yaşlı adamın savaşı serisi. zihin transferi, telepatik konuşma, çeşitli yüksek teknoloji bilimkurgu öğeleri vs içeriyor. hızlı akan ve yormayan bir okunuşa sahip.
- uzaylı olsun, yer yer gersin ama güldürünce de tam güldürsün: the martian. bayanlar ve baylar, filmini izlemeyen yoktur diye düşünüyorum. filmdeki esprilerin çoğu kitapta da var, kitapta çok daha ince zeka ürünü espriler var. mark watney çok zeki ve komik biri. tanıştığım en kaliteli karakterlerin başındadır heralde. (bkz: tanışılmak istenen roman karakterleri)
- uzay olsun, ama çok olmasın. daha fazla felsefe olsun, bitirince dolu hissedeyim: ay zalim bir sevgilidir the moon is a harsh mistress. bir süperbilgisayar ve espri yapma çabasının nasıl devrim ve bağımsızlıkla sonuçlandığını anlatır. özgürlüğün ne olduğunu, devrimin nasıl yapıldığını falan işler. mesajı güzeldir.
- mesajı bol olsun, felsefeden bayılayım: yıldız gemisi askerleri starship troopers. felsefeden boğuldum, onun dışında güzel bilimkurgu. öğretilerini görmezden gelmeyi başarabilirseniz seversiniz. ay zalim bir sevgilidir de bu adamın kitabı, yıldız gemisi askerleri de… ama birine bayılırken diğerini hiç beğenmiyorum. ilginç.
- distopya okuycam ben: biz mıy. yevgeni zamyatin’in kitabı. cesur yeni dünya’nın esinlenildiği kitap bu işte. her ne kadar aldous huxley kabul etmese de bal gibi esinlenmiş, hatta bayağı bayağı esinlenmiş. bunu okuyan şunu da okudu: cesur yeni dünya, 1984 (bu fantastik hiç değil ama bilimkurgu olup olmadığını tartışırım. azıcık bilim elementleri var), fahrenheit 451.
- içimi baydın çocuk. beni distopyayla değil zombiyle korkut: zombi savaşı world war z. world war z diye izlediğiniz filmin kitabı işte bu. kitapla filmin alakası yok. kitapta sağa sola gezip, gezdiği insanlarla röportaj yapan birini okuyoruz. kitap bildiğiniz röportaj.
- başka zombili yok mu: günbegün mahşer day by day armageddon. çıt diye bitiverecek çerez kitap. devamı da var ama dilimize çevrilmedi diye biliyorum. uzun zaman önce okudum, devam kitapları ne alemde bilmiyorum. basan yayınevi de kapanmıştı zaten: resif
- çıtır çerez kitaplar öneriyon, başka tür yok mu: uzaktan kumandalı kız the girl who was plugged in. avatar (film olan) gibi bir teknolojiyi anlatır fakat altındaki psikolojik bölünmeyi işler. çok güzel sorular sorar. birkaç saatte bitirebileceğiniz (ya da otobüste okumak için yanınızda taşıyabileceğiniz) bir kitap.
- sanal gerçeklikten girdim madem: başlat ready player one. ernest cline’ın kitabı, orijinal ismi ready player one. aynı isimli filmi de var (ki ben çok severim. matrix severseniz onun eğlenceli hali. tron ya da matrix gibi sanal bir ortama login olup orada yaşanan hayatı konu alıyor özetle).
- çok umutlu olduğum ama yarıda kesilen bir seri: karanlığa doğru fade to black. francis knight’ın kitabı, elf yayınları basıyordu. ne olduysa fantastik edebiyattan twilight edebiyatına kaydılar. sorularıma da cevap vermediler. yazık ettiler gül gibi kitaba bence. kitapta anlatılan şehir, biraz coruscant’ı anımastıyordu bana. aşağısı-yukarısı falan. serinin adı rojan dizon, ingilizce okurum derseniz buyrun.
- son zamanlarımın en büyük eğlencesi: katilbot günlükleri the murderbot diaries. çıtır çerez ile eğlenceli kategorilerine sokabileceğim bir kitap. kendi idari birimini hackleyip televizyon izleyen bir güvenlik robotunun maceralarını ve konforbotları “seksbot” diye aşağılamalarını okuyoruz hehe. katilbot, seviyorum seni.
- defalarca kez orada burada yazılmış olan 2 seriden bahsetmezsem allah çarpar: yerdeniz earthsea ve dragonlance. hem ged ile, hem de raistlin ile tanışmalısınız. okuyun mutlaka. ursula k. leguin’in bütün kitaplarını okuyun. mesela sürgün gezegeni planet of exile. aynı gezegeni paylaşan iki farklı türün kendilerine “insan” deyip diğer türü ötekileştirmesini metafor olarak kullanıp “hayatta kalmak” mı yoksa “modernizasyon” mu insanı asıl tanımlayan şeydir diye soruyor (bence). çok farklı soruları var aslında içinde ama okuyalı uzun zaman oldu, hatırlamıyorum tam olarak.
- alıp henüz okumadığım kitaplardan kötü çıkmasına asla ihtimal vermediğim sürü der schwarm ve [limit] (frank schatzing’in kitapları). 2001: a space odyssey, solaris ve fantastik kategorisine aday kanlı kızıl baron the bloody red baron (kim newman) da önerilerim arasına girebilir. henüz okumadım ama dediğim gibi, beğenmeyeceğime ihtimal dahi vermiyorum.
-çoluğunuza çocuğunuza okutursunuz: momo (michael ende) ve yeraltı günlükleri the underland chronicles (suzanne collins) güzel çocuk kitapları. yeraltı günlükleri deyince aklıma hep anansi çocukları anansi boys ve yazarı neil gaiman gelir. o da değişik bir deha tabii.
- ben bunu nasıl atlarım: labirent the maze runner. james dashner'ın yazdığı çokzel seri. açlık oyunları the hunger games havası var birazcık ama bayılmıştım ben. filmleri de çok güzel, her duyuru yapıldığında heyecanla beklemiştim.
- büyü az olsun ama teknoloji ve ortaçağ harmanlansın (hala at arabalarının kullanıldığı, ahşap konaklarda oturulan fakat bilgisayarların, yapay zekanın ve boyutsal bir takım transformasyonların olduğu bir dönem) istiyorsanız: incarceron ve devam kitabı sapphique. filmi de çıkacaktı ama ne oldu bilmiyorum. özünde bir hapisten kaçış hikayesi fakat incarceron kimmiş, sapphique neler yapmış okumanız lazım.
- ben uzaylı şeyler okumak istiyorum, ciddi ve kaliteli olsun istiyorum: the expanse. piyasada bulup bulabileceğiniz en kaliteli space opera günümüzde bu. dizisi de amazon tarafından kurtarıldıktan sonra (#savetheexpanse) gayet güzel para getirmeye devam ediyormuş. dizisini de izleyin, kitaplarını da okuyun. ilk 3 kitap dışındakiler çevrilmedi zaten, ithaki’ye buradan saygılarımı tekrar sunuyorum.
- uzaylı olsun ama biraz daha komikli olsun istiyorum: yaşlı adamın savaşı serisi. zihin transferi, telepatik konuşma, çeşitli yüksek teknoloji bilimkurgu öğeleri vs içeriyor. hızlı akan ve yormayan bir okunuşa sahip.
- uzaylı olsun, yer yer gersin ama güldürünce de tam güldürsün: the martian. bayanlar ve baylar, filmini izlemeyen yoktur diye düşünüyorum. filmdeki esprilerin çoğu kitapta da var, kitapta çok daha ince zeka ürünü espriler var. mark watney çok zeki ve komik biri. tanıştığım en kaliteli karakterlerin başındadır heralde. (bkz: tanışılmak istenen roman karakterleri)
- uzay olsun, ama çok olmasın. daha fazla felsefe olsun, bitirince dolu hissedeyim: ay zalim bir sevgilidir the moon is a harsh mistress. bir süperbilgisayar ve espri yapma çabasının nasıl devrim ve bağımsızlıkla sonuçlandığını anlatır. özgürlüğün ne olduğunu, devrimin nasıl yapıldığını falan işler. mesajı güzeldir.
- mesajı bol olsun, felsefeden bayılayım: yıldız gemisi askerleri starship troopers. felsefeden boğuldum, onun dışında güzel bilimkurgu. öğretilerini görmezden gelmeyi başarabilirseniz seversiniz. ay zalim bir sevgilidir de bu adamın kitabı, yıldız gemisi askerleri de… ama birine bayılırken diğerini hiç beğenmiyorum. ilginç.
- distopya okuycam ben: biz mıy. yevgeni zamyatin’in kitabı. cesur yeni dünya’nın esinlenildiği kitap bu işte. her ne kadar aldous huxley kabul etmese de bal gibi esinlenmiş, hatta bayağı bayağı esinlenmiş. bunu okuyan şunu da okudu: cesur yeni dünya, 1984 (bu fantastik hiç değil ama bilimkurgu olup olmadığını tartışırım. azıcık bilim elementleri var), fahrenheit 451.
- içimi baydın çocuk. beni distopyayla değil zombiyle korkut: zombi savaşı world war z. world war z diye izlediğiniz filmin kitabı işte bu. kitapla filmin alakası yok. kitapta sağa sola gezip, gezdiği insanlarla röportaj yapan birini okuyoruz. kitap bildiğiniz röportaj.
- başka zombili yok mu: günbegün mahşer day by day armageddon. çıt diye bitiverecek çerez kitap. devamı da var ama dilimize çevrilmedi diye biliyorum. uzun zaman önce okudum, devam kitapları ne alemde bilmiyorum. basan yayınevi de kapanmıştı zaten: resif
- çıtır çerez kitaplar öneriyon, başka tür yok mu: uzaktan kumandalı kız the girl who was plugged in. avatar (film olan) gibi bir teknolojiyi anlatır fakat altındaki psikolojik bölünmeyi işler. çok güzel sorular sorar. birkaç saatte bitirebileceğiniz (ya da otobüste okumak için yanınızda taşıyabileceğiniz) bir kitap.
- sanal gerçeklikten girdim madem: başlat ready player one. ernest cline’ın kitabı, orijinal ismi ready player one. aynı isimli filmi de var (ki ben çok severim. matrix severseniz onun eğlenceli hali. tron ya da matrix gibi sanal bir ortama login olup orada yaşanan hayatı konu alıyor özetle).
- çok umutlu olduğum ama yarıda kesilen bir seri: karanlığa doğru fade to black. francis knight’ın kitabı, elf yayınları basıyordu. ne olduysa fantastik edebiyattan twilight edebiyatına kaydılar. sorularıma da cevap vermediler. yazık ettiler gül gibi kitaba bence. kitapta anlatılan şehir, biraz coruscant’ı anımastıyordu bana. aşağısı-yukarısı falan. serinin adı rojan dizon, ingilizce okurum derseniz buyrun.
- son zamanlarımın en büyük eğlencesi: katilbot günlükleri the murderbot diaries. çıtır çerez ile eğlenceli kategorilerine sokabileceğim bir kitap. kendi idari birimini hackleyip televizyon izleyen bir güvenlik robotunun maceralarını ve konforbotları “seksbot” diye aşağılamalarını okuyoruz hehe. katilbot, seviyorum seni.
- defalarca kez orada burada yazılmış olan 2 seriden bahsetmezsem allah çarpar: yerdeniz earthsea ve dragonlance. hem ged ile, hem de raistlin ile tanışmalısınız. okuyun mutlaka. ursula k. leguin’in bütün kitaplarını okuyun. mesela sürgün gezegeni planet of exile. aynı gezegeni paylaşan iki farklı türün kendilerine “insan” deyip diğer türü ötekileştirmesini metafor olarak kullanıp “hayatta kalmak” mı yoksa “modernizasyon” mu insanı asıl tanımlayan şeydir diye soruyor (bence). çok farklı soruları var aslında içinde ama okuyalı uzun zaman oldu, hatırlamıyorum tam olarak.
- alıp henüz okumadığım kitaplardan kötü çıkmasına asla ihtimal vermediğim sürü der schwarm ve [limit] (frank schatzing’in kitapları). 2001: a space odyssey, solaris ve fantastik kategorisine aday kanlı kızıl baron the bloody red baron (kim newman) da önerilerim arasına girebilir. henüz okumadım ama dediğim gibi, beğenmeyeceğime ihtimal dahi vermiyorum.
-çoluğunuza çocuğunuza okutursunuz: momo (michael ende) ve yeraltı günlükleri the underland chronicles (suzanne collins) güzel çocuk kitapları. yeraltı günlükleri deyince aklıma hep anansi çocukları anansi boys ve yazarı neil gaiman gelir. o da değişik bir deha tabii.
- ben bunu nasıl atlarım: labirent the maze runner. james dashner'ın yazdığı çokzel seri. açlık oyunları the hunger games havası var birazcık ama bayılmıştım ben. filmleri de çok güzel, her duyuru yapıldığında heyecanla beklemiştim.
devamını gör...
sabahattin ali
kürk mantolu madonna kitabı ile okumaya başladığım ve diline, olaylara yaklaşımına, ifade yeteneğine hayran kaldığım yazar ve şair. edebi yanı ağır basan bir üslubu var.
şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!”dedi. bu eksik sana değil, bana ait... bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın... seni seviyorum... seni istiyorum... içimde müthiş bir arzu var...
.
kürk mantolu madonna- sabahattin ali
şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!”dedi. bu eksik sana değil, bana ait... bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın... seni seviyorum... seni istiyorum... içimde müthiş bir arzu var...
kürk mantolu madonna- sabahattin ali
devamını gör...
yaşlanınca sana bakması için çocuk sahibi olmak
bencilliğin ta kendisi..
devamını gör...
19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı
keşke diğer bayramlara verilen önem 19 mayıs'a da verilse. her neyse bayramınız kutlu olsun. *
devamını gör...
woody allen
yahudi sinemacıdır. üvey kızıyla aşk ilişkisi yaşamak başta olmak üzere, marjinal yaşantısıyla her daim gündemdedir. ayrıca, muhteşem filmlere imza atmış yönetmendir, her biri başyapıt mertebesine yakın filmlerinden bazıları;
(bkz: radio days)
(bkz: match point) (favorim)
(bkz: annie hall)
(bkz: midnight in paris)
(bkz: husbands and wives)
(bkz: the purple rose of cairo)
(bkz: vicky cristina barcelona)
(bkz: manhattan murder mystery)
(bkz: whatever works)
filmlerinin çoğunda, karakterlerin bir çoğu melankolik, arıza tiplerdir. ancak, beyazperdeye çok güçlü olarak yansır bu karakterler, genelde bir aşk hikayesini, bazen yanlış anlaşılmalar, bazen de marjinal yaşamların verdiği absürdlüklerle komikleştirir. aynı zamanda yönetmen, mekan olarak bir şehrin tamamını kullanır, bu şehir bazen barselona, bazen paris, bazen londra, bazen de new york olur. filmleri ilginizi çekmese bile, arka plandaki şehir manzaraları takdire şayandır.
(bkz: radio days)
(bkz: match point) (favorim)
(bkz: annie hall)
(bkz: midnight in paris)
(bkz: husbands and wives)
(bkz: the purple rose of cairo)
(bkz: vicky cristina barcelona)
(bkz: manhattan murder mystery)
(bkz: whatever works)
filmlerinin çoğunda, karakterlerin bir çoğu melankolik, arıza tiplerdir. ancak, beyazperdeye çok güçlü olarak yansır bu karakterler, genelde bir aşk hikayesini, bazen yanlış anlaşılmalar, bazen de marjinal yaşamların verdiği absürdlüklerle komikleştirir. aynı zamanda yönetmen, mekan olarak bir şehrin tamamını kullanır, bu şehir bazen barselona, bazen paris, bazen londra, bazen de new york olur. filmleri ilginizi çekmese bile, arka plandaki şehir manzaraları takdire şayandır.
devamını gör...
istanbul
kesinlikle büyülü bir şehir. fakat yaşamak için sabırlı biri olmak gerek.
devamını gör...
sözlük radyosu
bu gece alkol almamaya karar vermiş beni yolumdan döndüren radyodur.
devamını gör...
dönence
1989 çıkışlı barış manço şarkısı.. türk müziğinin gelmiş olduğu en yüksek zirveyi temsil eder. introsu, ritmleri, sözleriyle bir rüya gibidir. barış manço 'nun müzikal yeteneğinin gerçek yansımasıdır..
devamını gör...
şehadet şerbeti içmek
daha çok asker cenazelerinde, siyasetçilerden duyduğumuz, ortaya çıkan acının yol açtığı toplumsal öfkeyi ve tepkiyi yumuşatmak ve yatıştırmak için onlar ölmediler, şehit oldular, şehadet şerbeti içtiler anlamına gelen söz.
yani güzel öldüler demenin başka bir şekli. ama niyeyse devlet büyüklerinin çocukları ve bedelliler bu şerbetten hiçbir zaman içmezler. şehadet şerbeti, sadece fakir halkın evlatları içindir.
yani güzel öldüler demenin başka bir şekli. ama niyeyse devlet büyüklerinin çocukları ve bedelliler bu şerbetten hiçbir zaman içmezler. şehadet şerbeti, sadece fakir halkın evlatları içindir.
devamını gör...
bloodborne
steam punk/gotik bir evrende kurgulanan, bana göre from software'in en iyi oyunu. aynı zamanda ilk ve son kez platin kupa aldığım oyundur. bloodborne'u oynadıktan sonra dark souls üçlemesi hantal gelir. bloodborne'daki ateşli silahlar parry mekaniğini katlanılır kılıyor diyebilirim. diğer from software oyunlarında olduğu gibi, bloodborne'da da ödül-ceza sistemi acımasızca kurgulanmış. bu da, gerçekten başardığınızı hissettiriyor. 30 fps'te oynamak da cabası.
from software'in hikaye anlatım tercihi, kurguladıkları evrenler için biçilmiş kaftan. uzun diyaloglar yok, ara sahneler size hikayeyi anlatmıyor. npc'lerin ağzından laf alıp eşyaların üzerindeki açıklamalardan öğreniyorsunuz hikayeyi. spoiler vermemek adına hikayeden hiç bahsetmeyeceğim -trailer'dan başka bir şey izlemeyin- fakat gırla plot twist'e hazır olun.
oyunun sonlarına doğru usb'ye save almayı unutmayın, oyunda üç farklı son var.
hunter's dream, güvende hissettiğiniz ve plain doll'un size yarenlik ettiği mitik yer. burada avarelik yapmak bile hoştur.
jestlerinize tepki veren, içi geçip uyuyakalan plain doll... uyandırmaya kıyamazsınız.
ve yine plain doll'dan:
"hunters have told me about the church. about the gods, and their love. but... do the gods love their creations? i am a doll, created by you humans. would you ever think to love me? of course... i do love you. isn't that how you've made me?"
"what... what is this? i-i can't remember, not a thing, only... i feel... a yearning... something i've never felt before... what's happening to me? ahh... tell me hunter, could this be joy? ahh..."
bir video oyunun sanatsal esere dönüştüğü yerde müzikten konuşmadan edemeyiz. boss dövüşlerinde çalan orkestral parçalar nabız artırır, sizi koltuğa çiviler. hunter's dream'de çalan moonlit melody dinginleştirir.
from software'in hikaye anlatım tercihi, kurguladıkları evrenler için biçilmiş kaftan. uzun diyaloglar yok, ara sahneler size hikayeyi anlatmıyor. npc'lerin ağzından laf alıp eşyaların üzerindeki açıklamalardan öğreniyorsunuz hikayeyi. spoiler vermemek adına hikayeden hiç bahsetmeyeceğim -trailer'dan başka bir şey izlemeyin- fakat gırla plot twist'e hazır olun.
oyunun sonlarına doğru usb'ye save almayı unutmayın, oyunda üç farklı son var.
hunter's dream, güvende hissettiğiniz ve plain doll'un size yarenlik ettiği mitik yer. burada avarelik yapmak bile hoştur.
jestlerinize tepki veren, içi geçip uyuyakalan plain doll... uyandırmaya kıyamazsınız.
ve yine plain doll'dan:
"hunters have told me about the church. about the gods, and their love. but... do the gods love their creations? i am a doll, created by you humans. would you ever think to love me? of course... i do love you. isn't that how you've made me?"
"what... what is this? i-i can't remember, not a thing, only... i feel... a yearning... something i've never felt before... what's happening to me? ahh... tell me hunter, could this be joy? ahh..."
bir video oyunun sanatsal esere dönüştüğü yerde müzikten konuşmadan edemeyiz. boss dövüşlerinde çalan orkestral parçalar nabız artırır, sizi koltuğa çiviler. hunter's dream'de çalan moonlit melody dinginleştirir.
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
hükümetin an itibariyle harakiri yapmasıdır diyebiliriz. bu zamana kadar iktidarda olmalarında kadınların çok önemli bir desteği vardı, özellikle sigara politikası bunu destekledi.*
şimdi kadınların desteğini tamamen kaybetti. çantanı taşıyan o kafatasçı ortağınla birlikte, el ele barajın altında kalmanız dileğiyle...
şimdi kadınların desteğini tamamen kaybetti. çantanı taşıyan o kafatasçı ortağınla birlikte, el ele barajın altında kalmanız dileğiyle...
devamını gör...
duvar yazıları
korkma la! biziz halk.
devamını gör...
üstün dökmen
türk psikoloji duayeni.
başlığı görünce dedim hehalde o da öldü. allah uzun ömür versin. bir kac sene önce bir eğitim seminerinde dinlemiştim. sahneye konuya olan hakimiyeti, coşkusu ve esprileri beni oldukça sasirtmisti. kendisini 2.5 saate yakın dinlemiştim ama tek bir konuda söylediğine katılmıyorum. "annelik içgüdüsel bir davranış değil, öğrenilen bir beceridir." diyordu. kadın olmamasına verdim. oysa annelik herkeste aynı miktarda olmayan bir içgüdüye sahip olmaktır.
başlığı görünce dedim hehalde o da öldü. allah uzun ömür versin. bir kac sene önce bir eğitim seminerinde dinlemiştim. sahneye konuya olan hakimiyeti, coşkusu ve esprileri beni oldukça sasirtmisti. kendisini 2.5 saate yakın dinlemiştim ama tek bir konuda söylediğine katılmıyorum. "annelik içgüdüsel bir davranış değil, öğrenilen bir beceridir." diyordu. kadın olmamasına verdim. oysa annelik herkeste aynı miktarda olmayan bir içgüdüye sahip olmaktır.
devamını gör...
