mesut özil'in suriyeli çocuklara iftar vermesi
ne suriyelilermiş arkadaş ya.
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
devamını gör...
eğitim hayatında alınmış en düşük sınav notu
buna en üzücü yanıtı bırakıyorum 78. neden en üzücü derseniz takıntılı bir ailede yaşıyordum. bizim evimizde size gösterilen sevgi başarınızla doğru orantılıdır.. sevilmek için başarılı olmak zorundaydım. çamurdan pastalar yapıp evcilikler oynayamadım bu yüzden. ve hiç hata yapmayan kız olmak zorunda kaldım.
devamını gör...
günaydın sözlük
eksik ve kırık bir günaydın, cidden bugün kime gün aydı? amaaan banane? bana aymadı ya...
open.spotify.com/track/22ho...
open.spotify.com/track/22ho...
devamını gör...
ayaklarının öpülmesinden keyif alan kadın
lucifer gitmedi demek, yan çardan devam ediyor.
devamını gör...
kafa sözlük
yazarlarının deli gibi romantik olduğu sözlük. mıç mıç romantizm kokuyor her başlık... pembe bi dünya arıyor herkes. ama üzerler sizi heyatım.. hayatta pembe nin yanında siyah da var.. yani aslında mor bu hayat.. hiiçöyle.... saçmalıyorum yine. sen bekleme yapma devam et..
devamını gör...
erzurum kuran kursunda çocuklara tecavüz
allah'ın laneti; çocuk tecavüzcüleri, sapkın ve namussuzların üzerine olsun.
eğer bir müslüman, bu zavallı çocukların başına gelenlerden ötürü kahrından ölürse; ölümü yadırganmaz!
eğer bir müslüman, bu zavallı çocukların başına gelenlerden ötürü kahrından ölürse; ölümü yadırganmaz!
devamını gör...
sasani imparatorluğu
ms 224-652 yılları arasında iran'ı ve kimi zaman civar bölgeleri kontrol etmiş olan, eski zamanların büyük imparatorluğu. kurucusu i.ardaşirdir, ünlü hükümdarlarından biri ise nuşirevan'dır. doğu roma imparatorluğunun ya da diğer ismi ile bizans'ın klasik düşmanıdırlar.
devamını gör...
annelerin garip huyları
yüz yaşına geldim hasta olunca hala bebekmişim gibi davranıyor. çok spesifik bir örnek ama son dört gündür başıma gelip 'iyi misin"diye sorup "ama şimdi kötü olsan da sen bana söylemezsin ki üzülmeyeyim diye" deyip gidiyor ve bunu gün içerisinde defalarca tekrar ediyor. ne yapayım kadın, canım yanıyor elbet ama seninkini de yakmanın ne alemi var.
devamını gör...
vaftizci yahya
vaftizci yahya, ioannes vaptistis, ioannes prodromos veyahut yahya peygamber; isa mesih'in müjdecisi, hıristiyanlıkta aziz ve melek, islam'da peygamber. isa ile aynı dönemde yaşamıştır.
yahya'nın ailesi bakire meryem'in akrabasıydı. meryem isa ile müjdelendiğinde elisabeth yahya'ya hamileydi ve isa'dan altı ay önce yahya doğdu. ikisinin annesi de birbirlerinin hayatlarında sahip olacakları etkiyi bilmelerine rağmen, çocuklar ne birlikte büyüdü ne de çok görüştü, incilde de bu bahisler pek geçmiyor.
çöllerde yaşayan, deve tüyü gocuk giyip çekirge ve yaban balı yiyerek hayatta kalan münzevi yahya; ürdün nehri kıyısında kıyametin yaklaşması, cennet'in krallığı'nın yakında geleceği, mesih'in dünyaya gelişi gibi konularda vaazlar veriyordu. yakın çevredeki insanlar da akın akın vaaz dinleyip nehirde vaftiz olmak için yahya'ya gelmeye başladılar. diyordu ki yahya, ben sizi suyla vaftiz ediyorum. ancak gelecek olan sizi kutsal ruh ve ateşle vaftiz edecek. gelecek olan bir gün geldi ürdün nehri'ne, yahya'dan kendisini vaftiz etmesini istedi. yahya karşı çıktı; ben seni vaftiz etmeye muktedir değilim. ancak sen kutsal ruh'la vaftiz edebilirsin, sen beni vaftiz et. isa da ona karşı çıktı, herkesi nasıl vaftiz ediyorsa onu da o şekilde nehirde vaftiz etmesini istedi. yahya isa'yı nehrin sularında vaftiz etti, gökyüzünde bir beyaz güvercin şeklinde kutsal ruh göründü ve baba, "sen benim oğlumsun, ve senden hoşnutum." dedi.
vaftiz sahnesi, sağda eşlikçi melekler ve solda yahya, nehrin içinde ürdün nehri ve poseidon? personifikasyonu. kutsal ruh gökten inmekte.

isa vaftizden sonra ayrılarak vaazlarına devam etti. bir süre sonra da yahya'nın vaazları sebebiyle kral antipas tarafından hapsedildiği duyuldu. yahya'nın mahkumluğu devam ederken kimse idamını beklemiyordu muhtemelen, çünkü zaten yahudiye dediğiniz yer dünyanın peygamber üretim merkezi. ancak herodias'ın başka planları vardı. isa'nın doğumu sırasında yahudiye kralı olan büyük herod'un torunu olan herodias, eşi kral ii.herod'un ölümünden sonra yeni kral herod antipas ile evlenmişti ve ilk evliliğinden salome isimli bir kızı vardı. bu kadın nedense yahya'dan nefret ediyordu. kral antipas'ın da üvey kızı salome'de gözü vardı. antipas'ın doğum günü kutlamaları sırasında salome'nin herkesin ortasında dans etmesi karşılığında antipas ona her şeyi vaat etti, krallığının yarısına kadar her şeyi. salome dansını yapıp herkesi mest etti, annesine koştu ve ne istemesi gerektiğini sordu. herodias kim bilir ne kadar zamandır beklediği cevabı verdi: yahya'nın başı. antipas da yahya'yı hemen idam ettirip başını bir tepsi içinde salome'ye sundu.
maalesef yahya hades'e* gitti, zira insanları ve mesih'i o vaftiz etmesine rağmen kendisi vaftiz edilmemişti, kaderin küçük bir oyunu. mesih dirildikten sonra hades'e indi* ve vaftiz olamadıkları için orada bulunan kutlu kişileri çıkardı; bazıları adam-adem, eve-havva, david-davud, solomon-süleyman ve ioannes-yahya.
yahya ikonografide farklı şekillerde tasvir edilir; dört atribüsü vardır. hırpani kıyafetler ve birbirine karışmış saç-sakal en belirgin olanıdır. bunun yanı sıra genellikle melek kanatlı olarak resmedilir, zira kendisi çöl meleğidir. melek biçiminde tasvir edilen nadir insanlardandır. diğer iki atribüsü elinde tuttuklarıdır, ya üzerinde pasajlar yazılı açık bir rotulus ya da tepsi içinde kendi başını tutmaktadır; ikisi birden olduğu da görülebilir. en çok öne çıktığı sahnelerden biri de deesis sahnesidir, bu sahnede izleyiciye göre meryem solda, yahya sağda durmuş, tahtta oturan isa'dan insanların kurtuluşu için şefaat dilenmektedirler.
yahya'nın rölikleri konusu da çok tartışmalıdır, pek çok baş röliği farklı dini merkezlerde bulunur. her dönem farklı bir yahya başı ortaya çıkmıştır ve büyük ihtimalle hiç biri gerçek değildir. gerçeğe en yakın olabilecek olanlardan bir tanesi, zamanında athos dağı'ndaki vatopedi manastırı'nda bulunmakta idiyse de, 19.yüzyılda bir süre sergilenmek için ödünç verildiği çarlık rusyası buna çökmüş ve bir daha geri vermemiştir. yahya'nın isa'yı vaftiz ettiği sağ eli ise günümüzde bir röliker içerisinde topkapı sarayı kutsal emanetler müzesindedir.
yahya'nın ailesi bakire meryem'in akrabasıydı. meryem isa ile müjdelendiğinde elisabeth yahya'ya hamileydi ve isa'dan altı ay önce yahya doğdu. ikisinin annesi de birbirlerinin hayatlarında sahip olacakları etkiyi bilmelerine rağmen, çocuklar ne birlikte büyüdü ne de çok görüştü, incilde de bu bahisler pek geçmiyor.
çöllerde yaşayan, deve tüyü gocuk giyip çekirge ve yaban balı yiyerek hayatta kalan münzevi yahya; ürdün nehri kıyısında kıyametin yaklaşması, cennet'in krallığı'nın yakında geleceği, mesih'in dünyaya gelişi gibi konularda vaazlar veriyordu. yakın çevredeki insanlar da akın akın vaaz dinleyip nehirde vaftiz olmak için yahya'ya gelmeye başladılar. diyordu ki yahya, ben sizi suyla vaftiz ediyorum. ancak gelecek olan sizi kutsal ruh ve ateşle vaftiz edecek. gelecek olan bir gün geldi ürdün nehri'ne, yahya'dan kendisini vaftiz etmesini istedi. yahya karşı çıktı; ben seni vaftiz etmeye muktedir değilim. ancak sen kutsal ruh'la vaftiz edebilirsin, sen beni vaftiz et. isa da ona karşı çıktı, herkesi nasıl vaftiz ediyorsa onu da o şekilde nehirde vaftiz etmesini istedi. yahya isa'yı nehrin sularında vaftiz etti, gökyüzünde bir beyaz güvercin şeklinde kutsal ruh göründü ve baba, "sen benim oğlumsun, ve senden hoşnutum." dedi.
vaftiz sahnesi, sağda eşlikçi melekler ve solda yahya, nehrin içinde ürdün nehri ve poseidon? personifikasyonu. kutsal ruh gökten inmekte.

isa vaftizden sonra ayrılarak vaazlarına devam etti. bir süre sonra da yahya'nın vaazları sebebiyle kral antipas tarafından hapsedildiği duyuldu. yahya'nın mahkumluğu devam ederken kimse idamını beklemiyordu muhtemelen, çünkü zaten yahudiye dediğiniz yer dünyanın peygamber üretim merkezi. ancak herodias'ın başka planları vardı. isa'nın doğumu sırasında yahudiye kralı olan büyük herod'un torunu olan herodias, eşi kral ii.herod'un ölümünden sonra yeni kral herod antipas ile evlenmişti ve ilk evliliğinden salome isimli bir kızı vardı. bu kadın nedense yahya'dan nefret ediyordu. kral antipas'ın da üvey kızı salome'de gözü vardı. antipas'ın doğum günü kutlamaları sırasında salome'nin herkesin ortasında dans etmesi karşılığında antipas ona her şeyi vaat etti, krallığının yarısına kadar her şeyi. salome dansını yapıp herkesi mest etti, annesine koştu ve ne istemesi gerektiğini sordu. herodias kim bilir ne kadar zamandır beklediği cevabı verdi: yahya'nın başı. antipas da yahya'yı hemen idam ettirip başını bir tepsi içinde salome'ye sundu.
maalesef yahya hades'e* gitti, zira insanları ve mesih'i o vaftiz etmesine rağmen kendisi vaftiz edilmemişti, kaderin küçük bir oyunu. mesih dirildikten sonra hades'e indi* ve vaftiz olamadıkları için orada bulunan kutlu kişileri çıkardı; bazıları adam-adem, eve-havva, david-davud, solomon-süleyman ve ioannes-yahya.
yahya ikonografide farklı şekillerde tasvir edilir; dört atribüsü vardır. hırpani kıyafetler ve birbirine karışmış saç-sakal en belirgin olanıdır. bunun yanı sıra genellikle melek kanatlı olarak resmedilir, zira kendisi çöl meleğidir. melek biçiminde tasvir edilen nadir insanlardandır. diğer iki atribüsü elinde tuttuklarıdır, ya üzerinde pasajlar yazılı açık bir rotulus ya da tepsi içinde kendi başını tutmaktadır; ikisi birden olduğu da görülebilir. en çok öne çıktığı sahnelerden biri de deesis sahnesidir, bu sahnede izleyiciye göre meryem solda, yahya sağda durmuş, tahtta oturan isa'dan insanların kurtuluşu için şefaat dilenmektedirler.
yahya'nın rölikleri konusu da çok tartışmalıdır, pek çok baş röliği farklı dini merkezlerde bulunur. her dönem farklı bir yahya başı ortaya çıkmıştır ve büyük ihtimalle hiç biri gerçek değildir. gerçeğe en yakın olabilecek olanlardan bir tanesi, zamanında athos dağı'ndaki vatopedi manastırı'nda bulunmakta idiyse de, 19.yüzyılda bir süre sergilenmek için ödünç verildiği çarlık rusyası buna çökmüş ve bir daha geri vermemiştir. yahya'nın isa'yı vaftiz ettiği sağ eli ise günümüzde bir röliker içerisinde topkapı sarayı kutsal emanetler müzesindedir.
devamını gör...
2 şubat 2021 kadıköy'de 7 günlük toplantı yasağı
kadıköy kaymakamlığı'nın taze kararı.
kaymakamlık, ilçedeki tüm kapalı ve açık alanlarda 7 gün süreyle her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaklandığını duyurdu.
......................................
bundan sonrası haber niteliği taşımıyor
haberden sonraki bir iki sorum ve yorumum:
öncelikle toplantı olması için en az kaç kişi gerekiyor? şimdi ben bir arkadaşımla bankın iki ucunda toplanabilecek miyim?
korkmayın insanlardan bu kadar.
kadıköy boğa heykeli çevresi, süreyya opera binasının önü, rıhtım beşiktaş iskelesi civarı son yıllarda çok farklı amaçlarla insanların toplandığı, protestolarda bulunduğu alanlar olmuştur.
bazen polis bir duyum alır, ya da duyum almasa bile gösteri beklenen potansiyel bir gün vardır, tarihsel olayların yıl dönümleri vs
hemen 3-4 otobüs çevik kuvvet gelir söğütlüçeşme caddesine.
bazen yetmez toma gelir, aaa bugun fenerin maçı mı vardı dersin sonra bahariyenin girişinde 3-5 kişi bir iki pankart görürsün.
bazen bu da yetmez helikopter uçar dakikalarca, döner durur havada.
sebepsiz yere halitağa caddesi postal kokar. gelip geçen insanlara göz dağı verircesine dikilir robocop polisler.
muhalif seslerden korkmamak lazım.
farklı ses, farklı düşünce adaleti getirir, doğruyu buldurur. illegal varsa bul, yakala, adil yargıla. gerekirse cezasını ver. her eylemciye terörist demek acınası bir acizliktir. vicdansızlıktır.
eylemlerde hikaye çoğunlukla aynıdır.
kaldırım taşları söküldü, otobüs durakları parçalandı, mağaza camları indirildi vs. bunlar anarşist, devlet malına zarar veriyorlar falan filan. göstericiler arasındaki kendini bilmezler olabilir, yasadışı örgüt üyesi olabilir, polisin provokatörü olabilir, vandalist işler karışır gösteriye.
1000 kişiden 10'udur bunu yapan, ama sonuçta eylem halkın gözünde değer kaybeder, destek azalır.
boğaziçi'nde de durum aynı. yok aşağı bak demedi aşağıdan git dedi. yok eylemeciler öğrenci değil.
esas meseleyi unuttur gitsin.
uzun yıllar cumhurbaşkanları rektör atamalarında üniversite içinde en çok oy alan adayı atamıştır. nadiren en çok oy alan ikinci aday atanmıştır. şimdi üniversite içi seçimi bırak tepeden geliyor rektör. bu çürümüşlük değildir de nedir? buna itiraz etmesin mi insanlar? kabul mü etsinler? onlarda düzgün protesto etsinler canım diyenler üst paragrafı tekrar okuyabilir.
evet, eğer uzatılmazsa veya kaldırılmazsa kadıköy ilçesinde 7 gün toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağı var.
metrobüse koştururken mesafeli olun,
modadaki banklarda bira içerken tek takılın.
kaymakamlık, ilçedeki tüm kapalı ve açık alanlarda 7 gün süreyle her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaklandığını duyurdu.
......................................
bundan sonrası haber niteliği taşımıyor
haberden sonraki bir iki sorum ve yorumum:
öncelikle toplantı olması için en az kaç kişi gerekiyor? şimdi ben bir arkadaşımla bankın iki ucunda toplanabilecek miyim?
korkmayın insanlardan bu kadar.
kadıköy boğa heykeli çevresi, süreyya opera binasının önü, rıhtım beşiktaş iskelesi civarı son yıllarda çok farklı amaçlarla insanların toplandığı, protestolarda bulunduğu alanlar olmuştur.
bazen polis bir duyum alır, ya da duyum almasa bile gösteri beklenen potansiyel bir gün vardır, tarihsel olayların yıl dönümleri vs
hemen 3-4 otobüs çevik kuvvet gelir söğütlüçeşme caddesine.
bazen yetmez toma gelir, aaa bugun fenerin maçı mı vardı dersin sonra bahariyenin girişinde 3-5 kişi bir iki pankart görürsün.
bazen bu da yetmez helikopter uçar dakikalarca, döner durur havada.
sebepsiz yere halitağa caddesi postal kokar. gelip geçen insanlara göz dağı verircesine dikilir robocop polisler.
muhalif seslerden korkmamak lazım.
farklı ses, farklı düşünce adaleti getirir, doğruyu buldurur. illegal varsa bul, yakala, adil yargıla. gerekirse cezasını ver. her eylemciye terörist demek acınası bir acizliktir. vicdansızlıktır.
eylemlerde hikaye çoğunlukla aynıdır.
kaldırım taşları söküldü, otobüs durakları parçalandı, mağaza camları indirildi vs. bunlar anarşist, devlet malına zarar veriyorlar falan filan. göstericiler arasındaki kendini bilmezler olabilir, yasadışı örgüt üyesi olabilir, polisin provokatörü olabilir, vandalist işler karışır gösteriye.
1000 kişiden 10'udur bunu yapan, ama sonuçta eylem halkın gözünde değer kaybeder, destek azalır.
boğaziçi'nde de durum aynı. yok aşağı bak demedi aşağıdan git dedi. yok eylemeciler öğrenci değil.
esas meseleyi unuttur gitsin.
uzun yıllar cumhurbaşkanları rektör atamalarında üniversite içinde en çok oy alan adayı atamıştır. nadiren en çok oy alan ikinci aday atanmıştır. şimdi üniversite içi seçimi bırak tepeden geliyor rektör. bu çürümüşlük değildir de nedir? buna itiraz etmesin mi insanlar? kabul mü etsinler? onlarda düzgün protesto etsinler canım diyenler üst paragrafı tekrar okuyabilir.
evet, eğer uzatılmazsa veya kaldırılmazsa kadıköy ilçesinde 7 gün toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağı var.
metrobüse koştururken mesafeli olun,
modadaki banklarda bira içerken tek takılın.
devamını gör...
testinin içinde ne varsa dışarı o sızar
birde içinde bir şey yoksa bak sen sürprize.
bomboş insanla zamanı heder etmesi de acı.
bomboş insanla zamanı heder etmesi de acı.
devamını gör...
anneler günü
cılkı çıktı biliyorum. kapitalizmin çamura bulayıp balçığa sapladığı, kirlettiği günlerden biri bu da.
ancak; anne denince ben de biraz yamuluyorum. anne olmadığım için de bir çocuk okutmak ve üç köpeğime "kölelik" etmekten başka bir bok da bilmiyorum ne yazık ki. anneliğin ne olduğunu kendi üzerimden tarif edemiyorum bu yüzden. ama; annemden görmüştüm annelik nasıl bir şeydir, nasıl sarıp sarmalar, nasıl güven verir, nasıl eksik giderir, sıcaklık nedir, sevgi nedir, özveri nedir, mutluluk vermek nedir, şefkat nedir.
bir anneyi sevmek kıyaslanamaz, vazgeçilemez bir şey. ben tatmadım ama eminim anneler de evlatlarını kıyaslanamaz, vazgeçilemez şekliyle sever.
bütün annelerin ve çocukları annelik şefkatiyle kucaklayıp saran, seven, kollayan bütün kadınların günü kutlu olsun!..
kathe kollwitz, "woman with dead child", gravür, 1903
ancak; anne denince ben de biraz yamuluyorum. anne olmadığım için de bir çocuk okutmak ve üç köpeğime "kölelik" etmekten başka bir bok da bilmiyorum ne yazık ki. anneliğin ne olduğunu kendi üzerimden tarif edemiyorum bu yüzden. ama; annemden görmüştüm annelik nasıl bir şeydir, nasıl sarıp sarmalar, nasıl güven verir, nasıl eksik giderir, sıcaklık nedir, sevgi nedir, özveri nedir, mutluluk vermek nedir, şefkat nedir.
bir anneyi sevmek kıyaslanamaz, vazgeçilemez bir şey. ben tatmadım ama eminim anneler de evlatlarını kıyaslanamaz, vazgeçilemez şekliyle sever.
bütün annelerin ve çocukları annelik şefkatiyle kucaklayıp saran, seven, kollayan bütün kadınların günü kutlu olsun!..
kathe kollwitz, "woman with dead child", gravür, 1903
devamını gör...
kedi
gece sabaha kadar ayak ucumda uyuyan, bebeğim ağladığında benden önce koşan, üşüdüğünde yorganı aç yatacağım tarzı pati atması, ben istediğimde değil o istediğinde sevebildiğim yegane güzel kızım.
devamını gör...
amarthiel
efendim kendisi nadide yazarlarımızdan biri olup, fevkalade nezaketiyle ve duruşuyla örnek aldığımız birisidir. sözlükte etli sütlüye karışmaz, kalp kirmaz,insan ruhunu incitmeden iki kelam edip inzivaya çekilir. farkedin bu yazarı yoksa değeri bilinmeyip,üzersiniz. bugun de efsane bir şahsiyeti tanıttım. sag olsun. var olsun.sözlükte ışıldasın.
devamını gör...
koruyucu aile
maalesef ki hayata dezavantajlı olarak başlamış çocukların ilgi, sevgi ihtiyaçlarının karşılanması ve yalnız hissetmemeleri açısından elzem bir uygulamadır.
devamını gör...
frank patrick herbert
frank patrick herbert, 1920-1986
türkçe wiki'de üniversiteyi bitirdiği yazmasına rağmen ingilizce wiki'de şöyle diyor: "herbert never graduated from the university; according to his son brian, he wanted to study only what interested him and so did not complete the required curriculum." yani, üniversiteyi bitirmedi, f.herbert, sadece neyle ilgilenmek, ne yapmak istiyorsa onunla ilgilendi, onları yaptı mealinde bir açıklama yapmış oğlu brian.
herbert çok erken yaşlarda yazmaya başladı ve neredeyse hayatı boyunca gazetecilik yaptı. araya, öğretmenlik, fotoğrafçılık, kitap eleştirmenliği ve en önemlisi ekolojik danışmanlık (ki ekolojik danışmanlığı '(gbkz: dune)'da sıkça yararlanacağı bir alandır.) girdi. f. herbert'i dünya çapında üne kavuşturan roman serisi dune, çok uzun bir ön çalışmanın, araştırmanın ürünüdür.
yine ingilizce wiki'de: "ın a 1973 interview, herbert stated that he had been reading science fiction "about ten years" before he began writing in the genre, and he listed his favorite authors as h. g. wells, robert a. heinlein, poul anderson and jack vance." kısaca, bu türde yazmaya başlamadan önce, on yıl boyunca yukarıda işaretlediğim yazarları okuduğunu söylüyor.
yazar, dune romanına önce bir magazin gazetesine yaşadıkları yerin yakınlarında bulunan bir yer hakkında (the oregon dunes) makale olarak başladığını ama makaleyi asla bitirmediğini, dune'u yazma fikrinin de o zaman geliştiğini ve uzun yıllar birinci kitabı yazmak için uğraştığını (altı yıl kadar) söyler.
" 'dune world' from december 1963 and 'prophet of dune' in 1965."
herbert, bu iki kitabı büyük zorluklarla bastırır. fakat kitaplar büyük ilgi çeker. önce 1965'te nebula ödülünü (ki bilimkurgu yazarları için en büyük iki ödülden biridir ve ilk kazananı da dune'la f. herbert'tir.) ve hemen arkasından 1966'da bilimkurgu dünyasının ilk ve en büyük ödülünü -'hugo award'- başka bir yazarla (....and call me conrad by roger zelazny) 'roger zelazny' ile paylaşır.
ondan sonra f. herbert'i kimse tutamaz zaten. romanların arkası gelir. sadece şunu söylemek gerekir ki, frank herbert'in yazdığı bu roman serisi, sadece bir bilimkurgu roman olmanın çok ötesindedir. dune'u bir felsefe kitabı olarak da okuyabiliriz. bir ekoloji destanı olarak da, bir güç ve politika evreni olarak da.
mina urgan bir yazısında şöyle der: "......bazı büyük eserler en az iki katmanlıdır. üst kat, yüzeydeki kat, herkesin anlayacağı düzeydedir. eserin asıl büyüklüğünü, alt katmanın anlamını ise, herkes kolay kolay kavrayamaz......" ben, biraz daha ileri giderek, bunun bir eserin büyüklüğünü anlatan en önemli göstergesi olduğunu savunanlardanım. sadece üst kesim okura, konunun ya da anlatılanın uzmanına seslenen eserler, insanlığa sunmaları gereken yararı sunamıyor gibi gelir bana. tabii bu çok tartışmalı bir konu ve çok fazla tepki de alabilir. bugün çok fazla entelektüel, -bana göre büyük bir kibirle- herkes tarafından anlaşılmak için yazmadıklarını rahatça söyleyebiliyor.
f.herbert 'dune'u;
-çöl gezegeni dune (dune, desert planet)
-dune mesihi (dune messiah)
-dune'un çocukları (children of dune)
-dune'un imparator tanrısı (god emperor of dune)
-dune sapkınları (heretics of dune)
-dune rahibeler meclisi (chapterhouse: dune)
adlarıyla altı kitaplık bir seri olarak yazdı ve son kitabın üzerinde çalışırken 1986'da öldü.
ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson bu evreni (tıpkı star wars evreni gibi) asıl dune evrenini hazırlayan yeni serileri yaratmak için büyük bir üretkenlikle kullandılar. f. herbert'in yazdığı dune evreninde ve f. herbert'in yazdığı asıl dune serisine hazırlık olarak üçer kitaplık üç seri yarattılar. hatta okuyanların dikkatini çekmiştir, bu evrenin asıl merkezi olan dune gezegeni, ilk olarak gezegenbilimci pardot kynes'ın dune'a gelmesiyle başlar ve hepimizin aklına geldiği gibi bu karakterde, brian herbert, babası f. herbert'i simgeleyen bir karakter yaratmıştır.
yenilerde dune serisinin, (oğlunun söylemiyle, bir bankanın kiralık kasasından bulup çıkardıkları, babasının serinin son kitabına ilişkin notlarından yararlanarak yazdıkları) son kitap (7. kitap) iki cilde bölündü ve bildiğim kadarıyla ilk cildi türkçeye çevrildi ve basıldı ama diğer cildin türkçeye çevrilip çevrilmediğini şu an itibariyle öğrenemedim, öğrendiğimde buraya eklerim.
aşağıya daha önce dune'la ilgili olarak yaptığım başka bir çalışmanın ürünü olan 'f. herbert; dune evreni' ile ilgili türkçeye çevrilmiş ve basılmış, türkçeye çevrilmemiş ve basılmamış bütün kitapları içeren bir liste bırakıyorum.
ve kapanışı, arthur c. clarke'ın, 'dune'la ilgili olarak söylediği; "dune, yüzüklerin efendisi ile kıyaslanabilecek tek şaheser kurgu romandır." sözleriyle yapmak istiyorum.
dune kitaplar listesi:
(+işaretli kitaplar yazar tarafından, diğerleri, yazarın ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson tarafından yazılmıştır.)
kronolojik sıra:
-hunting harkonnens – harkonnen avı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the butlerian jihad – butleryan cihadı (kabalcı yayınevi-2005)
-whipping mek – dövüş meki (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the machine crusade – makinelerin seferi (kabalcı yayınevi-2005)
-the faces of a martyr – bir şehidin hatırlanışı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2006)
-the battle of corrin – corrin savaşı (kabalcı yayınevi-2006)
-sisterhood of dune (türkçeye çevrilmedi)
-mentats of dune (türkçeye çevrilmedi)
-red plague (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-navigators of dune (türkçeye çevrilmedi)
-house atreides (1999) – atreides hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house harkonnen (2000) – harkonnen hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house of corrino (2001) – corrino hanedanı (kabalcı yayınevi-2004)
-wedding silk (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
+dune çöl gezegeni (sarmal, 1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2015)
-a whisper of caladan seas (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-paul of dune (türkçeye çevrilmedi)
-the road to dune (türkçeye çevrilmedi)
+dune messiah – dune mesihi (sarmal,1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
-the winds of dune (türkçeye çevrilmedi)
+children of dune – dune’un çocukları (sarmal, 1998/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
+god emperor of dune – dune’un imparator tanrısı (sarmal yayınevi-1999) dune tanrı imparatoru (kabalcı yayınevi-2009) dune tanrı imparatoru (ithaki, 2017)
+heretics of dune – dune’un kafirleri (sarmal yayınevi-1999) dune sapkınları (kabalcı yayınevi- 2011)
+chapterhouse dune – dune rahibeler meclisi (mavi ada-2000) dune rahibeler meclisi (kabalcı yayınevi-2012)
-sea child (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-hunters of dune (türkçeye çevrilmedi)
-treasure in the sand (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-the sandworms of dune (türkçeye çevrilmedi)
türkçe wiki'de üniversiteyi bitirdiği yazmasına rağmen ingilizce wiki'de şöyle diyor: "herbert never graduated from the university; according to his son brian, he wanted to study only what interested him and so did not complete the required curriculum." yani, üniversiteyi bitirmedi, f.herbert, sadece neyle ilgilenmek, ne yapmak istiyorsa onunla ilgilendi, onları yaptı mealinde bir açıklama yapmış oğlu brian.
herbert çok erken yaşlarda yazmaya başladı ve neredeyse hayatı boyunca gazetecilik yaptı. araya, öğretmenlik, fotoğrafçılık, kitap eleştirmenliği ve en önemlisi ekolojik danışmanlık (ki ekolojik danışmanlığı '(gbkz: dune)'da sıkça yararlanacağı bir alandır.) girdi. f. herbert'i dünya çapında üne kavuşturan roman serisi dune, çok uzun bir ön çalışmanın, araştırmanın ürünüdür.
yine ingilizce wiki'de: "ın a 1973 interview, herbert stated that he had been reading science fiction "about ten years" before he began writing in the genre, and he listed his favorite authors as h. g. wells, robert a. heinlein, poul anderson and jack vance." kısaca, bu türde yazmaya başlamadan önce, on yıl boyunca yukarıda işaretlediğim yazarları okuduğunu söylüyor.
yazar, dune romanına önce bir magazin gazetesine yaşadıkları yerin yakınlarında bulunan bir yer hakkında (the oregon dunes) makale olarak başladığını ama makaleyi asla bitirmediğini, dune'u yazma fikrinin de o zaman geliştiğini ve uzun yıllar birinci kitabı yazmak için uğraştığını (altı yıl kadar) söyler.
" 'dune world' from december 1963 and 'prophet of dune' in 1965."
herbert, bu iki kitabı büyük zorluklarla bastırır. fakat kitaplar büyük ilgi çeker. önce 1965'te nebula ödülünü (ki bilimkurgu yazarları için en büyük iki ödülden biridir ve ilk kazananı da dune'la f. herbert'tir.) ve hemen arkasından 1966'da bilimkurgu dünyasının ilk ve en büyük ödülünü -'hugo award'- başka bir yazarla (....and call me conrad by roger zelazny) 'roger zelazny' ile paylaşır.
ondan sonra f. herbert'i kimse tutamaz zaten. romanların arkası gelir. sadece şunu söylemek gerekir ki, frank herbert'in yazdığı bu roman serisi, sadece bir bilimkurgu roman olmanın çok ötesindedir. dune'u bir felsefe kitabı olarak da okuyabiliriz. bir ekoloji destanı olarak da, bir güç ve politika evreni olarak da.
mina urgan bir yazısında şöyle der: "......bazı büyük eserler en az iki katmanlıdır. üst kat, yüzeydeki kat, herkesin anlayacağı düzeydedir. eserin asıl büyüklüğünü, alt katmanın anlamını ise, herkes kolay kolay kavrayamaz......" ben, biraz daha ileri giderek, bunun bir eserin büyüklüğünü anlatan en önemli göstergesi olduğunu savunanlardanım. sadece üst kesim okura, konunun ya da anlatılanın uzmanına seslenen eserler, insanlığa sunmaları gereken yararı sunamıyor gibi gelir bana. tabii bu çok tartışmalı bir konu ve çok fazla tepki de alabilir. bugün çok fazla entelektüel, -bana göre büyük bir kibirle- herkes tarafından anlaşılmak için yazmadıklarını rahatça söyleyebiliyor.
f.herbert 'dune'u;
-çöl gezegeni dune (dune, desert planet)
-dune mesihi (dune messiah)
-dune'un çocukları (children of dune)
-dune'un imparator tanrısı (god emperor of dune)
-dune sapkınları (heretics of dune)
-dune rahibeler meclisi (chapterhouse: dune)
adlarıyla altı kitaplık bir seri olarak yazdı ve son kitabın üzerinde çalışırken 1986'da öldü.
ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson bu evreni (tıpkı star wars evreni gibi) asıl dune evrenini hazırlayan yeni serileri yaratmak için büyük bir üretkenlikle kullandılar. f. herbert'in yazdığı dune evreninde ve f. herbert'in yazdığı asıl dune serisine hazırlık olarak üçer kitaplık üç seri yarattılar. hatta okuyanların dikkatini çekmiştir, bu evrenin asıl merkezi olan dune gezegeni, ilk olarak gezegenbilimci pardot kynes'ın dune'a gelmesiyle başlar ve hepimizin aklına geldiği gibi bu karakterde, brian herbert, babası f. herbert'i simgeleyen bir karakter yaratmıştır.
yenilerde dune serisinin, (oğlunun söylemiyle, bir bankanın kiralık kasasından bulup çıkardıkları, babasının serinin son kitabına ilişkin notlarından yararlanarak yazdıkları) son kitap (7. kitap) iki cilde bölündü ve bildiğim kadarıyla ilk cildi türkçeye çevrildi ve basıldı ama diğer cildin türkçeye çevrilip çevrilmediğini şu an itibariyle öğrenemedim, öğrendiğimde buraya eklerim.
aşağıya daha önce dune'la ilgili olarak yaptığım başka bir çalışmanın ürünü olan 'f. herbert; dune evreni' ile ilgili türkçeye çevrilmiş ve basılmış, türkçeye çevrilmemiş ve basılmamış bütün kitapları içeren bir liste bırakıyorum.
ve kapanışı, arthur c. clarke'ın, 'dune'la ilgili olarak söylediği; "dune, yüzüklerin efendisi ile kıyaslanabilecek tek şaheser kurgu romandır." sözleriyle yapmak istiyorum.
dune kitaplar listesi:
(+işaretli kitaplar yazar tarafından, diğerleri, yazarın ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson tarafından yazılmıştır.)
kronolojik sıra:
-hunting harkonnens – harkonnen avı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the butlerian jihad – butleryan cihadı (kabalcı yayınevi-2005)
-whipping mek – dövüş meki (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the machine crusade – makinelerin seferi (kabalcı yayınevi-2005)
-the faces of a martyr – bir şehidin hatırlanışı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2006)
-the battle of corrin – corrin savaşı (kabalcı yayınevi-2006)
-sisterhood of dune (türkçeye çevrilmedi)
-mentats of dune (türkçeye çevrilmedi)
-red plague (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-navigators of dune (türkçeye çevrilmedi)
-house atreides (1999) – atreides hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house harkonnen (2000) – harkonnen hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house of corrino (2001) – corrino hanedanı (kabalcı yayınevi-2004)
-wedding silk (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
+dune çöl gezegeni (sarmal, 1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2015)
-a whisper of caladan seas (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-paul of dune (türkçeye çevrilmedi)
-the road to dune (türkçeye çevrilmedi)
+dune messiah – dune mesihi (sarmal,1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
-the winds of dune (türkçeye çevrilmedi)
+children of dune – dune’un çocukları (sarmal, 1998/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
+god emperor of dune – dune’un imparator tanrısı (sarmal yayınevi-1999) dune tanrı imparatoru (kabalcı yayınevi-2009) dune tanrı imparatoru (ithaki, 2017)
+heretics of dune – dune’un kafirleri (sarmal yayınevi-1999) dune sapkınları (kabalcı yayınevi- 2011)
+chapterhouse dune – dune rahibeler meclisi (mavi ada-2000) dune rahibeler meclisi (kabalcı yayınevi-2012)
-sea child (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-hunters of dune (türkçeye çevrilmedi)
-treasure in the sand (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-the sandworms of dune (türkçeye çevrilmedi)
devamını gör...
domestic hıyar
daha ilk bakışta " bu adam delinin teki!" demiştim. ve hala sözlerimin arkasındayım. bilen bilir delileri ve manyakları ayrı bir severim. bu adam da bunlardan biri.
bendeki yeri çok çok ayrıdır, her konuda.
birçok şarkıda da bir şekilde buluşuruz. zaten bu noktada kendisine oldukça gıcık oluyorum. yahu uzun zamandır dinlediğim bir şarkıyla ilgili tanım gireceğim. bir bakıyorum domestic çoktaaan girmiş. neyse ki bugün bu konuyu görmezden gelebilirim. iyi günümdeyim sanırım. bir yandan da "iyi ki" günüm tabii. yıllar önce bugün doğmuş bu deli. iyi ki de doğmuş.
musmutlu ve arılı yıllar... geri kalanı kendisi biliyor zaten. ne çok keşke, ne çok iyi ki...
buraya bir şarkı bırakıyorum, bizimkilerden...
open.spotify.com/track/45uD...
bendeki yeri çok çok ayrıdır, her konuda.
birçok şarkıda da bir şekilde buluşuruz. zaten bu noktada kendisine oldukça gıcık oluyorum. yahu uzun zamandır dinlediğim bir şarkıyla ilgili tanım gireceğim. bir bakıyorum domestic çoktaaan girmiş. neyse ki bugün bu konuyu görmezden gelebilirim. iyi günümdeyim sanırım. bir yandan da "iyi ki" günüm tabii. yıllar önce bugün doğmuş bu deli. iyi ki de doğmuş.
musmutlu ve arılı yıllar... geri kalanı kendisi biliyor zaten. ne çok keşke, ne çok iyi ki...
buraya bir şarkı bırakıyorum, bizimkilerden...
open.spotify.com/track/45uD...
devamını gör...
elma kokan salon
hayata, nerden baksam iyi olurum-iyi ederim minvalinde baktığım, kahverengi gözlerimden
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
devamını gör...





