uzun uzun olgunluk belirtileri yazmak yerine yüce insan epiktetos'a göre bir tanım yapmak istiyorum. bu tarz insanların sayısı oldukça az ve her zaman rastlanmaz o yüzden şiddetle tavsiye ederim rastliyorsaniz bu tarz kişilere kıymetini bilin!!!

kimseyi övmeyen,
kimseyi kötülemeyen,
kimseden yakınmayan,
kimseden şikayet etmeyen insan
olgun insandır.

"epiktetos"
devamını gör...

her türlü bilgi için aşağıdaki başlığa gidebilirsin.
(bkz: çaylaklık sistemi)
devamını gör...

bunlar ilk seçildikleri zaman da, msp gömleğini çıkarmışlardı, her insan değişir bizde üstümüzde ki gömleği çıkardık değiştik demişti.
çıkardığı gömlek milli görüş gömleği idi.
devamını gör...

merak ettiğim bunu ortaya kim çıkardı. bunu iddia ederken ne dedi?
-geçenlerde porno izliyordum bir baktım bizim almancacı makineli tüfek gibi...
+porno mu izliyordun?
-yok abi arkadaş izlemiş görmüş bana söyledi bende o yüzden şeyaptım yoksa ne işim olur pornoyla.
devamını gör...

şirkette çalışmaya başlayalı bir sene oldu olmadı. benimle birlikte çalışan stuttgart'lı bir eleman var. böyle tıknaz, iyi huylu, tatlı bir herif ama imkanı yok o boktan schwäbisch aksanı yüzünden anlaşamıyoruz. bir gün nefes nefese geldi bu yanıma. koşmaktan yüzü kıpkırmızı olmuş. bir şeyler anlatıyor hızlı hızlı. ulan konu kimya gayet eminim yani ama adamın dediklerinden bir bok anlamıyorum aksanı yüzünden. hani artık lan acaba bana başka bir bölüm mü okuttular diye düşünüyorum. en son benim boş boş yüzüne baktığımı fark edince ingilizce konuşmaya başladı. zaten yarım yamalak ingilizcesi bir de aksanı yüzünden yine bir şey anlamadım. baktı olacak gibi değil. çıkarttı eldivenleri telefona çat çat bir şey yazdı. sonra ekrana bakıp türkçe demeye bin şahit diyeğimiz bir türkçe ile dedi ki:

"islagak lab yangin çıkti a.. koyim"

bir yandan endişeden aklım çıktı birine bir şey mi oldu diye wet lab'a koşturdum ama adamın derdini anlatamayıp çeviri kullanmasına mı yanayım küfür etmesine mi kahkaha atayım bilemedim.

sonradan işin aslı ortaya çıktı tabi. adamın rizeli bir meslektaşı olmuş zamanında. o a. koyayım'ı türkçe'de cümleyi pekiştirecek bir kelime diye öğretmiş* çok kibar da bir adam. yazık günah. işten ayrıldığı sürece kadar her gün özür dilerdi.
devamını gör...

çok ama çok sevdiğim değerli hekimdir kendisi. otizm hakkında şurada değerli fikirlerini belirtmiş. yorumlarda biri hocam siz asperger değilsiniz diyip teşhisi koymuş. bir doktora mevcut sağlık durumu hakkında teşhis koyabilen muhtemel ev hanımı hanımefendiye buradan çok selamlarımı iletiyorum.

bir ara biriyle sohbet ederken asperger sendromu olduğumu söylemiştim. bu teşhis bir hekim ve bir psikolog tarafından doğrulandığı halde bana asperger sendromu olamayacağımı söylemişti. yalan söylediğimi çok açık şekilde belirtmişti. bir başkası ise canımı yakmak için asperger sendromu ile kendimi acındırdığımı iddia etmişti. asperger sendromunun bana getirdiği müthiş yetenekler var ve bu sendrom ile kendimi acındırıyorum? nasıl mümkün olabilir bilemiyorum. bir başka seferinde oyuna her seferinde tam söylediğim saatte girmem oyuncuların dikatimi çekmişti. bu dakikliğimin sebebinin asperger sendromu olduğunu söylediğim zaman ah canım diyip müthiş bir sefkat ile yaklaşmışlardı. bunun gurur kırıcı olduğunu bile anlamayan empatiden yoksun tipler sanıyor ben empati yapamıyorum. canları sağ olsun.

asperger sendromu olduğumu elimden geldiği kadar çok fazla insana söylüyorum. bunu yapma sebebim benim gibi asperger sendromluların önünü açabilmek aslında. bakın asperger sendromluyum ve çalışabiliyorum, sohbet edebiliyorum, elimden geldiği kadar bu çevreye uyum sağlayabiliyorum. yarın bir işe asperger sendromlu biri başvurunca beni tanıyan nerdeyse herkes o kişiye öncelik verecek. çünkü disiplinli, dakik, kendine has yetenekleri olan biriyle çalışacağını bilecekler. otizmli diyip bir köşeye atmayacaklar onu. bu yüzden özellikle belirtiyorum bu durumu. otizmlilere destek olmaya çalışıyorum.

bu nedenle ben oytun hocayı çok seviyorum. müthiş iyi bir örnek. bir asperger sendromlunun kendisini gayet iyi şekilde ifade edebileceğini, toplumda bir yeri olduğunu ve dahi hekimlik yapabileceğini gösteriyor. ve daha önemlisi otizmli olduğu halde bir şekilde hayata var gücü ile tutunmuş bu insan çoğunluk tarafından bu yönüyle değil, tek bir yanlışı ile bilinir hale geldi. alkışlamak gerekirken o elleri linç etmek için kullandılar. klavye üzerinden vatan kurtarma sevdasına yenik düştüler haspamlar.

ne hissetti çok merak ediyorum. düşünsene farklı doğuyorsun. yaşıtların sokaklarda koştururken sen evde oturup 2 saat boyunca dönen çamaşır makinesini izliyorsun. okuma yazmayı kendi başına öğreniyorsun ama seni kitaptan bakarak ders anlatan öğretmenlerin içine atıyorlar. sesleri, kokuları ve ısıyı diğerlerinden daha şiddetli şekilde hissediyorsun. insanların mimiklerini anlamıyorsun. empati yapmak çok zor. ve öyle böyle çoğunluk gibi davranmayı öğreniyorsun. bunu anlatmaktan vazgeçmiyorsun, konuşmalar yapıyorsun ki bir otizmli için çok zordur kalabalık karşısında konuşmak ama inatla insanları bilgilendirmeye çalışıyorsun. seni 30 kişi tanıyor.

ve bir gün bir başka konuda bilgi verince hata yaptığın için seni 300 bin kişi linç ediyor. ölmeni bile istiyorlar. belki 30 yıl boyunca bu peşinden gelecek. hep bu sözlerin ile hatırlanacaksın.

kendisi umarım bu konu hakkında bir gün oturur uzun bir konuşma yapar. bu durumun bir otizmliye ne hissettirdiğini anlatır. çünkü anlatmalı.

otizmi anlattığı konuşma için buyrunuz.



oytun sen ben kalp biz ve rica ediyorum otistik deme yav. otizmli. mucuk.
devamını gör...

kimsenin bir şey beğenmediği sözlük. valla bak!

başlık: siyasi bir konu
yorumlar: bıktık siyasetten, siyaset görmek istemiyoruz.

başlık: meme, toto, el, ayak
yorumlar: bıktık uzuvları görüp dinlemekten. troll istemiyoruz.

başlık: uzay, zaman, kuantum
yorumlar: bilgi istesem bilmem nereye giderim. bilgi başlığı istemiyoruz.

başlık: x yazar, y yazar
yorumlar: sözlük içi konulardaki başlıklardan bıktık. istemiyoruz.

başlık: x sözlük, z sözlük
yorumlar: başka sözlükleri buraya getirmeyin. görmek istemiyoruz.

başlık: 90'lı yıllar ıvır zıvır
yorumlar: yaşlı yazarlar ortamı bozuyor. istemiyoruz.

başlık: sözlük balosu, komiklik, şakalar
yorumlar: kreşe döndü. çoluk çocuk istemiyoruz.

e what are you!

ne kaldı geriye? ne konuşalım? verin hele listeyi de ona göre davranalım biz de. ciddi oluruz eleştiri, cıvık oluruz eleştiri...

kapatın yatın bence siz.
devamını gör...

tamda sözlükle ilgili düşünürken gördüğüm başlıktır, başlıyorum;

*beğeni olmaması, okunmuyor demek değildir, ben beğeni ve favori sayısından çok daha fazla okunduğuna eminim

*tanımları okuyanların, beğenenlerin çoğunun, okuduğunu anlamadığını düşünüyorum, çünkü herkes okuduğu tanımla, kendi arayışı arasında bir bağ bulmak için okuyor, buluyorda,
herkes kendi fikrine +1 arıyor, kimse başka milyonlarca "açı" olabileceğini, belkide kendisinden daha iyi bir bakış açısını başkasının düşünmüş olabileceği ihtimalini "sevmiyor" bence...

birçok konuda, toplumla, insanla, teknolojiyle, hobilerle, siyaset, kent kültürü, yabancı dil, beslenme, uyku sağlık konuları ve bunların birbirlerine etkisi vs ile ilgili birçok tanım yazdım, hem nerden öğrendiğimi paylaştım, uyguladığım bilgileri, okuduklarımdan öğrendiklerimi insanlar üzerinde gözlemlediğimi, üzerine düşündüğümü, oluşan kendi yorumlarımı vs yazdım....
sonuç; en çok etkileşim alan tanımlar en çok okunuyorsa, nickaltı yazısımıdır en çok okunacak olan, yada kadın/erkek midir bu sözlüğe girenlerin tek olayı..

sözlük için moderatörlere önerilerim vardı aslında, açacağım başlıklar vardı ama, okunmak da anlaşılmaya yetmiyor bunu anladım, belkide ben karışık anlatıyorum, yada anlatamıyorum galiba..

birkaç gündür, karbonhidratı fazla kaçırdım, gün ışığı görmedim, belkide o yüzden biraz karamsarım sözlük...
devamını gör...

yeşil - murat
mavi - umut.
devamını gör...

dostum, arkadaşım, kader yoldaşım, şanslı(!) çocuk. insanlar genelde onun hikâyesini pek bilmezler. bilmelerine de gerek yoktur. zira çocuk işçilerin ve emekçilerin hikayelerinin bilinmesi için ekstrem durumlar oluşması gerekir. yoksa o küçük bedenleriyle, vücutları yağ tulumu olmuş, vicdanları pas tutmuş para babalarının getirini götürünü yapmaları önemsenmez. hayatın olağan akışına uygundur tüm bunlar. öyle olması gerekir. zira sistem dediğiniz şey tam olarak böyle kurgulanmıştır. ideal olanı söyler ancak onun dışına çıkılan durumlarda üç maymunu oynar. kimi zaman muz kabuğuna basıp ayağı kaysa da durumu çabuk toparlar. çocuk hakları dediğiniz kavramda zaten egemenlerin cevaz verdiği noktaya kadardır. muz kabuğuna basıp, ayakları kaymadıkça durumu gayet güzel idare ederler. tıpkı insan hakları meselesinde olduğu gibi. modern köleliğin hukuki metinlerini kaleme almak sıçanı incelikle yemek gibi bir şey. insanoğlu artık res mancipi mal sayılmasa da ex persona domini * halen mevcut. sadece modern dünyada bunun için herhangi bir hukuki muameleye ihtiyaç yok. kapitalizm dediğimiz şey bu gereksinimleri ziyadesi ile karşılıyor. neyse zaten mevzumuz bu değil. yeri geldi yazıvereyim dedim. böyle ara ara zırvalama hakkımı kullanıyorum. malum zırvalamak temel insan haklarından bir tanesi. belki de değildir, bilemiyorum, işin o kısmı da karışık...

ne yapıp edip konuyu werner'e bağlamam lazım. çocukluğumuz birlikte geçti. zor zamanlardı. naziler henüz yeni yeni almanya'da borularını öttürmeye başlamışlardı. tabi o zamanlar bu borunun, israfil'in sûr'a üflemesi gibi bir etki doğuracağını kimse bilmiyordu. allah'tan iki kere üfleme şansları olmadı. tek atımlık üflemeleri varmış, o bile dünyanın içine etmelerine yetti. tabi o dönemler ekonomi falan yerlerde sürünüyor. büyük buhran daha yeni yaşanmış. yani nazi atılımı tam anlamıyla başlamamış. bizde alt gelir grubundan gelen ailelerin çocuklarıyız. öyle oyun oynayalım, şımarıklık yapalım vesaire tarzı lükslerimiz yok. çalışmak lazım. hem biliyorsunuz çalışmak özgürleştirir(!) * bizde özgürleşelim madem dedik. daha doğrusu benden ziyade werner böyle söyledi. hergele gitmiş nasıl yapmışsa bize hindenburg'da işe ayarlamış. iş dediğimizde yine milletin getirini götürünü yapmak. ama o paraya da deli gibi ihtiyacımız var. balıklama atladım tabi werner'in bu önerisine. ve biz dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük hava taşıtında işe başlamış bulunduk. daha önce hiç zeplin görmemiştim ama bu zebellah gibi şeyi görünce de zeplin kavramı gözümde bambaşka bir yere oturdu. tanrıların balonu gibi bir şey. zeus, odin, ülgen falan çok rahat seyahat eder bununla. şöyle bir bakıyorsun 245 metre boy var kerkenezde 40 metre de genişlik. ensesi kalınları, kalantorları atlantiğin diğer tarafına taşıyacak sözde. yani hedef bu.

neyse efendim. 6 mayıs 1937'de işe girdikten takriben bir yıl sonra biz yine havalandık. uçuyoruz. özgürleşiyoruz(!) allah var, deli danalar gibi çalışıyoruz. getir götür işi mütehassısı olmuşuz. o derece yani. werner'le kim bulaşıkları daha hızlı yıkayacak, kim yatakları daha hızlı toplayacak kendi aramızda bahis yapıyoruz. yoksa çekilecek iş değil. bu sayede günleri daha keyifli geçiriyoruz. iyi ki de öyle yapmışız. biz yine işlere odaklanmış bir vaziyetteyiz. köpükle, parlat modundayız. normalde iniş yapılacağı zaman bizi pruvaya çağırırlar. ama o gün işler başımızdan aşkın, bulaşıklar bir türlü bitmiyor. bu yüzden de bizi o gün pruvaya çağırmadılar. ne oldu ne bitti anlamadan bir anda sarsıldık. 60 metre falan yükseklik var. halatlar iniş için sarkıtılmış ama bu arada hidrojen dolu balon tutuşmuş durumda. bizim bulunduğumuz noktaya gelmeye başladı alevler. biz alevlerin tersi istikamette kaçırıyoruz. erkekliğin onda dokuzu kaçmak demişler ya! işte o an, o veri güncelleniyor. erkekliğin onda onu kaçmak haline geliyor! biz alevlerden kurtulalım derken şansımız yaver gidiyor, başımızın üzerindeki safra tankı patlıyor ve sırılsıklam oluyoruz. o sırada werner erzakların yüklendiği ambar kapısının önünde olduğumuz fark ediyor. oradan dışarı çıkmayı planlıyoruz. o esnada zeplinin burnu iyice aşağıya doğru sarkıyor. zeminle aramızda 5-6 metre var yok. üç kulhu bir elham okuduktan sonra salıveriyoruz kendimizi aşağıya. daha doğrusu ben okuyorum. werner teslis yapıyor. piste düşüyoruz. oramız buramız yara içinde ama umurumuzda değil. koşmaya başlıyoruz. arkamıza baktığımızda büyük felaketin resmini görüyor ve neyin içinden çıktığımızı anlıyoruz. aradan biraz zaman geçiyor. öyle donmuş bir halde beklerken, werner babasının saatinin zeplinde kaldığını söylüyor. enkazın arasında arasak mı falan gibisinden birkaç kelam daha ediyor. önce manyak mısın lan diyecek oluyorum. sonra buna ihtiyacımız olduğu geliyor aklıma. şoku atlatmamız lazım. hayatla yeniden aramızda bir bağ kurmamız lazım. yahu işte en azından bir şeylerle uğraşmamız lazım. garip bakışların arasında enkazın ortasında dolanmaya başlıyoruz. ve werner büyük bir sevinç kahkahası atıyor. ona doğru bakıyorum. babasının saati elinde. tıkır tıkır çalışıyor. içimden vay babanın şarap çanağı diyorum. metaforu patlatıyorum; demek ki bu dünyadaki zamanın dolmamış kanka! gülüyoruz. bu arada kanka tabiri henüz o zamanlarda literatüre girmiş değil. iki arada bir derede onun kullanımı da hizmete sokmuş bulunuyorum.

işte böyle. ikimizin de verilmiş sadakası varmış ve kefeni yırtmış bulunduk. olayların sonrasında ben kaçak çalışan olduğum için arazi oldum. werner birkaç yerde röportaj falan verdi. ama sonra onu da unuttular. ama hiç mühim değil, yaşamaya devam ettik ya gerisi laf-ü güzaf!

tanım: hindenburg felaketinden sağ çıkmayı başaran, tosbağanın kankası şanslı miço. buradaki kanka tabiri mühim. onu ben buldum!
devamını gör...

andaç haznedaroğlu'nun yönetmenliğini, necati akpınar'ın yapımcılığını üstlendiği, başrollerinde (bkz: engin altan düzyatan) - - - mehmet mahir, (bkz: gülizar nisa uray) - - özlem ve (bkz: belçim bilgin)'in - - - suna paylaştığı şu an netflix'ten yayınlanan filmdir. bana biraz klasik türk filmi havası verdi. netflix'te çok beğenilen kategorisine girmiş ama bence çok mükemmel bir film değil. normal, gün değerlendirilsin, seyredecek bir şeyler olsun diye izlenebilir. bunun yerine ağlamaktan helak olmak istiyorsanız (bkz: kağıttan hayatlar) filmini öneririm.

babasını kaybeden küçük özlem, ünlü bir keman virtüözü olan amcasının yanına taşınmak zorunda kalır. tabi ki de amcası çok ketum, işinden başka kimseyi görmeyen bir adamdır. özlem'i istemez ama biraz da eşinin zoruyla onu yanına alır. ama tabi ki ketum, işine düşkün kendisinden başka kimseyi düşünmeyen adamın eşi suna'da eşinin ketumluğuna sinir olur ve özlem'i yanlarına aldıktan bir süre sonra, özlem'i çok sevmesine rağmen, adamı terk eder. olaylar gelişir özlem ve mehmet mahir arasında tatlı tatlı olaylar yaşanır ve mehmet mahir'de kızı sevmeye başlar, hem keman onları yakınlaştırır hem de mehmet mahir hayata farklı yönde bakmaya başlar. her şeyin farkına varan mehmet mahir eşinin yanına gider ona kendini affettirir. fakat ne hikmet ki yine amca ve yeğen arasına, tam birbirlerine alışmışken, yine bir ayrılık girer ve özlem'i sosyal hizmetler gelir alır. özlem sosyal hizmetlerden ertesi gün kaçar. amcası bunun haberini alır çok önemli bir konseri olmasına rağmen özlemi aramaya çıkar. özlemi bulur ve konserinin olacağı yere birlikte gelirler son sahnede birlikte keman çalarlar ve mutlu son!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

13 mayıs 2014 - soma faciası

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yer sofrasını çok seviyorum, daha samimi ve doğal geliyor.
yemek masasının sıkış sıkışlığı ve kasılmışlığı yok.
bir de arada soğanın ortasına yumruk atıp öyle yiyorum.
soğan hassas noktamızdır, lütfen.
devamını gör...

tipimizin tanımlarımızın önüne geçmemesi için tercih ediliyor. çünkü her ne kadar yok desek de tipe göre yargılama önyargısı bulunuyor insanlarda.
devamını gör...

merakla kimden gelmiş diye koşulan turuncu..
devamını gör...

yoktur, dün tüm modları engellemek başlığına yazdım anında elinde sopayla mesaj kutumda belirdiler. bir de mesajım kapalı yani koç başıyla kırıp girdiler içeri herhalde.
devamını gör...

böyün ramazanın 25. günü bildiğim kadarıyla,hayırlı sahurlar sözlük.
devamını gör...

ölmemeye yetecek miktardaki yiyecek için kullanılan osmanlıca ifade.
devamını gör...

bir veda ya da vuslat. koskocaman metal yığınının içerisindeki bir çok an, bir çok duygu. bazen uzak, bazen yakın. yapmamız gereken sadece hangi iskelede olacağımıza karar vermek. * hoş geldin der gibi mi yoksa hoşça kal der gibi mi sallamalı, o eli?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim