sözlük yazarlarının yaşları
devamını gör...
ihsan hala
bu hafta katarsis'e konuk olmuş ve herkesin sevgisini kazanmış haladır.
ilkokula gittiğinde farketmiş kendindeki değişikliği. süslü bir çocuktum. kıyafetime, giyim tarzıma önem veren biriydim. abilerim,ablalarım vardı ama komşular,etraftaki kişiler beni gördüklerinde "sizin bu oğlan niye bu kadar süslü kiralık mi satılık mı? diye sorarlardı. o zaman annem çok üzülüyordu. çok düşkündüm anneme. beni kızım diye severdi bazen. o beni böyle kabul edip sevmişti. babamla aramızdaki çok bir diyalog geçmezdi. abilerimden çok çektim. şort giydim, kızlarla sek sek oynadım diye çok dövdüler beni, hatta iki dişimi kırmıştı abim, diyerek anlatıyor hayatını.
kaset dükkanında çalışmaya, düğünlerde dans etmeye ve çevresindeki kişilere kendini sevdirmeye başlıyor. annesi kalp hastası olduğu için evin tüm işlerini o görüyor. hem annesine bakıyor hem de babasına. 2002 yılında annesini,annesinin ölümünden 5 ay sonra da babasını kaybediyor. tabut görmeye dayanamıyorum. onları görmeye mezarlığa gittiğimde hiç ağlamam, saatlerce mezarlarının başlarında konuşurum onlarla. üzülmesinler diye ağlamam, ta-ki eve dönme yolunda ağlamaya başlayana kadar.
yüreği kalbi o kadar guzel ki ihsan hala'nın askerliğini önce izmir'de sonra da van'da yapmış. kisa sürede orda da herkesin sevgisini kazanmış.
yillar sonra döndüğü köyünde insanlardan çok çekmiş. önce en yakınları tavır koymuş ona. abileri ve ablası. köylü istememiş onu. ama o yine yılmamış ve sevdirmiş kendini. mahallesindeki caminin temizliğini yapmış, içini yaptırmış. köydeki okulu boyamış, çocukların altına minder sermiş, karınlarını doyurmuş. kimin ihtiyacı varda koşmuş yardima.kısa sürede tüm köylü sevmiş onu.
neden hala diyorlar peki?
9 yaşında köyündeki bir çocuk "hala!!" diye seslenmiş ona. sevmiş,benimsemiş hala kelimesini. kibar bulmuş ve o günden sonra da üstüne yapışmış.
konuşması, tavırları, güçlü kişiliği ve kalbinin güzelliği yüzüne vuran bir insan ihsan hala.
öyle ki yeri geldiğinde "ben onlar için değil kendim için yaşıyorum" diyebilmiş.
öyle güçlü durmuş ki insanların karşısında "ben insanların beni mutlu görmesini isterim, onlara hep gülümserim, ama yalnızken evin içindeyken hıçkıra hıçkıra ağlarım demesini bilmiş".
kalbindeki sevgi o kadar büyük ki, kırmızı ruju, başörtüsü, takma kirpikleri, çiçekli ve cıvıl cıvıl kıyafetleri ile "herkesi çok seviyorum ve seveceğim" diye belirtmiştir.
ilkokula gittiğinde farketmiş kendindeki değişikliği. süslü bir çocuktum. kıyafetime, giyim tarzıma önem veren biriydim. abilerim,ablalarım vardı ama komşular,etraftaki kişiler beni gördüklerinde "sizin bu oğlan niye bu kadar süslü kiralık mi satılık mı? diye sorarlardı. o zaman annem çok üzülüyordu. çok düşkündüm anneme. beni kızım diye severdi bazen. o beni böyle kabul edip sevmişti. babamla aramızdaki çok bir diyalog geçmezdi. abilerimden çok çektim. şort giydim, kızlarla sek sek oynadım diye çok dövdüler beni, hatta iki dişimi kırmıştı abim, diyerek anlatıyor hayatını.
kaset dükkanında çalışmaya, düğünlerde dans etmeye ve çevresindeki kişilere kendini sevdirmeye başlıyor. annesi kalp hastası olduğu için evin tüm işlerini o görüyor. hem annesine bakıyor hem de babasına. 2002 yılında annesini,annesinin ölümünden 5 ay sonra da babasını kaybediyor. tabut görmeye dayanamıyorum. onları görmeye mezarlığa gittiğimde hiç ağlamam, saatlerce mezarlarının başlarında konuşurum onlarla. üzülmesinler diye ağlamam, ta-ki eve dönme yolunda ağlamaya başlayana kadar.
yüreği kalbi o kadar guzel ki ihsan hala'nın askerliğini önce izmir'de sonra da van'da yapmış. kisa sürede orda da herkesin sevgisini kazanmış.
yillar sonra döndüğü köyünde insanlardan çok çekmiş. önce en yakınları tavır koymuş ona. abileri ve ablası. köylü istememiş onu. ama o yine yılmamış ve sevdirmiş kendini. mahallesindeki caminin temizliğini yapmış, içini yaptırmış. köydeki okulu boyamış, çocukların altına minder sermiş, karınlarını doyurmuş. kimin ihtiyacı varda koşmuş yardima.kısa sürede tüm köylü sevmiş onu.
neden hala diyorlar peki?
9 yaşında köyündeki bir çocuk "hala!!" diye seslenmiş ona. sevmiş,benimsemiş hala kelimesini. kibar bulmuş ve o günden sonra da üstüne yapışmış.
konuşması, tavırları, güçlü kişiliği ve kalbinin güzelliği yüzüne vuran bir insan ihsan hala.
öyle ki yeri geldiğinde "ben onlar için değil kendim için yaşıyorum" diyebilmiş.
öyle güçlü durmuş ki insanların karşısında "ben insanların beni mutlu görmesini isterim, onlara hep gülümserim, ama yalnızken evin içindeyken hıçkıra hıçkıra ağlarım demesini bilmiş".
kalbindeki sevgi o kadar büyük ki, kırmızı ruju, başörtüsü, takma kirpikleri, çiçekli ve cıvıl cıvıl kıyafetleri ile "herkesi çok seviyorum ve seveceğim" diye belirtmiştir.
devamını gör...
her şeye anlam yükleyen insan
her sözün hareketin arkasinda acaba bunu bundan mi yapti diye dusunerek kafayi yemek uzere olan insandir. hayattan asla zevk alamaz boyleleri. ayriyeten de kendi hayal dunyalarinda yaşarlar..
devamını gör...
yoga
hem fiziksel hemde ruhsal bir çalışmadır. meditasyon, nefes egzersizleri, esneme, güçlenme gibi fiziksel aktivitelerin asıl amacı zihinsel rahatlığa erişmektir. bir insanın kendine yönelik yapabileceği en iyi yatırımdır *, neden?
****
her şeyden önce sağlık. gün içerisinde yorduğumuz kasların gevşemesi ya da kullanmadığımız kasların çalışması amacıyla yapılır. işleyen demir pas tutmaz efendim. bugünkü ağrı ve yorgunluğumuza çözüm olabilmenin yanı sıra vücudumuzun erken yaşta çökmesine, dolayısıyla da ileride yaşanabilecek fiziksel ağrılara karşı bir önlemdir.
*****
saç telinizden parmak ucunuza kadar her bir dokunuzu tanımayı öğrenir, sınırlarınızı keşfedersiniz; daha da ötesini başarabilirseniz o sınırları genişletirsiniz. size kendimden örnek vereyim, dinleyin. mütemadiyen baş ağrısı yaşarım. bilirsiniz masaj yapılır, ilaçlar içilir, yazmalar düğümlenir ama hepsi geçicidir. var olan hastalığımı geçici çözümlerle iyileştirmeye çalışırken, asıl kaynağını hiç merak etmemişim. yoga size bunun için fırsat veriyor. kaslarınıza kulak vermeyi öğretiyor; siz en son ne zaman konuştunuz kendi bedeninizle? başımın ağrısına asıl sebep olan boynumdaki kasların gerilmesi olduğunu, ve bu gerilmeye de gün içindeki yoğun çalışmamın sebep olduğu farkettiğimde yeni bir bakış kazandım. bir iş yapıyorken boynumdaki kasları mümkün olduğunca serbest bırakmaya çalışıyorum ve inanın bu gerçekten işe yarıyor.
*****
yoga esnasında zihinsel bir dinginlik yaşanması beklenir. meditasyon amaçlı zihnimizi harekete geçirip zihnin içinde ne kadar çöp duygu varsa onlardan kurtulmak amaçlanır. zihninizi düzenlemeyi, neyi nasıl hissettiğinizi anlamanızı, neyin sizi gergin hale getirdiğini, zihninizde size yük olan düşünceleri.. vs anlamanıza yardımcı olur. ki bence bu çok önemli; çünkü gün içerisinde bilinçli/bilinçsiz birçok eylem içindeyken farkında olmadan bize ve çevremize zarar veren huzursuzluğu taşıyoruz zihnimizde. insanın kendini tanımasına, kendinde neyin çalışmadığına odaklanmasına yardımcıdır yoga.*
*****
yoga duruşları genelde sabittir. zorlamadan yaptığınız her hareket ile zihninizi yoklayın. kendinize süre tanıyın. ne var o sırada aklınızda? hayır, o hareket değil sizi zorlayan; bedeniniz yaşıyor, hissediyorsunuz. ölü ağırlığı olan başka bir engeliniz var, inançlarınız, endişeleriniz var. sabrınızı ve gücünüzü etkileyen şeyler var. birine olan öfke belki, ya da kendinize ait bir pişmanlık, peki ya cevap bekleyen mailler? size ağırlık olanı bulup neden bunu taşıdığınızı düşünmelisiniz. zihninizi boşaltmayı, yüklerinizi serbest bırakmayı denemelisiniz. zaman içinde bu çalışmanın stres ve öfke yönetiminize katkısı olacağına emin olabilirsiniz.
*****
yogaseverler bilirler, yeri hissetmek ve temas etmek oldukça önemlidir. sahi, en son ne zaman toprağa bastınız? belki de bizim babannelerimizin yaptıklarını biz modernize edip tekrar yaşıyor olabilir miyiz? ben derim çamurda oynamak, siz deyin yoga. toprağa basmak, yaşadığını hissetmek, dünyada var olduğumuzu farketmek için ayakkabıları çıkarıp yere uzanmak için bizlere sunulan güzel bir fırsattır. ha bir de, gökyüzüne bakmayı unutmayın : )
****
her şeyden önce sağlık. gün içerisinde yorduğumuz kasların gevşemesi ya da kullanmadığımız kasların çalışması amacıyla yapılır. işleyen demir pas tutmaz efendim. bugünkü ağrı ve yorgunluğumuza çözüm olabilmenin yanı sıra vücudumuzun erken yaşta çökmesine, dolayısıyla da ileride yaşanabilecek fiziksel ağrılara karşı bir önlemdir.
*****
saç telinizden parmak ucunuza kadar her bir dokunuzu tanımayı öğrenir, sınırlarınızı keşfedersiniz; daha da ötesini başarabilirseniz o sınırları genişletirsiniz. size kendimden örnek vereyim, dinleyin. mütemadiyen baş ağrısı yaşarım. bilirsiniz masaj yapılır, ilaçlar içilir, yazmalar düğümlenir ama hepsi geçicidir. var olan hastalığımı geçici çözümlerle iyileştirmeye çalışırken, asıl kaynağını hiç merak etmemişim. yoga size bunun için fırsat veriyor. kaslarınıza kulak vermeyi öğretiyor; siz en son ne zaman konuştunuz kendi bedeninizle? başımın ağrısına asıl sebep olan boynumdaki kasların gerilmesi olduğunu, ve bu gerilmeye de gün içindeki yoğun çalışmamın sebep olduğu farkettiğimde yeni bir bakış kazandım. bir iş yapıyorken boynumdaki kasları mümkün olduğunca serbest bırakmaya çalışıyorum ve inanın bu gerçekten işe yarıyor.
*****
yoga esnasında zihinsel bir dinginlik yaşanması beklenir. meditasyon amaçlı zihnimizi harekete geçirip zihnin içinde ne kadar çöp duygu varsa onlardan kurtulmak amaçlanır. zihninizi düzenlemeyi, neyi nasıl hissettiğinizi anlamanızı, neyin sizi gergin hale getirdiğini, zihninizde size yük olan düşünceleri.. vs anlamanıza yardımcı olur. ki bence bu çok önemli; çünkü gün içerisinde bilinçli/bilinçsiz birçok eylem içindeyken farkında olmadan bize ve çevremize zarar veren huzursuzluğu taşıyoruz zihnimizde. insanın kendini tanımasına, kendinde neyin çalışmadığına odaklanmasına yardımcıdır yoga.*
*****
yoga duruşları genelde sabittir. zorlamadan yaptığınız her hareket ile zihninizi yoklayın. kendinize süre tanıyın. ne var o sırada aklınızda? hayır, o hareket değil sizi zorlayan; bedeniniz yaşıyor, hissediyorsunuz. ölü ağırlığı olan başka bir engeliniz var, inançlarınız, endişeleriniz var. sabrınızı ve gücünüzü etkileyen şeyler var. birine olan öfke belki, ya da kendinize ait bir pişmanlık, peki ya cevap bekleyen mailler? size ağırlık olanı bulup neden bunu taşıdığınızı düşünmelisiniz. zihninizi boşaltmayı, yüklerinizi serbest bırakmayı denemelisiniz. zaman içinde bu çalışmanın stres ve öfke yönetiminize katkısı olacağına emin olabilirsiniz.
*****
yogaseverler bilirler, yeri hissetmek ve temas etmek oldukça önemlidir. sahi, en son ne zaman toprağa bastınız? belki de bizim babannelerimizin yaptıklarını biz modernize edip tekrar yaşıyor olabilir miyiz? ben derim çamurda oynamak, siz deyin yoga. toprağa basmak, yaşadığını hissetmek, dünyada var olduğumuzu farketmek için ayakkabıları çıkarıp yere uzanmak için bizlere sunulan güzel bir fırsattır. ha bir de, gökyüzüne bakmayı unutmayın : )
devamını gör...
ödemiş
memleketim olur . rehber paylaşayım size o zaman
gezilecek yerler : pek gezilecek bir yeri yoktur çevresinde herkesin terk ettiği köy olan lübbey köyü vardır , bozdağ'a kışın kayak yapmak için gidebilirsiniz(oradaki işletme hala aktif mi bilmiyorum ),bozdağın daha aşağısında kalan gölcük gölü ise piknik yapmak doğa gezintisi yapmak için tercih edilebilir içinde otel ve kamp vardır.birgi tarihi evler ve eski yerleri gezmeyi seviyorsanız gitmekten keyif
alacağınız bir yerdir ve yine konaklama için uygun yerler vardır .şehrin içine hastane caddesi ni alt üst yaptığınızda hemen her yerini gezmiş olursunuz ,arasta çarşısı , lozan meydanı gibi yerleri de eski çarşı yerlerini gezmeyi sevenler gezebilir. cumartesi günleri pazar kurulur teyyare parkında kadınlar pazarı vardır her türlü el işi örme oya vs bulmanız mümkündür , ulus ve çamlığı da görmenizi tavsiye ederim buralar hep yürüme mesafesinde olan yerlerdir.
ne yenir: hurşit kebab da yağlı ödemiş köfte yemelisiniz , ayrıca hemen her yerde aynı yapılmasına rağmen katırcılar sokağında ki tengül pidecisinden tengül pide yemelisiniz kaçırmamanız gereken bir lezzettir.
benim eyyorlamam bu kadar .
gezilecek yerler : pek gezilecek bir yeri yoktur çevresinde herkesin terk ettiği köy olan lübbey köyü vardır , bozdağ'a kışın kayak yapmak için gidebilirsiniz(oradaki işletme hala aktif mi bilmiyorum ),bozdağın daha aşağısında kalan gölcük gölü ise piknik yapmak doğa gezintisi yapmak için tercih edilebilir içinde otel ve kamp vardır.birgi tarihi evler ve eski yerleri gezmeyi seviyorsanız gitmekten keyif
alacağınız bir yerdir ve yine konaklama için uygun yerler vardır .şehrin içine hastane caddesi ni alt üst yaptığınızda hemen her yerini gezmiş olursunuz ,arasta çarşısı , lozan meydanı gibi yerleri de eski çarşı yerlerini gezmeyi sevenler gezebilir. cumartesi günleri pazar kurulur teyyare parkında kadınlar pazarı vardır her türlü el işi örme oya vs bulmanız mümkündür , ulus ve çamlığı da görmenizi tavsiye ederim buralar hep yürüme mesafesinde olan yerlerdir.
ne yenir: hurşit kebab da yağlı ödemiş köfte yemelisiniz , ayrıca hemen her yerde aynı yapılmasına rağmen katırcılar sokağında ki tengül pidecisinden tengül pide yemelisiniz kaçırmamanız gereken bir lezzettir.
benim eyyorlamam bu kadar .
devamını gör...
vize haftası gelince descartes'a kanka senin felsefen iyiydi not tuttun mu hiç diye soran tip
descartes:
rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmayı yeğlerim.
git notunu kendin tut. gerekirse zayıf not al ama bana bir şey sorma.
tip: havalara bak.
descartes:
yani diyeceğim o ki, ister uyanık olalım ister uykuda, hükümlerimizi ancak berrak bir akılla vermek zorundayız.
tip: sana soranda kabahat.*
rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmayı yeğlerim.
git notunu kendin tut. gerekirse zayıf not al ama bana bir şey sorma.
tip: havalara bak.
descartes:
yani diyeceğim o ki, ister uyanık olalım ister uykuda, hükümlerimizi ancak berrak bir akılla vermek zorundayız.
tip: sana soranda kabahat.*
devamını gör...
joe biden
joe biden'in türkiye stratejisi böyle devam ederse ileri zamanlarda zor günler geçireceğiz.
devamını gör...
ünlülerin isimleri ile hemhal olmuş objeler
hande ataizi - tuvalet penceresi
devamını gör...
rtük'ün trans kadın sebebiyle exxen'e para cezası vermesi
yok saymanızla yok olmuyorlar anlayın artık.
devamını gör...
islam
tarre vizsla yazarımız değişik bir açıdan bakmış ama hicri takvim kullandığı için yıkıldığını söylediği osmanlı devleti 600 yıl yaşadı.
yazar, hristiyanlığın yayılmasını güneş takvimine bağlamış ama roma imparatoru konstantin hristiyanlığı resmi din ilan etmese, avrupa'da bu kadar yayılırmıydı. avrupa'nın yarısı öldürülerek hristiyan yapılmış.
bugün en çok hristiyan yaşayan latin amerika ise, ispanyol sömürgesinin hristiyan olmayan kızılderilileri öldürmesi yüzünden bu dine girmiş.
sahraaltı afrika bile avrupalı sömürge devletlerin baskısıyla hristiyan olmuştur. afrika'da gönüllü hristiyanlar mısır ve etiyopya'dadır.
yazar, hristiyanlığın yayılmasını güneş takvimine bağlamış ama roma imparatoru konstantin hristiyanlığı resmi din ilan etmese, avrupa'da bu kadar yayılırmıydı. avrupa'nın yarısı öldürülerek hristiyan yapılmış.
bugün en çok hristiyan yaşayan latin amerika ise, ispanyol sömürgesinin hristiyan olmayan kızılderilileri öldürmesi yüzünden bu dine girmiş.
sahraaltı afrika bile avrupalı sömürge devletlerin baskısıyla hristiyan olmuştur. afrika'da gönüllü hristiyanlar mısır ve etiyopya'dadır.
devamını gör...
gelecekteki sevgiliye not
oyun arkadaşım olmayacaksan, beni dinlemeyeceksen, ansızın "askiiiim" deyip öpüp, sarılmayacaksan, üzüldüğümde arkanı dönüp gideceksen ve arkamda dağ olmayacaksan, çok sevmeyeceksen, şarkı söyleyip dans etmeyeceksen, dizlerine yatırıp saçlarımla oynamayacaksan gelme. üzme beni, yeter üzüldüğüm be! ha bir de yeni çay demledim, içer misin?
devamını gör...
intihar etmek
yıllar yıllar önce insanlara ve kendime olan inancımı kaybettiğimde gercekleştirdiğim eylemdir.
psikoloğuma 'ama ben bu hayatı yaşayabilecek kadar cesur hissetmiyorum' dediğimde. 'kendini öldürmeye kalkmak daha büyük bir cesaret' demişti. 'yaşarsan ne olacak biliyorsun en en kötülerini yaşadın ama öldüğünde karanlık ne olacak, ne bekliyorsun?'
zihnim, ruhum, duygularım, umutlarım hep karanlıktı zaten benim için makuldu.
sonra bir gün artık dayanamadığımı fark ettim. ve koştum o karanlığa.
sonrası komedidir.
günlerce can çekişmem, insanların sahte vicdan ve merhamet gösterileri, hayatımda olan bir güruh insanın bu eylemi gerçekleştirdiğim için benden dahada uzaklaşması (çünkü mantıklı davranmıyormuşum, mantık?), bana destek olamaya çalışan beni anlamaya çalışan bir iki insan (annem ve babam, hiç unutmam onların tavırlarını. ben beni öldüresiye suçlarlar sanıyorken onlar bana sonsuz merhametlerini bir kez daha hissettirmisti.) bilen duyan insanların garip tavırları falanlar filanlar...
sonrası o kadar berraktır ki.
bir anda bir aydınlanma oldu.
hayata insanlara en önemlisi de kendime bakışım değişti.
kendime saygıda dibi gören ben hayatta ki en kıymetli varlığın en saygı duyulası insanın kendim olduğunu anladım.
şimdi banu sen çok güçlü bir kadınsın diyenler ne yaşadığımı neler atlattığımı bilmiyor. ben bu hayatta en dibi gördüm. kendi öz saygımı, sevgimi kaybettim. o kadar dibe çöktüm ki oradan çıkmanın imkanı yoktu. ama çıktım. öyle ya da böyle o karanlığı geride bıraktım.
şimdi hiç bir şey yıkamaz beni. çünkü ben bu hayatta her şeyin en en zoruna talip oldum ve hep zor olanı yaşadım. savaşmayı gerekirse yenilgiyi kabul etmeyi öğrendim. tek başıma başladığım bu serüveni tek sonlandıracağımı tüm yapı taşlarımla hissettim. kimse için hiçbir şey için kendime olan saygımı ve sevgimi kaybetmemem gerektiğini anladım. ben tektim bu hayatta. ben yoksam ne bir insan vardı nede bu çetrefilli dünya. kimse için yaşamamayı her koşulda sadece kendimi düşünmem gerektiğini de o zamanlar öğrendim. çünkü ben her konuda kendimi ön plana koyarsam kendimi sever kendimi sayar önce kendimi düşünürsem (bu üstün empati gücüyle tabi) hiç kimsenin zarar görmediğine en karlı kendimin çıktığına şahit oldum. her cümlenin zihinde önce benle başlarsa en az bana zarar verdiğini gördüm. şimdi olmuyor mu beni üzen, kıran, sarsan şeyler? tabi ki oluyor ama etkisi en fazla 2 gün sürüyor. bir silkelenmeme bakıyor yeniden kendime gelmem. ben kendimi yangın ya da afet halinde kurtarılacaklar lisetesinde en ön sıraya koydum eskiden 1256. sırada falandım hoş çokta bir fark yokmuş sanki.*
artık şunu çok iyi biliyorum ben bu hayatın iplerini elime almassam o ipler benim ayağıma hatta boğazıma dolanıyor. beni ya deviriyor ya da nefessiz bırakıyor. bu süreçte çok kaybım oldu. ama kazandıklarım hepsinden daha kıymetliydi. ben kendimi kazandım. kendimi sevmeyi saygı duymayı öğrendim. ben beni çok çok çok sevdim.
bu noktalara, bu yılgınlığa, bu karanlığa gelmeden kendinizi fark edip kurtulmanız dileğiyle.
unutma en önce 'ben' bu hayatın ilk kuralıdır.
not: ömrü boyunca bu eşiğe gelmemiş insanların atıp tuttuğu bir başlık olmuş burası. yaşamadığınız bir konuda hüküm ve akıl vermek kolay olur arkadaşlar.
umarım asla o kıyıya vurmazsınız.
saygılar, sevgiler...
psikoloğuma 'ama ben bu hayatı yaşayabilecek kadar cesur hissetmiyorum' dediğimde. 'kendini öldürmeye kalkmak daha büyük bir cesaret' demişti. 'yaşarsan ne olacak biliyorsun en en kötülerini yaşadın ama öldüğünde karanlık ne olacak, ne bekliyorsun?'
zihnim, ruhum, duygularım, umutlarım hep karanlıktı zaten benim için makuldu.
sonra bir gün artık dayanamadığımı fark ettim. ve koştum o karanlığa.
sonrası komedidir.
günlerce can çekişmem, insanların sahte vicdan ve merhamet gösterileri, hayatımda olan bir güruh insanın bu eylemi gerçekleştirdiğim için benden dahada uzaklaşması (çünkü mantıklı davranmıyormuşum, mantık?), bana destek olamaya çalışan beni anlamaya çalışan bir iki insan (annem ve babam, hiç unutmam onların tavırlarını. ben beni öldüresiye suçlarlar sanıyorken onlar bana sonsuz merhametlerini bir kez daha hissettirmisti.) bilen duyan insanların garip tavırları falanlar filanlar...
sonrası o kadar berraktır ki.
bir anda bir aydınlanma oldu.
hayata insanlara en önemlisi de kendime bakışım değişti.
kendime saygıda dibi gören ben hayatta ki en kıymetli varlığın en saygı duyulası insanın kendim olduğunu anladım.
şimdi banu sen çok güçlü bir kadınsın diyenler ne yaşadığımı neler atlattığımı bilmiyor. ben bu hayatta en dibi gördüm. kendi öz saygımı, sevgimi kaybettim. o kadar dibe çöktüm ki oradan çıkmanın imkanı yoktu. ama çıktım. öyle ya da böyle o karanlığı geride bıraktım.
şimdi hiç bir şey yıkamaz beni. çünkü ben bu hayatta her şeyin en en zoruna talip oldum ve hep zor olanı yaşadım. savaşmayı gerekirse yenilgiyi kabul etmeyi öğrendim. tek başıma başladığım bu serüveni tek sonlandıracağımı tüm yapı taşlarımla hissettim. kimse için hiçbir şey için kendime olan saygımı ve sevgimi kaybetmemem gerektiğini anladım. ben tektim bu hayatta. ben yoksam ne bir insan vardı nede bu çetrefilli dünya. kimse için yaşamamayı her koşulda sadece kendimi düşünmem gerektiğini de o zamanlar öğrendim. çünkü ben her konuda kendimi ön plana koyarsam kendimi sever kendimi sayar önce kendimi düşünürsem (bu üstün empati gücüyle tabi) hiç kimsenin zarar görmediğine en karlı kendimin çıktığına şahit oldum. her cümlenin zihinde önce benle başlarsa en az bana zarar verdiğini gördüm. şimdi olmuyor mu beni üzen, kıran, sarsan şeyler? tabi ki oluyor ama etkisi en fazla 2 gün sürüyor. bir silkelenmeme bakıyor yeniden kendime gelmem. ben kendimi yangın ya da afet halinde kurtarılacaklar lisetesinde en ön sıraya koydum eskiden 1256. sırada falandım hoş çokta bir fark yokmuş sanki.*
artık şunu çok iyi biliyorum ben bu hayatın iplerini elime almassam o ipler benim ayağıma hatta boğazıma dolanıyor. beni ya deviriyor ya da nefessiz bırakıyor. bu süreçte çok kaybım oldu. ama kazandıklarım hepsinden daha kıymetliydi. ben kendimi kazandım. kendimi sevmeyi saygı duymayı öğrendim. ben beni çok çok çok sevdim.
bu noktalara, bu yılgınlığa, bu karanlığa gelmeden kendinizi fark edip kurtulmanız dileğiyle.
unutma en önce 'ben' bu hayatın ilk kuralıdır.
not: ömrü boyunca bu eşiğe gelmemiş insanların atıp tuttuğu bir başlık olmuş burası. yaşamadığınız bir konuda hüküm ve akıl vermek kolay olur arkadaşlar.
umarım asla o kıyıya vurmazsınız.
saygılar, sevgiler...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
eskiden, özellikle yazları, bir günde bir kitap bitirir; kitap okurken sabahlardım. güneş karşıma çıkıp “merhaba” dediğinde anlardım sabah olduğunu. uzun zamandır yapamıyordum bunu. yapamıyordum değil de yapmıyordum diyelim. fakat az önce bir kitabı bir günde bitirip tekrardan aldığım yere, kitaplığıma koydum. sabah 7’de kalkacağım ve yaklaşık 400 sayfa okumanın yorgunluğu var gözlerimde. sabah nasıl kalkacağıma dair hiçbir fikrimin olmamasına karşın içimde garip bir mutluluk var. bir kitabı daha bitirmiş olmanın sevinciyle, bir maceranın daha sonuna gelmenin burukluğunun karışımı gibi. ama anlatması güç. bu gece güneşe merhaba diyemesem de size iyi geceler diyeyim. iyi geceler dostlarım, tatlı rüyalar.
devamını gör...
aydın'da eş cinsel olduğu için öldüresiye dövülen genç
iktidarın toplumda yarattığı iğrenç nefret algısının sonucu. zaten istedikleri buydu.
devamını gör...
kahvaltı yapmamak
üşeniyorum az daha erken kalkmaya diyemeyen, uyku sever insanın yalanı.
devamını gör...
normal sözlük'e gelmesi gereken özellikler
entrylerle birlikte hesabı silme özelliği.
devamını gör...
ailenin komik kısa mesajları
- abine mesaj at gelirken migrosa uğrasın kedi maması alsın.
- anne bana mesaj atıncaya kadar direkt abime atsaydın ya mesajı.
- sen de bana cevap yazıncaya kadar abine atsaydın ya istediğim mesajı.
- anne bana mesaj atıncaya kadar direkt abime atsaydın ya mesajı.
- sen de bana cevap yazıncaya kadar abine atsaydın ya istediğim mesajı.
devamını gör...
getir reklamındaki öğretmen
reklamı ilk izlediğimden beri beni inanılmaz rahatsız eden öğretmen tipidir. gerek giyim kuşamı ve postürü, gerekse hal ve hareketleri ile modern öğretmen tanımından çok uzaktadır.
kuryenin ve velilerin karşısında bir veli toplantısında emir alan, elleri önden bağlı boynu bükük bi halde emre riayet eden, zaten kuş kadar kalmış meslek onurumuzu ayaklar altına alan tiplemedir.
reklamda oynayan kişi gerçekten öğretmenmiş, ezber yeteneği olduğu aşikar ama bir öğretmenin tabiri caiz ise “kendi çöplüğü” olan sınıfında bu şekilde eğilip büküldüğünü gördükçe çıldırıyorum. reklamı ilk izlediğimden beri getirden sipariş vermeye elim gitmiyor. vay benim kutsal mesleğim, ölmüşsün de namazın bile kılınmıs
reklamda doğru tasvir edilen tek şey sınıf birinicisi olan öğrencinin velisinin ukala tavrı.
kuryenin ve velilerin karşısında bir veli toplantısında emir alan, elleri önden bağlı boynu bükük bi halde emre riayet eden, zaten kuş kadar kalmış meslek onurumuzu ayaklar altına alan tiplemedir.
reklamda oynayan kişi gerçekten öğretmenmiş, ezber yeteneği olduğu aşikar ama bir öğretmenin tabiri caiz ise “kendi çöplüğü” olan sınıfında bu şekilde eğilip büküldüğünü gördükçe çıldırıyorum. reklamı ilk izlediğimden beri getirden sipariş vermeye elim gitmiyor. vay benim kutsal mesleğim, ölmüşsün de namazın bile kılınmıs
reklamda doğru tasvir edilen tek şey sınıf birinicisi olan öğrencinin velisinin ukala tavrı.
devamını gör...

