hyalin kıkırdak
vücutta en yaygın bulunan kıkırdaktır.
tip 2 kollajenden zengin, perikondriyum zarı ile üzeri sarılmıştır.
embriyo iskeleti,eklem kıkırdağı ve solunum yolu kıkırdağında yoğun olarak bulunur.
yapısındaki temel glikozaminoglikan ise agrekan'dır.
tip 2 kollajenden zengin, perikondriyum zarı ile üzeri sarılmıştır.
embriyo iskeleti,eklem kıkırdağı ve solunum yolu kıkırdağında yoğun olarak bulunur.
yapısındaki temel glikozaminoglikan ise agrekan'dır.
devamını gör...
1 sayısı
matematiksel esasa göre bütün sayıların onun yan yana gelmesiyle oluşur. yani her sayının dayanağı 1 sayısıdır. örneğin 2 sayısı 1+1 'dir, 4 sayısı 1+1+1+1'dir. bu sonsuza kadar çoğalır gider.
devamını gör...
kendine bir soru sor
gerçekten yapmak istediğin bu mu?
devamını gör...
güneş balığı
ay balığı ya da mola mola olarak da bilinen bu balık, molidae familyasına ait bir balık türüdür. etleri lezzetsiz ve kötü koktuğu için ticari amaçlı avlanmazlar. ortalama 25-30 yıl arası yaşarlar. yaklaşık 15 cm kalınlığında bir derisi vardır ve bu onu ispermeçet balinasından sonra en kalın deriye sahip olan balık yapar. en büyükleri 3 metre uzunluğa ve 2 ton ağırlığa ulaşabilir.
besin olarak plankton, diğer küçük balıklar ve deniz anaları ile beslenirler.
besin olarak plankton, diğer küçük balıklar ve deniz anaları ile beslenirler.
devamını gör...
beyin yakan filmler
2001 a space odyssey'i rahatlıkla tek geçebileceğim filmlerdir.
devamını gör...
güne bir söz bırak
kalabalıkta kimsenin yüzü kendisinin değildir.*
devamını gör...
sözlük radyosu sloganı
görmediğim kadarıyla hala belirlenmemiş, bana kalsa kesin "gelin kafa dinleyin" olacak slogan. neyse ki bana kalmıyor*. çok güzel öneriler geleceğine inanıyorum, bence seçim kafa halkına bırakılmalı.
devamını gör...
araba sürerken olmasından en çok korkulan şey
dar sokaklarda karşıdan araba gelmesi. ne yapacağımı şaşırıyorum. çözüm basit olmasına rağmen.
devamını gör...
emre aydın
herkes emre aydın'ın en bilindik şarkılarını yazmış bu başlıkta.
aşağıda linkini bıraktığım şarkısını bilen çok azdır.
gecenin şarkısı bu olsun.
bin bıçak var sırtımda
biniyle de adaşsın
her biri hayran sana...
emre aydın - belki bir gün özlersin
aşağıda linkini bıraktığım şarkısını bilen çok azdır.
gecenin şarkısı bu olsun.
bin bıçak var sırtımda
biniyle de adaşsın
her biri hayran sana...
emre aydın - belki bir gün özlersin
devamını gör...
gian lorenzo bernini
17. yüzyılda yaşamış italyan heykeltıraş , ressam ve mimar . resmi olarak roma'da bulunan eserlerin yüzde yetmişi kendisine aittir. barok tarzında eserler vermiştir .
(bkz: azize teresa'nın vecdi)
(bkz: apollon ve daphne)
(bkz: davut)
(bkz: neptune ve triton)
(bkz: azize teresa'nın vecdi)
(bkz: apollon ve daphne)
(bkz: davut)
(bkz: neptune ve triton)
devamını gör...
besim tibuk
cüneyt özdemir'in "son seçimlerde 130 bin oy aldınız, moraliniz bozulmadı mı?" sorusuna "benim ne moralim bozulucak halkımızın morali bozhulsun hah hah hah hah hah" diyerek cevap veren; dobralığı, girdiği her seçimi kaybetmesine sebep olmuş, lafı dolandırmayan liberal demokrat parti eski genel başkanı ve iş adamı. gülüşü evlere şenliktir.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardımlarının ulaşması
güzel dostlarımız afiyetle yiyin bol bol oynayın.
devamını gör...
iskenderun
benim için değeri çok büyük olan, limanı ve demir çelik fabrikasıyla sanayi ve deniz ticaretinde adından söz ettiren, hatay'da bulunan güzide ilçemiz*.
çocukluğum ve gençliğimin başları bu şehirde geçti. ilk sağlam dostluklarımı orada kurdum. ilk kez orada aşık oldum.
sahili, petek pastanesi, insanı uçuran yarıkkaya rüzgarları, boğan nemi*, ah o güzel iskenderun döneri, kral künefe, canım lisem paşakaracam*. her şeyini özlediğim canım iskenderun
yazın oradayım ama bu kadar hasret yeter.
çocukluğum ve gençliğimin başları bu şehirde geçti. ilk sağlam dostluklarımı orada kurdum. ilk kez orada aşık oldum.
sahili, petek pastanesi, insanı uçuran yarıkkaya rüzgarları, boğan nemi*, ah o güzel iskenderun döneri, kral künefe, canım lisem paşakaracam*. her şeyini özlediğim canım iskenderun
yazın oradayım ama bu kadar hasret yeter.
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
eskici gibiyim ben, eski ne bulursam saklar biriktiririm. bu da olur mu?
devamını gör...
ona zarfsız kuşlar gönderin
orhan miroğlu kitabıdır.
dünya kendi kendini yok etmeye yeminli insanların yaşama alanı olmaya başladı, çok zamandır. küresel ısınmadan bahsetmiyorum, çok daha mühim bir konu sizinle paylaşmak istediğim. dünya halkları çocuklarını kurban etmeye başladığından beridir ki kıyamet evinden dışarı adımını atmak için bütün hazırlıklarını bitirmiş oldu. dünya üzerindeki mevcut durum bana hep, nedense, francisco goya’nın ” saturn swallows onu of his children” isimli tablosunu hatırlatır. kevin carter’ın çektiği pulitzer ödüllü fotoğrafı düşünün, orda dürya açlıkla terbiye etmeye çalıştığı bir çocuğunu yok edişini izledi. ülkemde olanlara bakın, bir bombalı saldırı da üniversite öğrencisi bir kızı yaktık diri diri. biz yaptık bunu, kendinizi bu suçtan arınmış sayamazsınız. kaç kız çocuğuna tecavüz edilip, sonra da namussuzlukla suçlanıp öldürüldü? suçunuz yok mu? peki gelelim o zaman, yazının konusu olan cinayetimize. önce size bir soru; maveraünnehir nereye dökülür? devletin ve tabiatın sorduğu bu yanlış sorunun cevabını düşüne durn siz, ben de size uğur’u anlatayım.
bundan tam yıllar önce uğur kaymaz, kızıltepe’de öldürüldü. hem de devlet görevlileri tarafından. hem de 13 kurşunla. kanunun şaşmaz terazisi uğur’un o kurşunları hak ettiğine hükmetti. 12 yaşında 13 kurşun. okuyanlar benim siyasetten hoşlanmadığımı bilir. niyetim siyaset yapmak değil. ama terörist olma iddiası ile 12 yaşında bir çocuğa, yakın mesafeden, arkadan 13 kurşun sıkmak ne tür bir insanlığa sığar. uğur, teröristti devletin gözünde ve silah sahibi olan devlet memurlarının gözünde o yüzden, bir şarjör dolusu kurşunu hak ediyordu. uğur’un üzerinde keleş olduğu iddia edildi. bu tüfek uğur’un cansız bedeninin yanına bırakılmıştı, dvelet dersinde öldürülen uğur’un. uğur, o tüfeği taşısa bile doğrultamazdı. ama maalesef uğur, tekrar ediyorum sırtından, 13 kurşun yedi.
orhan miroğlu, uğur için yazmış bu kitabı, aldık kabul ettik. okuyun, bazı şeyleri unutmamak için. bir çocuğu öldüren kim olursa olsun ona cani demekten korkmamak için. okuyun. saçma siyaset aleminden dışarı atın kendinizi ve okuyun. 17 sene evvel uğur öldürüldü, 12 sene önce serap eser öldürüldü, yine 12 sene önce ceylan önkol öldürüldü. ve biz unuttuk. unutmayalım, ne kadar çok çocuk öldürülürse, kıyamet o kadar yaklaşacak. ne kadar çocuk öldürürsek, dünya o kadar çabuk yok olacak. yazının başında sorduğum soruyu bir de ece ayhanyinelesin ve siz bu çocuklara zarfsız kuşlar gönderin:
buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı,
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür.
devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
– maveraünnehir nereye dökülür?
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
– solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
dünya kendi kendini yok etmeye yeminli insanların yaşama alanı olmaya başladı, çok zamandır. küresel ısınmadan bahsetmiyorum, çok daha mühim bir konu sizinle paylaşmak istediğim. dünya halkları çocuklarını kurban etmeye başladığından beridir ki kıyamet evinden dışarı adımını atmak için bütün hazırlıklarını bitirmiş oldu. dünya üzerindeki mevcut durum bana hep, nedense, francisco goya’nın ” saturn swallows onu of his children” isimli tablosunu hatırlatır. kevin carter’ın çektiği pulitzer ödüllü fotoğrafı düşünün, orda dürya açlıkla terbiye etmeye çalıştığı bir çocuğunu yok edişini izledi. ülkemde olanlara bakın, bir bombalı saldırı da üniversite öğrencisi bir kızı yaktık diri diri. biz yaptık bunu, kendinizi bu suçtan arınmış sayamazsınız. kaç kız çocuğuna tecavüz edilip, sonra da namussuzlukla suçlanıp öldürüldü? suçunuz yok mu? peki gelelim o zaman, yazının konusu olan cinayetimize. önce size bir soru; maveraünnehir nereye dökülür? devletin ve tabiatın sorduğu bu yanlış sorunun cevabını düşüne durn siz, ben de size uğur’u anlatayım.
bundan tam yıllar önce uğur kaymaz, kızıltepe’de öldürüldü. hem de devlet görevlileri tarafından. hem de 13 kurşunla. kanunun şaşmaz terazisi uğur’un o kurşunları hak ettiğine hükmetti. 12 yaşında 13 kurşun. okuyanlar benim siyasetten hoşlanmadığımı bilir. niyetim siyaset yapmak değil. ama terörist olma iddiası ile 12 yaşında bir çocuğa, yakın mesafeden, arkadan 13 kurşun sıkmak ne tür bir insanlığa sığar. uğur, teröristti devletin gözünde ve silah sahibi olan devlet memurlarının gözünde o yüzden, bir şarjör dolusu kurşunu hak ediyordu. uğur’un üzerinde keleş olduğu iddia edildi. bu tüfek uğur’un cansız bedeninin yanına bırakılmıştı, dvelet dersinde öldürülen uğur’un. uğur, o tüfeği taşısa bile doğrultamazdı. ama maalesef uğur, tekrar ediyorum sırtından, 13 kurşun yedi.
orhan miroğlu, uğur için yazmış bu kitabı, aldık kabul ettik. okuyun, bazı şeyleri unutmamak için. bir çocuğu öldüren kim olursa olsun ona cani demekten korkmamak için. okuyun. saçma siyaset aleminden dışarı atın kendinizi ve okuyun. 17 sene evvel uğur öldürüldü, 12 sene önce serap eser öldürüldü, yine 12 sene önce ceylan önkol öldürüldü. ve biz unuttuk. unutmayalım, ne kadar çok çocuk öldürülürse, kıyamet o kadar yaklaşacak. ne kadar çocuk öldürürsek, dünya o kadar çabuk yok olacak. yazının başında sorduğum soruyu bir de ece ayhanyinelesin ve siz bu çocuklara zarfsız kuşlar gönderin:
buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı,
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür.
devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
– maveraünnehir nereye dökülür?
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
– solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
devamını gör...
bilgi kategorisinden sorumlu moderatörün ayrımcı olması
“yeni bir kategori olması ve moderatörlerin de birer insan olması sebepleriyle zamanla oturacaktır, evham yapmayınız” diyebildiğimiz başlık.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
islam dinine en büyük zararı yine kendine müslümanım diyen insanların verdiğini bilmeyen yazar beyanı.
bak arkadaşım, benim dayım oldukça dindar mutaassıp biri. akp'li. annem ise chp'liydi rahmetli. allah inancı vardı ama doğruya doğru, namaz kıldığını oruç tuttuğunu da hiç görmedim annemin . ama ben tutardım. ve bana da tek bir kere bile laf ettiğini bilmem. sadece bana değil kimsenin giyimine, kuşamına, ibadetine, dinine karıştığını bilmem rahmetlinin.
şimdi bu dini bütün dayım, bundan birkaç sene önce annemi ablalıktan reddetti. chp'li diye. sevgili cumhurbaşkanımızı onun gibi sevmiyor diye. kendinde bu hakkı gördü yani. ve bugün var yarın yok bir siyasi lider yüzünden annemi üstelik kanser hastası annemi ablalıktan reddetti. yıllarca görüşmedi. o da yetmedi kılığımız kıyafetimiz yüzünden bizi de şeytan ilan etti. ki kılık kıyafet dediğim de kot tişört.
şimdi söylermisiniz kim islamiyete daha çok zarar veriyor? kimseyle işi gücü olmayan, karışmayan ama dinle görünürde çok da aman aman ilgisi olmayan annem ya da annem gibi insanlar mı, yoksa güya başı secdeden kalkmayan, orucunu aksatmayan ama kendi gibi olmayan herkesi düşman ya da şeytan ilan eden, hatta öldürme düşüncesi taşıyan öz be öz dayım gibi insanlar mı?
din konusu çok su kaldırır. çok şey yazılır çizilir de neyse. bu sadece benim tanık olduğum kendi hayatımdan çok küçük bir örnek. o nedenle önce kendinize bakın. sonra başkalarını suçlayın.
bak arkadaşım, benim dayım oldukça dindar mutaassıp biri. akp'li. annem ise chp'liydi rahmetli. allah inancı vardı ama doğruya doğru, namaz kıldığını oruç tuttuğunu da hiç görmedim annemin . ama ben tutardım. ve bana da tek bir kere bile laf ettiğini bilmem. sadece bana değil kimsenin giyimine, kuşamına, ibadetine, dinine karıştığını bilmem rahmetlinin.
şimdi bu dini bütün dayım, bundan birkaç sene önce annemi ablalıktan reddetti. chp'li diye. sevgili cumhurbaşkanımızı onun gibi sevmiyor diye. kendinde bu hakkı gördü yani. ve bugün var yarın yok bir siyasi lider yüzünden annemi üstelik kanser hastası annemi ablalıktan reddetti. yıllarca görüşmedi. o da yetmedi kılığımız kıyafetimiz yüzünden bizi de şeytan ilan etti. ki kılık kıyafet dediğim de kot tişört.
şimdi söylermisiniz kim islamiyete daha çok zarar veriyor? kimseyle işi gücü olmayan, karışmayan ama dinle görünürde çok da aman aman ilgisi olmayan annem ya da annem gibi insanlar mı, yoksa güya başı secdeden kalkmayan, orucunu aksatmayan ama kendi gibi olmayan herkesi düşman ya da şeytan ilan eden, hatta öldürme düşüncesi taşıyan öz be öz dayım gibi insanlar mı?
din konusu çok su kaldırır. çok şey yazılır çizilir de neyse. bu sadece benim tanık olduğum kendi hayatımdan çok küçük bir örnek. o nedenle önce kendinize bakın. sonra başkalarını suçlayın.
devamını gör...
90'lı yıllara dair akılda kalanlar
kumaşından dolayı asıl adı jean pantolon olan kot pantolon olayı; olay diyorum, çünkü o zamanlar başlı başına bir olaydı kot.
bir kere herkes kot pantolonluydu, net.. giymek zorundaymışcasına ama, ben hatırlıyorum, herkes görevini yapmanın rahatlığıyla elinide cebine sokarak dikilirdi, manasızca ama.. cebiyle bir işi yok, poz mahiyetinde :
buz mavisi, renklisi, ay düşük beli, yüksek beli, kemeriydi, kotun üstüne ne giyilirdi.. gidermiydi, öyle şeyler kotla olurmuydu,
bu sadece bir giyecek değildi nihayetinde, bu bir felsefe gibiydi.. 301 modeli 501 modeli, borupaçasıdarpaçasıamanallahım :
doksanlar diyince kottur yani..
iki üç kişi bir araya gelince, önce üzerlerindeki kotlar hakkında bir konuşulurdu, bugün hangisini giydin, onu yarın giyicem.. sonra konuşma sırası yeni çıkan modeller, ucuza lewis bulunabilecek yerler, orjinallik meselesi, kalıbı çok güzel olan (ah o kalıbı) ama moda olmayan, hem ucuzu hem pahalısı da olabilen o yeni markaları alıp giyenlerin "deneyimleri" (rodi, wrangler vb) tavsiye edilen markalar final..
bir pantolonun bu kadar konuşulacak nesi olabilir allah aşkınıza, kaç çeşit paça olabilir.. kalıp ne.. ne pazarlamışlar bize ama, şimdi anlıyoruz, işte bunlar hep kapitalizmmiş, büyüyünce öğrendik..
nasıl giyiyormuşuz hayret ediyorum hala, kemerle filan hiç rahat birşeyde değil,
çok şükür modasıyla birlikte, tasası da unutuldu da, rahatladık, şimdide var ama, nerde o eski forsu.. birtek bizim mahalleden geçmemiştir heralde bu kot fırtınası..
"yırtık kotu nasıl unutmuşum
birde doksanlar yazıyorum
teşekkürler #sokak lambası
bir kere herkes kot pantolonluydu, net.. giymek zorundaymışcasına ama, ben hatırlıyorum, herkes görevini yapmanın rahatlığıyla elinide cebine sokarak dikilirdi, manasızca ama.. cebiyle bir işi yok, poz mahiyetinde :
buz mavisi, renklisi, ay düşük beli, yüksek beli, kemeriydi, kotun üstüne ne giyilirdi.. gidermiydi, öyle şeyler kotla olurmuydu,
bu sadece bir giyecek değildi nihayetinde, bu bir felsefe gibiydi.. 301 modeli 501 modeli, borupaçasıdarpaçasıamanallahım :
doksanlar diyince kottur yani..
iki üç kişi bir araya gelince, önce üzerlerindeki kotlar hakkında bir konuşulurdu, bugün hangisini giydin, onu yarın giyicem.. sonra konuşma sırası yeni çıkan modeller, ucuza lewis bulunabilecek yerler, orjinallik meselesi, kalıbı çok güzel olan (ah o kalıbı) ama moda olmayan, hem ucuzu hem pahalısı da olabilen o yeni markaları alıp giyenlerin "deneyimleri" (rodi, wrangler vb) tavsiye edilen markalar final..
bir pantolonun bu kadar konuşulacak nesi olabilir allah aşkınıza, kaç çeşit paça olabilir.. kalıp ne.. ne pazarlamışlar bize ama, şimdi anlıyoruz, işte bunlar hep kapitalizmmiş, büyüyünce öğrendik..
nasıl giyiyormuşuz hayret ediyorum hala, kemerle filan hiç rahat birşeyde değil,
çok şükür modasıyla birlikte, tasası da unutuldu da, rahatladık, şimdide var ama, nerde o eski forsu.. birtek bizim mahalleden geçmemiştir heralde bu kot fırtınası..
"yırtık kotu nasıl unutmuşum
birde doksanlar yazıyorum
teşekkürler #sokak lambası
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
yönetimin kararına saygı duymakla birlikte sözlükten uzaklaştırılışını anlamlandıramadığım yazardır.
bir şeyler olmuş, bir şeyler yaşanmış içeriğine vâkıf olamayacağımız.
bazen böyle oluyor anlayamıyorsun, bir şey de diyemiyorsun ama.
arada kalıyorsun.
ne diyelim, klişe tabirle hayırlısı olsun.
bir şeyler olmuş, bir şeyler yaşanmış içeriğine vâkıf olamayacağımız.
bazen böyle oluyor anlayamıyorsun, bir şey de diyemiyorsun ama.
arada kalıyorsun.
ne diyelim, klişe tabirle hayırlısı olsun.
devamını gör...