akraba whatsapp grubu
benim için; her sene yıldönümünde sessize alınan gruptur. çok nadir yazıyorum, aklıma geldikçe de girip ne saçmalamışlar ya da olaylara hepten fransız kalmayayım diye okuyorum, sonra yine ölü taklidine devam.
devamını gör...
gaye su akyol
gündem ve yahut türkiye’de son 10 yılda popülerleşmiş henüz isimlendiremediğim, belirli bir müzik tarzıyla ilişkilendiremediğim kendilerine “alternatif” denilen birbirine benzer bir çok müzisyen’den biri. ara ara isimleri çok duyulur olduğunda belki gerçekten iyidir diye dinlemeye başlıyorum. hissettiğim ya da bulduğum şey hep “aynı” oluyor. müzik çoğu zaman bireysel bir zevk olduğundan “kötü” demek yerine bana hitap etmiyor diyebilirim. müzikalite olarak ortalama olmasının yanı sıra içinde bulunduğu “aynı” lar topluluğundan onu ayıracak, farklı kılacak ya da pohpohlanacak her hangi bir güzellik bulamıyorum müziğinde.
müzik dışında değerlendirecek olursak bazı ideolojilerin aktivizm satar niteliğinde içinin boşaltılması güruhundandır kendileri. savunduğu fikrin niteliklerini, tarihini öğrenme, yorumlama ve eyleme dökme açısından bir çoklarının düştüğü hataya düşüyor çoğu zaman. o bir çokları yüzünden de ideolojilerin temel niteliklerini gerizekalı’ya anlatır gibi yeniden anlatmak zorunda kalıyoruz herkese.
benim aklıma adını duyduğumda ilk gelen aldığı tepkilere karşın “sınıf kini” kelimesini kullanması. bu kelimeyi kullanan istisnasız herkesin bir sınıfa tabii olduğuna inandığı ve bu sınıfın üst sınıf olduğu gerçeği, karşı durdukları her şeyin “onlar” oldukları iki yüzlülüğü ve satış politikasını suratınıza çarpıyor. burjuvazinin üst kademesinde olmanın gizli tatminkarlığı bazen yetersiz olmayı “coğrafya kaderdir” e bağlayabiliyor.
bu kimilerinin diline pelesenk olan ama ‘canım sizinki de sınıf kini’ söylevi, sömürme ve sömürülme üzerine duyulan kindir ve sizi ve tavrınızı beğenmeyen insanlara karşı kullanılan içi boş bir laf sokma argümanına dönüşmesi de yine kavramın içini boşaltan bir cehaletten kaynaklıdır.
müzik dışında değerlendirecek olursak bazı ideolojilerin aktivizm satar niteliğinde içinin boşaltılması güruhundandır kendileri. savunduğu fikrin niteliklerini, tarihini öğrenme, yorumlama ve eyleme dökme açısından bir çoklarının düştüğü hataya düşüyor çoğu zaman. o bir çokları yüzünden de ideolojilerin temel niteliklerini gerizekalı’ya anlatır gibi yeniden anlatmak zorunda kalıyoruz herkese.
benim aklıma adını duyduğumda ilk gelen aldığı tepkilere karşın “sınıf kini” kelimesini kullanması. bu kelimeyi kullanan istisnasız herkesin bir sınıfa tabii olduğuna inandığı ve bu sınıfın üst sınıf olduğu gerçeği, karşı durdukları her şeyin “onlar” oldukları iki yüzlülüğü ve satış politikasını suratınıza çarpıyor. burjuvazinin üst kademesinde olmanın gizli tatminkarlığı bazen yetersiz olmayı “coğrafya kaderdir” e bağlayabiliyor.
bu kimilerinin diline pelesenk olan ama ‘canım sizinki de sınıf kini’ söylevi, sömürme ve sömürülme üzerine duyulan kindir ve sizi ve tavrınızı beğenmeyen insanlara karşı kullanılan içi boş bir laf sokma argümanına dönüşmesi de yine kavramın içini boşaltan bir cehaletten kaynaklıdır.
devamını gör...
elflerin duydukları adına
yine aynı "kafa" dayız dediğim değerli yazarlarımızdandır. tanımlarında yorumu eksik etmez; böylece daha da güzelleşir, keyifle okunur. hep yazsın, hep okuyalım.. var olsun sevgili yazarımız, örtmenimiz*
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
gereksiz yerlerde ağlıyorum. ağlamayan insanların yerine de ben ağlıyorum. sulugöz değilim sadece biraz zamansızım sözlük..
devamını gör...
geceye bir söz bırak
hiç kimseye onun izin verdiğinden daha fazla yardım edemezsin.
devamını gör...
kiowa
kuzey amerika'da yaşayan, kiowa tanoan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden göller bölgesi civarında yaşıyorken, bugünkü wyoming, south dakota bölgesine gelmiş ve at sahibi olduktan sonra bizon avlayarak, ova kızılderili kabilelerinin kültürünü yaşamışlardır.
onlardan sonra doğudan gelen cheyenne, arapaho ve en son sioux kabileleriyle, av alanları için savaşmışlar ve yenilerek, bugünkü kansas ve texas civarlarına yerleşmişlerdir.
texas, 1845'te a.b.d eyaleti olduktan sonra artan beyaz nüfus, av alanlarına büyük çiftlikler kurulması ve yiyecek kaynakları olan milyonlarca bizon'un avcılar tarafından öldürülmesi üzerine, dostları comanche'ler ve eski düşmanları olan güneyli cheyenne ve arapaho'larla birlikte, beyaz bizon avcılarına ve a.b.d ordusuna karşı savaş vermişlerdir.
a.b.d ordusunun yoğun saldırıları karşısında 1875'te teslim olmak zorunda kalmışlardır. reisleri ve bazı savaşçıları bugünkü florida'ya sürgüne gönderilmiş ve oraya sürgün giden çoğu kızılderili gibi, çoğu sıtma hastalığından ölmüştür.
florida'ya gönderilmeyen kabile üyeleri ise bugünkü oklahoma eyaletindeki rezervasyona sürülmüştür ve bugün hala orada yaşamaktadırlar.
eskiden göller bölgesi civarında yaşıyorken, bugünkü wyoming, south dakota bölgesine gelmiş ve at sahibi olduktan sonra bizon avlayarak, ova kızılderili kabilelerinin kültürünü yaşamışlardır.
onlardan sonra doğudan gelen cheyenne, arapaho ve en son sioux kabileleriyle, av alanları için savaşmışlar ve yenilerek, bugünkü kansas ve texas civarlarına yerleşmişlerdir.
texas, 1845'te a.b.d eyaleti olduktan sonra artan beyaz nüfus, av alanlarına büyük çiftlikler kurulması ve yiyecek kaynakları olan milyonlarca bizon'un avcılar tarafından öldürülmesi üzerine, dostları comanche'ler ve eski düşmanları olan güneyli cheyenne ve arapaho'larla birlikte, beyaz bizon avcılarına ve a.b.d ordusuna karşı savaş vermişlerdir.
a.b.d ordusunun yoğun saldırıları karşısında 1875'te teslim olmak zorunda kalmışlardır. reisleri ve bazı savaşçıları bugünkü florida'ya sürgüne gönderilmiş ve oraya sürgün giden çoğu kızılderili gibi, çoğu sıtma hastalığından ölmüştür.
florida'ya gönderilmeyen kabile üyeleri ise bugünkü oklahoma eyaletindeki rezervasyona sürülmüştür ve bugün hala orada yaşamaktadırlar.
devamını gör...
şebnem ferah'ın en güzel şarkısı
"sonunda boğulmak olsa da
benim o sularda yüzmem gerek."
çok zor bir seçim olmakla beraber 'benim her şeyi bilip öğrenmem gerek' deyip hayatı derinlemesine yaşama isteğimi özetlemesi bakımından sanırım "okyanus". en sevdiğim konserinden, şarkıyı da hemen ekleyeyim.
benim o sularda yüzmem gerek."
çok zor bir seçim olmakla beraber 'benim her şeyi bilip öğrenmem gerek' deyip hayatı derinlemesine yaşama isteğimi özetlemesi bakımından sanırım "okyanus". en sevdiğim konserinden, şarkıyı da hemen ekleyeyim.
devamını gör...
zülfü livaneli'nin twitter’da paylaştığı yarı çıplak poz
"nude atmakta zülfü livaneli gibi ol" deyimini güzel türkçemize kazandırmış harekettir.
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
düriye'nin güğümleri neden kalaylı?
devamını gör...
el âlem ne der
bir çeşit hapishane. hayatımızı elalemin ne düşüneceği üzerine kurarsak kendimiz için değil o hapishaneyi inşa edenler için yaşamaya başlarız ve mutsuz oluruz. elalemin canı cehenneme!
“elâlem böyle yanar döner bir müessesedir.”
senin yolun hangisi- bahar eriş
“elâlem böyle yanar döner bir müessesedir.”
senin yolun hangisi- bahar eriş
devamını gör...
aşık olunan şeyler
açıldığı fark edilmemiş dekolteyi kesmek yerine üsturuplu bir biçimde rahatsız etmeden kapatması ya da usulca uyarması.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
karma puan borçlarını ödememiş arkadaşlar. ödeme günü yaklaşıyor. bilgilendireyim.
devamını gör...
hakan günday
yurtdışında chuck palahniuk kimse bizim topraklarımızda da yeraltı edebiyatının usta kalemidir. daha, az, azil gibi romanların yazarıdır. şahsiyet dizisini de senaristidir. yeni kitap çıkarsa da okusam diye uzun süredir beklediğim yazardır. ayrıca kinyas ve kayra kitabında geçen şu cümle ile çok da etkilemiştir.
--- alıntı ---
"sorarlarsa, 'ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: yalnız kaldım. kalabildim! altı milyar insanın arasında doğdum. ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
--- alıntı ---
"sorarlarsa, 'ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: yalnız kaldım. kalabildim! altı milyar insanın arasında doğdum. ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
devamını gör...
güneş batarken uyanmak
asla yapmadığım ve yapamayacağım eylem. tüm günü uyuyarak geçirirsem suçluluktan yerin dibine girerim. gece uyumayacak kadar bünyeme değer vermemem için önemli bir sebep olması lazım.
devamını gör...
toprak ana (cengiz aytmatov)
cengiz aytmatov'un 1963 tarihli mükemmel romanı. ayrıca aytmatov bu romanı ile lenin ödülü almıştır.
cengiz aytmatov kelimelerin efendisi. eserinde öyle güzel, öyle içten anlatmış ki hem acıyı hem de sevinci hayran olmamak elde değil. okuduğunuz anda, saf ve akıcı üslubu sizi daha çok içine çekiyor.
kısaca konusuna değineyim.
romanımız ikinci dünya savaşı yıllarında, bir kırgız köyünde geçmekte. kocası ve 3 oğlunu cepheye yollayan tolgonay ana özelinde tüm savaş mağdurlarının acılarını, çektiği eziyetleri, sıkıntıları anlatılmakta. savaşın ne denli yıkıcı olduğunu cepheye gitmeden, geride kalanlar üzerinden göstermekte. belki de en acı kısmı burası, geride kalanların yaşadığı hasret, özlem, acı ve belirsizlik.
okurken gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız. etkisinden de öyle kolay kolay çıkamayacaksınız. hâlâ okumadıysanız bu tanım sizin için bir işaret olabilir. okumanız önemle tavsiye edilir.
son olarak kitaptan bir alıntı bırakayım.
- ey benim sevgili tarlam, hasat bitti ve şimdi sen dinleniyorsun.
burada artık insan sesleri duyulmuyor, arabalar yolların tozunu kaldırmıyor, biçerdöverler de görünmüyor artık. sürüler daha anıza salınmadı. sen insanlara meyvalarını verdin. şimdi, doğum yapmış kadınlar gibi uzanmış, yatıyorsun. sonbahara kadar dinleneceksin. şu anda burada yalnızız. senden ve benden başka kimse yok. sen benim bütün hayatımı biliyorsun. bugün `ölüleri anma günü! suvankul'u, kasım'ı, maysalbek'i, caynak'ı ve aliman'ı rahmetle anıyor, dua ediyorum. yaşadığım sürece hiç unutmayacağım. bir gün gelecek, canbolat'a da her şeyi anlatacağım. eğer yaradılıştan zeki ve iyi niyetli ise, anlayacaktır. ama öbürlerine, dünyada yaşayan herkese nasıl anlatmalı? onlara bir diyeceğim var ama her birinin kalbine nasıl gireyim de anlatayım?
ey gökyüzünde parlayan güneş, sen bütün küreyi dolaşıyorsun, onlara sen anlat!
ey yağmur bulutu, dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal, her damlan bir konuşmacı olsun da, onlara sen anlat!
ey besleyici toprak ana, hepimizi bağrına basan sensin. onlarla sen konuş toprak ana, insanlara sen anlat!
- hayır tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. sen
kadınsın. sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. bir
insansın sen! onlara sen anlat!
cengiz aytmatov kelimelerin efendisi. eserinde öyle güzel, öyle içten anlatmış ki hem acıyı hem de sevinci hayran olmamak elde değil. okuduğunuz anda, saf ve akıcı üslubu sizi daha çok içine çekiyor.
kısaca konusuna değineyim.
romanımız ikinci dünya savaşı yıllarında, bir kırgız köyünde geçmekte. kocası ve 3 oğlunu cepheye yollayan tolgonay ana özelinde tüm savaş mağdurlarının acılarını, çektiği eziyetleri, sıkıntıları anlatılmakta. savaşın ne denli yıkıcı olduğunu cepheye gitmeden, geride kalanlar üzerinden göstermekte. belki de en acı kısmı burası, geride kalanların yaşadığı hasret, özlem, acı ve belirsizlik.
okurken gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız. etkisinden de öyle kolay kolay çıkamayacaksınız. hâlâ okumadıysanız bu tanım sizin için bir işaret olabilir. okumanız önemle tavsiye edilir.
son olarak kitaptan bir alıntı bırakayım.
- ey benim sevgili tarlam, hasat bitti ve şimdi sen dinleniyorsun.
burada artık insan sesleri duyulmuyor, arabalar yolların tozunu kaldırmıyor, biçerdöverler de görünmüyor artık. sürüler daha anıza salınmadı. sen insanlara meyvalarını verdin. şimdi, doğum yapmış kadınlar gibi uzanmış, yatıyorsun. sonbahara kadar dinleneceksin. şu anda burada yalnızız. senden ve benden başka kimse yok. sen benim bütün hayatımı biliyorsun. bugün `ölüleri anma günü! suvankul'u, kasım'ı, maysalbek'i, caynak'ı ve aliman'ı rahmetle anıyor, dua ediyorum. yaşadığım sürece hiç unutmayacağım. bir gün gelecek, canbolat'a da her şeyi anlatacağım. eğer yaradılıştan zeki ve iyi niyetli ise, anlayacaktır. ama öbürlerine, dünyada yaşayan herkese nasıl anlatmalı? onlara bir diyeceğim var ama her birinin kalbine nasıl gireyim de anlatayım?
ey gökyüzünde parlayan güneş, sen bütün küreyi dolaşıyorsun, onlara sen anlat!
ey yağmur bulutu, dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal, her damlan bir konuşmacı olsun da, onlara sen anlat!
ey besleyici toprak ana, hepimizi bağrına basan sensin. onlarla sen konuş toprak ana, insanlara sen anlat!
- hayır tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. sen
kadınsın. sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. bir
insansın sen! onlara sen anlat!
devamını gör...
jack london
12 ocak 1876 doğumlu amerikalı çok sevdiğim bir yazardır kendisi. martin eden, vahşetin çağrısı, beyaz diş vb. eserleriyle bilinse de elliden fazla kitap sığdırmıştır o kısa ömrüne. kısa ömrü diyorum çünkü daha 8 yaşındayken gazete satarak çalışmaya başlıyor. 14-15 yaşlarından başlayarak ömrünün sonuna kadar aşırı alkol ve tütün kullanıyor. 17-18 yaşlarında ise edebi çalışmalarını sürdürebilmek için günde 5 saat uyumaya başlıyor. zaten bir konuşmasında ''ben çocukluk nedir bilmedim'' diyor. tabii yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa belki de bedeni güçsüz düşüyor. aslında martin eden'ı okuyanlar bilir, otobiyografik bir eserdi martin eden ve tam da martin gibi bir hayat sürüyor. daha doğrusu martin, jack london gibi bir hayat sürüyor.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
devamını gör...
normal sözlük 1. ankara zirvesi
oradaydım diyeceğim başlık ve zirve.
tıpkı lucifer gibi. kendisi ile selfi çekildik diyomuşum. hani nerde. kendisi, programı online sanıyordu sanırım.
şaka bir yana gayet keyifli bir zirveydi.
gelenler çok tatlıydı.
sohbet çok tatlıydı.
lokumlar da öyle,çay da vardı, daha ne olsun.
en tatlıları kızımdı.
bana eşlik etti.
puan listesinde tepede yer alan bir yazar olduğumdan mütevelli yalnız gezemiyorum.
kızım bana danışmanlık yapıyor.
neysee.
gomercan'a, gbkz: normal sözlük ) yönetimine, yoldaş benjamin franklin'e buradan teşekkür ediyorum tekrar.
gene gelin.
istanbul'u kaçırmayın derim.
ben yokum ama işte her yere yetemiyorum.*
hadi bana iyi geceler.
tıpkı lucifer gibi. kendisi ile selfi çekildik diyomuşum. hani nerde. kendisi, programı online sanıyordu sanırım.
şaka bir yana gayet keyifli bir zirveydi.
gelenler çok tatlıydı.
sohbet çok tatlıydı.
lokumlar da öyle,çay da vardı, daha ne olsun.
en tatlıları kızımdı.
bana eşlik etti.
puan listesinde tepede yer alan bir yazar olduğumdan mütevelli yalnız gezemiyorum.
kızım bana danışmanlık yapıyor.
neysee.
gomercan'a, gbkz: normal sözlük ) yönetimine, yoldaş benjamin franklin'e buradan teşekkür ediyorum tekrar.
gene gelin.
istanbul'u kaçırmayın derim.
ben yokum ama işte her yere yetemiyorum.*
hadi bana iyi geceler.
devamını gör...
mahalledeki hayvan popülasyonuna müdahale etmek
yapılmaması gereken şeydir.
doğal seleksiyon denen şey sokaklarda yok. sebebi de insanlar. kedilerin köpekler onları kovaladığında tırmanacağı bir ağaç ya da sesini duymak istediğiniz serçelerin yaşayacağı bir orman var mı evinizin orada? peki ya kedilerin ve köpeklerin avlayabileceği hayvanlar? serçe ve sincapların yiyebileceği şeyler? bu hayvanların hava soğuduğunda saklanacakları barınak var mı? sanmıyorum.
hepsinin sebebi biziz.
eğer o hayvanları öldürmeye çalışırsanız hem suç işlersiniz hem de bu sizi cani bir insan yapar. amip de diyebiliriz.
şu an yaşadığımız şartları daha çok zekamıza borçluyuz. içgüdüleri bahane edip sokakta yaşayan hayvanları öldürmekse o hayvanlardan biri olduğunuzu kabul etmek olur. hatta öldürmeyi planladığınız köpek daha zeki olabilir.
anlamaya yetecek kapasiteniz vardır umarım.
doğal seleksiyon denen şey sokaklarda yok. sebebi de insanlar. kedilerin köpekler onları kovaladığında tırmanacağı bir ağaç ya da sesini duymak istediğiniz serçelerin yaşayacağı bir orman var mı evinizin orada? peki ya kedilerin ve köpeklerin avlayabileceği hayvanlar? serçe ve sincapların yiyebileceği şeyler? bu hayvanların hava soğuduğunda saklanacakları barınak var mı? sanmıyorum.
hepsinin sebebi biziz.
eğer o hayvanları öldürmeye çalışırsanız hem suç işlersiniz hem de bu sizi cani bir insan yapar. amip de diyebiliriz.
şu an yaşadığımız şartları daha çok zekamıza borçluyuz. içgüdüleri bahane edip sokakta yaşayan hayvanları öldürmekse o hayvanlardan biri olduğunuzu kabul etmek olur. hatta öldürmeyi planladığınız köpek daha zeki olabilir.
anlamaya yetecek kapasiteniz vardır umarım.
devamını gör...

