kimse kimseyi vıcık vıcık öpmesin hijyen takıntılı bireylerin zaten dikkat ettiği bir husustu.artık virüsten dolayı da herkesin dikkat etmesi gereken bir mesele oldu. virüs bittiğinde de devam etmeli, mesafe önemli. yaşlılara da hürmetin el öpmekle olmadığını bir şekilde ifade edeceğiz. o el öpülmeyecek teyzem.
devamını gör...

eğer yetenek sayılıyorsa güzel yemek yaptığım söylenir. kendimi bu konuda baya geliştirdiğimi düşünüyorum bende. çoğunu yapabiliyorum artık.
yazı yazarım, birkaç yerde yayınlamışlığım var.
bu kadar. teşekkürler. yarışmacı arkadaşlara başarılar.
devamını gör...

en yakın arkadaşlarını göz göre göre eziklemek itin malum tarafına sokmak birinci sırada gelir.
devamını gör...

şehir ışıkları gibi yapay ışıkların gökyüzünde oluşturduğu yoğun ve rahatsızlık veren etki. yeryüzünde gereğinden fazla aydınlatma kullanmanın bir sonucudur. uzay gözlemlerini olumsuz etkilediğinden, atmosfer dışına uydu gönderilmesinin nedenlerinden biridir.

şehir dışına yaklaştıkça ya da fazla aydınlatma kullanılmayan kasaba ve köylerde etkisi azalır. daha temiz bir gökyüzü izleme şansını yakalarsınız.
devamını gör...

üsteki entry'deki linkle alakalı kısma itibar etmeyin pek. çünkü bıraktığı linkteki "spring waltz" adlı eser, chopin'e ait değildir. toplumdaki büyük yanılgılardan birisidir bu. sosyal medya insanları işte böyle yanlış bilgilerle donatıyor.

linkte mevcut olan eserin asıl ismi mariage d'amour, fransız besteci "paul de senneville" tarafından bestelendi. videonun açıklama kısmına baktığınızda neyin ne olduğunu söylüyor zaten.

yani kısacası chopin bu eseri bestelemedi diyor... ve özür diliyor açıklamayı yazan kişi vs.

burada bir chopinist (chopin çalan piyanist) olarak uzun uzadıya chopin'i anlatmak isterdim. hatta en sevdiğim ve en az bilinen eserlerini de paylaşmak isterdim. bazıları biliniyor örneğin: noktürnler gibi. fakat baladlar bilinmez pek örneğin. hatta chopin'in yazdıkları içinde en beğendiği "balad no. 1"dir. benimse balad no. 4.

liszt ile tanışıklığı vardır sonra. hatta liszt'in sevgilisiyle de bir ilişkisi vardı diye okumuştum bir yerde ama emin değilim. safsata da olabilir.

bir romantik dönem sanatçısı olan chopin hakkında şunları bilmenizde fayda var: chopin'in bütün besteleri piyano içerir. genelde solo piyanodur bunlar, ayrıca iki piyano konçertosu ve birkaç oda müziğinin yanında lehçe şarkılar bestelemiştir.

büyük bir romantiktir. hatta dostoyevski ile aynı zamanda, mekanda yaşasalardı çok büyük dost olurlar diye düşünürüm.

edit: bu entry'nin amacı üstteki entry'i kınamak, aşağılamak ve bizzat yazanı da aşağılamak değildir. haddime değil. itibar etmeyin derken, söylediğinin yanlış olduğu kastettim ki dediğim de doğruydu. lakin birisinin yanlışını belirtmek ve diğer insanların bu yanlıştan muzdarip olmamasını sağlamak erdemli bir davranıştır. diğer yandan, bu gerçeklere rağmen, kaba bir üslup olarak anılabileceğini varsayaraktan, başta dediğimi düzeltme yoluna gittim ve yumuşattım.
devamını gör...

önemli değil. beklerim.
ekşi elma gibi.”
“ekşi elma mı?”
“bir keresinde, ben küçükken bir ağaca tırmandım, şu yeşil, ekşi elmalardan yedim. karnım davul gibi şişti, çok acıdı. annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. şimdi ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”
- uçurtma avcısı, khaled hossein
devamını gör...

yaz beni başa dediğim liste. valla bak, 1 numaraya yaz hem de.

edit: teessüf ediyorum domestic'ciğim hıyar'cığım. aile sırlarımızı neden ifşa ediyorsun? ben daha o at kafasıyla bayılma numaraları yapacaktım "binmeye" çalışanlara. şimdi başka bir şey bulmam gerekecek *
devamını gör...

[[alıntı]]
bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...
kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?

"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna"
[[/alıntı]]
bir çocuk demiş.


(bkz: nilgün marmara)
(bkz: kırmızı kahverengi defter)
devamını gör...

bertrand russell*ın 1930 yılında yaşam deneyimleri ile gözlemlerine dayanarak yazdığı, mutlu ve tatminkar bir hayat yaşamak üzerine olan kitabının adıdır.

kitap, yaşam kalitesini artırmak isteyenlere bir reçete niteliğinde olan popüler bir sağduyu ürünüdür. kişisel gelişim adına yazılmış bir çok kitapta aranan mutluluğun sırlarını açıklar.

russell'e göre mutluluk, bazı insanların bizim elimizden alabileceği temel insani haklardan birisi değildir. kişi mutluluğa başkalarını suçlayarak değil, belirlediği hedeflere erişmek için mücadele ederek ve bu mücadele sırasında eğlenerek ulaşmalıdır. kişi bu mücadeleyi iç dünyasında değil, sosyal yaşamına yönelerek vermelidir.


hoşnutsuzluk ile heves kırıklığının başlıca nedenlerinden birisi, insanın sevilmediği duygusuna kapılmasıdır. bunun aksi olarak, seviliyorum duygusu da, keyfi artırır. bir insan, sevilmediği duygusuna birçok nedenlerden kapılabilir. ya kendisinin hiç kimse tarafından sevilemeyecek derecede kötü bir insan olduğuna inanmıştır ya çocukluğunda fazla sevilmemiş ve bunu kabullenmek zorunda kalmıştır ya da gerçekten hiç kimsenin sevmediği bir insandır. bu sonuncusu, çocuklukta uğranılmış bir talihsizlik nedeniyle kendine güvenini yitirmiş olmaktan ileri gelebilir. sevilmediğini sanan kimse, değişik davranışlarda bulunur. sevilmek için büyük çaba harcar; örneğin, görülmemiş iyilikler yapabilir. ama bunda başarısızlığa uğraması çok olasıdır, çünkü iyiliğin asıl nedeni, iyilik görenlerce kolayca anlaşılır; oysa insanın yapısı, sevilmeyi az isteyenlere sevgi göstermeye uygundur.

hayatı güvenle karşılayanlar, güvensizlikle karşılayanlardan çok daha mutludurlar; hiç değilse kendilerine güvenleri bir felakete yol açmadığı sürece bu böyledir. üstelik her durumda olmasa bile, büyük bir çoğunlukla güven duygusu, başkalarının karşılaşacağı tehlikelerden kaçabilmeye yardımcı olur. bir uçurumun bir kıyısından öbürüne uzatılmış dar bir kalas üzerinde yürürken, korkanın düşme olasılığı, korkmayandan fazladır. yaşam yolunda da aynı durum vardır. korkusuz da beklenmeyen bir felaketle karşılaşabilir, ama çekingenin mutsuzluğa düşeceği birçok güç durumdan burnu bile kanamadan kurtulma şansı büyüktür. güvende olmanın bu yararlı biçimi çeşitlidir. birisi dağlarda, diğeri denizlerde, bir diğeri havalarda güvenli olur. ama genelde yaşama güvenmek, gereksinim duyulan sevginin bulunmasıyla mümkün olur.

güven duygusunu sevmek değil, sevilmek doğurur, ama bu duygu en çok karşılıklı sevgiyle oluşur. daha doğrusu, yalnız sevgi değil, hayranlık da bu etkiye sahiptir. anne-babası kendisine düşkün olan bir çocuk, bu sevgiyi bir doğa yasası olarak kabul eder. bu sevgi onun mutluluğu için büyük önem taşımasına karşın, üzerinde pek fazla durup düşünmez. dünyayı, önüne çıkmış ve büyüdüğü zaman çıkacak olan daha ilgi çekici serüvenleri düşünür. ama bütün bu dış ilgilerin ardında, kendisini her felaketten koruyacak bir anne-baba sevgisi bulunduğunu hisseder. şu ya da bu nedenle anne-baba sevgisinden yoksun kalan bir çocuk, korkuya ve kendine acıma duygusuna kapılır, pısırıklaşıp çekingen olur ve artık dünyaya görüp öğrenme isteği ile bakamaz. böyle çocuklar, şaşılacak derecede küçük yaşlarından itibaren hayatı, ölümü ve insanlığın kaderini düşünmeye başlarlar. önce melankolik olurlar; sonunda ise herhangi bir felsefe ya da inançtan medet umar, içlerine kapanırlar. oysa dünya, belirli bir sıra gözetilmeden serpiştirilmiş hoş ve hoş olmayan şeylerle dolu bir pazar yeridir. bunlardan anlaşılması mümkün bir sistem çıkarma isteği, aslında korkuya dayanır, daha doğrusu agorafobiden, yani açık alan korkusundan gelir. çekingen öğrenci, kitaplığın dört duvarı içinde güven duyar. eğer kendisini dış alemin de aynı biçimde düzenli olduğuna inandırabilirse, sokağa çıktığında da buna benzer bir güven duyar. eğer bu kişi daha fazla sevilmiş olsaydı, gerçek dünyadan daha az korkar ve onun yerine ideal bir dünya yaratma zorunluluğu duymazdı.

sevginin en iyi biçimini tarif etmek kolay değildir, çünkü her türünde az çok bir koruma niteliği vardır. sevdiklerimizin acılarına omuz silkemeyiz. ama ben, sevilenin uğradığı talihsizliğe acımanın da, ileride uğrayabilecekleri için endişe etmenin de, sevgide mümkün olduğu kadar az yer alması gerektiğine inanıyorum.

buraya kadar, kişinin hedef olduğu sevgiden, sevilmekten söz ettik. şimdi de sevmekten söz açmak istiyorum. sevmek iki türlüdür; birisi hayata karşı duyulan istek ve hevesin belki en büyük ifadesi, diğeri ise korku ifadesidir. bence ilki bütünüyle hayran olunacak bir durum, ikincisi ise, olsa olsa bir avuntudur. güzel bir günde göz alan bir kıyı boyunca vapurda giderken kıyıyı seyreder, manzaradan zevk alırsınız. bu, dışarıya bakmakla alınmış bir zevktir ve herhangi büyük bir gereksiniminizle bağlantısı yoktur. ama eğer geminiz batmış da kıyıya doğru yüzmekteyseniz, bu kıyıya başka türlü bir sevgi beslersiniz: kıyı, sizin için güvenliği temsil eder; güzel ya da çirkin olması önemli değildir. sevmenin üstün olanı, gemisi güvenli olan kişinin duygusuna benzeyendir; daha az güzel olanı da, gemisi batmış olana uyandır. bu iki türlü sevginin birincisini, kişi ancak güvendeyken ya da en azından kendisini kuşatan tehlikelere aldırış etmiyorsa duyabilir; ikincisi ise tam tersine, güvenli olmayan bir durumda bulunmaktan ileri gelir. güvenli olmayan durumun doğurduğu sevgi, diğerinden çok daha öznel ve bencildir; çünkü sevilen, nitelikleri için değil, işe yaradığı için değerli görülmektedir. böyle bir sevginin hayatta hiç yeri yoktur demek istemiyorum. aslına bakarsak, hemen hemen bütün gerçek sevgilerde her iki durumun yan yana bulunduğunu, sevginin güvende olmama duygusunu gerçekten sona erdirmesi kadar, dış dünyaya karşı zayıflamış olan ilginin tehlike ve korku anlarında yeniden doğduğunu görürüz. yalnız, böyle bir sevginin hayatta rolü olabileceğini kabul etmekle birlikte, diğerinden daha az güzel olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız, çünkü bu sevgi, korkudan doğmaktadır, korku ise kötüdür ve çünkü sevginin böylesi bencil bir sevgidir.

en iyi sevgi, insanın eski mutsuzluklarından kaçmak için değil de, yeni mutluluklara kavuşmak umuduyla beslediği sevgidir.

sevginin en iyisi her iki tarafa da hayat verir; her iki taraf da sevilmekten haz duyar ve kendini zorlamadan sever; bu karşılıklı mutluluğun sonucu olarak iki taraf da dünyayı daha bir ilgiye değer bulur. sevgi taşımayan bir büyük istek, genel olarak ya gençlikte başa gelmiş bir talihsizlik ya daha sonraki yıllarda uğranılmış bir haksızlık ya da işkence korkusunu doğuran nedenlerden biri yüzünden insanlığa karşı duyulan bir çeşit öfke ya da nefretten ileri gelir. fazla güçlü bir benlik, kişiyi bağlayan bir zincirdir; eğer dünyadan tam olarak zevk almak istiyorsa, kişi bu zincirden kurtulmak zorundadır. gerçekten sevebilme yeteneği ise, kişinin bu zincirden kurtulmuş olduğunu gösteren belirtilerden biridir. sevilmek hiçbir zaman yetmez; sevilmek sevgiye yol açmalıdır ve ancak bu iki kapı eşit olarak açık tutulursa sevgi en büyük olanaklarını gerçekleştirebilir. karşılıklı sevgi tomurcuğunun açmasına engel olan psikolojik ya da toplumsal bütün nedenler, dünyanın yaşamış olduğu ve hala da yaşadığı büyük kötülüklerdir. insanlar yanılmış olma korkusu ile hayranlık göstermekte yavaş davranırlar; sevdiklerinin ya da her şeyde bir kusur bulan insanların kendilerine acı çektirmesinden çekindikleri için de sevmekte yavaş davranırlar. ahlak ve sağgörü adına tedbirli olmak istenir, bunun sonucu olarak da sevgide cömertlik ve ataklık hoş görülmez. bu ise insanlığa karşı çekingenlik ve öfkeyi doğurur, çünkü böylece birçok insan yaşamları boyunca gerçek temel gereksinimlerinden ve onda dokuzu da dünyaya karşı mutlu ve coşkunca davranışın vazgeçilmez koşullarından yoksun edilmiş olur.

bir yatırım tavsiyesi değildir, şuradan indirilip okunabilecek okuma tavsiyesidir.
afiyetle okuyunuz efendim..
devamını gör...

seviyorum diyorsa zaten insan sevdiğine zaman ayırıpta ilgi göstermez mi? sorumluluk sahibi derken sadece mutluluk paylaşılmaz üzgün anında yanında değilsen yeri gelince ailesi olmıcaksan ben sevgiden şüphe ederim. yani kısaca seviyorum diyen değil sevdiğini hissettiren insan arıyoruz. demekle olmuyor o işler. vakit ayrıcaksın gününün nasıl geçtiğini sorucaksın ki her anına ortak olabil.
devamını gör...

'nazire yapmak' gibi bir deyimde de gelen sözcüktür.
devamını gör...

arkadaşım devamlı senin açtığın aynı b*kun laciverti başlıklarla mı uğraşacağız der giderim.

tanım: olmayan ego.
devamını gör...

latince 'yanan taş' anlamına gelen bu elementi bazı simyacılar 'felsefe taşı' olarakta nitelendirmiştir. periyodik tabloda 's' simgesi ile gösterilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1 günde izlediğim netflix türk gençlik dizisi. başrollerinde; mert yazıcıoğlu ipek filiz yazıcı alina boz kubilay aka selahattin paşalı kaan urgancıoğlu yer almakta. 5 arkadaşın okuldan atılmamak için tayini çıkacak olan öğretmenlerini okulda tutma çabalarını konu alıyor.


evet çerezlik dizi izlenebilir fakat hem 90'lardan hem de gerçekten biraz sapmış. ışık'ın sinemaya bile gitmesine izin vermeyen annesi nasıl gece o saatlere kadar dışarıda olmasına izin verebiliyor, konser sonrası edaların evinde neden kimse olmuyor? bir de okulda tutmak için aşık etmek falan bana biraz saçma geldi.

karakterler de daha detaylı işlenebilirdi, sinan ve osman'ın anlayabiliyoruz. biri 2-3 yıldır ailesiz yaşadığı için diğeri de sanırım babasına ve annesine daha iyi bir hayat sunabilmek için o şekilde. fakat eda ve keremi hiç anlamıyoruz. bir de kemal hoca'nın o yaştakilere olan nefreti gibi konuların diziye eklenmesi merakları giderirdi.


bir de 8 bölümlük diziye neden 1.5 sene sonra yeni sezon geliyor anlamış değilim. netflix'in bu gibi çerezlik dizilere tarihe gömüldükten sonra yeni sezon getirme adetinden vazgeçmesi lazım.

ek bir bilgi daha, osman karakteri en başta eşcinsel olarak hazırlanmış fakat (bkz: rtük)'ün tepkisinden sonra o sahneler silinmiş.
devamını gör...

dinlenmiş siyah çay, antiseptik özellik göstermektedir. bu yönüyle pamuğa dökülerek göz üzerine pansuman yapıldığında gözü dinlendirir ve mikropların iltihabın çözülerek kaybolmasına yardımcı olur.denendi ve onaylandı.
devamını gör...

23 nisan için evdeki camı balonlarla çiçeklerle bayraklarla süslüyorum.
devamını gör...

lise kız yurdunda birisi maşrapaya kakasını yapmıştı. üst dönemlerimizden bir kız elinde o b*klu maşrapayla tek tek odaları gezip kimin yaptığını aramıştı.
devamını gör...

öyle bir şey varsa benim borcum dağlar kadar olmuştur.
devamını gör...

lahmacuna sarılı adana yemek gibi skandal bir alışkanlığım var.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim