insanı yoran şeyler
tekrar tekrar aynı hatayı yapmaktır.
devamını gör...
fatih altaylı 01 haziran 2021 tarihli yazısı
şu uyuşturucu konusunda fazlasıyla haklı
eskiden sırf gıcık oldukları için alkol fiyatlarını yükselttiklerini sanıyordum
meğersem uyuşturucu satıp, parayı kırmak içinmiş
eskiden sırf gıcık oldukları için alkol fiyatlarını yükselttiklerini sanıyordum
meğersem uyuşturucu satıp, parayı kırmak içinmiş
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
devamını gör...
karl marx
durduk yere can sıkıntısından teori çıkarmak için uğraşmamış; bilakis can sıkıntısından değil de açlıktan, eşitsizlikten, adaletsizlikten ölecek insanlık için kendi perspektifinden alternatif bir yorum getirmiş tarihi kişiliktir.
gerek iktisadi, gerek diyalektiğe getirdiği güncel yorumlamaları, lenin tarafından revize edilip, kuramsallaştırılarak sovyetlerde uygulanmış ve o dönem getirdiği sanayi üretimi ile tüm dünyanın "hayali" düşmanı haline gelmiştir.
düşünceleri, önerileri, eleştirileri doğrudur, yanlıştır tartışılır fakat sonuçta düşünsel olarak bir şey üretmiş ve günümüzde bile tartışmaların merkezi konumunda olacak kadar ileri görüşlü olduğunu ispat etmiştir.
iddia ettiği, daha doğrusu hayal ettiği sistem hiç uygulanmamış; haliyle de çökmeye bile fırsat bulamamıştır. benim de şahsi eleştirim, marx'ın hayali olan "kapitalizm, en sonunda çökecektir." inancına yöneliktir. fakat bunları iki asır önce hayal ettiği ve o yönde istikamet verdiği unutulmamalıdır.
ayrıca hiçbir zaman cephe tarafından yönetilen bir proleterya diktatörlüğü de istememiştir. dolayısıyla bazı terör örgütlerinin kendilerini" marksist" olarak değerlendirmeleri ve anti komünist kimselerin de bu terör hareketlerini "marksizmle" bağdaştırmaları gülünç bir tespitten başka bir şey değildir.
görüşlerini, hayallerini, ideolojisini beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı bir şey fakat hayattaki tek üretiminizin hafif ıslak ve yapışkan bir peçete parçası olduğu dünyada bari oturun, saygı duyun.
hangi görüşte olursa olsun, fikirlere saygı duymayı öğrenin. en çok karşılaştığım soru : "dolar ne zaman düşer?"
hiç teknik analiz kasmayacağım. sen fikir üretmedikçe, senden olmayanı sevmedikçe, senin gibi olmayana saygı duymadıkça, en önemlisi bir "fikir" üretip, satacak yetkinliğe gelmedikçe dolar düşmez.
iphone kırana, portakal bıçaklayana kadar; marx'ı, papa'yı, şunu, bunu eleştirene kadar elinizi klavyeden çekin de kendinize bir sorun; bugün insanlık için ne yaptım? hangi çıktıyı ortaya koydum? ne yaptım ben, ne..
not : marksist değilim.
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
rüzgâr olup özgürce dünyayı dolaşmak isterdim..
devamını gör...
survive on raft
güzel bir oyun. mobilde ve bilgisayda oynanabiliyor. uçak kazasından kurtulan bir mühendisin hayatta kalmasına yardımcı oluyorsunuz . askeri yardım sandıklarını, tahtaları, yosunları toplayarak ipten su arıtma cihazına , şömineden oltaya kadar çok geniş bir çerçevede ürünler üretebiliyorsunuz. hatta öyle bir geliştirmişler ki oyunda farklı adalara gidip çeşitli gizemleri çözmeniz isteniyor. tüccar gemisi var. bu tüccardan oyun içinde işinize yarayacak ürünler alabiliyorsunuz. işinize yaramayan ürünleri ise satıp deniz kabuğu (birim para) kazanıyorsunuz. tüccardan aldığınız radyo, monitör, akü vb cihazlarla radar cihazı tarzı şeyler üretebiliyorsunuz. oynamanızı tavsiye ederim sevgili sözlük.
kamu spotu: uzun süre ekran başında kalmak başta göz sağlığı olmak üzere sağlık açısından zararlıdır.mobil cihazlarla geçirdiğiniz süreyi en aza indirgemeniz, sağlığınız açısından yararlıdır.
edit: asus zenfone 3 ze552kl telefonumun paramparça olması sebebiyle uzun süredir oynayamadığım oyundur.
aslında baya bir emek vermiştim bu oyuna baya da seviye atlamıştım hatta birkaç defa tüccardan aldığım ürünlerle birkaç tane adaya keşfe gitmiştim. ada keşifleri de güzel bir oyun özelliği aslında. adalarda çeşitli sandıklar ve şifreler var ve size düşen ise bu gizemleri çözmek.
ayrıca tüm adalarda domuz, geyik gibi av hayvanları var. bu hayvanlardan çıkan etleri pişirip yiyebiliyorsunuz, derilerini ise isterseniz halı, kilim gibi bir şeyler yapıyorsunuz isterseniz de tüccara satıp oyun içi para kazanıyorsunuz.
kamu spotu: uzun süre ekran başında kalmak başta göz sağlığı olmak üzere sağlık açısından zararlıdır.mobil cihazlarla geçirdiğiniz süreyi en aza indirgemeniz, sağlığınız açısından yararlıdır.
edit: asus zenfone 3 ze552kl telefonumun paramparça olması sebebiyle uzun süredir oynayamadığım oyundur.
aslında baya bir emek vermiştim bu oyuna baya da seviye atlamıştım hatta birkaç defa tüccardan aldığım ürünlerle birkaç tane adaya keşfe gitmiştim. ada keşifleri de güzel bir oyun özelliği aslında. adalarda çeşitli sandıklar ve şifreler var ve size düşen ise bu gizemleri çözmek.
ayrıca tüm adalarda domuz, geyik gibi av hayvanları var. bu hayvanlardan çıkan etleri pişirip yiyebiliyorsunuz, derilerini ise isterseniz halı, kilim gibi bir şeyler yapıyorsunuz isterseniz de tüccara satıp oyun içi para kazanıyorsunuz.
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
ıyi de kime ne bundan , ibadette reklam olmaz , ibadetin gizlisi makbuldür denmiyor mu ?
gerçekten bazen bu kadarına da pes dedirtiyosunuz,
bir de öyle masum masum anlatmış ki , sadece farzları kılıyormuş bla bla.
ben hiç kılmıyorum, kime ne bundan ?
bırakın bu komik algı yönetimi numaralarını, millet yemiyor artık .
edit: sürekli buna benzer başlıklar açıldığı için, hanginize yetisecegimizi şaşırıyoruz.
bakın daha dün yazdığım bu #135588 entryi okuyun , belki bu algılara müracat ederken , düşünürsünüz az da olsa.
gerçekten bazen bu kadarına da pes dedirtiyosunuz,
bir de öyle masum masum anlatmış ki , sadece farzları kılıyormuş bla bla.
ben hiç kılmıyorum, kime ne bundan ?
bırakın bu komik algı yönetimi numaralarını, millet yemiyor artık .
edit: sürekli buna benzer başlıklar açıldığı için, hanginize yetisecegimizi şaşırıyoruz.
bakın daha dün yazdığım bu #135588 entryi okuyun , belki bu algılara müracat ederken , düşünürsünüz az da olsa.
devamını gör...
kırlangıç yuvası
kırlangıçların salivaları ile ürettikleri bu yuvalar nadir bulunurluğu, yüksek besin değeri, uçurum kenarlarına inşa edilmesi nedeniyle geleneksel çin mutfağında yer edinmiş çorba olarak tüketilen pahalı ve lezzetli bir yemektir.
https://images.app.goo.gl/F...
https://images.app.goo.gl/F...
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
takip ettiğim yazarlardır.
(bkz: hame)
(bkz: sek)
(bkz: delirmiş_psikolog)
(bkz: kafası kendinden güzel)
(bkz: örnek vatandaş)
(bkz: lol)
(bkz: kafakirankopek)
(bkz: armysuzy)
(bkz: hame)
(bkz: sek)
(bkz: delirmiş_psikolog)
(bkz: kafası kendinden güzel)
(bkz: örnek vatandaş)
(bkz: lol)
(bkz: kafakirankopek)
(bkz: armysuzy)
devamını gör...
kyk borcu olan yazarlar
daha okul bitmeden derdine düştüğüm şeydir. arada bir vuruyor kafası sonra geçiyor.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
şakalarımı yapıp gideceğim.
devamını gör...
bojack horseman
çocukluğun ve ebeveynlerin önemini bir kez daha gözler önüne seren dizidir. daha bitirmedim ama bence insanları bir süre sonra geçmişini ve kendisini sorgulamaya itiyor.
devamını gör...
dünyanın fani olduğunu farkına vardığın an
bir yakınını kaybettiğin zamandır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
çok değerli, çok sevgili yayıncımızın hayatındaki tüm koşuşturmacalarda kolaylıklar dilediğim, ne vakit müsait olursa hep burada, hazır ve nazır olarak bekliyor olacağımızı, kaldığımız yerden bomba gibi devam edeceğimizi söylemek istediğim şahane program.
devamını gör...
pavlov'un köpeği
ivan petroviç pavlov; sindirim sistemi üzerine nobel ödülünü de almasını sağlayan araştırmalar yapıyordu. deney amaçlı kullandığı köpeklerin midesini kesip, bir hortum yardımıyla bu salgıları alıyordu.
mide ve tükürük salgılarının nasıl olduğunu ve nelerden meydana geldiğini anlamaya çalıştığı dönemde, köpeğin henüz eti görmeden deneyi yapan kişinin ayak seslerini duyduğunda da aynı güçte salya salgılaması dikkatini çekti.
bu gözlemden sonra pavlov, köpeklerin niçin yiyecek verilmeden önce salya salgıladıkları sorusunun üzerine gitti ve araştırmalarını bu yöne kaydırdı.
pavlov, yaptığı bu gözlemlerinden sonra, aç bir köpeği ses geçirmeyen bir odaya yerleştirdi. deneye başlamadan önce, bir şekilde köpeğin salyasının ağzından dışarı çıkmasını sağladı ve daha sonra çıkan salya miktarını da kayıt altına aldı.
deneye geçildiğinde ise koşulsuz şartlanmanın oluşabilmesi için köpeğe yiyecek vermeden sadece zili çalmaya başladı. başlangıçta, normal olarak köpek herhangi bir salya tepkisi göstermedi. pavlov daha sonra zil sesinin hemen arkasından köpeğe et parçaları vermeye, doğal olarak da köpek salya akıtmaya başladı.
deneyin bir sonraki adımı ise et parçaları ile zil sesini eşleştirmekti. pavlov, et parçalarını köpeğe atmaya başladığı anda asistanları da aynı anda zili çalıyorlar, böylece köpeğin algı olarak et ile zil çalmasını eşleştirmesini istiyorlardı.
bu işlem tekrar tekrar yapıldıktan sonra, zilin çalındığı fakat arkasından et verilmediği zaman da köpeğin salya salgıladığı gözlendi. oysa normalde, köpeğin eti ağzına alınca salya akıtması gerekirdi.
deney sonunda çıkan sonuca göre köpek, sadece kulak kabartması beklenen zil sesine karşı salgı akıtmayı öğrenmiş oluyordu. bu durumda köpeğe, hiç ilgisi olmayan bir uyarıcı karşısında salya akıtması öğretilmiş oluyordu. bu olayda et, koşulsuz yani doğal uyarıcıdır.
şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular.
mide ve tükürük salgılarının nasıl olduğunu ve nelerden meydana geldiğini anlamaya çalıştığı dönemde, köpeğin henüz eti görmeden deneyi yapan kişinin ayak seslerini duyduğunda da aynı güçte salya salgılaması dikkatini çekti.
bu gözlemden sonra pavlov, köpeklerin niçin yiyecek verilmeden önce salya salgıladıkları sorusunun üzerine gitti ve araştırmalarını bu yöne kaydırdı.
pavlov, yaptığı bu gözlemlerinden sonra, aç bir köpeği ses geçirmeyen bir odaya yerleştirdi. deneye başlamadan önce, bir şekilde köpeğin salyasının ağzından dışarı çıkmasını sağladı ve daha sonra çıkan salya miktarını da kayıt altına aldı.
deneye geçildiğinde ise koşulsuz şartlanmanın oluşabilmesi için köpeğe yiyecek vermeden sadece zili çalmaya başladı. başlangıçta, normal olarak köpek herhangi bir salya tepkisi göstermedi. pavlov daha sonra zil sesinin hemen arkasından köpeğe et parçaları vermeye, doğal olarak da köpek salya akıtmaya başladı.
deneyin bir sonraki adımı ise et parçaları ile zil sesini eşleştirmekti. pavlov, et parçalarını köpeğe atmaya başladığı anda asistanları da aynı anda zili çalıyorlar, böylece köpeğin algı olarak et ile zil çalmasını eşleştirmesini istiyorlardı.
bu işlem tekrar tekrar yapıldıktan sonra, zilin çalındığı fakat arkasından et verilmediği zaman da köpeğin salya salgıladığı gözlendi. oysa normalde, köpeğin eti ağzına alınca salya akıtması gerekirdi.
deney sonunda çıkan sonuca göre köpek, sadece kulak kabartması beklenen zil sesine karşı salgı akıtmayı öğrenmiş oluyordu. bu durumda köpeğe, hiç ilgisi olmayan bir uyarıcı karşısında salya akıtması öğretilmiş oluyordu. bu olayda et, koşulsuz yani doğal uyarıcıdır.
şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular.
devamını gör...
bir japon inanışına göre
bir japon inanışına göre süslenme süreniz 5 dakikayı geçiyorsa çirkinsinizdir... oldu mu şimdi japon kardeşlerim. isviçreli bilim adamlarından vazgeçmeyelim.
devamını gör...
azizler
-- spoiler'ımsı --
vavien’den sonra uzun zamandır merakla beklediğim bir filmdi. absürt komediyi seven bir insan olarak yer yer gülerek izledim, ama herkesin dediği gibi bir şeyler eksik bu filmde. evet film bir yere bağlanmıyor gibi, kaldı ki bağlanmak zorunda da değil. bazı filmler açık uçlu biter, bazı filmler çözüme ulaşmaz. filmin teması filmin sonunu da belirler.
azizler’in sorunu atmosfer yaratamaması. ton sorunu var. birazcık ondan birazcık bundan. taylan biraderler-engin günaydın-berkun oya filmi gibi. berkun oya, masum ve bir başkadır’da olduğu gibi delirme temasına takık bir yazar/yönetmen. bu filmde de kent hayatı, yalnızlık, sosyal medya, kent hayatının çarpık insan ilişkileri ile kent hayatının insanı yavaştan delirtmesi meselesine değinmiş. tiyatro kökenli olduğu için senaryolarında tiyatro tekstine benzer bir çok faktör oluyor. neyse ki, arabadan inip müzik eşliğinde oynamaya başlayan karakterler yok bu filmde. azizler’de çeşitli tuhaf karakter var. ancak bu tuhaf karakterler ne zaman sonra filmin aleyhine işliyor. yan karakterler, filmin senaryosuna herhangi bir etki etmiyor. filmde beş dakika görünen sürekli kavga eden ve çocukları bunu kameraya çekip paylaşınca youtube’da ünlü olan materyalist çift, aziz’in tuhaf iş arkadaşı cevdet, erbil’in hoşlandığı vildan ve denyo caner’in anne babası gibi. bunlara kıyasla karısını kanserden kaybetmiş ve karısının hayaletiyle konuşan erbil, erbil’in hayalet karısı kâmuran, zengin reklam şirketi sahibi alp ve aziz daha kompleks karakterler diyebiliriz.
film bu anlamda inandırıcı karakterler yaratma derdinde değil. inandırıcı karakterler yaratmak yerine absürt durumlar yaratma peşinde. rüyalar, hayaller, takıntılar, hayaletler filmin absürt evrenin bir parçası.
denyo caner evet komik. çocuk oyuncu çok başarılı. izlerken çok eğlendim. ama başka yazarların da değindiği gibi denyo caner’i görür görmez aşkımızın meyvesi aytek aklıma geldi. umut sarıkaya’nın kulakları çınlamıştır. bu anlamda denyo caner’e özgün bir karakter diyemeyiz. sadece doktorun koyduğu bir teşhis var: “maalesef çocuğunuz denyo”. komik bir replik. gerçek hayatta bir doktorun böyle demesini düşününce insan duruma gülüyor. ama denyo caner neden bu kadar denyo, niye ağır abi gibi konuşuyor, niye bu kadar agresif, niye ona buna yetişkinlere posta koyuyor, onu kim nasıl bu hale getirdi öğrenemiyoruz. yani ortada sadece bir teşhis var.
filmin ana karakteri aziz büyük bir reklam şirketinde çalışan başarılı bir editör. patronundan takdir görüyor. aziz’in tek istediği yalnız kalmak. aziz ablası, eşi ve minik sayko denyo caner’le aynı evde kalıyor, küçük bir odada yatıyor. aziz yaşadığı ev ortamından darlanıyor. dayı olmaktan, canavar yeğeninin sürekli ilgi istemesinden, yani part-time ebevyn olma rolünden, belki de bir gün baba olma fikrinden darlanıyor. burada şunu sorabiliriz: o halde aziz neden kendi evine çıkmıyor? tek başına yaşamıyor? çok istediği özgürlüğe kavuşması o kadar zor değil aslında. çalıştığı şirkette iyi para kazandığını tahmin ediyoruz seyirci olarak. aziz kendi 1+1 evine bile çıkmaktan neden bu kadar aciz? düşündüklerini hissettiklerini kolay ifade edemediği için mi?
aziz sevgilisi burcu’dan ayrılmak istediğini söylese de bir türlü tam olarak ayrılamıyor. burcu normalde obsesif, takık bir insan olduğu için mi aziz ondan ayrılmak istiyor yoksa aziz’in iletişim kurarken yaşadığı zorluklar mı burcu’yu takıntılı biri yapmış öğrenemiyoruz. aziz, patronunun gösterişli yaşam tarzına, partilere, lüks evine de bayılmıyor ama sırf yalnız başına kalmak ve biraz kafa dinlemek için patronuna yalan söylüyor. aziz patronuna yalan söylemek zorunda da değil. istese, “yalnız başıma kafa dinlemek için bir eve ihtiyacım var, senin evde bir süre misafir olabilir miyim” diyebilir pekala. ama araya yalanlar sıkıştırıyor, çapkınlık yapmak için boş bir eve ihtiyacı olduğunu söyleyerek patronuyla olan ilişkisini daha da karmaşıklaştırıyor. aziz iletişim sıkıntıları olsa da herkese yalan söyleyen bir karakter de değil işin ilginci. onu kız kardeşi, eniştesi, denyo yeğeni caner, burcu ve iş arkadaşı erbil ile samimi konuşurken görüyoruz. aziz’in iletişim sorunu bazı insanlarla. bu muğlak durum olay örgüsüne yansıyor ve absürt durumlar ortaya çıkıyor. fakat izleyicide tam anlamıyla bir doyum yaratamıyor.
yalnız kalıp kendi başına kafa dinlemek isteyen aziz’in, öldükten sonra miras bırakır gibi evini ona tahsis eden erbil’in yerine yerleştikten sonra burcu’nun hediyesi olan ve boynundan hiç çıkarmayacağına söz verdiği halde kaybettiği kolyeyi bulması, burcu ve aziz’in içlerinde bulunduğu ve çıkmaza düşen ilişkilerini netleştiriyor. aziz erbil’in evine yerleşir yerleşmez kolyeyi buluyor. burcu’ya kal gelen restorana gidip kolyeyi bulduğunu gösteriyor. burcu kolyeyi görür görmez içinde bulunduğu katatonik/obsesif durumdan uyanıyor, normale dönüyor. kolye bu anlamda, tıpkı alyans ya da yüzük gibi, ilişkinin görünürdeki teminatı niteliğinde bir obje, burcu’yu içine saplandığı durumdan çıkaran macguffin görevi görüyor. aziz, özgürlüğün tadını aldıktan sonra, erbil’in hediye ettiği evde kendi başına hayat sürebileceğini bildiği halde, burcu’yu katatonik/obsesif döngüsünden kurtarıyor. aziz tam “acaba hem kendi özgür alanımda yalnızlığın tadını çıkarabilir, hem de bir insanla ilişki yürütebilir miyim” diye düşündüğünde ise, alp’in bekar evinde yalnız ve tek başına rahat takıldığı anlarda alp’in kendisine yalan söylendiğini anlayınca gizli kameraya alıp sosyal medyaya servis ettiği, kendi yalnızlığının en mahrem ve mutlu anlarının kurbanı oluyor. aziz bir anlamada toplumun yarattığı baskı yüzünden hiç istemediği bir hayat kurmak zorunda sanki.
azizler vavien kadar başarılı olmasa da seyredilesi bir yapım. onur ünlü’nün on üç yıl önce çektiği bir başka absürt film güneşin oğlu ile kıyasladım ister istemez. şahsi kanaatim, konu absürtlükse, elini korkak alıştırma. konu absürtlükse, elini korkak alıştırma. konu absürlükse, elini korkak alıştırma.
vavien’den sonra uzun zamandır merakla beklediğim bir filmdi. absürt komediyi seven bir insan olarak yer yer gülerek izledim, ama herkesin dediği gibi bir şeyler eksik bu filmde. evet film bir yere bağlanmıyor gibi, kaldı ki bağlanmak zorunda da değil. bazı filmler açık uçlu biter, bazı filmler çözüme ulaşmaz. filmin teması filmin sonunu da belirler.
azizler’in sorunu atmosfer yaratamaması. ton sorunu var. birazcık ondan birazcık bundan. taylan biraderler-engin günaydın-berkun oya filmi gibi. berkun oya, masum ve bir başkadır’da olduğu gibi delirme temasına takık bir yazar/yönetmen. bu filmde de kent hayatı, yalnızlık, sosyal medya, kent hayatının çarpık insan ilişkileri ile kent hayatının insanı yavaştan delirtmesi meselesine değinmiş. tiyatro kökenli olduğu için senaryolarında tiyatro tekstine benzer bir çok faktör oluyor. neyse ki, arabadan inip müzik eşliğinde oynamaya başlayan karakterler yok bu filmde. azizler’de çeşitli tuhaf karakter var. ancak bu tuhaf karakterler ne zaman sonra filmin aleyhine işliyor. yan karakterler, filmin senaryosuna herhangi bir etki etmiyor. filmde beş dakika görünen sürekli kavga eden ve çocukları bunu kameraya çekip paylaşınca youtube’da ünlü olan materyalist çift, aziz’in tuhaf iş arkadaşı cevdet, erbil’in hoşlandığı vildan ve denyo caner’in anne babası gibi. bunlara kıyasla karısını kanserden kaybetmiş ve karısının hayaletiyle konuşan erbil, erbil’in hayalet karısı kâmuran, zengin reklam şirketi sahibi alp ve aziz daha kompleks karakterler diyebiliriz.
film bu anlamda inandırıcı karakterler yaratma derdinde değil. inandırıcı karakterler yaratmak yerine absürt durumlar yaratma peşinde. rüyalar, hayaller, takıntılar, hayaletler filmin absürt evrenin bir parçası.
denyo caner evet komik. çocuk oyuncu çok başarılı. izlerken çok eğlendim. ama başka yazarların da değindiği gibi denyo caner’i görür görmez aşkımızın meyvesi aytek aklıma geldi. umut sarıkaya’nın kulakları çınlamıştır. bu anlamda denyo caner’e özgün bir karakter diyemeyiz. sadece doktorun koyduğu bir teşhis var: “maalesef çocuğunuz denyo”. komik bir replik. gerçek hayatta bir doktorun böyle demesini düşününce insan duruma gülüyor. ama denyo caner neden bu kadar denyo, niye ağır abi gibi konuşuyor, niye bu kadar agresif, niye ona buna yetişkinlere posta koyuyor, onu kim nasıl bu hale getirdi öğrenemiyoruz. yani ortada sadece bir teşhis var.
filmin ana karakteri aziz büyük bir reklam şirketinde çalışan başarılı bir editör. patronundan takdir görüyor. aziz’in tek istediği yalnız kalmak. aziz ablası, eşi ve minik sayko denyo caner’le aynı evde kalıyor, küçük bir odada yatıyor. aziz yaşadığı ev ortamından darlanıyor. dayı olmaktan, canavar yeğeninin sürekli ilgi istemesinden, yani part-time ebevyn olma rolünden, belki de bir gün baba olma fikrinden darlanıyor. burada şunu sorabiliriz: o halde aziz neden kendi evine çıkmıyor? tek başına yaşamıyor? çok istediği özgürlüğe kavuşması o kadar zor değil aslında. çalıştığı şirkette iyi para kazandığını tahmin ediyoruz seyirci olarak. aziz kendi 1+1 evine bile çıkmaktan neden bu kadar aciz? düşündüklerini hissettiklerini kolay ifade edemediği için mi?
aziz sevgilisi burcu’dan ayrılmak istediğini söylese de bir türlü tam olarak ayrılamıyor. burcu normalde obsesif, takık bir insan olduğu için mi aziz ondan ayrılmak istiyor yoksa aziz’in iletişim kurarken yaşadığı zorluklar mı burcu’yu takıntılı biri yapmış öğrenemiyoruz. aziz, patronunun gösterişli yaşam tarzına, partilere, lüks evine de bayılmıyor ama sırf yalnız başına kalmak ve biraz kafa dinlemek için patronuna yalan söylüyor. aziz patronuna yalan söylemek zorunda da değil. istese, “yalnız başıma kafa dinlemek için bir eve ihtiyacım var, senin evde bir süre misafir olabilir miyim” diyebilir pekala. ama araya yalanlar sıkıştırıyor, çapkınlık yapmak için boş bir eve ihtiyacı olduğunu söyleyerek patronuyla olan ilişkisini daha da karmaşıklaştırıyor. aziz iletişim sıkıntıları olsa da herkese yalan söyleyen bir karakter de değil işin ilginci. onu kız kardeşi, eniştesi, denyo yeğeni caner, burcu ve iş arkadaşı erbil ile samimi konuşurken görüyoruz. aziz’in iletişim sorunu bazı insanlarla. bu muğlak durum olay örgüsüne yansıyor ve absürt durumlar ortaya çıkıyor. fakat izleyicide tam anlamıyla bir doyum yaratamıyor.
yalnız kalıp kendi başına kafa dinlemek isteyen aziz’in, öldükten sonra miras bırakır gibi evini ona tahsis eden erbil’in yerine yerleştikten sonra burcu’nun hediyesi olan ve boynundan hiç çıkarmayacağına söz verdiği halde kaybettiği kolyeyi bulması, burcu ve aziz’in içlerinde bulunduğu ve çıkmaza düşen ilişkilerini netleştiriyor. aziz erbil’in evine yerleşir yerleşmez kolyeyi buluyor. burcu’ya kal gelen restorana gidip kolyeyi bulduğunu gösteriyor. burcu kolyeyi görür görmez içinde bulunduğu katatonik/obsesif durumdan uyanıyor, normale dönüyor. kolye bu anlamda, tıpkı alyans ya da yüzük gibi, ilişkinin görünürdeki teminatı niteliğinde bir obje, burcu’yu içine saplandığı durumdan çıkaran macguffin görevi görüyor. aziz, özgürlüğün tadını aldıktan sonra, erbil’in hediye ettiği evde kendi başına hayat sürebileceğini bildiği halde, burcu’yu katatonik/obsesif döngüsünden kurtarıyor. aziz tam “acaba hem kendi özgür alanımda yalnızlığın tadını çıkarabilir, hem de bir insanla ilişki yürütebilir miyim” diye düşündüğünde ise, alp’in bekar evinde yalnız ve tek başına rahat takıldığı anlarda alp’in kendisine yalan söylendiğini anlayınca gizli kameraya alıp sosyal medyaya servis ettiği, kendi yalnızlığının en mahrem ve mutlu anlarının kurbanı oluyor. aziz bir anlamada toplumun yarattığı baskı yüzünden hiç istemediği bir hayat kurmak zorunda sanki.
azizler vavien kadar başarılı olmasa da seyredilesi bir yapım. onur ünlü’nün on üç yıl önce çektiği bir başka absürt film güneşin oğlu ile kıyasladım ister istemez. şahsi kanaatim, konu absürtlükse, elini korkak alıştırma. konu absürtlükse, elini korkak alıştırma. konu absürlükse, elini korkak alıştırma.
devamını gör...
otobüste giderken uyuyakalıp ineceği durağı kaçırmak
hayatımda sadece 1 defa yaşadığım durumdur.
neyse ki o otobüs sık sık geçiyordu da bir sıkıntı olmadı.
neyse ki o otobüs sık sık geçiyordu da bir sıkıntı olmadı.
devamını gör...
yapılırken mantıklı görünen eylemler
asla anlamayacak insanlara, azimle saatler harcayıp açıklama yapmak.
devamını gör...